Muzik calici calismiyor


DÜŞÜNDÜREN SÖZ

Yorgun Yolcunun Tek Dayanağı

Yolumuz Çok Uzun, Kıvrımlı ve Karanlık.

Tek Dostumuz Işık ile Gelen Aydınlık.

Türkiye’nin Sancılı Doğumu

Aşağıdaki hikayede garip bir Ana’nın ve Oğulu’nun hüzünlü ama düşündürücü hikayesini okuyacaksınız. Hikaye sahte ama olay gerçek:

***

Ah zavallı Anadolum!

Hayatının son dönemlerinde sevdiği ve hastalanarak ölen eşinden (İslami Değerler) ayrılmış, büyük hanesi ile yapayalnız ortada kalmıştı. Evindeki çocukları bile besleyemez hale gelmişti. Çaresizdi. Ne yapsın? O güzel varlıklı eski günler gelmez di ki!

Sonunda çareyi paralı ve nüfuzlu bir eş ile evlenmekte buldu. Yeni eşi mahallenin şımarık-serseri ama kültürlü-paralı adamı Avrupa idi. Avrupa bekar hayatı boyunca mahallede dost hayatı yaşamış ve sürekli dostlarını sömürerek zenginleşmişti. Anadolu, bir mühlet Avrupa ile evliliğini devam ettirmiş ve bu birliktelikten Türkiye adında zayıf aciz bir bebekleri doğmuştu.

Türkiye’nin doğumu çok sancılı oldu. Doğum sırasında annesi Anadolu büyük acılar çekerek öldü. Uzman doktorların deyimiyle Türkiye Ana’sını zehirleyerek öldürmüştü! Türkiye babası Avrupa’nın eline kalmıştı artık. Babası tam bir materyalistti. Yani paradan başka hiçbir değeri önemsemiyordu. Türkiye’nin ilk eğitimini babası verdi. Ergenlik çağına (Demokrasiye Geçiş Dönemi) kadar hep babasını örnek aldı. Ergenlik çağında ise Türkiye çok  asabileşti. Kendi içerisinde çatışan bazı duygular, bazı duygularını zorbalıkla bastırdı, astı-kesti!

Bir süre sonra, Türkiye ergenliği atlamıştı ama iç sıkıntıları sürekli artarak devam ediyordu. Türkiye sanki bir arayış içerisinde idi. Acaba anne soyundan gelen ve yitirdiği öz değerlerini mi arıyordu? Bilinmez! Ama bir süre sonra materyalist baba oğlunu sokağa atmıştı. Türkiye zorunlu olarak yeni sığınacak yer aramaya başladı. Mahallenin Zorba Amerika ve Alkolik Rusya isminde iki kabadayısı vardı. Bu kabadayılar birbirine düşmandı. Her kabadayı kendi çevresinde adam ve güç toplama peşindeydi. Türkiye bir müddet iki kabadayı arasında kalıp hırpalansa da sonunda Amerika abisinin ekibine katıldı. Zaten daha sonraları Amerika, Rusya’yı öldürerek çetesinin ekibini dağıtmış ve mahalleye tek zorba hakim olmuştu!

Amerika, zorba ama o kadar da akıllıydı. Müthiş taktikleri vardı. Mesela, Türkiye’nin önemini anladığı için, yanından ayrılsın istemiyordu. Mahallede terkedilmiş bir çocuğu adamlarıyla eğiterek serserileştirdi. Kendini çok şey zanneden PKK ismindeki bu serseriyi Türkiye üzerine musallat etti. Adı sokak serserisiydi ama PKK’nın arkasında büyük bir güç vardı. Türkiye bu sokak serseriyle bir türlü baş edemiyordu. Ve tek çare olarak abisi Amerika’yı yardıma çağırıyordu. Çetebaşı Abi ara sıra adamlarını topluyor ve PKK’yı yalancıktan dövüyordu. Ama ne taktik!

Mahalle bu aralar yeni bir veletle uğraşıyor. Amerika uzun zamandır birlikte olduğu kendini beğenmiş sosyete kadınından (İngiltere) çocuk sahibi olmuştu. Adını da İsrail koydular. Anne-Baba, çocukları İsrail’i güzelce besleyip büyüttüler. İsrail çok şımarıklaştı. Adeta sokakta terör estiriyor. İsrail çok ödlek ama başı sıkışınca babasına sığınıyor. Annesi de gizli destek veriyor. Zaten mahalleliden de (Birleşmiş Milletler) hiç ses çıkaran yok. Kimi korkusundan, kimi menfaatinden. Amerika,  işte bu İsrail veledini kendine acımasız bir yardımcı olarak seçti.

Şu son zamanlarda Amerika iyice haydutlaştı. Çetebaşı, bira denen sarhoş edici bir su(!) için arpaları azaldığında adamlarını topluyor, zavallı garibanların evlerini basıyor ve evlerinde ne var ne yok hepsini gaspediyor. Gasp sırasında hasılattan da eyleme katılan adamlarına sus payı dağıtıyor. Böylece Çete liderliğini sürdürüyor.

Bakalım bu çetrefilli çetelik işinin sonu ne olacak! İnşallah büyük bir kavga patlak verip bizim Türkiye arada cinayete kurban gitmez.

Sana son nasihatımı söylüyorum Türkiye:

Bırak bu yaramaz adamların yolunu, rahmetli Anacığının doğru yolunu bul ve o güzel günleri sürdür. Mahalle pislikten geçilmiyor. Mahalleyi de eskisi gibi temizle!

Anadoluya Yazılan Türkü
Anam Anam Anam Garip Anam.
Sen Yoksun Yanımda.
Kime Dert Yanam.
Eller Yaman, Anam!

Hem Oturuyor, Hem İmreniyorsun

Kalk ve Kabiliyetini Keşfet!

Bir Ampül Kaç Balıkla Yanar?

Işık Güçsüzler ile Beraberdir

Hz. İsa’dan Daha Popülerler

“Beatles” grubunun 1966′da düzenlediği bir basın toplantısının ses kayıtları müzayedeye çıkarılıyor. Bonhams & Butterfields müzayede evi tarafından haziran ayında düzenlenecek müzayedede 20 bin dolara satılması beklenen kaydın, John Lennon’un Hz. İsa’dan daha popüler olduklarını söylediği basın toplantısının bilinen tek ses kaydı olduğu belirtiliyor.

(Hürriyet, Mayıs 2010)

“Hz. İsa’dan Daha Popülersiniz, Ama Ölümsüz Değil”

Karamanoğlu Mehmet Bey’i Arıyorum

Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum.
Göreniniz, bileniniz duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı:
“Bu günden sonra, divanda, dergahta
bârgâhta, mecliste meydanda
Türkçe’den başka dil konuşulmaya” diye
Hatırlayanınız var mı?

Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, fermana
Uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine , duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showmen , radyo
Sunucusunun diskjokey,
Hanım ağanın, firstlady olduğuna
Şaşıranınız var mı?

Dükkanın store, bakkalın market, torbanın poşet,
Mağazanın süper, hiper, gross market,
Ucuzluğun, dampimg olduğuna
Kananınız var mı?

İlan tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard,
Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde welcome, çıkışında
Goodbye okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın body guard,
Sanat ve meslek pirlerinin duayen,
İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu
Bileniniz var mı?

Sekinin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin hasretin, nostalji olduğunu
Öğreneniz var mı?

İş hanımızın plaza, bedestenimizin galeria,
Sergi yerlerimizi, center room, show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye
gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fast food,
Yemek çeşitlerimizin menü,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik
Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa,
Sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air bag,
Eh pek olasıcalar, oluru pekalayı, okey
diye konuşanınız var mı?

Çarpıcı önemli haberler, flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri oley oley,
Yıldızları, star diye seyredeniniz var mı?

Vırvık dağının tepesindeki köyde,
Cafe show levhasının altında,
Acının da acısı kahvesi içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı
çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün el diline özendiğine, içi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata Sözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninlerimizi kaybettik,
Türkçe’miz elden gidiyor, dizini döveniniz var var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı.
Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?