Muzik calici calismiyor


YOLSUZLUK

Askerin Nezdinde 7.5 Trilyon Mercimek Tanesi

Org. Eruygur’un görevde olduğu dönemde harcanan örtülü ödenek ile ilgili ifade veren paşa, Karun gibi konuştu. Korgeneral Kılınç, hesabı verilemeyen 7.5 trilyon için, “mercimek tanesi” ifadesini kullandı.

Emekli Orgeneral Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde örtülü ödenekten nereye harcandığı tespit edilemeyen 7.5 trilyonla ilgili soruşturma sürerken, kamuoyunda ve basında bu konuda ilginç tartışmalar da yapılıyor. Ergenekon çevreleri paranın küçük bir miktar olduğunu iddia etmelerine rağmen, bu miktarın nereye harcandığına herhangi bir izah getiremiyorlar. Öte yandan örtülü ödenekten kullanılan parayla ilgili çok ilginç hesaplar da yapılmaya başlandı.

KORGENERALE GÖRE MERCİMEK KADAR BİR PARA

Emekli Org. Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde örtülü ödenekten harcanan 7.5 milyon, yani eski parayla 7.5 trilyon liranın akıbeti üzerindeki sis perdesi halen aralanamadı. Ancak Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelerek ifade veren emekli Korgeneral Hakkı Kılınç’ın adliye çıkışında sarf ettiği “Mercimek tanesi kadar olay yokken siz büyüttünüz” şeklindeki sözleri vergi mükelleflerinin tepkisine yol açtı.

Hakkı Kılınç

7.5 TRİLYON NE ANLAMA GELİYOR?

2004 yılı vergi rakamları dikkate alındığında, 7.5 trilyonun hiç de mercimek kadar olmadığı ortaya çıkıyor. Halkın vergilerinden kesilen söz konusu para Örtülü Ödenek’ten ilgili kişilerin hesabına yattığı dönemde, emekçi kesimin ödediği vergi miktarları, bu paranın “mercimek büyüklüğünde” olmadığını rakamsal olarak ortaya koyuyor. Asgari ücretlilerin 2004′te aylık ödedikleri vergi miktarı 65 lira, yıllık ödedikleri vergi ise 750 lira. Tam 10 bin asgari ücretliden ancak bir yılda alınabilen vergiyi, ilgili soruşturmada bahsi geçen kimselerin tek kalemde harcadıkları gözüküyor. Yani 120 bin ücretliden 1 ayda kesilen para bu harcamayı ancak karşılayabiliyor.

(Zaman, Ocak 2010)

Temizöz’ün Avukatına Şeker Kıyak

Kayseri Şeker Fabrikası’ndan, Diyarbakır’da görülen faili meçhuller davasında tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz’ün avukatı Mustafa Olcayto Özhan’a çeşitli tarihlerde milyonlarca lira aktarıldığı belirlendi. Yönetim Kurulu kararıyla, sadece geçtiğimiz yıl ocak ayında Özhan’a ödenen para KDV ve stopaj hariç 1 milyon 760 bin lira olarak kayıtlara geçti.

Cemal Temizöz

Albay Cemal Temizöz’ün, faili meçhul cinayetler sebebiyle Diyarbakır’daki yargılaması devam ederken, avukatı Mustafa Olcayto Özhan hakkkında da ilginç iddialar gündeme geldi. Özhan’a, hukuk müşavirliğini yaptığı Kayseri Şeker Fabrikası’ndan dikkat çekici miktarlarda ödeme yapıldığı öğrenildi. Alınan bilgilere göre, kooperatif usulü çok ortaklı bir yapıya sahip olan fabrikadan Özhan’a verilen para milyonlarca lirayı buluyor. 19 Ocak 2009 tarihli yönetim kurulu kararıyla avukata, KDV ve stopaj hariç 1 milyon 760 bin lira ödenmiş. Yaklaşık yüzde 35′lik artırıma tekabül eden vergiler dahil edildiğinde miktar 2 milyonun üzerine çıkıyor. Önceki yıllara ait ödeme miktarları da oldukça yüksek. Örneğin 19 Ocak 2006 tarihli yönetim kurulu kararında Mustafa Olcayto Özhan’a vergi hariç 795 bin, ortağı Atilla Ersoylu’ya da yine 795 bin lira ödenmesi kararlaştırılıyor. Ödemelerle ilgili çeşitli tarihlere ait çok sayıda yönetim kurulu kararı bulunuyor.

Olcayto Özhan

Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahke-mesi’nde devam eden faili meçhuller davasında 9 kez müebbet hapis talebi ile yargılanan Albay Cemal Temizöz’ün bazı avukat masrafları, Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinden karşılanıyor. Diğer avukatlarının ilişkileri ise dikkat çekiyor. Temizöz’ün avukatlarından Mustafa Olcayto Özhan, daha önce Ergenekon soruşturması çerçevesinde gündeme gelen kooperatif usulü çok ortaklı bir yapıya sahip olan Kayseri Şeker Fabrikası’nın hukuk müşavirliğini de yürütüyor. Özhan’a ödenen rakamlar ise dikkat çekici. 19 Ocak 2009 tarihli şirket yönetim kurulu kararında Özhan’a KDV ve stopaj hariç 1 milyon 760 bin lira ödenmesi kararlaştırılıyor. Özhan’a yapılan ödemelerle ilgili çeşitli tarihlere ait çok sayıda yönetim kurulu kararı bulunuyor.

Temizöz’ün avukatına yüklü meblağlar aktarılan Kayseri Şeker Fabrikası, binlerce çiftçinin iştirakine dayanan bir kooperatif şirketi. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık ise ilginç bağlantıları ve ilişkileri ile dikkat çekiyor. İbrahim Şahin’e ait ajandada “Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.” diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin’in ajandasında V.A.’nın Mehmet Ağar, Susurluk’tan hüküm giyen Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür ile olan ilişkisine atıf yapılarak bu kişilere para aktardığı bilgisi yer alıyor. Şahin’in ajandasında yer alan iddialar şöyle: “Ağar-Eken-Eymür ortak hareket ediyor! Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.’nın Suriye ilişkisini MİT biliyor. E. Albay Musa ve Eymür ekibi, kendisinden devamlı para alıyor. 40 milyar Musa aldı. MİT biliyor. Eken-Kürt Ahmet-Peker-Eymür-İst. mafya para tahsilatı-Ben bizzat müdahale edince kaçtı. Süleyman Ağar-Alman istihbaratının maden şirketinde (İst.) çalışıyor. Eken-Cantürk olayında Menteş’ten kaçtı. Hiçbir operasyona girmedi. Ağar’ın hiçbir operasyondan haberi olmadı. Sonradan duydu.”

İbrahim Şahin’in “Komutanlarla irtibatımı sağladı.” dediği Ergenekon sanığı Fatma Cengiz, ifadesinde, Şahin’in Kayseri’de düzenlediği toplantı ve otel masraflarının Vedat Ali Özışık tarafından karşılandığını anlatmıştı.

Vedat Ali Özışık ise Cemal Temiz-öz’ün avukatlarına ödenen paraların yasal avukatlık hakları olduğunu söyledi. Fatma Cengiz’i hiç tanımadığını belirten Özışık, İbrahim Şahin’i ise bir kez Kayseri’ye geldiğinde televizyondan gördüğünü kaydetti. Özışık, İbrahim Şahin Kayseri’ye geldiğinde masraflarını karşıladığı yönündeki iddiaları da yalanladı.

(Zaman, 12-2009)

28 Şubat Tanığından Şok Sözler

28 Şubat sürecinde, Refahyol ortağı DYP’den ayrılarak Anavatan’a geçen Çanakkale eski Milletvekili Dr. Hikmet Aydın; “suikast”, “darbe”, “tarassut” tartışmalarının gündeme yerleştiği şu günlerde çarpıcı açıklamalar yaptı.

Hikmet Aydın

“28 Şubat sürecinin kirli ilişkilerini biliyorum; davet edin, anlatayım”

“Refahyol”dan ayrılıp ANAP’a, hırsızların içine gitmek benim için en büyük zül olmuştur. Bizler, Anadolu’dan kopup kötü yola düşürülen kızlar gibi olduk” diyen Aydın’ın, Cumhuriyet Savcılarına bir mesajı var: “O günlerde son derece çirkin olaylar oldu. Bunların büyük bölümünü biliyorum. Yüreği yeten ve o karanlık günlerde, o berbat brifinglere katılmama erdemini, şerefini ortaya koymuş bir vatansever Cumhuriyet Savcısı beni davet etsin, bilgilerimi istesin. Seve seve veririm. 28 Şubat sürecinde parti değiştiren vekiller içinde, kimin hangi maddi menfaatler karşılığında bu işi yaptıkları hakkında bildiklerimi söylerim. Sonradan birtakım tezgahlarla batacak olan malûm bankanın malûm sahibi o günlerde Meclis’teydi. O nasıl ve kimlere para dağıttı? Bu konularda bildiklerimi söylerim. Bizim de bildiklerimiz var!.. Hangi Cumhuriyet Savcısı üzerinde durmak isterse, bildiklerimi vereyim! Bu benim vicdani sorumluluğumdur, bu ülkeye karşı görevimdir, borcumdur.”

28 Şubat’ta vekil olan Aydın’dan şok açıklamalar! Cavit Çağlar vekillere para dağıttı. VAKİT’e konuşan Hikmet Aydın; “Bizler köyden gelip kötü yola düşürülen günahsız genç kızların durumuna düşürüldük” dedi ve ekledi:

Dinç Bilgin ve Cavit Çağlar

VATANSEVER SAVCILARA AÇIK ÇAĞRI!

“O günlerde son derece çirkin olaylar oldu. Bunların büyük bölümünü biliyorum. Bir Cumhuriyet Savcısı, benden bilgilerimi istesin. Seve seve veririm. O 28 Şubat’ın ünlü brifinglerine katılmamış, vatansever, dürüst, düzgün, mesleğinin şerefine sahip çıkan savcılarımızdan biri, bir tek savcı beni davet etsin; 28 Şubat sürecinde parti değiştiren vekiller içinde, kimin hangi maddi menfaatler karşılığında bu işi yaptıkları hakkında bildiklerimi söylerim.

Kimlerin hangi ihaleler almak için neler yaptıklarını söylerim. Batık bankanın sahibi görüntüsü altındaki şahsiyet o günlerde Meclis’teydi. O batık bankanın sahibi (o zaman batık değildi) nasıl ve kimlere para dağıttı. Bu konularda bildiklerimi söylerim. Bizim de bildiklerimiz var! Dürüst, cesur ve vatansever bir Cumhuriyet Savcısı istesin, bildiklerimi vereyim!”

“ANAP’A GEÇMEK BENİM İÇİN EN BÜYÜK ZÜL OLMUŞTUR”

Aydın şöyle devam etti: “ANAP’a geçmek, benim için büyük zül olmuştur. Askeri cenahın içindeki çift başlılığın önlenmesi adına geçtim, yanıldım. Dünyada hayatımın en büyük zülüdür ANAP’a geçmek, bazı hırsızların içinde olmak!

Ben, Refahyol’un yıkılmasına ön ayak oldum. DYP’den ANAP’a ilk geçen ben oldum. Bundan dolayı, Erbakan Hoca’dan helallik istedim. O günlerdeki D-8 oluşumu, siyonizmi rahatsız etmişti. Bunun D-20’ye, D-40’a çıkmasından endişe duydular. Havuz sistemi, daha az borçlanmayı mümkün kılan, hazineyi ferahlatan bir uygulamaydı. Türkiye’nin gittikçe daha fazla borçlanmasından, daha fazla bağımlı olmasından nemalanan siyonist sistem ve onun iç uzantıları buna tepki gösterdi. Türk Silahlı Kuvvetlerinde iç çatışma olmasını isteyen derin bir sivil yapı var. Buradaki yapı, faizci düzenin bu ülkeyi içten çökerten, malını mülkünü yok eden, bankalarını batıran, kaynaklarını hortumlayan ve hortumlatan sivil unsurlardır.”

“TÜRKİYE’YE SADAKAT VE AİDİYETİNİ KAYBETMİŞ SABETAY UNSURLAR!”

“Türkiye’ye sadakatini ve aidiyetini kaybetmiş Sabetay unsurlar bu operasyonda içerideki başrolleri oynadılar. 28 Şubat’ta, Sebetay’ın ‘Somali grubu’nu kullandılar. Bu IQ’su zayıf; yüksek kapitalizmin işleyişine dair teorik donanıma sahip olmayan et ve kemik yığını ‘Somali unsurları’, bu kuş beyinliler memlekete en büyük zararı verdiler.28 Şubat sürecinden sonra tetiklenen iç destekli ‘dış para çekme operasyonu’ akabinde Türkiye’de bir iç mülksüzleştirme operasyonu başlamıştır ve halen devam ettirilmek istenmektedir.

O gün bunu görebilseydim; Refahyol Hükümetinin yıkılmasına ön ayak olmak yerine tankları beklerdim. Tankları beklemek; bir yanlışın önünde direnç göstermek insanı şerefli kılar. Bir milletvekilinin yemini, bu oluşan şartlar karşısında ‘tankların önünde’ durmayı gerektirir.  O gün ‘Somali’ ekibinin tanklarının önünde durmalıydık. Bize inanılmaz hatalar yaptırdılar. Bize Çekiç’ün görev süresini uzattırdılar! Çekiç Güç’ün görev süresini uzattıranlar, MGK’nın hangi kanadıydı? Ben o gün, bunu gördüm ve Çekiç Güç’ün görev süresinin uzatılmasına karşı çıktım.

28 Şubat süreci, Türkiye’yi finans kapitalin kucağına itti. Bugünlerde Türkiye finans kapitalin kucağından alınmak isteniyorsa, bu tür kapışmalar, tartışmalar, olaylar olacaktır. Türkiye’nin finans kapitalin kucağından alınmasına direnç vardır. Derin iktisadi çevreler buna direnç gösteriyorlar. Nasıl oluyor da, ekonomi eksi büyüme durumuna geçerken, üretim kriz varken nasıl oluyor da bankalar, kârlarını katlayabiliyorlar! Bunların üzerinde düşünmek lazım.”

“BU HÜKÜMETİ TASFİYE ETMEK İSTİYORLAR”

Hikmet şu son mesajlarını şöyle verdi:  “Kapitalizmin iç çekişmesinden mütevellit bir iç savaş var. Bu hükümeti, şimdilerde tasfiye etmek istiyorlar. Türkiye, hükümet önderliğinde kapitalizmin bu iç çatışmasına karıştırılmak istendi. Hükümet bir yerlere çekilmek istendi ve isteniyor. Devletler üstü Siyonist düzen, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin işlevine son vermeyi kararlaştırmıştır. Açılım meselesinde kurulan ve düşülen tuzağı gözden kaçırmamak lazım!”

“SİYON PROTOKOLLERİNE UYGUN BİR OPERASYONDU”

“Derin Sivil Yapı (DSY) 40 sene 50 sene sonrasını planlıyor. Anadolu medeniyetine, ahlâkına dair, İslâm’a dair ne varsa yok edilmesini planlıyor. Kur’an kurslarına 28 Şubat’taki bir kanadın yaptığı, siyon protokollerine uygun bir tavırdır. Kur’an kurslarına yasak, imam hatiplere kilit. Hep buydu! Ben, sonradan uyandım. Ve Çekiç Güç’ün görev süresinin uzatılmasına karşı çıktım.”

“KUR’AN KURSLARINA YASAK, İMAM HATİPLERE KİLİT”

Hikmet Aydın şöyle devam etti: “Derin sivil 40 sene 50 sene sonrasını planlıyor. Anadolu medeniyetine, kültürüne ait ne varsa yok etmek istiyor. İslâm anlayışını yok etmek, köreltmek, değiştirmek, devşirmeye tabi tutmak istiyor!. Devşirmek istiyor! İnançlarının yok edilmesini planlıyor. Kur’an kurslarına. 28 Şubat’taki bir kanadın yaptığı, siyon protokollerine uygun bir tavırdır. Kur’an kurslarına yasak, imam hatiplere kilit. Hep buydu!”

(Vakit, 12-2009)

Kurban Derisi ve Asıl Ondan Gerisi

Birilerinin (haşa) dini-imanı para anlaşılan.
Kurban derisini bırakın, etini de götürmüşler.
“Kurban kestik” diye, ithal ettikleri stok eti yoksula dağıtıyorlarmış.
İşin içinde Mehmetçik Vakfı, THK, LÖSEV, Deniz Feneri de var.

Yolsuzluğu yapanlar bu kuruluşlar değil doğrudan, ama bunlar adına hareket eden, kesim işini üstlenen şirket.
Milyonlarca liralık işlemlerden söz ediliyor.
Bu kuruluşlardan onlarca kişi gözaltında.
İnsanların kutsalına ihanet eden bu insanlar neye ihanet etmez ki?
Önemli olan, bu kuruluşların, bu işi neden baştan savmaları, işlerini ciddiye almamaları.
Utanç verici bir durum bu. Bu yapıların içinde birileri birileri ile çıkar ilişkisi içine girmişse, bu işlerin sadece kurbanla sınırlı kalması düşünülemez. O zaman bu kuruluşların hesaplarının didik didik edilmesi gerekir. Mal ve hizmet aldıkları kuruluşlar, yapılan hizmet anlaşmaları, işletmelerdeki işlemler.
İşte tuzun koktuğu bir diğer yer de burası.
Biraz eşeleyin, bu işin arkasında da Ergenekonvari yapılar çıkar. Hem bu şirketler ve hem de bu şirketlerle iş yapan kuruluşlar yakın takibe alınmalı. Bu örnekten yola çıkarak, başka işlemlerde de benzer sahteciliklerin yapılıp yapılmadığı araştırılmalı. Bu konuda vakıflara, emniyete büyük görevler düşüyor. Savcılara görevler düşüyor.
İtalyan mafiası da hayır kurumları içine sızarak orada yapılanmıyor muydu? Sicilya’da yaşananları herkes bilir. Mafia, adamlarını ve silahlarını gizlice kilisede saklarmış. Derin yapıların, dini kurumlar, hayır kurumları, askerle ilişkili kurumlar içine sızdıklarını bilmeyen var mı?
İşin içinde asker varsa, birileri kendilerinden hesap sorulamayacağını düşündüğü için rahatlıkla her haltı yiyorlar.. Onun için bilgi ve belge bulmak zor değil.
Bunlar yok mu bunlar, dil bilmeyen adamı profesör yaptılar. Birileri “Bunu doçent yapacaksınız” diyor, adam doçent oluyor. Yayın filan hak getire. Bilimsel makale diye gazete kupüründen, bilimsel konferans diye ADD ve loca, ya da askerlerle ilgili derneklerdeki konuşma metinlerini koyup getiriyor adam kurula.
Bazılarının üniversite diploması bile sahte deniyor. Adam da hâlâ o diplomaya dayalı görev yapıyor. Kimi üst düzey bürokrat. Aslında asıl işi çeteye istihbarat sağlamak.
Yani sadece sahte doktor yok piyasada, her işin sahtesini yapan bir sürü adam var. Sahte imam bile olabilir. Turan Dursun müftülük yapmıyor muydu? TRT’de dini yayınların editörlüğünü de yapmış galiba bir ara.

Ateist Müftü Turan Dursun

Her sendika sadece sendika, her vakıf vakıf, her parti parti, her tarikat tarikat değildir. Her gazetecinin gazeteci olmadığı gibi.
Sizin işadamı sandıklarınız, aslında derin yapıların örtülü KİT’inin kahyası olabilir. Yani her işadamı sadece işadamı değildir.
Bülent Arınç’a suikast planında ele geçen adamın üzerinde sahte sarı basın kartı çıkmış.
Mason localarındaki yolsuzluk iddiası ile ilgili olarak açılan dava hâlâ devam ediyor. Bu korumalı, başında asker olan, yarı askeri görüntü veren yapıların çoğunda durum aynı.
Bir zamanlar Kızılay da öyle idi. Şimdi de bu olay patladı. Herkes tekrar tekrar kendi içine bakmalı.
Derin ilişkiler içindeki hangi dernek, vakıfa, sendikaya, gazeteye, televizyona el atsanız durumun aynı olduğunu göreceksiniz.
Batık bankaların yönetim kuruluna getirilen holdinglerin çoğu aslında bu koruma şemsiyesi altına girmek için yapıyorlardı bunu.
Gecekondusunun yıkılmasını önlemek için çatısına Atatürk büstü, Türk bayrağı diken adamın yaptığı ile bunların yaptıkları arasında fazla bir fark yok aslında. Bugün de bu sembollere sarılanların asıl niyetlerini bu örnekten anlayabilirsiniz. Birileri de “gecekondu rejimlerinin, düzenleri”nin yıkılmasını önlemek için aynı yola başvuruyor.
Ben, iktidarı baskı altına almak, uluslararası itibar sağlamak için karşılıksız bir şekilde şirket hisselerinin % 10’unu Yahudi işadamlarına veren adamlar bilirim.
Zaten ABD’ye mal ihraç edecekseniz, vergi muafiyeti ve kotadan yararlanmak için kendinize Yahudi bir ortak bulmanız gerekiyordu. Düzen böyle kurulmuş. Hani köprü başına oturan eşkiyanın geçenden 3, geçmeyenden 5 kuruş alması gibi. İsrail üzerinden gitmezsen, aynı güce daha fazla ödemek zorunda kalıyorsun. İşte tam o hesap. 40 katır mı, 40 satır mı?
Devlete bir vergi vereceksiniz. Yetmez, bir de çetelere, derin devlete haraç ödeyeceksiniz. Ayrıca mafiaya, rüşvetçi memura da ödeyeceksiniz. O da yetmez, bir de dini vergi vereceksiniz. Aslında birileri kestiğiniz kurbanın derisine de, gerisine de talip. Derin yapı, dönüp, rüşvetçi memurdan, mafia babasından da kendi haracını ayrıca alıyor.
Aslında derin yolsuzluğun genel bütçesi yanında kurbanın derisi, eti ve bu işin cirosu, devede kulak bile değildir. Petrol kaçakçılığının birkaç günlük rantı, kurbanın toplam bütçesinden fazladır belki de.
Peki o zaman bu kurban işi neden bu kadar önemli? Hac ve kurban işi irticaya rant sağlamasın diye. Yani o paraya ihtiyacı olduklarından değil, o paranın dini hizmetlere, cemaate gitmemesi için.
Hani irticaya gitmesin de nereye giderse gitsin.
Onun için kimse bu işin peşini takip etmiyor. İhale ediyorlar, bitiriyorlar işi.
Hani böylece bir de manevi bir hizmet yapmış oluyorlar, toplumun gözünde. Bir taşla iki kuş yani.
Bana kalırsa Ramazan ve Kurban kampanyaları ile, aslında bizim için ciddi bir kaynağı, hoyratça tüketiyoruz. Bir kısmı da böyle çarçur ediliyor.
Bu işin içinden Deniz Feneri’nin de çıkmış olması, gerçekten büyük bir talihsizlik. Diğerleri yanında bu işte çok küçük, en az paya sahip olsalar da, bu durum kanayan yaraya tuz bastı sanki.
Ha bu durum, diğer insani yardım örgütlerine ders olsun. Hesaplarını kitaplarını iyi tutsunlar, şeffaf olsunlar. Herkes de bu işe heveslenmesin.
Benden söylemesi.
Ha bir de, bu işin izini sürmek gerek. Tek yolsuzluk kurban kesimi ile ilgili değil. Bir araştırsınlar, görürler.
Selam ve dua ile.

(Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2009-12-24)

Yolsuzluk Üzerine

Yolsuzluk, işleri yolundan saptırma anlamına gelen anaforlu karambol olsa gerek. Kimin elinin kimin cebinde olduğunun bilinmesine rağmen bilinemiyormuş ayağına yatmak, demek.
İşleri yolundan yordamından saptırmanın usulden telakki edilerek devamlılık kazanması, toplumun başında kıyameti patlıyor. Şimdi Türkiye bu patlama sürecini yaşıyor. Türkiyeli de, kıyametinin şiddetinden feleğini sapıtmış halde.
Ne Allah (haşa), ne Peygamber, ne din, ne iman, ne büyük küçük sevgi ve saygısı, ne edeb, ne terbiye. Varsa da yoksa da, para.
Taha Akyol’un Neşe Düzel ile yaptıkları dereden tepeden sohbet, bir ara, tek tanrılı yolsuzluk dini’ne geliyor. 1926 yılında Ağaoğlu Ahmet bey Atatürk’e diyor ki, ‘Paşam, partiniz yolsuzluğa battı’
Atatürk de, ahaliden ne kadar uzaklaştığını görüyor ve bir muhalefet partisinin kurulmasını arzuluyor. Muhalefetin itiraz ve ikazlarını seslendirdiği zeminlerde, işlerin göze görünen yolundan sapma açısının muhtemelen büyüyebileceğinin de idraki içerisindedir, Atatürk.
Esasen Limancı Hamdi ile birlikte çıktıkları Anadolu gezisinde de Atatürk, bizzat görmüş ve şahidi olmuştur, yolsuzluğun toplumda meydana getirdiği kaza kırım tahribatının şiddetini.
‘Çocuk’ diye iç geçirerek feryat ediyor Atatürk, ‘İçim parçalanıyor içim. Her yerde aynı durum açlık, sefalet ve perişanlık’.
İsmet İnönü, ‘Tek partili yolsuzluk dini’ni siyasetin ticarete alet edilmesine bağlıyor.
Türkiye’yi taşı, toprağı, halkı ve ahalisiyle birlikte yoktan varederek yeni baştan yaratma programının içinde iktisadi kalkınma projeleri bulunuyor. ‘Türkiye Milli İthalat ve İhracat Anonim Şirketi’nin kurulması da, bu projelerden birisi. Mebuslar, asker ve sivil bürokrasi, hacı hoca takımı ve cebinde üç beş kuruşu kalanlar ile dönemin varsılları bu şirketten hisse alıp fiilen ticarete başlıyor.
‘Devlet eliyle zengin yaratma’yı hedefleyen özel girişimi canlandırma politikası, bir başka ifadeyle, yolsuzlaşmanın yeni Türkiye’deki miladı, bu şirketin kuruluşuyla başlıyor.
OYAK, bu politikanın bürokrasinin tüccarlaşması ayağındaki ikinci Cumhuriyet’teki devamı.

Devleti çekip çevirenler için çarşı pazara çıktıklarında evvela kendi dükkanlarına uğramak, tek partili yolsuzluk dininin gizli iman umdelerinin başlarında yer alır. Bu günün diliyle bu iman tezahürü, yandaş kayırmacılık, ihaleye fesat karıştırma, devlet alım satımı ve tahmil tahliye işlerini ihalesiz vermek gibisinden teknik deyimlerde ifadesini buluyor.
İsmet Paşa’nın da zıvanadan çıkmasına sebep ticareti siyasete alet eden tek tanrılı yolsuzluk dinine has ibadet ritüelini bir başka açıdan da Yakup Kadri Karaosmanoğlu şöyle tarif ediyor.
‘Dünkü Milli Mücadeleciler ve o günkü devrimciler kadrosunun bir kazanç ve menfaat şirketine bürünmesi’

Cumhuriyet’in değiştirilmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez niteliklerinin arasında gizlenmiş halde hayatiyetini hâlâ sürdüregelen bu bürünmüşlük, Karaosmanoğlu’nun Milli Mücadeleciler ve devrimciler diye adlandırdığı aferist kliğin genişletilmiş ikinci üçüncü nesil ahvadı tarafından hassasiyetle korunmaktadır.
Türkiye, ‘Dünya Yolsuzluk Ligi’nin geçen yılki 58. sırasını bu yıl birkaç kertik daha gerileterek 61. sıraya indirmiş bulunuyor.
En yolunu yordamını bilen halklar, toplumlar ve devletler ise, başta atalarının Çanakkale’deki hezimetinin yıllık kutlama merasimine geldiklerinde içerek kusarak kepazeliğin dik alasını sergileyen Anzaklar. Tepeden tırnağa dinsizlik dininin mensupları, Allahsızlık ve kitapsızlık zemininde hemcinsler arasında resmi evlilik müessesesini tesis eden ülkeler ve toplumlar olarak da, sıradakiler başta İsveç, Norveç ve Danimarka.
Yüzde doksandokuzluk çoğunluğu itibarıyle müslüman memleketi olan Türkiye’mizi bu iğrenç, ya da bir başka anlamda gururlandırıcı lağım çukuruna kim düşürdü?
TMSF Başkanı Ahmet Ertürk diyorlar ki, yolsuzların yutup götürdüğü kamu parasının, mahsuplaşmanın ardında milletin sırtına vurduğu yük, 65 milyar dolar.
Bu yanlışın kaynağı neresi?
Kabe mi, Anıtkabir mi?
Yok efendim Dersim imiş, açılım imiş, boş geçin bunları. İnsanın, İstanbul’un meşhur pezevenk başı Zurnik gibi iç geçirerek haykırası geliyor.
Ahh, nerede o eski orospular.
Osmanlı devrinde yolsuzlaşanların kellesini almak bir yana, tüm mal varlığına da kamu adına el koyarmış o devrin çağdışı kadılık hukuku.

(Atilla Özdür, Vakit, 2009-11-21)

İbn-i Sina’dan Günümüze Sağlık Skandalı

Bir hafta önce gazeteci dostum Mustafa Aydın, elektronik postama bir metin göndermişti. Pek dikkate almamış, önemsememiştim. Ama silmedim. Ne zamanki bir haber gazetelere düştü “tevafuka bakar mısınız” demekten kendimi alamadım. Aydın’ın gönderdiği metin “Batışı Olmayan Güneş” (İBN SİNA, İnsan Yay) kitabının 302/303 sayfasından bir alıntıydı. Metin uzun. Ben kısaltarak sizlere aktarayım:

İbni Sina

“Sultan, İbni Sina’ya dönerek şöyle dedi:

- Eğer sizin iddianız ciddiyse ve şaka falan da yapmıyorsanız, bize daha fazla açıklama yapmalısınız.

Üstâd kendisini dinletecek bir ses tonuyla Sultan’a karşılık verdi:

“Haşmetli Sultanım, sonsuz bir esefle arz ediyorum ki, çağımızda Tıp gibi çok önemli ve şerefli bir meslekle iştigal etme meselesi, tabip görünümlü bilgisiz, cahil ve tacir bir grup için mal ve servet elde etme ve para kazanma aracı haline gelmiştir. Bu grup Allah’tan habersiz ve vicdanlarından arınmış bir halde insanların bilgisizliğini, cahilliğini ve acısını kendi çıkarları için kullanmakta, elemleri ve acıları teskin etmek ve kalplere şefkat vermek yerine mukaddes tıp camiasında devamlı olarak halkın kanını emip el emeklerini çalmakla meşguller. Hastaların ve hasta sahiplerinin mali durumlarını, paralarının olup olmadığını dikkate almadan çeşitli unvanlarla halkı yağmalamaktalar. Her gün altın ve gümüş biriktirerek, mal ve mülk edinerek dünyalıklarını arttırıyorlar. Ne Allah’tan utanıyorlar, ne evliya ve enbiyadan, ne de diğer insanlardan. Ne yazık ki, bu davranış tarzı bugün İslâm ülkelerinin başkentlerinde ve diğer büyük şehirlerinde oldukça revaçtadır. Bendeniz sizin komşu ülkelerinizde bu utanç verici faciaların benzerlerini gözlerimle gördüm. Her meslek grubuna mensup insanların o mesleğin sırlarını ve kendi meslektaşlarının uygunsuz davranışlarını daha iyi bildikleri şüphe götürmez bir gerçektir. Bu nedenle bendeniz kendi meslektaşlarımın, yani tabiplerin uygunsuz davranışlarını ve çalışma tarzını bütün yönleriyle bildiğim için kesin bir itimatla söyleyebilirim ki, içinde yaşadığımız çağda tabiplerin dörtte üçü bu mesleği sadece ve sadece zayıflara yüklenmek, altın ve gümüş biriktirmek, mal ve servet elde etmek, zevk ve sefa içinde yaşamak ve kendi geleceklerini garanti altına almak amacıyla seçiyorlar ve gerçek tabiplerin, tıp camiasının sadık ve fedakâr hizmetçilerinin adının kötüye çıkmasına sebep olduklarını hiçbir şekilde dikkate almıyorlar. Servet, gücü ve kudreti doğurduğu için bu grup altın ve gümüş, mal ve mülk ve yeterli kazanç elde ettikten sonra kendi konumlarını korumak için her türlü teşebbüsten, hatta sahtekârlık yapmaktan, yalan söylemekten ve cinayet işlemekten bile geri kalmıyorlar. Attarlarla ve eczacılarla anlaşmak suretiyle uyuşturucu ve bağımlılık yapan maddeleri hastalar için hazırladıkları şurupların ve ilaçların içine karıştırmakta ve bu yolla hastaları özel bir ilacı devamlı olarak kullanmaya alıştırmaktadırlar. Basit ve yüzeysel bir hastalığın tedavisi için hastaları peyderpey zorunlu olmayan muayenelere gitmeye mecbur etmekte, hak etmedikleri halde bu muayenelerde onlardan ağır ücretler almaktadırlar ve bu sömürü yöntemi hasta biraz zengin ve varlıklı ise en üst seviyeye ulaşmaktadır. Yoksul ve eli darda hastalar için kesinlikle şefkat ve acıma söz konusu değildir…. Sadece bu zulüm ve cinayetlerle yetinseler gene iyi. İçinde yaşadığımız dönemde gerçekte cezadan korunmuş ve ruhsatlı birer katil olan tabipler bulunmaktadır. Bunlar, en büyük ve en ağır suçlardan biri olan ana rahmindeki cenini düşürmekten ve yeni doğan bebekleri ve varisleri zehirlemek için ailelerle gizlice anlaşmaktan bile geri durmazlar. Elbette bu yaptıklarının tamamı altın ve gümüş içindir sadece.”

İbn-i Sina, sanki günümüz Türkiye’sini değil, bütün tıp aleminde yaşanan skandalları görüyor gibi anlatmış derdini. Bir de fırından yeni çıkmış bir habere göz atalım:

“Eskişehir düzenlenen ‘Enfeksiyon 26′ adlı operasyon kapsamında iki devlet hastanesinde bulunan toplam 11 beyin cerrahından 8′inin gözaltına alınmasından sonra ameliyat olacak ve poliklinik hizmeti alacak hastaların mağduriyetinin önlenmesi için tedbir arayışlarına başlandı. İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Hüseyin Fidan, Yunusemre Devlet Hastanesi’nde görevli 5 beyin cerrahının tamamının, Eskişehir Devlet Hastanesi’nde de 6 beyin cerrahından üçünün operasyon kapsamında 26 Aralık’ta gözaltına alındığını hatırlattı.”

Ey, “tabip” için tıp ilminde, “îlim, tecrübe, uzmanlıktan önce temiz bir vicdan ve insan severlik” diyen aziz usta İbn-i Sina!

Ruhun şad olsun!

(Davut Şahin, 01-2009)

Mavi Akım’da İddialar, Savunmalar, Gerçekler

Atalarımız; Ne oldum diye böbürlenme, ne olacağım diye düşün demişler ya. Ve yine, akşamdan yenilen hurmalar, geceleyin mideyi tırmalar diye uyarmışlar ya; birçokları maalesef bu uyarılara kulak asmadan, Ben yaptım, oldu aymazlığı içinde yollarına ve icraatlarına devam ediyorlar. Ama, bir gün geliyor ki; merhum Yunus Emre’nin dediği gibi; bir Molla Kasım çıkıyor ortaya ve başlıyor hesap sormaya. Güçlü oldukları dönemlerde dokunulmazlık zırhına bürünüp burunlarından kıl aldırmayanlar; hesap sorulmaya başlandığında başlıyorlar kıvranmaya veya kıvırmaya! Mesela, 10 yıl önce yırtıcı bir aslan kesilenler, süt dökmüş kediye dönüveriyorlar. Tabiî, kuyruğu dik tutmaya ve kendilerine yönelik suçlamaları bertaraf etmek için karşı saldırıya geçenler de yok değil!
Bunlardan biri de, Mesut Yılmaz.
Kendisi, 28 Şubat Süreci’nin Başbakanı olarak çok tartışıldı, çok eleştirildi. Aydın Doğan tarafından pijamayla karşılanan Başbakan olmakla da eleştirildi, siyasî hayatıma da malolsa! diyerek, 8 Yıllık Kesintisiz Eğitim Yasasını çıkarıp, İHL ve Kur’an Kursları’nın köküne kezzap dökmekle de eleştirildi!

Aydın Doğan Tarafından Pijama ile Karşılanan Başbakan Mesut Yılmaz

KAÇA SATTINIZ, KİME SATTINIZ?

Onun eleştirilmesine yol açan bir konu da, Rusya ile imzaladığı doğalgaz anlaşmasıydı. Muhtevası hâlâ belli olmayan Mavi Akım anlaşması yüzünden hem kendisi, hem de dönemin Enerji Bakanı Cumhur Ersümer Yüce Divan’da yargılanmışlar ve suçlu bulunmuşlardı!

Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanları Cumhur Ersümer

Cumhur Ersümer

Aradan, tam 10 yıl geçti. 10 yıl sonra bugün, Mavi Akım yine gündemde. Hem de; akşamdan yenilen hurmaları hatırlatırcasına! Evet, 10 yıl önce yenilen hurmalar, bugün Mesut Yılmaz’ın midesini tırmalıyor!
Efendim, olayı biliyorsunuz.
10 Kasım günü Meclis’te Demokratik Açılım görüşmeleri devam ederken, kürsüye çıkan AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, dedi ki;
Mavi Akım Petrol ve Doğalgaz Boru Hattı, Rusya’dan Türkiye’ye enerji getiren nakil hatları ve Türkiye’nin enerji politikaları konuşulmuş. İktidarda kim var?
DSP-MHP-ANAP koalisyonu.
Genel Görüşme nasıl yapılmış?
Kapalı oturumda yapılmış.
Tutanaklar 10 yıl dolmadığı için hâlâ gizli.
Şimdi soruyorum:
O Genel Görüşme’de Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi menfaatlerini, kaç paraya, kime sattınız?
Bu ağır ithamlar üzerine kendini savunan Rize Milletvekili ve dönemin Başbakanı olan Mesut Yılmaz da demiş ki;
Söz konusu döneme ait Mavi Akım ve Enerji Politikaları ile ilgili iddialar daha önce araştırma ve soruşturma komisyonlarının konusu olmuş, sonuçta Yüce Divan’a taşınmış ve verilen beraat kararları ile ülke zararına olmadığı, hiç kimsenin hiçbir menfaat temin etmediği, yasa dışı hiçbir işlemin yapılmadığı tescil edilmiştir.
Mi acaba.

ERSÜMER MAHKÛM OLMUŞTU!

Mesut Yılmaz, ya çok uyanıktır, ya da milleti aptal yerine koyuyor!
Tabiî, bir hafıza sorunu yaşıyor da olabilir!
Hemen söyleyelim ki;
Dönemin Enerji Bakanı Cumhur Ersümer, kendi dönemindeki yolsuzluk iddialarından dolayı 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm olmuş ve bu olay, 28 Temmuz 2007 tarihli gazetelerde Ersümer’e yolsuzluktan ceza başlığıyla verilmiştir!
Ayrıntısı da, özetle şöyledir:
Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanları Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’ın bakanlık dönemlerindeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili Yüce Divan’da yargılandıkları dava sonuçlandı. Ersümer 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı. ancak ceza ertelendi. Çakan ise hakkındaki tüm suçlamalardan beraat etti.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan

Zeki Çakan

Yani, ortada beraat filân yok!
Ama, bu kararın öncesi de var!
Mavi Akım ile ilgili olarak dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Enerji Bakanı Cumhur Ersümer ve bürokratlar arasında boru hattındaki zararın faili konusunda geçmişte de anlaşmazlık yaşanmıştı. Yılmaz, Ersümer ve bürokratlar suçlamaları üzerlerine almayarak, Ben yapmadım, o yaptı tavrını sergilemişti.
Dönemin başbakanı Yılmaz, TBMM’deki Yolsuzluk Komisyonu’na ifade verirken, bürokratları suçlamıştı. Aynı komisyonda ifade veren dönemin BOTAŞ Genel Müdürü Nevzat Arseven de, Ben o işten anlamam. Doğalgaz Daire Başkanı hazırlayıp getirdi. Ben onayladım, detayını bilmem, bunu ona sormak lazım diyerek, topu alt kademedeki bürokratlara atmıştı. Arseven, nihai kararı siyasi iradenin verdiğini ve kendilerinin bunu uyguladığını savunarak, aynı zamanda siyasetçileri suçlamıştı.
ANAP’lı bakan Cumhur Ersümer de komisyona 8 saat süreyle verdiği ifade sırasında, Hata bürokratların demişti. Turusgaz firmasının finans formülünde yapılan değişiklikle Türkiye’ye beş yılda 368 milyon dolarlık fazla ödeme yaptırılmasının hatalı olduğunu kabul eden Ersümer, sorumluluğun dönemin bürokratlarında olduğunu öne sürmüştü.

Nevzat Arseven

Nevzat Arseven

Bu süreci hatırlamak istemeyen Mesut Yılmaz, istediği kadar, sütten çıkmış ak kaşık olduğunu iddia etsin! Gerek olaylar, gerek bilgi ve belgeler kendisini yalanlıyor!

TURUSGAZ’I NİYE HATIRLAYAN YOK?

Mavi Akımla ilgili iddialar, 3 yıl önce de gündeme gelmişti. 2006 yılı Ocak ayı başlarında, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, dünyanın en pahalı doğalgazını tükettiğimiz iddiasıyla Başbakan ve Enerji Bakanı’nı istifaya davet ederken, dönemin ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu, Rus tarafına kapitülasyon verildiğini iddia etmişti.
Bu iddialara cevap veren, dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler de diyordu ki;
Göreve geldikten sonra, Rusya ile yaptığımız pazarlıklar sonucu, bugüne kadar 339 milyon dolar avantaj sağladık. Ayrıca AL YA DA ÖDE yükümlülüğünde 40 milyar metreküp avantaj sağladık. Aradaki Turusgaz şirketini de ortadan kaldırdık!
Eğer bir hesap sorulması gerekiyorsa, 1998 yılında, formülde düzeltme yapılırken, fiyata neden ZAM veya bazılarının dediği gibi 10-12 dolarlık komisyon eklendiğinin sorulması gerekir!
Fiyat formülü ile ilgili değişiklik, AK Parti Hükümeti’nden önce yapılmıştır ve fiyatın üzerine 12 DOLAR İLÂVE edilmiştir!
Formülü düzelten biz değiliz. Tam aksine o formülde indirim sağladık, AL YA DA ÖDE’yi düşürdük!
Merak ediyorum, hep Mavi Akım’dan söz edilirken, niye TURUSGAZ lâfı ağza alınmıyor? Oysa Turusgaz, Mavi Akım’ın referansıdır! Turusgaz’daki F01 formüllü Mavi Akım anlaşması imzalanmıştır!
Fakat bu anlaşmalar bizden önce gizli olarak imzalanmış. İstemediğimiz halde bu anlaşmalar gizli. Biz icabında Anayasa’yı dahi değiştirebiliriz, ama bu gizli anlaşmalar öyle konulmuş ki, bunları değiştiremiyoruz, çok arzu etmemize rağmen.
Ve Sayın Güler’in son sözleri:
En ucuz doğalgaz kullanan ülkeyiz. Bu durum, Gazprom’dan beklediğim açıklama bize ulaştığında daha net olarak çıkacak ortaya! Bu açıklama geldiğinde birçok kişi mahçup olacak!

TÜRKMENBAŞI’NDAN ERSÜMER’E FIRÇA!

İddialar ve savunmalar böyleydi.
Peki, gerçek neydi?
Gerçek, geçtiğimiz yıllarda vefat eden Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov ile dönemin Enerji Bakanı Cumhur Ersümer arasında geçen diyalogda gizliydi.
Efendim 7 Ekim 1999 tarihli gazetelerin manşetlerinde Küstah Türkmenbaşı (Hürriyet) ve Bakan’a fırça (Sabah) başlıkları ile yer alan Aşkabat’taki o görüşmede, Türkmenbaşı, 50 kadar gazetecinin önünde Ersümer’i azarlıyor ve tam 17 defa sözünü kesip, Siz ve Mesut Yılmaz, Türkmen doğalgazına karşı çıkıyorsunuz! diyordu.
Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov ile Enerji Bakanı Cumhur Ersümer arasında geçen diyalog şöyleydi:
NİYAZOV: Türk siyasetinde anlamadığımız bir şey oluyor. Türk politikacılarının bir bölümü halkının çıkarlarını düşünmüyor. Rusya bizden 42 dolara doğalgazı alıp, size 114 dolara satacak. Gelin, Türk halkının doğalgaz ihtiyacını birlikte karşılayıp, sevap işleyelim. Hazar geçişli hattı 2 yıl içinde yapmalıyız. Doğalgazı Azerbaycan’dan ve Rusya’dan alacağınızı söylüyorsunuz. Siz bilirsiniz. Azeriler 5 yıl, Ruslar 6-7 yıl önceden gaz veremez.
ERSÜMER: Türkiye’nin en öncelikli projesi Türkmen doğalgazının ülkemize getirilmesidir. Biz üzerimize düşen her şeyi yerine getirdik. Biz hâlâ Türkmenistan’ın hat çekmesini bekliyoruz. Bize gelecek doğalgazın 14 milyar metreküpünü Avrupa’ya satacağız.
NİYAZOV: Avrupa’yı bırakın, siz önce halkınızın ihtiyaçlarını karşılayın. Doğalgaz ihtiyacınızı siyasete karıştırmayın. Rusya ve Azerbaycan’ı kıskanmıyoruz. Siz bilirsiniz, bizim işi uzatırsanız, elimiz soğur. Zaten Demirel ile yaptığımız anlaşmadan da bir sonuç alamadık. Biz, ucuz da olsa; Rusya ve İran’a gaz satar kendimizi kurtarırız.
ERSÜMER: Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye’de Türkmen doğalgazına karşı çıkan yok.
NİYAZOV: Sizden ve Mesut Yılmaz’dan başka yok!
ERSÜMER: Olur mu? Türkmen doğalgazı anlaşmasında benim ve sayın Yılmaz’ın imzaları var.
NİYAZOV: Sen Demirel’den yetkiyi alarak geldin. O zaman gel gazetecilerin önünde sen, ‘Bizim önceliğimiz Hazar geçişli Türkmen doğalgazıdır’ deyiver.
ERSÜMER: Ben zaten böyle diyorum. Ne ben, ne de sayın Yılmaz, Türkmen doğalgazına karşı!
NİYAZOV: Kardeşim Cumhur, sen iyisi mi bundan sonra Rusya’ya gitme. Zaten Mavi Akım ile bizim proje arasında çelişki var. Bu çelişki giderilmeli. Ulusal çıkarlarımızı ABD ile Rusya arasındaki pazarlıklara kurban etmeyelim!
ERSÜMER: Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye’ye herkes doğalgaz satmak istiyor. Doğalgaz konusunda kararı alıcı ülke, yani Türkiye verir. Mavi Akım’da gazı kabul ediyoruz. Samsun’da doğalgazı bekliyoruz. Nereden gelecek, krediyi kim verecek bu bizim işimiz değil. Bu işi Ruslar halledecek. Ayrıca, Azerbaycan’la da gaz konusunda görüşme yapmadığımızı belirtmek isterim.
Bu diyaloğu yorumlayan BOTAŞ eski genel müdürü merhum Hayrettin Uzun, Mavi Akım’dan gelecek gazı, Rusya’nın 35-40 dolara alıp yine Türkiye’ye 140 dolara satacağını vurgulayarak, Doğrudan Türkmenistan’dan gaz alma projesi olan Hazaraltı geçiş projesi gerçekleştirilseydi, en az üçte iki oranında bir ucuza maletme mümkün olacaktı diyordu!
Şimdi sormak lâzım:
Türkmen doğalgazı ucuza alınabilecek iken, Rusya’dan pahalı doğalgaz alan kimdi?
Rusya ile gizli anlaşmaları yapan kimdi?
O dönemde bile; Türkmenistan 75 dolara gaz vermeyi teklif ederken, Rusya’dan 145 dolara gaz alan kimdi?
Avrupa’ya da satacağız deyip, 14 milyar metreküp gazın altına imza atıp, bunun sadece 4.7 milyar metreküpünü kullandığımız halde, Al ya da öde anlaşması gereği, aradaki farkı yıllar boyu bu milletin cebinden ödeyen kimdi?

HERHALDE AHLAR RAHAT BIRAKMIYOR

Bu konu, Meclis Genel Kurulu’nda dün de konuşuldu. Mesut Yılmaz, dün de Ersümer ve bürokratların beraat ettiğinden dem vurdu!
Oysa, o günün haberleri ortada:
Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, dün (3 Aralık 2003) BOTAŞ eski Genel Müdürü ile 4 yöneticiyi, Samsun-Ankara doğalgaz boru hattı projesinde Botaş’ı 60 milyon dolar zarara uğratıp, görevini kötüye kullanmaktan mahkum etti.
Mahkeme, görevini kötüye kullanan beş eski yöneticiye 11’er ay hapis, 2’şer milyon lira para cezası verdi. Sonra bu, toplam 6’şar milyon lira para cezasına çevrildi ve ertelendi.
Bu bilgi ve belgelere rağmen, hâlâ hangi yüzle konuşurlar ve hâlâ nasıl sütten çıkmış ak kaşık olduklarını söylerler, anlamak mümkün değil! Tabii, Mesut Yılmaz’ın; geçmişte yaptığı hataların faturasını ödediğini kabul etmemesini de anlamak mümkün değil!
Halbuki; hatalarını kabul edip, oturduğu yerde otursa, hiç kimse dokunmaz kendisine!
Veballeriyle yaşar gider!
Ama, herhalde
Mazlumların ahlarından kurtulamıyor!

(Hasan Karakaya, Vakit, 2009-11-13)

Yazar Hasan Karakaya

İsrail’den Filistin’e Bozuk Yiyecekler

Filistin’e sokulup Filistin halkına satılması planlanan tonlarca bozuk meyve suyu, 5.000 litre sahte zeytinyağı ve daha birçok İsrail yerleşim ürününe el kondu.

Filistin bakanlar kurulunca 2005′de çıkarılan bir karar gereği 1967 yılında Filistin toprakları üzerine kurulan İsrail yerleşimleri ürünlerinin satın alınması yasak. Bu ürünleri satın alanlarsa vatana ihanet suçundan yargılanacak, ürünleri itlaf edilecek.

Filistin Gümrük Kontrolü ve Tüketicinin Korunması ekipleri, İsrailli yerleşimcilerin imalatı olan ve bir insanın tüketemeyeceği bozuk tonlarca kaçak gıda maddesine el koydu.

Filistin ulusal ekonomi bakanlığı geçtiğimiz Perşembe günü ekiplerin aldıkları bir bilgi üzerine Halil kentindeki depolardan birine yaptıkları baskında son kullanma tarihi geçmiş yaklaşık 25 ton meyve suyu ele geçirdiklerini bildirdi.

Bakanlık bu meyve sularının Gazze’ye sokulmak üzerine depoda saklandığını ancak bunun engellendiğini ve deponun kötü koşulları nedeniyle bozulduğunu, bunun üzerine de Halil kentinden M.B isimli; ticaretle ilgisi olmayan bir şahsın çarşıda satmak üzere bu meyve sularını satın aldığını açıkladı.

Halil kenti ofisindeki tüketicinin korunması ve endüstriyel gelişme ekipleri, gümrük zabıta bireyleriyle koordineli çalışma sonucunda çeşitli kapı kilitleri (silindirler) de ele geçirdi. Salfit topraklarındaki BUrkan yerleşimindeki fabrikalardan birinde üretilen bu kaçak kilitlerin sayısı ise 240.

Beş bin litre sahte yağ

Nablus’taki gümrük zabıtaları ve tüketici koruma ekipleri Burkan yerleşimi yapımı; çocuk bezi imalatında kullanılan 5 ton kağıt ele geçirdi. Nablus’taki fabrikalardan birinin içinde 15 ton, Kalkilya ve Halil’de de çeşitli miktarda aynı kağıttan ele geçirildi. Üst düzey gümrük yetkilisi Galip Divan el koyma ve imha olayları üzerine şöyle dedi; “biz Filistin bakanlar kurulunun 2005 yılında aldığı kararı uyguluyoruz. Bu karar, 1967 yılında işgal edilen Filistin topraklarında kurulan İsrail yerleşimlerinde üretilen, yapılan veya ekilen tüm ürünlerin dolaşımını yasaklamaktadır.”

Divan İsrailli yerleşim ürünlerinin Filistin sokaklarına sokulmasının engellenmesinin ulusal bir gereklilik olması itibariyle Filistinlilerin yapması zorunlu birşey olduğunu, Avrupa Ortak Pazarı boykot ederken Filistinlilerin satın almasının akıl karı bir iş olmayacağını vurguladı.

Ortak komite sadece yerleşimcilerin ürünlerine el koymakla kalmadı. Aynı şekilde Nablus’taki tarım bakanlığıyla koordineli çalışma sonucunda, başka yağ ile karıştırılmış 5000 litre sahte zeytin yağı ele geçirdi.

Ramallah’ta da yerleşimcilerin iki ton tavuğu itlaf edildi ve büyük miktarda çocuk bezi ve plastik sandalye ele geçirildi.

Milli Ekonomi Bakanlığı’nda Tüketici Koruma Kısmı Başkan Yardımcısı Mühendis Ömer Kabha İsrail yapımı olduğu zannedilen büyük miktarda çocuk bezi ve 4 bin kapı kilidine el konduğunu açıkladı.

İhanetle yargılanacak

Üst düzey gümrük zabıtası Galip Divan İsrail yerleşimlerinden Filistin çarşılarına ürünler getirenlerin vatana ihanet suçundan askeri savcıya teslim edileceğini, bu yaptığının karşılığında büyük miktarda para cezası ödemesinin yanında ayrıca getirdiği ürünlere de el konup itlaf edileceğini söyledi.

Öte yandan yeni ekonomi bakanı Dr.HAsan Ebu Libdeh Filistin hükümetinin sultayı, vatanı ve vatandaşı korumak için varolan kanunun kapsamında 1967 yılında işgal edilen Filistin toprakları üzerine kurulu İsrail yerleşimlerinden gelen ürün ve meta olgusunun engellenmesi gayesiyle her türlü icraati yapacağına dikkat çekti. Ebu Libdeh; “Sultanın tüm kurumları Filistin çarşılarını yerleşim ürünlerinden temizlemeye çalışıyor” dedi.

İç pazarın düzenlenmesi için milli komite başkanı ve ekonomi bakanlığı müsteşarı Abdulhafiz Nofel yerleşim ürünleriyle hiçbir koşulda yaşanamayacağına işaret ederek Filistin pazarlarının yerleşim ürünlerinden temizlenmesi çağrısında bulundu. Nofel; “1967 yılında topraklarımız üzerine kurulan yerleşimlerin ürünlerinin saptanması ve itlaf edilmesi için çaba sarfediyoruz” dedi.

Halil bölgesi gümrük zabıta elemanları ve tüteticiyi koruma ekipleri tarafından bozuk ve son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin kaçak olarak en çok sokulduğu bölgelerden sayılmaktadır. Çünkü bölgeye 99 giriş vardır. Büyük kısmının İsrail güvenliğinin kontrolü altında bulunması nedeniyle de zabıta ve koruma görevlileri bu girişleri kontrol edememektedir.

(Defne Bayrak, TIMETURK, 11.2009)