Muzik calici calismiyor


BESLENME

Bushmeat (Maymun Yemeği), Bioko, Afrika

Plastik Kapların Zararı Kanıtlandı

Fransız araştırmacılar tarafından fareler üzerinde yapılan ve sonuçları Amerikan Bilimler Akademisinin (PNAS) dergisinde yayımlanan araştırma, bazı biberonlar, su damacanaları, sert plastik bardaklar, yeniden kullanılabilir besin kapları, gıda ambalajları gibi günlük hayatta sıklıkla kullanılan malzemelerde yer alan Bisfenol A’nın bağırsak üzerinde olumsuz etki yarattığını ortaya koydu.

Plastik Su Kabı Zararlıdır

BPA ile ilgili bugüne kadar yapılan araştırmaların çoğu, bu maddenin üreme ve beyin gelişimine etkisini kapsarken, Fransa’nın Toulouse kentinde bulunan Ulusal Gıda Araştırmaları Enstitüsü (IRNA) araştırmacıları, BPA’nın ilk temas ettiği organ olan bağırsak üzerine yoğunlaştı ve maddenin olumsuz etkisini bilimsel olarak kanıtladı.

Araştırmada, farelerde ve insana ait bağırsak hücrelerinde Bisfenol A’nın, vücut için gerekli mineral tuzlar ve suyun dolaşımına olanak sağlayan bir yol olan bağırsak epitelyumunun geçirgenliğini azalttığı ortaya çıktı. Bu arada ABD’de 6 büyük biberon üreticisinin araştırmanın sonuçlarının yayımlanmasından sonra BPA içeren ürünlerinin satışını durdurduğu belirtildi.

(www.timeturk.com, 12.2009)

Açlık mı, Açlık Borazanlığı mı?

Dünyanın içinde bulunduğu hâle yönelik bir şeyler söylemek için konuşanların ‘dünyada 1 milyar kişi aç’ dediğini sık sık duyarız.

6,8 milyarlık dünyada neredeyse her yedi kişiden birinin açlık sınırının altında yaşıyor olması, kuşkusuz hepimizin içini acıtmakta.

Bu veriler doğru mu? Dünyada neden bu kadar çok aç var? 1 milyar insanın açlık sınırının altında olduğu verileri kime ait? Elbette Birleşmiş Milletler Dünya Gıda ve Tarım Örgütü, FAO’ya.

“Gıda güçtür! Onu davranışları değiştirmek için kullanırız. Bazıları bunu rüşvet olarak adlandırabilir. Özür dilemiyoruz” cümleleri ile meydan okuyan Catherine Bertini gibi kimselerin yönetici olduğu BM ve bağlı örgütlerin verilerine güvenebilir mi insan?

Sizleri bilmiyorum ama kuruluş niyetinden son icraatına kadar her açıdan sabıkalı bir örgüt(ler)ün hiçbir verisi benim için güvenilir olamaz.

Biz bir veri ve bilgi kadar, o bilgi ve veriyi verenin kimlik ve niyetine de bakarız. O halde bu cüretkâr sözlerin sahibi olan Catherine Bertini kimdir?

Sıkı durun o da bir Rockefeller ürünü.

ABD Tarım Bakanlığı Eski Müsteşarı,

BM Dünya Gıda Programı Başkanı,

Rockefeller Grubu Danışma Kurulu üyesi,

Bill & Melinda Gates Vakfı yönetim kurulu üyeliği gibi uzayıp giden birçok görev.

Catherine Bertini ve Kofi Annan

Catherine Bertini ve Kofi Annan

Özetle bu kişi dünya derin devletinin merkezi Rockefeller’deki görevinin yanı sıra; çok büyük kişisel varlığı ve özellikle hayırseverlik maskesi altında Afrikalıları kısırlaştırma görevi verilen ve bu iş için 35 milyar dolarlık kaynak ayıran Microsoft’un ortaklarından Bill Gates tarafından kurulan ‘Bill & Melinda Gates Vakfı’nın yöneticilerinden.

Hayırsever Bill Gates

Hayırsever Bill Gates!

Melinda Gates ve Eşi Bill Gates

Melinda Gates ve Eşi Bill Gates

Bu konumdaki bir kişinin, yöneticilerinden biri olduğu örgütlerin verdiği rakamlara güvenmek şeytana güvenmekten daha farklı olabilir mi?

Peki, 1 milyar 20 milyon insanın açlık sınırı altında olduğunu bu örgütler neden iddia ediyor olabilirler? Bundan ne gibi çıkarları olabilir? Ya da gerçekte bu kadar aç varda biz mi gerçeği saptırıyoruz?

Bir batılının açlıktan ne anladığı ile Nijerli bir fakirin açlıktan anladığı aynı şey olabilir mi? Kuşkusuz olamaz. Bir batılının sofrasının artığı ile kim bilir Nijerli kaç aile doyabilir?

Şunuda Yemek İstiyorum

Dünyayı idare eden bu aç gözlü vampirler, yüzyıllardır sömürdükleri bu insanları açlık sınırının üstüne çıkaracak bir çözümü götürmek için çözüm üretmek yerine, neden ikide bir bu rakamları yayınlayıp insanların canını sıkıyorlardır? Hiç düşündük mü acaba?

Afrika’nın bir köyündeki ya da Bangladeş’in bir kabasındaki adını sanını bilmediğimiz şu ya da bu dine mensup bir insanın açlıktan inlemesi ya da ölmesi bu şeytanlaşmış yaratıklar açısından ne tür bir sorun ya da nasıl bir çıkara konu olabilir ki?

Ahlakın ve erdemin gücünün azalıp, araçların gücünün arttığı bir dünyada bu açlık, batılılar açısından acaba bir araç olabilir mi?

Ahlakî ve hukukî anlamda denetleyemediğimiz bu örgütler ya da kişilerin verdiği veriler, insanlık için tehlikeli sonuçları doğuracak bir amacın ürünü olduğundan hiçbir zaman kuşku duyuyor değilim.

Dünyanın en zengin kişilerinden olan ve her birimizi Windows başta olmak üzere birçok yazılımla sömürü çarkına üye yapan Bill Gates, eşi ve kendi adına kurduğu Bill & Melinda Gates Vakfı ile tohum ve insan avına çıkmış durumda.

Bill Gates Nijeryada

Bill Gates Nijerya’da

O, artık bir toprak ağası ve tohum devi. Artık sahne, adları iyice kirlenen Monsanto gibi şirketlerin rol ve görevlerinin bir kısmı yüklenen Bill’in. O, artık kara maskeli, yeni avcı.

Meselenin, ülkemiz boyutunu ele alırsak. Örneğin en zengin listesine giren 100 ailenin fertlerinin günlük beslenme harcaması ile bu ülkede asgari ücretli binlerce belki de on binlerce aile doymaz mı? Belki daha da fazlası.

Dünyanın kaymağını yiyen emperyalist güçler, açlıklarına acıdıklar bu insanların ellerine on binlerce dolarlık silahları verip birbirini öldürtmek yerine, onlara günde birkaç sent vererek doymasını ya da buna bile gerek kalmadan, onların kendilerini besleyecek zorla ellerinden aldıkları tarım alanlarında ekim yapmalarına izin verseler, iddia ettikleri açlık söz konusu olabilir mi?

Onların açlığı üzerinde kurgulanan sömürü ve devletlerin soyulmasına en can alıcı örneği sunarsak, sanırım konuyu daha iyi izah edebilme imkânına kavuşacağız.

Yıl 2002. Zambiya’da açlık sorunu baş gösterir. İmdada dünyanın efendisi ABD yetişir ve Zambiya’ya, 23.500 ton mısır ve 51 milyon dolar nakdi yardım gönderme kararı alır. Bu yardım paketindeki nakit kısım, ABD’li şirketlerden GDO’lu gıda alma koşuluna bağlanırken, gönderilen 23.500 ton mısırın kısırlaştırıcı GDO’lu ürün olması nedeniyle Zambiya’nın onurlu yetkililerince reddedilir.

Zambiya’daki açlıktan çok rahatsızlık duyan ABD’li yönetimi, Zambiya devlet yöneticilerine ‘siz bilirsiniz’ demiyor. Peki, ne diyor? “Dilencilerin seçme hakkı olamaz!”

Acaba, hem GDO’nun temel amacı hem de açlık rakamlarının neden abartıldığı daha iyi anlaşılmış mıdır? Elbette dünyada açlık sınırı altında yaşayan insanlar yok değil. Sayısı çok olmasa bile ülkemizde de var olabilir. Lakin başta da ifade ettiğimiz gibi açlıktan ne anladığınız burada büyük önem kazanıyor. Kaldı ki dünyanın en önemli sorunu belki de açlık değil barınmadır. Gelirlerinin çok büyük kısmını barınmaya ayırmak zorunda kalan insanların, en çok kıstığı şeylerden biri de yiyecekleri olamaz mı?

Aslında neden çok basit! Ancak nedeni anlayabilmek için sorunlara bir açıdan değil çok farklı açılardan bakmayı öğrenmek gerek. Dünyadaki açların sayısı çok gösterilmeli ki; dünyanın ve özellikle de fakir ülkelerin tarım alanları tümüyle GDO’lu hale getirilsin.

GDO’lu ürünleri tüketen bu insanlar, hızla kısırlaştırılsın ya da GDO ve HİBRİT ürünlerin neden olduğu alerji, kanser, fizyolojik bozukluklar, bağımlılık, gen ve DNA yapısı bozuklukları, immün sistemi sorunları, mikro-organizmaların mutasyonuyla yeni hastalıkların ortaya çıkması gibi hastalıklara yakalanarak bu dünyayı acele terk etsinler.

Açlığın bile bir kazanç kapısı haline getirildiği, buna karşın günümüzde her yere sirayet etmiş olan akıl kirlenmesi nedeniyle, birçok kimse fincancı katırlarını ürkütmek istemiyor olabilir. Çoğu kimse gerçeği konuşmak yerine, gerçeğin yakınından dolaşmayı çıkarları için daha uygun bulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu durumda da neyin gerçek, neyin gerçek olmadığı elbette çok karışık bir hal alıyor.

Ülkemizde İHH ile başlayan yardım örgütlerinin sayısı bir hayli arttı. Önemli bir kısmı, dünya çapında örnek oluşturacak başarılı projeler yürütüyor. Bu yardım kuruluşlarının sitelerini gezdim. Kimisinin sitesinde veri ve haritalar mevcut. Ancak hepsinin dayandığı veriler de yukarıda haklarında bilgi sunduğumuz mâlum örgütlere ait veriler.

Belki de burada şunu da belirtmemiz gerek. Dünyanın nüfusu 6,8 milyar. BM/FAO’ya göre açların sayısı 1,020 milyon, yani dünya nüfusunun yüzde 15’i aç.

Öte yandan dünya nüfusunun yüzde 4,40’nı ABD oluşturuyor. ABD’de sayıları 30 milyonu aşan açların sayısı, nüfusun yüzde 10’nunu oluşturuyor ve açlığın en çok arttığı ülkelerin başında ABD geliyor.

Sanırım burada şu soruları da açık yüreklilikle sormamız gerek. Açlığın gerçek nedeni ne? Açlığın sadece İslam ülkelerinde yaşandığı gibi bir izlenim, neden çokça gündeme getiriliyor?

Açlığın ana nedenleri arasında, elbette gelir paylaşım sorununun olduğu en yalın gerçek. Fakat bu gerçeğin ardındaki en büyük iki gerçekse; despotizm ve fakirliğin, mevcut düzenlerin devamı için en önemli araç olması.

Hekimoğlu İsmail’in yazısındaki Alvarlı Hacı Mehmet Efendi’ye ait tarihi bir anekdot, sanırım konuyu daha iyi anlamamıza yardım edecek:

“Samanlıkta saman dolu. İki öküz kapıdan içeriye başını uzatmış, saman yiyorlar. Üçüncü öküz de dışarıda bekliyor. O saman yiyen öküzler, biz epeyce karnımızı doyurduk, biraz geri çekilelim de şu dışarıdaki öküz de azıcık yesin, demezler. Çünkü onlar hayvan.”

Birkaç soru da bizim yardım örgütlerine sormalıyız. Yardım olarak verdiğiniz gıdaların GDO’lu olup olmadığına yani açları doyurmak isterken onları kısırlaştırıp, yeni yeni hastalıklara müptela edip etmemeye dikkat ediyor musunuz? Ya da Müslümanlardan aldığınız paraları küresel vampirlerin gıdalarını satın alarak, çift yönlü sömürülmemize katkı sunuyor musunuz? Satın aldığınız gıdaların katkı maddelerinin durumu ve helâlliğine özen gösteriyor musunuz? Yoksa bu güne kadar bu endişeniz hiç olmadı mı?

Dünyanın içinde bulunduğu sorunların suçlusu olarak elbette tek başına şeytanın kara pelerinli işbirlikçilerini görüyor değilim. Bugün dünyanın tüm sorunlarının faili, hiç kuşkusuz varlık şuuruna varamamış biz Müslümanlarız. Yani ben ve sizler.

Onlar görevlerini yapıyorlar, bizlerse onların hikâyecik ve sözlerini yorumlamakla meşgul zavallılarız. İslam’ın yaşanmadığı dünyada, bir yanda safahat öbür yanda sefaletin olmasından daha doğal ne olabilir ki?

Biz aramızdan Muhacir ve Ensar’lar çıkarmadıkça ve biz içimizden Ömer Bin Abdulaziz’ler yetiştirmedikçe, bu aşağılık yaratıkların idare ettiği dünya da maskara olmaya devam ederiz.

Allah c.c. encamımızı hayreyleye.

Son sözü hep olduğu üzere Kur’an-ı Kerim söylesin:

“Ey iman edenler! Şâyet bir fâsık (yalancı/günahkâr) size bir haber getirirse, doğruluğunu araştırın. Yoksa.” (Hucurat 6)

(Kemal Özer,www.timeturk.com, 12-2009)

Kansere Sebep Olan 5 Yiyecek

Sosisli sandviç

Sosisli Sandviç

Zira içinde çok fazla nitrat vardır. Kanser koruma koalisyonu, çocukların ayda 12 adetten fazla sosisli sandviç yememelerini önermektedir. Sosisli sandviçsiz yapamıyorsanız, sodyum nitratsız yapılan cinsini satın alın.

İşlenmiş et ve pastırma

Pastırma

Sosisli sandviçte, domuz pastırmasında ve diğer işlenmiş etlerde bulunan aynı yüksek sodyum nitrat aynı şekilde kalp hastalığı riskini yükseltir. Domuz pastırmasında doymuş yağın aynı şekilde kanserde payı olur.

Yağda kızarmış şekerli çörek veya lokma

Lokma Tatlısı

Lokmalar kansere yol açan çiftli dertlerdir. Birincisi, bunlar beyaz undan, şekerden ve hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar, belki de kanser riskini arttırmak için yiyebileceğiniz en kötü yiyecektir.

Kızarmış patates

Kızarmış Patates

Lokmalar gibi, kızarmış patates de hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar ayrıca, kızarma işlemi sırasında ortaya çıkan ve kansere neden olan akrilamid maddesini de içerir. Bunlara “patates kızartması” yerine “kanser kızartması” desek daha doğru olur.

Cips, kraker, kurabiye, bisküvi

Bisküvi

Tümü genellikle beyaz un ve şekerden yapılır. Etiketinde “trans yağlar içermez” yazılı olsa bile, genellikle az miktarda trans yağ vardır.

(www.timeturk.com, 12-2009)

En Korkunç Canavar Patlamış Mısır

ABD’de sinema izleyicilerine satılan mısır, gazlı içecekler ve şekerlemelerin fazla miktarda kalori ve yüksek oranda doymuş yağ içerdiği bildirildi.

Patlamış Mısır Bombası

ABD’deki ”Center for Science in the Public Interest” adlı merkezin yaptığı araştırma, en büyük sinema salonu zinciri Regal’de orta boy patlamış mısır ve gazozun en az 1610 kalori ve 60 gram doymuş yağ içerdiğini, bunun da 3′ten fazla çift köfteli hamburgere eşdeğer olduğu gösterdi.

Diğer zincir AMC’deki patlamış mısırın 1030 kalori ve 57 gram doymuş yağ içerdiğinin belirtildiği araştırmada, bu farkın AMC’nin mısırlarının daha hafif olmasından değil, porsiyonlarının küçük olmasından kaynaklandığı vurgulandı.

Regal’de en küçük boy gazlı içeceğin 300, en büyük boy içeceğin (1,5 litreden fazla) 500 kalori içerdiği, bunun da 33 kaşık şeker atılmış kahveye denk geldiği açıklandı.

225 gram renkli, çikolatalı draje şekerlemede 1160 kalori ve 35 gram doymuş yağ bulunduğu, bunun ise yağlı patates ile 500 gram et yemekle aynı olduğuna dikkat çekildi.

(AA, 11-2009)

GDO Altında Ezilmek

GDO Altında Ezilmek

Katkı Maddelerin Hayata Katkısı Var mı?

Gıda katkı maddeleri (GKM) hazır satılan yiyeceklere katılan, raf ömrünü uzatan, kıvamı artıran, asitlik dengesini sağlayan, aroma ve rengi düzelten maddelerdir. Ayrıca üretim aşamasında kaybolan besin değerlerinin yerine konması amacıyla da katılır. Bazı katkı maddeleri ise içindekiler listesinde yer almamasına rağmen üretim aşamasındaki işlemler sırasında son ürünün elde edilmesi için kullanılır. Bu maddeler deterjan ve beyazlatıcı ajanlardır. Tüketiciye ulaşana kadar geçen sürede besinlere 8000′den fazla değişik kimyasal eklenebilir. Bunların ancak bir kısmı gerçek gıda katkı maddesi olarak kabul edilir.

Yüzyılardır kullanılan katkı maddeleri arasında tuz, sirke ve balı sayabiliriz. O zamanlardan bu yana gıda sektöründeki çeşitliliğe paralel olarak katkı maddelerinde de naturel olandan sentetik olanlara kadar bir değişim yaşanmıştır.

Katkı maddelerinin kulanım nedenleri şöyle sıralanabilir:

Kıvam artırıcı olarak: Emülgatör ve stabilizatörler gıdanın uygun kıvamda olmasını ve topaklaşmasını engeller.

Besin değerini artırıcı olarak: Üretim sırasında bazı gerekli maddeler kaybolmaktadır. Örneğin buğday işlenerek un haline getirilirken yüksek besin değerini taşıyan kısımları atılır; un beyazlatma işleminde kullanılan kimyasallar da besin değerini iyice düşürür. Bu eksileri tamamlamak için kaybolan vitamin ve minerallerin yerine sentetik olanları eklenir.

Raf ömrünü artırmak için: Gıdanın markette veya nakliye sırasında bozulmasını önlemek amacıyla mikrop ve küf önleyiciler katılır. Özellikle yağlı bileşenleri muhafaza etmek için de antioksidanlar eklenir.

Lezzet artırıcı olarak aromatikler: Gıdanın çekiciliğini artırmak görünümünü ve tadını zenginleştirmek amacıyla çeşitli aromalar ve gıda boyaları eklenir.

Günümüzde çalışma şartlarının yoğunluğundan dolayı ihtiyaç duyduğumuz besinleri hazır olarak almaya yöneliriz. Aslında bazı gıdaların hazır halde satılması çok büyük bir kolaylık. Yiyeceklerimizi topraktan yetiştirildiği çiftliklerden kendimiz alamayacağımız için ürünün taşınmasından market raflarına gelene kadar tazelik ve kalitesinin korunması amacıyla katkı maddelerinin eklenmesi zorunlu oluyor.

Yeni bir GKMnin kullanılmaya başlaması için öncelikle güvenli dozunun ve metabolizmaya etkisinin belirlenmesi gerekir. Bu araştırmaları yapmak dünyada Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO), ülkemizde ise Sağlık ve Tarım Bakanlığı görevidir. Avrupa ülkelerinde GKM için E harfi ile başlayan bir numaralama sistemi kullanırken, diğer ülkelerde katkı maddelerinin kimyasal adı paket üzerinde yer alır.

Yetkili kuruluşlar katkı maddelerinin bir gıda içinde bulunabileceği en yüksek değeri hayvanlar üzerine denemeler yaparak belirler. Bu düzeydeki GKMnin tüketiciler üstünde görülen yan etkileri tespit edilir. Herhangi bir olumsuz durumda ürünün incelemesi yapılır ve gereğinde üretim izni yeniden gözden geçirilir (ya da olması gereken budur).

Ülkemizde üretim izni alan şirketler yılda iki defa denetlenir. Bu genel denetlemenin yanısıra ürün içindeki maddelerin tüketiciler üstüne etkilerinin tam olarak belirlenmesi de çok önemlidir. Ne yazık ki hem ülkemizde hem de diğer gelişmiş ülkelerde bir kez güvenli olarak kabul edilen bir GKM çok zorunlu bir gerekçe olmadıkça tekrar gözden geçirilmemektedir.

GKM’NİN SAĞLIK ÜZERİNE ETKİLERİ

Bir katkı maddesi kullanıma verilmeden önce hayvan deneyleriyle güvenli dozu belirlenir. Bu dozun yüzde biri kadar miktarı besinlere eklenir. Etik nedenlerle insanlar üzerine denemeler yapılamadığından uzun yıllar kullanım sonucu oluşacak etkiler baştan tahmin edilemez. Katkı maddelerinin en sık görülen yan etkileri şöyle sıralanabilir: Solunum problemleri, nefes darlığı, öksürük, burun tıkanıklığı, deri döküntüleri, kaşıntı ve ödem, ruhsal düzensizlikler, uykusuzluk,, huzursuzluk ve hiperaktivite.

Bazı katkı maddeleri ciddi problemlere sebep olduğu ileri sürülmüştür:

Asesülfam-K (E950): Yapay tatlandırıcıdır. Uzun yıllar tek yapay tatlandırıcı olarak kullanılmıştır. Yüksek dozda hayvanlarda kansere yol açtığı görülünce, bir süre yasaklandıktan sonra tekrar gazlı içeceklerde kullanılmasına izin verilmiş.

Mavi 1-Mavi 2 (E133): Gıda boyasıdır. İçeceklerde ve şekerlemelerde kullanılır. Özellikle Mavi 2’nin kansere neden olduğunu gösteren deliller bulunmuştur.

Yeşil 3 (E142): 1981′de mesane kanserine yol açtığı ileri sürülmüştür. Şekerlerde kullanılan bir boyadır.

Sarı 6 (E110): İçecekler, sosis, hamur işleri, şekerleme ve jelatinde bulunur; gıda sanayinde en sık kullanılan üçüncü boyadır. Araştırmalarda böbrek ve böbreküstü bezi kanserine yol açtığına dair bulgular bulunmuştur.

Aspartam (Equal, Nutrasweet) (E951): Diyet ürün diye adlandırılan düşük kalorili yiyeceklerde bulunur. Başta çok iyi bir tatlandırıcı olduğu düşünülmesine karşın deney hayvanlarında çeşitli tümörlere ve sinir sistemi problemlerine yol açabildiği görülmüştür.

Butilenmiş hidroksi anisol (BHA) (E320): Antioksidan olarak kahvaltılık gevreklere, cips, sakız ve bitkisel yağlara katılır. Fare ve sıçanlarda kansere yol açabildiği gösterilmiştir.

Siklamat (E952): Yapay tatlandırıcı olarak diyet ürünlere katılır. Kansere neden olduğuna dair bulgular görülünce 1970’de ABD’de yasaklanmıştır.

Olestra: Light cipslerde kullanılır. Barsak sisteminden emilemeyen bir yağ türüdür. Bazı kişilerde ishal karın ağrısı ve şişkinliğe yol açabilir. Uzun süre kullanılırsa yağda çözünen A, D, E, K vitaminlerinin emilmesini engeller.

Hidrojenlenmiş bitkisel yağlar: Hidrojenlenen bitkisel yağlar oda sıcaklığında normalde sıvı iken katı hale dönüşür. Bu tip katı yağlar hamur işleri, tatlılar, kızarmış gıdalar ve krakerlere katılır. Erken yaşlarda kalp hastalıklarına ve kansere yol açacağı düşünülüyor.

Potasyum bromat (E904): Beyaz unun hacmini artırmak amacıyla kullanılır. Böylece ekmeklerin iç yapısı daha düzgün görünür. Deney hayvanlarında kansere yol açtığından tüm dünyada kullanımı yasaktır.

Sakkarin (E954): Uzun süre tatlandırıcı olarak diyet ürünlerde kullanılan sakkarin farelerde mesane kanserine yol açtığına dair bilgiler ortaya çıkınca yasaklandı. Sonraları üreticilerin baskılarıyla 2000’li yıllarda tekrar serbest bırakıldı. Deney hayvanlarında mesane, rahim, yumurtalık ve deri kanserine yol açtığı tespit edildi.

Nitrit ve nitratlar (E250-E251): Salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünlerinde kullanılır. Bu ürünlerin karakteristik rengi ve tadını verir. Sindirim sisteminde kanserojen olan nitrozaminlere dönüştüğünden kanser başlamasını tetikleyebilir. Son yıllarda yurt dışında bu dönüşümü azaltmak için bazı maddeler de et ürünlerine katılmaya başlanmıştır. Bu tedbire rağmen bu tür ürünlerin sık tüketilmemesi tavsiye edilir.

Propil Gallat (E310): Yağların bozulmasını önlemek için eklenir. Hazır çorbalarda, bitkisel yağlarda, et ürünleri ve bazı sakızlarda bulunur. Mide-barsak bozuklukları ve cilt problemleri yapabilir. Kanda alyuvar bozukluklarına yol açtığından küçük çocuk besinlerinde kullanımı yasaktır.

Monosodyum glutamat (MSG) (E621): Birçok hazır-kuru gıdada, baharatlarda lezzet artırıcı olarak kullanılır. Duyarlı kişilerde ciddi reaksiyonlara, başağrısı, bulantı ve kusmaya neden olur. Bazı araştırmacılara göre sporcularda görülen ani ölümlerle ilişkili olabilir.

Bazı katkı maddeleri yeteri kadar test edilmediğinden dikkatli kullanılmasında fayda vardır:

Kırmızı 40: En sık kullanılan gıda boyasıdır. Çoğunlukla şekerleme, gazlı içecekler ve jelatinli tatlılar gibi besin değeri olmayan yiyeceklerde (junk food) kullanılır. Bu tip yiyecekleri çok kullanan çocuklarda hiperaktivite ve huzursuzluğa yol açtığı düşünülüyor.

Butillenmiş hidroksi toluen (BHT) (E321): Kahvaltılık gevrekler, sakız, cips ve yağlarda oksitlenmeyi önleyici olarak kullanılır. Deney hayvanlarında bazı kanserlerin görülme sıklığını artırdığı tespit edilmiştir.

Diasetil: Tereyağ aromalı yiyeceklerde ve margarinlerde bulunur. Bu yiyeceklerin üretildiği fabrika işçilerinde ciddi akciğer problemleri görülmüştür. 2007 yılından itibaren ABD’de kullanımı azaltılma kararı alınmıştır.

Rebiana (Stevia): Güney Amerika’da yetişen bir bitkiden elde edilen doğal bir tatlandırıcıdır. Kısa bir deneme süresinden sonra 2008 yılında güvenli GKM listesine girmiştir. Ancak bazı çalışmalarda farelerde sperm sayısında düşme ve DNA’da kırılmalara yol açtığı gözlenmiş.

Karmin (Cochineal extresi) (E120): Güney Amerika ve Kanarya adalarındaki kaktüslerde yaşayan bir böcekten elde edilir. Şekerli yoğurtlar, meyve suları, dondurma ve bazı içeceklerdeki pembe-kırmızı rengi verir. Kanuni olarak bir böcekten elde edildiği bilgisinin paket üzerinde belirtilmesine gerek yoktur. Sadece, yapay olarak renklendirilmiştir ya da boya katılmıştır ibaresi yeterlidir. Ancak son yıllarda karmin boyasının neden olduğu allerjilerin görülmesi dolayısıyla 2011 yılından itibaren ABD’de paket üstünde karmin olarak belirtilmesi zorunlu olacak.

Sülfit (E220-E228): Koruyucu olarak çok çeşitli ürünlerde kullanılır. Ayrıca restoranların açıkbüfe salatalarında yüksek miktarda sülfit bulunur. Astım krizini tetikleyebilir, sindirim problemleri ve kan basıncında düşmeye neden olabilir.

Benzoatlar (E210-E219): Çok yaygın olarak kullanılan bir grup koruyucudur. Yağlar, şekerlemeler, sakız, diş macunu ve bazı ilaçlarda yer alır. Cilt döküntüleri, astım ve hiperaktiveye neden olabildiği sanılıyor. Yine benzoatlar grubunun içinde yer alan parabenler ise kozmetikler içinde kullanılan katkı maddeleridir. Allerjik reaksiyonların yanısıra meme kanserine de yol açabileceği şüphesi vardır. Kanserli meme dokusunda paraben türevi kimyasallar yoğun olarak bulunmuştur. Bu maddeler vücutta östrojen hormonu gibi davranarak meme dokusunda tümör oluşumunu kolaylaştırır.

Tartarazin (E102): Boya maddesi olarak kullanılır. Duyarlı kişilerde deri döküntüsü, astım atağı, tiroid tümörü ve hiperaktiviteye neden olabilir.

Hayvansal kaynaklı olabilen katkı maddeleri ve E numaraları: Bu katkı maddeleri çoğunlukla hayvanlardan elde edilir. Kaynağı belirtilmediğinde ya da paket üzerinde başka bir uyarı olmadığında hayvansal kaynaklı olabileceğinden şüphelenilir.

BİLİNÇLİ BİR TÜKETİCİ NE YAPMALI?

Görüldüğü gibi GKM çok çeşitlidir ve çoğu gıdanın içinde yer alır. Sağlık zararları düşünüldüğünde mümkün olduğunca kaçınmak gerekir. Çünkü çoğu GKM’nin vücutta birikerek uzun vadeli etkileri tespit edilmemiştir. Ancak bu maddelerden kaçınalım, sağlıklı yaşayalım düşüncesiyle aşırı bir paronayanın içine girerek hayatımızı zindan etmemeye de dikkat etmeliyiz. Çünkü bu tarz bir stres de bazı zararlı GKM kadar kötü etki yapabilir. Ayrıca arada bir alınan hazır gıdalardaki GKM’nin ciddi bir yan etkisi görülmez. Yeter ki günlük hayatta tükettiğimiz besinler zararlı olduğu kanıtlanan ve bazı ülkelerde yasaklanan GKM’ni içermesin.

Bu durumda akıllıca olan davranış, elimizden geldiğince, paketlenmiş, aşırı derecede işleme tabi tutulmuş hazır gıdalardan kaçınmaktır. Hazır gıda tüketeceksek de en az katkı maddesi içereni tercih edilebilir. Son yıllarda bu şekilde, az veya hiç katkı maddesi içermeyen ürünler de marketlerde yer almaya başlamıştır. Bunları ne kadar tercih edersek bu ürünlerin pazar payları o kadar artar ve diğer firmalar da tüketici tercihlerine uygun üretim yapmaya başlayabilir. Tartışmalı katkı maddesi içeren ürünler öğrenilerek bunlardan kaçınmaya çalışmak, mümkün olduğu kadar az tüketmek gerekir. Son olarak da katkı maddelerinin kaynakları, ne tür hayvanlardan ne şekilde elde edildiği bizim için önemli ise şüpheli veya mahzurlu olan katkı maddelerinin paket üzerinde belirtilmesi için kamuoyu oluşturabiliriz. Böylece üreticilerin daha açık ve tüketici haklarına duyarlı olmasını sağlayabiliriz.

(Dr. Elif Tuzcu, Zafer Dergisi, 2009)

Yemek Dünyası Hilelerle Dolu

Kimyasal atıklar, yapay tatlandırıcılar, hatta inşaatta kullanılan alçılar. “Bütün bunların gıdalarla ne alakası var?” diyorsanız, yedikleriniz ve içtiklerinizin nelerden oluştuğuna dikkat etmenizde yarar var. Özellikle piyasaya sürülen yeni gıdalar, bu türden sağlığa zararlı maddelerle dolu.

Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen en büyük gıda fuarı Anuga’dan döner dönmez, ayağımın tozuyla size oradaki coşkulu izlenimlerimi aktarmaya kararlıydım. Beş gün boyunca TÜYAP’ın dört-beş katı alana yayılmış uçsuz bucaksız fuar alanında dünyanın dört bir yanından gelmiş 6 bin 500 katılımcı firmanın stantlarını gezmek beni çok etkiledi. Bu yıl Türkiye, fuarın özel konuğuydu. AB ülkeleri önemli Türk gıda ürünlerine ithal kısıtlamaları ve yasaklar koymalarına rağmen ilk kez 180′den fazla Türk firması Anuga’ya katılmıştı. Böylesine uçsuz bucaksız bir yeme içme sergisi, Mahmutpaşa’dan geçerken bile başı dönen, sergilenen ürünler arasındaki farkı ayrıştıramayacak kadar ambale olan benim gibi birinin algılama kapasitesinin çok ötesindeydi. Zaten beş gün içinde her tarafı hakkıyla gezebilmenin mümkün olduğunu da sanmıyorum. Bu gibi fuarlar biz tüketiciler için değil, alıcılarla satıcıları buluşturmak için düzenleniyor ve onlar da fuarın sadece kendilerini ilgilendiren bölümlerinde dolaşıyor.

HER YIL 30 BİN YENİ ÜRÜN

Konuştuğum Türk katılımcılardan fuarda olumlu bağlantılar kurduklarını öğrenmenin de katkısıyla, Anuga deneyimimden mutlu olarak uçağa bindim. Ancak uçakta bu haftaki Alman Der Spiegel dergisini karıştırırken okuduğum bir yazı bütün keyfimi kaçırdı. Dergi, gıda endüstrisinin her yıl 30 bin, yani haftada 600 yeni ürünü piyasaya verdiğini söylüyordu. Bu aslında ilk bakışta gurur verici bir rakamdı. Ama dergi, hepsinin de etiketlerinde kalite damgaları, saflık garantileri, modern beslenme değer formüllerinin yer aldığı bu ürünlerden büyük bir bölümünde tüketicinin aldatıldığını, bunda firmalardan yana tavır koyan resmi makamların da suçu olduğunu belirtiyordu. Dergi, son zamanlarda Almanya’daki skandalların da gösterdiği gibi, gıda endüstrisinin aromalar, sahte temel maddeler ve büyük reklam kampanyalarının gücüyle, asıllarıyla lezzet benzerliği dışında hiçbir ilgisi olmayan gıda ürünlerini piyasaya sürdüğünü açıklıyor. Buna göre, Türkiye’de de pazara egemen olan dev uluslararası gıda kuruluşları bir zamanlar kurşundan altın yapmaya çalışan simyacılar gibi, kimyasal maddeleri yiyecek, içeceklere dönüştürüyorlar. Örneğin süt proteininin yerini bitkisel yağlar alıyor, hakiki tat maddelerinin yerini ise yapay tatlandırıcılar.

ALDATICI REKLAMLARA DİKKAT

Sadece yapay aroma endüstrisinin yıllık cirosu 10 milyar avroya ulaşmış. Bizde de iki yıl kadar önce ortaya çıkan, ancak daha sonra bir daha üzerinde durulmayan sahte peynirler Almanya’da da var. Taze kaşar benzeri bu peynirlerde süt yerine bitkisel yağ kullanılıyor. AB yasalarına göre bu gibi ürünlerin üzerinde ‘peynir’ ibaresinin bulunması yasak. Dolayısıyla peynir yazmıyor. Ama pizza zincirleri ve birçok fırın, aldırış etmeden bu ürünleri kullanıyor. Der Spiegel dergisi, bizde olduğu gibi, tüketicinin daima en ucuz ürünlere ilgi göstermesinin bu sahtekârlıkları körüklediğini belirtiyor. Ancak Almanya’da tüketiciler örgütlenerek bu tür gıda ürünlerine savaş açmışlar. Bunun da etkisiyle üretici firmalar birer ikişer aldatıcı reklamlardan vazgeçiyorlar. Örneğin içinde bir damla bile limon suyu olmadığı halde ‘limonlu kek’ adıyla üretim yapan bir firma hiç değilse paketin üzerindeki limon fotoğrafını kaldırmış. Ünlü bir dondurma firması bundan sonra dondurmalarında yapay vanilya kullanmayacağını açıklamış. Ancak bu da yeterli değil. Çünkü ‘doğal aroma’, vanilya çubuğunun içi kazınarak elde edilen hakiki vanilya özü anlamına gelmiyor. Sadece bileşimindeki öğelerin doğada bulunanlardan oluştuğunu gösteriyor. Vanilya aroması ise genellikle kâğıt endüstrisinin tahta atıklarından elde ediliyor. Çilek aromasının önemli öğelerinden biri de ağaç yongaları. Şeftali gibi kokan şey, aslında küf mantarı kültürlerinden elde ediliyor. Deniz ürünleri aroması ise balık atıklarından ayrıştırılıyor. Dergi, bir gıdanın taze ve meyvemsi algılanması için kullanılan yapay limon asidi E 330′u örnek veriyor. Limonatalarda, şeker endüstrisinde ve dondurmalarda kullanılan bu madde, özellikle çocukların dişlerini olumsuz etkilediği gibi, kurşun ve kadmiyum gibi ağır metallerin vücuda girmesini de kolaylaştırıyor.

UMUTSUZLUĞA KAPILDIM

Der Spiegel’deki yazıda daha neler neler yoktu ki. Sözüm ona ’sağlıklı meyveler’den üretilen meyve sularında en çok yüzde 12 oranında hakiki meyve suyuna rastlanıyordu. Lezzet artırıcı glutamat maddesi artık her gıda ürününde kullanıldığı için bu giderek risk oluşturuyordu. Yarı mamul halde dondurulduktan sonra uzun süre pişirilip ‘taze’ olarak satılan katkılı ekmek taklitlerini, birkaç yıl öncesine kadar Asyalı kadınların saçından elde edilen cystein adlı maddenin ekmek hamurunun esnekliğini, yapılarda kullanılan alçının ise ekmeğin dayanıklılığını artırdığını okuyunca sıkıntı bastı, umutsuzluğa kapıldım. Nihayet kafası karışan okurlara Amerikalı yazar Michael Pollan’ın “Büyük büyük annenizin yemediği hiçbir şeyi siz de yemeyin,” öğüdü biraz içime su serper gibi oldu. İyi de, o yiyecekleri nereden bulabilecektim? Aynı isimde olsalar bile laboratuvarlarda içeriklerinin değiştirilmediğini, genleriyle oynanmadığını nereden bilecektim? Yine de yazarın bu öğüdünü belleğime yazdım. Pollan ayrıca, “a) hiç bilmediğiniz, b) adını telaffuz etmekte zorlandığınız, c) içinde beşten fazla malzemenin bulunduğu ve d) fruktoz açısından zengin mısır şurubu içeren gıda ürünlerini almayın,” da diyordu.

(Ahmet Örs, Sabah, 10-2009)