Estetik Faciası

Tarih: May 15 2017

Adana’da Çukurova Üniversitesi Balcalı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hemşire olarak görev yapan 22 yaşındaki Merve Keleş’in hayatı alt üst oldu. Bir arkadaşı aracılığıyla internette kendisini estetik uzmanı olarak tanıtan Soner G.’yle tanıştı. Dudağını kalınlaştırmak isteyen Keleş, Azerbaycan’da eğitim gördüğünü öne süren Soner G.’ye önce 500 liraya geçici dolgu yaptırdı. Bu dolgu bir haftada eriyince bu kez bin liraya silikon dolgu yapılması konusunda anlaştı. Habere göre Soner G. Kliniği tadilatta olduğu için işlemi evde yapacağını söyledi. Gerçekleşen işlemden yarım saat sonra Merve Keleş’in dudakları şişmeye başladı. Soner G.’nin bir gün sonra kendisine telefonla ulaşan ve dudaklarında dayanılmaz bir ağrı hissettiğini söyleyen Keleş’e, “Enfeksiyon kapmışsın, bu beni aşar, hastaneye git” dediği aktarılıyor. Çalıştığı hastaneye başvuran Keleş’in dudağında ne olduğu belirlenemeyen bir malzeme kullanıldığı ve alerjik reaksiyon oluştuğu belirlendi. İnternetten tanıştığı Soner G.’nin hayatını kâbusa çevirdiğini belirten ve 3 haftadır hastanede tedavi gören Merve Keleş, yaşadıklarını şöyle anlattı:

 

“Bir arkadaşım kalça ve göğüs dolgusu yaptıracaktı. İnternetten araştırma yaparken, bu kişinin medikal estetik uzmanı yazan Instagram hesabını görmüş. Arayınca bize Türkiye’de 2 yıl tıp okuyup bıraktığını, sonra Azerbaycan’da eğitim gördüğünü söyledi. Kendisini medikal estetik uzmanı olarak tanıttı. Benim doğuştan alt dudağımın bir tarafı yüksekteydi. Dudaklarım da inceydi. Hem şekil bozukluğunu düzeltmek hem de kalınlaştırmak için dudak dolgusu yaptırmak için anlaştım. İşlem sonrasında dudağım şişti, ateşim çıktı. Hastanede kullandığı malzemenin anlattığı malzeme olmadığı belirlenince araştırma yaptık, kadın kuaförü olduğu ortaya çıktı. 18 gündür hastanede yatıyorum. Ne kullanıldığını bilemedikleri için müdahale yapamıyorlar. Kendisini arıyorum bana ‘Söylemek zorunda değilim, seninle muhatap olamam’ diyor. Bu hafta ameliyat olacağım belki de dudağımı tamamen kaybedeceğim.” Telefonda iddialara cevap veren Soner G. ise kadın kuaförü olduğunu söyledi ve hakkındaki iddiaları yalanladı. Soner G. “Ben kendimi kesinlikle medikal estetik uzmanı olarak tanıtmadım. Kendisine hiçbir işlem yapmadım. Bir arkadaşı aracılığıyla tanıyorum. Para istediler, vermeyince iftira atıyorlar. Hatta şantajda bulundukları ve tehdit ettikleri için suç duyurusunda bulunacağım” dedi.

Kanser Yapan Yoğurt

Tarih: Nis 05 2017

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü’nden Dr. Yavuz Dizdar, son dönemde artan kanser vakalarında endüstriyel yoğurdun etkisinin ilk sırada olduğunu söyledi. Menteşe Belediyesi Konakaltı Kültür Merkezi’nde ‘Beslenme ve Sağlık İlişkisi’ konferansı düzenlendi. Konferansa konuşmacı olarak katılan Dr. Yavuz Dizdar, hazır yoğurtlarla ilgili açıklamalarda bulundu: “Etrafımızda her gün birisine kanser teşhisi konulduğunu duyuyoruz. Uzmanlar, kanserdeki bu kadar yoğun bir artışı yalnızca sigara, alkol ve obezite ile açıklamanın mümkün olmadığını düşünüyor. Beslenme açısından da birbirinden çok farklı sosyal statüdeki insanlarda da kanser görülüyor. ‘Hayatınızdan çıkarın’ diyebileceğiniz neler var’ diye sorarsanız bilim insanları olarak geçtiğimiz yıllarda bunu çok tartıştık. Birinci sırada olan yoğurt hala ilk sıradaki yerini koruyor. Bizim ülkemizde yoğurt, diğer ülkelere göre açık ara daha çok tüketilen bir üründür. Yoğurt, beslenmeden öte insan vücudunun dengesinin korunması açısından da çok önemlidir. Dolapta bekleyen yoğurdu haftalar boyunca üstten yemeye devam etseniz bir şey olmuyor. Bunu ben defalarca test etmiş biri olarak biliyorum. Biraz dikkat eden herkesin de bildiğini düşünüyorum. Bir ürün bu kadar çok tüketiliyorsa, bu kadar derin bir değişime gitti ise sorun var demektir. Bir gıdanın bozulma biçiminin dönüşmüş olması, ekşimenin ötesinde küflenmeyi bile atlıyor olması, içerikte çok fazla değişiklik yapıldığını gösterir. Kimse kusura bakmasın. Bunlar yoğurt değil. Bu yoğurt yöntemi bilinçli bir şekilde Türkiye’ye dayatılıyor. Bu güçler, yoğurda ilişkin Türkiye’deki yasal tebliğleri bile değiştirdi.” Kendisinin bu konuda eleştirileri gündeme getirdiğinde bazı endüstriyel yoğurt üreticilerinden, “Hocam size bozulmayan yoğurt verdik daha ne istiyorsunuz” diyenlerin olduğunu dile getirdi.

Nutella

Tarih: Oca 16 2017

Tükürük Bezi Taşı

Tarih: Eyl 12 2016

Tükürük bezlerinin dokusu içerisinde ya da salgı kanallarında oluşan kalsiyum birikintilerine tükürük bezi taşı ya da sialolit, tükürük bezinde taş oluşmasına ise sialolitiazis adı verilmektedir. Tükürük bezi taşları tükürük bezlerinin en sık karşılaşılan iyi huylu hastalıkları olup toplumda %1 oranında izlenmektedir. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla olmak üzere genellikle orta-ileri yaş grubunda görülen tükürük bezi taşları, çocuklarda nadiren oluşmaktadır. Taşlar genellikle tek tükürük bezinde ve tek taş olarak görülmekle beraber birden fazla tükürük bezinde birden fazla taş oluşabilmektedir. Tükürük bezi taşları %80-90 oranında çene altı (submandibüler) tükürük bezinde izlenirken % 10-15 oranında kulak önü (Parotis) ve çok nadir olarak dilaltı (sublingual) ve küçük (minör) tükürük bezlerinde izlenmektedir. Çene altı tükürük bezinde oluşan taşlar genel olarak daha büyük boyutlu ve tükürük kanalı içinde saptanırken kulak önü (Parotis) tükürük bezindeki taşlar daha küçük çaplı, birden fazla ve sıklıkla tükürük bezi dokusu içinde bulunmaktadır. Çene altı tükürük bezi boşalma kanalının (Wharton kanalı) diğer bezlerin kanallarından uzun olması, kanalın birden çok bölgede açılanmalar göstermesi, ağız tabanına açılma ağızının (punktum) dar olması ve salgının yer çekimine göre ters yönde olması gibi yapısal özellikler yanında bu bezin salgısının daha fazla kalsiyum içermesi ve asitlik değerinin düşük olması nedeni ile submandibüler tükürük bezinde daha fazla taş oluşmaktadır. Bunun dışında tükürük akımındaki her türlü azalma ve tükürük pH değerindeki artışlar (asiditesindeki düşüş) taş oluşumuna zemin hazırlayabilir. Gut hastalığında da ürik asit taşları ortaya çıkabilmektedir.

Taşların oluşması farklı etkenlere bağlı olup genel olarak tükürük bezi kanallarında toplanan ölü hücre artıkları içinde enfeksiyon etkisi ile artan kalsiyum ve fosfat birikiminin taş oluşumuna neden olduğu kabul edilmektedir. Tükürük salgısının azalmasına ya da koyulaşmasına neden olan yetersiz sıvı tüketimi, aşırı sıvı kaybı, beslenme bozuklukları gibi durumlar ve bazı ilaçlar taş oluşma riskini artırmaktadır. Önce mikroskobik ölçülerde oluşan ve küçük kanallarda tıkanmaya neden olan taşlar üzerinde hücre artıkları ve minerallerin birikmesi ile ortalama yılda 1 mm civarında büyüyerek zamanla büyük tükürük kanallarını tıkayıp şikâyet oluşturacak boyutlara ulaşmaktadır. Tükürük bezinde taş olan hastaların en önemli şikâyeti özellikle yemek sırasında çene altında ya da kulak ön ve alt kısmında oluşan ağrılı şişliklerdir. Taşlarla birlikte iltihap oluşan durumlarda şişme olan bölgede ciltte kızarıklık, ateş, komşu lenf bezlerinde büyüme ve ağız içinde tükürük kanallarının açılma bölgelerinden iltihaplı akıntı gelmesi gibi şikayetler de izlenmektedir.

Antibiyotik Kabilesi

Tarih: Eyl 03 2016

Günümüzde antibiyotiklerin aşırı ve düzensiz kullanımı, antibiyotik direncinin de ciddi bir şekilde ortaya çıkmasına ve sorun oluşturmasına neden olmuştur. En basiti, 50 yıl önce kullandığımız ilaçlar artık işe yaramıyor. Sürekli olarak yeni ilaçlar bulmak ve günden güne kendilerini değiştiren zararlılara karşı tetikte olmamız gerekiyor. Antibiyotik direncinin, en belirgin şekilde modern hayatın içinde yaşayan insanlarda gözükmesi beklenir. Sonuçta, herhangi bir hastalığa maruz kalındığında ilaçları kullanan bu insan grubu oluyor. Science Advances’de yayımlanan bir araştırma, bu savın geçerli olmadığını ve modern hayattan tamamen izole şekilde yaşayan bazı Amazon yerlilerinde, şaşırtıcı şekilde, antibiyotiklere karşı dirençli daha çok sayıda bakterinin bulunduğunu gösteriyor. Bu buluşun hikayesi oldukça ilginç. Zaman zaman televizyon kanallarında ve haberlerde yeni keşfedilen insan gruplarına dair haberleri, doğrulukları tartışmalı olsa da, duyarız. Bunlar genelde Amazonlar gibi uçsuz bucaksız ve farklı bölgelerinin birbiriyle etkileşimi az olan yerlerde görülür. Öyle ki, bazı insan grupları tarihlerinde neredeyse hiçbir zaman diğer insanlarla etkileşim içerisine bile girmez. Örneğin, Afrika’da konuşulan farklı dil sayısı, insan toplulukları arasındaki etkileşimin çok az olmasında dolayı 2000’i bulmuştur. Ara sıra da, o bölgeden geçen bir uçak veya helikopter sayesinde bu insanları bulabiliriz. En yeni bulunan izole kabilelerden bir tanesi, Amazon bölgesinde yaşayan avcı-toplayıcı Yanomami kabilesidir. 2009 yılında Venezuela Amazonları’nın dağlık bölgelerinde bulunan bu insanlar, şimdiye kadar hiçbir modern insan ile etkileşime girmemiş, modern dünyanın getirdiklerinden bihaber durumdadır. Bilim dünyasının ilgisini çeken konulardan bir tanesi de, Yanomami insanları ve onların diğer zararlılar ile olan ilişkisidir. Her ne kadar bakterilere bu yazıda zararlı diyor olsam da, vücutlarımızda sayısı trilyonları bulan onlarca farklı çeşit bakteri yaşıyor ve bizim gündelik hayatımızı sürdürmemize, sindirimimizden tutun da bağışıklık sistemimize kadar pek çok alanda yardım ediyorlar. Elbette, bu bakterileri diğer bakterilerden ayıran pek fazla özellik yok; onlar da sonuçta antibiyotiklerden etkileniyor ve aynı zararlı bakteriler gibi onlara karşı direnç geliştirebiliyor.

Rainforest

Science Advances’ta yayınlanan makalede sunulan ilk sonuçlar oldukça şaşırtıcı; Yanomami insanlarının bağırsaklarında yaşayan bakteriler, bilinen ilaçların pek çoğuna karşı dirençli. Dahası, modern insanın sahip olduğundan daha fazla bir direnç çeşitliliğine sahipler. Bu oldukça şaşırtıcı ve kafa karıştırıcı, çünkü bu insanlar daha önce hiç ilaçlara veya ilaç ile beslenmiş hayvanlara maruz kalmadılar. Bu yüzden de, bağırsaklarında yaşayan bakterilerin düşmanı hiç olmadı. Bu durumda bakterilerde herhangi bir direnç görmeyi açıkçası beklemiyorduk. Ama sonuçlar, tam tersini gösterir şekilde. Yanomami insanlarında görülen antibiyotik direncinin nasıl ortaya çıktığı hâlâ bir soru işareti. Öne sürülen görüşlerden bir tanesi, bu bakterilerin toprakta bulunan diğer mikroorganizmalara karşı direnç geliştirdiği ve bu direncin de bizim ilaçlarımıza karşı koyduğu yönünde. Yani, bakteriler sadece ölmemek istemişler ve onların hayatını tehdit eden dış zararlılara karşı direnç geliştirirken biz modern insanın yöntemlerine karşı da direnç geliştirmişler. Diğer olası ve daha genel bir sonuç içeren görüş ise, antibiyotik direncinin tek tek ilaçlara karşı değil de, canlının hayat döngüsündeki önemli mekanizmaları korumak için daha genel çaplı savunmalar geliştirmek üzere ortaya çıktığı. Örneğin, etki göstermesi hücre duvarını parçalamaya dayanan bakterilerde, bu görevi yapan birden fazla enzimin ortaya çıkması ve bunların da çevresel faktörlere daha dirençli şekilde evrilmesi, geniş bir ilaç grubunun etkisini ortadan kaldırabilecek niteliktedir. Aynı insanlar üzerinde yapılan başka araştırmalar, Yanomami insanlarında bulunan bakterilerin bizlere kıyasla daha çeşitli olduğu yönünde sonuçlar elde etti. Bunlar arasında en önemlilerinden bir tanesi de, böbrek taşı oluşumunu engellediği bilinen okzalobakterler. Yanomami insanlarında bu bakteriler hâlâ bulunuyor ve bu sayede de böbrek taşından kurtuluyorlar. Öte yandan, biz ise günlük yaşamımızda maruz kaldığımız çeşitli etmenlerden dolayı artık bu bakteriyi vücutlarımızda taşımıyoruz ve böbrek taşlarını kırmak için doktor doktor gezmek zorunda kalıyoruz.

Yanomami People

Yaşıtlar

Tarih: Nis 12 2016

Yaşıtlar 1

Brezilya’lı 5 yaşındaki Misael Caldogno ve yaşıtı

Yaşıtlar 4

Yaşıtlar 3

Misael ve Babası

Yaşıtlar 2

Siyah Sarımsak Nedir?

Tarih: Mar 02 2016

Bildiğimiz sarımsaktan daha faydalı olduğu iddia ediliyor. Siyah sarımsak, Japonya, Avustralya, Amerika ve Avrupa ülkelerin mutfaklarında oldukça popüler bir kullanım alanına sahip. Aslında siyah sarımsak bildiğimiz sarımsağın belirli ısı ve nem koşullarında bir ay süreyle kurutulması sonucu elde ediliyor. Bir ay boyunca fermente olan sarımsak siyah bir renge bürünüyor. Asya mutfaklarında oldukça popüler olan siyah sarımsak faydaları nedeniyle Avrupa Mutfaklarında da son dönemlerde oldukça popüler. Siyah Sarımsak, 2004 yılında Scott Kim tarafından Güney Kore’de keşfedilmiş bir üründür. Hafif şurubumsu ve ekşimsi tadı vardır.

Siyah Sarmısak

Sarımsaklar başları soyulmadan, folyolara sarılarak; bunun için özel olarak üretilmiş fermentasyon cihazına konur. 60-75 derece ısıda ve ortalama % 75 nem koşullarında fermente edilir ve yaklaşık 40 günde istenilen kıvama gelir. Siyah sarımsak; yemeklerde kullanıldığı gibi çerez olarakta tüketilebilir. Ayrıca enerji içecekleri, çikolatalar, dondurma ve kraker üretiminde katkı maddesi olarak da kullanılır. Fermentasyon sürecinde sarımsağın antioksidan özelliği 10 katına kadar çıkmaktadır. Fermentasyon sonrasında ortaya çıkan yoğun maddeler yüksek antikanserojen maddelerdir. Örnek verecek olursak S-allylcysteine isimli maddeyi siyah sarımsak daha fazla içermektedir. Siyah sarımsak, normal sarımsaktan daha fazla kolestrol ve tansiyon düşürücü etkiye sahiptir. Siyah sarımsak daha fazla antiseptik, antifungal, antiviral, antioksidan ve antibakteriyel bileşimler içmektedir. Bu yüzden kronik hastalıklarda, dolaşım sistemi hastalıklarında, romatoid arterit ve Alzheimer gibi hastalıklarda oldukça etkilidir.

Virüs Pazarı

Tarih: Şub 05 2016

Zika virüsü, Flaviviridae virüs familyasının ve Flavivirus cinsinin bir üyesi. İnsanlarda Zika ateşi veya Zika hastalığı olarak bilinen hastalığa neden oluyor. Özellikle hamile kadınlarda beyin özürlü, mikrosefali hastalığını taşıyan bebeklerin doğmasına yol açıyor. İnsanlara sivrisineklerle geçiyor. Cinsel yollarla bulaşıyor. Brezilya’da patlak veren virüs tüm G. Amerika, Orta Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya ile Pasifik Adaları’na yayıldı. Televizyon haberlerinde doğum özürlü o zavallı bebek görüntüleri içimizi parçalıyor, bir o kadar da korkutuyor. Dünya Sağlık Örgütü, virüsü “Küresel Acil Durum” olarak ilan etti. Cinsel yollarla da bulaşan virüs aslında 69 yıldır biliniyor. Bu virüsü 1947’de Afrika’da keşfeden ise o dönem Sarı Humma üzerine araştırmalar yapan Rockefeller Vakfı’na bağlı uzmanlar.

Zika Virus

National Geographics Yazarı David Quammen, Rockefeller Vakfı araştırmacılarının, Uganda’da Victoria Gölü çevresindeki Zika ormanlarında bir makak maymunu üzerinde belirlenen virüsü Zika Virüsü olarak adlandırdıklarını yazdı. Global Research sitesinde yazanKanadalı akademisyen Guillaume Kress ise daha önemli bir noktayı gündeme getirdi. Virüsün patenti, aynı yıl, 1947’de Rockefeller Vakfı’ndan J. Casals tarafından alınmış! Virüs, İngiltere’de LGC Standards, ABD’de ise ATCC-LGC Ortaklığı tarafından pazarlanıyor. Teddington, Middlesex merkezli LGC Group, kendisini, kimyasal, biyoanalitik alanda İngiltere’nin belirlenmiş Milli Ölçüm Enstitüsü ve laboratuvar hizmetlerinde, ölçüm ve referans materyallerinde, genom ve yeterlilik ölçümlerinde uluslararası lider olarak tanımlıyor. Amerika’da ise ATCC (Zika virüsünün teknik adı) denilen bir şirket ile ortaklık kuran LGC, buradaki hedefini, ATCC kültürlerini ve biyo-ürünlerini Avrupa, Afrika ve Hindistan’daki araştırmacıların hizmetine sunmak ve 5 binden fazla ATCC kültür materyalini en iyi teknik destek ve müşteri hizmeti ile sunmak olarak belirtiyor.

Zika Viruss

Rockefeller Vakfı patentli Zika virüsünü ATCC’ye ait internet sitesi üzerinden 599 avroya satın almanız mümkün! Kress, yazısına David Rockefeller’ın 1991’deki Trilateral Komisyon toplantısındaki konuşmasından bir alıntı ile devam ediyor: “Washington Post, New York Times, Time Dergisi ve diğer harika yayınların yöneticilerine katılımları ve 40 yıllık sağduyulu yaklaşımları için çok teşekkür ediyoruz. Eğer bu yıllar içinde basının açık ilgisine mazhar olsaydık, dünya için yaptığımız planı geliştirmemiz mümkün olmazdı. Fakat artık dünya çok gelişti ve bir dünya hükümetine hazır hale geldi. Dünya bankerleri ve elitlerinin süpernasyonel hükümranlığı, geçmiş yüzyılların ulusal oto-determinasyonundan çok daha iyidir.”

Zika Muayene

Acaba diyor Kress, ZikaVirüsü’nün Rockefeller Vakfı tarafından sahiplenilmesi, dünya bankerleri ve entelektüellerinin süpernasyonel hükümranlık planının bir parçası mıdır? Öte yandan, İngiliz gazetesi Daily Mirror’un Zika virüsüyle ilgili bir haberi de ilginçti geçen günlerde. Daily Mirror’dan Elle Griffiths’in haberine göre genetik mühendisliğinin bu alanda yaptığı çalışma ölümcül sonuçlar doğurdu. İddiaya göre, Uzmanların çalışmalarıyla birlikte Zika Virüsü taşıyan sinekler, humma virüsü taşıyan genetiği değiştirilmiş sineklerle çiftleşerek üreyecekti. Yumurtalardan doğan yeni sineklerin ise üreyemeden ölmesi sağlanacaktı. Bu çalışma bugüne kadar yarar sağladı. Ancak virüslü sineklerin genleri soyu tükenmesi planlanarak kodlanmasına karşın bu olmadı. Aksine genetiği değiştirilmiş sinekler çoğalarak, ZikaVirüsü’nün yayılmasına neden oldu. İddiaya göre bu durum bugünlerde başlayan salgına kadar anlaşılamadı. (Hüseyin Vodinalı)

Zika İlaçlama

İlaçlana Evler ve Apartman Mezarlıklar

Zika Mezarlık


   Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.

Site Hakkında