Muzik calici calismiyor


NÜKTE

Galiba Yaşayacak!

Sibirya’nın köylerinden birinde, bir cenaze mezarlığa götürülüyormuş. Derenin kenarından geçerken tabut köylülerin elinden düşüvermiş; tabutun içindeki ceset de dereye yuvarlanmış! Akıntı, cesedi, dinamitle avlanan balıkçıların yanına sürüklemiş. Balıkçılar “Acaba adamı dinamitle biz mi öldürdük” kaygısından, cesedi alıp askeri kışlanın dikenli tellerine bırakmış. Nöbetçiler, kışlaya birinin sızmaya çalıştığını düşünerek basmış makinalı tüfeğin tetiğine ve cesedi delik deşik etmiş. Hemen can kurtaranla ceset hastaneye götürülmüş. Ameliyat altı saat sürmüş! Altı saatten sonra, doktor kan ter içinde dışarı çıkmış, derin bir soluk almış:

Çok zor oldu ama galiba yaşayacak!

Uyanık Kayserili

Birgün kayserili kör, fakir ve çocugu olmayan bir adam yolda yürürken karşısına cin çıkar.

Cin adamı korkutmaya çalışır malum kayserili onu görmedigi için yoluna aynen devam eder.

Cin duruma şaşırır ve adamın yanına gelir ‘Ben cinim. Benden korkmadın mı?’ der.

Adam ‘Yooo neden korkayım ki’ der.

Cin:

Peki benden korkmadıgın için sana bir dilek hakkı veriyorum. Söyle dilegin nedir?

Adam düşünür ‘Para istesem gözüm görmüyor, göz istesem param yok, çocuk istesem nasıl bakarım’ der, ve öyle bir istekte bulunur ki üç dilegi aynı anda gerçek olur.

Oglumun gözlerimin önünde, paralarını saymasını istiyorum!

Babasından Temel’e Mektup

Uy sevgili uşağum Dursun, Allah´ın selamı üstine olsun….

Mektubu çok yavaş yazayrum, çünkim pilurum, çabuk okuyamazsun! Benden yana sual edersen, Allahuma pin şükür eyiyim, yeni bir iş puldum.

Emrimde yüze yakın adam var, hepisi da sessiz sedasuz, gendi hallerinde. Ne iş pulduğumi soraysan söyleyeceğum da patlama, mezarluk bekçisi oldum.

Bacin Emine bir uşak doğuracak, daha erkek midur, kiz midur, belli teğul. Haçan o yüzden sağa dayi mi oldin, teyze mi oldin söyleyemeyrum.

Temel emicen de tükan açtı, o da otuza aldigini yirmibeşe vereyi sürümden kazanaymiş oyle tedu.

Bizim köye findukçularin Temel´i muhtar sectuk, akillu uşakdur da! Geçen gün hepimizi zelzeleye karşi aşi etturdu. Temel akilludur, hem de durusttur.

Geçenlerde bir taksinin şoforu köye varmış, muhtari arayi,meğer yolda bir tavuk ezmiş sahibini sorayimiş. Muhtar Temel tavuğa bakmış, ha bu bizden teğildur, bizim köyde yassu tavuk yoktur, demiş.

Senin küçüğün Memet cok akilli bir uşak çıktı. Geçen gün tepeye varmış, elinde bir ip sallayup durayi. Anan, “Uy uşağum ne edersun oraya?” demiş. O da hava turumuna bakayrum demiş.

Çektum oni akşam karşuma, anlat de bakayum şu hava durumu işinu dedim. Anlatti, meğer ip sallanunca havanin rüzgarli olduğuni, ip islaninca da yağmur yağdiğuni anlayimiş.

Çok akilli uşak vesselam. Sen o yaşta böyle akilli degildun! Yeni havadis olursa yine yazarum.

Baban

Not: Sağa para göndereceydim emme zarfı kapatmış idum koyamadum.

Rüşvet Oyunu

Trafik polisi, otoyolda giden bir sürücüyü durdurur. Belgeleri ister.

Trafik polisi, otoyolda giden bir sürücüyü durdurur. Belgeleri ister. Bakar ki belgelerde bir eksiklik yok. Bir açığını aramak için sormaya başlar.

- İlk yardım setin var mı?

- Var.

- Zincirin çekme halatın var mı?

- Var.

- Reflektörün var mı?

- Var.

Bakar ki ne sorsa hepsi var. Eksik yok. Rüşvet alamayacak. Sormaya devam eder:

- Arabanda CD, kaset var mı?

- Var.

- ‘Haydi çal bakalım’ der ve ellerini açıp oynamaya başlar.

- ‘Yapıştır bakalım’ diyerek alnını gösterir.

Görünmez Kaza

Rivayete göre, Büyükşehir Belediyesine ait şantiyelerin birinde bir kaza meydana gelmiş. Kazada bir duvarcı ustası feci şekilde yaralanmış. Derhal hastaneye kaldırmışlar. Yaralarını sarmışlar, sarmalamışlar, eli kalem tutmaya başladığı gün de, bir kâğıt kalem verip başına gelen kazayı ayrıntılı biçimde yazmasını istemişler. Çünkü bu konuda detaylı bir tutanak tutulması gerekiyormuş. Duvarcı ustası, her şeyi kendi mantığı ve şaşmaz dürüstlüğüyle kaleme almış.

Muhterem büyüklerim.
İş kazası tutanağına plânlama hatası diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek, olayı ayrıntılı biçimde anlatmamı istemişsiniz.
Şu anda hastanede yatmama neden olaylar aynen aşağıda anlattığım gibi olmuştur.
Bildiğiniz gibi ben bir duvarcı ustasıyım. İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık 250 kilogram kadar olduğunu tahmin ettiğim bu tuğlaları aşağıya indirmek gerekiyordu.
Aşağıya indim, bir varil buldum, ona sağlam bir ip bağladım, altıncı kata çıktım ipi bir çıkrıktan geçirip ucunu aşağıya salladım. Tekrar aşağıya indim ve ipi çekerek varili altıncı kata çıkardım. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım.
Bütün tuğlaları varile doldurdum. Aşağı indim. Bağladığım ipin ucunu çözdüm. İpi çözmemle birlikte birden kendimi havada buldum.
Nasıl bulmayayım, ben yaklaşık 70 kiloyum. 250 kiloluk varil süratle aşağıya düşerken, beni yukarı çekti. Heyecan ve şaşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim. Yolun yarısında dolu varille çarpıştık.
Sağ iki kaburgamın burada kırıldığını sanıyorum.
Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple beraber çıkrığa sıkıştı. Parmaklarım da bu sırada kırıldı. Bu esnada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı.
Varil hafifleyince bu sefer ben aşağıya inmeye, varil yukarı çıkmaya başladı ve yolun yarısında yine varille çarpıştık: Sol bacağımın kaval kemiği de bu sırada kırıldı.
Can havliyle ipi bırakmayı akıl ettim. Başımı yukarı kaldırdığımda boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm: Kafatasımın da böyle çatladığını sanıyorum.
Bayılmışım. Gözümü hastanede açtım.
Cenab-ı Hak’tan tüm kullarını böyle görünmez kazalardan korumasını diler, hürmetle ellerinizden öperim.

Duvarcı ustası Laz Osman.

Nükte

Eskiler, “nükte, zekânın tatlı tadı kaşınmasıdır,” dermiş. Zeka kaşınınca da genellikle dile dökülürmüş. Allah korusun bu da çoklarının başını yemiş.

Sürekli okumak, düşünmek, konuşmak ve yazmakla var olan zeka ve hafızalarını işleten ve geliştirenlerde, çok ince nükteler, incir ağacındaki ballı lokmalar gibi kendiliğinden olur. Bunların bir kısmı hoş olsa da, çoğu insanların bir noksanına işaret olduğundan, dince hoş karşılanmayabilir.

Evet, nükte ve şaka diye hiç kimsenin kişiliği rencide edilemez, yüzüne veya gıyabına alaya alınamaz, aşağılanamaz, hakaret edilip küçük görülemez, kötü lakap takılamaz, gizli kusurları ifşa edilemez, su-i zanna sebep olunamaz. Yalan ve iftirayı bilmem ki beyana gerek var mıdır?

Nükteler, genellikle karşıdakinin bir noksan yanını yakalamaktan çok, onu ince, gizli ve güzel bir üslupla sunabilmektir. O ince ve gizli manayı herkes çıkaramayabilir. O yüzden mecliste bazen gülünç durumlar da cereyan edebilir. Yani bir nükteyi anlayanlar gülmekten kırılırken, bir kısmı anlamadığından bön bön bakarlar. Zaten gülmekten kırılanlar, onları da görürlerse, tabiri caizse gülmekten geberirler.

İşte size bir zeki adamdan birkaç nükte:

Şair-i A’zam Abdülhak Hâmid’in cenazesine İbnülemin Mahmud Kemal Bey de katılır. Gümüş Caddesi’nde ilerleyen cenaze alayının en ön safında verini alır. Bu sırada meşhur gazetecilerden Hakkı Tarık Us, Üstadın koluna girer ve bir ara:

- Zavallı çok çekti! diye söylenmeye başlar. Üstad dayanamaz ve Hakkı Tarık Bey’e şöyle mukabele eder:

- Ne çektiğini ben sana söyleyeyim: Akşamları mey çekti, dilberleri sinesine çekti, hazineden para çekti!

Evet, milli şairimiz, istiklal marşı şairimiz gurbet ellerde aç gezerken, “hamallık da olsa yaparım” diyerek iş ararken, ailesi per perişan dağılırken, kendisi de otel odalarında yapayalnız ölürken… batılılaşma şairi, özellikle de genç İngiliz eşi yüzünden haysiyet ve şerefi hakkında tonlarca söz söylenmiş bir şair, “Şair-i A’zam” denerek “hazineden para çekti” ve sayesinde “Akşamları mey çekti, dilberleri sinesine çekti.”

Soldan: Cenap Şahabettin, Abdülhak Hamid Tarhan, Süleyman Nazif, M. Cemal Kuntay, Mehmet Akif ve Sami Paşazade Sezai.

Öldüğünde de Mehmet Akif gibi üç beş üniversitelinin omuzlarında kaçak göçek değil, devlet töreni yapılarak merasimlerle gömüldü. Bu devrana ancak tükürülür be!

Ne diyelim, O’na da Akif’e de çektirenler utansın!

Hazretin bir başka nüktesi de şöyledir: On beş bin ciltten meydana gelen ve büyük bir bölümü yazma eserlerden oluşan kitaplarını bağışlayarak “Millet Kütüphânesi”ni kuran Ali Emiri Efendi de -İbnülemin gibi- nev’i şahsına münhasır ilim adamlarındandı. Belki de bekârlığın etkisiyle temizliğe o kadar dikkat edemiyordu. Yahut bu işlere yeteri kadar vakit bulamıyordu. Dolayısıyla kılığı kıyafeti biraz perişan duruyordu.

İbnülemin ile Ali Emiri Efendi, arada sırada birbirlerine darılmalarına, hatta kalem mücadelelerine girişmelerine rağmen, yeri gelince şakalaşmaktan, nükte yapmaktan kendilerini akmıyorlardı.

Bir gün Mahmud Kemal Bey, Gedikpaşa civarında Ali Emiri Efendi ile karşılaşır. Söze, Emiri Efendi başlar.

- Dün gece beni şeytan aldattı! Hamama gittim, bir güzel yıkandım.

Mahmud Kemal Bey sorar:

- Üzerinde kâğıt kalem var mı?

- Ne yapacaksın?

- Seni her gün aldatması için şeytana mektup yazacağım!

Haksız mı yani? “Temizlik imandan gelir”se, bunu alimler bilmeyecek de kimler bilecek?

(Cemal Nar, Vakit, 2009-06-08)

Zeki espiriler

Öğrencinin biri kitap okurken ölmüş. Neden?
Satırbaşına gelmiş.

Küçük su birikintisine ne denir?
Sucuk.

Yerin kulağı vardır, benim de kulağım var. O zaman ben yer miyim?
Yemem.

Gözlüklerin numaralı mı?
Yok kale arkası.

Cin Ali mavi mürekkebe düşerse nolur?
Blue Jean.

Çok makbule geçti, şimdi de Ayşe geçiyor.

File çorap aldım.
File niye aldın? Kendine alsaydın ya.

Yangın dolabını açmışlar da ne olmuş?
Yang çok kızmış!

Erkek ata ne denir?
Bayat.

Yıkanan Ton’a ne denir?
Washington.

Kral tahta çıkınca ne yapmış?
Tahtayı yerine takmış.

Adamın biri yüzme bilmiyormuş,denize düşmüş fakat bir şey olmamış. Neden?
Adamın tipi kayıkmış.

Örümcek adam ağ atamıyormuş, neden?
Çünkü ağ bağlantısı kopmuş.

Ben kamyonu sürüyordum, leonardo da vinci.

Bir elmanın içinden bir kurt çıkmasından daha kötü ne olabilir?
Bilemediniz iki kurt, en fenası yarım kurt çıkması!

Adamın biri pizza ısmarlar.Pizzacı sorar: “6 parçaya mı böleyim, 8 parçaya mi?
Adam “6′ya böl”, der, “sekiz parçayı bitiremem”.

77′yi neden bugüne kadar kimse ayıramamış?
Seven’leri ayırmak günahta ondan.

Temel kahvede işe başlar, müşterilerden biri seslenir: Temel bize üç çay, biri açık olsun.
Hangisi?

Hangi pansiyonda kalınmaz?
Süspansiyon.

Bana bir kıllık yaptı. İçine kıllarımı koydum.

Sen şimdi terlemişsindir. Ben sana bir terlik getireyim en iyisi.

Şoförle konuşmayın, herkese laf taşıyor!

Taşımasu’yla neden değirmen dönmez? Çünkü Taşımasu bir japon kızıdır.

Peki Taşımasu annesinden nasıl su ister? Mataramasuko.

Temel’i şaşırtan kedi

Temel, Fadime’nin kedisinden pek hoşlanmamaktadır. Bir gün kararını verir ve Fadime evde yokken kediyi yakalayıp, arabasına koyar ve kediyi 1-2 kilometre kadar, bir köprünün yanına bırakıp eve döner. Kapıyı açıp eve döndüğünde birde bakar ki, kedi sepetinde oturuyor.

Ertesi gün Fadime’nin evden çıkmasını bekleyip, kediyi yine arabasına atar. Bu defa 5-6 kilometre ötedeki bir kasabada bir çöp konteynerenin içine bırakır. Eve döner, kapıyı açar, kedi yine baş köşede kurulmuş, Temel’e kötü kötü bakıyor.

Ertesi gün işi iyice inada bindirir, kediyi yakaladığı gibi 10-15 kilometre direksiyon sallar, bulduğu her yanlış yola girer, kedi yönünü kaybetsin diye, çeşitli şaşırtmaca yollara girer, daireler çizer sonunda yaptığı işten iyice emin olunca, arabayı durdurur ve kediyi bırakır. Arabasına atlayıp evine dönmeye karar verir. Ancak saatler sonra Temel evine Fadime’ye telefon açar.

- Uy Fadime! Kedi yaninda mu?
- Evde niye soraysın da?
- O, kediyi telefona ver hemen, bana evin yolunu tarif etsin!