Evli bir kadın olan Nesrin Baytok’la zina ilişkisi ortaya çıkan torun-torba sahibi Deniz Baykal, 4 gün süren suskunluğunu bozup, kameraların önüne geçiyor ve CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ettiğini açıklıyordu. İstifa ederken de, ilginç şeyler söylüyordu. Meselâ, diyordu ki; “Bu kara kampanyaya teslim olmayacağım. Sadece CHP Genel Başkanlığı koltuğunu bırakıyorum. İstifa etmiş olmam, teslim olma değil, bir meydan okumadır!
CHP’de, bu kirli tezgâhlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım, hem Türkiye siyasetini hem CHP’yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkan tanıyacak hem de CHP’ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir.”
Aynı Baykal, 15 Haziran günü çıktığı Uğur Dündar’ın Arenası’nda da diyordu ki;
Başbakan’ın bilgisi ve onayı dahilinde birtakım şeylerin yapıldığı kanısındayım. Her geçen gün, bunun böyle olduğu daha çok ortaya çıkıyor.

Deniz Baykal ve Nesrin Baytok
HEDEFTE CHP DEĞİL, AK PARTİ VAR!
Bu sözlerinden de anlaşılıyor ki;
Baykal, kendisine bir komplo kurulduğuna inanıyor. Baykal’a göre, komployu kuran, Hükümetten veya Başbakan Tayyip Erdoğan’dan başkası değil!
Malûm, daha önce de yazdık;
Nesrin Baytok ve o zina evini ayarlayan, Baytok ve Baykal’ı çırılçıplak soyup yatağa girmelerini sağlayan Hükümet midir ki, komplo suçlamasına maruz kalsınlar? Sen nefsine ve cinsel arzularına engel olamayıp, harama uçkur çözmüşsen, Hükümet ne yapsın? Kafana silâh dayayıp, seni zorla mı götürdüler o eve? Dipçik zoruyla mı soktular o yatağa?
Bunları çok yazdık, çok tartıştık.
Ama, bu olayın, üzerinde pek fazla durmadığımız bir yönü daha vardı.
Kaset skandalının asıl hedefi Deniz Baykal ve CHP miydi, yoksa AK Parti mi?
Baykal, her ne kadar, bu olayın CHP’yi yeniden tanzim etmek için tezgâhlandığını söylese de, bazı gelişmeler onu gösteriyor ki, bu operasyonun hedefinde CHP değil, AK Parti iktidarı vardır!
Yani, asıl amaç Baykal’ı düşürmek değil, Erdoğan Hükümeti’ni düşürmektir!
CLINTON’A KARŞI MONICA OPERASYONU
Ortaya böyle bir iddia attığımıza göre, elbette bunun kanıtlarını da göstermemiz gerekir!
Ne dersiniz, dünde kalan bir olaydan söz edelim mi? Meselâ, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton ile Monica Lewinski arasında Oval Ofiste gerçekleşen oral ilişkiye bir bakalım mı?
29 Ocak 1998’de yazdığım bir yazıda, bu skandalla ilgili olarak demişim ki;
Skandalın baş aktristi olan Monica Lewinsky, aslında Yahudi asıllı bir kadındır!
Bunun da ötesinde;
Clinton ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun arası, son aylarda pek iyi değildir.
Clinton, kendisiyle görüşme talebinde bulunan Netanyahu’yu tam 5 defa refüze etmiştir!
Ürdün’de Hamas liderine karşı girişilen Mossad operasyonuna da karşı çıkmıştır Clinton!
Eeee, tabiî, Mossad unutmamış bu hasımlığı!
Bir misilleme için;
Uzun süredir fırsat kolluyormuş!
İşte, tam bu noktada; Yahudi asıllı Monica Lewinsky adlı kadının ortaya çıkıp veya çıkarılıp, Clinton’a sarılırkenki görüntülerinin televizyon ekranlarında peş peşe yayınlanması, hattâ daha ayrıntılı sahnelerin yayınlanacağının işaretlerinin verilmesi, size de garip gelmiyor mu?
Ne enteresan değil mi;
Oval Ofis’te oral seks skandalının patlak verdiği yıllarda İsrail Başbakanı olan Benyamin Netanyahu, bugün de Başbakan’dır!

Benyamin Netanyahu
Mehmet Barlas’ın dün yazdığı gibi;
İsrail hep aynı ama,
Ona karşı olanlar hep değiştiriliyor!
Kısa bir hatırlatma yapmış Barlas;
Düşünün ki; İsrail o günden bugüne ne işgal ettiği topraklardan çekildi, ne de Kudüs’ün başkent olmasından vazgeçildi. Ayrıca daha sonra 1973’teki Yom Kipur Savaşı ile işgal daha yerleşik hale geldi.
Ama Birleşmiş Milletler’de İsrail aleyhindeki kararlara öncülük eden ülkelerde 1967’den bu yana sayısız rejim değişiklikleri ve darbeler oldu.
Pakistan’ı, İran’ı, Türkiye’yi hatırlayın.
İsterseniz Sovyetler’i bile hatırlayın.
1993 yılında yeniden Filistin yönetimine verilen Gazze, 2007’den bu yana da İsrail ablukasına hedef olmuş durumda.
Peki ne değişmedi?
İsrail-Amerikan stratejik kader birliği daha da pekişti.

Monica Lewinsk ve Bill Clinton
MONICA, BEYAZ SARAY’A NASIL SOKULDU?
Peki, değişmeyen ama kendi karşıtlarını sürekli değiştiren İsrail ile, CHP üzerinden AK Parti’ye operasyon düzenlenmesinin ne ilgisi var?
Bu ilgiyi kurabilmek için, Monica Lewinski’nin Beyaz Saray’a nasıl sokulduğunu ve orada neler yaptığını bilmekte yarar var. Önceki günkü Takvim’de, MOSSAD’dan Monica tuzağı başlıklı bir haber vardı ve olayın perde arkası şöyle anlatılıyordu:
ABD tarihin en başarılı başkanı olarak gösterilen Bill Clinton, Beyaz Saray’daki 2. döneminde İsrail’in çıkarlarına karşı çıkmaya başlamıştı.
1997′de Washington’da bulunan dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya, “İşgal ettiğiniz Filistin topraklarını hemen terk edin. Siz kendinizi süper güç olarak tanımlıyorsunuz. Süper güç siz değil biziz” dedi.
İşte bu açıklamalar, İsrail’i fena halde kızdırmıştı.
Beyaz Saray’dan ayrılan İsrail lideri Netanyahu, Clinton’ın muhaliflerinden aşırı sağcı Jerry Falwell’le gizli bir yemek yedi. Clinton’ı saf dışı bırakmaları konusunda operasyonun startını veren İsrail, gizli servis MOSSAD’ı devreye soktu.
İsrail Gizli Servisi, 2 yıl önce Beyaz Saray’a yerleştirilen stajyer Monica’nın görevini yaptığını ve ellerinde bulunan bir elbisenin Clinton’ı zor durumda bırakacağını Netanyahu’ya söyledi.
Peki neydi bu elbise?
MOSSAD, 1995′te Yahudi ailenin çocuğu olan Monica Lewinski’yi, Beyaz Saray’a stajyer olarak göndermeyi başarmıştı. Clinton’ın Yahudi danışmanı Lieberman, bu konuda MOSSAD’a yardımcı olmuş ve Monica’ya birçok ayrıcalık sağlamıştı. Beyaz Saray’a gece giriş kartı olan tek stajyer, ajan olduğunu bile bilmeyen Monica’ydı. Clinton’ın bayanlara karşı olan zaafını bilen MOSSAD, Monica’yı çok iyi kullanmıştı.
Monica, açık-saçık giyimi ve sevimli tavrı ile Clinton’ın dikkatini çekmeyi başardı ve 1995 Aralık ile 1996 Ocak’ta Oval Ofis’te Clinton’a oral seks yaptı. Sonra da spermlerin bulunduğu elbiseyi sakladı.
1998′de de medyaya servis edilen bu skandal, dünya gündemine bomba gibi düştü.
17 Ağustos tarihinde Clinton, büyük jüriye verdiği ifadede Lewinski ile uygunsuz ilişkiye girdiğini kabul etti.
Yaklaşık 8 ay süren ‘Oval Ofis’ skandalı, Clinton’ı çok yıpratırken, İsrail’in istediği oldu. İsrail’in ABD’den talep ettiği her şey senatodan çıktı. Başkan Clinton da hepsini imzalamak zorunda kaldı.
NESRİN HANIM, CHP’YE NASIL GİRDİ?
Ne ilginç değil mi;
Monica Lewinski’nin Beyaz Saray’a sokulması ile Nesrin Baytok’un CHP’ye sokulması olayı, birbirine çok benziyor!
Hele hatırlayın o günlerde yazılanları:
Mühendis Nesrin Baytok’un yükseliş öyküsü, 1990′larda başladı. Kitap pazarlamacısı olarak SHP Genel Merkezi’ne giden Baytok, partinin etkili isimlerinden olan Erol Çevikçe ile tanıştı ve Genel Merkez’de işe başladı.
Baytok, 1991-1992 döneminde partinin genel sekreteri olan Deniz Baykal’ın özel kaleminde görev aldı.
Tarsuslu’olan Baytok, iddialara göre Kafkas kökeni sayesinde Önder Sav’ın da desteğini aldı. Baytok ile Baykal arasında yakınlaşma olduğu dedikoduları parti çevrelerinde yıllar önce yayıldı.
Dedikodular, Baykal’ın eşi Olcay Hanım’ın da kulağına gitti. Aile içinde gerilim yaratan bu konu, dışarıya sızdırılmadı.
Baytok, Baykal tarafından 2007 seçimlerinde Mersin’den milletvekili adayı yapılmak istendi. Ancak iddialara göre Nesrin Hanım Mersin’i beğenmedi ve Ankara’dan aday olmak istediğini söyledi. Amacına ulaşan Baytok, Ankara milletvekili olarak Meclis’e girdi.
TEK HEDEF BAYKAL DEĞİLDİ!
Tabii; Monica-Nesrin benzerliğinden yola çıkıp, Nesrin Baytok’u da CHP’nin içine MOSSAD’ın soktuğunu iddia ediyor değilim.
Ama, düşünmüyor değilim;
Zina Evi’ndeki uygunsuz görüntüleri çekmek için oraya kamera yerleştiren MOSSAD olamaz mı?
Böylece, yıpranan ve Hükümet karşısında etkisiz bir muhalefet yapan Baykal’ı CHP’nin başından indirip, yerine bir başkasını getirmeyi hesaplamış olamazlar mı?
Nesrin Hanım veya kocası Can Baytok’un böyle bir senaryoda rol alıp almadıklarını elbette bilmiyorum. Hem sonra, Monica da, MOSSAD operasyonunda rol almış değildi ki! O da, ajan olarak sokulduğunu bilmeden kullanılmıştı!
Bana öyle geliyor ki;
CHP’nin başından Baykal’ı indirip, yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu getirenler, planlarını da önceden yapmışlardı! Kılıçdaroğlu’na Gandi diyerek, onun kafasına Ecevit kasketi geçirerek, bir rüzgar estirmeye çalışanların amacı, AK Parti iktidarına karşı CHP alternatifini güçlendirmekti!
Bugün Kılıçdaroğlu rüzgarından bahsedip, CHP’nin yelkenlerini şişirmek isteyenlerin amacı budur!
AK Parti gitsin, CHP gelsin!
BU OYUN TERSİNE DÖNECEKTİR!
Bu propagandaların İsrail merkezli olduğunu görmek için, herhalde müneccim olmaya gerek yok! Çünkü İsrail, gerçekten zor durumda kalmış, iyice sıkışmıştır! Alın işte, dün de Avrupa Parlamentosu kınadı İsrail’i.
Hem de, 56 ret, 56 çekimser oya karşılık 470 oyla!
İsrail, bu siyasî ablukaya karşı, Gazze’ye uyguladığı ekonomik ablukayı gevşettiğini açıklamak zorunda kalmıştır ki, bu da ne kadar sıkıştığının bir göstergesidir.
Türkiye’nin İsrail’e uygulayacağı yaptırımlar da birkaç güne kadar açıklanacaktır. İşte o zaman, İsrail, çok daha yalnızlaşacaktır!
Kısacası, ava gidenlerin avlandığı gibi, İsrail’in planları da, bu defa ters tepecektir!
Yani, Mehmet Barlas’ın dikkat çektiği durum, bu defa tersine dönecektir! Hani, Barlas; İsrail hep aynı ama ona karşı olanlar sürekli değiştiriliyor diyor ya, bu defa değişen AK Parti iktidarı değil, Netanyahu iktidarı olacaktır!
Tabii, Ver oyunu CHP’ye, gitsin İsrail’e gibi bir durum ortaya çıkmazsa!
Hiç şüpheniz olmasın ki; Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İsrail’e yönelik ılıman açıklamaları da CHP’yi iktidar yapmaya yetmeyecektir.
İsrail, hakettiği cezayı mutlaka görecektir!
Benim bildiğim Erdoğan,
Bu cinayetleri İsrail’in yanına komaz!
Gelişmeleri izlemeye devam!
CHP’de bir uçkur vak’ası daha!
İtiraf etmeliyim ki, yanıldım. Ben, CHP’nin sonunun, Atatürk istismarı ve laiklik gibi söylemlerinden, yani diskurdan olacağını sanıyordum. Ama, galiba; CHP’nin sonu diskurdan değil, uçkurdan olacak!
Alın işte, Baykal’ın uçkuru bitmeden, bu defa da Muharrem İnce’nin uçkuru girdi devreye.
Fatma Büyükkömürcü adlı, CHP için fahrî olarak çalışan bir kadın, geçtiğimiz Çarşamba günü gitmiş Ankara Savcılığı’na ve CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin tacizlerini anlatmış tek tek!
İddialarına göre; lisede öğrenci olan kızının bir sorununu halletmek için Muharrem İnce ile görüşen Fatma Büyükkömürcü, daha sonra cinsel içerikli telefonlar almaya başlamış!

Muharrem İnce
Muharrem Bey, kadına o kadar askıntı olmuş ki, işler abaza olduğunu söyleyip, Şu Apartman 1 Numara’ya gel demeye kadar varmış!
Kadın, bu tacizleri, CHP’li kurmaylara da iletmiş. Ama ilgilenen olmamış! Bir avukat tutmuş ama o da oyun oynamış kendisine!
Bu uçkur olayının sonu nereye varır, bilemiyorum. Savcılık, İnce’nin ifadesine mi başvurur, yoksa takipsizlik mi verir, bilemem.
Belki Muharrem İnce de ortaya çıkar, Baykal gibi komplo der!
Ama, kanaatim değişmeye başladı.
CHP’nin sonu, diskurdan değil, galiba uçkurdan olacak!
(Hasan Karakaya, Vakit, Mayıs 2010)
