Muzik calici calismiyor
BİTKİLER
Dal Kanatları
GDO’suz Besin Kalmayacak
Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren GDO yönetmeliğine karşı tepki büyüyor. Uzmanlar yasa çıkmadan çıkan yönetmeliğin zararları kamuoyunca henüz bilinmeyen GDO’yu tartışılmadan meşrulaştırdığını belirtirken, ‘GDO’suz’ ibaresinin yasaklanmasının ise ekolojik tarım yapmayı imkansız hale getireceğini vurguluyor
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan Günaydın, geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar (GDO) ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine ilişkin yönetmeliğinin “hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından bir skandal” olduğunu söyledi.

Günaydın, oda binasında düzenlediği basın toplantısında, biyogüvenlik yasası çıkarılmadan GDO yönetmeliği çıkarılmasını eleştirdi. Bakanlar Kurulu’na sunulan Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağı’nın yeni yasama döneminde Meclis’e geleceğinin Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek tarafından daha önce açıkladığını ifade eden Günaydın, “Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı geri çekildi. Yasa Meclis’e gelseydi, konu kamuoyu önünde tartışılacaktı ve halkın tepkisini çekecekti” dedi.
Günaydın, yönetmelik ile GDO’ların ülkeye girişine meşruluk kazandırıldığını, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın söz konusu düzenlemeyle sanki bu ürünlerin ticareti yasaklanmış gibi bir algı oluşturup kamuoyunu yanılttığını iddia etti. GDO’lar konusunda 10 yıla ulaşan bir zaman dilimi boyunca kamuoyunu aydınlatma çabası içinde olduklarını anlatan Günaydın, ZMO olarak 10 gün gibi kısa sürede GDO’lu ürünlerin yasaklanmasına ilişkin olarak 300 bin imza topladıklarını söyledi. Günaydın, halkın yüzde 90’nın bu ürünlerin ülkeye girişine karşı olduğunu, demokratik bir ülkede yasa ve düzenlemeler çıkarılırken halkın isteklerinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
‘800 ÇEŞİT GDO’LU ÜRÜN MASAMIZA GELİYOR’
Günaydın Türkiye`de kapıların GDO`ya zaten açık olduğunu söyleyerek, şunları dile getirdi: `GDO`lu üretimin yüzde 99`unu ABD, Arjantin, Kanada ve Çin yapıyor. Türkiye, GDO`lu üretimin yüzde 90`ından fazlasını oluşturan 4 ana üründe, yani pamuk, soya, kanola ve mısırda ithalat yapıyor. İthalatın yapıldığı ülkeler de ABD ve Arjantin. Türkiye`de ithalatçı bir firma `ithal ettiğim hammaddede GDO yok` derse bu beyan yeterli sayılıyor. Türkiye`ye 2003`te 1.8 milyon ton mısır, 900 bin ton soya girdi. 2005`te bu rakam 1.2 milyon tona çıktı. Bunlar ABD ve Arjantin`den geldi. Bugün mısırdan ve soyadan üretilen 800 çeşit GDO barındıran ürün tüketici sofrasına giriyor. Bisküvi, kraker, puding, bitkisel yağ, bebek maması, çikolata ve gofret gibi pek çok gıda ürününde GDO olmasına rağmen, tüketicinin bundan haberi olmuyor.`
‘BÖBREK YETERSİZLİĞİ VE KISIRLIĞA YOL AÇIYOR’
Basın toplantısına Ankara Tabipler Odası adına katılan Prof. Dr. Kenan Demirkol ise GDO’lar üretilirken her bir genetik değişiklikte 8 kimyasal madde kullanıldığını, vücut tarafından sindirilemeyen söz konusu ürünlerin böbrek yetersizliği ve kısırlığa yol açtığını ifade etti. Yemek yapmakta kullanılan ve 1908 yılında ilk kez üretilen margarinin içindeki zararlı asitlerin yapılan araştırmalarla ortaya konulduktan sonra margarin yapımında bu maddelerinin artık kullanılmadığını anlatan Demirkol, “GDO’lu ürünler üçüncü nesilleri etkiliyor. Bunlardan vazgeçmek için margarinde olduğu gibi bir 100 sene daha mı bekleyeceğiz” diyerek söz konusu ürünlere ilişkin önlem alınması çağrısı yaptı.
‘HALKI RİSKLERE KARŞI KORUMASIZ BIRAKIYOR’
Yönetmeliği değerlendiren uzmanlar GDO’lu tohum üretimi ve kullanımının yasak olmasına karşın, yönetmeliğin bunu tehlikeye atacağı görüşünde.
Ahmet Atalık, (Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı): Mısır ve soya 1500′ün üzerinde gıda maddesinde katkı olarak kullanılıyor. Denetim artacak deniyor ama çikolatadan meşrubata birçok üründe katkı maddeleri yoluyla bu ürünleri tüketeceğiz. GDO’lu ürün yemiyorum demek mümkün olmayacak.
Yönetmelikte binde 9′un altında GDO içeren ürünler kapsama alınmıyor. Bakanlığın laboratuar ve denetim mekanizmalarının yetersiz olduğunu görüyoruz. Denetim mekanizması olsa da ithalatçı firmanın beyanı dikkate alınıyor.
Ilgın Özkaya Özlüer, (Ekoloji Kolektifi): 2007′de Bandırma Limanı’na gelen mısır yüklü gemiden alınan numuneleri analiz ettirmiştik ve bu mısırların GDO’lu çıktığı kamuoyu ile paylaşmıştık. O günden bugüne bu mısırların akıbetini takip edebilecek bir alt yapı ve izleme sağlanamadı. Yönetmeliğin oluşturduğu sistem genel olarak GDO’lar ile ilgili faaliyette bulunacakların beyanları ile sınırlı kılınmış. GDO’nun risklerine karşı halk korumasız bırakılıyor.
Hakan Ozan Erzincanlı, (Yeşiller Partisi, Ziraat Yüksek Mühendisi): “Yasadan önce yönetmeliğin çıkması, bakanlığın her an karar ve mevzuat değiştirilebileceği anlamına geliyor. İyi niyet gözükmüyor. Mısır, pamuk gibi ürünlerin Türkiye’deki üretimine bakarsak zaten yüksek verimlilik kapasitesi görürüz. Zaten GDO’lu tohumla verimlilik artışı sağlanacağı, tarım ilacı kullanımı düşeceği kanıtlanmamış. Bu süreçte ‘nasıl olsa ürünleri ithal ediyoruz, niye kendimiz yetiştirmiyoruz?’ diyenler çıkacak. Yönetmelik şu an yasak olan GDO tohum kullanımının önü açılacak. Kanun da o safhada çıkabilir.
Levent Gürsel Alev, (Ekolojik Üreticiler Derneği Başkanı): GDO’lu yemlerin tohum olarak kullanılma riski var. GDO’lu tarım totaliter bir teknik ve bulaşma yoluyla ekolojik tarımın imkansız hale gelmesine yol açabilir. GDO’suz ibaresinin yasaklanması da biz ekolojik tarım yapanlar ve satanlar açısından bir engellemedir. Organik Tarım Yasası’na göre GDO’lu tohum kullanmanız yasaktır ve tüketici güveni için bu ibareyi bir çok üretici kullanmaktadır. GDO’lu ürünlere ve tohuma her zaman karşıydık. Bu konuda yasa düzenlemesi yapılmadan yönetmelik çıkarılmasında tuhaflık var. Yönetmelik şirketlerin lobisi sonucu ticari avantajlar için hazırlanmış. Ayrıca neden binde 9 oranı belirleniyor. Ekolojik tarıma devam edebilmemiz için bizim sıfır riskle ürün üretmemiz gerekiyor.
GDO NEDİR?
Bir canlının gen diziliminin değiştirilmesi ya da ona kendi doğasında bulunmayan bambaşka bir karakter kazandırılması yoluyla elde edilen canlı organizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar”, kısaca GDO adı veriliyor.
Bir canlıdan diğerine gen aktarımı, bir çeşit kesme,yapıştırma ve çoğaltma işlemi olup, genetik mühendisleri tarafından uygulanıyor. Aktarılacak gen önce bulunduğucanlının DNA sından kesilerek çıkarılıyor.Sonra vektör adı verilen taşıyıcı virüs ile bu gen DNA molekülüne yapıştırılıyor.
Frankeştayn Gıda olarak da nitelenen GDO’lar bugün kolera bakterisi geni taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates,balık genli domates gibi gıdalar şeklinde karşımıza çıkıyor.
İnsanlık bugün doğal çeşitliliğe zarar vererek tür zenginliğinin yok olmasına yol açan GDO ların çeşitli yollardan yayılarak yeni Frankeştaynlar yaratma tehlikesiyle karşı karşıya.
GDO ÜRÜNLERİ SAĞLIĞIMIZI NASIL ETKİLER?
GDO’lu ürünlerin temel sakıncalarından biri de insan sağlığına karşı olumsuz etkileri. Uzmanlara göre, sağlık riskleri şunlar; antibiyotiklere karşı dayanıklılık oluşması, gıda olarak kullanımda insan ve hayvanda toksik ya da allerjik etki yapması, doğrudan alım durumunda insan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme ihtimali.
GDO’lu ürünlerin oluşturduğu sağlık risklerini doğrulayan bilimsel araştırmalara her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. Örneğin, Brezilya fındığının bir genine sahip olan transgenik soya fasulyesi, fındığa alerjisi olanlarda alerjiye neden oluyor.
Rowett Enstitüsü’nde çalışan Arpad Pusztaria’nın son deneyleri GDO’larla ilgili yeni kuşkular ortaya çıkardı. Sözü edilen çalışmada, genetik yapısı değiştirilmiş patateslerin fareler için toksik olduğu, bağışıklık sisteminde bozukluklar, viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğu ortaya çıktı. Genetiği değiştirilmemiş patateslerle beslenen fareler gayet sağlıklıydı. Sonraki deneyler toksikliğin gen transferi yöntemiyle ilgili olduğunu ortaya çıkardı.
Bir başka deney, besinler yoluyla aldığımız yabancı DNA’nın hücrelerimize taşınabileceğini ortaya çıkardı. Yakın zamana kadar DNA’nın bağırsaklarımızda sindirilebileceği düşünülüyordu. Ancak deneyler durumun aksini kanıtladı. Bakteriyel bir virüsün DNA’larıyla beslenen farelerde bağırsak boyunca yaşayabilen ve kana karışabilen büyük virüs DNA’sı parçaları bulundu. Alınan DNA’lar lökositlerde, dalak ve karaciğer hücrelerinde de görüldü ve virüs DNA’sının fare genomuna yerleştiği kanıtlandı. Hamile farelere yedirilen virüs DNA’sı, ceninin ve yeni doğmuş yavruların hücrelerine geçtiği de belirlendi.
(Radikal, 10-2009)
Teak Ağacı
Ağaçların kralı olarak bilinen teak ağacının, ağaç türleri arasındaki yeri, altının madenler arasındaki yerine denktir. Dayanıklılığı, ısı ve nem farklılıklarına uyumu, yaşlandıkça güzelleşmesi sebebiyle teak ağacı; hayatın birçok alanında ve özellikle de denizcilikte yüzyıllardır kullanılıyor. Her türlü hava koşullarına dayanabilen, zamanın yıpratamadığı bir ağaçtır. Özelliklerinden dolayı ağaçların en kıymetlisidir ve nadir bulunur. Teak aşırı derecede yoğun dokulu, bozulma, eğilme, çekme ve şişmeye karşı koyan sert bir ahşaptır. Doğal yağının içeriği sürekli bir koruma gerçekleştirdiği için uzun senelerce dışarıda bırakılabilir. Teak ağacıyla aynı özellikleri gösteren ve yerine kullanılabilecek bir ağaç ürünü yoktur ve başka hiçbir ağaç açık hava şartlarında teak ağacının performansına ulaşamaz.

Teak ağacının iklim şartlarına mükemmel uyumu, yüzyıllardır dış mekan mobilyalarının yapımında rakipsiz bir malzeme olarak kullanılmasını sağlamıştır. Teak ağacından yapılan mobilyalar bütün bir yıl boyu bahçede durabilir; göreceği tek zarar kirlenmesi olacaktır. Teak ağacı nadir bulunur çünkü yalnız Uzakdoğu’da Burma (Myanmar) ve Endonezya’da yetişir.
Kaliteli üretim için ilk önce doğru malzeme gerekmektedir. Dünyada teak mobilyalar, birçok ülkede farklı tekniklerle üretilir, ancak en kaliteli teak mobilyalar, makine üretiminden çıkanlardır. Bu şekilde üretilen ürünlerin hem boyutlarında hiçbir problem yaşanmaz, hem de yedek parçaları standart ölçülerde üretildiğinden sürprizlerle karşılaşılmaz. Teak mobilya dokununca çok yumuşaktır, güzel kokar, hoş bir aromatik kokusu vardır.
Garden Life mağazalarında müşterilerin beğenisine sunulan teak mobilyalar en kaliteli teak ağacı kullanılarak üretilmektedir.Garden Life Teak Koleksiyonunda bulunan Golf Teak serisine ait tüm mobilyalar tamamen makine yapımı olup , Queen Ann serisi ise el yapımıdır.Teak ağacının farklı malzemelerle birlikte kullanılarak, az bulunan teak kaynaklarının etkin bir biçimde değerlendirilmesi mobilya sektöründe sağlanmaktadır. Bugün bahçe mobilyalarında trend olan teak ağacının; paslanmaz çelik, alüminyum, ferforje, hasır, rattan gibi malzemelerle bir arada kullanılarak, hem klasik hem de modern çizgiler taşıyan bu yeni tarz tik karışımı, bahçede huzuru ve konforu vaat ediyor.
Teak Mobilya Bakımına Özen Gösterin!
Teak bahçe mobilyaları natürel olarak kullanıldığından montaj öncesi ve sonrası zımpara ile temizleme özenle yapılmalıdır. Teak ağacı doğal olarak yağlı bir ağaçtır ve hava koşullarından zamanla eksilen yüzeysel yağları tamamlamak için senede 1-2 defa teak yağı ile yağlamak gerekir. Zamanla geliştirilen bakım yağlarının yerine artık su bazlı koruyucular kullanılmaktadır. Sezon başlarında su bazlı koruyucu ile temizlenen ürünler, uzun yıllar orijinal renklerini korurlar, aksi takdirde kalitesi değişmeyen ürünler zaman içinde grimsi bir renk alır. Bu ağacı yıpratmaz sadece rengini değiştirir.

Bu da kullanıcının beğenisine kalmış bir olaydır. Yeni teak mobilyaların bazen çok koyu yada turuncu renkli çizgileri olabilir, ancak doğal güneş ışığına maruz kaldığında bu çizgiler birkaç gün içinde kaybolur. Bunların oluşmasının nedeni ağacın işlenmek için kurutulması sırasında nem oranının düşmesidir. Bazen de teak mobilyada çatlaklar oluşabilir. Bu da ahşabın yapısındaki nem oranındaki değişimlere bağlı olarak gelişir, ancak zamanla kaybolur ve mobilyanın dayanıklılığını etkilemez.
(www.evdose.com)
TEAK AĞACI VE SERÜVENİ
Tik (Teak) ağacı 90-115 sene arasında kesime gelir.
Yatlarda ve gemilerde, suya temasta bu ağaç kullanılır. Deniz suyuna, haşerata, güneşe ve diğer etkenlere karşı 500 seneye yakın direnme gücü vardır.
Hindistanın güney kısımlarında Almanların yürüttüğü kazı çalışmalarında 800-900 yıllık mezarlardan tik ağacından yapılmış nesneler yara almadan ve çürümeden gün ışığına çıkarılmıştır.
Tik ağacı (Tectona Grandis) anavatanı Güney ve Güneydoğu Asya olan ve dış ortam koşullarına karşı dayanıklılığı ile bilinen tropikal bir ağaçtır.
Tik ağacı, Uzakdoğu ülkelerinde tapınak kolonları, kapı ve pencere doğramaları ve iş aletleri yapımında hammadde olarak kullanılırken, 2. Dünya Savaşı sonrasında 1950′li yıllarda İskandinav ülkelerinin ilgisini çekmiş ve anavatanından çıkmaya başlamıştır.
Günümüzde de suya, neme ve her türlü iklim koşuluna karşı dayanıklı olması sebebi ile bahçe mobilyalarından ve gemi güverte yapımında öncelikli olarak tercih edilmektedir.
Tik ağacı, haşere ve kurt barındırmaz. Bunun sebebi sahip olduğu sıkı doku ve yağlı bir ağaç türü olmasıdır.
Tik ağacı, doğal ortamında 30-40 metre yüksekliğe ulaşabilir. Erişkin ağaçtan elde edilen mobilyalar karamel rengindedir. Ürün zaman içerisinde rengini kaybeder tekrar orjinal rengini kazandırmak için ise; tik yağı ile yağlamak yeterlidir.
Tik bahçe mobilyaları, her türlü hava koşullarına dayanabilir. Zamanın yıpratamadığı tik ağacından yapılır. Özelliklerinden dolayı ağaçların en kıymetlisidir, nadir bulunur tıpkı bir elmas gibi. Kaliteli üretim ile pırlantaya dönüşür. Tik ağacı yalnız Uzak Doğu’da Burma (Myanner) ve Endonezya’da yetişir, az miktarda komşu ülkelerde de bulunur. Burma’dan kereste ve tomruk, Endonezya’dan mamul mobilya (tik bahçe mobilyası ve (colonial teak) iç mekân mobilyası) olarak ihraç edilir. Endonezya’daki tik ormanları devlet tarafından işletilir. Kaliteli üretim için ilk önce doğru malzeme ve araç gereç gerekmektedir.
Tik mobilyaların bakımı
Tik ağacı doğal olarak yağlı bir ağaçtır, natürel kullanıldığından (hava koşullarından) zamanla eksilen yüzeysel yağları tamamlamak için senede 1-2 defa tik yağı ile yağlamak gerekir. Kış ortamında kaldığı zaman gri bir renk oluşur, bu doğal bir süreçtir özel bir bakım ve yağlama ile ilk haline geri döner. Kış ortamında kalmayan ürünlerde özel bir bakıma gerek yoktur.












