RSS

Bahara Uzanan Yol

Tarih: Sep 01 2014

Bahara Uzanan Yol

Silahlandırılan Özgür Kürdistan

Tarih: Sep 01 2014

Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Kürt bölgesine yönelik başlattığı saldırıdan sonra peşmerge için ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra İran ve Türkiye de seferber olmuştu. ABD ve Fransa’nın gönderdiği silahların peşmergeye teslim edilmesinden sonra, Peşmerge Bakanlığı Enformasyon Sorumlusu Halgurt Hikmet, Türkiye’den de silah geldiğini açıklamıştı. (2014)

Kürt Peşmerge

Peşmerge silahlı Kürt güçlerine verilen isimdir. 1920′lerde Kuzey Irak’ta Özgür Kürdistan hedefine ulaşmak için ilk kez tarih sayfasında ortaya çıkmış bağımsızlıkçı Kürt hareketinin silahlı bir birimidir. 2005 yılında ABD destekli tekrar faaliyete geçen birim Kürdistan Ordusu olarak resmiyet kazandırılmaya çalışılmıştır. 2003 Irak İşgalinde ABD ile birlikte koalisyon güçlerine eşlik etmiştir. Saddam Hüseyin’in Halepçe’de Kürtleri hedef alan zehirli gaz saldırısından sonra Türkiye, bazı peşmergeleri ve ailelerini Türkiye’ye alıp vatandaşlık hakkı vermiştir. 1995 yılına kadar Irak içinde 7.500 kadar peşmerge ve Kürt STK’lar görevlileri CIA operasyonu ile ülkeden kaçırılarak ABD ordusunun Guam Üssü’ne taşındı. Irak’ın işgali sonrasında bu peşmergelerin eğitilerek Irak’ta önemli görevlere getirildiği savunulmaktadır.

Türbe Yıkan Işıd

Derin güçler haricinde hiçkimse birşey anlamadı. Birden İŞİD denilen bela ortaya atıldı.

Bölge tekrar şekilendiriliyor. Muhtemelen Büyük Kürdistan’ın doğum sancısı başlıyor!

Yeni Planlar

Çanakkale Savaşı’ndan Hatıralar

Tarih: Sep 01 2014

Canakkale Şehitleri

Eğitim ve Yeni Türkiye

Tarih: Sep 01 2014

Nereden tutsan elinde kalıyor denir ya, memleketin hali gerçekten bu.  Nereden tutsan elinde kalıyor.  Tıp fakültelerindeki profesör arkadaşlarım arıyor, Tıp eğitimi başıboş. 10-15 sene sonra ne özelde ne devlette kaliteli doktor bulamayacaksınız diyor.  Ciddi ciddi işini yapmaya çalışan kurumlar ve şahıslar, üç otuzluk danışmanların Twitter’daki oyuncağı olmuş, işin kötüsü bunlar ciddiye alınıyor, kurumların içi boşaltılıyor.  Her yerden türlü rezaletin kokusu geliyor.  Yazmaya kalksak bu gazetenin sayfaları yetmez, zaten gazetenin de hoşuna gitmez.  Ama Milli Eğitim’deki rezalet o boyutta ki  yapboza dönüştürülen ve giderek kalitesi yerle yeksan olan Milli Eğitim sistemimizde geçen yıl yeni bir sınav sistemine geçildi.

Adı TEOG.  Ne yazık ki benim kızım da TEOG rezaletine yakalanacak yaştaydı.  SBS sistemi devam etse sınava bile girmeyecekti; çünkü okulunda devam etmek istediğini söylemişti.  TEOG olunca mecburen sınava dahil oldu.  Ama kararlı olduğu için tercih falan yapmadı.  Birkaç hafta önce öğrendik ki, tercih yapmayan öğrenciler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından evinin en yakınındaki okula otomatik olarak yerleştirilecekmiş.  Ben de başladım kızımla dalga geçmeye.  Tercih yapmadın, şimdi bizim mahalledeki imam hatip okuluna kaydedecekler diye.  Pazar günü bir de baktık ki bizim şaka gerçek olmuş.  Ama bir farkla.  Okul bizim mahallede değil.  Bizim semtte değil.  Bizim ilçede değil.  Komşu ilçede de değil.  Hatta İstanbul’un bizim oturduğumuz yakasında da değil.  Hatta hatta İstanbul il sınırları içinde olduğu bile şüpheli.  TEOG, bizim kızı Şile’de bir okula kaydetmiş.  Daha doğrusu bir imam hatip lisesine.  Durumu öğrenince Google’ın haritasına yazıp bizim evden okula olan mesafeyi ölçtüm.  94.5 kilometre.  Şaka değil tam doksan dört buçuk kilometre.  Google’a göre trafik sıkışıklığı yokken yol tam 1 saat 32 dakika sürüyor.  Bu arada okurlardan şikâyetler yağmaya başladı.  Kaydettikleri okul ile evimiz arasında 45 kilometre var. Ne yapacağız? diyen.  Hepsine yanıt yazdım.  Rekor bizde diye.  Gazeteye geldim dün.  Bizim grafik ekibinden Naci benim rekoru kırdı.  Onun çocuğunu 125 km uzaktaki okula yazmış Milli Eğitim Bakanlığı.  Eğer bu iş düzelmezse İstanbul trafiğinde bayağı bir hareketlenme olacak. (Fatih Altaylı)

Hahambaşı İmamhatip

Geçtiğimiz günlerde gayrimüslim öğrencilerin imam hatip liselerine otomatik olarak kaydedilmesi tepkiye yol açmıştı. Türkiye Musevileri Hahambaşı İsak Haleva’nın torununun Şile’de bulunan İmam hatip lisesine yerleştirildiği iddia edildi. Bugün gazetesinde yer alan habere göre, TEOG sisteminde kaynaklı, evlerinden kilometrelerce uzaklıktaki okullara yerleştirilen, tercih etmedikleri halde İmam Hatip Liselerine otomatik olarak atanan öğrencilerin yanında Hahambaşının torununun da İHL’ye yerleştirildğine yönelik iddia dikkat çekti. MEB’in skandallarına bir yenisini daha ekledi. TEOG yerleştirmelerindeki problemler devam ederken Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’dan şimdiye kadar bir açıklama gelmemesi tepkiye yol açtı.

Yandaş Medya İddiası

İktidar gözlüğüyle görebilen yandaş medyanın taraflı iddiaları bir tarafa, ortada acı bir gerçek var! Siyasete arka bahçe olması niyetiyle sayıları hızla artırılan imam hatiplerin sonu pek iyi görünmüyor malesef. Bu okullar üzerinden yapılan siyaset, hem imam hatiplerin kalitesini hızla düşürüyor, hem de bazı tarafların tepkilerini topluyor. Bu ise İmam Hatipli olmak isteyen ve bu okullara gönül veren gençlere büyük bir saygısızlık ve haksızlıktır. Eğer amaç inançlı bir nesil oluşturmak ise; bu eğitim sadece imam hatipler üzerinden değil, tüm milli eğitimi kapsayacak şekilde zorlama yapılmadan, siyaset lekesi bulaştırmadan yapılmalıdır.

***

İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, 9 Eylül’den itibaren akademisyenliği ve başında bulunduğu Marmara Denizi’nde süren deprem araştırmalarını bırakma kararı aldı. Üniversitelerin bilimden uzaklaştığını düşünerek bu kararı alan Görür, çok sert açıklamalar yaptı. İTÜ’nün artık eskisi gibi olmadığını, bir bilim insanının taşıması gereken evrensel ölçütlerin tehdit olarak görüldüğünü söyleyen Görür, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “İTÜ, inanılmayacak ölçüde geriye düşen öğretim üyesi profiliyle inanılmayacak düzeyde fukaralaşan üniversiteye dönüştü. Genel olarak üniversitelerde insanlar, uluslararası standartlardaki başarıları ile, araştırmaları ile algılanmıyor. Bizden mi bizden değil mi, hangi toplululuğa, hangi düşünceye aidiyeti var gibi saçma sapan bir yolun içine girildi. Eğer belirli bir düşüncenin insanı değilseniz sizi görmezlikten geliyorlar. Öyle olunca da gerçek bilim adamları küstürülüyor. İnsanlar artık kendi üniversitelerine aidiyetlerini yitirdiler.”

***

Yeni Türkiye Dedikleri

Yeni Şafak gazetesi yazarı İsmail Kılıçarslan, yeni Türkiye tartışması üzerine son günlerin en dikkat çekici yazısını kaleme aldı. Yazar, uslubu yumuşak ama içeriği hayli sert bir tonda eleştiri oklarını son dönemde yeni Türkiye söylemini dilinden düşürmeyen iktidara yakın çevrelere yöneltiyor. Edebiyatçı kimliğiyle de bilinen Kılıçarslan, ömrünü davaya adamışların yerine donanımsız, çapsız diye nitelediği yeni yetmelere değer verilmesine isyan ediyor. 13 yıldır gençlik hareketinin çıkarılamadığını yazan Kılıçarslan, Necip Fazılın yaşadığını zanneden gençlerle yeni Türkiyeyi kurabileceğini düşünen yetkililere tepki gösteriyor. İşte Twitterda paylaşılan Kılıçarslanın Çok Sıkıldım başlıklı yazısından bir parça:

Yeni Türkiyenin, temel hayat sloganları felsefe yapma, edebiyat parçalama, icat çıkarma üçgeninden oluşan; herhangi bir politik düzleme angaje olduğunda her şeyi bir tamam hallettiğini düşünen aktörlerinden çok sıkılıyorum. 10 yılını, 20 yılını, 30 yılını davaya adamış insanların neredeyse görmezden gelindiği; ne dediğini kendisinden başka hiç kimsenin anlamadığı çapsız, izansız, donanımsız nevzuhur politika konuşur zıpçıktıların baş tacı edildiği bir düzenin içinde yaşayıp gitmiyormuşuz gibi davranılmasından çok sıkılıyorum. 13 yıldır bir gençlik hareketi ortaya çıkaramamanın acısını bir kez bile ciğerinde duymayan, her seferinde bu seçimi de bir atlatalım kolaycılığına düşen, her seferinde rakamları ilkelerden daha çok önemseyen düşünürlerden geçilmiyor ortalık. Ve ben cidden çok sıkılıyorum. Necip Fazıl’ın yaşadığını zanneden gençlerimiz var. Vara yoğa küfür edip kendini rahatlatmayı cihat etmek zanneden gençlerimiz var. Lacivert takım elbise ve siyah parlak ayakkabı giyen, Ray-Ban gözlük takıp proce kovalamayı marifet sayan, asıl projenin bizatihi kendisi olması gerektiğini bir kez bile aklına getirmeyen gençlerimiz var. Yeni Türkiyeyi bu gençlerle kurabileceğini düşünen koca koca adamlardan çok sıkılıyorum.

Kızıyor musunuz bana? Hayatımızı politikadan ibaret hale getiren bu düzeneğe kızmıyorsanız bana kızmak hakkınız tabii. Hayatî olanı geçici olandan ayıramamak belki de bugün en temel sorunumuz. Kimse hayatî olanla yani zor fakat aynı zamanda elzem olanla ilgilenmekten yana değil. Herkes geçici olanla, sayısal olanla, bugünlük olanla, gündelik olanla ilgili. Bırakın çok daha temel soruların ve sorunların altını çizmeyi, yaptığımız gökdelenleri çocuklarımıza nasıl izah edeceğiz diye sorduğunuzda size hain yaftası yapıştırılması an meselesi. Kol kırılır yen içinde diye diye kırık yüzünden iltihaplanan, kangrene dönüşme tehlikesi bulunan bir dünya sorunu erteleyip duruyoruz. Şu an için gerçekten ilgilendiğim tek soru budur. Gerisi koyu bir can sıkıntısı. Ne diyordu Ted Hughes: Bu senin erdemli dediğin Mersinin ilçesi değil miydi yeğenim? Oklava çekmesi meşhurdur oranın. Damağın çatlar lezzetten.

Suriye Mafyası

Tarih: Sep 01 2014

Gaziantep’te Suriyelilere karşı tepkiyle başlayan olaylar unutulmuşa benziyor ama aslında ortada bir barut fıçısı var, kimse ilgilenmiyor. Gaziantep benzeri olaylar sürekli yaşanıyor ve yeni de değil. Geçen kış otomobille Türkiye’nin her yerinde açılmış zincir kafelerden birinin önünden geçiyordum. Baktım bir olay var. Kalabalık toplanmış, bir polis arabası, memurlar ortalık ana baba günü. Meraklı vatandaş olarak durdum. Bir yanda kanlar içinde genç bir kadın. Başka genç kadınlar. Bağrış çağrış sürüyor. Kafe çalışanlarından birine “Ne oldu birader?” diye sordum. Anlattı. Bir masada 4 Suriyeli kız oturuyormuş. Sonra masaya iki Türk kız gelmiş tartışmaya başlamışlar. Birden Suriyeli kız Türk kızın saçına yapışmış, Türk kız da masadaki çatalı alıp Suriyeli kızın önce koluna sonra da bacağına saplamış. “Niye peki?” dedim. Gülmeye başladı. “Abi aramızda kalsın bu Türk kızlar burda müşterilerle tanışıyormuş. 150-200 liraya anlaşıyorlarmış. Suriyeliler gelmeye başlamışlar ve fiyatları aşağı çekmişler. 50 liraya kadar inmiş fiyatlar. Tabii Suriyeliler aç abi. Ne yapsınlar?” O zaman bu olayı yazmadım ama Suriyelilerin çok ciddi bir sorun kaynağı olacağını defalarca yazdım. Ama bu işin sorumluları sanki böyle bir sorun yokmuş gibi davranmaya ve Türkiye’nin Suriyelilere yardım eli uzattığı safsatasını anlatmaya devam ettiler. O yardım elinin Suriyeli genç kızları ne yaptığı ortada. Pek yakında Türkiye’de bir Suriye mafyası karşımıza çıkarsa hiç şaşırmayın. Bu işler hep böyle başlar.

(Fatih Altaylı)