Uçan Terzi

Tarih: May 17 2017

Fransız Franz Reichelt 1879 yılında doğmuştur. Terzi olan Franz, aynı zamanda bir mucitti. Uzun süredir paraşütle ilgili çalışıyordu ve paraşütün ilk mucitlerindendi. Fransada “Uçan Terzi” olarak bilinoyrdu. Kendi diktiği ve tasarladığı paraşütleri defalarca yüksek apartmanlardan kuklalar ile test etti ve başarılı oldu. Tasarladığı bu garip kıyafetle kendi deneme yapmak istiyordu. Defalarca Paris emniyetinden izin istedi ve hep geri çevrildi. Nihayet 4 şubat 1912 tarihinde Eyfel kulesinde deney yapması için izin verildi. 4 şubat 1912 tarihinde sabah saat 7:00’de toplanan kalabalık uçan terzinin deneyi için merakla bekliyordu. Aslında Paris emniyetinden verilen izin sadece kukla içindi. Franz Reichelt’in atlayacağını kimse bilmiyordu son ana kadar. Yanındaki 2 arkadaşı onu ikna etmeye çalıştıysa da bunda başarılı olamadılar. Eyfel kulesinin İlk platformun üzerine diktiği garip kıyafeti giyerek çıktı ve kendini bir süre boşluğa bıraktı. Yer çekiminden dolayı aşağı uçtu ama beklenenin aksine yere çakıldı ve son nefesini verdi. Düştüğü buz kaplı zeminde oldukça derin bir çukur açılmıştır.

Taşınan Türbe

Tarih: May 13 2017

Ilısu Baraj Gölü alanında bulunan 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi, Türkiye’de ilk defa uygulanan proje ile 2 kilometre taşınarak, baraj göl alanından çıkarıldı. Türbe, yeni yeri Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı’na yerleştirildi. Taşıma işlemi için 8 adet “Kendinden Tahrikli Modüler Taşıyıcı” (SPMT) kullanıldı. Meteorolojik şartların uygun olması nedeniyle bugün gerçekleştirilen taşıma işlemi, saat 08.00’de başladı. Yaklaşık 3,5 saat süren taşıma işlemi 11.35’te tamamlandı. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu “Bin 100 ton ağırlığındaki Zeynel Bey Türbesi’ni taşımak için dünyanın en ileri teknolojilerini kullandık. Bu, dünyada bir ilk olacaktır. Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin açık göstergesidir. Bunun için hem teknolojimiz hem gücümüz hem de bütün tarihi eserlerimizi koruyacak şevk ve heyecanımız var.” Taşıma işlemini gerçekleştiren ER-BU İnşaat firmasının yetkilisi İnşaat Mühendisi Oğuz Çetin ise yaklaşık 16 ay proje aşaması sürdüğünü, alt yüklenici olarak Bresser firmasından teknik destek aldıklarını söyledi. Çetin, dünyada iki çeşit yapı taşıma sistemi kullanıldığını, türbenin taşınmasında Kendinden Tahrikli Modüler Taşıyıcı (SPMT) tercih ettiklerini kaydetti.

Büyüyen Yüz

Tarih: Şub 21 2017

Yüzündeki doku büyümesi sebebiyle yıllar içerisinde yüzü giderek büyüyen 53 yaşındaki Xia Yuanhai’nin günlük yaşamı oldukça zor. Yuanhai’nin 66 yaşındaki abisi Xia Yuanchang, kardeşinin rahatszılığının yetişkinlik döneminde ortaya çıktığını ve tedavi için yüklü miktarda para gerektiğini söyledi. Maddi imkansızlık nedeniyle Xia Yuanhai daha gençken tıbbi yardım alamadı. Geçen yılların ardından ise yüzünün şeklinin bozulması iyice arttı. Dişleri dökülen hatta sağır olan adamın yüzünün aldığı şekil sebebiyle insanlar ona uzaylı demeye başladı.

Turuncu Kırmızı Sarı

Tarih: Oca 26 2017

Soyut ekspresyonizm akımının önemli temsilcilerinden Mark Rothko’nun bir tablosu, New York’ta düzenlenen açık artırmada 46,4 milyon dolara satıldı. Sotheby’s Müzayede Evi’ndeki açık artırmada, 1970’de yaşamını yitiren Rus asıllı Amerikalı ressam Rothko’nun Adsız (Sarı ve Mavi) adlı eseri 46,5 milyon dolara alıcı buldu. Yaklaşık 2,5 metrelik tablo, yalnızca parlak sarı ve mavi renklerden oluşuyor. Rothko’nun 1954’te tamamladığı eser, koleksiyoncu ve hayırsever Rachel Bunny Mellon’a aitti. Mellon’un koleksiyonundaki eserler, mart ayında 103 yaşında ölmesinin ardından varisleri tarafından satışa çıkarılmıştı. Rothko’nun 1961 yılında yaptığı Turuncu, Kırmızı, Sarı adlı eseri, 2012’de Christie’s müzayede evinde yapılan açık artırmada 86,9 milyon dolara alıcı bularak sanatçının şimdiye kadar en yüksek fiyata satılan eseri olmuştu. (2015)

87 milyon dolar’lık Turuncu, Kırmızı, Sarı isimli Tablo! Bir asgari ücretlinin bu tabloyu alabilmesi için yemeden içmeden maaşının tamamını 22.500 yıl biriktirmesi gerekiyor. Acaba bu tabloyu çöpte görseniz ne yapardınız?

Peki baktığınız zaman hiç bir şey anlatmıyor dediğiniz bu eser neden bu kadar pahalıdır? İnsanlar çıldırmaya başlamış ya da para fazla mı gelmiştir? Mark Rothko soyut dışavurumcu bir ressamdır. Dışavurumculuk özetle doğanın insan ruhundaki yansımasını ele alan bir akımdır. Soyut dışavurumculuk da ise herhangi bir betimleme, bir şeyleri resmetme kaygısı yoktur. Bu akımda aşırıya kaçan bir sadelikte ruh duygulanımlarını yalnızca bir renk ve belli belirsiz şekillerle anlatabilirsiniz. Soyut Dışavurumculuğun ülkemizdeki en önemli temsilcisi ise Bedri Baykam’dır. Rothko’nun da derdine düştüğü kaygı budur. Resimlerinin karşısına geçen insanlara bir şeyler anlatmak yerine, bir şeyler hissettirmeyi amaçlamaktadır. 30 yıla yakın ciddi anlamda maddi sıkıntılar çekmiş, Yahudi olduğu için memleketinden kaçmış, ömrünün son 10 yılında ölümü saplantı haline getiren sanatçı evindeki banyosunda ölü bulunmuştur.

Öte yandan ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, dünyanın lideri olma derdinin önünde bir engel bulunmaktadır: Kültür ve Sanat. Çok fazla göç almıştır, yoz bir kültürü olduğu düşünülmektedir. İstihbarat teşkilatı CIA’in kurulduktan sonraki ilk başarılı operasyonu ne yazık ki sanat üzerine olmuştur. Başta Rothko gibi büyük ustaları, o dönemlerde fazlasıyla desteklemiş, büyük müzayedelere, galerilere, müzelere sergiler düzenlemesini gizlice sağlamışlardır. Rothko, ABD kapitalizmine karşı bir sanatçıydı. O öldükten sonra eserlerinin bu kadar değerleneceğini tahmin etmiş midir bilemeyiz. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası sanat eserleri özel bir koleksiyon konusudur. Alıcılar bir zamanlar Rothko’nun yüzüne bile bakmazken şimdi bir Rothko için ruhlarını satmaya hazırlardır şüphesiz.

Dansöz Kararnamesi

Tarih: Oca 16 2017

Anayasa’da yapılan değişiklikler Meclis’te kavga ve gürültüler arasında madde madde kabul ediliyor; yürütme ve kararname çıkartma yetkisi de Cumhurbaşkanı’na verilecek. Kararname bizde tâââ ilk anayasalarımızdan itibaren vârolmuş bir uygulamadır ve değişik çeşitleri mevcuttur. Meselâ, kanunların mecbur kıldığı durumlarda hükümetin bütün üyeleri tarafından imzalanıp cumhurbaşkanının onayladığı kararnameler çıkartılır; önemli tayinler başbakan ve ilgili bakan tarafından hazırlanıp cumhurbaşkanının tasdik ettiği üçlü kararname ile yapılır yahut bugünkü gibi olağanüstü durum ilân edildiği dönemlerde Meclis’ten alınan yetki ile belli bir dönem için kanun hükmünde kararnameler neşredilir. Bugün bu sayfada şimdi Devlet Arşivlerinde muhafaza edilen ve araştırmacılara açık olan, Cumhuriyet tarihimizin pek bilinmeyen son derece ilginç ve nâdir bir kararnamesi ile daha sonra buna ilâveten çıkartılmış iki ayrı kararnameyi yayınlıyorum. 17 Şubat 1937’de hazırlanan asıl kararnamede dönemin başbakanı İsmet İnönü ile bütün bakanların imzaları bulunuyor. Sonraki aylarda yayınlanan diğer iki kararname de aynı şekilde hazırlanmış. Kararname, Cumhuriyet’in ilk senelerinde Ankara’da faaliyete geçen, hem protokol davetlerinin mekânı, hem de yine o günlerin bir çeşit kültür merkezi ve oteli olan, bugün Devlet Konukevi dediğimiz Ankara Palas’ta düzenlenen müzikli ve danslı programlar için Fransa’dan bir Rus dansöz getirilmesi maksadıyla hazırlanmış.

İçişleri Bakanlığı 16 Şubat 1937’de Başbakanlık’a bir yazı göndermiş, Paris Operası’nın Nansen Pasaportu taşıyan ve aslen Rus olan baş dansözü Valeria Ponatchevnaia Ellanskaia’nın Ankara Palas’ta bir ay müddetle program yapabilmesi için hükümet kararnamesi çıkartılmasını istemiş, Bakanlar Kurulu konuyu hemen ertesi gün ele almış, gereken kararname hazırlanmış ve Reisicumhur Kemal Atatürk tarafından da imzalanarak yürürlüğe girmesinin ardından baş dansöz Valeria memleketimize gelmiş! Kararnamede bahsi geçen Nansen Pasaportu”nun ne olduğunu kısaca yazayım: Norveçli diplomat ve kâşif Fridtjof Nansen’in vatansızlar, özellikle de Rus mülteciler için uygulamaya koyduğu bugünkü Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın o zamanki benzeri olan Milletler Cemiyeti’nin vatansız kalmış olan mültecilere 1922’den itibaren verdiği pasaportun ismidir. Sadece Rus yahut Avrupalı mülteciler değil, Birinci Dünya Harbi’nin ardından memleketi terketmek zorunda kalan Türkler, meselâ 150’likler ve sürgündeki hanedan mensupları tarafından da kullanılmıştır. Valeria Ellanskaia’nın Ankara Palas’taki programı hayli ilgi çekmiş ve beğenilmiş olmalı ki, Türkiye’de kalış müddeti yine Bakanlar Kurulu kararnameleri ile iki defa birer aylığına uzatılmış. İlk uzatma yine İçişleri Bakanlığı’nın talebi ile 20 Nisan 1937’de yapılmış ve Ankara’da açılacak kömür sergisi, Beyaz Rus Valeria Ponatchevnaia Ellanskaia’nın kalmasına gerekçe olarak gösterilmiş. 14 Mayıs 1937’de aynı şekilde yine İçişleri Bakanlığı’nın isteği üzerine bir başka kararname çıkartılmış ve Valeria’ya bir ay daha kalma izni verilmiş! (Murat Bardakçı)

Çöl Karı

Tarih: Ara 21 2016

sahra-kari

Dünyanın en sıcak yerleri olan çöller, aynı zamanda en yağışsız yerler de. Fakat yıllık ortalama sıcaklık yaklaşık 30 derece olan Sahra Çölü’nde geçtiğimiz gün olağanüstü sahneler yaşandı. Cezayir’in Ain Sefra isimli çöl kasabasında, kızıl kum tepelerinde beklenmedik birşey oldu. Amatör bir fotoğrafçı olan Karim Bouchetata, bu sürreal sahneleri anında fotoğraflamış. Kumların üzerindeki kar taneleri, görenleri büyülüyor.

Planktonic Predator

Tarih: Ara 19 2016

planktonic-predator

İnsanların havranış alemi kadar olmasa da hayvanların hayat alemi acip durumlarla doludur!

Ay Büyürken

Tarih: Ara 02 2016

ay-orman

Antalya’da Batı Akdeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü’nde, Anadolu köylüsünün ‘Ay’ın yenisinde olur börtü böcek, eskisinde olur börek çörek’, ‘Kesme odunu Ay büyürken, kırk koyunu küçülürken‘ gibi inanışları bilimsel olarak doğrulandı. Batı Akdeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü’nden orman yüksek mühendisi Ayhan Serttaş başkanlığında, akademisyenlerin de bulunduğu 7 kişilik ekip tarafından ‘Ay’ın Değişik Evrelerinde Kesilen Kızılçam Emvallerinin Böcek, Fungus Kolonizasyonu ile Odun Dayanıklılığı Bakımından Belirlenmesi’ başlıklı proje 2012 yılında başlatıldı. Özellikle Anadolu’nun köylerinde ağaç kesiminden koyun kırpmaya, tohum ekiminden ürün hasadına kadar birçok konuda Ay’ın evrelerinin etkileri üzerine konuşulan inanışlara yönelik araştırmada, ilginç sonuçlara ulaşıldı. Projede, Anadolu köylerinde yaşlı insanların, ‘Ay’ın yenisinde yapılan işten hayır gelmez’, ‘Dolunay’ı bekle, bereketini gör’, ‘Ay’ın yenisinde olur börtü böcek, eskisinde olur börek çörek’, ‘Kesme odunu Ay büyürken, kırk koyunu küçülürken‘ gibi sözlerin doğruluğu ilk kez bilimsel araştırıldı. Nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelen bu inanışlara karşı, bu projeyle ürün ekiminden meyve ağaçlarının budanmasına, böceklerin ürüne musallat olmasından hayvanların ne zaman kırpılacağına, bulgurdan salçaya, turşudan peynire gökyüzünde Ay’ın hangi evresinde ne yapıp yapılmayacağına ilişkin bilimsel ışık tutulacak.

Özellikle Ay’ın değişik evrelerinde kesimi yapılan ağaçlardan daha dayanklı tomruk elde edildiğine dikkati çeken Ayhan Serttaş, Ay’ın gelgit olayından kaynaklanan 4 evresi üzerine işlemler uygulandığını kaydetti. Ay’ın evrelerinin insanlardan tüm canlılara, tohumlara çok büyük etkileri olduğuna inanıldığını belirten Serttaş, “Bununla ilgili değişik ülkelerde değişik çalışmalar yapılmış. ABD’de 30 bin suçlu üzerindeki araştırmada kaçakçılık, hırsızlık, tecavüz gibi suçların Ay’ın farklı evrelerinde arttığı belirlenmiş. Tohum ekimi, verim ve hastalıklarla ilgili farklılıklar belirlenmiş” dedi. Farklı evrelerde kesilen ağaçlardan yapılan müzik aletlerinin akustik, ses etkilerinin dahi ortaya çıkarıldığını anlatan Serttaş, “Bizde de Ay’ın farklı evrelerinde kesilen ağaçlar yapıda kullanılırsa böceklenme, mantar olmaz gibi inanışlar var. Bunlar söylenti şeklinde devam ediyor ve ülkemizde bunlarla ilgili çok az çalışma var. Bize bu önerildi ve 2012’de bu çalışmayı aldık. Amacımız ‘yeniay’, ‘ilk dördün’, ‘dolunay’ ve ‘son dördün’ evrelerinde ve iki dönem kasım-aralık, nisan-mayıs olmak üzere her ay dönemde 20’şer ağaç olmak üzere toplam 40 ağaç kesildi. Belirli yerlerde 1’er metre yükseklikte tomruklar halinde bekletiyoruz” dedi.

Tomrukların bir kısmından işlenmiş ahşap elde edildiğini ve yaklaşık 4 yıldır izlediklerini kaydeden orman yüksek mühendisi Serttaş, “Şu ana kadar elde ettiğimiz verilerde Ay evrelerinin böceklenme üzerine etkisi olduğunu belirledik. Mesela ‘dolunay’ ve ‘yeni ay’da tomruklara zarar veren böceklerde artış olurken, diğer evrelerde yok. Dönemsel olarak daha belirgin bir sonuç çıktı. Kasım-aralıkta kesilen ağaçların tomruklarında böcek zararı olmazken, nisan-mayıs döneminde kesilenlerde odun zararlısı dediğimiz zararlıların oranının daha fazla olduğunu gördük. Önümüzdeki sene projeyi sonuçlandıracağız” diye konuştu. Projede tomruklara zarar veren mantarların da incelendiğini açıklayan Serttaş, “Hangi Ay evresinde kesilen ağaçlarda mantar oluyor veya olmuyor? Ayrıca odunun kendi özellikleriyle ilgili 6 ayda bir diskler alıyor, bir cihazla basınç uygulayıp kalitesini ölçüyor ve inceliyoruz. Projemizin sonuçlanması 2017’ye de uzayabilir. Çünkü lata halinde beklettiklerimizde herhangi bir şey olmadı. Çünkü bazı zararlılar odun içine yumurtasını bırakıyor ve yaklaşık 5 yıl latent halde kalıp, sonra zarar vermeye başlıyor. Bunu evlerdeki ahşap doğrama, taban tahtalarında görebilirsiniz. Malzemeyi kullanırsınız aradan 10 yıl geçer ve ağaçta kurt vardır ve kemirerek yemeye başlar. Bunun etkisini görmek için 5 yıl beklemek gerekiyor” dedi. Eski inanışlara göre ‘dolunay’dan sonra Ay’ın küçülmeye başladığı ‘son dördün’de kesilirse kurtlanma olmayacağının söylendiğini belirten Serttaş, “Koyun kırpma bile Ay’ın farklı evrelerinde yapılabiliyor. Hasadın toplanma zamanı, örneğin ‘Domates veya elmayı Ay’ın şu evresinde toplarsanız daha uzun dayanır’ ya da böceklenmez gibi benzer çok inanış var. Eski marangozlarla görüşülürse onlar hep Ay’ın eskisinde kesilmesi gerektiğini söyler. Ya da köylerde eski evlere gidilsin, asırlık evler olmasına rağmen kullanılan ahşap malzemede bir tek kurt yoktur. Bu genelde Ay’ın evresiyle ilişkilendiriliyor” diye konuştu.


   Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir.

Site Hakkında