RSS

Kobane ve GAP

Tarih: Oct 24 2014

Adı; İsmail Hakkı Olcay Ünver. Tanır mısın? Adını duymuşluğun var mı? ODTÜ’den 1979’da inşaat mühendisi olarak mezun oldu. Ankara Belediyesi’nde kanalizasyon inşaatında çalışırken, ODTÜ’de master yaptı. NATO bursuyla ABD’ye gidip Teksas Üniversitesi’nde doktora yaptı. Su uzmanı oldu! Bir devlet kurumu olan Aşağı Colorado Nehri Kurumu’nda çalıştı. ABD’de faaliyet alanı sulama olan IRRISCO şirketine danışmanlık yaptı. Türkiye’ye dönünce Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) başına getirildi. GAP’ın başında 13 yıl kalarak rekor kırdı. Ayrıca: Dünya Su Konseyi’nde (DSK), Başkan Yardımcılığı yaptı. Uluslararası Su Kaynakları Birliği’nde (IWRA), Genel Sekreterlik yaptı. Uluslararası Hidrolik Enerjisi Birliği’nde (IHA), konsey üyeliği yaptı. Uzatmayayım; kimi Washington’da olmak üzere bazı vakıflarda görev yaptı. Ve Time dergisi tarafından 1999’da Avrupa Vizyoneri seçildi. Neden seçilmesin? İsrail ve ABD’lilerin dikkatini GAP’a çekmek için 13 yıl uğraştı; 28 heyet gezdirdi. Niye İsrail ve ABD demeyiniz. AB’nin, Türkiye’yi birliğe alma şartlarından biri neydi: Şayet birliğe katılırsan, Fırat ve Dicle havzasına giren bölgelerdeki suların idaresi yalnız senin elinde olmayacak; içinde AB ülkeleri ve İsrail’in bulunduğu konsorsiyuma verilecek! Hadi AB ülkelerini anladık da, AB üyesi bile olmayan İsrail ne işti? Evet, yavaş yavaş konuya geliyoruz; bu GAP’ta bir sır vardı.

GAP Türkiye’nin hayaliydi. GAP dünyanın ikinci, Türkiye’nin ise en büyük entegre projesiydi. GAP’ın elektrik üretiminden başka bir diğer önemli ayağı sulamaydı; yani tarımdı. Hedef, susuz Güneydoğu topraklarını suyla buluşturarak tarım üretimini geliştirmekti. Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Mardin’in yoksulluğunu işsizliğini bitirmekti. Öyle ya, tarım gelirleriyle kişi başına gelir yüzde 209 artacaktı! Böylece proje tamamlandığında bölgedeki feodal yapı kırılacaktı. Evet proje gerçekleştirildiğinde, Türkiye enerji ve tarımda çok önemli sorunlarını çözmüş ve dışa bağımlılıktan kurtulmuş olacaktı. GAP umuttu. Kollar sıvandı. 40 yılda 28 hükümet oluk oluk para akıttı. Örneğin; tarımsal ürünün gelişimini saat saat takip etmek için, 9 şehre 75 uydu izleme istasyonu bile kuruldu. Neler neler yapıldı. Sonra ne oldu? 1.8 milyon hektar sulanacaktı; sadece yüzde 15’i sulanabildi! Ve üstelik anlaşıldı ki, sulama tekniği de yanlıştı; dünyanın bıraktığı ilkel bir metotla, açık tarlada salma sulaması yaparak toprağın tuzlanmasına sebep olunmuştu! Keza. Drenaj kanallarının yapımı ihmal edilmişti! Tarlaların yanından geçen kanallar vardı ama tarlaya su vermiyordu. Toprak çoraklaşmıştı. Maddi zarar, 1 milyar 700 milyon dolar idi! Yanlış sulama kasıtlı mı yapıldı? Sulama projeleri neden ihmal edildi? Kobane diye bağıran kardeşim; Kobanenin iki adım yanındaki Suruç’un en kurak ovasına neden yıllardır su verilmediğini hiç merak ettin mi? Suruç Sulama Projesi neden yıllardır yapılmıyor? Suruç köylüsü kuraklığa, yoksulluğa, tarım işçiliğine neden mahkum ediliyor? Tepe üzerinden Kobaneyi seyreden Suruçlu gençlerin neden işsiz bırakıldığına hiç kafa yordun mu? Birileri zamanında yordu. GAP’tan sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, GAP’ın başındaki Olcay Ünver’i görevden alınca medya yazdı; Takunyalı Bakan, bir laik bürokratı görevden aldı Ünver hemen ABD’nin Ohio Kent State Üniversitesi’nde iş buldu. Oradan BM’ye transfer oldu. Artık, BM’nin Dünya Su Değerlendirme Programı (WWAP) Koordinatörü idi! GAP’ı susuz bırakan, yanlış sulama yaptıran bürokratın yükselişi ilginçti. Bakan Şener’in başına gelenleri biliyorsunuz.

Kobane diyen kardeşim gel sana birini daha tanıtayım. Adı, Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitirdi. Akademisyendi. Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanlığı yaparken MHP’den vekillik teklifi aldı. Milletvekili oldu ve ardından 57’nci koalisyon (DSP-MHP-ANAP) hükümetinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı (28 Mayıs 1999- 18 Kasım 2002) yaptı. Bakan koltuğuna oturunca ilk yaptığı, GAP Yüksek Kurulu’na neden tarım bakanlarının yer almadığını sorgulamak oldu. Türkiye’nin en büyük tarım projesi tarım bakanından habersiz yürütülüyordu! Bakan Gökalp, GAP’ta nelerin döndüğünü merak etti; araştırdı. Sonucu bakanlar kurulunda söyledi: GAP’ta sulama projeleri yıllardır İsrail, ABD ve AB ülkeleri tarafından engelleniyor. Bakan Gökalp bu oyunu bozmak istedi. Turgut Özal tarafından kapatılan; Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Toprak Su Genel Müdürlüğü, Gıda İşleri Genel Müdürlüğü, Zirai Mücadele ve Karantina Genel Müdürlüğü, Tarımsal Garanti ve Yönlendirme Kurulu’nun tekrar açılmasını istedi. Su Konseyi Kanunu ve Tarım Kanunu çıkarmak için büyük mücadeleler verdi. Fakat. Bakanlar Kurulu’nu aşamadı. Bakan Gökalp’e tek destek veren sadece Başbakan Bülent Ecevit’ti. Ama onun da sözü koalisyon hükümetinin bakanlar kuruluna geçmiyordu. Ve Prof. Dr. Gökalp, yapmak istediklerim İsrail’in, ABD’nin ve AB’nin işine gelmedi. Yapmak istediğim her şey bakanlar kurulunda engellendi diyerek MHP’den istifa etti. Ey Kobane diye bağıran kardeşim! (Soner Yalçın)

AKP’nin Perinçek Şifresi

Tarih: Oct 18 2014

TBMM İnsan Hakları Cezaevi Komisyonu üyeleri Silivri Cezaevi’nde Doğu Perinçek’i ziyaret etti. Ama bu görüşmeyi basit bir cezaevi ziyaretinden, bir komisyonun çalışmasından farklılaştıran şeyler var. Öncelikle şu bilgiyi verelim, TBMM İnsan Hakları Cezaevi Komisyonu’nun üç AKP’li üyesi var, bu üyelerden biri “Biatsa biat itaatse itaat” diyen Mehmet Metiner. Diğer iki AKP’li üye Ayşe Türmenoğlu ve Mehmet Kerim Yıldız. Yine BDP’li Murat Bozlak da komisyonun içinde. Bir de CHP’yi vekil var, Veli Ağbaba. Aslında bu görüşmenin basit bir ziyaret olmadığının bir diğer göstergesi, Perinçek’in dışındaki İşçi Partisi yöneticilerinin de görüşmeye katılması. İP eski genel sekreteri Mehmet Bedri Gültekin ile Erkan Önsel, Turan Özlü ve Oktay Yıldırım da katılmış. Yani AKP-BDP heyeti ile İP Heyeti arasında bir görüşme adeta. Perinçek’le görüşmeyi CHP’i Ağbaba Aydınlık gazetesine anlatmış. Bu görüşmede Perinçek’in dedikleri şunlar: Bugüne kadar tek kişilik hücrede kalıyordum, şimdi koğuşa alındım. Burada bize yönelik bir hukuksuzluk yok. Ben Gladyo operasyonu sonucu buradayım.

Bu açıklamalardan anladığımız şey şu, Perinçek ile AKP arasındaki ittifak başladığı için artık Perinçek’i daha geniş bir odaya yerleştirmişler. Apo’nun hücresinin genişletilmesi gibi bir süreç burada da işlemiş yani! Üstelik cezaevinde bir hukuksuzluk da yokmuş. Yani AKP cezaevlerine de ileri demokrasi getirmiş anlaşılan! Ve bomba: Perinçek’i içeri atan AKP’li hükümet değil, Gladyoymuş! Bir süredir AKP ve İşçi Partisi’nin ortak söylemi herkesin dikkatini çekmiştir: Ergenekon’u Cemaat yaptı, hükümetin haberi yoktu, oyuna gelmişlerdi. Nitekim Aydınlık gazetesinin son dönemlerde Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri kestiğini ve esas saldırıyı Cemaat’e ve Abdullah Gül’e yönelttiğini de gözlemliyoruz. Buradaki oyun son derece net: Yeniden yargılama denilen süreç, Ergenekon ve diğer davalarda tutuklu bulunan, haksızlığa uğramış tutsakların serbest bırakılması değil, AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın aklanması.

Perinçek bir koalisyon öneriyor; Türkiye Cephesi kuralım diyor.  Türkiye Cephesi’nin bileşenleri ise şunlar: AKP, CHP, MHP ve BDP!  Politik dehayı görüyor musunuz siz, Türkiye’nin bütün partileri Türkiye Cephesi’nde. Yani hepsi vatan, millet için birleşmiş. TC’yi kaldıran AKP de Türkiyeci! Kürdistan’ı kuracağız diyen BDP de Türkiyeci! İyi de kim kaldı Türkiyeci olmayan? Cemaat ve Abdullah Gül! AKP’nin Türkiyeci Cephe’nin içine bizzat Perinçek tarafından yerleştirilmiş olması sürece son derece uyuyor. Artık karşımızda AKP’lilerin ifadesiyle dik duran, Amerika’ya İsrail’e posta koyan, Şangay Beşlisi’ne girmek isteyen antiemperyalist Tayyip Erdoğan var. Eh böylesi bir lideri elbette Perinçek de Türkiyeci görecektir. Sözün kısası: AKP heyetine Perinçek’in mesajı açık: Biz sizinle aynı cephedeyiz!

Bu kadar önemli bir dönemden geçerken iktidar tüm imkanlarını kullanarak süreci kendi lehine çevirmeye çalışacak ve 2023’e AKP ile girilmesinin yolu açılmış olacak. Buna hem kanunsuz uygulamaları dahil hem de siyasi kumpasları. Siyasi kumpaslar kısmında ise, Apo ile Tayyip Erdoğan arasında geçtiğimiz yıl başlayan görüşmelere yeni bir ittifak kuvvetinin daha katıldığını görüyoruz: Doğu Perinçek.  Kimileri bunu biraz şaşırtıcı bulabilir ama şaşıracak bir şey yok, Aydınlık gazetesini açın, künyesine bakın, bu gazetenin dağıtımını zaten Sabah Grubu’nun yaptığını göreceksiniz! AKP’nin Kürt Açılımı ve PKK ile görüşmesi AKP tabanından MHP’ye bir geri dönüşü başlatmıştır. Şu anda ilk defa hem CHP hem de MHP birbirlerinden değil AKP’den oy alacak noktada bulunmaktadır. İşte AKP’nin buna tahammülü yoktur. Bunu engellemek için hem CHP’yi hem de MHP’yi bölecek bir formülünün olması gerekmektedir. Bulunan o formül ise Doğu Perinçek’tir. (Gökçe Fırat)

Erdoğan ve Perinçek

Her dalda ajanlık yapan Doğu Perinçek ve AKP’nin

islamcı yazarı Abdurrahman Dilipak bir zamanlar sohbet ederken.

Eski Görüşme

Kazançlı Mikrop

Tarih: Oct 11 2014

Sağlık Mafyalığı

Ebola Çatışması 4

Ebola virüsü ilk kez 1976 yılında teşhis edildi. Eş zamanlı olarak Sudan ve Kongo’da gerçekleşen vakalar, sırayla 280 ve 156 kişinin ölümü ile sonuçlandı. Salgının bu birinci dalgasında Kongo’da ölüm oranı %88 iken, Sudan’da %53 olduğu belirtiliyor. Ebolaya sebep olan virüsün; virüs taşıyan hayvanlara temas yolu ile bulaştığı düşünülüyor. Virüsün ekolojisi ve bulaşma yolları kesin olarak bilinmemekle birlikte, yapılan çalışmalar sonucunda maymunlar ve yarasalar tarafından taşındığı biliniyor. Virüs kan yolu ile taşınıyor ve bir çok organa yerleşebiliyor. Ebola virüsünün kuluçka döneminin 2 ile 21 gün arasında olduğu belirtiliyor. Ateş, soğuk algınlığı, başağrısı, iştahsızlık ve kas ağrısı gibi semptomları ise aniden ortaya çıkıyor. Bir çok vakada, beş ve yedinci günler arasında iç kanama meydana geliyor ve 7 ile 16 gün arasında ölümle sonuçlanıyor. İnsanlar virüsün taşıyıcı olmamakla birlikte, hasta olan kişinin vücut sıvısı ile diğer kişilere bulaştığı biliniyor.

Ebola Çatışması 5

Ebola Çatışması 8

Ebola Çatışması 3

Ebola Çatışması 6 Ebola Çatışması 7  Ebola Çatışması 9

Ebola Çatışması 11

Sokak Ortasında Ebola Dramı ve Ölümleri

Ebola Çatışması 15

Evlerde Karantina Hapsi

Ebola Çatışması 12

Karantinadan Kaçış

Ebola Çatışması 10

Ebola Çatışmasında 1

Karantina uygulaması yapan güvenlik güçleri ve göstericiler arasında çıkan çatışmada yaralanan bir çocuğa, virüslü olma ihtimali nedeniyle zamanında müdahale edilmedi. Liberya’lı çocuk bir gün sonra hayatını kaybetti.

Ebola Çatışmasında 2

 Ebola Çatışması 13

Ülkenin Eboladan Kurtulması İçin Dua Eden Rahipler

Ebola Çatışması 14

Zindaşti Vakası

Tarih: Sep 30 2014

Uyuşturucu kaçakçılığından sabıkalı İran vatandaşı Naci Şerifi Zindaşti‘nin İstanbul Büyükçekmece’de hedef alındığı silahlı saldırının arkasından hem mafya filmlerini aratmayan bir hesaplaşma öyküsü hem de akıl almaz bağlantısı ortaya çıktı. Haziran ayının ortasında Amerikan Uyuşturucu Mücadele Birimi (DEA) ile Yunan Polisi uluslararası büyük bir operasyonla İran-Türkiye-Yunanistan-Arnavutluk hattından Avrupa’ya uyuşturucu taşıyan bir kartel çökertildi. Yunanistan’ın başkenti Atina’da bir depoyu basan polisler Afganistan’dan alınan, İran’dan kamyonlarla yola çıkılarak Türkiye üzerinden Yunanistan’a getirilen eroinleri buldu. Ayrıca, yine Atina’da bir villayı basan polisler, 4’ü Türk 11 uyuşturucu baronunu tutukladı. İddiaya göre kartelin önemli ismi Zindaşti, yeniden uyuşturucu işine girmişti. İddiaya göre DEA’ya muhbirlik yapan Zindaşti bu operasyon için gerekli bilgileri paylaşmıştı. Yunanistan’da uyuşturucu karteli, kendilerini Zindaşti’nin ihbar ettiğini öğrenince hesaplaşmak için silahlı elemanlarını gönderdi. Katiller her sabah Zindaşti’nin kullandığı Porsche cipe trafik ışıklarında pusu kurdu. Direksiyon koltuğunda Zindaşti yerine, kızını okula götüren 23 yaşındaki yeğeni Devrim Öztunç ve kızı Arzu Şerifi öldü.

Esrarangiz İnfaz

İranlı uyuşturucu baron 24 Eylül 2007’de İstanbul Büyükçekmece’de jandarmanın düzenlediği operasyonda 75 kilo eroinle yakalanarak tutuklanmıştı. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Dairesi, 23 Temmuz 2009 tarihli yazıyla durumu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirdi. Ergenekon Savcısı Cihan Kansız da, Maltepe 3 Nolu Cezaevi’ne 1 Eylül 2009 tarihli yazıyla Zindaşti’nin 21 Ekim 2009’da Beşiktaş Adliyesi’nde hazır edilmesi talimatını verdi. ABD’nin bu talebinden 11 ay sonra birileri harekete geçti. Zindaşti, Kemal Şerifi Seydani isimli sahte kimlikle Savcı Zekeriya Öz‘ün talimatıyla serbest bırakıldı ve Terazi kod adıyla Ergenekon Davası’nın gizli tanığı oldu. Zindaşti ifadelerinde Adalet eski Bakanı Seyfi Oktay ile bazı hakimleri suçladı. Bunun üzerine Hukukçular Soruşturması başlatıldı. 14 ve 16. Ağır Ceza Hakimleri’nin rüşvetle iş yaptığı iddia etti. Kendisinin yargılanıp hapse girdiği eroin davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Erkan Canak ile 10. Ağır Ceza Başkanı Zafer Başkurt’un sürülmesini sağladı. Zindaşti, “Uluslararası bir uyuşturucu kaçakçılığı şebekesi var. Bunlar dünyanın her yerinde at koşturuyorlar. Devlete ve emniyete bilgi verdim, gereğinin yapılacağına inanıyorum” dedi. “Daha önce tehdit aldım” diyen Naci Şerifi Zindaşti, “Beklediğimiz birşeydi. Çocuklara birşey yapacaklarını zannetmiyordum. Hedef bendim” diye konuştu. Ergenekon’da gizli tanık olarak dinlenmesiyle ilgili soru sorulan Zindaşti, “O konuyla alakalı değil” ifadesini kullandı.

(Ferit Zengin, 2014)

Yeni Türkiye İçin Nüfus İthali

Tarih: Sep 23 2014

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, 49 rehinenin serbest kalmasının ardından Türkiye’nin IŞİD’le mücadeleye desteğini artırmasını beklediklerini söyledi. Kerry, konuya ilişkin konferanslara katılan NATO üyesi Türkiye’nin kendini IŞİD’le mücadele çabalarına yardım etmeye adadığını belirterek, Ancak rehine sorununun üstesinden gelmeleri gerekiyordu dedi.  Rehinelerin IŞİD tarafından Türkiye’ye teslim edilmesinin birinci sonucu bu. İkinci sonuç ise rehineler daha teslim edilmeden anlaşma gereği alınmış görünüyor. Rehineler Tel Abyad’a varmadan çatışmalar o bölgede sürüyordu. Sığınmacılar ise Türkiye sınırlarına varmıştı. Rehinelerin teslim edilmesi ile Türkiye’ye yüz binlerce kişinin sığınması arasında doğrudan bir ilişki var. Bu bilgiyi doğrulayan bir gelişme daha var. Tıpkı, Suriye krizi başlamadan bir sene önce Kızılay’a 1.5 milyon çadır sipariş etmesi emri verilmesi gibi rehine krizi ile ilgili görüşmeler sürerken de benzer hazırlıkların yapılmış olması, sığınmacılar ile rehinelerin serbest bırakılması arasındaki ilişkiyi açıkça sergiliyor. Nitekim CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu, Kobani’ye karşılık takas yapıldı iddiasında bulundu. Ediboğlu ayrıca rehinelerin serbest bırakılmaları karşılığında terör örgütü IŞİD’e Türkiye’den tren dolusu silah ve çok sayıda da militan gönderildiği bilgisini aldıklarını da belirtti. Ediboğlu, IŞİD’in arkasında Tarık Haşimi ve ekibi var. Haşimi Türkiye ile bağlantılı. IŞİD’i Batılıların kontrolü güçleşti. Lojistik desteğin kesilmeyeceği yolunda IŞİD’e güvenceler verildi dedi.

Oslo’da Türkiye’nin PKK ile masaya oturmasının iki mimarından biri olan CIA danışmanı Henry Barkey ise Suriye’deki Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi konusunda da rehine krizi benzeri bir sorun yaşanabileceğini öne sürerken, konuyla ilgili yazısını Kısacası Türkiye’nin ikilemi, inisiyatifi IŞİD’e kaptırmış olmak. Rehinelerini kurtarmış olsa da hâlâ IŞİD’e tutsak diye bitirdi. Barkey, Türkiye’nin diğer bir sorunu da kendi topraklarındaki cihatçılara destek alt yapısının oluşturması derken Gaziantep’te 75 yatak kapasiteli bir hastaneye giren Birgün gazetesi muhabiri Doğu Eroğlu, 2014’ün ilk 8 ayında en az 700 militanın tedavisinin burada yapıldığı bilgisine ulaştı. Suriye’den Türkiye’ye yeni sığınanların ise Şanlıurfa’da yol kesip darp ve gaspa başladığı bilgileri geliyor.

AKP iktidarı, Amerikan projesine uyarak, kardeşlik ilişkisi kurduğu Suriye’yi karıştırdı. Suriye’yi karıştırmak için Özgür Suriye Ordusu, El Nusra gibi örgütlere lojistik destek verdi. Bir istihbarat organizasyonu olan IŞİD de zaten El Nusra’nın bünyesinde idi. El Nusra, El Kaide patentliydi. El Kaide’nin ise bir CIA örgütlemesi olduğunu bilmeyen kalmadı. Türkiye’de görevi, gerçekleri halktan gizlemek olan gazeteci görünümlü propagandistler bu bilgileri komplo teorisi diyerek çürütmeye çalışıyor ama görünen köy kılavuz istemez. Burada asıl büyük sorun şu ki Türkiye’nin nüfus yapısı değişiyor! İlk etapta 2.5 milyon kadar Suriyeli geldi. İkinci etapta da bir o kadarı bekleniyor. Beş milyon kişinin bir ülkeden başka ülkeye göç etmesine tarih tanık olmamıştır. Bu, Türkiye’nin nüfus yapısını değiştirme operasyonudur. Yeni Türkiye Cumhuriyetinin mimarı Graham Fuller’in projesi için, böyle gerekiyor. Kapıların sadece Türkmenlere kapatılması da bu nüfus hareketinin projelendirilmiş olduğunu gösteriyor. AKP iktidarı da zaten Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarmaya çalıştığı için projeyi uygulamakta bir sakınca görmüyor. (Arslan Bulut)

Kaza ve Suriyeli

Beyoğlu Cumhuriyet Caddesi’nde inşaatı devam eden bir binanın iskelesi, şiddetli rüzgar nedeniyle çöktü. Bazı araçlar enkaz altında kaldı. Olay yerine ambulans ve itfaiye araçları sevk edildi. Aralarında Suriyeli bir çocuğunda da bulunduğu 5 kişi yaralandı. (Eylül 2014)

İstanbulda bir fırtına oluyor, iskele çöküyor ve Suriyeli bir çocuk yaralanıyor. Düşünebiliyormusunuz? Emperyalistlerin Yeni Türkiye Projesi Türkiye’yi ne hale getirdi!