Muzik calici calismiyor


HIRİSTİYANLIK

Vatikan’dan altatan eşe af

Katolik Kilisesi, evlilikte aldatma olayına tartışma yaratan bir bakış açısı getirdi: “Aldatıldıysanız, affedin. Karşı tarafın yeni heyecanlar vaat eden fırsatları artık her yerde mevcut”

Cenova Kardinali Bagnasco, aldatılmış eşleri daha sabırlı olmaya davet ederek affetmenin önemini vurguladı. Katolik dünyası ve basında geniş yer bulan açıklama şimdi “Günaha davet mi” yoksa “Sevgiye dönüş mü” tartışması başlattı.

Katolik Kilisesi modern çağa uyum sağlama pahasına, evlilikte aldatma olayına yeni bir bakış açısı getirdi. Cenova şehrinin kardinali ve İtalyan Piskoposlar Konferansı Başkanı Angelo Bagnasco, Noel öncesi yayımladığı bildiride “Eğer aldatıldıysanız, affedin” dedi. Kardinal Bagnasco, Katolik din mensuplarına yönelik mektubunda, aldatılmış eşlerin daha sabırlı olmaya davet ederek, affetmenin önemine dikkat çekti. Cenova Kardinali, “Karşı tarafın yeni heyecanlar vaat eden fırsatları artık her yerde mevcut. Her şeyi bir ayrılıkla çözmeden önce, hoşgörüyü de denemek lazım” dedi. Aile birliğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu modern dünyada Kardinal Bagnasco “sabır ve hoşgörü” meziyetlerinin ön plana çıkarılmasını öneriyor. Yeni heyecanlar karşısında yolunu şaşıran eşleri affetmek konusunda Cenova Kardinali’nin sarfettiği sözleri bir psikolog, evlilik uzmanından duymak ne kadar normalse bunu kilisenin üst düzey bir kardinalinden duymak da aynı oranda skandal yarattı. Avantgard eğilimleri ile tanınan Cenova Kilisesi’nin eski piskoposu ve hali hazırda Vatikan Başbakanı olan Kardinal Tarcisio Bertone de bir süre önce “Affetmenin” gerekliliği üzerinde durarak, ” İncil’de yazdığı gibi 77 kere olmasa da affedin” demişti.

(Yasemin TAaşkın, Sabah, 12-2008)

Eşcinsellik kiliseyi ikiye böldü

Anglikan Kilisesi’nin geleneksel kanadı, ABD ve Kanada’da yeni bir kilise oluşturmaya hazırlanıyor. Gözlemciler, Anglikan Kilisesi’nin Kuzey Amerika’da ikiye bölüneceği tartışmasının artık somut biçimde gerçekleştiğini söylüyorlar.

Resmi açıklamanın yapılmasının ardından ABD ve Kanada’da Anglikan toplumla asıl bağları kendisinin temsil ettiğini söyleyen iki ayrı kilise birbirine rakip olacak. Tartışmanın odağında, kilisenin eşcinsellere yaklaşımı konusundaki anlaşmazlık yatıyor.

Anglikan Kilisesi’nin eşcinsellere yönelik liberal yaklaşımı, gelenekçi kanadın protestolarına ve bazılarının kiliseyle yollarını ayırmasına yol açtı. Anglikan Kilisesi’nin Afrika’daki temsilcileri de eşcinsellere aşırı hoşgörü gösterildiğini düşünüyor. Kuzey Amerika’daki gelenekçi kanat ile Afrikalı Anglikanlar arasında bu sebepten dolayı yeni ittifaklar kuruluyor.

Eşcinsellerin açıkça rahipliğe atanabilmesi gibi uygulamalara öfkeli olan Anglikanlar, Kuzey Amerika Kilisesi adı altında yeni bir kilisenin temellerini çarşamba günü atmaya hazırlanıyor. Illinois eyaletinde düzenlenmesi beklenen törende, yeni kilisenin prensipleri duyurulacak.

Ancak dünya genelinde Anglikan toplumun yeni kiliseyi bir parçası olarak tanıyıp tanımayacağı tartışma konusu.

Anglikan Kilisesi Genel Sekreteri Canon Kenneth, BBC’ye verdiği mülakatta, bilinmeyen sulara girildiğini vurgulayarak, yeni kilisenin liderlerinden varolan kurallara göre hareket etmelerinin beklendiğini belirtti.

Fakat yeni kurulan Kuzey Amerika Kilisesi’nin taraftarları, Anglikan Kilisesi’nin birlik ve bütünlüğü devam ettirecek yapısal donanıma sahip olmadığını söyleyerek, çoğunluğu Afrika ülkelerinden yeni bir lider kadrosuna umut bağladıklarını kaydediyorlar.

Şimdilik ne yeni kilise, ne de liberal Anglikanlar tamamen farklı bir oluşum olarak Anglikan Kilisesi’nden ayrılmayı planlıyor. Fakat aynı çatı altında daha ne kadar barınabilecekleri giderek daha çok şüphe uyandıran bir konu.

(BBC, 2008)

Nazlı Ilıcak’a hıristiyan damat

“Nazlı Ilıcak’ı biliyorsunuz, sözde yeni İslamcılarımızdan. Gerçi yaşamında İslami kurallar pek yer tutmaz, ama siyasal bağlamda o eksendedir. Nazlı hanım bugün siyasal İslam’ın en keskin avukatlarından biridir.

İşte bu Nazlı Ilıcak’ın Hıristiyan bir damadı olacak. Malum Nazlı hanımın Kemal Ilıcak ile olan evliliğinden Mehmet Ali ve Aslı diye iki çocuğu olmuştu. Mehmet Ali, Meyra isimli bir okuyucu, pardon sanatçı ile evlenmişti. Aslı da Ali Yemeniciler adlı bir işadamıyla evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştı. Öyle ki Aslı bir ara çocuğunun eğitimi için ABD’ye bile yerleşmişti. Derken Aslı kocası ile geçinemedi ve bir celsede boşandı, şimdi ikinci evliliğine hazırlanıyor.

Peki ikinci koca adayı kim mi? Alen Sarrafgil. O kim mi? Ölen gazeteci Ufuk Güldemir’in eşi Gaya Sarrafgil’in kardeşi… Sarrafgiller Hatay kökenli Hıristiyan bir aile. Sakın beni din fanatiği olarak görmeyin, benim o tür bir saplantım hiç mi hiç yok. Tersine ilk kez yazıyorum, ben Türkiye ve TGRT’de Ankara Temsilcisi iken Müslüman olmayan bir gazeteciyi işe almış ve cemaatin hışmına uğramıştım. Bugün bunu yazmaktaki maksadım, Ilıcak’ın İslamcı duruşu ile kıyaslanması içindir.”

(2008-10, http://www.habervaktim.com)

Nazlı Ilıcak kimdir?

Ayşe Nazlı Ilıcak (1944, Ankara) Türk gazeteci. Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ve Lozan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde eğitim gördü. 1969da Tercüman Gazetesi sahibi Kemal Ilıcakla evlendi ve eşinin gazetesinde başyazar oldu. 1988e kadar Tercüman grubunun ikinci gazetesi olan Bulvar gazetesinin imtiyaz sahipliğini üstlendi. 2007 yılında Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.

21. ve 22. Hükümetlerde bakanlık yapmış Muammer Çavuşoğlunun kızıdır. 1999 Seçimlerinde Fazilet Partisinden İstanbul milletvekili seçildi. 22 Haziran 2001de, Anayasa Mahkemesinin Fazilet Partisini kapatılmasına karar verdiği dava sonucunda milletvekilliği düşürüldü ve 5 yıl siyaset yasağı getirildi. 2007 Genel Seçimleri öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisine yaptığı milletvekilliği adaylığı başvurusu reddedildi.

Yeni Şafak, Tercüman, Bugün, Takvim gazetelerinde yazarlık yapmış, halen Sabah gazetesinde yazmaktadır. İlk eşi Kemal Ilıcakı 1993te kaybeden Ilıcak, işadamı ve siyasetçi Emin Şirinle kısa süren bir evlilik yaptı. İki çocuk annesidir.

Nazlı Ilıcak ve ilk eşi gazete patronu Kemal Ilıcak

Salamanca, Iglesia de la Clerecia

Yanlış tasvir

Ermenistan Astvatsatsin kilisesinde Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yasak elmaya yaklaşması tasvir ediliyor.

Hıristiyanlığı kurtarma büyüsü

Hz. İsa MÖ. 300′lü yıllarda yaşamış

Hz. İsa’nın milattan 300-400 yıl önce yaşadığını biliyor muydunuz? Peki, Noel ve yılbaşı kutlamalarının Hz. İsa’dan önce putperest Romalıların âdeti olduğunu duymuş muydunuz?

Noel, Hıristiyanların her yıl 25 Aralık’ta Hz. İsa’nın doğum gününü kutladıkları bayramın adı. Nereden geldiğine dair rivayet de şöyle:

Bizans İmparatoru Konstantin (Constantine), putperestlikten Hıristiyanlığa geçtikten sonra İstanbul şehrini yeniden imar ettirip ona Konstantiniyye ismini vermişti. İstanbul’un başkent oluşu ve kendisinin Hıristiyanlığın ruhani lideri durumuna geçmesiyle 700 civarındaki İncil’in tek kitaba indirilmesi talebi gelmişti.

Bunun üzerine, Hz. İsa’nın ölümünden sonra onun havarileri arasına giren Yahudi Pavlus’un gayretiyle Hz. İsa’nın getirmiş olduğu dini değiştirip yeni yorum ve değişikliklerle İncillerin birleştirilmesi yoluna gitti. Bu amaçla 319 papaz 325 yılında İznik’te toplandı.

Bu toplantıda, içinde Allah’ın bir olduğu ve Hz. İsa’nın sadece bir peygamber olduğu yazılı bulunan Barnabas İncil’i ile birlikte diğer bütün İncil’lerin yakılmasına, Barnabas İncili okuyanların öldürülmesine karar verildi. Böylece vahiy kaynağından uzak yeni bir Hıristiyanlık dini ortaya çıkarıldı. Bunu gerçekleştiren İmparator Konstantin, ayrıca 25 Aralık’ı Hz. İsa’nın doğum günü, Aralığın son haftasını da Noel haftası ilan etti.

Noel, Hıristiyanların bayramı değil mi?

Batı Hıristiyanları tarafından 25 Aralık olarak kutlanan Hz. İsa’nın doğum günü, Doğu Hıristiyanlarınca 6 Ocak olarak hesaplanmakta, dolayısıyla Doğu kiliseleri 6 Ocak tarihini bayram olarak kutlamaktadırlar. Aslında Hz. İsa’nın doğum gününün ne zamana denk düştüğü konusunda ilk dönemlerden itibaren yoğun bir tartışma vardır. Yukarıdaki tarihlerden başka bu günün nisan ayındaki bir zamana denk düştüğü yönünde görüşler de ileri sürülmektedir. Batı Hıristiyanlarınca belirlenen 25 Aralık tarihinin Eski Roma’da güneşle ilgili kutsal bir gün olduğu ve bunun sonradan Hz. İsa’nın doğum günü olarak adapte edildiği ileri sürülmektedir.

Bir görüşe göre Noel, Hıristiyanlık öncesi dönemlerden gelen ve pagan yani tabiata tapan toplumlardan kalan bir kutlamadır. Baltık ülkelerine mahsus bir âdettir ve Hıristiyanlıkla alakası yoktur. Hazreti İsa’dan çok önceki devirlerde ve yılın en kısa gününün gecesinde yapılan bir “karanlığın sonu” ayinidir. Aralık ayında gündüzler Baltık memleketlerinde sadece beş saat sürmekte, günler ayın sonuna doğru uzamaktadır ve kutlanan işte günlerin bu uzaması, yani karanlığın azalmasıdır.

The New Encylopedia Britannica adlı eserde şu bilgiye ver verilir: “Kış gündönümünü kutlama âdetleri, çeşitli Asya ve Avrupa pagan uluslarında vardı. Bizans İmparatoru Constantine, 312 tarihinde Hıristiyan olmazdan önce paganlardaki kış gündönümü kutlamasını benimsemişti. Hıristiyan olunca bu kutlamayı da Hıristiyanlığa geçirdi. Kilise, evrenin nuru kabul ettiği İsa’nın doğum gününü Aralık ayının 25′ine almakla, paganlardaki kış gündönümü kutlamalarına Hıristiyan motifi vermek, böylece pagan geleneğini Hıristiyanlaştırarak ulusları Hıristiyanlığa çekmek istemiştir.”

İncillere bakınca Hz. İsa sanki hiç yaşamamış!

Hıristiyan kaynakları Hz. İsa ile ilgili hep belirsiz ve karışık ifadelerle doludur. Onun ne zaman doğduğu, nerelerde yaşadığı, neyi nasıl tebliğ ettiği hep karmaşık ve birbirini tutmayan ifadelerle anlatılır. Bu durum Batı dünyasında pek çok araştırmacıyı Hz. İsa’nın varlığını inkâr etmeye kadar götürmüştür. Hz. İsa’nın yaşadığı tarihlerin üzeri örtülmüş, kiliseler de Hz. İsa’nın doğum tarihinde uyuşamamışlardır. Kimi 19 Nisan, kimi 20 Mayıs olarak kabul etmişlerdir. Genellikle Doğu kiliseleri 6 Ocak, Batı kiliseleri ise 25 Aralık olarak inanmışlardır.

Markos ve Yuhanna incillerinde Hazreti İsa’nın doğumuyla ilgili hiç bir bilgi yoktur. Matta İncili’nde ise yetersiz bir bilgi vardır. En geniş bilgiye Luka İncili’nde rastlanır. Buna göre Hz. İsa MS. 6 yılında yapılmış bir nüfus sayımında doğmuştur. Yine ona göre doğum, MÖ. 4 yılında ölen Herod döneminde olmuştur.

Sözün kısası İnciller okunduğunda şu anlaşılır; Hz. İsa sanki hiç yaşamamıştır. Doğduğu yer, çocukluğu, gençliği, büyüdüğü çevre, görüştüğü insanlar, annesi, akrabaları ve arkadaşları hakkında hiç bir bilgi yoktur. İfadelerin tümü havadadır. Kırıntı kabilinden bulunan bilgilerde ise sapla saman birbirine karışmıştır. İncilerde doğumdan hemen sonra peygamberliğinden bahsedilir. Aradaki yıllar ile ilgili bir satır bile yoktur.

Tarihten silinmiş dört asır

Hz. İsa dönemi, çok büyük sosyal çalkantıların yaşandığı dönemdir. Hz. İsa mucizevî olarak dünyaya gelmiştir. Hz. Meryem bakire olduğu halde doğum yapmıştır. Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya gibi iki büyük peygamber şehit edilmişlerdir. İnciller ve miladın başında kaleme alınan tarih kitapları neden suskundur? Yaşanılan büyük olayların kayda geçirilmemesi imkânsızdır. Olayların yaşandığı coğrafya onlarca milletin bir o kadar farklı dille konuştuğu ve yazdığı bir bölgedir.

Diğer yandan her peygamber, dönemin revaçta olan mesleği ile ilgili mucizelerle gelir. Hz. İsa’nın mucizelerinde hekimlikle ilgili olanlar çoğunluktadır. Anadan doğma körlerin ve deri hastalıklarının tedavisi, ölülerin diriltilmesi gibi mucizeler göstermiştir. Bunun sebebi, o dönemde hekimliğin revaçta bir meslek olmasıdır. Milat başlarında hekimlik bu kadar gözde bir meslek değildir. Hekimliğin revaçta olduğu dönem MÖ. 400-200 seneleri arasıdır. Mucizeler de, Hz. İsa’nın milat başlangıcından çok önce yaşadığını göstermektedir.

Ayrıca Tevrat ve İncillere göre yapılan bütün tarihlemelerde MÖ. 400-0 tarihleri arası hep atlanmaktadır. Bu dönemde sanki önemli hiçbir şey olmamış gibi davranılır. Oysa tam dört asır süren bu dönemde çok büyük olaylar yaşanmıştır. Bu tarihlemelerde Hz. Âdem’den itibaren bütün olaylar en ince ayrıntısına kadar verilmiş, adeta tarihler gergef gergef işlenmişken MÖ. 400 senesine gelindiğinde pat diye 0 senesine, yani Hz. İsa’nın doğduğu seneye atlanır. Aradaki bu 400 senede neler yaşandı da şahıslar, mekânlar ve olaylar gizlenmek istenmektedir? Soru işaretleri sürer gider.

Hz. İsa MÖ. 300-400 yıllarında mı yaşadı?

Bizans İmparatoru Konstantin, İznik’te papazların hazırladığı İncil’e, Eflatun’un “teslis”, yani üç tanrı inancını da sokmuştu. Hz. İsa’nın İncil’inde ve Havarilerinden Barnabas’ın yazdığı İncil’de, Allah’ın bir olduğu yazıyordu. Fakat bu İncil elde bulunmadığı için, filozof diyerek kıymet verdikleri Eflatun’un teslis fikri, daha sonra yazılan dört İncil’de, yani Matta, Markus, Luka ve Yuhanna’da yer almıştır. Konstantin, dört İncil’deki bu teslis fikrini de yeni İncil’e koydurdu.

Hıristiyanlar arasında fikirlerine değer verilen Augustin, Hıristiyanlıktaki teslis inancının aynen Eflatun’un felsefesinde bulunduğunu itiraf etmektedir. Hatta teslisi ispat için Eflatun’un görüşlerini delil olarak zikretmektedir. Milattan yaklaşık 350 yıl önce ölen bir kimsenin fikirlerinin Hıristiyanlık inançları ile aynı olması, tahrif edilmiş Hıristiyanlığın fikirlerini Eflatun’dan aldığını gösterir. Bu bilgi, Eflatun’un, Hz. İsa zamanında yaşadığına önemli bir delildir.

Ayrıca Platon da denilen bu Yunan filozofunun, Hz. İsa zamanında yaşadığı “Burhan-ı Kat’i” isimli eserde yer alır. Hadis âlimi İbni Asakir’e göre ise Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında 963 yıl fark vardır. (Mevahib-i Ledünniyye, c. 2, fasıl 3) İmam-ı Rabbani’ye göre de Hz. İsa ile Peygamberimiz Hz. Muhammed arasında bin yıl gibi bir süre vardır.

Yine İmam-ı Rabbani Hazretleri, Hz. İsa ile Eflatun’un aynı çağda yaşadığını söyler. Bir mektubunda meşhur Eflatun’un Hz. İsa’nın tebliğini duyduğundan bahseder. “İsa Aleyhisselam’ın sözlerini Eflatun işitince, ‘Biz temiz, olgun insanlarız, bize, doğru yol gösterecek kimseye ihtiyacımız yoktur’ dedi. Ölüleri diriltiyor, körlerin gözlerini açarak, abraş denilen hastaları iyi ederek kurtarıyor. Yani, kendi fenlerinin, tecrübelerinin yapamadığı şeyleri yapıyor, diye işittiği bir kimseyi, gidip görmesi, halini incelemesi gerekirken, görmeden, anlamadan, böyle cevap verdi. Bu sözleri Eflatun’un çok ahmak olduğunu göstermektedir.”

Şu sözler de ona ait: “Eflatun, felsefecilerin reisidir, İsa’nın bi’seti devletine kavuştu, ama onu tasdik etmedi. Cehaleti sebebi ile sandı ki, kendisinin ona ihtiyacı yoktur. Böylelikle, nübüvvet bereketlerinden bir nasibe nail olamadı.”

Tarihçiler Eflatun’un MÖ. 429-347 yılları arasında yaşadığını söylerler. Bu hesaba göre de Hz. İsa’nın MÖ. 300-400′lerde yaşamış olması gerekir. Dolayısıyla bugün Hıristiyanların Noel Bayramı olarak kutladığı Hz. İsa’nın doğum yıldönümü çok büyük ihtimalle doğru değildir. Hıristiyanlık gibi o da tahrif edilmiş, üç-dört asırlık bir zaman dilimi uydurmak istedikleri yeni din adına tarih kitaplarından silinmiştir.

Spot: İnciller okunduğunda şu anlaşılır; Hz. İsa sanki hiç yaşamamıştır. Doğduğu yer, çocukluğu, gençliği, büyüdüğü çevre, görüştüğü insanlar, annesi, akrabaları ve arkadaşları hakkında hiç bir bilgi yoktur. İfadelerin tümü havadadır. Kırıntı kabilinden bulunan bilgilerde ise sapla saman birbirine karışmıştır.

Noel Baba Hıristiyan Azizi değil mi?

Peki Noel Baba figürü nedir? Hıristiyan inancına göre genellikle karla örtülü ortamda, güleç, tombul ve yardımsever bir tipi canlandıran Noel Baba inancı, günümüz Hıristiyan kültürü ve bu kültürden etkilenen Doğu kültürlerine de girmiştir. Saint Nicola, insanları himaye eden bir aziz olarak bilinmektedir. Yılbaşı akşamları çocukları sevindiren bir ihtiyardır. Söz konusu Nicola efsanesi aynı zamanda Anadolu’yu Bizans toprağı sayan Batı’nın, çocuklarına aşıladığı bir ideal olarak bilinmektedir.

Oysa Noel Baba, aslında Kuzey Avrupa ülkelerinin mitolojik kahramanıdır ve Hıristiyanlık öncesinden kalmadır. Adı “Santa Claus”tur, zannettiğimizin aksine kilise azizi falan değildir. Noel Baba, aslında değişik kültürlere ait inanışların bir sentezi gibidir. Mesela çocuklara hediye dağıtmasının gerisinde Roma ve eski İran efsaneleri vardır. Noel Baba’ya yakıştırılan sakal ilhamını eski İran’daki “Mog” denilen ateş rahiplerinin sakalından almıştır, kırmızı kukuletası da Mogların başlığıdır ve aynı başlık Fransa’da 1789′daki ihtilalden sonra bir ara resmi serpuş yapılmıştır.

Demre Belediyesi’nin hemşehri ilan ettiği ve İsa’dan sonra 350′lerde ölen Aziz Nikola başka, İsa’dan önceki çağlarda yaşayan, Baltık ülkelerinin folklorik kahramanı olan ve “Noel Baba” diye bilinen Santa Claus başka kişilerdir. Aziz Nikola’nın eski Roma tanrılardan olan ve denizcileri koruduğuna inanılan Poseidon’un yeni bir versiyonu olduğu zannedilmektedir ve ortak benzerlikleri, her ikisinin de hediye dağıttıklarına inanılmasıdır.

(www.moraldergisi.com)

Protestan misyonerleri SEV-ÇEV-ÇYDD

Şu üç Sivil Toplum Örgütü, Avrupa Birliği’nden ‘Hibe’ almışlardır: Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD). Şimdi bunlardan SEV’i biraz yakından tanıyalım:

SEV, Sağlık ve Eğitim Vakfı
Fahri Başkan: Şevket Sabancı; Mütevelli Heyeti: Yaşar Yaşer (Başkan), Sema Gökçen (Başkan Yardımcısı), Mete Akyol, Josef Amado, Ceyda Aydede, Prof. Dr. Mustafa Aysan, Örsçelik Balkan, Tarık Bozbey, Gülsen Çapa, Şükran Çelebi, Candan Çilingiroğlu, K. Erhan Dumanlı, Muhteşem Ekenler, Dilek Erzik, Kenneth Frank, Hasan Güleşçi, Tülay Güngen, Mehmet Gür, İlter H. Gürel, Esin Hoyi, Oktay İşcen, Bülent Kalpaklıoğlu, Feyhan Kalpaklıoğlu, Hazım Kantarcı, Prof. Dr. Ahmet N. Koç, Prof. Dr. Sedefhan Oğuz, Prof. Dr. Zeynep İ. Önsan, İbrahim Paksoy, Yılmaz Poda, Demir Sabancı, Naci Sığın, Tamer Şahinbaş, Ejide Tanık, Prof. Dr. Aykut Toros, Sait Tosyalı, Prof. Dr. İlter Turan, Yrd. Doç. Dr. Engin Ünsal, Füsun Üstün, Dr. Warren H. Winkler, Mehmet Yaltır.

Onursal Mütevelliler: Zeliha Dural, Anna G. Edmonds, Burhan Karaçam, Johannes Meyer, Sevindik Özev, Sevim Öztahtacı, Harold Schoup, İstemihan Talay, Müjde Tekil, Berin Tümer.

Yönetim Kurulu: Tamer Şahinbaş (Başkan), Prof. Dr. Serdar Küçükoğlu Sait Tosyalı, Ceyda Aydede, Şebnem Day, Esin Hoyi, İbrahim Paksoy, Prof. Dr. Sedefhan Oğuz, Prof. Dr. İlter Turan.

Projenin Adı: İşten Eve Sağlık: Genç İşçiler ve Eşleri İçin Cinsel Sağlık Eğitim ve Bilgilendirme Merkezi

Tarih: 03.04.2006

AB’den Aldığı Para: 191.000 Avro

Açıklama: 2005 yılının başında, Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş, gazetesinde, ‘Bağlarbaşı’nda Misyoner Okulu’ ve ‘Başbakan’a Misyoner Komşu’ başlıklı iki haber yazdı. Adnan Odabaş, bu haberlerinde şu bilgileri veriyordu:

* SEV (Sağlık ve Eğitim Vakfı) ile Prof. Dr. Türkan Saylan’ın başkanlığını yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYD) işbirliği içindedirler.

* SEV, Dünya Kiliseler Birliği’ne bağlı Amerikan Board ile ilişkilidir, aynı binada çalışmaktadırlar. Amerikan Board’un bünyesinde bulunan Protestan Kilisesi, 1830 yılından beri Türkiye’de faaliyet göstermekte ve emrindeki Bible House (İncil Evi) Şirketi ile misyonerlik faaliyeti yürütmektedir.

* SEV, Türkiye’de Protestan misyonerliği yapmaktadır.

Adnan Odabaş’ın Üsküdar Gazetesi’nde çıkan bu haberleri üzerine SEV mahkemeye başvurdu ve Üsküdar 4. Hukuk Mahkemesi’nde dava açarak Adnan Odabaş’tan 30 milyar TL. manevi tazminat talep etti. Mahkeme, MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı)’den bilgi istedi. Olaylar şöyle gelişti:

* 2 Mayıs 2005 tarihinde MİT, mahkemeye gönderdiği yanıtta, Amerikan Board’un İncil Evi (Bible House) Şirketi aracılığıyla Türkiye’de Protestanlığın yayılması için uğraş verdiğini doğruladı. MİT, Mahkemeye gönderdiği raporunda; Üsküdar SEV İlköğretim Okulu, Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Lisesi, İzmir SEV İlköğretim Okulu, Tarsus Amerikan Lisesi, Tarsus SEV İlköğretim Okulu ve Gaziantep Amerikan Hastanesi’nin Amerikan Board ile bağlantılı olarak çalıştığını da bildirdi. MİT’in Mahkemeye gönderdiği raporda, son yıllarda mülk edinmeyen Amerikan Board Heyeti’nin tasarrufu altındaki mülklerini de SEV’e devrettiği ve faaliyetlerini SEV aracılığıyla yürüttüğü bilgisi de yer almaktaydı.

* MİT’ten gelen bilgileri değerlendiren Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 Aralık 2005 tarihinde verdiği kararda, SEV’in 30 milyar TL. tazminat talebini reddetti.

* Mahkeme kararını değerlendiren Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş şunları söyledi: “Gazetemizde yer alan haberlerin hepsi MİT raporuna ve Tapu Kadastro Müdürlüğü’nden aldığımız belgelere dayanmaktaydı. SEV, bunların yalan olduğunu iddia ediyordu. Haklılığımız mahkeme kararıyla ortaya çıktı.” Adnan Odabaş, SEV’in, Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile ilişkisi olduğunu da anlattı ve şu çarpıcı açıklamayı yaptı: “Bunlar hep birlikte çalışıyor. Bunlar 20 Nisan 2001 tarihli MİT Raporunda sabittir.”

* Adnan Odabaş’ın Nisan 2005’de bir kitabı çıktı: ‘Dikkat Misyoner Geliyor’. Bu kitapta şu bilgiler yer almaktaydı: 1. Yaşar Yaşer’in başkanlığını yaptığı SEV (Sağlık ve Eğitim Vakfı) ile eşi Gülseven Yaşer’in başkanlığını yaptığı ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı), birlikte çalışmaktadırlar. 2. Başkanlığını Gülseven Yaşer’in yaptığı ÇEV, deprem bölgesinde eğitim ve öğretim evi projesi hazırlayarak Amerikan Board’dan parasal yardım talebinde bulunmuştur. 3. Başkanlığını Prof. Dr. Türkan Saylan’ın yaptığı ÇYDD, Atatürk ilke ve inkılaplarını kalkan olarak kullanıp, birçok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para toplamış, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurt dışından parasal yardım almıştır. ÇYDD başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, Hıristiyan kökenlidir.

Şimdi, buraya kadar anlatılanları kısaca özetleyelim:
• SEV, Türkiye’de Hıristiyan Protestan misyonerliği yapmaktadır.
• ÇYDD, SEV ile birlikte çalışmaktadır.
• ÇEV de SEV ile birlikte çalışmaktadır.
• SEV ile birlikte Türkiye’de Hıristiyan Protestan misyonerliği yapan ÇEV, aynı zamanda bir deprem projesi için de Amerikan Board’dan para yardımı istemiştir.
• ÇEV’in para yardımı istediği Amerikan Board, Dünya Kiliseler Birliği’ne bağlıdır. Amerikan Board’un bünyesinde bulunan Protestan Kilisesi, 1830 yılından beri Türkiye’de faaliyet göstermektedir ve emrindeki İncil Evi (Bible House) Şirketi aracılığıyla misyonerlik faaliyeti yürütmektedir.

Şimdi, bir de ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı)’nın Yönetim Kuruluna bir göz atalım:

ÇEV, Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu:

- Yönetim Kurulu Başkanı: Gülseven Yaşer

- 2. Başkan: (E) Org. Şener Eruygur

- Yönetim Kurulu Üyeleri: Prof. Dr. Nur Serter, Prof. Dr. Necla Ara, Pınar Tünenç, (E) Tuğgeneral İdris Koralp, Yusuf Güsar, Leyla Pekcan.

20 Nisan 2001 tarihli MİT raporunda Protestan Misyonerliği yaptığı kesinleşmiş Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV)’in 2. Başkanı (E) Org. Şener Eruygur, 25 Haziran 2006 tarihinden beri Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)’nin Genel Başkanıdır!

20 Nisan 2001 tarihli MİT raporunda Protestan Misyonerliği yaptığı kesinleşmiş Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV)’in Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nur Serter, 25 Haziran 2006 tarihinden beri Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)’nin Genel Başkan Yardımcısıdır!

Şimdi ADD üyelerine dönüp soruyoruz:

Siz bu durumu içinize sindirebiliyor musunuz?

(Yılmaz Dikbaş)