Zekat insana o kadar çok şey kazandırır ki, saymakla bitmez.
Bir kere faiz gibi hayatı kemiren bir musibetten uzak tutar. Çünkü zekât hayata bereket verir, içinizde mutluluk tomurcukları yeşertir.

Bireysel olarak güzel alışkanlıklar kazandırırken, geniş dairede, toplum açısından da o kadar hayati çiçekler açtırır ki, gerçekten hayat yaşanır hale gelir.
Çünkü bir defa dünya barışının en önemli çıkar yolu, zekât kurumunun yaşaması, uygulama alanına girmesi ve insanların onun gizemli güzelliğiyle tanışmasıdır.
Bütün kavganın, kargaşanın, her türlü terörün ve krizin temeli, faiz belasının yaşaması ve zekâtın terk edilmiş olması, dolayısıyla gelir dengesizliğinin ortaya çıkmasıdır.
İnsanlık tarihine baktığımızda bütün kargaşanın ve kavganın kaynağı “bir cümle” olduğu gibi, bütün ahlaksızlığın kaynağı da tek “bir cümle”dir:
Birinci cümle: “Ben tok olayım; başkası açlıktan ölse bana ne!”
İkinci cümle: “Sen çalış, ben yiyeyim.”
Evet, sosyal hayatta zenginler ve fakirler bir denge içinde rahatça yaşarlar. O dengenin temeli ise varlıklı kesimden merhamet ve şefkat, fakirlerden de hürmet ve itaattir.
Birinci cümle, zenginleri zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe itmiş. İkinci cümle de, fakirleri kine, hasede, kavgaya ve çekişmeye sürüklemiş, birkaç asırdır insanlığın huzurunu kaçırdığı gibi, şu asırda da emek sermaye çatışması sonucu Fransız İhtilali meydana gelmiştir.
İşte, dünya bütün hayır kurumlarıyla, ahlâkî ekolleriyle ve o kadar polisiye ve askeri düzenlemeleriyle dünya barışını sağlayamadığı gibi, bu iki yarayı da tedavi edememiştir.
Kur’ân, birinci cümle olan “Ben tok olayım; başkası açlıktan ölse bana ne!” felsefesini zekâtı farz kılmakla kökünden söker, tedavi eder. İkinci cümle olan “Sen çalış, ben yiyeyim” anlayışını da faizi haram kılmakla kökünden söker, tedavi eder.
“Evet, Kur’ân âyetleri âlem kapısında durur, faize “Yasaktır” der. “Kavga kapısını kapamak için faiz kapısını kapayınız” diyerek insanlara ferman eder, talebelerine “Girmeyiniz!” diye emreder.’ (Sözler)
Açıkça söylemek gerekirse, bugün dünyayı bir cendere içinde sıkan terör belasını telafi edecek en kestirme çare ve bu bulaşıcı hastalığı tedavi edecek en önemli reçete, faizden kurtulmak ve zekatla barışık yaşamaktır.
Son yıllardaki ekonomik gelişmeye baktığımızda dünyanın yavaş yavaş faizden kurtuluşa girdiğini görüyoruz. Bir de zekât şöyle bir yaygınlaşacak olsa, gerçek anlamda kardeşlik hayatın bütün gözeneklerine girer.
(Mehmet Paksu, Bugün)





