Muzik calici calismiyor


İSLAMİYET

Zekat Ne Kazandırır?

Zekat insana o kadar çok şey kazandırır ki, saymakla bitmez.

Bir kere faiz gibi hayatı kemiren bir musibetten uzak tutar. Çünkü zekât hayata bereket verir, içinizde mutluluk tomurcukları yeşertir.

Bireysel olarak güzel alışkanlıklar kazandırırken, geniş dairede, toplum açısından da o kadar hayati çiçekler açtırır ki, gerçekten hayat yaşanır hale gelir.

Çünkü bir defa dünya barışının en önemli çıkar yolu, zekât kurumunun yaşaması, uygulama alanına girmesi ve insanların onun gizemli güzelliğiyle tanışmasıdır.

Bütün kavganın, kargaşanın, her türlü terörün ve krizin temeli, faiz belasının yaşaması ve zekâtın terk edilmiş olması, dolayısıyla gelir dengesizliğinin ortaya çıkmasıdır.

İnsanlık tarihine baktığımızda bütün kargaşanın ve kavganın kaynağı “bir cümle” olduğu gibi, bütün ahlaksızlığın kaynağı da tek “bir cümle”dir:

Birinci cümle: “Ben tok olayım; başkası açlıktan ölse bana ne!”

İkinci cümle: “Sen çalış, ben yiyeyim.”

Evet, sosyal hayatta zenginler ve fakirler bir denge içinde rahatça yaşarlar. O dengenin temeli ise varlıklı kesimden merhamet ve şefkat, fakirlerden de hürmet ve itaattir.

Birinci cümle, zenginleri zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe itmiş. İkinci cümle de, fakirleri kine, hasede, kavgaya ve çekişmeye sürüklemiş, birkaç asırdır insanlığın huzurunu kaçırdığı gibi, şu asırda da emek sermaye çatışması sonucu Fransız İhtilali meydana gelmiştir.

İşte, dünya bütün hayır kurumlarıyla, ahlâkî ekolleriyle ve o kadar polisiye ve askeri düzenlemeleriyle dünya barışını sağlayamadığı gibi, bu iki yarayı da tedavi edememiştir.

Kur’ân, birinci cümle olan “Ben tok olayım; başkası açlıktan ölse bana ne!” felsefesini zekâtı farz kılmakla kökünden söker, tedavi eder. İkinci cümle olan “Sen çalış, ben yiyeyim” anlayışını da faizi haram kılmakla kökünden söker, tedavi eder.

“Evet, Kur’ân âyetleri âlem kapısında durur, faize “Yasaktır” der. “Kavga kapısını kapamak için faiz kapısını kapayınız” diyerek insanlara ferman eder, talebelerine “Girmeyiniz!” diye emreder.’ (Sözler)

Açıkça söylemek gerekirse, bugün dünyayı bir cendere içinde sıkan terör belasını telafi edecek en kestirme çare ve bu bulaşıcı hastalığı tedavi edecek en önemli reçete, faizden kurtulmak ve zekatla barışık yaşamaktır.

Son yıllardaki ekonomik gelişmeye baktığımızda dünyanın yavaş yavaş faizden kurtuluşa girdiğini görüyoruz. Bir de zekât şöyle bir yaygınlaşacak olsa, gerçek anlamda kardeşlik hayatın bütün gözeneklerine girer.

(Mehmet Paksu, Bugün)

Kuzman’ın Hikâyesi

Hadis kitaplarında şöyle bir vakıa anlatılmaktadır:

Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ashâb-ı Kirâm (radiyallahu anhüm ecmaîn) müşriklerle cihad etmek üzere Uhud’a çıktıklarında, Kuzman isminde bir şahıs Medine’de kalır. Bazı kadınlar, “savaş kaçkını” diyerek onu alaya alınca, Kuzman bunu bir onur meselesi haline getirir; hemen cepheye koşar ve ön safta yer tutar. Hatta ilk oku o atar, sonra kılıcını çeker ve herkesi hayran bırakan bir kahramanlık sergiler. Bazıları onun cesaretini ve mücadelesini övünce Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, “O, ateş ehlindendir!” buyurur.

Bu habere çok şaşıran bazı sahabîler Kuzman’ı takip etmeye başlarlar. Onun yiğitliği karşısında iyice hayrete düşerler. Çünkü, Müslümanların muvakkaten dağılıp geri çekildikleri bir anda bile Kuzman kılıcının kınını kırar, “Kaçmaktansa ölmeyi tercih ederim!” diye bağırarak ileri atılır ve cesurca savaşırken derin bir yara alır. Onun bu haline şahit olan Sahabîler, “Ya Rasûlallah, az önce ateş ehlinden olduğunu söylediğiniz adam, büyük bir metanetle savaştı ve kahramanca öldü!” derler. Sâdık u Masdûk Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm), yine “O Cehennemliktir!” buyurur. Bu cevabı işiten Müslümanların bütün bütün hayrete kapıldığı esnada, o şahsın henüz ölmediği ancak ağır şekilde yaralandığı haberi getirilir.

Kuzman acılar içinde kıvranırken, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in ihbarından habersiz olan Katade İbnu Nu’man onun yanına varır ve “Şehitlik sana mübarek olsun!” diye tebrikte bulunur. Bunun üzerine, Kuzman, “Vallahi ben din için mücahede etmedim; kavmimin itibarı için savaştım!” diye mukabele eder. Sonra da, yarasının ızdırabına dayanamayarak kılıcının keskin tarafını göğsüne dayar, üzerine yüklenir ve intihar eder.

Evet, bu hadisenin bir benzeri Hayber Gazvesi’nde meydana gelmiştir; bunun üzerine Rehber-i Ekmel (aleyhissalâtu vesselâm) Efendimiz, halka şu hakikatin ilan edilmesini emir buyurmuştur: “Cennet’e ancak Allah’a gönülden teslim olmuş mü’minler girecektir. Şu kadar var ki, Allah (dilerse), İslam dinini fâcir bir kişi ile de te’yid edip kuvvetlendirir.”

Kurtarıcının İpine Tutunabilmek

Resulullah (s.a.v) buyuruyor: “Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teâla’nın Kitabı’dır. O, Allah’ın ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terkederse delâlete düşer.

Namaz Vakitlerinin Anlamı

Hz. Süleyman’ın Dünya Sevgisi

  • Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır. (Âli İmran – 14)
  • Süleyman, «Gerçekten ben at (mal) sevgisine Rabb’imi anmayı sağladıkları için düştüm» dedi.  (Sad- 32)

Ahiret Nasibi

Ebedî Cehennemlik

İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (Bakara 39)