Muzik calici calismiyor


YOLSUZLUK

Uğur Dündar’dan vergi kaçakçılık açıklaması

Uğur Dündar’ın 2.5 milyon dolar ve 1.7 milyon liralık Hazine bonosundan elde ettiği gelirin vergisini ödemediği ve bu vergi kaçakçılığından ceza aldığı ortaya çıkmıştı.

Dündar’ın, Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolorleri’nin hazırladığı vergi raporundaki durumu kabul ederek, uzlaşma başvurusunda bulunduğu belirtilmişti. Uğur Dündar, Maliye’den durumun “gizli kalması” ricasında bulunmuştu. Bunun ortaya çıkması üzerine Uğur Dündar’dan açıklama geldi.

İŞTE UĞUR DÜNDAR’IN VERGİ KAÇAKÇILIĞI AÇIKLAMASI:

Yılın komedisi! Meğer ben müthiş bir vergi kaçakçısıymışım!

Vay! vay! vay! Meğer ben azılı bir vergi kaçakçısıymışım, ama maliye yakama yapışmış ve vergi kaçakçılığı yaparken yakalanmışım! evet, dürüst gazeteci suçüstü yakalanmış! Yalan, külliyen yalan! kuyruklu yalan! Hatta ağır tazminat davası açmamı gerektirecek –ama bir yandan da beni güldüren komik- bir iftira bu. Efendim ben ne yapmışım da kaçakçı (!) olmuşum? Hazine bonosu almışım ve adıma tahakkuk eden vergiyi kaçırmışım!

Onlar yazacak, iftirayı atacak, millet de bunu yiyecek! yağma yok! Bir defa hazine bonusunun vergisini Sülün Osman bile kaçıramaz. Çünkü hazine bonosu banka tarafından alındığında, ne kadar vergi tahakkuk edeceği, devletin maliyesi ve hazinesi tarafından anında kayıt altına alınır. Kayıt altına girmiş, kuruşu kuruşuna belirlenmiş bir vergiyi de kimse kaçıramaz!

Bizimki de öyle olmuş! 2005 yılında aldığımız hazine bonosu için yaklaşık 40 bin lira vergi ödememiz gerekmiş ama banka şubesi, zamanında bunu bildirmeyi unutmuş. Biz de gidip bağlı olduğumuz vergi dairesine bu gerçeği anlatmış ve vergimizi son kuruşuna kadar ödemeyi istediğimizi bir dilekçeyle belirtmişiz. usulen rapor tutulmuş, uzlaşmaya gidilmiş ve gecikme faiziyle birlikte tahakkuk eden vergimizi ödemişiz. Şimdi size soruyorum; vergi kaçakçılığı bunun neresinde?

Tetikçiler sınırsız saldırırken,“vergi kaçakçılığının suç olduğunu, böyle bir durumda asla uzlaşmaya gidilemeyeceğini” göremeyecek kadar gözleri kararıyor. Tetikçiliğin, sahibinin sesi olma esaretinin, insanları iftirada sınır tanımaz ve komik durumlara düşürmesine kızamıyorum, sadece gülüyorum. eğer ben hazine bonosuna hiç vergi ödememek istesem, birilerinin yaptığı gibi yapar ve bonoları birkaç eş dost üzerine alarak, sıfır vergi verir, tüm faizi de bir güzel cebe indirirdim! Şimdi yılın komedisini yazan tetikçilere önerim şu:doğruca gidip aynaya bakın ve orada gördüğünüz hayale bol bol tükürün.

Not: Açacağım dava sonucunda kazanacağım tazminatı Mehmetçik Vakfı’na ödeyeceğinizi de bilin!

Uğur DÜNDAR

(www.aktifhaber.com, Nisan-2009)

ÇYDD’nin bursu yabancıya gitmemiş

Ergenekon Operasyonu’nun 12. dalgası kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) binalarında yapılan aramalarda, dernek üyesi ve yöneticilerin çocuklarına burs verildiği ortaya çıktı.

Çocuğuna burs verilenler arasında Niğde Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı da bulunuyor. Bu şekilde burs verilmesinin Dernekler Kanunu ve söz konusu derneğin tüzüğü ile çatışabileceği ve etik olmadığı belirtiliyor.

Ergenekon Operasyonu’nun 12. dalgası kapsamında ÇYDD binalarında yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerde, bazı ilginç bilgiler de su yüzüne çıktı. Belgelere göre, Çağdaş Yaşam kendi yönetici ve üyelerinin çocuklarına da burs dağıtmış.

Buna göre; Çağdaş Yaşam Trabzon Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri N.H kızı Ö.H’ye; Amasya Şubesi Denetim Kurulu Başkanı G.Ç kızı H.Ç’ye; İstanbul Bakırköy Şubesi Denetim Kurulu Başkanı N.E kızı E.E’ye; İstanbul Tuzla Şubesi üyesi A.K oğlu İ.K’ya; Isparta Şubesi Yönetim Kurulu üyesi İ.B kızı Ö.B’ye; Körfez Şubesi dernek üyesi E.K kızı E.K’ya; Isparta Şubesi Dernek üyesi N.A kızı H.K’ya; Isparta Şubesi Dernek üyesi M.K oğlu Ö.K’ya ; Isparta Şubesi Yönetim Kurulu Yedek Üyesi R.D kızı S.D’ye; Niğde Şubesi Yönetim Kurulu üyesi F.B ile Niğde Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı İ.B’ çocukları A.B’ye burs vermiş.

(wwww.aktifhaber.com, 4-2009)

Mehmet Haberal trilyonları nasıl kazandı ve nereye harcadı?

ETÖ davası tutuklusu Mehmet Haberal, normal bir üniversite hocası iken nasıl oldu da yılda 1 milyar dolara hükmetmeye başladı? İşte Haberal’ın ilginç portresi.

Üniversitesinde hangi iş adamı, siyasetçi, yüksek yargı ve askerî bürokrasi mensuplarının çocukları burslu okuyor? Otellerinde ETÖ sanıklarıyla ne tür toplantılar yaptı?

O, 1980’lerin başında normal bir üniversite hocasıydı. Hacettepe Üniversitesi’nde derslere giriyordu. Mal varlığı ve serveti, bir üniversite hocasınınki nasılsa öyleydi. Ancak, kısa sürede büyük servetler edindi. Şimdi yılda 1 milyar dolara hükmettiği konuşuluyor.

O, hoca olmanın çok ötesinde bir holding patronu. Üniversitesi, otelleri, hastaneleri var. Emrinde 15 bin personel çalışıyor. 1991’deki seçimi Mesut Yılmaz’a karşı kaybetmeseydi Demirel hükümetinde sağlık bakanı olacaktı.

2002 yılında Bülent Ecevit’e yapılmak istendiği ileri sürülen ‘sağlık darbesi’nde adı geçti. Sivil ve askerî bürokrasiyle; yüksek yargı mensupları ve siyasetçilerle yakın ilişkisi var. Yıllarca CHP’ye ateş püskürdü, şimdi Deniz Baykal’la dostluğu gündemde.

Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) davası kapsamında gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’dan bahsediyoruz. ETÖ davasının ikinci iddianamesinde adı sıkça geçiyor.

ETÖ sanıklarına Başkent Üniversitesi, Kanal B Televizyonu ve Patalya otellerini üs gibi kullandırdığı, iddianamenin tape (konuşma kaydı) bölümlerinden anlaşılıyor. Yani, hükûmeti yıkma girişimlerinde bulunduğu iddia edilenlerin buluşma noktalarından biri de Prof. Mehmet Haberal’ın mekânları olmuş.

Peki, Prof. Dr. Mehmet Haberal kim? Bu noktaya nasıl geldi? Kısa sürede bu kadar büyük servet elde edebilmesinin sırrı neydi? Kurduğu Başkent Üniversitesi, Hazine’den her yıl milyonlarca liralık yardımı nasıl aldı? Devlet bankalarından milyonlarca lira kredi kullandıktan sonra Hazine’den sorumlu hangi bakanlara iş verdi? Hastanesinin imar iznini hangi bakandan re’sen aldı? Kanunen yasak olmasına rağmen üniversitenin gelirleri farklı tüzel kişiliklere nasıl aktarıldı?

Üniversiteden medya kuruluşuna 10 milyonlarca dolar para desteği niçin yapıldı, nasıl sağlandı? Üniversitesinde paraya ihtiyacı olmayan zenginlerin çocukları niçin burslu okudu? Milletvekili, iş adamı ve yüksek yargı mensuplarının çocuklarına burslu üniversite okuma imkânı sunuldu mu? Otellerinde kalanlara bedava imkânlar sağlayan VIP karta Ankara bürokrasisinden kimler sahip oldu? Sorular sıralanmaya devam edebilir.

KREDİ KULLANDI, BAKANLARA İŞ VERDİ

Mehmet Haberal’ın yükselişi, 1980’li yıllarda Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı’nı kurması ile başlıyor. Bugün sahibi olduğu Anıtkabir yakınlarındaki Başkent Üniversitesi Hastanesi’nin yerinde o zamanlar küçük bir diyaliz merkezi bulunuyordu. Bu merkezin etrafındaki arsalar aralıklarla teker teker toplandı ve bugünkü büyük hastane binası ortaya çıktı.

Bugün İzmir, Adana, Alanya, Konya ve İstanbul’da şubeleri olan büyük bir hastane zinciri bulunuyor. Ankara’daki hastanenin bulunduğu semtte hiçbir binaya 4 kattan fazla ruhsat verilmediği dönemde hastanenin 8 kata çıkarılması için çaba gösterildi. Anıtkabir’i gölgelediği gerekçesi ile askerî bürokrasi ile Çankaya Belediyesi binadaki kat artışına izin vermiyordu. Hatta Çankaya Belediyesi’nin tutumu yüzünden CHP’ye ateş püskürüyordu.

Şimdi bulunduğu bölgede 4 kattan fazla bina yokken Haberal’ın 8 katlı hastanesi hizmet vermeye devam ediyor. Hiç kimsenin buna müsaade etmediği dönemde Anasol-M hükûmeti Haberal’a kat izni verdi.

Haberal’ın holdingleşmesinde devlet bankalarından kullandığı kredilerin payı çok büyük. Bu krediler onun için dönüm noktası oldu. 1993’te 39 milyon dolarlık krediyi, devlet kurumlarına bile sunulmayan düşük faizle aldı.

28 Şubat sürecinin Hazine’den sorumlu bakanları sayesinde borcunu sürekli erteletti. Bu durum 2005’te Hazine kontrolörleri tarafından tespit edildi. Haberal, 2001’e gelindiğinde ödemesi gereken 42,5 milyon dolarlık paranın ancak 1,5 milyon dolarını kendi kaynaklarından ödemişti. Yaklaşık 20 milyon doları ise ya devletin üniversiteye tahsis ettiği bütçeden ya da yeni dönem kredileri ile eski dönem kredilerini mahsup ettirmek suretiyle ödemiş.

Yani ödemelerini de devlete yaptırmış. Ayrıca Haberal’ın Türk Lirası olarak aldığı para yurtdışına Avro üzerinden ödendiği için kur farklarından dolayı Hazine yaklaşık 27 milyon dolar da zarara uğratılmıştı. Hazine, yapılan usulsüzlükler karşısında görevi kötüye kullanmaktan dolayı çok sayıda kişi hakkında suç duyurusunda bulundu; fakat zaman aşımından dolayı görevliler hakkında herhangi bir işlem yapılamadı.

Haberal’ın aldığı bu kredide ve bu kredinin ödeme işlemlerinin ertelenmesinde iki isim dikkat çekiyor. Bu isimler; kredilerin kullanıldığı dönemde Hazine Müsteşarlığı’nda görev yapan ve daha sonra Hazine’den sorumlu devlet bakanı olan Ayfer Yılmaz ile kredinin alındığı Halk Bankası Genel Müdürlüğü’nde çalışan ve daha sonra Hazine’den sorumlu bakan olan Ufuk Söylemez.

Haberal, ETÖ davasından gözaltınaalınınca onu uçağa kadar gelip İstanbul’a uğurlayan ilk isim Süleyman Demirel oldu. Demirel, yakın dostu Haberal’a vefa borcu olduğunu söyledi. Haberal’ın ekonomik yönden büyümesinin DYP’li bakanlar döneminde gerçekleşmesi dikkat çekici.

Uygulama oteli olarak 49 yıllığına devletten kiraladığı Kızılcahamam Patalya Oteli’nin tahsisini de DYP’li Orman Bakanı Nevzat Ercan döneminde almıştı. Daha sonra bu arazinin tahsisinin de sahte belgelerle yapıldığı yönünde iddialar ortaya atılmıştı.

Haberal’ın DYP ile ilişkisi, yakın dostu Süleyman Demirel vasıtasıyla oluyor. 1991 seçiminde DYP’den Rize milletvekilliğine aday olan Mehmet Haberal, burada seçimi Mesut Yılmaz’a karşı kaybedince siyasetten uzak durmaya başlıyor. Yakın çevresinde konuşulanlara bakılırsa şayet o dönemde milletvekilliğini kaybetmeseydi, Demirel hükûmetinde sağlık bakanı olacaktı.

Siyasilerle yakın dostlukları olan Haberal, 39 milyon dolarlık krediden sonra işlerini iyice büyüttü. Daha sonra ise, kredilerin ödenme sürecinde kendisine çeşitli kolaylıklar tanıyan Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’ı üniversitesinin idari ve mali işler müdürü yapan Haberal, bir başka Hazine’den sorumlu bakan Ufuk Söylemez’e de üniversitede iş, Kanal B’de program imkânı sundu.

1993’te Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı ile Haberal Eğitim Vakfı kanalıyla Başkent Üniversitesi’ni kuran Mehmet Haberal, o günden bu yana üniversitenin rektörü. Bir ara yasa gereği rektörlerin sadece 2 dönem, yani 8 yıl rektör olabilecekleri hükme bağlanmıştı; ancak Haberal yargıya müracaat ederek bu kuralı değiştirdi ve artık üniversitenin ölene kadar rektörü olabilecek.

Haberal, her türlü icraatı yapmak üzere üniversitenin mütevelli heyeti tarafından da yetki verilen tek kişisi. Kısacası, Başkent Üniversitesi eşittir Mehmet Haberal.

Maliye Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) görüşünü alarak her yıl vakıf üniversitelerine kanun gereği devlet yardımı yapıyor. Başkent Üniversitesi, vakıf üniversiteleri arasında her yıl Hazine’den en fazla yardım alanlardan biri.

Mesela, 2004’te 1,5 trilyon liralık yardımla Bilkent Üniversitesi’nden sonra ikinci geliyor. Bu miktardaki yardımlar her yıl veriliyor. YÖK görüşü ile verilen bu yardımların, eski YÖK başkanları Kemal Gürüz ve Erdoğan Teziç dönemine rastladığını hatırlatmakta fayda var.

Türkiye’de vakıf üniversiteleri kamu kurumu statüsünde. Yani resmî bir kurum. Bu sebeple de tüm mal varlıkları devlet malı sayılıyor ve devletin resmî kurumlara sağladığı her türlü imkân ve kolaylıklardan istifade ediyor. Ancak idari ve mali yönden hiçbir denetim içine girmiyor. Yani Sayıştay denetimine tabi değil. Sadece kanun gereği YÖK tarafından yılda bir defa denetlenmek zorunda.

Ancak, bu denetim de sadece Ankara merkez ve faaliyetleri ile sınırlı kalarak kısa sürede gerçekleşiyor ve idari ağırlıklı yapılıyor. Üniversitenin asıl maddi yoğunluğunu oluşturan Ankara dışındaki hastaneler ve merkezler bugüne kadar hiçbir denetim mekanizması tarafından denetlenmedi.

Kanun ve yönetmeliklere göre vakıf üniversitelerinin her çeşit gelirleri kendi bünyesinde kalmak zorunda. Ancak Başkent Üniversitesi’nde kamu kaynakları kanunlara aykırı şekilde farklı tüzel kişilikteki Haberal’ın patronluğunu yaptığı şirketlere aktarıldı. Sadece son 5-6 yıl içinde üniversite ile hiçbir ilgisi olmayan bir televizyon kanalına 10 milyonlarca dolar para aktarıldığı kaydediliyor.

Üniversitenin akademik birimlerine hizmet ve eğitim amaçlı kurulduğu söylenen holding ve şirketlerin hukuki dayanaklarının olmadığı da konuşuluyor. Mesela, Kızılcahamam’daki Patalya Oteli’ne gelir sağlayacak spor tesisleri tamamen üniversitenin imkânları ile kuruldu ve trilyonlarca lira üniversiteden kaynak aktarıldı.

Aynı şekilde Kanal B’nin tüm tesisleri de üniversite kaynakları ile kuruldu. Yine üniversitenin Bağlıca yerleşkesinde faaliyet gösteren Mol Gıda Şirketi de üniversitenin tüm fiziki imkânları ve araç gereçlerini kullanarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Üniversitenin sağlık ve eğitim faaliyetlerinin yanı sıra büyük kaynaklar aktararak kurduğu holding ve şirketlerde de yönetim kurulu başkanı sıfatı ile tek yetkili patron Rektör Mehmet Haberal. Rektör bu şirketlerde dilediği icraatı yapabiliyor.

Örneğin, üniversiteye ait otellerde kamu kaynakları ile sınırsız ağırlama yaparak önemli kişilere ziyafet çekiyor; tek başına dilediği harcamayı yapıp dilediği gayrimenkulü satabiliyor; dilediği kişiyi işe alıp istemediğini işten atabiliyor. Rektör Haberal’ın, göz göre göre, sınırsız kamu kaynaklarını üniversitenin dışına aktarma cesaretini kimden aldığı ise bilinmiyor.

ÖZEL KALEM MÜDÜRÜNE 12 YIL HAPİS

2004’te Başkent Üniversitesi’ne ait İzmir’deki Zübeyde Hanım Hastanesi’nde 3 trilyon liralık bir yolsuzluk oldu. Bu yolsuzlukta bazı firmalardan trilyonluk naylon fatura aldıkları tespit edilen hastane müdürü ve bazı kişiler tutuklanmıştı. O dönemde açılan davalar neticelendi ve yolsuzluk olayı kesinlik kazandı.

Yolsuzluğa adı karışan Sibel Akyel, Mehmet Haberal’ın 20 yıldan fazla özel kaleminde çalışıyordu. Hatta Akyel’in Haberal ile ileri düzeyde özel ilişkileri olduğu biliniyor. 28 Şubat süreci yıllarında hastaneye müdür atanan Sibel Akyel, yerel mahkeme tarafından suçu sabit görülüp mahkûmiyet alınca ve Haberal tarafından da gözden çıkarılınca, Yargıtay safhasında mahkemeye bir mektup yazdı.

Mektupta Haberal ile ilişkilerini anlatan Sibel Akyel, savcılığa verdiği savunmada, özetle 3,1 trilyonluk yolsuzluğu kendisinin yapmadığını, bütün harcamalardan Rektör Mehmet Haberal’ın sorumlu olduğunu ileri sürüyordu. Ancak mektupta dikkat çekilen süreç devam etti ve Akyel 12 yıl hapse mahkûm edildi. Akyel’in hapis kararı şimdi Yargıtay’da onanmayı bekliyor.

Akyel’in de dikkat çektiği Haberal’ın yargı, siyaset ve bürokrasi ilişkileri ETÖ davası süresince açığa çıkar mı, bilinmez; ancak üniversite ile Haberal’ın sahibi olduğu şirketlerin mali yapısı incelendiğinde bugün net olmayan bazı ilişkilerin açığa çıkacağı muhakkak.

KALEM MÜDÜRÜNDEN ‘ÖZEL’ MEKTUP

2004’te Başkent Üniversitesi’ne ait İzmir’deki Zübeyde Hanım Hastanesi’nde 3,1 trilyon liralık yolsuzluk oldu. Müdür Sibel Akyel, 20 yıldan fazladır Haberal’ın özel kaleminde çalışıyordu. Mahkûmiyet alınca gözden çıkarıldığını düşünerek mahkemeye bir mektup yazdı. Mektupta Haberal ile ilişkilerini şöyle anlatıyordu (Anlatım bozuklukları ve imla hataları Akyel’e aittir):

“Bugüne kadar açıklamak istemediğim bir olguyu burada açıklamak zorundayım. Ben rektör Mehmet Haberal ile, çalışma süreme paralel bir süredir (1998 yılından tutuklandığım 29.01.2004 tarihine kadar) özel hayatımda da beraberdim. Kendisi ile, emekli olduğumuzda ve işlerimizi, aile sorunlarımızı yoluna soktuğumuzda evleneceğimiz vaadi ya da inancıyla bir ilişkiyi paylaştım. Bu yüzden de hastanede naylon fatura kullanıldığı vakıasının hastane ile ilişkileri kesilmiş bir takım kimseler tarafından mali birimlere ihbarı neticesinde yaşanmaya başlayan yargı süresince gidişatın rektörün arzusu dışında geliştiğinde, içtenlikle beni kurtarmak istediğine, birkaç ay hapiste yatma pahasına kuruluşuna bizzat katıldığım, bugünlere gelişinde büyük katkıda bulunduğum üniversiteye zarar vermemek, bir sürede olsa sevdiğim, inandığım bir adamı ve emek verdiğim bir ilişkiyi korumak adına daha da ötesinde böylesine güçlü, her iktidarla, siyaset, bürokrasi ve hatta yargı çevresiyle çok sıcak ilişkileri olan bu adamla savaşamayacağıma inanıp, daha çok da Başkent Üniversitesi’nde okuyan oğluma ve aileme zarar verebileceğini düşünüp susmaya devam ettim.

Bana cezaevinde susmam yönünde telkinde bulunmak ve para yardımı yapmak için yaptığı ziyareti tespit imkanına sahipsiniz (2004 yılı Kurban Bayramı’nın 4. günü). Ayrıca cezaevine girmemden sonra istifamı kabul etmeyip Vakıfbank’taki hesabıma Ankara Başkent’ten yatırılmaya devam eden paralar da bu söylediğimin teyidi durumundadır. Annemin ve onun cep telefonu dökümleri bu durumun artı teyididir. Bu yargı sürecinin arzu ettiği gibi gelişmediğini anladığında bana (Seni annenle Kıbrıs’a kaçırayım. Ben bu işi temizleyeyim. Öyle gel.) demiştir. Annemi de tekrar para yardımı yapmak üzere Ankara’ya çağırdığında (Sibel beni dinlemedi. Kıbrıs’a gitmeyi kabul etseydi bunları yaşamayacaktı) demiştir. Kaçması gereken birisi varsa o da ben değilim. Niçin kaçacakmışım. Suç işleyen kişi kaçar. Ben suç işlemedim ki kaçayım.

Şimdi bu ardı arkası kesilmeyen bu davaların ve suçlamaların tek nedeni beni susturmaktır. 1988 yılından bu yana pek çok şeyi yaşadım, gördüm. Bu bilgilerim onları rahatsız ediyor. Bütün güçleri ile üzerime saldırıyorlar. Tanık ise tanık, bilirkişi ise bilirkişi, bir şekilde ikna ediyorlar. Benim tarafımdan hastane ile görev ilişkileri kesilmiş kimseler aleyhime tanıklık yapmak için sıraya sokuluyor. Halen görevde olanlar Sibel hanım aleyhine tanıklık yapmak yada işten çıkarılmak arasında tercih yapmaya zorlanıyor. Eğer ceza almamı sağlayabilirlerse ben uzun süreli hapse gireceğim. Onlar da bu şekilde sorunlarını çözmüş olacaklar. Benim bildiklerim, ihbarlarım ise ceza almış bir kimsenin rektöre suç atması sayılıp soruşturmaya bile gerek görülmeden kapatılacaktır. Daha şimdiden bu süreci yaşamaya başladım. Rektör hakkında cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak iddiası ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbarda bulundum. Ankara Cumhuriyet Savcısı takipsizlik kararında rektörü o kadar iyi savunmuş ki hayretle okudum.”

(Tuncer ÇETİNKAYA, Aksiyon, Nisan 2009)

Ertuğrul Özkök’ün ballı damadı

Hürriyet gazetesi iki gündür “ballı damat” haberleri yapıyor ama kendi “ballı damadını” ‘es’ geçiyor! İşte ayrıntılar. Asıl ”ballı damat” kim?

Hürriyet Gazetesi iki gündür AKP Uşak milletvekili Mustafa Çetin’in damadını haber yapıyor. Gazete ilk gün TRT’de memur olarak çalışan 24 yaşındaki “damadı” manşetine taşımıştı.

Bir milletvekilinin damadının çeşitli hüllelerle memuriyete alınması ne kadar etik tartışılır; ancak konunun hukuki olduğunda kimsenin şüphesi yok.

Bahsetmek istediğimiz konu ise Uşak Milletvekilinin damadının ne kadar “ballı” olduğu değil. Çünkü sözkonusu “damat” düz memur kadrosuyla çalışıyor ve eline aylık 1400 TL geçiyor.

GELELİM ASIL TRT’DEN AYDA 1 TRİLYON ALAN BALLI DAMADA

1400 TL’lik damadı “ballı” olarak niteleyen Hürriyet’in “bal küpü” damadı görmemesi ilginç. Türkiye’nin süper ballı damadı Ertuğrul Özkök’ün damadı Ercan Saatçi değil mi? Nasıl mı?

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök

Ercan Saatçi en son cd’sini 17 yıl önce yaptı. Kayınbabasının hatrına DMC ‘de genel müdürlük yaptı ve elini öpemediği sanatçılara emir verdi. Fenerbahçe taraftarlığını kayınbabasının gazetesinde Fenebahçe yazarlığına dönüştürdü. Bitti mi? Hayır.

Ertuğrul Özkök’ün ballı damadı Ercan Saatçi

Unutuldum diye bütün popcular orda burada gezerken o; Kanal D’de jüri üyelikleri yaptı Türkiye gündemine girdi. Bu jüri üyeliklerini yaparken de karısı aynı programın yapımcıydı.

Ve süper damatlık bitecek gibi değil. Askerliğini ise öyle bir rahat yaptı ki; 18 ay tatil çabuk bitiverdi. Popçu, spor yazarı “Süper Ballı Damat Ercan” asıl bombayı film yapımcısı olarak patlattı.

Hayatında film yönetmemiş Ercan Saatçi TRT’de halen yayınlanan MAT dizisinin yönetmeni ve yapımcısı olarak karşımıza çıktı.

Hayatında tek film çekmeden yönetmen oldu; yapımcı oldu ve Türkiye’nin en büyük kanalında prime time da kendine yer buldu.

Eeee süper damatlık kolay değil. Damat film çekerde kayınpeder boş durur mu?

Bütün Doğan medyası MAT dizisini haber yapma yarışına girdi. Ama ortada bir gazetecilik sorunu var.

Hürriyet ve Ertuğrul Özkök, milletvekilinin düz memurluk yapan damadını manşete çekerken; TRT’den bölüm başına 250 milyar alan; reytingi yerlerde sürünmesine rağmen aylık ortalama 1 tirilyon lira alan kendi damadını görmedi.

(Postmedya, 4-2009)

Gizli kasa başçavuş

Parayı veren Recep Başçavuş

Jandarmaya bir milyon 200 bin dolara internet takip sistemi satan Ergenekon sanıklarından Hakan Şanlı, ödemenin örtülü ödenekten yapıldığını iddia etti.

“İkinci Ergenekon iddianamesinin bir numaralı sanığı eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ve eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın banka hesaplarından 1.5 milyon dolar para aktardığı Hakan Şanlı’nın internet takip sistemi için de bir milyon 200 bin dolar aldığı ortaya çıktı. İddianameye konan ifadesinde kendisine örtülü ödenekten ödeme yapıldığını iddia eden Ergenekon sanığı Hakan Şanlı, milyon dolarla anılan örtülü ödenekten ödeme yapan kişinin “Recep Başçavuş” olduğunu ileri sürüyor.

Jandarma İstihbarat Teşkilatı’nın, Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanlığı döneminde internet takip sistemi kurduğu ortaya çıktı. Jandarma’ya sistemi satan ise oldukça tanıdık bir isim: Hakan Şanlı. Ergenekon sanıklarından banka hesabına para aktırılan, gizli iş ortaklıkları kuran ve kendisi de aynı davada yargılanan Şanlı, bu iş için de tam bir milyon 200 bin dolar almış.

Dört takip sistemi

Jandarma istihbaratının kullandığı öne sürülen internet izleme aletleri, ikinci Ergenekon iddianamesinde şöyle anlatılıyor: “Şanlı’nın, Şener Eruygur’un Jandarma Komutanı olduğu dönemde internet takip sistemi sattığı; tahminine göre dört tane sattığı; birisinin ODTÜ’ye, birisinin Mecidiyeköy’e, birisinin de Ankara Ulus çıkışına takıldığı; bu cihazların tanesinin yaklaşık 300 bin dolar olduğu ve ek aksesuarlarının da olduğu…”

Paranın nerden aktarıldığını bilmiyormuş

Şanlı, kendisine ödemelerin örtülü ödenekten yapıldığı için karşılığında fatura kesmediğini iddia ediyor. Şanlı’nın iddianameye konan savcılık ifadesinde şunlar yer alıyor: “Kendisinin o tarihlerde sattığı malzemeler için herhangi bir fatura düzenlemediği, kendisine malzemelerin örtülü ödenekten alındığı, gizli olduğu ve ulusal güvenliği ilgilendirdiğinin söylendiği, herhangi bir fatura kesmediği, kendisinin banka hesabına bu paraların nereden aktarıldığını bilmediği, ancak İstihbarat Daire Başkanlığından Recep Başçavuş isimli bir astsubayın olduğu, para işleriyle ilgilendiği, havaleleri ise bu şahsın yaptığını bildiği, Jandarma Genel Komutanlığı hesabından yapıldığını düşündüğü, kendisinin o tarihlerde REM (Research…) isimli şirketten yaptığı ve şirketin isminin tam olarak açılımını hatırlayamadığı.”

İddianameye göre, 1963 yılında Ankara’nın Beypazarı ilçesinde doğan Şanlı, emekli albay Nevzat Şanlı’nın oğlu. 1985 yılında Ankara’da Menekşe Şokak’ta Şanlı Spor isimli spor malzemeleri satan mağazayı açarak ticaret hayatına başlayan Şanlı, 1995′te ise savunma sanayi ihalelerine yöneldi.

Gene Milyonlarla Öde

AYTAÇ Yalman’ın Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemde 1.5 milyon dolar para aktardığı Hakan Sanlının aldığı paralar bununla da sınırlı değilmiş.

‘Örtülü’ Diye Faturası Yok

ŞANLIYA 1.2 milyon dolarlık yeni ödemeyi yapan kişinin rütbesi ise şaşırtıcı. Faturalandırılmayan ödemeleri Jandarma istihbaratında görevli Recep Başçavuş yapmış.

İhalelerdeki Gizli Ortak

ERGENEKON iddianamesine sanık olarak giren Hakan Şanlının ismi, Atilla Uğur gibi bazı Ergenekon sanığı emekli askerlerin gizli ortağı olarak geçiyor.

(Taraf, 3-2009)

CHP’de naylon fatura skandalı

Kanal Türk’ün eski sahibi ve ETÖ zanlısı Tuncay Özkan’ın kestiği trilyonluk faturalardan sonra CHP’nin başı bu sefer de bir araştırma kuruluşu adına kendisine kesilen naylon fatura ile dertte.

Tuncay Özkan

Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla düzenlenen operasyonda yakalanan Mehmet Sefa Pösteki’nin CHP için kestiği 900 bin TL’lik naylon fatura ele geçirildi. Pösteki’nin hazırladığı faturaların, Başkent Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi adına CHP’ye kesildiği ortaya çıktı.

Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla düzenlenen “naylon fatura” operasyonunda Cumhuriyet Halk Partisi’ne kesilmiş yaklaşık 1 trilyon liralık sahte fatura ele geçirildi. CHP’nin başı, Tuncay Özkan’ın Kanaltürk’üne kesilen faturalardan sonra ikinci kez ağrıyacak gibi.

PÖSTEKİ, UZUN SÜRE TAKİBE ALINDI

Bir ihbarı değerlendiren Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, Mehmet Sefa Pösteki isimli şahsa yönelik sahte fatura operasyonu başlattı. “Sahte fatura düzenlemek suretiyle dolandırıcılık” şeklinde gelen ihbar üzerine Bursa Cumhuriyet Savcılığı, Bursa Emniyeti’ne gerekli talimatları gönderdi. Mehmet Sefa Pösteki’nin fatura işlemlerini uzun süre takibe alan Mali Şube Ekipleri, şahısların ve şahıslara ait şirketlerin üzerinden dolandırıcılık yapıldığı ve sahte naylon faturalarla haksız kazanç sağladıklarını tespit etti.

EŞ ZAMANLI OPERASYONLAR DÜZENLENDİ

Savcılığın talimatıyla Mehmet Sefa Pösteki’ye ait adreslere eş zamanlı olarak düzenlenen baskınlarda çok sayıda sahte naylon fatura ele geçirildi. Aramada ele geçirilen faturalar arasında “Başkent Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi” adına Cumhuriyet Halk Partisi’ne kesilmiş çok sayıda fatura bulundu. Yaklaşık 900 bin TL tutarındaki bu faturalar, 2008 yılında adı geçen şirketin CHP’nin değişik illerde yerel seçimlere yönelik araştırma yaptırdığını gösteriyor.

ONUR ÖYMEN’LE GÖRÜŞMÜŞ

Faturalar ve şirket hesapları incelendiğinde ise CHP’ye hizmet verilmediği, ancak “araştırma hizmeti verilmiş gibi” göstermek suretiyle haksız kazanç elde edildiği ortaya çıktı. Operasyon sonucunda Sefa Pösteki, 13 Mart tarihinde tutuklandı. Pösteki ilk ifadesinde Onur Öymen ve üst düzey CHP’lilerle görüştüğünü söyledi. Tutuklanan Sefa Pösteki’nin; babası Mehmet Ali Pösteki ve abisi Mehmet Murat Pösteki ile birlikte Kim-ar Araştırma ve İmaj Ajans isminde bir şirketin ortakları oldukları belirlendi.

MALİYE EKİPLERİ BİR YILDIR ARIYOR

CHP’ye sahte fatura kesen Başkent Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin kurucuları ise Mehmet Murat Pösteki ve Kemal Özkiraz olarak görünüyor. Şirkete Ankara Vergi Dairesi Gelir İdaresi Başkanlığı’nca özel usulsüzlük cezası kesildiği ve şirket belirtilen adreste bulunamadığından Maliye ekipleri tarafından bir yıldır arandığı da belirlendi. Mehmet Sefa Pösteki’nin; dolandırıcılık-iflas ve suç eşyasını satın almak suçlarından kaydı olduğu da tespit edildi. Operasyon kapsamında Mehmet Murat Pösteki halen aranıyor. Sefa Pösteki 13 Mart 2009′da yakalanarak tutuklanmıştı.

(Yener Dönmez, www.habervaktim.com, 3-2009)

Dolar milyoneri iki general

Eruygur ile Yalman’ın banka hesabından, Ergenekon sanıklarından Hakan Şanlı’nın hesabına 1 milyon 500 bin ABD doları para aktarıldığı ortaya çıktı. Hem de darbe için.

Ergenekon sanığı Eruygur ile Emekli General Yalman Cumhuriyetçi Çalışma Grubu’nun darbe hazırlıkları için, şahsi hesaplarını kullanarak dinleme altyapısı almışlar.

MASAK raporuyla ortaya çıkan para transferinin darbeye zemin hazırlığında kullanılmak üzere gizli dinleme programı karşılığında Şanlı’nın hesabına aktarıldığı belirlendi. Taraf’ın haberine göre İkinci Ergenekon iddianamesiine göre BDDK’ya baskın düzenleyen vc Mehmet Emin Karamehmet’e yakınlığıyla bilinen sanıklardan Hakan Şanlı, Şener Eruygur, Levent Ersöz, Atilla Uğur, Ergün Poyraz ve Emin Şirin’le örgütsel irtibatı bulunuyor. Şanlı’nın işyerinde yapılan aramalarda, NBC silahlarıyla alakalı olarak birçok bilgi ve belge ile Ergenekon’a ait örgütsel dökümanların ele geçirildiği belirtilen iddianamede şunlara dikkat çekildi: “Şüphelinin işyerinde yapılan aramada elde edilen (23) rakamıyla numaralandırılan CD içerisinde ‘Arşiv Projesi isimli word belgesi içerisinde NİCE TRACK gizli dinlemeyi istihbarata dönüştürme yasal gizli dinleme izleme sistemi tanımı’ başlıklı doküman çıktığı ve şüpheli bu konuyla ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ve Türk Silahh Kuvvetleri’ne bir sunum yaptıkları ve çeşitli yazışmalannın olduğu, ancak daha sonra satışın gerçekleşmediği, bu cihazm İsrail patentli olduğu, Türkiye’de satışmın kendisinin şirketinin yapacağını ama bu projenin gerçekleşmcdiğini, yine aynı şüphelide elde edilen (1) adet harici hard disk dl-u2′nin yapılan incelemesinde – signet- 1- signet-2 başlıklı dokümanın aynı şekilde devlet birimlerine satılacak olan dinleme cihazının özelliklerini anlatan belgeler olduğu, bununla ilgili sunumun Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne, İstihbarat Daire Başkanlığı’na ve Türk Silahh Kuvvetleri’ne yapıldığı, ancak bu cihazın da satışının gerçekleşmediğini beyan etmiş ise de bu cihazın tamamen illegal dinleme cihazı olduğu şüphelinin bilgisayarında elde edilen verilerden belirlenmiştir.”

JANDARMAYA FATURASIZ SATIŞ

“MASAK tarafından düzcnlenen 06.10.2008 tarihli rapora istinaden, Gelir İdaresi Başkanlığınca
düzenlenen şüpheli Hakan Şanlı’nın hesaplannda yapılan incelemelerle alakalı olarak düzenlenen
10.11.2008 tarihli raporun dosyamıza gönderildiği. 2002 yılı itibariyle MASAK raporunda 154 milyar TL net hasılat, 113 milyar gider gösterildiği, sadece aynı yıl içinde 234.850 ABD dolarının Cambridge Lake ve EMTA USA şirketlerine havale yapıldığı belirtilmiş yine raporda, Turkcell A.Ş’den Hakan Şanlı’nın hesabına 600 bin dolar para yatırıldığı, şüpheli her ne kadar beyanında Jandarmaya satmış olduğu cihazlann resmi kayıtlara intikal ettirilmemesi sebebi ile olduğunu, kendisinin bu satışlara fatura kesmediğini, ancak bunlann örtülü ödenek olduğu için bu satışları yaptığını.”

YÜKLÜ PARA TRANSFERİ

“Turkcell’den kendisine gönderilen 600.000$ (altıyüzbindolar) paranın karşılığında GSM Protokol Analizer bedeli isimli proje sebebiyle paranın yatırıldığını ve Signet isimli programın da tamamen GSM (cep telefonu) dinleme cihazı olduğunu, şu ana kadar kimseye satmadığını, ancak kendisinin bu konuda tatmin cdici bilgi veremediğini vc bu cihazın teknik özelliklerini bilmediğini, beyan etmiş ise de; şüpheli Hakan Şanh’nın Ergenekon silahh terör örgütünün 2003-2004 yıllarında yapmayı planladığı yürütme organını devirmeye yönelik çalışmalar için ihtiyaç duyulan illegal dinleme cihazlarını Türkiye’ye ithal ettiği ve kendisine şüpheli Aytaç Yalman ve Mehmet Şener Eruygur’a ait banka hcsablanndan dolar bazında yüklü miktarda para ödendiği.” “Dosyada mevcut MASAK raporunda şüphelinin hesaplarına aktanlan yaklaşık 1 milyon 500 bin ABD dolan civarında paranın kaynağını açıklayamadığı gibi gelir ve gider beyannamelerinin çok üzerinde bulunan bu paralar karşılığında dönemin Jandarma Genel Komutanlığı görevini yapan Mehmet Şener Eruygur tarafından alınan malzemeler için fatura alınmadığı, şüpheli Hakan Şanlı tarafından işlenmediği gerekçesiyle bu konuda fatura kesilmediği gibi herhangi bir çıkış yapılmadığı, ayrıca ahnan malzemenin cinsi için şüpheli Hakan Şanlı her ne kadar uydu lakip sistemi sattım dese de, bilgisayarında çıkan Signet-1 isimli kaçak dinleme yapabilecek programların ihale ve demo tanıhmlarının bulunması o tarihlerde Cumhuriyetçi Çahşma Grubu tarafından oluşturulan özel îstihbarat Arşivi için yapılan dinlemeler için alman program olabileceği değerlendirilmektedir.”

Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurulmak istene Hakan Şanlı, sekreteri aracılığı ile “Bu konu yargıya taşındığı için konuşmayacağım.” açıklamasında bulundu.

(www.timeturk.com, 3-2009)