RSS

AKP’nin Perinçek Şifresi

Tarih: Oct 18 2014

TBMM İnsan Hakları Cezaevi Komisyonu üyeleri Silivri Cezaevi’nde Doğu Perinçek’i ziyaret etti. Ama bu görüşmeyi basit bir cezaevi ziyaretinden, bir komisyonun çalışmasından farklılaştıran şeyler var. Öncelikle şu bilgiyi verelim, TBMM İnsan Hakları Cezaevi Komisyonu’nun üç AKP’li üyesi var, bu üyelerden biri “Biatsa biat itaatse itaat” diyen Mehmet Metiner. Diğer iki AKP’li üye Ayşe Türmenoğlu ve Mehmet Kerim Yıldız. Yine BDP’li Murat Bozlak da komisyonun içinde. Bir de CHP’yi vekil var, Veli Ağbaba. Aslında bu görüşmenin basit bir ziyaret olmadığının bir diğer göstergesi, Perinçek’in dışındaki İşçi Partisi yöneticilerinin de görüşmeye katılması. İP eski genel sekreteri Mehmet Bedri Gültekin ile Erkan Önsel, Turan Özlü ve Oktay Yıldırım da katılmış. Yani AKP-BDP heyeti ile İP Heyeti arasında bir görüşme adeta. Perinçek’le görüşmeyi CHP’i Ağbaba Aydınlık gazetesine anlatmış. Bu görüşmede Perinçek’in dedikleri şunlar: Bugüne kadar tek kişilik hücrede kalıyordum, şimdi koğuşa alındım. Burada bize yönelik bir hukuksuzluk yok. Ben Gladyo operasyonu sonucu buradayım.

Bu açıklamalardan anladığımız şey şu, Perinçek ile AKP arasındaki ittifak başladığı için artık Perinçek’i daha geniş bir odaya yerleştirmişler. Apo’nun hücresinin genişletilmesi gibi bir süreç burada da işlemiş yani! Üstelik cezaevinde bir hukuksuzluk da yokmuş. Yani AKP cezaevlerine de ileri demokrasi getirmiş anlaşılan! Ve bomba: Perinçek’i içeri atan AKP’li hükümet değil, Gladyoymuş! Bir süredir AKP ve İşçi Partisi’nin ortak söylemi herkesin dikkatini çekmiştir: Ergenekon’u Cemaat yaptı, hükümetin haberi yoktu, oyuna gelmişlerdi. Nitekim Aydınlık gazetesinin son dönemlerde Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri kestiğini ve esas saldırıyı Cemaat’e ve Abdullah Gül’e yönelttiğini de gözlemliyoruz. Buradaki oyun son derece net: Yeniden yargılama denilen süreç, Ergenekon ve diğer davalarda tutuklu bulunan, haksızlığa uğramış tutsakların serbest bırakılması değil, AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın aklanması.

Perinçek bir koalisyon öneriyor; Türkiye Cephesi kuralım diyor.  Türkiye Cephesi’nin bileşenleri ise şunlar: AKP, CHP, MHP ve BDP!  Politik dehayı görüyor musunuz siz, Türkiye’nin bütün partileri Türkiye Cephesi’nde. Yani hepsi vatan, millet için birleşmiş. TC’yi kaldıran AKP de Türkiyeci! Kürdistan’ı kuracağız diyen BDP de Türkiyeci! İyi de kim kaldı Türkiyeci olmayan? Cemaat ve Abdullah Gül! AKP’nin Türkiyeci Cephe’nin içine bizzat Perinçek tarafından yerleştirilmiş olması sürece son derece uyuyor. Artık karşımızda AKP’lilerin ifadesiyle dik duran, Amerika’ya İsrail’e posta koyan, Şangay Beşlisi’ne girmek isteyen antiemperyalist Tayyip Erdoğan var. Eh böylesi bir lideri elbette Perinçek de Türkiyeci görecektir. Sözün kısası: AKP heyetine Perinçek’in mesajı açık: Biz sizinle aynı cephedeyiz!

Bu kadar önemli bir dönemden geçerken iktidar tüm imkanlarını kullanarak süreci kendi lehine çevirmeye çalışacak ve 2023’e AKP ile girilmesinin yolu açılmış olacak. Buna hem kanunsuz uygulamaları dahil hem de siyasi kumpasları. Siyasi kumpaslar kısmında ise, Apo ile Tayyip Erdoğan arasında geçtiğimiz yıl başlayan görüşmelere yeni bir ittifak kuvvetinin daha katıldığını görüyoruz: Doğu Perinçek.  Kimileri bunu biraz şaşırtıcı bulabilir ama şaşıracak bir şey yok, Aydınlık gazetesini açın, künyesine bakın, bu gazetenin dağıtımını zaten Sabah Grubu’nun yaptığını göreceksiniz! AKP’nin Kürt Açılımı ve PKK ile görüşmesi AKP tabanından MHP’ye bir geri dönüşü başlatmıştır. Şu anda ilk defa hem CHP hem de MHP birbirlerinden değil AKP’den oy alacak noktada bulunmaktadır. İşte AKP’nin buna tahammülü yoktur. Bunu engellemek için hem CHP’yi hem de MHP’yi bölecek bir formülünün olması gerekmektedir. Bulunan o formül ise Doğu Perinçek’tir. (Gökçe Fırat)

Erdoğan ve Perinçek

Her dalda ajanlık yapan Doğu Perinçek ve AKP’nin

islamcı yazarı Abdurrahman Dilipak bir zamanlar sohbet ederken.

Eski Görüşme

Kazançlı Mikrop

Tarih: Oct 11 2014

Sağlık Mafyalığı

Ebola Çatışması 4

Ebola virüsü ilk kez 1976 yılında teşhis edildi. Eş zamanlı olarak Sudan ve Kongo’da gerçekleşen vakalar, sırayla 280 ve 156 kişinin ölümü ile sonuçlandı. Salgının bu birinci dalgasında Kongo’da ölüm oranı %88 iken, Sudan’da %53 olduğu belirtiliyor. Ebolaya sebep olan virüsün; virüs taşıyan hayvanlara temas yolu ile bulaştığı düşünülüyor. Virüsün ekolojisi ve bulaşma yolları kesin olarak bilinmemekle birlikte, yapılan çalışmalar sonucunda maymunlar ve yarasalar tarafından taşındığı biliniyor. Virüs kan yolu ile taşınıyor ve bir çok organa yerleşebiliyor. Ebola virüsünün kuluçka döneminin 2 ile 21 gün arasında olduğu belirtiliyor. Ateş, soğuk algınlığı, başağrısı, iştahsızlık ve kas ağrısı gibi semptomları ise aniden ortaya çıkıyor. Bir çok vakada, beş ve yedinci günler arasında iç kanama meydana geliyor ve 7 ile 16 gün arasında ölümle sonuçlanıyor. İnsanlar virüsün taşıyıcı olmamakla birlikte, hasta olan kişinin vücut sıvısı ile diğer kişilere bulaştığı biliniyor.

Ebola Çatışması 5

Ebola Çatışması 8

Ebola Çatışması 3

Ebola Çatışması 6 Ebola Çatışması 7  Ebola Çatışması 9

Ebola Çatışması 11

Sokak Ortasında Ebola Dramı ve Ölümleri

Ebola Çatışması 15

Evlerde Karantina Hapsi

Ebola Çatışması 12

Karantinadan Kaçış

Ebola Çatışması 10

Ebola Çatışmasında 1

Karantina uygulaması yapan güvenlik güçleri ve göstericiler arasında çıkan çatışmada yaralanan bir çocuğa, virüslü olma ihtimali nedeniyle zamanında müdahale edilmedi. Liberya’lı çocuk bir gün sonra hayatını kaybetti.

Ebola Çatışmasında 2

 Ebola Çatışması 13

Ülkenin Eboladan Kurtulması İçin Dua Eden Rahipler

Ebola Çatışması 14

Zindaşti Vakası

Tarih: Sep 30 2014

Uyuşturucu kaçakçılığından sabıkalı İran vatandaşı Naci Şerifi Zindaşti‘nin İstanbul Büyükçekmece’de hedef alındığı silahlı saldırının arkasından hem mafya filmlerini aratmayan bir hesaplaşma öyküsü hem de akıl almaz bağlantısı ortaya çıktı. Haziran ayının ortasında Amerikan Uyuşturucu Mücadele Birimi (DEA) ile Yunan Polisi uluslararası büyük bir operasyonla İran-Türkiye-Yunanistan-Arnavutluk hattından Avrupa’ya uyuşturucu taşıyan bir kartel çökertildi. Yunanistan’ın başkenti Atina’da bir depoyu basan polisler Afganistan’dan alınan, İran’dan kamyonlarla yola çıkılarak Türkiye üzerinden Yunanistan’a getirilen eroinleri buldu. Ayrıca, yine Atina’da bir villayı basan polisler, 4’ü Türk 11 uyuşturucu baronunu tutukladı. İddiaya göre kartelin önemli ismi Zindaşti, yeniden uyuşturucu işine girmişti. İddiaya göre DEA’ya muhbirlik yapan Zindaşti bu operasyon için gerekli bilgileri paylaşmıştı. Yunanistan’da uyuşturucu karteli, kendilerini Zindaşti’nin ihbar ettiğini öğrenince hesaplaşmak için silahlı elemanlarını gönderdi. Katiller her sabah Zindaşti’nin kullandığı Porsche cipe trafik ışıklarında pusu kurdu. Direksiyon koltuğunda Zindaşti yerine, kızını okula götüren 23 yaşındaki yeğeni Devrim Öztunç ve kızı Arzu Şerifi öldü.

Esrarangiz İnfaz

İranlı uyuşturucu baron 24 Eylül 2007’de İstanbul Büyükçekmece’de jandarmanın düzenlediği operasyonda 75 kilo eroinle yakalanarak tutuklanmıştı. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Dairesi, 23 Temmuz 2009 tarihli yazıyla durumu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirdi. Ergenekon Savcısı Cihan Kansız da, Maltepe 3 Nolu Cezaevi’ne 1 Eylül 2009 tarihli yazıyla Zindaşti’nin 21 Ekim 2009’da Beşiktaş Adliyesi’nde hazır edilmesi talimatını verdi. ABD’nin bu talebinden 11 ay sonra birileri harekete geçti. Zindaşti, Kemal Şerifi Seydani isimli sahte kimlikle Savcı Zekeriya Öz‘ün talimatıyla serbest bırakıldı ve Terazi kod adıyla Ergenekon Davası’nın gizli tanığı oldu. Zindaşti ifadelerinde Adalet eski Bakanı Seyfi Oktay ile bazı hakimleri suçladı. Bunun üzerine Hukukçular Soruşturması başlatıldı. 14 ve 16. Ağır Ceza Hakimleri’nin rüşvetle iş yaptığı iddia etti. Kendisinin yargılanıp hapse girdiği eroin davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Erkan Canak ile 10. Ağır Ceza Başkanı Zafer Başkurt’un sürülmesini sağladı. Zindaşti, “Uluslararası bir uyuşturucu kaçakçılığı şebekesi var. Bunlar dünyanın her yerinde at koşturuyorlar. Devlete ve emniyete bilgi verdim, gereğinin yapılacağına inanıyorum” dedi. “Daha önce tehdit aldım” diyen Naci Şerifi Zindaşti, “Beklediğimiz birşeydi. Çocuklara birşey yapacaklarını zannetmiyordum. Hedef bendim” diye konuştu. Ergenekon’da gizli tanık olarak dinlenmesiyle ilgili soru sorulan Zindaşti, “O konuyla alakalı değil” ifadesini kullandı.

(Ferit Zengin, 2014)

Yeni Türkiye İçin Nüfus İthali

Tarih: Sep 23 2014

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, 49 rehinenin serbest kalmasının ardından Türkiye’nin IŞİD’le mücadeleye desteğini artırmasını beklediklerini söyledi. Kerry, konuya ilişkin konferanslara katılan NATO üyesi Türkiye’nin kendini IŞİD’le mücadele çabalarına yardım etmeye adadığını belirterek, Ancak rehine sorununun üstesinden gelmeleri gerekiyordu dedi.  Rehinelerin IŞİD tarafından Türkiye’ye teslim edilmesinin birinci sonucu bu. İkinci sonuç ise rehineler daha teslim edilmeden anlaşma gereği alınmış görünüyor. Rehineler Tel Abyad’a varmadan çatışmalar o bölgede sürüyordu. Sığınmacılar ise Türkiye sınırlarına varmıştı. Rehinelerin teslim edilmesi ile Türkiye’ye yüz binlerce kişinin sığınması arasında doğrudan bir ilişki var. Bu bilgiyi doğrulayan bir gelişme daha var. Tıpkı, Suriye krizi başlamadan bir sene önce Kızılay’a 1.5 milyon çadır sipariş etmesi emri verilmesi gibi rehine krizi ile ilgili görüşmeler sürerken de benzer hazırlıkların yapılmış olması, sığınmacılar ile rehinelerin serbest bırakılması arasındaki ilişkiyi açıkça sergiliyor. Nitekim CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu, Kobani’ye karşılık takas yapıldı iddiasında bulundu. Ediboğlu ayrıca rehinelerin serbest bırakılmaları karşılığında terör örgütü IŞİD’e Türkiye’den tren dolusu silah ve çok sayıda da militan gönderildiği bilgisini aldıklarını da belirtti. Ediboğlu, IŞİD’in arkasında Tarık Haşimi ve ekibi var. Haşimi Türkiye ile bağlantılı. IŞİD’i Batılıların kontrolü güçleşti. Lojistik desteğin kesilmeyeceği yolunda IŞİD’e güvenceler verildi dedi.

Oslo’da Türkiye’nin PKK ile masaya oturmasının iki mimarından biri olan CIA danışmanı Henry Barkey ise Suriye’deki Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi konusunda da rehine krizi benzeri bir sorun yaşanabileceğini öne sürerken, konuyla ilgili yazısını Kısacası Türkiye’nin ikilemi, inisiyatifi IŞİD’e kaptırmış olmak. Rehinelerini kurtarmış olsa da hâlâ IŞİD’e tutsak diye bitirdi. Barkey, Türkiye’nin diğer bir sorunu da kendi topraklarındaki cihatçılara destek alt yapısının oluşturması derken Gaziantep’te 75 yatak kapasiteli bir hastaneye giren Birgün gazetesi muhabiri Doğu Eroğlu, 2014’ün ilk 8 ayında en az 700 militanın tedavisinin burada yapıldığı bilgisine ulaştı. Suriye’den Türkiye’ye yeni sığınanların ise Şanlıurfa’da yol kesip darp ve gaspa başladığı bilgileri geliyor.

AKP iktidarı, Amerikan projesine uyarak, kardeşlik ilişkisi kurduğu Suriye’yi karıştırdı. Suriye’yi karıştırmak için Özgür Suriye Ordusu, El Nusra gibi örgütlere lojistik destek verdi. Bir istihbarat organizasyonu olan IŞİD de zaten El Nusra’nın bünyesinde idi. El Nusra, El Kaide patentliydi. El Kaide’nin ise bir CIA örgütlemesi olduğunu bilmeyen kalmadı. Türkiye’de görevi, gerçekleri halktan gizlemek olan gazeteci görünümlü propagandistler bu bilgileri komplo teorisi diyerek çürütmeye çalışıyor ama görünen köy kılavuz istemez. Burada asıl büyük sorun şu ki Türkiye’nin nüfus yapısı değişiyor! İlk etapta 2.5 milyon kadar Suriyeli geldi. İkinci etapta da bir o kadarı bekleniyor. Beş milyon kişinin bir ülkeden başka ülkeye göç etmesine tarih tanık olmamıştır. Bu, Türkiye’nin nüfus yapısını değiştirme operasyonudur. Yeni Türkiye Cumhuriyetinin mimarı Graham Fuller’in projesi için, böyle gerekiyor. Kapıların sadece Türkmenlere kapatılması da bu nüfus hareketinin projelendirilmiş olduğunu gösteriyor. AKP iktidarı da zaten Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarmaya çalıştığı için projeyi uygulamakta bir sakınca görmüyor. (Arslan Bulut)

Kaza ve Suriyeli

Beyoğlu Cumhuriyet Caddesi’nde inşaatı devam eden bir binanın iskelesi, şiddetli rüzgar nedeniyle çöktü. Bazı araçlar enkaz altında kaldı. Olay yerine ambulans ve itfaiye araçları sevk edildi. Aralarında Suriyeli bir çocuğunda da bulunduğu 5 kişi yaralandı. (Eylül 2014)

İstanbulda bir fırtına oluyor, iskele çöküyor ve Suriyeli bir çocuk yaralanıyor. Düşünebiliyormusunuz? Emperyalistlerin Yeni Türkiye Projesi Türkiye’yi ne hale getirdi!

Kardeşlik Meselesi

Tarih: Sep 19 2014

Müslüman Kardeşler hareketi 1928’de Hasan El-Benne tarafından Mısır’da kuruldu  Bu hareketin kuruluşu ile ilgili olarak çok şey söylendi.  Örneğin İngilizlerin dolaylı desteği.  Örneğin Suudi Arabistan sponsorluğu.  1950’li yıllarda Arap milliyetçiliği ile sola karşı komplolara başlayan örgüt yasaklandı, liderleri idam edildi ve kaçanlar hep Suudi Arabistan ya da İngiltere’ye sığındı.  Müslüman Kardeşler’in Arapçası El-İhvan El-Müslimin.

İhvan kelimesini ilk kez Suudiler kullandı. 1747’den itibaren Osmanlı’ya ve Osmanlı ile işbirliği yapan aşiretlere karşı ayaklanan Suud Ailesi ve Vahabi mezhebinin kurucusu Muhammed Abdülvahab bu ayaklanmada örgütledikleri serserilere İhvan adını verdiler. Çok bağnaz dini öğretiler ile beyinleri yıkanan bu İhvanlar yani Kardeşler inanılmaz katliamlar yapıyordu.  Suud Ailesi İngiliz işbirliği ile Hicaz ülkesinde Suudi Arabistan Kırallığını kurunca Kral Abdülaziz 1929’da İhvanları ortadan kaldırdı.  Nasıl olsa kardeş ülke Mısır’da yeni İhvanlar ortaya çıkmıştı.  O tarihten sonra Arap ve İslam dünyasında ortaya çıkan tüm İslami hareketler ideolojik olarak Suudi ve Mısır İhvanlar’ından etkilenmişlerdir.  ABD ve Batı ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında komünizme karşı savaşında hemen hemen tüm İslami hareketleri kullanmıştır. Çünkü din kökenli bu hareketlere göre Komünistler dinsiz ve AllahsızdırCIA onlara öyle öğretmişti.  Bir Amerikan araştırma kuruluşunun hesaplarına göre Suudi Arabistan çağdışı Vahabi mezhebini yaymak, dünyadaki Müslümanları daha da bağnazlaştırmak ve onları Amerikan hizmetine sunmak için 1931-1991 yıllarında 87 milyar dolar harcamış.  En büyük payı hep Kardeşler almıştı.  Suudi Arabistan ve büyük patron onları çok seviyordu.  Ülkelerinden kovulanların tümü ya Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine ya da ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde misafir ediliyorlardı.

AKP‘nin Kasım 2002’de iktidara gelişi ile birçok şey değişmeye başladı.  İhvanları sevme konusunda AKP yönetiminde Türkiye, ezeli düşman Suudiler ile yarışmaya başlamıştı.  Vahabi mezhepli olmasına rağmen Suud Ailesi’nden hoşlanmayan Katar Emiri Hamed ise bunu fırsat bilerek Ankara’nın çizgisine yaklaştı.  Adam inanılmaz zengin.  AKP ise iktidara gelir gelmez Rahmetli Erbakan Hoca‘nın yolunda yürüyerek dünyadaki tüm İslamcı parti, grup, örgüt ve hareketlere el uzattı. Çekingen başlayan bu ilişki zamanla çok gelişti ve İstanbul bu kesimler için etkin bir merkez oldu.  AKP Hükümeti İhvan olan herkes ile ilişki kurmuş, farklı içerik ve düzeylerde birlikte hareket etmeye başlamıştı.  Arap Baharı öncesinde bile ülkelerinden kaçan ya da Batı ülkelerinde barınan İhvanların büyük bölümü İstanbul’u yeni mesken edinmişti. AKP Hükümeti hepsi ile çok sıkı ve kapsamlı mali ve ekonomik ilişki kurmuştu.  Yasin El- Kadi sadece bir örnek .  Kardeşlerin yönetiminde Yeşil Sermaye kurumları içte ve dışta hızlı bir şekilde zenginleşiyordu.  Esad ise Türk ve Arap medyasına verdiği demeçlerde ‘ Erdoğan bana gelip reform yap dediğinde aslında bir tek şey istiyorudu: Müslüman Kardeşleri serbest bırak ve hükümeti onlarla paylaş‘ diyordu.  Yani Erdoğan bu söylem ve tutumu ile dünyadaki tüm Kardeşlere Bundan böyle koruyucunuz Suudiler değil benim demek istiyordu.  Hamas’a da bunun için sahip çıkıyordu.  Çünkü Hamas İhvan idi.  Yani AKP’liler gibi. Çoğunluk onlar ile anlaşamıyordu .  Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Libya, Tunus ve diğerleri.  Onları İhvan olmayan Kafir Alevi Esad ve onun müttefiki Şii Iran ve Hizbullah sahipleniyordu.  ABD bile Esad’a gidip Bu terörist Hamas İhvanlarından vazgeç sana istediğini verelim demişti.  Esad İhvan değildi ama Kardeş kardeşden vazgeçmez diyerek Amerikalılar’ı kovmuştu.  Sonrasında Arap Baharı oyunu başladı.

Arap Baharı tezgahı ile İhvanlar Tunus, Fas, Mısır, Libya ve Yemen’de iktidara geldi ya da güçlendi. AKP yönetiminde Türkiye tüm bu süreçte İhvanlara her alanda sınırsız destek verdi. İstanbul İhvanların yeni uğrak yeri ya da başkenti olmuştu. AKP her gün bu ülkelerden yüzlerce İhvanı misafir ediyor, yardım ediyor ve eğitiyordu. TRT’de onlar için Arapça özel bir kanal bile kuruldu. Her hafta İstanbul’da İhvanların katılımı ile bölgesel ve uluslararası konferanslar, sempozyumlar, seminerler düzenleniyordu. Erdoğan Yakında Sultan Olurum rüyasını görmeye başlamıştı. Davutoğlu stratejik derinlikten giderek tüm bölgenin Kardeş olacağını söylüyordu. Katar Emiri’nin televizyonu Elcezire, Erdoğan ve Davutoğlu’na durmadan gaz veriyordu. Ama olmadı. Belki de Mason Biraderlerin nazarı değmişti.

Erdoğan ve Suriye’nin Dostları Grubu’ndaki 100 ülkenin sınırsız desteğini alan Suriyeli Kardeşler Esad‘ı deviremedi. Suriyeli Kardeşlere başta Arap ülkeleri olmak üzere 70-80 ülkeden başka hakiki Kardeşler geldi ama yine olmadı. Esad hep direndi ve ayakta kaldı. Esad direnince Mısır’daki Kardeşler iktidarı devrildi. Hasan Elbenne’nin ülkesi Mısır gidince Erdoğan’ın rüyası kâbusa dönüştü. Üstelik Kardeşlerin işi Tunus, Libya, Fas, Yemen, Irak ve Filistin’de çok kötü gidiyordu. Suriye’de durum daha da kötüleşiyordu. Tüm desteğe rağmen Kardeşler işe yaramamış ve ortaya yeni türden Kardeşler çıkmıştı. Nusra, İslami Cephe, Mücahitler Ordusu ve daha niceleri . Ama başkaları IŞİD‘in saflarında kestikleri kafalar ile zevkle top oynuyorlardı. Orijinal Vahabi Kardeşliğinden çok şey öğrenmişlerdi. Yoksa Nusra, ÖSO ve diğer kardeş örgütler içindeki Kardeşlerinin kafalarını keseler miydi?

Erdoğan çok üzülmüş ve çaresizdi. IŞİD’çi İhvanlar 49 Türk vatandaşını rehin almıştı. Ama olsun Erdoğan-Davutoğlu yönetiminde Türkiye Kardeşler’den vazgeçecek gibi görünmüyor. İhvan hareketinin çökmesine rağmen. İhvan kelimesinin patentine sahip Suudiler ve Mısırlılar artık Kardeşlere terörist diyor. Nusra ve IŞİD’ten farkları yok. AKP yönetiminde Türkiye ise ülkelerinde terörist muamelesi gördüğü için kaçan tüm Kardeşlere kapılarını açmış durumda. Mısır, Libya, Suriye, Tunus, Irak ve daha birçok ülkenin Kardeşleri İstanbul’da barındırılıyor. İstanbul’da her hafta Kardeşler ile ilgili bir etkinlik yaşanıyor. Arap medyasında bunlar ile ilgili olarak bolca haber yayınlanıyor. En son bu ay başında Dünya Müslüman Alimler Birliği Kongresi vardı. Kardeşlerin ruhani lideri, ideologu ve her seçimde Erdoğan için dua ve Gülen için beddua eden Yusuf Kardavi yeniden birliğin başkanı seçildi. Kardavi Suriye’de Alevi ve Şiilerin öldürülmesi fetvasını vermişti. Kardeşler de onu dinlemişti.

Yusuf Kardavi

ÖSO, Nusra, IŞİD ve diğerleri . Hepsinin Türkiye’de Kardeşleri var. Hepsinin Washington’da Çeyrek Müslüman Obama gibi Big Brother‘ları var. Ben bilmem eşim bilir misali. Hangi Kardeşler nereden kovulacak ya da hangileri nereye gidecek hepsine Büyük Birader karar verir. Bazen söz bazen de telapati. O da olmazsa beyzbol sopası. Kardeş Kardeşi isterse sever isterse döver. Şekil ve şemal hiç önemli değil: Ilımlı, mülaim, yumuşak, mazbut, light, sakin, hırçın, sert, kavgacı, radikal ya da kapkara.

(Hüsnü Mahalli)