Muzik calici calismiyor


ÇEVRE

Teknolojik Atıklar Fakir Milletleri Zehirliyor

Eski model bilgisayarınız, buzdolabınız, televizyonunuz artık işe yaramaz hale geldiğinde ne yapıyorsunuz? Çöpe mi atıyorsunuz? Peki çöpteki elektronik atıklara ne olduğunu hiç merak ettiniz mi?

Aslına bakarsanız elektronik atıkların bizim görüş alanımızdan çıkması, onların yok olması için yeterli değil. Ve yine aslına bakarsanız elektronik atıklar bizim görüş alanımızdan çıktıktan sonra dünyanın başına bela oluyorlar.

Son olarak ABC’de yayınlanan bir habere göre; bu sorun, özellikle gelişmiş ülkeler kaynaklı. Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere gibi ülkeler, elektronik atıklarının söküm, yok edilme işlemlerini kendi ülkelerinde yapmıyorlar. Çünkü bu süreç “zehirli bir süreç”. Bu nedenle bu ülkeler, elektronik atıkları Afrika ülkelerine gönderiyor. Bu da orada yaşayan çocukların, kurşun, civa ve kadminyumdan zehirlenmesi anlamına geliyor.

Örneğin Gana’ya her yıl gelişmiş ülkelerin tonlarca elektronik atıklarını taşıyan gemiler gidiyor. Ve ne yazık ki bu elektronik atıkları ayıklayan ve yakanlar da Ganalı çocuklar. Bazıları sekiz yaşındaki bu çocuklar elektronik atıklardaki değerli olabilecek metalleri ayırıyorlar. Tabi bu sırada ağır metallerle de temas ediyorlar. Bu süreç sadece çocukları zehirlemekle kalmıyor. Elektronik atıklardaki ağır metaller, ülkenin toprağına, suyuna da karışıyorlar.

Greenpeace de çalışan bilim insanları Gana’daki toprağı ve dereleri analiz etti. Sonucu tahmin edersiniz. Yüksek düzeyde kurşun, kadminyum, arsenik, dioksin. Hepsi de zehirli.

Bu senaryo, sadece Gana için geçerli değil. Nijerya, Vietnam, Hindistan, Çin ve Filipinler’de de aynı senaryolar yaşanıyor. Birleşmiş Milletler, her yıl 50 milyon ton elektronik atığın ortaya çıktığını tahmin ediyor. Doğal olarak bunların çok büyük bir miktarı da, Afrika ülkelerine yollanıyorlar. Bu senaryonun ardında basit bir matematik hesabı var. Almanya’da eski bir CRT televizyonu ayrıştırma işinin maliyeti 5.30 dolar. Aynı televizyonu gemiye yükleyip Gana’ya yollamanın maliyeti ise 2.20 dolar.

(Ntvmsnbc, Şubat 2010)

Arıların Kayboluşundaki Sır Çözüldü

Arıların esrarengiz biçimde ortadan kaybolduğu haberleri son zamanlarda sıkça gündeme geliyor. Bilim adamları ise arıların olmadığı bir dünyada, yaşamın yok olacağı uyarısını yapıyor.

Arıların esrarengiz kayboluşuna açıklık getirebilecek ilginç bir araştırma Hindistan’dan geldi. Hindistan haber ajansı “Press Trust of India”da yer alan habere göre, ülkenin güneybatısında bulunan Kerala eyaletindeki baz istasyonlarının, bölgedeki bal arıları için büyük tehlike oluşturuyor.

Bunun üzerine, çevreci zooloji profesörü Dr. Sainudeen Pattazhy’nin başlattığı araştırma, cep telefonlarının, çiçeklerin özünü toplayan işçi arılarının ölümünde etkili olduğunu göstedi. Kerala’nın çeşitli noktalarında yapılan arıkovanı ölçümlerinde, arıların azaldığı belirlendi.

Dr. Sainudeen Pattazhy “Eğer baz istasyonlarının hızla artması engellenemezse, gelecek 10 yıl içinde bölgedeki bal arılarıı tamamen yok olacak” dedi. Patthazhy’nin yaptığı bir deneyde, bal kovanının yanına yerleştirilen cep telefonunun koloniyi 5- 10 gün içinde dağıttığı ortaya çıktı. Cep telefonunun yaydığı manyetik alan nedeniyle işçi arılarının kovana dönemedikleri gözlemlendi.

***

Mobile phone towers threaten honey bees

The electromagnetic waves emitted by mobile phone towers and cellphones can pose a threat to honey bees, a study published in India has concluded.

An experiment conducted in the southern state of Kerala found that a sudden fall in the bee population was caused by towers installed across the state by cellphone companies to increase their network.

The electromagnetic waves emitted by the towers crippled the “navigational skills” of the worker bees that go out to collect nectar from flowers to sustain bee colonies, said Dr. Sainuddin Pattazhy, who conducted the study, the Press Trust of India news agency reported.

He found that when a cell phone was kept near a beehive, the worker bees were unable to return, leaving the hives with only the queens and eggs and resulting in the collapse of the colony within ten days.

Over 100,000 people in Kerala are engaged in apiculture and the dwindling worker bee population poses a threat to their livelihood. The bees also play a vital role in pollinating flowers to sustain vegetation.

If towers and mobile phones further increase, honey bees might be wiped out in 10 years, Pattazhy said.

(Canwest News Service, August, 2009)

Büyükşehirin pisliği de büyük olur

Nefes alacak bir pencere açmak

Kara günlerin doğacağı gün

Kuş Cenneti uçtu gitti!

Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan ve 168`den fazla kuş türüne ev sahipliği yapan Nallıhan Kuş Cenneti`ni besleyen çayların da kurumasıyla bölge sular çekildi otlar bitti. Köylüler de araziyi sürerek tarla olarak değerlendirmeye başladı. Ankara`nın Nallıhan ilçesi sınırlarında bulunan ve 168 kuş türüne ev sahipliği yapan kuşcennetindeki suların çekilmesi ve bölgeyi besleyen Aladağ Çayı`nın kuruması, buradaki kuşların sayısında önemli düşüşe neden oldu. (2007, www.yenisafak.com.tr)

Kazdağlarında altın madenine hayır

Çevreciler ne kadar dürüst?

Başbakan Tayyip Erdoğan, 23 Ağustos günü Rize’nin İkizdere ilçesi Ilıca köyünde düzenlenen “2. Dünya Rizeliler Günü Kültür ve Sanat Etkinlikleri”nde yaptığı konuşmada, yapılması plânlanan “Hidroelektrik santralleri” konusunda gelişmeler olduğunu, ancak İkizdere’den “bazı sesler” geldiğini belirterek şöyle konuşuyordu:

“Bize kızmasınlar, hatalar olabilir. İleride daha iyi göreceksiniz. Halkımızın karanlıkta kalmasını istemiyoruz, aydınlıkta olmasını istiyoruz. Doğalgaz çevrim santrallarının maliyeti çok çok yükseldi. Hidroelektrik santrallarla bunun yarısına, belki daha da aşağısına bunları elde etme imkânı var. 17-18 cente enerji elde etmenin bedelini kim ödüyor, halkımız ödüyor. 5 sene tahammül ettik, artık edemiyoruz.”

Ve devam ediyordu: Dünyanın değişik yerlerinde böyle çevreciler var. ‘Ne yaparsınız’ dersin, ele avuca gelecek hiçbir işleri yoktur. Sadece boş vakitlerini değerlendirmek için yaptıkları iş budur.

İşte bu konuşma, “çevreci”leri ve “kartel medyası”nı ayağa kaldırdı. Erdoğan’ın sözlerini “3-5 cümle” ile geçiştiren kartel medyası, çevrecilerin tepkilerine geniş yer ayırdı.

KOÇ’UN ORMAN KATLİAMINA ÇIT YOK!
Vakit Gazete’si haftalar ve hatta aylar boyu haykırıp; “Koç üniversitesi için ormanların talan edildiğini” yazmıştı! Gerçekten de “çok büyük bir talan” yaşanıyordu.
“Sarıyer Ormanları”ndan binlerce ağaç kesilmiş ve topraklar “cascavlak” kalmıştı!
Ama, çevrecilerde “tık” yoktu!
Ne TMMOB’dan ses çıkıyordu, ne de TEMA’dan!
Ne Doğa Derneği ses veriyordu, ne de diğer çevreciler!
Kısacası; Koç Holding, bir “darphane” gibi, kendisine “para” yağdıracak “özel üniversite”yi, işte bu “sessizlik”, işte bu “tepkisizlik” içinde kurmuştu!
Gayet ne olarak ortaya çıkmıştı ki;
“çevrecilik” maskesi altında faaliyet yürüten kişi ve kuruluşların bir kısmı hem “besleme” idi, hem de “güdümlü!”
Evet, “besleme” ve “güdümlü”ydüler!
Çünkü, “çevreci” etiketli bazı kişi ve kuruluşlar, “Koç Holding bünyesi”nde görevliydi ve oradan “maaş” alıyordu!
“Koç’tan maaş alan” bir çevrecinin de, “Koç’un orman katliamı”na ses çıkarması elbette beklenemezdi!
İşte bu yüzden “gık”ları çıkmadı!

KÖPEĞE PARK SERBEST, İNSANA CAMİ YASAK!
Aynı “çevreci”(!)leri, “Kadıköy/Göztepe’ye cami yapılmasına karşı çıkarken” de görmüştük!
CHP’li Belediye Başkanı Selami öztürk öncülüğünde hareket eden “çevreci”ler, “cami” yapılmasına şiddetle karşı çıkıyorlardı ama, aynı belediyenin yaptırdığı “buz pisti”ne ses çıkarmıyorlardı!.
Ne ilginç ki;
Kadıköy’de “köpek”lerin dolaşabileceği “park”lar yaptırılmıştı ama, “insanların ibadet edebileceği camiler”e sıra gelince, höykürmeye başlamışlardı!
Bir ara, şöyle eleştiriler gelmişti kulağımıza:
“Bu çevreciler, çevre ve hayvanlara sahip çıkma görüntüsü altında acaba insanlara düşmanlık yapmak için mi varlar? Bu hayvanseverlerin hepsi, aynı zamanda insan düşmanı mıdırlar?”
Kabul etmek gerekir ki, bu “eleştiri”lerdeki “haklılık payı” hayli yüksekti!
çünkü;
“Bitki”lere ve “hayvan”lara karşı son derece hassas olan “çevreci”ler, sadece “halk”a değil, aynı zamanda “Hakk’a da düşman”dı!
öyle ya; eğer öyle olmasalar, Göztepe sakinlerinin “cami” taleplerine karşı çıkmazlardı!

ESERLER BİZANS KALINTISI OLUNCA!
Bunların “samimi ve dürüst olmadığını”, birçoğunun “ikiyüzlü ve sahtekâr” olduğunu, evet evet “çifte standartlı tavır”lar sergilediklerini geçtiğimiz günlerde “2 ayrı örnek”te gördük.
önce birinci örneği verelim;
Haberler şöyleydi:
“İstanbul’un ulaşım sorununa çözüm getirmek için başlatılan raylı sistem çalışmaları kentin 2 bin 500 yıllık geçmişine ışık tutan arkeolojik kalıntıları ortaya çıkardı. Marmaray Projesi için İstanbul’un 3 ayrı noktasında yürütülen arkeolojik kazılarda en çok tarihî kalıntıya rastlanan bölge Yenikapı oldu. Kazılarda tümüyle yok olduğu sanılan Konstantin Surları bulundu. 4 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun surların korunmasına karar vermesi üzerine Marmaray’ın güzergâhında değişiklik yapıldı.”
Sadece bu kadar değildi elbet.
“Kartel gazeteleri”nde çıkan haberlerde ise şöyle suçlamalar yapılıyordu:
“İstanbul’da tüp geçit projesinin üsküdar ayağındaki bölümünün daha önce birçok kez kazıldığı, ortaya çıkan binlerce yıllık tarihî eserlerin üzerinin örtüldüğü anlaşıldı.”
“Tüp geçit kazısında Boğaz’ın dibinden çıkan tarihî eserler, kimseye sorulmadan, yeniden Marmara’nın derinliklerine ‘gömülüyor’.”
Herhalde söylemeye gerek yok; “kartel gazeteleri”nin ve “çevreci”lerin “baskı”ları üzerine Anıtlar Yüksek Kurulu devreye girdi ve projenin güzergâhını değiştirip, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 24 Milyon Dolar’lık yatırımının çöpe gitmesine” yol açtı!
Niye?
Çünkü, sözkonusu olan “Bizans’ın eserleri” idi!
Bunlar “tarihî eser” idi!
Dolayısıyla “korunmalı”ydı!

BUNLAR HEM DİN, HEM KüLTüR DüŞMANI
Peki, “Osmanlı eserleri” ne olmalıydı?
Meselâ, 1794 yılında, yani “214 yıl” önce Sultan 3. Selim tarafından yaptırılan “tarihî Halitağa çeşmesi” ne olmalıydı?
Ne olursa olsun!!!
Öyle ya; nasıl olsa, o bir “Bizans eseri” değil, bir “Osmanlı eseri”ydi!
Dolayısıyla, “onun bir önemi yok”(!)tu!
“Çevreci”ler ve “kartel gazeteleri” için, “214 yıllık bir Osmanlı eseri” olan Halitağa çeşmesi’nin, gerçekten de hiçbir önemi olmamalıydı ki, buradaki “tarih katliamı”na hiç kimsenin sesi çıkmadı!
Ne tepki, ne de eleştiri!
O “tarihî çeşme”deki “Besmele” yazısı ve “tuğra”lar, “CHP’li Kadıköy Belediye Başkanı Selami öztürk’ün kiraladığı işçiler” tarafından göz göre göre kazındı, göz göre göre katledildi!
Vakit, 23 Ağustos Cumartesi günkü manşetinde, “Besmele düşmanı” başlığıyla işte bu zihniyeti gündeme getirdi!
Ortada, sadece “tarih veya Osmanlı düşmanlığı” değil, aynı zamanda “din ve kültür düşmanlığı” vardı ki; bunu yapan da “CHP zihniyeti”nin bir temsilcisi olan Selami öztürk’tü!
Gelin görün ki;
Ne Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan, ne “çevreci”lerden ve ne de “kartel medyası”ndan ses çıktı!
Acaba, orada “Osmanlı eseri” değil de, bir “gâvur eseri” olsaydı ne yaparlardı!
Herhalde kıyameti kopartırlar, ortalığı velveleye verirlerdi!
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önceki gün ve dün Rize’de eleştirdiği “zihniyet” bu olsa gerek!
“Balık çiftlikleri”ne, “orman talanı”na ve “tarih katliamı”na ses çıkarmayıp, “hidroelektrik santralları”na karşı çıkan zihniyet!
Bu zihniyet; gerçekten de; “hem halk, hem de Hakk düşmanı” bir zihniyettir ki; “ikiyüzlülük” ve “sahtekârlık”larıyla, bunu bir defa daha gösterdiler!
Bir defa daha, “suçüstü” oldular!

Selam, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle…

(Hasan Karakaya, Vakit)