Muzik calici calismiyor


TERÖR

CHP’de Militan Aday Talebi

Sırrı Sakık’ın, ‘Baykal’ın CHP’ye PKK’lı militan aday talebi’ iddialarından sonra yeni bir şok daha: Baykal’ın PKK AB sorumlusuyla görüşmesinin ayrıntıları.

BDP’li Sırrı Sakık’ın, “Baykal bizden 20 militan istedi” sözlerinin ardından 1999 yılındaki CHP-HADEP ittifakı görüşmelerini gerçekleştiren dönemin İnsan Hakları Derneği Mardin Şube Başkanı Cemil Aydoğan’ın iddiaları adeta şok etkisi yarattı. Aydoğan, Baykal “PKK’nın Avrupa sorumlusuyla da görüştü” dedi. Aydoğan, “O dönem bana CHP ile HADEP arasındaki ittifak için katkı sunulması önerildi. Görüşmeleri ben gerçekleştiriyordum ve bizzat Baykal’la görüşüyordum. Kapısı bana sürekli açıktı” şeklinde konuştu.

Cemil Aydoğan

BAYKAL MİLİTAN İSTEDİ

Görüşmeler devam ederken, Baykal’ın kamuoyu baskısındanda çekindiğini aktaran Aydoğan, bundan dolayı listesine almak istediği isimlerin, kamuoyunun tanıdığı HADEP’li isimler olmasını istemediğini aktardı. Buna çözüm olarak Baykal’ın gerekirse dağda olup da isimleri bilinmeyen militanlara razı olduğunu iddia eden Aydoğdu şunları aktardı:

GÖRÜŞME AYARLA

“Sırrı Sakık, Murat Bozlak, Sedat Yurttaş gibi HADEP’in genel merkezdeki önemli isimleri, partinin genel merkezindeki isimlerin Baykal’ın listesine girmesini istiyordu. Ancak Baykal da, ‘Prosedüre uygun 18 sade insan gönderin, isterse dağdaki adam olsun. Ben hepsini milletvekili yaparım. Ama sizin durumunuz beni sıkıntıya düşürür, siz aday olmayın. Onları seçilecek yerlere koyarım’ diyordu. Bir gün beni yine çağırdı ve ‘Cemil beni bunların elinden kurtaramaz mısın? Avrupa’da bunların sorumlu morumluları yok mu’ dedi. Ben de gülerek ‘Vardır’ dedim. Liderleri Avrupa’dadır. Ama Avrupa sorumluları da var’ dedim. Ardından Baykal bana ‘Sen ve Ahmet Türk, başımın üstünde yeriniz var. Ama 18 yeni isim getirin. İstersen dağdaki insanı getir. Yeter ki Yüksek Seçim Kurulu geri çevirmesin’ dedi. Deniz Baykal bunu bana kendi makam odasında deklare etmiştir.” Aydoğan bütün bunlar yaşanırken Baykal’ın kendisine şu sözleri söylediğini de iddia etti: ‘Telefonlar dinlenir. Korkarım. Devletin iti, miti var. Dışarıya yayılırsa rezil oluruz.’

MAKAMINDA KONUŞTUK

İttifak görüşmeleri kapsamında Baykal’la 10-15 defa makamında görüştüğünü kaydeden Aydoğan, Baykal’ın PKK’nın Avrupa sorumlusuyla görüştüğünü ileri sürdü. Aydoğan şunları ileri sürdü: “CHP Genel Merkezi’ndeki makamında görüşüyorduk. Baykal’ın Özel Kalemi Nesrin Baytok idi. Baykal HADEP’in Genel Merkezi’ndeki Sırrı Sakık, Murat Bozlak, Sedat Yurttaş gibi isimlerden kurtulmak, onları devre dışı bırakmak için PKK’nın Avrupa sorumlularıyla görüşmek istedi. Bana ‘Bunlar beni sıkıntıya düşürüyorlar’ dedi. Avrupa sorumlularıyla görüşmesini sağlamaya çalıştım ama bir süre sonra bana ‘Örgütün Avrupa sorumlularından Tuncelili biri gelip benimle görüşecek’ dedi. Kimdi, neydi bilmiyordum ama gelip Ankara’da Baykal’la görüştü. Tanıyamadım. Muhtemelen, benimle görüşürken başka kanallarla da görüşüp Avrupa sorumlularına ulaşmıştı.”

Deniz Baykal

SES KAYDI DA VARDI AMA KAYBOLDU

Kendisinin aslen CHP kökenli olduğunu ve bir dönem CHP Kızıltepe İlçe Başkanlığı için Baykal’ın kendisine güvendiğini kaydeden Aydoğan, “O dönem beni ve Ahmet Türk’ü CHP’li kabul ediyordu ve ikimize güveniyordu. Bende görüşmelerin ses kaydı da vardı. Gizli olarak sesleri alıyordum ki, konuşmaları unutmayayım. Akşam gelip dinliyordum ve değerlendirme yapıyordum. O da kayboldu” dedi.

(www.aktifhaber.com, Şubat 2010)

İsrail’in Bilim Adamı Avcılığı

Şimdiye kadar Irak’ta en az 530 bilim adamı ve üniversite öğretim üyesinin korsan İsrail ve Amerika casusluk teşkilatlarının işbirliği ile suikastlere kurban gittiği ifade ediliyor.

El-Cezire kanalı nisan 2003′ten sonra, yani Saddam rejimi devrilir devrilmez Irak’ta siyonist infaz çetelerinin faaliyete geçtiğini ve şimdiye kadar en az 530 Iraklı bilim adamı ve üniversite öğretim üyesinin korsan İsrail ve Amerika casusluk teşkilatlarının işbirliği ile suikastlere kurban gittiğini belirtti.

Söz konusu cinayetlerin, Amerika yönetimi Iraklı bilim adamlarını Washington ile işbirliği konusunda ikna edememesinin ardından gerçekleştiğini belirten El-Cezire, suikastlerin genellikle siyonist komandolarca gerçekleştiğini, bu arada bazı Iraklı bilim adamlarının da can korkusundan başka ülkelere kaçtığını kaydetti.

Mossad’ın Eski Başkanı İtiraf Etti

Korsan İsrail’in casusluk teşkilatı Mossad’ın eski başkanı Şavit, İranlı bilim adamı Ali Muhammedi suikastinin failini bilmediğini, ancak batının İran’ın nükleer programına karşı gizli savaş yürüttüğünü de inkar etmediğini belirtti.

Son günlerde İranlı bilim adamı Mesut Ali Muhammedi’nin bir suikast sonucu şehit düşmesi ve Tahran yönetiminin Amerika ve korsan İsrail’i suçlamasının ardından tüm gözler söz konusu sultacı güçlere çevrildi.

Bu çerçevede Mossad’ın eski başkanı Şavit, Ali Muhammedi olayında bombayı kimin yerleştirdiğini bilmediğini, ancak batının İran’ın nükleer programına karşı gizli bir savaş yürüttüğünü ve bunun içinde bilim adamlarını öldürmenin de yer aldığını itiraf etti.

Korsan İsrail radyosunun sorularını cevaplandıran Şavit, günümüzde mesafelerin önemli olmadığını ve gelişen teknoloji sayesinde bu tür eylemleri yapmanın kolay olduğunu, nükleer bir bilim adamını öldürmenin simgesel bir eylem olmaktan daha büyük önem arz ettiğini vurguladı.

(fha, Ocak 2010)

Köpekleri de Kendilerine Benzetmişler

İsrail askeri uzmanlar şimdi de köpek eğitimine ağırlık vermeye başlamışlar! Köpekleri öyle eğitiyorlarmış ki, eğittikleri köpekler “Allahuekber” diyen birini görünce hemen saldırıyorlarmış!

Buna köpek eğitme denilmez!

Aslında köpeklerin huyunu-ahlakını bozmuşlar!

Sonra adına eğitim demişler!

Bize göre İsrailli askeri uzmanlar verdikleri bu özel eğitim ile köpekleri kendilerine benzetmekten başka bir şey yapmamışlar!

Onlar da “Allahuekber” sözünden gıcık kapıyorlar ve hemen saldırıya geçiyorlar!

Köpekleri de “Allahuekber” diyen birini görünce saldıracakmış!

Tıpkı kendileri gibi yani!

Yani kendi İslam düşmanlıklarını köpeklere de bulaştırmışlar!

Tüm dünya İsrail askerlerinin Filistin’de neler yaptıklarını an be an izliyor!

Filistin’de, özellikle de Gazze’de İsrail askerlerinin “Allahuekber” diyenlere karşı nasıl davrandıklarını cümle alem biliyor!

Kendilerinin İslam düşmanlığı yetmiyormuş gibi şimdi de köpeklerin fıtratı ile oynamaya başlamışlar!

Malum köpekler insanların en sadık dostlarıdır!

İsrail sadece dört ayaklı sadık dostlar ile yetinmiyor iki ayaklı sadık dostlarını da eğitiyor!

Kimini makam-mevki sahibi, kimini para-pul sahibi yaparak, kimini de kadınla kızla tavlayarak pek çok iki ayaklı sadık dost edindi!

Bu tür iki ayaklı sadık dostların İsrail’e nasıl sadakat ile bağlı olduklarını her gün televizyonlardan izliyoruz.

Bu tür iki ayaklı sadık dostlar yardım konvoylarının geçmesine bile izin vermiyorlar!

İzin vermiyorlar çünkü İsrail Gazze’ye insani yardım ulaşmasına karşı!

İsrail’in iki ayaklı sadık dostları tüm dünyayı karşılarına alma pahasına İsrail’in sözünden dışarı çıkmıyorlar!

Tıpkı dört ayaklılar gibi sadakat gösteriyorlar!

“Allahuekber” sözüne karşı hepsinin alerjisi var!

İsrail ve eğittikleri sadık dostları nerede bir “Allahuekber” sesi duysalar tüyleri diken diken oluyor ve hemen saldırıya geçiyorlar!

Dört ayaklılar bir ölçüde mazur sayılırlar!

Netice itibarıyla onlar sahiplerine sadakat göstermekle yükümlüler!

Ama iki ayaklılara ne demeli?

O iki ayaklılar aynen dört ayaklılar gibi davranmak zorundalar mı?

Makam-mevki için, para-pul için, kadın-kız için insan bu kadar basitleşir mi?

İnsan bu kadar İsrail’in kulu kölesi haline gelir mi?

Bizimkisi de laf mı yani? Hem dört ayaklıların benzerleri olduklarını söylüyoruz hem de insan böyle yapar mı diye soruyoruz?

Hangi insan?

Söz konumuz İsrail ve eğittikleri sadık dostları değil miydi?

(Zeki Ceyhan, Yenişafak, 01-2010)

Tecrit

Serbest Bırakılan PKK Liderleri

Murat Karayılan ve Cemil Bayık gibi PKK liderleri serbest bırakılmış

Güneydoğu’da uzun yıllar TSK’ya tercümanlık yapan, Genelkurmay’a bağlı Özel Kuvvetler’in yanı sıra Jandarma İstihbarat Teşkilatı’nda da görev alan Yıldırım Beğler, terör örgütü PKK konusunda Cihan’a ilginç açıklamalar yaptı.

Yıldırım Beğler

Beğler’in iddiaları, PKK’nın derin ilişkileri konusunda önemli ipuçları veriyor. Abdullah Öcalan hariç, Murat Karayılan ve Cemil Bayık gibi PKK’nın en üst düzey elebaşlarını Kuzey Irak’ta yakaladıklarını söyleyen Beğler; ancak yukarıdan gelen bir emirle serbest bıraktıklarını savunuyor.

Bölgede birçok kere PKK’ya göz yumulduğuna; hatta çoğu kez örgüte yardım edildiğine şahit olduğunu söyleyen Beğler şöyle konuşuyor: “İstesek PKK’yı bitirirdik. Bitirmedik, çünkü bizim işimize geliyordu. Biz derken, Özel Kuvvetler. PKK’ya erzak veriyorduk, ilaç veriyorduk. PKK’ya silah veriyorduk.”

PKK ELEBAŞLARININ SERBEST BIRAKILMASINA ŞAHİT OLDUM

Oslo’da Cihan’a verdiği mülakatta, Kuzey Irak’ta TSK adına ajan olarak görev yaptığı dönemde Murat Karayılan’dan Cemil Bayık’a kadar birçok üst düzey PKK’lının yakalandığını savunan Beğler, şu önemli ayrıntıları ekliyor: “Kuzey Irak’ta M. Yarbay’a bağlı olarak çalışıyorduk. M. Yarbay da o dönemde Şırnak Tugay Komutanlığına bağlıydı. 92 yılında Apo hariç hepsini yakaladık. Ne yaptılar? ‘Aman Türkiye’ye götürmeyelim, beklesin’ dediler. Buna ben bizzat şahit oldum. Başlarında nöbet tutanlar arasında ben de vardım. PKK’nın bütün merkezi kadrosunu Zaho’daki Talabani’nin karargâhı olan komite denilen yere getirdik. Burada bu gece kalsınlar, yarın götürelim şeklinde yukarıdan emir aldık. Başlarında biz duruyorduk. Daha sonra bir emir daha geldi: ‘Siz çekilin, Peşmergeler onları korur, yarın erkenden götürürüz.’ dediler.”

Yakaladıkları PKK’lıları gece Peşmergeler’in korumasına bıraktıklarını, fakat sabah geldiklerinde hiçbirini göremediklerini ve kendilerine “Kaçtılar” denildiğini kaydeden Beğler, “Bir baktık Süleymaniye’ye Zala kampına gitmişler. Talabani almış götürmüş.” diye konuştu. PKK elebaşlarının âdeta serbest bırakılarak terör örgütüne büyük fırsat verildiğini söyleyen Beğler, şu anda Ergenekon davasında yargılanan bir subayın da bu ihanetin içinde olduğunu öne sürüyor.

4 BİN KALAŞNİKOFU, PKK’YA ‘KIZILAY YARDIMI’ OLARAK GÖNDERDİK

Silahsız haldeki bu kaçak PKK’lılara silahların da yine asker eliyle ulaştırıldığını savunan Beğler, Macaristan’dan gelen 4 bin Kalaşnikof ile teröristlerin tekrar silahlandırıldığını söylüyor. Beğler şöyle devam ediyor: “Bu silahlar 2-3 sene limanda kalmış ve bize gelmişti. ‘Bunları bir şekilde, ortaya çıkmayacak şekilde, PKK’ya ulaştırın’ emri geldi. 4 bin tane keleş. Şu anda bir PKK’lıyı dağdan al, elindeki keleşi al, bak. Keleşin kabzaları kahverengi. Seri numaralarının hepsini silmişiz biz. Hiçbirinin seri no’su yok. PKK’nın elindeki keleşlerin seri no’su yok. Kabzaları kahverengi olan dipçiği de böyle içeri doğru.”

Binlerce kalaşnikofu PKK’ya ulaştırmak için nasıl bir yol izlediklerini de şu şekilde açıklıyor Yıldırım Beğler: “Sıfır kutularda bunları kamyonlara yükledik. Üzerine de battaniye koyduk. Bir de Kızılay’ın bayraklarını yapıştırdık. ‘Bunlar Kızılay’ın yardımı’ şeklinde lanse ettik. Zaho’da bu silahları Barzani, Talabani ve korucu A.U. yoluyla PKK’ya ulaştırdık.”

Bütün bunların Genelkurmay emriyle yapıldığı iddiasında ısrar eden Beğler, “Biz kimiz ki orada? Biz komple Mete’nin (Ergenekon sanığı L.G.) emrindeyiz. Mete de E. paşanın emrinde. O da Genelkurmay’dan direkt emir alıyordu.” diyor.

ASKERE SALDIRIP, PKK SÜSÜ VERİYORDUK; ORTALIĞI KARIŞTIRDIKTAN SONRA EVLERİ BASIP İŞKENCE YAPIYORDUK

Görev yaptıkları dönem içerisinde PKK ile iç içe olduklarını ileri süren Beğler, PKK’nın üst yönetimiyle bazen buluşup yemek bile yediklerini anlatıyor. Doğudaki birçok kargaşayı kendilerinin çıkardığını öne süren Beğler, şöyle devam ediyor: “PKK gelip de şehrin içinde falan çatışma yapmıyordu. Bakardık biz ortam sakin, çatışma yok. ‘Ortamı kızdırın’ diyorlardı yukardan. Bizden 2-3 kişi çıkıyordu. Roketatarları atıyordu. (Ergenekon sanığı) L.G. diyordu ki, ‘Silopi’yi kızdırın biraz.’ Kızdırın derken tepeye çıkıyorduk iki roket alayın bahçesine salıyorduk. İki roket saldık mı hemen koş gel karakola. Herkeste silah vardı. Millet sanıyordu ki bunu (askere saldırıyı) PKK yaptı. Herkes silahını havaya ateş açarak sevinç gösterisinde bulunuyordu. Ortalık toz dumana karışıyordu yani. Ondan sonra biz ne yapıyorduk? Tankları çıkarıyorduk, evleri basıyorduk. Evlerden silah mermisi çıkıyor haliyle. Milleti topluyorduk, işkence yapıyorduk, asıyorduk, kesiyorduk. Bu yani. Ortalık kızıştırmak bu.”

HİZBULLAH DA BİZE BAĞLIYDI

Beğler ayrıca,14 sene boyunca Habur’la Silopi arasındaki 15 kilometrelik mesafeyi her gün elini kolunu sallayarak geçtiğini, gecenin ikisinde bile PKK’lıların evine asker elbisesiyle girip çıktığını savunuyor. PKK’lılara her türlü desteği verdiklerini de sözlerine ekleyen Beğler, “PKK’nın ilacı bitseydi, bildiriyorduk komutana. Komutan da diyordu: ‘Şu iki koli ilacı götürün, Cudi’nin eteklerinde iki PKK’lı gelecek, onlara verin. Onlar da size zarf verecek, zarfı alın.’ İşte toplantı ne oldu, kongre ne oldu; bunlarla ilgili notlar, bilgiler. Yani tamamen PKK da bizim bir kuruluşumuz gibi.” diyor.

Bölgede terör estiren Hizbullah konusunda ise şu ifşaatı yapıyor Yıldırım Beğler: “Hizbullah da bizim emrimizdeydi. Hadi Birge vardı, Hizbullah’ın Silopi sorumlusu. O da bizim emrimizdeydi. Herkes Hizbullah diye biliyordu ama bizim emrimizle hareket ediyorlardı. Bunlar 10-15 kişilerdi.”

ERGENEKONCU KOMUTANLAR HÂLÂ GÖREVDE VE ÇOK GÜÇLÜLER; TANIDIKLARIM VAR; AMA SÖYLEMEYE KORKUYORUM

Yıldırım Beğler’e, Ergenekon iddianamesinde ismi geçmeyip de kendisinin bildiği “Ergenekoncu” subay var mı diye soruyoruz. Aldığımız cevap şaşırtıcı: “Var da, şu anda isimlerini söyleyemem. Niye? Çünkü hâlâ çoğu görevde, çok faaller ve çok güçlüler. Çekiniyorum biraz açıkçası. Ailem için çekiniyorum biraz, kendim için değil. Çocuklar var, akrabalar var, yeğenlerim var Türkiye’de; onlar için. Şöyle diyebilirim: 2 general var, 1 yarbay var, 1 albay var. Bunlar yüzde 100 Ergenekoncu, hâlâ da faaller. Onlarca da başçavuş var, onlarca.”

“O SAVCI ABDULLAH GÜL’ÜN AKRABASIYSA, PARÇALARINI KAYSERİ’YE GÖNDEREYİM DE GÖRSÜN!”

Bölgedeki kanunsuzlukları anlatırken ilginç bir hadiseden daha söz eden Yıldırım Beğler, 2000 yılında çantasından uranyumla ilgili belgeler çıkan Irak asıllı bir Danimarka vatandaşını Habur Sınır Kapısı’nda gözaltına aldıklarını ve konuşturmak için bu şahsa iğne vurulduğunu dile getiriyor. “Ancak, iğnenin dozunu fazla kaçırınca adam felç oldu. 47 plakalı Renault model arabayla Silopi terminaline bıraktık.” diyen Beğler, bu şahsın daha sonra Türkiye aleyhine dava açtığını anlatıyor.

Ancak 2005′te Silopi Cumhuriyet Başsavcısı Talip Demirezen’in bu konunun üzerine gittiğini dile getiren Beğler, şöyle devam ediyor: “S1 timinden E. Başçavuş, ‘Ne var ne yok? Yıldırım nedir bu? Savcı ortalığı karıştırıyor’ dedi. Ben de ona, ‘Bu savcı Kayserili. Dedikoduya göre sırtı sağlam, Abdullah Gül’ün akrabası diyorlar’ dedim. E. Başçavuş da, ‘Bu adam Abdullah Gül’ün akrabasıysa, ben onu bir uçurayım da parçaları Kayseri’ye düşsün’ dedi. Ertesi sabah Atilla Başçavuş ona siyah bir poşetin içinde bombayı getirdi. Bomba saat 7′de patladığında ben de, ‘Ne oldu?’ diye sordum, ‘Savcının arabasına bomba koymuşlar; ama savcı kurtulmuş’ dediler.”

DEMOKRASİ İÇİN KONUŞUYORUM

Son yıllarda Türkiye’de bu tür kanunsuzlukların iyice azaldığına vurgu yapan Beğler, daha önce kanun diye bir şeyin olmadığını, AK Parti hükümetiyle kanunların işlemeye başladığını dile getirerek şunları ifade ediyor: “Ben kendim kanundum daha önce. Herkes bir kanundu. İsteyen alırdı şüpheliyi içeriye. 5 dakikada emrini verirdi; idam edin, asın, kesin veya serbest bırakın. Bu hükümet demokrasi için çalışıyor. Biz ise tam tersiydik, bir nevi demokrasiyi ortadan kaldırmaya çalışıyorduk.”

Kimseyle bağlantısı olmadan, kimseden emir almadan konuştuğunun altını çizen Beğler, “Şu anda konuşmamın tek nedeni var. Sadece demokrasi için konuşuyorum. Bu tren rayına otursun ve demokratik bir ülke olalım, Avrupa gibi olalım diye konuşuyorum. O kadar yıl bu halka zulmettik. Ha Kürt, ha Arap ha Türk ne olacaktı yani? Bak burada (Norveç) herkes eşit şartlarda yaşıyor. Herkes okuluna gidiyor, herkes parasını alıyor, kimse kimseye bir şey yapmıyor.” diyor.

(CİHAN, 12-2009)

Roketi Atan Asker Olunca Diller Tutuluveriyor

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 2 gün önce koyun otlatırken havan mermisiyle vurulan 14 yaşındaki Ceylan Önkol’un dramı yürekleri parçaladı. Ceylan’ın minik bedeni havan mermesi ile paramparça oldu. Olay yerine gelmesi beklenen savcı ise can güvenliğini gerekçe göstererek yerine, eline kamera tutuşturduğu imamı gönderdi.

Ceylan Önkol

Ceylan Önkol

Taraf Gazetesi yazarı Ahmet Altan, Diyarbakır’da havan mermisinin küçük bedenini parçaladığı Ceylan’ın dramını yazdı. İşte Altan’ın yazısı:

Küçük kız

Bazen tek bir olay, bütün bir ülkeyi anlatır.

Şu Ceylan’ın korkunç hikâyesine bakın, Türkiye’yi göreceksiniz.

Bu ülke, bir roketle bir kız çocuğunun paramparça edilebildiği bir ülke.

Bir sosyal demokrat, bir siyasetçi, bir insan olan Deniz Baykal, “Kürt açılımının içi boş, doldursunlar konuşalım” diyordu.

Ceylan’ı vuran roket o “açılımın” içini dolduramıyorsa hiçbir şey dolduramaz.

Açılım denilen şey bu işte Deniz Bey.

Bir Türlü Açılamayan Baykal

“Anne, bana makarna pişirsene” dedikten sonra evinden çıkan kızın bir roketle parçalanmaması.

Bu kadar basit işte.

O kızın ölmemesi açılım.

Buna karşı mısınız?

Bunun içini boş mu buluyorsunuz?

Aslında bu soruları Baykal’la Bahçeli’ye Başbakan Erdoğan’ın sorması gerekiyordu.

Onun cesareti yetmediği için sormak bize düşüyor.

Başbakan, o roketin bir askerî birlikten atıldığının ortaya çıkmasından çekindiği için olacak ağzını bile açmıyor.

Bu Konuda Üçümüzde Aynı Fikirdeyiz

Gazze’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkmak kolay.

Türkiye’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkın siz.

Nedir bu sessizliğiniz?

Kürsü kürsü dolaşıp bağıran Erdoğanlara, Baykallara, Bahçelilere ne oldu?

Meydanda Bağıran Siyasiler

Zor değil mi bir çocuğu askerler vurunca konuşmak?

“Dağa çıkarım” diye bağırıyordu Bahçeli, o kadar yüreği varsa dağa çıkmasına gerek yok, siyasetçiliğini yaptığı ülkede vurulan çocuğun hesabını sorabilsin yeter.

Bağırmak ne kolay Devlet Bey, bağırmak ne kolay.

Bak senin memleketinin bir köşesinde bir çocuğu vurdular.

Sesini çıkarmak bir yana yüzünü bile gösteremiyorsun.

Bir çocuğa bile sahip çıkamıyorsun, dağa çıkıp ne yapacaksın?

Susuyorlar.

Sessizlik

Ceylanın vurulması bize Türkiye’deki siyaseti, siyasetçileri gösteriyor işte.

Susan sadece onlar mı?

Neredeyse bütün Türkiye susuyor.

Patlama Cenneti Türkiye

Şu medyaya bakın.

Bu nasıl bir bıçak kesmez sessizlik Allahım.

Bir gazete neye yarar vurulan bir çocuğun hesabını soramazsa?

Onca kâğıda, mürekkebe, emeğe yazık.

Bir kız çocuğunun bir roketle vurulup parçalandığı, devletin ortadan yok olduğu, savcının köye gitmediği, doktorun karakol bahçesinde otopsi yaptığı bir ülkede yaşıyorsunuz.

Bunlardan hiç mi biri size tuhaf gelmiyor?

Hiç mi birinde haber değeri bulmuyorsunuz?

Bu medya iki grupmuş da, birisi muhalifmiş de, öbürü başbakanı tutarmış da, muhalif olan demokrasi mücahidiymiş de.

Bunlar iki grup falan değil.

Bunlar tek grup.

Öyle ortak bir sessizlikleri var ki.

Hele o muhalif geçinenler.

Ne oldu muhalefetinize?

Bu hükümetin iktidarında bir çocuk vuruldu, niye hükümete hesap sormuyorsunuz, niye muhalefet yapmıyorsunuz?

Hükümet “iyi bir şey” yaptığında muhalefet etmek için yerlerde yuvarlanıyorsunuz, muhalefet edecekseniz hükümetin bu “sessizliğine” muhalefet etsenize.

Olmuyor değil mi?

Roketi atan asker olunca sizin o muhalif dilleriniz tutuluveriyor.

Ceylan’ın annesi, “kızımın parçalarını etekliğimde taşıdım” diyor.

Ceylanın Parçalanan Ceseti

Ceylan’ın Roket ile Parçalanan Ceseti

Hiç mi içiniz acımıyor sizin?

Hiç mi vicdanınız yok?

Bu sessizlikten hiç mi utanmazsınız?

Yarın bir gün çocuğunuz çıkıp gelse de, “bir küçük çocuğu vurmuşlar, sen neden yazmadın” dese, ne diyeceksiniz?

Çocuğunuzdan da mı utanmıyorsunuz?

Hadi vicdanınızdan, utanmanızdan vazgeçtik, gazetecilik merakınız da mı yok?

Üç askerî karakolun ortasındaki bir köyde bir küçük kız nasıl bir mermiyle parçalandı, merak etmiyor musunuz?

Her konuda birbirinizden farklıyken bir küçük kız vurulduğunda ortaklaşa sesiz kalmayı size kim öğretti?

“Anne bana makarna pişirsene” dedikten sonra bir kız paramparça oldu.

Gezme Ceylan Seni Burada Avlarlar

İstediğiniz kadar susun.

O ölü kızın çığlığı sizin sessizliğinizden büyük.

Siz sustukça o bağıracak.

Siz sustukça o bağıracak.

Ta ki siz de bağırana kadar.

(Ahmet Altan, Ekim 2009)

Kitleye Ateş Açan JİTEM Elemanı mı?

Muş’un Bulanık ilçesinde kaleşnikof silahla 2 kişinin ölümüne, 7 kişinin yaralanmasına yol açan kişinin JİTEM ilişkili gönüllü köy korucusu olduğu ortaya çıktı.

Muş’un Bulanık İlçesi’nde yürüyüş düzenlemek isteyen kitleye müdahale edilmesiyle başlayan olaylar devam ederken, olaylar sırasında bir köy korucusu göstericilere kaleşnikof silahla ateş açtı.

ANF’nin haberine göre işyerinde kaleşnikof silah bulunduran Turan Bilen’in “gönüllü” köy korucusu olduğu öğrenildi. Bilen’in daha önce defalarca PKK’ya karşı operasyonlara katıldığı belirtilirken 1994 yılında 4 PKK’linin hayatını kaybetmesinde rol alan bir JİTEM elamanı olduğu belirtiliyor.

Olaylar şöyle gelişti: Bulanık merkezde sabah saatlerinde 10 bin kişi tarafından yapılmak istenen basın açıklamasına polisin yaptığı müdahaleyle başlayan olaylar ilçe geneline yayıldı.

Tüm kepenklerin kapalı olduğu ilçede sadece Mardin nüfusuna kayıtlı olan Arap kökenli Turan Bilen isimli gönüllü köy korucusu polisin koruması altında işyerini açtı.

Kitlenin yürüyüşüne polisin müdahale etmesi sonucu çıkan olay sırasında, polis de Bilen’in yanından ayrıldı. Olay sırasında polisle birlikte hareket eden Bilen, daha sonra kendi işyerinden kaleşnikof marka silahla kitleye ateş açtı.

Bilen’in kitleyi taraması sonucu Yoncalı Köyü muhtarı Kemal Ağca ile Necmi Oral isimli bir kişi hayatını kaybetti.

Ayrıca 7 kişi yaralandı. Yaralananların isimleri şöyle: Hamdullah Güvercin, Sabit Çiftçi, Kenan Gündüz, Cüneyt Çelik, Abdulkerim Çelik, Heybet Kondu ve Lokman Sönmez.

(www.timeturk.com, 12.2009)

Kanlı İsrail Albümü

Kanlı İsrail Albümü