Muzik calici calismiyor


MASONLUK

Dul Kadının Oğulları

Namı diğer Masonların yatak odasına giren kitap!
Mustafa Yılmaz’ın beklenen kitabı; Dul Kadının Oğulları çıktı. Nihayet! Demek ki nasip bugüneymiş. Hayırlı olsun.

Mustafa Yılmaz

Aslında Yılmaz velud bir gazeteci; o nedenle geç bile kaldı, ama arkasının geleceğinden eminim ben.
Adından da anlaşılacağı üzere, kitap masonik şifrelerle ilgili. Bu konuyla ilgili ciltlerce kitap yazıldı bugüne değin. Çok yetkin eserler verildi. “Daha ne yazılabilir ki!” denilebilir. Bakir bir alan değil yani.
Kabul etmek lazım ki, dünyada hakkında en çok yazılıp çizilen konuların başında masonluk geliyor. Bu durum, yazarın işini bir hayli zorlaştırıyor. Öyle ya, nasıl fark yaratacaksınız? Söyledikleriniz kendisini nasıl okutacak?
Dul Kadının Oğulları kitabının en büyük başarısı bence roman tadında kendini okutabilmesidir. Yani Dan Brown’un pabucu dama atılmış diyeceğim neredeyse, ama abarttığım düşünülecek. Da Vinci Şifresi’ni okuduğunda şifreyi çözmüş hissetmiyor insan kendini, fakat Dul Kadının Oğulları’nı okuyun bir, Türkiye’de ve dünyada birçok şeyin yerli yerine oturduğunu göreceksiniz, tarihin arka planında birçok karanlık noktanın aydınlandığının ayrımına varacaksınız.
“Hadi canım” demeyin, ön yargılı davranmayın.
Söz gelimi şu Encümen-i Daniş meselesini ele alalım.
Kim bunlar! Nasıl olup da Türkiye üzerine söz söyleme hakkını kendilerinde görebiliyorlar?
Kökleri 1846’ya kadar uzanıyor. Ahmet Cevdet Paşa’nın girişimleri ile Bezm-i Alem Valide Sultan’ın himayelerinde faaliyetlerine başlıyor. Yarı resmi bir organ. Takvim-i Vekayi de faaliyete geçtiği haberleri çıkıyor.

Ahmet Cevdet Paşa

Sadrazam Mustafa Reşit Paşa Encümen-i Daniş’in başkanı. Üyeleri arasında Serasker Mehmet Paşa, Hariciye Nazırı Âli Paşa, Ticaret Nazırı İsmet Paşa, Sadrazam Fuat Paşa, Şeyhülislam Arif Hikmet Efendi gibi isimler var. Harici üyeler arasında ise kimler yok kimler! Alman, İngiliz, Fransız, Amerikalı bir sürü kerli ferli adam.

Mustafa Reşit Paşa (1800-1858)

Fakat, 12 yıl sonra bir anda karabatak gibi yok oluveriyor. Ne kapandığına, ne de hâlâ faaliyette olduğuna dair haberler var.
150 yıl sonra Ergenekon’un safraları ortalığa yayıldığında yeniden haberdar oluyoruz Encümen-i Daniş’ten. Emekli askerler, eski politikacılar v.s.
Tarihin arka planında sırlar dünyasında kalmış karanlık noktalar sizin kafanızda da aydınlanmış olmuyor mu şimdi?
Kitabın iddiası; işaretleri bilirseniz, onları görebilirsiniz!

O işaretler bazen gözümüzün önündedir, bazen ayağımızın dibinde, hatta bazen de ibadethanelerimizin ya mihrabında, ya minberinde.
Bütün bunlara ilişkin de çok şeyler yazıldı çizildi. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin koridorlarındaki masonik şifrelerden daha önce hiç söz eden olmuş muydu? Üçgen içinde göz mü, üçgen içinde üç nokta mı dersiniz, kutsal kadeh mi, kadeh mi, Mecdelli Meryem’in sembolü mü dersiniz, piramit ve üzerinde gözü? Bütün bunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yer döşemelerine sadece estetik olsun diye kazınmış olabilir mi? Bu kadar saf olmayın; onlar Hiram Usta’nın ölümünden sonra, yeryüzünde bütün mimari yapılara kendi imzalarını atacaklarına yemin etmişlerdi, yeminlerini tutuyorlar.
Mustafa, Dul Kadının Oğulları kitabında bombaları peş peşe patlatıyor gerçekten de. Mimar Sinan’ın kafatasının, Atatürk’ün emriyle 1935 yılında mezarının açılmasından sonra çalındığı da bunlarda biri. “Kim ne yapsın kuru kafatasını?” demeyin.

Mimar Sinan

Kafatası ve Kemik tarikatının 1832’den bu yana faal olduğunu, Amerika’da çok ünlü müritleri bulunduğunu gözden ırak tutmamak gerek. Kaldı ki, masonların da üye kabul törenlerinde gerçek insan kafatasını özenle ve kendi ritüelleri ile saklandığı yerden çıkartıldığı artık bilinen bir gerçek. Yılmaz, Sinan’ın kafatasının sadece masonlar için bir hazine değerinde olduğunu bilerek konuşuyor: Sinan’ın kafatası mason locasında! Tabi söz açılınca da, Sinan gerçeğine uzanıveriyor.
Masonlarla ilgili her bir şeyi bildiğini zanneden çok bilmişlere: Kitabın her satırı, bir giz perdesinin aralanışı. Onun için dudak bükenler fena halde yanılırlar.
Kitaptan bir inci ile noktayı koyalım:

Mustafa Kemal’in kendisine aldığı soy ismi aslında “Öz”dü; Mustafa Kemal Öz. Hatta bir süre imzalarını dahi Mustafa Kemal Öz diye atmıştı. Atatürk soy ismini ise her ikisi de mason olan Agop Dilaçar ile Necmettin Arıkan bulmuştu. Arıkan ve Dilaçar şöyle diyordu: “Artık Türklerin İslam alemiyle ve Müslümanlarla ilgileri kalmadı, nasıl Arapların Peygamberi Muhammed, Hiristiyanların İsa’sı varsa, Türklerin de bir atası olması lazım.”

Agop Dilaçar

Buradan hareketle Dilaçar ve Arıkan Atatürk soy ismini bulmuşlardı, önerilerinin benimsenmesi üzerine, Meclis’ten çıkartılan bir kanunla Mustafa Kemal Atatürk soy ismini aldı.
Bu arada masonik sözlüğün de bir hayli işe yarayacağı kesin.
Eline sağlık Mustafa, sen bu kitapla, masonların yatak odasına kadar girmişsin!

(Selami Güdener, 2010-01-01)

TBMM’de Gizli Masonik Simgeler

Dan Brown’ın, Washington’daki Kongre Binası’nda bulunan masonik sembolleri konu aldığı ‘Kayıp Sembol’ kitabı satış rekoruna giderken, Gazeteci Mustafa Yılmaz “Dul Kadının Oğulları” adlı kitabında, TBMM’de çok sayıda masonik işaretler bulunduğunu iddia etti.

Gazeteci Mustafa Yılmaz

Gazeteci Mustafa Yılmaz, “Dul Kadının Oğulları-Tapınağın Türk Şövalyeleri” kitabında TBMM’yi yapan Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister ile dönemin Meclis Başkanı Abdülhalik Renda’nın mason olduğunu ve “Meclis binasına çok sayıda masonik sembol yerleştirildiğini öne sürdü.

Clemens Holzmeister

Gazete Habertürk’te yer alan habere göre Masonların, ilk mason üstadı olarak bilinen Hiram Usta’ya saygının bir gereği olarak yaptıkları her esere mutlaka masonik semboller yerleştirdiğini iddia eden Yılmaz, bunun gerekçesini, “Büyük Üstad Hiram’ın adını sonsuza kadar yaşatma yemini” ve “Masonik hakimiyetin güç göstergesi” olarak açıkladı.

Milli Gazete’de yazarlığın yanı sıra SP Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un danışmanlığını da yapan Yılmaz, TBMM’deki masonik işaretleri parlamento muhabiri olarak görev yaptığı dönemde fark ettiğini belirterek, “Dikkatimi çeken bu işaretlerin izini sürdüm. 10 yıllık bir çalışmanın sonunda böyle bir kitap ortaya çıktı” dedi.

TÜM SEMBOLLER VAR

Kitaptaki iddiaya göre TBMM’nin zeminindeki mermerden yapılmış şekillerde “üçgen”, “üçgen içinde göz”, “piramit”, “Kutsal Kadeh” gibi sembollerden çok sayıda bulunuyor. Üçgen içinde üç nokta; en önemli masonik sembollerden sayılıyor. “M” harfi de yine en önemli masonik işaretlerden. TBMM’de kulis girişinde yer alan esrarengiz işaretler arasında yer alan “M” harfi masonların “kutsal kadın” kabul ettiği Magdalenalı Maria’yı simgeliyor. Zeminde yine masonların kutsal kabul ettiği kadeh ve Davut’un “D” harfi de “M”nin hemen yanında yer alıyor.

TBMM İNŞAATININ ÖYKÜSÜ

TBMM binası için açılan yarışmaya 14 proje katıldı. 28 Ocak 1938’de jüri birinciliğe değer üç proje seçti. Atatürk’ün de beğendiği Clemens Holzmeister’in projesinde karar kılındı. Binanın temeli 26 Ekim 1939’da dönemin Meclis Başkanı Abdülhalik Renda tarafından atıldı. Renda 1946’ya kadar görev yaparken inşaata 2. Dünya Savaşı sırasındaki parasal sıkıntılar nedeniyle aralıklarla devam edilebildi. Renda’dan sonra 1948’e kadar Kazım Karabekir ile Ali Fuat Cebesoy, 1950’ye kadar Şükrü Saracoğlu, 1960’a kadar da Refik Koraltan başkanlık yaptı. 1957’den sonra inşaatı hızlandırılan yeni Meclis Binası, 27 Mayıs ihtilalinden sonra hizmete açıldı.

Atatürk 1937 Antakya Gezi Dönüşü Abdülhalik Renda ile El Sıkışıyor

İŞTE TBMM’DEKİ GARİP SEMBOLLERDEN BAZILARI

Kitaptaki iddiaya göre üçgen içinde nokta; en önemli masonik sembollerden. Dul Kadının Oğulları isimli kitaba göre bu M sembolü’de yine en önemli masonik işaretlerden. TBMM’deki esrarengiz işaretler arasında yer alan bu sembol yazara göre Magdelenalı Maria’yı simgeliyor. Masonlarca kutsal kadın.

Brown’ın aradığı kayıp semboller

Dan Brown’ın fırtınalar koparan son kitabı Kayıp Sembol’de ABD’nin başkenti Washington’daki Kongre Binası’ndaki masonik semboller işleniyor. Kitapta, Kongre binasının mimari yapısının masonik olduğu fikri işlenirken, “kutsal kadeh”, “üçgen üstünde göz” ve “M” harfi dikkat çeken semboller arasında yer alıyor. Kitapta, ayrıca “Hz. İsa’nın Son Akşam Yemeği” tablosunda Magdalenalı Maria’nın M harfi ile sembolize edildiği vurgulanıyor. Halen sırları tam olarak çözülemeyen bu resmi yapan ünlü ressam Leonardo Da Vinci’nin de bir mason olduğu belirtiliyor.

Dan Brown

(www.timeturk.com, 01-2010)

Sahte Sümerolog Profesör

Laikçi kesimin ve kartel medyasının ‘profesör’ diye lanse ettiği Muazzez İlmiye Çığ’ın değil profesör, doktor bile olmadığı ortaya çıktı. Vakit’e itirafta bulunan Çığ, “Ben profesör değilim. Bana zorla bu unvanı takıyorlar. Ben müzede uzman olarak çalıştım” dedi.

Muazzez İlmiye Çığ

Masonlar Locası tarafından inançlı kesimlere ve özellikle başörtülülere yönelik bir hakaret ve iftira kampanyası amaçlı bir “proje” olarak devreye sokulan Muazzez İlmiye Çığ olayının gerçek yüzü aralanmaya başlandı. Masonlar Locası’nda verdiği derslerde “Sümerolog Profesör” olarak takdim edilen ve daha sonra laikçi kesim ve kartel medyası tarafından kamuoyuna bu sıfatla lanse edilen Çığ’ın değil profesör, doktor bile olmadığı, Sümeroloji bölümünün kapısından dahi geçmediği ortaya çıkarken, ülkenin gerçek Sümerologları bu duruma isyan ediyor.

İLMİYE PROFESÖR VE SÜMEROLOG İSE, BİZ NE OLUYORUZ?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanlığı ve Sümeroloji Bölüm Başkanlığı yetkilileri, bu konuda defalarca basın-yayın organlarını uyardıklarını, ancak ısrarla adı geçen kişiden “profesör” ve “Sümeroloji uzmanı” olarak bahsedildiğini söylediler. Sümeroloji Bölüm Başkanlığı kayıtlarında Muazzez İlmiye Çığ adında ne bir öğrenci kaydı, ne de doktora veya tez çalışması yapmış bir akademisyen adı mevcut. Sümeroloji Bölüm Başkanlığı ve Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Vakit muhabirine konuşan etkili profesörler, “Bu araştırmalar oldukça pahalıdır ve belirli çevrelerin yardımları sonucu ancak yapılabilmektedir. Ancak ne yazık ki aynı çevreler, zaman zaman siyasi birtakım konularda akademik unvanlı kişileri kullanmak isteyebiliyor. Sümerlerde başörtüsüyle ilgili polemikte Sümeroloji Bölümü’nden hiçbir akademisyen, istenilen tarzda görüş bildirmedi. Bunun üzerine İlmiye Çığ adında bir proje devreye sokuldu. Ancak bu konu artık siyasi olmanın da dışına çıkıp, Türkiye’deki gerçek Sümerologları yok sayan bir noktaya geldi. Şayet İlmiye Çığ profesör ve Sümerolog ise, bizler neyiz?” diye sordu.

ÇIĞ İTİRAF ETTİ: BEN PROFESÖR DEĞİLİM, BANA ZORLA PROF. UNVANI KOYDULAR

Hakkındaki iddiaları sorduğumuz Muazzez İlmiye Çığ, kendisini çekemeyen bazı hocaların olduğunu belirterek, “Ne söylerlerse söylesinler. Umurumda değil. Benim yazdığım bir sürü kitap ve makale var” dedi. “Sümerelog olmadığınız, profesörlük unvanınızın olmadığı belirtiliyor?” sorusuna, “Ben Sümer dilinin etimolojisi üzerinde çalıştım. Ben profesör değilim. Bana zorla bu unvanı takıyorlar. Ben profesör olduğumu iddia etmiyorum. Ben müzede uzman olarak çalıştım. Sümeroloji alanında araştırma ve incelemelerim oldu” dedi. “İstanbul Üniversitesi’nden doktora aldığınız söyleniyor. Doktora tezinizin konusu nedir?” sorusuna ise, “Benim doktora tezim yok. Bana şeref doktorası verdiler. Hakkımda daha kim bilir neler söylerler. Ben hayatımı yaşıyorum” diye konuştu.

MASONLUK VE İLMİYE REFORMU

Sümeroloji değil, Hititoloji mezunu olan ve hiçbir akademik unvanı olmadığı halde pek çok gazetede “profesör” olarak lanse edilen Muazzez İlmiye Çığ, pek çok yerde konferanslar vermeye devam ediyor. Muazzez İlmiye Çığ ismini ilk meşhur eden Masonlar Locası, Muazzez İlmiye Çığ konferanslarına yeniden başladı. Konferansın duyurusunda “İlmiye Hemşire” ibaresi dikkat çekti. Yakın tarihe kadar Loca etkinliklerine katılmaları bile tartışma konusu olan kadınların yeni dönemde Locada etkin görev aldıklarının göstergesi kabul edilen bu gelişme, kısa süre önce Mason Locasında iktidar savaşını kazanan ve “ulusalcı kanat” olarak nitelendirilen Salih Evcilerli’nin “reformları” arasında sayılıyor.

İLMİYE TARİHİ KATLEDİYOR

İlmiye Çığ, Sümerler’de sadece fahişelerin örtülü olduğunu iddia ederken, Sümer dönemi tabletlerde toplumun bütün kesimlerinin örtülü olduğu gerçeğini örtbas ediyor. Çığ’ın sırf günümüzde başörtülülere hakaret için tarihi tahrif edici iddiaları Sümerologların büyük tepkisini çekiyor. Ankara’da bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde çözümlemesi yapılmış ve sergilenmekte olan kil tabletlerde o dönemin yöneticilerinin eşlerinin de dahil olmak üzere toplumun bütün katmanlarının vücutlarının tamamını örttükleri görülebiliyor. Ancak örtünmenin şekli konusunda sınıfsal farklar olduğu görülüyor. Sümer toplumunda her şey gibi örtünme biçimleri de kanunlarla belirlendiğinden, fahişelik yapanların toplumda belli olması, böylece aileye yönelik korumacı bir tedbir alınması maksadıyla kimin nasıl örtüneceği hususunda belli kıstaslar getiriliyor. Fahişelerin aynı cins kumaştan tek tip ve tek renk bir kıyafet giymeleri zorunlu hale geliyor. Bu nedenle “fahişe kıyafetinin” nasıl olması gerektiği yine kanunla belirlenmiş oluyor. İlmiye Çığ ise, sanki toplumun diğer kesimleri örtünmüyormuş gibi, sadece fahişe kıyafetiyle ilgili kısmı ön plana çıkartarak, Sümerlerde fahişe olmayan saygın kadınların adeta mini etekle gezdiği gibi bir sonuca gidiyor. Sümerologlar, böyle bir tarih okuma ve yazımının kabul edilemeyeceğini belirtirken, “Üstelik Sümerler gibi, bıraktıkları yazılı metinleri dolayısıyla hakkında neredeyse her şeyi bildiğimiz bir medeniyet, bugünkü kısır siyasi çekişmelere alet edilerek, tarih bilimi katlediliyor” diyorlar.

(Ali Eyvaz, Vakit, 12-2009)

Atatürk ve Masonlar

Bazı okurlar, 1935′de Mason localarının neden kapatıldığını soruyorlar.

Hikayeyi tam olarak bilmiyoruz.

Bildiğimiz şu, Atatürk’ün talimatıyla Mason locaları bir kalemde faaliyetten men edildi.

Alın size bir gerekçe, bir postta iki sultan olmaz.

Hükümet ve parti içinde masonlar vardı ve ayrı bir organizma olarak görünüyordular.

1935′te Meclis’te bulunan CHP Van Milletvekili İbrahim Arvas’ın aktardığına göre Atatürk eski Adalet Bakanı Esat Mahmut Bozkurt’tan CHP Grubu’nda Masonlar aleyhinde bir konuşma yapmasını istedi.

Mahmut Esat Bozkurt

O konuşma Mason localarının kapatılacağının bir işaretiydi.

Masonların Cumhurreisi Atatürk nezdindeki girişimleri de sonuçsuz kalmıştı.

Arvas, Atatürk’ün localara izin vermesini isteyen grubu hakaret ederek makamından kovduğunu belirtir.

Tartışmanın detayını merak edenler İbrahim Arvas’ın “Tarihi Hakikatler” isimli kitabına bakabilirler.

Gelin bu hikayeyi bir de Mason üstad-ı azamı Kemalettin Apak’tan dinleyelim.

Türkiye’de Masonluğun tarihi üzerine bir kitap yazan Apak, Mason localarının 1935 Ekim ayında birdenbire faaliyetini durdurmak gibi bir emr-i vakiyle karşı karşıya geldiğini belirtir.

“Bu elemli hadise için verilecek kati hükmü tarihe ve gelecek mason nesillerine bırakmak belki daha doğru olacaktır” der.

Apak, Mason localarının kapatılmasında diktatoryal ve totaliter zihniyetli bazı yabancı memleketlerdeki komünist ve faşist rejimlerinin o zamanlar takip ettikleri Masonluk aleyhtarı politikalarının serpintilerinden alınan ilhamların da etkili olduğunu ifade eder.

Dr. İsmail Hurşit, Emlak Bankası Direktörü Muhittin Osman Omay, Dr. Fuat Süreyya Paşa, Muhip Kuran, Devlet Şûrâsı Reisi Mustafa Reşat Mimaroğlu, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ve milletvekili Dr. Rasim Ferit’ten teşkil edilen bir Mason heyeti Ankara’da Dahiliye Vekili Şükrü Kaya ile görüşür.

Şükrü Kaya da bir Masondur.

Kılıç Ali, Atatürk ve Şükrü Kaya

Şükrü Kaya, Masonlar tarafından sürdürülen sosyal ve kültürel faaliyetlerin bir süreden beri “Halk Evleri” tarafından yapılmakta olduğunu belirterek, Masonluk faaliyetlerinin tatil edilmesine partice karar verildiğini bildirir.

Elden gelen bir şey yoktur, hükümet bu kararı uygulamak zorundadır.

Masonlara ait binalar da Halk Evleri’ne devredilecektir.

Masonlara başkaca hiçbir yol bırakılmadığından o görüşme esnasında hazır tutulan bir beyanname heyete imzalatılır.

Mason Localarına son veren beyanname 10 ekim 1935′te “Anadolu Ajansı” tarafından radyolara servis edilir.

Beyannamede Türk Mason Cemiyeti’nin gönüllü olarak faaliyetlerine son verdiği ve dernek mallarının de Halk Evleri’ne bağışlandığı belirtiliyordu.

“Cumhuriyet” gazetesinde locaların kapatılması talimatının, CHP’nin son fırka programında yer alan “Kökü dışarıda bulunan teşekküller memleketimizde yer bulamayacak” şeklindeki bir maddesine dayandırıldığı da yazıldı.

Dahiliye Vekili Şükrü Kaya da gazetelere verdiği demeçte, “Türk Masonları kendi ideallerinin hükümetin esas programında dahil olduğunu görerek kendi teşkilatlarını kendileri feshetmişlerdir. Hükümetin bu iş üzerinde hiçbir teşebbüsü ve alakası yoktur” diyecekti.

Gerçeğin böyle olmadığını Mason üstadı Kemalettin Apak “Türkiye Mason Derneği” tarafından basılan ve sadece üyelere dağıtılan kitabında anlatıyor.

Apak’ın anlattığına göre İstanbul, Ankara ve İzmirdeki güzel lokal binaları elden gitti, sütunlar yıkıldı ve avadanlıklar darmadağın oldu.

Velhasıl, Masonlara göre locaların kapatılması politik bir tavizin sonucudur.

Yani Masonlar, aleyhlerindeki tezvirat nedeniyle harcanmıştır.

Masonlara müjdeyi veren İngiliz Kralı’ydı.

Mason locaları İsmet Paşa devrinde, 1948′de yeniden açıldı.

Peki mason locaları 1935′den 1948′e kadar uykuya yatmış mıydı?

Kemalettin Apak’ın anlattığına bakarsak, kısa bir süre için uykuya yattığı söylenebilir.

Ama Masonlar evlerde, lokantalarda ve gazinolarda toplanmaya devam ettiler.

Localar kapanmıştı lakin “Mason Yüksek Şûrâsı” faaliyetteydi.

Mesela 16 mason, 1935 ve 1947 yılı arasında “33. Derece”ye terfi ederek Mason Yüksek Şûrâsı’na alınmıştı.

Masonlar bir yandan da locaların yeniden açılması için hazırlık yapıyorlardı.

Başta İtalya ve Almanya olmak üzere bazı ülkelerde de Masonlar zor durumdaydılar.

Bu konuda Amerika’daki ve İngiltere’deki Masonlardan da müjdeli haberler gelmekteydi.

Mesela 1943′te İngiliz Kralı VI. George “İngiltere Birleşik Büyük Locası Üstad-ı Azamlığı”na getirilmesiyle ilgili törende bir nutuk çekmişti.

Kral George, Mason localarının kapatıldığı ülkelerde locaların yeniden kurulması gerektiğini bildiriyordu.

İngiliz Kralı VI. George

Haber Anadolu Ajansı tarafından da duyurulmuştu.

Yabancı ülkelerdeki Masonların rehberliğe ve yardıma ihtiyaç duyduklarını belirten Kral George bakın neler söylemiş:

“Farmasonluğun dağıtıldığı veyahut faaliyetlerine nihayet verildiği memleketler de vardır. Bu hal, bu teşekküllerin tarihinde kederli bir safhadır. Şundan şüphem yoktur ki, şartlar elverdiği zaman dünya büyük locası farmasonluğun yeniden kurulması için yardımını yapacak ve farmasonluğun geçirmiş olduğu nekbet devresinden daha ziyade kuvvetlenmiş olarak çıkacaktır..”

Türkiye’de o gün 5 Şubat 1948′de geldi.

Masonlar, “Türkiye Mason Derneği” unvanıyla yeniden ve resmen faaliyete geçiyordu.

(Abdullah Muradoğlu, Yeni Şafak Gazetesi, Aralık 2009)

Pamukoğlu’nun Sağ Kolu Mason

Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun 2. Adamı Lions kulüplerinin kurucusu çıktı.

Osman Pamukoğlu

Ulusalcı söylemleri ve duyarlı medya kuruluşlarını yakmakla gündeme gelen Osman Pamukoğlu’nun Genel Başkanlığını yürüttüğünü Hak ve Eşitlik Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Özgün’ün, Ankara Keçiören Lions ve Anadolu’da bulunan Leo Kulüplerinin üst yönetimini (District) kurup, Kurucu Genel Başkanlıklarını yaptığı öğrenildi.

Bahadır Özgün

ÖZGÜN’ÜN GURUR DUYDUĞU ÖZGEÇMİŞİ

Özgün’ün kendi kişisel sitesi olan www.bahadirozgun.com’da yer alan özgeçmişinde, kökü dışarıda olan Lions kulüplerinde yıllarca canla başla çalıştığını ve üst yönetiminde görev aldığını övünerek anlattığı görülüyor.

Bahadır Özgün’ün kişisel Web sitesinde ‘hakkımda’ başlıklı kısım tıklandığında kendisini şu şekilde tanıttığı görülüyor: “Askerlik sonrası sistemi ve çalışmalarını yakından tanımak amacı ile girdiğim Lions derneklerinin gençlik teşkilatı olarak tanımlayabileceğim LEO kulüplerinden Ankara Keçiören Leo Kulübünün kurucu asbaşkanlığı ve ardından başkanlığı görevinde bulundum. Daha sonra 118-U bölgesi olarak tanımlanan o süreçte tüm Anadolu’da bulunan Leo Kulüplerinin üst yönetimini (District) kurup, Kurucu Genel Başkanlığı görevine seçimle geldim. Görev sürem sonunda Lions derneklerine veda ettim.”

Sıkı bir AB karşıtlığıyla tanınan Pamukoğlu’nun kökü dışarıda kulüplerin kuruculuğunu ve başkanlığını yapanlarla birlikte hareket etmesi de manidar bulundu.

(Vakit, Aralık 2009)

Galatasaray Mason Yetiştiriyor

Yahudilik ve Sabataycılıkla ilgili araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Yalçın Küçük, ÖSS’yi saf dışı bırakan Galatasaray Üniversitesi’nin kontenjanının bir bölümünü, kendi yaptığı sınavla Galatasaray Lisesi öğrencileri arasından dolduruyor olmasıyla ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Yalçın Küçük

Yalçın Küçük

Küçük, Galatasaray Lisesi’nin bazı yöneticilerinin hedefinin Mason ve Sabatayist yetiştirme olduğunu söyledi. Küçük, ‘Galatasaray Lisesi’ne genellikle Sabatayist ve Mason ailelerin çocukları gider. Masonluk babadan oğula geçtiği için, bu okuldan mezun olanların Mason ve Sabatayist olması ve bu doğrultuda hizmet etmesi gayet normaldir’ dedi.

TÜRKİYE’Yİ GALATASARAY MEZUNLARI YÖNETİYOR

Türkiye’yi Galatasaray Lisesi mezunlarının yönettiğini belirten Küçük, “Galatasaray Lisesi Türkiye’ye yönetici yetiştirmeye çalışan bir okuldur. Bir dönem Türkiye´yi Mekteb-i Mülkiye yönetiyordu, şimdi Galatasaray Lisesi’nden mezun olan Mason ve Sabatayistler yönetiyor” diye konuştu.

Galatasaray Üniversitesi

Galatasaray Üniversitesi

Yalçın Küçük, Galatasaray Lisesi’nin kurucularından Coşkun Kırca ile İnanç Kıraç’ın da mason olduğunu hatırlatarak ‘Masonizmi, Sabatayistler yönetir. Tabiî olarak Sabatayistler ve Masonlar arasındaki ilişki de bu nedenle kaçınılmaz hale geliyor’ dedi. Küçük, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası´nın eski Büyük Üstadı Kaya Paşakay’ın da Galatasaray Lisesi mezunu olduğunu hatırlattı.

Çoşkun Kırca

Ali Coşkun Kırca

GALATASARAY, ALYANS İSRAİL OKULLARI’NIN DEVAMI

Küçük, Galatasaray Lisesi’nin, Alyans İsrail Mektebi felsefesi ile kurulduğunu söyledi. Küçük şunları kaydetti: ‘Alyans İsrail Okulları, Türkiye’deki İbrani asıllı çocukları yetiştirmek ve yönetime hazırlamak için kurulmuştu ve bu okullar 1925’te kapatıldı. Galatasaray Lisesi, Alyans İsrail Okulları’nın Türkiye’deki devamıdır. Alyans İsrail okulları ve Galatasaray aynı yönde eğitim veren okullardır.’

Bush Özel Olarak Seçilen Galatasaray Üniversitesinde Konuşuyor

Bush Özel Olarak Seçilen Galatasaray Üniversitesi’nde Konuşuyor, 6-2004.

İBRANİ ASILLI OLMAYANI ORAYA OTURTMAZLAR

Sabatayizmle ilgili yazıları üzerine Radikal yazarı Ahmet İnsel’in kendisi hakkında çok ağır yazılar kaleme aldığını vurgulayan Küçük; ”Durdurun bu adamı’ dedi. Kim mi bu adam? Söyleyeyim, Fransa’daki ve Yahudi lobisinin hakimiyetinde bulunan Paris Üniversitesi’nden gelen bir hoca. Ahmet İnsel şimdi Galatasaray Üniversitesi’nde hocalık yapıyor. Türklerden İbrani asıllı olmayan hiç kimseyi Paris´teki üniversitelerde oturtmazlar, yerleştirmezler. Bu genel bir kanıdan öte örnekleri bolca görülen bir durumdur´ diye konuştu.

Ahmet İnsel

Ahmet İnsel

(Vakit, Mayıs-2006)

Mason Locasından Al Bursu

28 Şubat sürecinden itibaren üniversite öğrencilerine burs dağıtan masonlar, bu yıl 624 öğrenciye burs verecek. Ama bu bursu herkes alamıyor. Şartları var.

İşte Vakit gazetesinde yer alan haberin orjinali:

Üniversitelerde yeni eğitim dönemi başlarken masonlar da boş durmuyor. 28 Şubat Süreci’nde burs dağıtma kararı alan masonlar, bu yıl da 624 öğrenciye burs verecekler. Üniversitelerdeki mason hocaların tavsiyeleri, diğer referanslar ve kişisel başvuruların incelenmesiyle kapsamlı mülakatlar yapılarak dağıtılan burslarla “Laik, çağdaş, Atatürkçü gençler” yetiştirilmesi öngörülüyor. Burs alan öğrenciler, her ay bir gün masonlarla bir araya gelmek zorunda.

DESTEKÇİLER ARASINDA “ÇAPKIN” CAN DA VAR, NATO DA

Kısa adını, masonluğun önemli sembollerinden birisini oluşturan “gönye”den aldığı ileri sürülen Gön-Bir ile Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, bursiyerlere gelir elde edebilmek için her yıl Ankara’da yaklaşık 3 bin masonun katıldığı “panayır” düzenliyor. Masonlara destek veren kuruluşlar arasında NATO da bulunuyor. “Çapkınlığı” basına yansıdığı için boşanma kararı almak zorunda kalan gazeteci Can Dündar da, konferansla masonların bursiyerler için gelir elde etmesine katkıda bulunuyor. Topkapı Sarayı’nda içkili toplantılar yapılmasına göz yuman Topkapı Sarayı Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı da konferanslarıyla masonlara destek veren bir diğer isim.

Kökü dışarıda karanlık kuruluş masonluk, bu yıl da elini üniversitelerin üzerinden çekmiyor. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın 1997 yılında aldığı karar uyarınca üniversite öğrencilerine burs verme uygulaması bu yıl da devam edecek. Masonlar, 2009-2010 eğitim sezonunda 624 öğrenciye eğitim bursu dağıtacak.

BURS DAĞITMAYA 28 ŞUBAT SÜRECİ’NDE KARAR VERDİLER

Masonlar, 28 Şubat Süreci’nin başlangıç yılı olan 1997 yılında, hem localar hem de aynı yıl kurulan Gönül Birliği Derneği üzerinden üniversitelerde burs verilecek öğrenci arayışına girişti. Kısa adını, masonluğun önemli sembollerinden birisini oluşturan “gönye”den aldığı ileri sürülen Gön-Bir, o tarihten itibaren her yıl burs verilen öğrenci sayısını arttırdı.

KAPSAMLI ARAŞTIRMA VE MÜLAKAT YAPIYORLAR

Burs vererek, “Atatürk ilkelerine bağlı, laik görüş ve düşüncelerle donatılmış, çağdaş, aydın gençler” yetiştirmeyi amaçladıklarını belirten Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası ile Gön-Bir, bu vasıflara sahip üniversite öğrencisi bulabilmek için üniversitelerdeki mason hocaların da yardımıyla fakültelere kayıt yaptıran öğrencileri incelemeye alıyor. Ayrıca referansla veya kendiliğinden gelen öğrenciler de burs değerlendirme sistemine sokuluyor. Burs verme karar süreci, kapsamlı mülakatlar sonucunda tamamlanıyor. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın verilerine göre, loca ve Gön-Bir, 2004 yılında 353 öğrenciye burs sağladı. Ayrıca ülke çapındaki localar kendi bünyelerinde 156 öğrenci okuttu. Burs uygulaması 2005 yılında ise bin 200 öğrencinin işleme konulması ve 200 öğrenci ile mülakat yapılması sonucunda gerçekleştirildi. Aynı yıl sadece Ankara’da mason eşlerinden oluşan “hemşireler” de 44 öğrencinin eğitim masraflarını üstlendi. İzmir’deki mason locaları ise 71 öğrenciye burs verdi.

HER AY ÖĞRENCİLERLE TOPLANTI VAR

Belirlenen kurallara göre bursa hak kazanan öğrenciler, her ayın ilk pazar günü o şehirdeki masonlardan oluşan “Eğitim Komisyonu” ile toplantı yapmak zorundalar. “Eğitim Komisyonu”, bursiyerlerle bir araya geldiği toplantılarda, öğrencilerin okullarıyla ilgili yaptığı açıklamaları dinliyor, değerlendirmelerde bulunuyor, varsa herhangi bir sorunla ilgili müdahale kararı alıyor.

“ÇAPKIN” CAN’DAN MASONLARA DESTEK

Masonlar, burs kaynakları sağlayabilmek için çeşitli etkinlikler düzenliyorlar. Bu kapsamda; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası yardım amaçlı konserler verirken, Devlet Tiyatroları da salon kapatan masonlar için gala programları gerçekleştiriyor. Ayrıca, Gön-Bir Ankara’daki masonların katılımıyla yaklaşık 3 bin kişilik bir “panayır” düzenliyor. Bir tür kermes organizasyonu olan “panayır”larda gelir getirecek etkinlikler gerçekleştirilirken, masonlara yakın bilim adamı, gazeteci, yazar ve sanatçılara konferans verdiriliyor. Geçtiğimiz günlerde bir kadınla öpüşürken objektiflere yakalanan ve bunun üzerine eşinden boşanma kararı almak zorunda kalan gazeteci Can Dündar da, destek amacıyla geçtiğimiz yıllarda masonlara bir konferans vermişti. Topkapı Sarayı’nda içkili toplantılar yapılmasına göz yuman Topkapı Sarayı Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı da konferanslarıyla masonlara destek veren bir diğer isim. Masonlar yine burs harcamalarında kullanmak üzere 2004 yılında NATO’dan da kaynak temin etmişlerdi.

(www.aktifhaber.com, 09-2009)

Masonların Karanlık Türkiye Planı

Ergenekon iddianamesi ek delil klasöründe çıkan skandal bir belge masonların Türkiye ve Müslümanlar üzerinde karanlık planlarını açıkça ortaya çıkardı. İddianamenin ek delil klasörlerinde yer verilen Avrupa Merkez Masonlarının eylem planlarının da Türkiye’deki masonlara iletilmek üzere alınan kararlar sıralanıyor.

“HALKÇI PARTİLERDEKİ BİRADERLER ÇOĞALTILSIN”

Fransızca’dan Türkçe’ye tercümesi yapıldıktan sonra iddianameye konulan, karanlık örgütün yalnızca üst düzey üyelerine gönderdiği ve örgüt içi gizli kararların yayınlandığı Rönesans isimli mecmuada yayınlandığı belirtilen eylem planı dudak uçuklatıyor.

Planda Türkiye’deki ‘Halkçı partiler’ cümlesi kullanılarak bu partilerin kadrolarındaki “biraderlerin” miktarının çoğaltılması gerektiğine, maddi kaynaklarla destekleneceklerine değiniliyor.

MASON VE YAHUDİ KARŞITLARI BELİRLENİP İMHA EDİLECEK

İddianamede yer alan gizli toplantının en can alıcı kararı “Mason ve Yahudi aleyhtarı bütün gelişmeleri tespit etmek ve bunları önlemek” başlığı altında toplanıyor.

Alınan karar göre Türkiye’deki bütün mason ve Yahudi karşıtı gruplar belirlenecek ve “Masonik ideallerin gerçekleşmesini önleyebilecek hareketleri imha” edilecek.

CEMAATLERİN ARASINA FİTNE SOKARAK BİRBİRİNE DÜŞÜRMEYİ AMAÇLAMIŞLAR

Toplantıda alınan bir başka kararda ise dini gruplar arasında oluşan ihtilafların tespit edilerek körüklenmesi gerektiği ve aralarına fitne sokulan bu grupların önce masonluk aleyhindeki etkilerinin zayıflatılması daha sonra basında bulunan biraderler vasıtası ile bu grupların yok edilmesi gerektiği belirtiliyor.

ROTERYEN VE LİONS KULÜPLERİNİN ARDINDA DA MASONLAR VAR

Eylem plandaki dikkat çekici ayrıntılardan bir diğeri ise Türkiye’de faaliyet gösteren Rotary ve Lions kulüplerinin sözde hayır ve kültür organizasyonu. Çevirisi yapılan belgede ‘Masonlar hakkındaki önyargı problemini çözmek, müttefikimiz olan Rotary, Lions vs. gibi kulüpleri bu göreve yöneltmek. Halkın sempatisini kazanmak için kültürel kampanyalar tespit etmek.’ İfadeleri ile bu teşkilatların düzenlediği sözde yardım faaliyetlerinin ardındaki gerçek itiraf ediliyor.

HEDEF TÜRKİYE’Yİ ELE GEÇİRMEK

İşte masonların sinsi planlarındaki çarpıcı kararlar:

1-Mason ve Yahudi aleyhtarı bütün gelişmeleri tespit etmek ve bunları önlemek.

2- Masonik ideallerin gerçekleşmesini önleyebilecek hareketleri imha etmek.

3- Hassas noktalarda görevli biraderlerin isimlerinin açıklanmasını önleyecek hayati tedbirler alınması.

4- Gerici, dinci teşekküllerin önlenmesi konusunda daha dikkatli ve hassas davranılması için basındaki biraderlerin uyarılması.

5- Halkçı partilerin kadrolarındaki biraderlerin miktarının çoğaltılması ve bunların etkilerinin takviyesi.

6- Mali problemler konusunda Avupa Localarından yardım ve işbirliği istenmesi.

7- Müttefikimiz olan Rotary, Lions vs. gibi kulüpleri bu göreve yöneltmek. Halkın sempatisini kazanmak için kültürel kampanyalar tespit etmek.

8- Dogmatik dini inançlardan uzak tutulması için halkı eğitmek.

9-. Radikal İslamcı hareketlerin kontrol edilerek uzun vadede yok edilmesi.

10- Dini grupların arasındaki ihtilaf ve bölünmelerin körüklenerek masonluk aleyhindeki etkilerinin zayıflatılması.

11- Dini akımların toplugücünün değişik odaklara yönlendirerek masonik ideallere zarar vermelerinin önlenmesi.

12- Bilinen ve etkili antimasonik yazar ve yayınlarının faaliyetlerinin durdurulması.

(Vakit, Eylül 2009)