İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasalarına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri usulüne göre yargılanan, Fransa idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir!
Muzik calici calismiyor
DÜŞÜNDÜREN SÖZ
Hayat
Şerefle bitirilmesi gereken en asil görev hayattır.
Bir lokma ekmek için şererefini çiğnetmeye,
Bir anlık eğlence için servetini tüketmeye,
Bir zamanlık mevkii için el ayak öpmeye,
Günlük menfaatler için onurunu terk etmeye,
Bir kısım insanlara kızıp tüm insanlara düşman olmaya değmez bu hayat!
Ali Fuat Başgil’den Gençlere Öğütler
Çalışmak için müsait vakit ve saat bekleme. Bil ki her gün, her saat çalışmanın en uygun zamanıdır. Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki her yer, her köşe çalışmanın en uygun yeridir.
Çalışmaya oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözleyen bir asker gibi uyanık ol ve dikkat kesil; bütün ruhi, bedeni kuvvetinle kendini işine ver.
Devamlı ritmik çalış. Her gün aynı saatlerde mutlaka çalışmaya otur.
Düşünen insan, maden kuyusunda kazma sallayan işçiden daha çok çalışır. Fikri çalışmalar için günde, devamlı olarak aynı vakitte, 2-3 saat yeter. İbn-i Sina ‘Katb-u Şifa’ adlı eserini günde iki saat çalışarak yazmıştır.
Çalışmayı uzun ara vererek terk etme. Her günün derdi ve işi ayrıdır.
Bir eseri ne kadar tamamlarsan, ondan istifade o kadar fazla olur. Bir günde ve bir zamanda yapman gereken işi ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi de, işi de kendine yeter.
Her gün bir eserden yüksek sesle beş-on sayfa oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme kabiliyetin artar. Bir hitabı, dersi iyice öğrendikten sonra, kitabı kapayıp neler öğrendiğini gözden geçir. Daha sonra bunları not et. Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve manalı olsun.
Rastladığın edebi, güzel yazıları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hazinen zenginleşir, hem de hafızan kuvvetlenir. Bir konu ve mesele hakkında bir yazı veya eser yazmaya karar verdiğinde, önce bu konu üzerinde yazılmış diğer bir eser oku.
Sıradan bir kimse zamanı nasıl harcayacağını düşünür. Akıllı insan ise zamanı nasıl değerlendireceğini düşünür. Zira kaybedilen bir saniyeyi dünyanın bütün hazineleri getiremez.
Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptığını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
Çalışmaya oturduğun zaman, tıpkı ateş hattından düşman gözleyen asker gibi uyanık ol ve dikkat kesil.
Gene bil ki, çalışma sevgisi, güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevi zevk eşsizdir. Emin ol ki, harpte zafer yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen mümkün olur.
İşinde rastladığın güçlüğü evvela parçalara ayır. Her parçayı birer birer sırayla yen. Mesela bir dersi en basit elemanlarına; kısım, fasıl ve bahislere ayır. Sırayla her bahsi iyice noksansız öğrenip anlamadan, diğer fasıla geçme. Yani attığın adımı iyice basmadan, diğerini atma.
Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Ta ki çalışma ihtiyacın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin. Dinlenme bahanesiyle asla boş durma. Boş oturmanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
Bir işi yapmaya koyulduğunda telaşlanıp sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren. İşinde ve dersinde herhangi bir fikir ve noktayı ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.
En yeni fikirler, eski fikirlerin elbise giymiş halleridir. Dilbilgisi bir gaye değil. Kişinin Asıl gaye fikir zenginliğidir. Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir.

Ord. Prof. Ali Fuat Başgil (1893 – 1967)
Gençliğe Hitabe

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik.
“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik.
Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allahın, Kur’ân’ında «belhüm adal» dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helak edici tam dört devre bulunduğunu gören. Bu devreleri, yükseltici aşk, Çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi. Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik.
Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün dikeyleri yatay hale getirecek bir nida kopararak “mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik.
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik.
Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında «Hakimiyet Hakkındır» düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik.
Emekçiye “Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!” ; Kapitaliste ise “Allah buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!” ihtarını edecek. Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik.
Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan ve bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik.
“Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert “ben varım!” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur!” duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik.
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik.
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik.
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi, ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmişesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek destanlık bir meydan savaşı içinde ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik.
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara “siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!” diyecek ve gerçek müslümanlığın ne idüğünü ve nasılını gösterecek bir gençlik.
Tek cümleyle, Allah’ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O’ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, sarınak tanımayacak ve O’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik.
Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım.
Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır!
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!

Allah’ın selâmı üzerine olsun.
(Necip Fazıl Kısakürek, M.T.T.B.’nin tertiplediği Millî Gençlik Gecesi, 1975)
Sermayesi Eriyen İnsan

Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri yoldan geçerken bir buz satıcısına rastlar. Satıcı:
‘’Sermayesi erimekte olan insana yardım edin!‘’ diye bağırmaktadır.
Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri bu sözü duyunca düşüp bayılır. Etrafına toplananlar onu ayıltırlar. Neden bayıldığını merak ederler. Sonra Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin;
“Satıcı buzunun erimesine üzülürse benim ömür sermayem erirken ben ne yapmaktayım” düşüncesiyle bayıldığını öğrenirler.
Altın Suyuna Batırılmış Sözler
Nuh (Aleyhisselam)
Evladım, sana bir nasihatta bulunacağım. Sen de onu aklına iyice yerleştir ki, unutmayasın. Sana iki tavsiyede bulunup, iki şeyden de sakınmanı salık veririm: Tavsiye edeceğim iki şeyin Allah’a tevekkülü artırdıklarını, Allah azze ve celle’nin de bunlardan memnun olup yarattıklarıyla arasını düzelttiğini gördüm.
Birincisi: “Subhanallahi ve bihamdihi” (Ona hamd ederek övmekle birlikte, Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim.) sözüdür. Bu, yaratılmışların duasıdır, onlar bununla rızıklandırılırlar.
İkincisi: “La ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu” (Allah’tan başka ilah yoktur, o birdir, onun ortağı yoktur.) sözüdür. Eğer gökler ve yer bir halka oluşturuyor olsalardı bu söz onları çatlatırdı. Eğer terazinin bir kefesinde olmuş olsalardı, bu söz onlara ağır basardı.
Sakınmanı tavsiye edeceğim iki şeye gelince, bunlar da, şirk ve kibirdir. Eğer kalbinde şirkten ve kibirden hiçbir şey olmaksızın Allah’a kavuşmayı başarabilirsen, bunu mutlaka yap.
İsa (Aleyhisselam)
İnsanların, hakkında konuşmaları seni üzmesin. Söyledikleri şey yalansa, işlemediğin bir iyilik kazanmış olursun. Söyledikleri şey doğruysa da, cezasını hemen gördüğün için bir günahtan kurtulmuş olursun.
Hayır üç şeyle elde edilir: Konuşmakla, bakmakla, susmakla. Konuşması Allah’ı anmak için olmayan boşa konuşur, bakışları amaçsız olan, görülmesi gerekeni görmez, hiçbir şey düşünmeksizin susan boşa vakit geçirir.
Muhammed (Sallallahu Aleyhi Ve Selem)
Ben, haklı bile olsa tartışmayı bırakan kimse için Cennet’in kenar taraflarında, şaka bile olsa yalanı bırakan için Cennet’in aşağı kısımlarında, ahlakı güzel olan içinse cennetin en yüksek kısmında bir eve kefilim. (Ebu Davud)
Kimin kaygısı ahiret olursa, Allah onun zenginliğini kalbine yerleştirir, işini derleyip toplar ve dünya ona istemeye istemeye gelir. Kimin de kaygısı dünya olursa, Allah onun fakirliğini önüne koyar, işini dağıtır, dünyadan ise ona ancak kendisine yazılan az bir miktar gelir. (Tirmizi)
Lokman (Aleyhisselam)
Kötülük sahibinden sakın. O, çekilmiş bir kılıç gibidir, görünüşü hoşa gider ama bıraktığı sonuç çirkindir. Hiç kimseyi de görünüşünün çirkinliği ve elbisesinin eskiliği sebebiyle küçümseme, çünkü Allah kalplere bakar ve amellere göre karşılık verir.
Ebubekir Es-Sıddık (Radıyalllahu Anhu)
Ey Allah’ın kulları, siz sizin tarafınızdan bilinmeyen bir ecele doğru yol almaktasınız. Eğer Allah için amel ederek bu süreyi tamamlamayı başarabilirseniz, bunu yapın; ama bunu ancak Allah’ın yardımı ile başarabilirsiniz. Sizler için belirlenen vakitler (ecelleriniz) gelip de, sizi işlediğiniz kötülüklerin sonuçlarına ulaştırmadan önce hayırda yarışın. Zira bir takım topluluklar, bu ecellerin hep başkaları için olduğunu zannederek kendilerini unuttular. Sakın sizler de onlar gibi olmayın.
Ömer İbnu’l-Hattab (Radıyallahu Anhu)
Seni ilgilendirmeyen konuda konuşma, düşmanını tanı, güvenilir olan dışında dostundan sakın; Allah’tan korkan dışında güvenilir kimse yoktur. Fâcirle birlikte olma ki, sana fücurunu öğretmesin, sırrını öğrenmesin. İşini Allah’tan korkan dışında kimseye danışma.
Bir kimse, Allah’a karşı mütevazı olduğunda burnundan gem kalkar. (Zelil olmaktan kurtulup aziz olur.) Ona denir ki: “Kalk, Allah seni yükseltsin.” O kendince küçük ama insanların nazarında büyüktür. Bir kimse de büyüklenip haddini aştığında Allah onu yere çalar. Ona denir ki: Defol, Allah seni alçaltsın. O kendince büyük ama insanlar nazarında küçüktür. Hatta onlara göre domuzdan daha aşağılıktır.
Ali İbn Ebi Talib (Radıyallahu Anhu)
Evladım, şu dört şeyi ve ardından söyleyeceğim diğer dört şeyi aklında tut. Bunları bilerek hareket edersen zarar görmezsin: En büyük zenginlik akıllılık, en büyük fakirlikse ahmaklıktır; en kötü yalnızlık gururluluk, en şerefli soyluluk güzel ahlaklılıktır. Evladım, yalancıyla arkadaşlıktan sakın, zira o senden uzak olanı sana yaklaştırır, sana yakın olanı senden uzaklaştırır. Ahmakla arkadaşlıktan sakın, çünkü o sana iyilik yapmak isterken kötülük yapar. Cimriyle arkadaşlıktan sakın, çünkü o en çok ihtiyacın olan şeyi senden esirger. Facirle (günahkarla) arkadaşlıktan sakın, çünkü o seni çok ucuza satar.
Abdullah İbn Abbas (Radıyallahu Anhu)
Ey günah sahibi kişi, o günahın getireceği kötü sondan kendini güvende zannetme. Bir günah işlerken peşinden daha büyüğünü işlemek de vardır, zira günah işlerken sağındakinden ve solundakinden utanmaman işlediğin günahtan daha büyüktür, Allah’ın sana ne yapacağını bilmez halde gülmen günahtan daha büyüktür, günahı işlediğinde sevinç duyman günahtan daha büyüktür, günah işlemeyi kaçırdığın için üzülmen, başarsan işleyecek olduğun günahtan daha büyüktür, günah işlerken kapının perdesini hareket ettiren rüzgardan korkup da, Allah’ın sana bakıyor olmasından dolayı kalbinin titrememesi günahtan daha büyüktür.
Abdullah İbn Mes’ud (Radıyallahu Anhu)
Kur’an’ı bilene, gece insanlar uyurken ayakta olmakla, gündüz insanlar yerken oruçlu olmakla, insanlar sevinirken hüzünlü olmakla, insanlar gülerken ağlamakla, insanlar birbiriyle kaynaşıp konuşurken suskun olmakla, insanlar büyüklenirken huşu sahibi olmakla bilinmek yaraşır. Kur’an’ı bilene, ağlar ve mahzun olmak, halim ve hakim olmak yaraşır. Kur’an’ı bilene katı kalpli ve gafil olmak, yaygaracı ve velveleci olmak yaraşmaz.
Hiç kimse, o iman ederse kendisi de edecek, o küfrederse kendisi de edecek biçimde bir başkasını taklit etmesin. Eğer ille de birine uyacaksanız, ölüp gitmiş kimselere uyun. Çünkü hayatta olanın fitneye düşmeyeceğinden emin olamazsınız.
Ebu’d-Derda (Radıyallahu Anhu)
Kul Allah’a karşı taatte bulunacak olursa Allah onu sever, Allah onu sevdiğinde ise yarattıklarına da sevdirir. Kul günah işlediğinde Allah onu sevmez, Allah onu sevmediğinde ise yarattıklarının da onu sevmemesini sağlar.
Sen genişlik anında Allah’ı hatırlarsan, o da senin sıkıntı anında seni hatırlar. Dünyadan herhangi bir şeyi elde etmek üzere olduğun zaman sonunun nereye varacağına dikkat et.
Not: İbrahim Mahmud’un ‘1001 Öğüt’ isimli kitabından alıntıdır.
(Feyzullah Birışık, 2009-11-10)










