<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KARANLIĞI AYDINLATAN IŞIK &#187; BİYOGRAFİ</title>
	<atom:link href="http://www.arastiralim.com/tag/unlu-sahislar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.arastiralim.com</link>
	<description>İnanç, Fikir, Resim, Tarih, Haber, Siyaset, Atatürk, Nur, Sağlık, Edebiyat, Fen</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:08:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Emanuel Karasu Hakkında Yazılanlar</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/emanuel-karasu-hakkinda-yazilanlar.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/emanuel-karasu-hakkinda-yazilanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2010 00:28:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=57337</guid>
		<description><![CDATA[B&#8217;nai B&#8217;rith&#8217;in Selanik&#8217;teki üyelerinden Musevi Lider Emanuel karasu , Jön Türk hareketini ustaca manevralarla Masonluğa bağlayan halka olacaktır. Emanuel karasu I. Dünya Savaşı&#8217;na sokulan Osmanlı ordusunun iaşe müfettişliğini kapmış ve bu işten hatırı yüklü bir servet kazanmıştı. Ancak savaş suçlularının yargılanacağı belli olunca , o da diğer vatan kurtaran arslanlarımız gibi yurt dışında alacaktı soluğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>B&#8217;nai B&#8217;rith&#8217;in Selanik&#8217;teki üyelerinden Musevi Lider Emanuel karasu , Jön Türk hareketini ustaca manevralarla Masonluğa bağlayan halka olacaktır. Emanuel karasu I. Dünya Savaşı&#8217;na  sokulan Osmanlı ordusunun iaşe müfettişliğini kapmış ve bu işten hatırı yüklü bir servet kazanmıştı. Ancak savaş suçlularının yargılanacağı belli olunca , o da diğer vatan kurtaran arslanlarımız gibi yurt dışında alacaktı soluğu . 1919 &#8216;da İtalya&#8217;ya kaçtı ve orada , kazandığı serveti ölünceye kadar harcadı. Sonradan anlaşıldı ki , Karaso , İtalyan vatandaşıymış! <em>(Mustafa Armağan , Abdülhamid&#8217;in Kurtlarla Dansı)</em></p>
<p>Emanuel Karasu ya da Emanuel Karaso sonradan Emanuel Carasso, Selanik doğumlu musevi asıllı Osmanlı siyaset adamı. Selanik&#8217;te avukatlık yaparken İttihat ve Terakki Cemiyetine üye oldu. II. Meşrutiyet&#8217;ten sonra Meclis-i Mebusan&#8217;a girdi. II. Abdülhamit&#8217;in tahtan indirilmesine gelen heyetin sözcüsü, Danone firmasının kurucusu, Bilge Karasu ve İzak Karasu (Isaac Carasso) nun babası. Selanik&#8217;te kurulan Risorta isimli Mason locasının ilk başkanı. 1912 ve 1914 yıllarında iki sefer daha mebus seçildi. Mondros Mütarekesi sonrasında İtalya&#8217;da Trieste&#8217;ye yerleşti ve 1934 tarihinde, aynı yerde öldü. <em>(wikipedia.org)</em></p>
<p>Karaso , İtalya&#8217;dan para alan bir casus olup , Libyan &#8216;nın İtalya tarafından yutulmasına meş&#8217;um bir rol oynamış , sonradan İtalya&#8217;ya kaçmış bir vatan hainidir. <em>(Yılmaz Öztuna , Büyük Türkiye Tarihi)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/emanuel-karasu-hakkinda-yazilanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parvus Efendi Meğer Ajanmış</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/parvus-efendi-meger-ajanmis.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/parvus-efendi-meger-ajanmis.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2010 00:12:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=57335</guid>
		<description><![CDATA[CHP&#8217;li Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun, Türkiyenin &#8216;Kültür Mozaiği&#8217; içerisinde gösterdiği Parvus Efendi&#8217;nin aslında bir ajan olduğu ortaya çıktı. Parvus Efendi hakkındaki çarpıcı bilgileri, Sabah gazetesinden Engin Ardıç ve Akşam gazetesinden Atılgan Bayar köşelerine taşımış. Her iki yazar&#8217;da son cümlelerini, Kılıçdaroğlu&#8217;na hitaben birkaç cümle ile tamamlamışlar. İşte o iki yazı: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Parvus Efendi Başbakan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CHP&#8217;li Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun, Türkiyenin &#8216;Kültür Mozaiği&#8217; içerisinde gösterdiği Parvus Efendi&#8217;nin aslında bir ajan olduğu ortaya çıktı. Parvus Efendi hakkındaki çarpıcı bilgileri, Sabah gazetesinden Engin Ardıç ve Akşam gazetesinden Atılgan Bayar köşelerine taşımış. Her iki yazar&#8217;da son cümlelerini, Kılıçdaroğlu&#8217;na hitaben birkaç cümle ile tamamlamışlar. İşte o iki yazı:</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-57512  aligncenter" title="Kemal Kılıçdaroğlu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Kemal-Kılıçdaroğlu.jpg" alt="" width="332" height="399" /></p>
<p style="text-align: center;">CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu</p>
<p><strong>Parvus Efendi</strong></p>
<p>Başbakan partisinin kongresinde bir konuşma yaptı, &#8220;sahip çıkılması gereken değerli kişiler&#8221; listesi verdi, muhalif basın üç gündür tartışıyor. Başbakan&#8217;a uyuzluk olsun da torba dolsun.</p>
<p>Nasreddin Hoca&#8217;nın &#8220;şuna değdi, buna değmedi&#8221; hesabı gibi, &#8220;şu var da bu neden yok&#8221; geyiği ayyuka çıktı.</p>
<p>Başbakan&#8217;ın listesini, Kemal Kılıçdaroğlu da beğenmemiş. Beğenmesi beklenemezdi.</p>
<p>Ancak Sayın Kılıçdaroğlu, bu gibi durumlarda hemen akla gelen Yaşar Kemal, Aziz Nesin &#8220;harcıalem&#8221; isimleri saydıktan sonra, bu listede &#8220;Parvus Efendi&#8221;yi de görmek istediğini belirtmiş.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, Parvus Efendi&#8217;yi, Tatyos Efendi, ya da Yorgo Bacanos gibi birisi sanıyor olmalı!</p>
<p>Üstelik Parvus &#8220;Efendi&#8221; ha. &#8220;İttihatçı ağzıyla&#8221; söylenişi. Liman von Sanders &#8220;Paşa&#8221;, Von der Goltz &#8220;Paşa&#8221;, Yarbay Lange &#8220;Bey&#8221; gibi bir şey.</p>
<p>Bu adamın asıl adı, Alexander Helphand.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-57515  aligncenter" title="Alexander Parvus" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Alexander-Parvus.jpg" alt="" width="245" height="379" /></p>
<p style="text-align: center;">Parvus Efendi</p>
<p>Türk olmadığı gibi, &#8220;Osmanlı tebaı&#8221; falan da değildir.</p>
<p>Kendisi bir Alman ajanıdır.</p>
<p>Aynı zamanda silah taciridir.</p>
<p>O dönemin Alman gizli servisi tarafından &#8220;sosyalist rolü oynamakla&#8221; görevlendirilmiştir, hani bizim Mahir Kaynak gibi.</p>
<p>Nitekim, 1917 yılında Rusya&#8217;nın daha da karıştırılması, büsbütün çökertilmesi ve savaştan çekilmesi için Lenin ve arkadaşlarını Zürih&#8217;ten hani o ünlü &#8220;mühürlü trenle&#8221; Almanya&#8217;yı dikine geçerek İskandinavya üzerinden Petersburg&#8217;a gönderen de bu adamdır! Pazarlığı o yürütmüştür.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Lenin-ve-Halk.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-57516  aligncenter" title="Lenin ve Halk" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Lenin-ve-Halk-560x371.jpg" alt="" width="560" height="371" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Lenin</p>
<p>Düşman topraklarından düşmanla anlaşarak rahatça geçen, &#8220;Alman smokiniyle devrim gerdeğine giren&#8221; Lenin&#8217;i eleştirmek doksan yıldır hiçbir komünistin aklına gelmemiştir, işin o yanını geçelim şimdi.</p>
<p>Parvus &#8220;namıyla maruf&#8221; Helphand, İstanbul&#8217;da uzun süre bulundu.</p>
<p>Görevi, Almanya&#8217;ya domalmış İttihat ve Terakki büyüklerine akıl öğretmekti.</p>
<p>Savaşı kazanırsak bir Alman sömürgesi haline gelecek olan Türkiye&#8217;yi buna hazırlamak. Özellikle, İttihatçılar&#8217;ın &#8220;Turancılık&#8221; ideolojisini iyice körüklemek. Rus İmparatorluğu parçalanıp Enver Kafkasya&#8217;ya dalsın ki Bakû petrolleri Almanlar&#8217;a kalsın!</p>
<p>İttihatçılar bu adama &#8220;izzet ve itibar&#8221; ettiler, el üstünde taşıdılar. Ağzının içine baktılar. Şimdi de, İttihat ve Terakki&#8217;nin mirasçısı olan Cumhuriyet Halk Partisi mi bakacak yani?</p>
<p>Meraklısı bilecektir: Parvus, Kemal Tahir&#8217;in romanlarında, özellikle Yorgun Savaşçı&#8217;da da &#8220;Carlos Çorbacı&#8221; olarak geçer.</p>
<p>Buraya kadarını Google&#8217;a bakmadan, bu adamın dilimize de tercüme edilmiş biyografisine yeniden şöylesine bile bir göz atmadan, hafızamdan, kafadan yazdım sevgili dostlar. Bir densiz işgüzar çıkıp da &#8220;araklıyor&#8221; demesin diye. Merak eden açar bakar, okur. Doğum tarihini, ölüm tarihini falan da öğrenir. Burası ansiklopedi sayfası değildir. Bize düşen, değinmektir.</p>
<p>Fakat Kılıçdaroğlu bu potu cahilliğinden kırdıysa kötü. Bilerek konuştuysa, o daha da kötü.</p>
<p>Benim söyleyeceğim şudur: Parvus&#8217;u &#8220;kültür mozaiğimiz&#8221; içinde kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na, değil oy vermek, günahımı bile vermem.</p>
<p>***</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun, Tayyip Erdoğan&#8217;a nispet yaptığı açılım listesindeki bir ismi görünce gözlerim yerinden oynadı:<br />
Parvus Efendi!<br />
Kim yahu bu, diyeceksiniz. Anlatayım.<br />
Bu adamın gerçek adı, Alexander Israel Helphand.<br />
Adından da anlayacağınız gibi, bir Yahudi. Ama bu Alman/Rus vatandaşının Yahudi kimliğinden çok daha farklı vasıfları var.<br />
Bir kere Alman, Rus ve Osmanlı ihtilallerinde bu ülkelerde bulunuyor ve ihtilalleri kışkırtıyor.<br />
Aktif bir Bolşevik teoriysen.<br />
Ve fakat, II. Meşruiyet&#8217;ten sonra Osmanlı&#8217;da, hem ülkeyi bölünmeye götüren İttihat ve Terakki&#8217;yi; hem de daha sonra Türk Milliyetçiliği&#8217;nin kurucularını doktrine ediyor.<br />
Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Tekin Alp (Moiz Kohen)&#8217;e teorik ağabeylik yapıyor. Milliyetçi yayınlarda, yazılar yayınlıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-57517  aligncenter" title="Yusuf Akçura" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Yusuf-Akçura.jpg" alt="" width="320" height="412" /></p>
<p>İttihat ve Terakki üzerindeki etkisiyle, Osmanlı&#8217;nın Almanya&#8217;nın yanında I. Dünya Savaşı&#8217;na girmesini kışkırtıyor.<br />
Savaş süresince silah ticareti yapıyor, dünyanın sayılı zenginlerinden biri oluyor ve Lenin devrimini finanse ediyor.<br />
Lenin ise, devrimden sonra, ortalığı karıştırabileceği endişesiyle onu ülkeye kabul etmiyor.<br />
1924 yılında, dünyanın en zengin adamlarından biri olarak ölüyor.<br />
Buraya kadar okuduklarınız gözünüzün önüne bir profil getirmiştir.<br />
Şimdi daha ileri gidelim ve Kılıçdaroğlu&#8217;nun açılım listesindeki Parvus Efendi, yani Alexandre Israel Helpland hakkında İlk kez bu sütunda okuyacağiniz bilgilere geçelim:<br />
Parvus Efendi aynı zamanda büyük bir Mason üstadıydı. Ama o devirdeki Masonluğu bugünkülerle karıştırmayın. Dönemin Mason localarında gizli ama doğrudan siyaset planlaması yapılıyordu.<br />
Moskova&#8217;daki Uranis locasına üyeydi.<br />
Türkiye&#8217;de Abdülhamit&#8217;in devrilmesinde büyük rol oynayan ve merkezi Rusya&#8217;da olan Astrea locasını, Abdülhamit&#8217;in burnunun dibinde oluşturmuştu.<br />
Keza, kendi yetiştirmesi Jalobinsky, ilk Siyonist örgüt olan Meskala&#8217;yı İstanbul&#8217;da  kurmuştu.<br />
Tarihte şöyle bir baktığımızda; Osmanlı&#8217;yı Filistin&#8217;i kaybedeceği bir savaşa girmesi konusunda teşvik eden bu adamın, tesadüf bu ya, o topraklarda yeni bir devlet kurulmasının teorik altyapısına da aynı zamanda katkıda bulunmuş olduğunu görüyoruz.<br />
Türk sosyalistleri ve milliyetçileri ise Parvus Efendi&#8217;yi çok sevmişti. Değil mi ki, hem bolşevikti hem de Türk Milliyetçiliği&#8217;ne teorik katkılarda bulunuyordu. O vakit Lenin ona kapıları kapatsa da, iyiydi. Parvus Efendi onlara &#8216;anti-emperyalist&#8217; yüzünü göstermişti sadece.<br />
Peki CHP&#8217;nin açılım listesinde hangi niteliğiyle yer alıyor Parvus Efendi?<br />
Bu soruya da, Kılıçdaroğlu cevap versin, zahmet olmazsa.</p>
<p><em>(Atılgan Bayar, Akşam)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/parvus-efendi-meger-ajanmis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babıali&#8217;nin Hekimoğlusu</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/babialinin-hekimoglusu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/babialinin-hekimoglusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 19:56:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=55441</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hekimoğlu İsmail&#8221; müstear ismiyle 40&#8242;ın üzerinde kitap ve sayısız makaleye imza atan yazar Ömer Okçu, bugünlerde çok hasta. Babıali&#8217;nin usta kalemi sevenlerinden dua bekliyor. Minyeli Abdullah ile Erzincanlı Ömer arasında pek fark yoktur aslında. Ha Mısır&#8217;da maznunsun, ha Türkiye&#8217;de parya. Dinini, milletini, devletini seven orada da horlanır, burada da. DUALARINIZI BEKLİYOR Çengelköy&#8217;de ziyaret ettiğimiz Ömer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Hekimoğlu İsmail&#8221; müstear ismiyle 40&#8242;ın üzerinde kitap ve sayısız makaleye imza atan yazar Ömer Okçu, bugünlerde çok hasta. Babıali&#8217;nin usta kalemi sevenlerinden dua bekliyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Hekimoglu-İsmail-Hasta-Yatağında.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-56315  aligncenter" title="Hekimoglu İsmail Hasta Yatağında" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Hekimoglu-İsmail-Hasta-Yatağında-560x317.jpg" alt="" width="560" height="317" /></a></p>
<p>Minyeli Abdullah ile Erzincanlı Ömer arasında pek fark yoktur aslında. Ha Mısır&#8217;da maznunsun, ha Türkiye&#8217;de parya. Dinini, milletini, devletini seven orada da horlanır, burada da.</p>
<p><strong>DUALARINIZI BEKLİYOR</strong></p>
<p>Çengelköy&#8217;de ziyaret ettiğimiz Ömer Abinin okuyucularımıza çok selamı var. Yüzünden okunsa da ızdırabını saklıyor. Ne şikayet ne yakınma. Sadece dua bekliyor.</p>
<p>Altmışlı yıllar. Ümraniye henüz avuç içi kadar. Merkez dediğin beş on sokak. Üç beş sokak da Sondurak&#8217;ta. Çakmak mahallesi şekillenmemiş daha. Tabiri caizse mezra.<br />
Ana caddeyi saymazsanız yol yok, elektrik yok, su yok.<br />
Ama kasap var, berber var, yazlık sinema var. Bakkallarda çivit, ispirto, üç ortalı harita metod, timsahlı kalem, teneke kutuda bisküvi ve zambo sakız satılıyor. En gözde ürün gaz ve lamba camı. Lüküs hakikaten lüks, benim diyenin eline geçmiyor.<br />
Fırıncı merkeple ekmek dağıtıyor, yumurta saman dolu sepetlerden seçiliyor.<br />
Bahçesinde tulumba olmayanlar galvaniz kovaları yükleniyor, en az kırk kişinin beklediği çeşme başında sıraya giriyor.<br />
Otobüs parmak hesabı, kaçıran taaa Kısıklı&#8217;ya yürüyor. Mesafe mesele değil de Namazgâh civarı çok sapa, çoban köpekleri üstünüze üstünüze geliyor.<br />
Arazinin ortasına bir ilkmektep yapmışlar, çamur taa belinize çıkıyor. Okula girmeden evvel çizmelerini yıkamayan azar işitiyor.</p>
<p><strong>VATİZDİZ? İTİ ZEBUK!</strong></p>
<p>Orta ve lise bildiğiniz baraka, dikine kesilmiş konserve kutusu diyeyim de anlaşıla. Oluklu saçtan yapılan derslikler yazın yanıyor, kışın donuyor. Düşen perçinlerin deliklerinden içerisi görünüyor.<br />
İngilizce muallimi yok, vekil öğretmenler &#8220;Vatsyorneym? Mayneymiz&#8221;in ötesinde bir şey öğretemiyor. Gatenby tarafından hazırlanan 949 baskılı kitaplarda Mr ve Mrs Brown adlı bir karı koca ile George, Jack, Mary ve Rose adlı dört veled var ama bunlar ne yer, ne içer, ne konuşurlar? Muammayı çözemeyenler Ömer Okçu&#8217;nun kapısını çalıyor.<br />
Ömer Abi çiçeği burnunda bir astsubay. Defalarca Amerika&#8217;ya gitmiş gelmiş, gavurun lisanını sular seller gibi konuşuyor.<br />
Talebelerinden biri abim, akşamları defterini koltuğuna sıkıştırıp derse gidiyor. Umumiyetle misafir odasına alıyor, oturacak yer bulursan çök, yer kitap, gök kitap. Ortalık müsveddeden geçilmiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-56316  aligncenter" title="Hekimoglu İsmail Gençliği" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Hekimoglu-İsmail-Gençliği.jpg" alt="" width="246" height="281" /></p>
<p><strong>YASSAH HEMŞERİM!</strong></p>
<p>Bir gece yatsı vaktiydi, kapı çalındı baktık Ömer abi. Tedirgindi. Elinde kül renkli bir dosya. &#8220;Yüzbaşım rica etsem gözden geçirir misin acaba? Bak kırılacağımı sanma, sizin fikriniz önemli, eksiği gediği neyi varsa?&#8221;<br />
Tükenmez kalemle yazılmış yüzlerce kağıt. Okumayı yeni sökmüşüm, başlık gözümden kaçmıyor. &#8220;Midyeli Abdullah&#8221; diye heceliyorum, gülmekten kırılıyor.<br />
Babam geceleri eline sabit kalemi alıyor, kendince bir şeyler çiziyor, oklar, notlar. Yatarken kağıtları dürüp paketliyor, camdan fıydırılacak hale getiriyor.<br />
Söylemiyorlar ama biliyoruz. O günlerde subay, astsubay evleri basılıyor, ola ki dini bir yayın, bir Osmanlıca kitap yakalattın, çıra gibi yandın.<br />
Hele İslam harfleri cızzz. Buldular mı başına en püsküllüsünden dert aldın. Velev ki bu Cumhuriyeti ve İstiklal harbini öven bir kitap dahi olsa.<br />
Babam bir zamanlar sahaflardan hayli taş baskı ve yazma toplamış. N&#8217;olur n&#8217;olmaz diye bir ahbabına yollamış. Adamcağız da ürkmüş, gömmüş, kitaplar kitaplıktan çıkmış. O güzelim cildlere, ince tezhiplere nasıl yanmazsın, sayfalar erimiş erimiş akmış.</p>
<p><strong>HEKİM OĞLUNUN OĞLU</strong></p>
<p>Meğer Ömer abi de bazı kitapları poşetleyip kuyuya sarkıtıyor, çalışmalarını döşeme tahtasının altında, sifon haznesinde saklıyormuş. Halbuki genç bir askerin şiir roman yazması kadar tabii ne var? Masum, mâkul, temiz, gayretler bunlar.<br />
Sanırım bu kadar peşrev yeter, artık hikayesine girsek iyi olacak.</p>
<p>Efendim Ömer Okçu 1932 yılında Erzincan&#8217;da doğuyor. Hekimoğlu mahlası boş değil, dedesi İsmail yörede tanınan bir hekim, Ermeniler tarafından şehit ediliyor.<br />
Babası Fahri Bey Kâzım Karabekir Paşa&#8217;nın emrinde dört yıl askerlik yapıyor. Savaş bitiyor, elde avuçta bir şey yok. Garibim madalyasını satıp kerpiç bir ev alıyor.<br />
O yıllarda devletlüler halka yol, okul, hastane getiremiyor ama baskı kurmasını pek biliyorlar. Misal, Kur&#8217;an-ı kerim yasak. Bir kaç gözü kara ihtiyar, tehlikeyi göze alıyor, çocuk okutuyor. Ömer Abi de saklana saklana bir kadının evine gidiyor, jandarma korkusundan ödleri kopuyor.<br />
Derken Erzincan zelzelesi. Henüz 7-8 yaşlarında. Gecenin bir vakti sarsıntıya uyanıyor, bir bakıyor duvar kaydı gitti, çil çil yıldızlar görünüyor. Onu toz toprak içinden çekip alıyorlar, dışarısı ayaz, üstünde sadece fanilası pijaması var. O hengamede kız kardeşi vefat ediyor, ağabeyi sır oluyor bir daha haber alınamıyor.<br />
Ortalık harabe, yokluk kıtlık bel büküyor. Sonraki yıllar zor geçiyor, garibim büyük hedeflerini ertelemek zorunda kalıyor. Bir an önce eline ekmek alabilmek için Astsubay Okuluna yazılıyor.</p>
<p><strong>KAMETLEMESİNİ BİLSE</strong></p>
<p>Okulu bitirip kıtaya çıkıyor. Neşeli, yakışıklı bir genç. O günlerin en gözde kulüplerinden Davutpaşa&#8217;da forma giyiyor. Çalımbaz, süratli, bilekleri kıvrak. Hasımlarını bir o yana, bir bu yana yatırıyor.<br />
Etrafında bomboş insanlar, alkol, fuhuş, kumar. Sıkılıyor, daralıyor.<br />
Yıl 1950. Bir ikindi Süleymaniye Camii&#8217;ne giriyor. Cemaat iki kişi. Biri o, diğeri imam. Hoca efendi &#8220;haydi kametle&#8221; diyor. İyi de kamet nasıl getiriliyor?<br />
İşte o açlık ile okumaya başlıyor, &#8220;Serdengeçti&#8221; derken &#8220;Büyük Doğu&#8221; ile tanışıyor.<br />
İlk yazılarını Babaeski&#8217;de tek odalı bir evde yazıyor, büyük bir cesaretle Necip Fazıl&#8217;a yolluyor.<br />
Ya duyarlarsa?<br />
Duyarlarsa duysunlar! O zemheri gecesi enkaz altından don gömlek çıktı ya, artık tehlikelere aldırmıyor. Rızka Allah (Celle Celalüh) kefil, kullara takılmıyor.<br />
Yıl 1958. Bir kurs sonrası ABD&#8217;den dönüyor. Atlas Okyanusu üzerinde tayyarenin dört motorundan üçü susuyor, hızla irtifa kaybediyorlar. Öyle ki dalgaların köpükleri görünüyor. Uçuş ekibi son bilgileri veriyor. &#8220;Köpek balıklarından korunmak için şu kimyasalı sürün, havadan görünmek için şu boyayı dökün&#8221;.<br />
Millet panik içinde Ömer Abinin rahatlığı kan donduruyor. &#8220;Sevinin&#8221; diyor, &#8220;Sevinin büyük bir mezarımız olacak. Çok büyük. Okyanus kadar!&#8221;</p>
<p><strong>BİZİM ÖMER&#8217;İN ROMANI</strong></p>
<p>İlerleyen yıllarda gözlerini ağrıtasıya okuyor, parmaklarını acıtasıya yazıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Hekimoglu-İsmail-Çalışırken.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-56317  aligncenter" title="Hekimoglu İsmail Çalışırken" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Hekimoglu-İsmail-Çalışırken-560x520.jpg" alt="" width="560" height="520" /></a></p>
<p>Derken Minyeli Abdullah, Sabah gazetesinde tefrika ediliyor. Üstleri birşeylerin farkındalar ama mahlas kullanıldığı için ispat edemiyorlar.<br />
O günden sonra yıldırma seansları başlıyor. Alıyorlar bir odaya, saatlerce oturtuyor, oturtuyor, salıyorlar. Adı &#8220;sakıncalı personel&#8221; ya, vebalı muammelesi görüyor. Ömer Abi açıkça teklif ediyor: &#8220;Hoşlanmıyorsanız tayin edin.&#8221;<br />
- Olmaz!<br />
- Atın öyleyse.<br />
- O hiç olmaz!<br />
Nasıl atsınlar? Onsuz işler sarpa sarıyor. Derken gece yarısı baskınları, evinde şok aramalar. Sarma tenceresi bile didikleniyor. Yok, yok, yok.<br />
Ta ki bir arkadaşı sağda solda &#8220;Bizim Ömer&#8217;in Romanı&#8221; diye boşboğazlık edinceye kadar. Mahkeme, mahkeme, mahkeme. Düşünebiliyor musunuz askeri savcı 7 yıl hapsini istiyor. Ömer Abi, Sermin Teyzeye &#8220;Beni tevkif ettiler mi üç gün bekle&#8221; diyor, &#8220;baktın gelmedim, kolundaki bilezikleri sat, doğru babana! Dönersem ne âlâ, dönmezsem El Fatiha.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-41293  aligncenter" title="Minyeli Abdullah" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/07/minyeli-abdullah.jpg" alt="" width="302" height="443" /></p>
<p><strong>ZENGİN OL, FAKİR YAŞA</strong></p>
<p>Emekliye ayrılınca Yeni Asya gazetesinin başına geçiyor. Titiz, tertipli, geldiği saat belli, gittiği saat belli. Herkesten fazla çalışıyor ama kuruş almıyor. Yetmez gibi Anadolu&#8217;nun dört bir yanında konferanslar veriyor. Yol masrafıymış, konaklama ücretiymiş hepsi cepten gidiyor.<br />
Ömer Abi mütedeyyin insanların da ticaret yapmalarını çok istiyor. Çünkü hizmet parayla dönüyor. Birçok şirket kuruyor, sermaye sahipleri ile iş bilenleri buluşturuyor. Maksat &#8220;Bakın biz yaptık, oldu&#8221; demek.<br />
Oluyor da.<br />
Şüphesiz para kazanıyor ama dervişçe yaşıyor. Kırçıllı bir paltosu, damalı bir kaşkolu vardı. Bunlar yıllarca üstünde kaldı.<br />
Kitaplar, kitabevleri, yayın şirketleri, imza günleri.<br />
Malum cenah, yıldırmaya çalışıyor, nitekim bir yazısına kulp takıp içeri alıyorlar. Umurunda sanki, Şile Cezaevine gülerek giriyor, gülerek çıkıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Hekimoglu-İsmail-Sorgu.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-56318  aligncenter" title="Hekimoglu İsmail Sorgu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Hekimoglu-İsmail-Sorgu-560x319.jpg" alt="" width="560" height="319" /></a></p>
<p>Nazara mı geliyor bilmiyoruz, bir sabah namazı (3 Şubat 2002) Eyyûb Camiinde gözü kararıyor. Apar topar kaldırıyorlar, yorgun beden bitap, beyni kanıyor. Doktorlar &#8220;gidici&#8221; diyorlar ama dualar kabul oluyor, Allahü teâlâ onu sevdiklerine bağışlıyor.<br />
Şuuru yerine gelse de bazı şeyler bulanık kalıyor. Ama gayreti eskisi gibi. O yaştan sonra tekrar Kur&#8217;an-ı kerim öğreniyor. &#8220;Tohum gibiyim&#8221; diyor, yeşermeye çabalıyor.<br />
Ömer Abi bu günlerde de hasta. Ağrıları var, yürüyemiyor. &#8220;Derdimi Seviyorum&#8221; diye cild cild kitaplar yazan birinin halinden şikayetçi olmayacağı vakıa. Sadece dua bekliyor.</p>
<p><strong>NAZLI HİLAL AŞKINA</strong></p>
<p>Em. Füze. Alb. M. Necati Özfatura anlatıyor:</p>
<p>Ömer Okçu ile hem Kılıçlı&#8217;da hem de Alemdağ Füze Üssünde çalıştık. Çok iyi bir ekiptik, üç NATO teftişi geçirdik, üçünü de birinci bitirdik. Amerika&#8217;da atışlara katıldık, yine lideriz. Hem de açık ara farkla. Kafaya koymuşuz, nazlı hilal mutlaka zirvede olacak! İngilizi, Fransızı, İtalyanı. Düşünün NATO içinde kaç ülke var?<br />
Alemdağ tepe, rüzgâr ilik donduruyor. Mustafa 40 derece ateşle jeneratör başında. &#8220;Astsubayım seni revire göndereyim!&#8221;<br />
- Yok komutanım siz bu köhne jeneratörü çalıştıramazsınız sonra, teklerse sistemdeki değerler uçar. İşinize bakın, acı patlıcanı kırağı çalmaz.<br />
Diğerleri de öyle sabahlara kadar vida sıkarlar, birini atlasalar gitti puanlar. Hem inançlılar, hem donanımlılar. Yunus, Durmuş, Ünal. Hepsi ayrı pırlanta.<br />
Zekiler, uyanıklar. Ben de teşvik ettim, çoğu yüksek tahsil yaptılar.<br />
Zamanla et tırnak gibi olduk, birine diken batsa hepimizin canı yanar. Üs komutanı soruyor &#8220;Ya bu Necati&#8217;yi niye seviyorsunuz bu kadar?&#8221;<br />
Rahmetli Bahaeddin atlıyor: &#8220;Bilemem ama git şu Hercules&#8217;i (dev bir füze) sırtla dese, düşünmeden girerim altına.&#8221;</p>
<p><strong>KAHVENİN HATIRI</strong></p>
<p>Amerika&#8217;da atıştayız, El Paso&#8217;da. Ömer&#8217;le Juarez&#8217;e geçeceğiz, Meksika&#8217;ya. Hudut belli belirsiz, sadece küçük bir dere var arada. Tramvaya bindin tamam.<br />
Aşırı alkol alan ve vukuatları ile tanınan bir arkadaş ansızın dikildi karşımıza. Yüzünden düşen bin parça. &#8220;Juarez&#8217;in bataklık olduğunu bilmiyor musunuz? Ne işiniz var orada?&#8221;<br />
- Kahve alacaktık ama.<br />
- Alın benim kahvelerim sizin olsun. N&#8217;olur gitmeyin oraya!<br />
Adımız dindara çıkmış ya alaya alınacağımızdan korkuyor. Kalıba değil, kalbe bakacaksın. Bu ne temizlik ya. Donduk kaldık, gel de ağlama.<br />
Hava Kuvvetlerinde gelenektir, yıl sonu toplantıları yapılır. Tenkidler dinlenir, teklifler toplanır.<br />
Bir keresinde Ömer kalktı: &#8220;Efendim üssümüze bir cami yaptırsak.&#8221;<br />
- İyi de paramız yok, askerimiz az..<br />
- Ben ne bir torba çimento istiyorum, ne de bir er. Karışmayın yeter.<br />
Yapar mı yapar. Ah izin çıksa.</p>
<p><strong>KESİŞEN YOLLAR</strong></p>
<p>Ömer önceleri Ömerli&#8217;de otururdu. Köy mesirelik, yazları çağırır, pek de güzel ağırlar. Ne hikmetse yollarımız sık kesişti ondan sonra. Yıllarca komşuluk yaptık, hanımlar da iyi anlaştılar. Tekaüd olunca ikimiz de Babıali&#8217;ye koştuk, düşünebiliyor musun iş yerlerimiz yine aynı aralıkta (Çatalçeşme Sokak).<br />
Çok defa Üsküdar&#8217;dan vapura birlikte bineriz, birlikte vururuz Cağaloğlu yokuşuna.<br />
Onun en sevdiğim yanı bilmediğine &#8220;bilmiyorum&#8221; diyebilmesidir, muhatabını arar, çekinmeden sorar. Bir gün geldi, baktım elinde kağıt, belli ki soruları var. Ömer bu, kimbilir ne ince mevzular. Ani bir kararla &#8220;gel&#8221; dedim, birlikte Askeri liseden hocamız Emekli Albay Hüseyin Hilmi Işık Bey&#8217;in kapısını çaldık. Nasıl âlim, nasıl halim bir insan. Söz sözü açtı. Ümraniye&#8217;nin kelime manasından girdiler, Asr-ı saadet yıllarına açıldılar. Sahabe-i kiram efendilerimizi öyle bir anlattılar ki. Anlatamam. Odada Münevver Medine rüzgarları dolanıyor sanki, hurmalıklar hışırdıyor kulaklarımızda.<br />
Ayrıldık. Ömer çok hislenmiş, sesi titriyor ayan beyan. &#8220;İyi de abicim biz buraya niye geldik? Hani sorular?&#8221;<br />
- Ben istediğimi aldım Necati abi. Öyle ip uçları verdiler ki, düğümler çözülüverdi. Şimdi ufkum daha berrak!</p>
<p><strong>SATIRLAR ARASINDA</strong></p>
<p>TGRT FM Genel Müdürü Em. Füze Alb. İlhan Apak anlatıyor:</p>
<p>Alemdağ&#8217;da bir sene kadar birlikte çalıştık. Bir gün geldi &#8220;Komutanım matematik çalıştırır mısınız bana?&#8221;<br />
&#8220;Kabul&#8221; dedim, &#8220;Sen de İngilizce öğreteceksin ama!&#8221;<br />
Dostluğumuz ilerledi, baktım çok okuyor. Kitap olmayan bir evde büyümüş, büyük bir açlığı var. Felsefe, psikoloji, iktisat teorileri, mimari, Rus klasikleri, hukuk, tarih, coğrafya. Sağdan da okuyor, soldan da. Ne bulursa.<br />
Sabahlara kadar satırlar arasında geziniyor. Masanın bir ayağını kesmiş, uyursa sendeliyor, kendine geliyor.<br />
Kese kağıtlarını bile didikliyor, takvim yapraklarını, sararmış gazete kupürlerini saklıyor. Kırılmayacağını bildiğim için &#8220;selüloz tüccarı&#8221; diye takılıyorum ona.<br />
Ben de okumayı severim ama daldan dala konmam. Vaktimi seçme eserlere ayırır, tekrar tekrar okurum icabında.<br />
Nöbet geceleri uzundur, konu konuyu açar. Bazen yeri gelir, üç beş kelime ile katılırım mevzuya. Yüzüme hayretle bakar &#8220;Valla siz haklısınız komutanım&#8221; der, &#8220;bin kitap da devrilse bu incelik yakalanamaz!&#8221;</p>
<p><em>(www.saatlimaarif.com, Eylül 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/babialinin-hekimoglusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nevzat Tandoğan Neden İntihar Etti?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/nevzat-tandogan-neden-intihar-etti.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/nevzat-tandogan-neden-intihar-etti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 19:15:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=53893</guid>
		<description><![CDATA[Tek parti döneminin sembol isimlerinden biri olan Anakara valisi ve belediye başkanı Nevzat Tandoğan makam odasında tabancasını kafasına dayayarak 9 Temmuz 1946’da intihar eder. Atatürk ve Nevzat Tandoğan (Şapkalı) Bu intihar olayının arkasındaki düğüm henüz çözülemedi. 31 Mart isyanının bastırılması, Dersim isyanı gibi olaylarda aktif rol alan zamanın genelkurmay başkanı Kazım Orbay bu intihar olayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tek parti döneminin sembol isimlerinden biri olan Anakara valisi ve belediye başkanı Nevzat Tandoğan makam odasında tabancasını kafasına dayayarak 9 Temmuz 1946’da intihar eder.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-53676  aligncenter" title="Atatürk ve Nevzat Tandoğan" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Atatürk-ve-Nevzat-Tandoğan.jpg" alt="" width="450" height="303" /></p>
<p style="text-align: center;">Atatürk ve Nevzat Tandoğan (Şapkalı)</p>
<p>Bu intihar olayının arkasındaki düğüm henüz çözülemedi. 31 Mart isyanının bastırılması, Dersim isyanı gibi olaylarda aktif rol alan zamanın genelkurmay başkanı Kazım Orbay bu intihar olayı ile bağlantılı olarak görevden alınarak Askeri Şura üyeliğine tayin edildi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-54270  aligncenter" title="Kazım Orbay" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Kazım-Orbay.jpg" alt="" width="220" height="333" /></p>
<p style="text-align: center;">Kazım Orbay</p>
<p>Nevzat Tandoğan’ı intihara sürükleyen olay, büyükelçilerin doktoru olarak bilinen Dr. Neşet Naci Arzan’ın muayenehanesinde tabanca ile vurularak öldürülmesi ile başladı.</p>
<p>Cinayetin faili olarak Reşit Mercan adında bir kişi yakalanır. Fakat mahkemede Reşit Mercan çelişkili ifadeler vermeye başlayınca savcılık cinayetin adi bir suç olmadığı görüşüne vararak yeniden başlatır. Tahkikat sonucunda katile silahı sağlayan kişinin Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay olduğu anlaşılır.</p>
<p><strong>Nevzat Tandoğan katil zanlısı  ile görüşmüş</strong></p>
<p>Mehmet Sait Esen adlı dönemin ünlü bir gazetecisi cinayetin 100 bin Lira para karşılığında Haşmet Orbay tarafından azmettirildiğini, arabuluculuğu da Nevzat Tandoğan’ın sağladığını iddia eder. Katil zanlısı  Reşit Mercan teslim olmadan önce valilik binasında görüşmüş, bu görüşmeden sonra teslim olmuştur. Bu görüşme hakkında ne katil zanlısı ne de Nevzat Tandoğan görüşmenin yapıldığını söylemelerine rağmen ne konuştukları konusunda susmuşlardır.</p>
<p>Reşit Mercan, mahkeme devam ederken ifadelerini değiştirir, suçsuz olduğunu para karşılığında suçu  üstlendiğini, asıl katilin Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay olduğunu iddia eder.</p>
<p>Mahkeme Reşit’i adam öldürmekten suçlu bularak 20 yıl ağırlaştırılmış hapis cezası verir. Haşmet Orbay’da katile silah sağladığı gerekçesi ile 1 yıl hüküm giyer.</p>
<p>Dava, kendi içerisinde tezatlar olduğu gerekçesi ile Yargıtay tarafından bozulur ve tekrar görüşülmesi için Bolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilir.</p>
<p>Sanık Reşit Mercan,  kendi lehine tanıklık yapması için Vali Nevzat Tandoğan’ı şahit olarak gösterir.</p>
<p>Nevzat Tandoğan sade bir vatandaş  gibi mahkemeye çağrılmasından rahatsızdır. Mahkeme’de sanıkla görüştüğünü söylese de ona herhangi bir teklifte bulunmadığını  söyler. Hâkimin ne konuştuklarını sorması üzerine herhangi bir cevap vermez.</p>
<p>Gerçek suçlunun Haşmet Orbay olduğu mahkeme tarafından anlaşılır ve 18 yıl hapis cezasına çarptırılır.</p>
<p>İntihar etmeden bir gün önce Adalet Bakanı Ali Rıza Türel’e “Bana mahkeme suçlu gibi davranıyor. Ben Ankara valisiyim bu durumlara düşecek adam değilim“ der ve ertesi gün beylik tabancası ile intihar eder.</p>
<p>Nevzat Tandoğan mahkemeye çağrılmasını  bir onur meselesi mi olarak gördü yoksa Reşit Mercan’ın ifadelerinde söylediği gibi arabuluculuk mu yaptı bilinmez, dava bir daha açılmamak üzere kapatılır.</p>
<p><strong>Nevzat Tandoğan kimdir?</strong></p>
<p>Nevzat Tandoğan, Tek parti döneminin sembol isimlerinden birisidir. Atatürk döneminden başlayarak intihar edene kadar Ankara valiliği yapmış olan Tandoğan “Bu memlekete komünizm gelecekse onu da biz getiririz” sözlerinin sahibidir. Despotluğu hukuk tanımazlığı ile meşhur olup valiliğinin yanı sıra 18 yıl Ankara belediye başkanlığı da yapmıştır.</p>
<p>Said Nursi’yi makamına getirterek zorla şapka giydirmeye çalışmış, kendi döneminde köylülerin Ankara’ya girmesini yasaklamıştır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-54271  aligncenter" title="Sarıklı Said Nursi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Sarıklı-Said-Nursi.jpg" alt="" width="480" height="363" /></p>
<p style="text-align: center;">Sarıklı Said Nursi</p>
<p>Osman Yüksel Serdengeçti’nin kendisi hakkında konuştuğunu işitince tutuklanmasını istemiş, makamına getirildiğinde Serdengeçti’ye “<em>Ulan Öküz Anadolulu! Milliyetçilik, komünizm size ne, Sizin göreviniz mahsul yetiştirmek ve oğullarınızı  askere göndermektir. Sizden beklediğimiz sadece bunlardır!</em>”  demiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Osman Yüksel Serdengeçti (ortada)" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/osman-yuksel-serdengecti-ve-ahmet-kabakli.jpg" alt="" width="434" height="356" /></p>
<p style="text-align: center;">Osman Yüksel Serdengeçti (ortada)</p>
<p><em>(Dünya Bülteni, Şubat 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/nevzat-tandogan-neden-intihar-etti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İntihar Eden Yazarlar ve Son Notları</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/intihar-eden-yazarlar-ve-son-notlari.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/intihar-eden-yazarlar-ve-son-notlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 03:28:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=52721</guid>
		<description><![CDATA[Hakikat kapısını aralamış bir çok düşünür, yazar, şair; çıkmazlarda yol bulamaz hale gelince hayatını kendi arzusuyla noktalamak çözümüne köle olmuşlardır. Kafalarında dönüp duran, birbirine çarpıp hasarlara sebep olan düşünceler, sonsuz bir hakikatle tamir olunmayınca; sonlulardan bunalan insan son çareyi intiharda bulur. (Goethe) Heinrich Von Kleist: Bir sonbaharda Wannsee nehri kıyısında tabanca ile önce sevgilisini ardından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hakikat kapısını aralamış bir çok düşünür, yazar, şair; çıkmazlarda yol bulamaz hale gelince hayatını kendi arzusuyla noktalamak çözümüne köle olmuşlardır. Kafalarında dönüp duran, birbirine çarpıp hasarlara sebep olan düşünceler, sonsuz bir hakikatle tamir olunmayınca; sonlulardan bunalan insan son çareyi intiharda bulur. <em>(Goethe)</em></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Heinrich Von Kleist</span>: Bir sonbaharda Wannsee nehri kıyısında tabanca ile önce sevgilisini ardından kendini öldürdü. İntihar mektubunda şunları söyledi. &#8216;Yeryüzünde artık öğrenip edineceğim hiçbir şey kalmadığı için ölüyorum. Elveda! &#8216;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Ernest Hemingway</span>: Hayatının sonlarına doğru herşeyin boş olduğuna dair fikirleri oluştu. 62 yaşında babası ve annesi gibi av tüfeği ile kendini vurarak yaşamına son verdi. Nobel ve Pulitzer Ödülü sahibiydi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Romain Gary</span>: Dünya çapında tanınan bir yazardı. Eski jean seberg&#8217;de tutkuyla bağlıydı.Eşinin ölümden bir yıl sonra 65 yaşında Paris&#8217;te yaşamına son verdi. Ardından bıraktığı notta &#8216;çok eğlendim. hoşçakalın ve teşekkürler&#8217; yazıyordu.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sadık Hidayet</span>: İran edebiyatının önde gelen kaleminden biriydi. Daha önce bir kez intihara teşebbüs eden Hidayet&#8217;in ölümünü arkadaşı şöyle anlatır;&#8217;Paris`te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, ve buldu. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanıbaşında yerde duruyordu.&#8217;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Yukio Mişima</span>: Japon edebiyatının önemli kalemlerinden. Eşcinseldi. Aykırı yaşamı tepkilere neden oluyordu. 44 yaşında Hara &#8211; Kiri yaparak intihar etti.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Stefan Zweig</span>: Avusturyalı yazar. Yahudi asıllı yazar, Hitler&#8217;in dünya düzeninin kalıcı olmasından duyduğu korku ve karamsarlık sonucu girdiği bunalımdan kurtulamayaıp 61 yaşında karısıyla beraber intihar etti.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">John Kennedy Toole</span>: ABD&#8217;li yazar.Kitabının yayıncılar tarafından basılmaması sonucunda depresyone girdi ve 39 yaşında intihar etti.Ölümünden sonra kitabı basıldı Pulitzer Ödülü&#8217;nü kazandı</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Kurt Tucholsky</span>: Alman gazeteci ve yazar. Özel yaşamında geçirdiği çalkantılı dönemler, faşist Almanya&#8217;nın gidişatından duyduğu üzüntüler sonucunda bunalıma girdi ve 35 yaşında hayatına son verdi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Robert E. Howard</span>: Amerikalı yazar &#8216;Conan&#8217; başta olmak üzere pek çok çizgi kahramanın yaratıcısıydı. Annesinin ağır hasta olduğunu öğrenince bunalıma girdi. Ona olan düşkünlüğü ondan sonra bir hayat yaşamasına izin vermeyecek kadar büyüktü. Annesinin ölümünü görmemek için 30 yaşında intihar etti. [color="red"]Son sözleri şunlar oldu: &#8216; her şey olup bitti, ölüleri yakacak odunların üstüne yatırın beni, ziyafet sona erdi, söndürün kandilleri&#8230;&#8217; ^</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Virginia Woolf</span>: İngiliz edebiyatının en önemli kadın yazarıydı.Feminist çıkışları ile dikkat çekti Bir görüşe göre üvey babasının oğlunun tacizlerine dayanamayıp intihar etti. Buhranını şu sözlerle anlatır: &#8216;Yaşamak neden böyle içler acısı, neden bir uçurumun yanıbaşından geçen daracık bir yol gibi&#8221;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Beşir Fuad</span>: Ataistti. Kaderin insanın elinde olduğunu kendisine kanıtlamak için bileklerini keserek intihar etti. Öldüğünde 45 yaşındaydı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Osamu Dazai</span>: Japonların önde gelen edebiyatçılarındı.Hayatını esrarkeş, veremli ve alkolik biri olarak geçirdi. Birkaç kez intihar etmeye kalkıştı. Dazai, 1948’de metresiyle birlikte suya atlayarak intihar etti.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Jack London</span>: Tüm zamanların en çok okunan romancısı olarak kabul edilir.&#8217;Dişisine kötü davranan tek hayvan insandır&#8217; sözünün sahidir.Yazdığı kitaplardan çok para kazanmasına rağmen 40 yaşında ilaç içerek yaşamına son verdi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">İlhami Çiçek</span>: &#8216;Yalnız Hüznü vardır, Kalbi olanın&#8217; dizeleri ile buhranını anlattı. 29 yaşında balkondan atlayarak intihar etti.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Zafer Ekin Karabay</span> : Akademisyendi. Üniversitedeki odasında kendisi asarak intihar etti. Tek kitabı ölümünün ardından yayınlandı. &#8216; Hayatın neresinden dönülse kardır&#8217; dizeleriyle bir veda mektubu bıraktı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Arthur Koestler</span>: Kanser olduğunu öğrendikten sonra hastalığın kendisini yavaş yavaş öldürmesine tahammül edemedi ve yaşamına son vermeye karar verdi.Bu kararında eşi kendisi yalnız bırakmadı ve 82 yaşında eşiyle beraber hayatına son verdi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sadullah Paşa</span>: Babı-ali&#8217;nin sıkı kalemlerindedi. Viyana sefiri iken, ecnebi bir kadınla yaşadığı yasak aşkın duyulması sonucu bunalıma girip intihar etti. Tarihi Sadullah Paşa yalısının sahibiydi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Ziya Gökapl</span>: 27 yaşında tabanca ile intihara teşebbüs etti. Ölene kadar kafasındaki kurşunla yaşadı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Cesare Pavese</span>: İtalya&#8217;nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü&#8217;nü aldığı yıl bir otel odasında bir kutu uyku hapı alarak intihar etti.Öldüğünde 45 yaşındaydı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Eleanor Marx</span>: Marksizimin babası Karl Marx`ın en küçük kızıydı.Nikahsız yaşadığı adamın gizlice bir oyuncu ile evlendiğini öğrenince bunalıma girdi.Sevgilisinin temin ettiği hidrojen siyanürü içerek intihar etti. Elenor öldüğünde 45 yaşındaydı</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Tadeusz Borowski</span>: Rus yazar 1950 yılında Ulusal Edebiyat Ödülü&#8217;nü aldı. 1951 yılında gaz sobasından, gaz solumak suretiyle, 28 yaşında intihar ederek yaşamına son verdi.</p>
<p><em>(Fethi Üncal, Ocak 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/intihar-eden-yazarlar-ve-son-notlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hüzünlü Bir Dışişleri Bakanı Portresi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/huzunlu-bir-disisleri-bakani-portresi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/huzunlu-bir-disisleri-bakani-portresi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 20:39:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=52305</guid>
		<description><![CDATA[Ataktı, laflarını çiğnemezdi, doğru hedefe giderdi, hassasiyetlere bakmazdı. O bakımdan pek diplomat değildi. Sevilmezdi, fakat sayılırdı. Çünkü, söylediklerinde her zaman fikir ve mana vardı. (Semih Günver) Onun hakkında, “Parti arkadaşları arasında, hali, tavrı, giyinişi, konuşuşu. “R” harflerini telâffuz edemeyişi, kimseyi takmayışı, kırıcı davranışları ile sanki uzaydan gelmiş bir yaratık gibiydi” diyordu diplomasiden bir arkadaşı, ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ataktı, laflarını çiğnemezdi, doğru hedefe giderdi, hassasiyetlere bakmazdı. O bakımdan pek diplomat değildi. Sevilmezdi, fakat sayılırdı. Çünkü, söylediklerinde her zaman fikir ve mana vardı. <em>(Semih Günver)</em></p>
<p>Onun hakkında, “Parti arkadaşları arasında, hali, tavrı, giyinişi, konuşuşu. “R” harflerini telâffuz edemeyişi, kimseyi takmayışı, kırıcı davranışları ile sanki uzaydan gelmiş bir yaratık gibiydi” diyordu diplomasiden bir arkadaşı, ve ekliyordu: “Takatinin hududu yoktu, mücessem faaliyet idi.” Sunday Times’a bakılırsa o, muhtemelen Türkiye’nin yetiştirdiği en yetenekli Dışişleri Bakanıydı. The Times ise bu tespite “en zeki” sıfatını da ekliyordu.</p>
<p>Peki kimdi bu aykırı, yetenekli ve zeki dışişleri bakanı? Herhalde elimizdeki tanımlara ‘idam sehpasına tekme vurarak ölümden korkmadığını gösteren merhum siyasetçimiz’ açıklamasını eklersek çoğunuz tanıyacaksınızdır onu. O, kemikleri artık İstanbul Topkapı’da Adnan Menderes ve Hasan Polatkan ile beraber dinlenmeye çekilen Fatin Rüştü Zorlu’dan başkası değildir.</p>
<p><strong>Peki kimdir Fatin Rüştü Zorlu?</strong></p>
<p>1910’da anne ve baba tarafından paşa torunu ve İbrahim Rüştü Paşa’nın oğludur. Galatasaray’dan mezun olduktan sonra Cenevre’de hukuk okur. Ardından ver elini Dişişleri Bakanlığı. Artık Zorlu’nun kaderi uzun yıllar boyunca bu renkli kulvarda şekillenecektir, Türkiye’nin kaderiyle birlikte.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-52306  aligncenter" title="Fatin Rüştü Zorlu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/04/Fatin-Rüştü-Zorlu.jpg" alt="" width="195" height="298" /></p>
<p style="text-align: center;">Fatin Rüştü Zorlu</p>
<p>Hariciye deyip geçmeyin, cazip görünür dışarıdan ama iç yapısı, kendisi de bir hariciyeci olan Büyükelçi Semih Günver’in deyişiyle, bir ormana (jungle) benzer. Sürekli rekabet, dişişleri mensuplarının içini yer bitirir. Dostluklar aldatıcıdır. Büyük balık küçük balığı yutar orada. Alçak gönüllülüğe yer yoktur. Kimse kimseyi gerçekten sevmez.</p>
<p>Böylesine kıyıcı bir rekabet ortamında mücadeleye başlayan Zorlu’nun avantajları yok değildir. Paşa çocuğu ve torunu olmaktan başka, bir de göreve başladığı yıllarda Atatürk’ün değişmez Dıişişleri Bakanı postuna ısınmış olan Tevfik Rüştü Aras’ın kızı Emel Hanımla evlenir, üstelik nişan yüzüklerin bizzat Atatürk takar.</p>
<p>Rüzgârı arkasına almıştır ve artık çalışma vaktidir. Zorlu hakikaten çalışır. İlk büyük deneyimini Montrö Antlaşması görüşmelerinde yaşar (1936), ikincisini Hatay müzakerelerinde (1937). Bakandan takdirnamelerle ödüllendirilir.</p>
<p>Ancak Atatürk’ün ölümü ve İnönü döneminde kayınpederinin bakanlığı bırakması üzerine hamilerini kaybeder ve zor günleri başlar. Şifre Müdürlüğünü, Ticaret Dairesini yönetir. Görevse yapılacaktır. Bir makine gibi çalıştığı söylenir. “Makine gibi yorulmaz, makine gibi insafsız”dır. İş yüzünden etrafını kırıp döktüğü olur. Ama kişisel mesele olmaz hiçbir zaman.</p>
<p>Takvimin yaprakları 1950’yi gösterdiğinde Türkiye’de iktidar değişir ve Adnan Menderes fırtınasıdır başlar siyasette. Türkiye’nin NATO’ya girişinde onun ciddi katkısı görülür. Şu tesadüfe bakın ki, Adnan Menderes de hanımı tarafından uzaktan akrabası olmaktadır. Siyasete girmesi için asıl baskı, bir sonraki seçimlerde, yani 2 Mayıs 1954’de gelir. Ailesi ve yakın çevresi onu siyasette görmek istemektedir. Girer.</p>
<p>Devlet Bakanıdır artık ve Kıbrıs’ın ateş topu gibi olduğu devirlerden birindeyizdir. Kıbrıs politikasında başarılı ilk adımları atar atmasına ama, bu kendini dış politikaya adamış adama ilk darbe, bizzat Demokrat Parti grubundan gelir. Altı ay süren ilk Bakanlığı, 9 Aralık 1955’de DP Grubu’nun meşhur isyanı sırasında sona erer. Bir sonraki bakanlığı için artık 2 Kasım 1957’yi beklemesi gerekecektir.</p>
<p>Bakanlığı sırasındaki en büyük başarısı, Lozan’da muallakta bırakılan Kıbrıs meselesini yine Lozan’ın 30. maddesine dayanarak Türkiye’nin garantörlüğüne bağlamaktır. Müthiş bir müzakere maratonu içerisinde kendisine Lawrence Durrell’in Acı Limonlar adlı romanını delil gösteren Yunanlı meslektaşına Shakespeare’in Othello’sundan cevap yetiştirecek kadar birikimlidir, akıllıdır. Hatta Yunan tarafına en büyük darbeyi nerede indirmiştir, bilir misiniz? Yunan Parlamentosunun Kıbrıs zabıtlarını buldurup çevirterek ve orada, Yunanlıların gizledikleri ENOSİS, yani adanın Yunanistan’a ilhakı tezinin nasıl savunulduğunu İngilizler ve Amerikalıların gözüne soktuğu anda. İşte bu atak üzerine rakibi Averof, “Davayı kaybettik. Zorlu kazandı” demiştir.</p>
<p>Zorlu gerçekten de kazanmış mıdır? Bilinmez. Bilinen bir şey var ki, o da Kıbrıs’ı yeniden Misak-ı Millî sınırlarına katmasa bile, en azından Türkiye’nin garantörlük haklarını dünyaya kabul ettiren bu başarılı antlaşmadan yaklaşık bir yıl sonra, 27 Mayıs 1960 darbesiyle Zorlu’nun kendisini hücrede ve bundan yaklaşık 15 ay sonra da idam sehpasında bulduğudur.</p>
<p>Ondan geriye, “Kıbrıs’ı sattı” diye kendisine demediğini bırakmayan İsmet İnönü’nün son başbakanlığında Kıbrıs’a garantör devlet olarak müdahale etmeye kalkması (ne gariptir ki, İnönü’nün CHP’si mecliste bu antlaşmaya red oyu vermiştir), daha da ilginci, Kıbrıs’ı sattığı için kendisine küs olan Bülent Ecevit’in 1974’de Zorlu’nun eseri olan garantörlük hakkımıza dayanarak adaya müdahalede bulunmuş olmasıydı. Yani “Karaoğlan” unvanının arkasında 13 yıl önce ipe korkmadan uzanan başın teri yatıyordu. Zavallı Fatin Rüştü, Yassıada’dakilere bir türlü laf anlatamayınca Atatürk zamanında aldığı takdirnamelerden medet ummuştu. İş yaramış görünüyor mu sizce?</p>
<p><strong>Bir Dışişleri Bakanının idamı </strong></p>
<p>15 Eylül 1961 Cuma günü idama mahkûm edilen ve aynı gün idam hükümleri M.B.K. [Milli Birlik Komitesi] tarafından tasdik olunan üç kişiden Zorlu ve Polatkan gece yarısı bir hücumbotla İmralı adasına götürülmüşlerdir.</p>
<p>Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamı işinde cellâtlık yapacak olan altı kişi ve dinî telkinde bulunacak imamlar Cuma günü geç vakit İmralı’ya doğru yola çıkarılmıştı. Cellâtlardan Kemal Ayson ve Hasan imi eski bekçi, diğer cellâtlar kıptiydi [çingene]. (Bunlara daha sonra mahkeme kararıyle 150’şer lira cellâtlık ücreti verilmiştir. Zorlu ve Polatkan 16 Eylül 1961 Cumartesi sabaha karşı 2.40’da Yassıada’ya 30 mil mesafede bulunan İmralı adasındaki infaz yerine götürülmüşler, saat 3’ü 5 geçe ikisi hakkındaki hükümler infaz olunmuştur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Fatin Rüştü Zorlu İdamı" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/04/Fatin-Rüştü-Zorlu-İdamı.jpg" alt="" width="200" height="273" /></p>
<p>Zorlu sehpaya büyük bir soğukkanlılıkla çıkmıştı. Cellâdın telâş etmesi üzerine “acele etme” demiş, daha sonra cellâdın iskemleyi çekmesine fırsat vermemiş ve iskemleyi iterek kendisini boşluğa bırakmıştı. Polatkan infaz yerine kendisini kaybetmiş halde getirilmiş, daha önce mektup yazması için verilen bir kâğıdı da reddetmişti. İnfaz sırasında da hiçbir şey söylememişti.</p>
<p><em>(www.mustafaarmagan.com.tr)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/huzunlu-bir-disisleri-bakani-portresi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhammed Bozdağ</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/muhammed-bozdag.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/muhammed-bozdag.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 22:24:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=52258</guid>
		<description><![CDATA[Üniversitede arkadaş derdi dinleyerek başlayan merakı üç kitap 150 bin satışa ulaştı Muhammed Bozdağ, Amerikalı kişisel gelişim uzmanı Anthony Robbins ve Doğan Cüceloğlu&#8217;na benzetiliyor. Kişisel gelişim, başarı ve hayatın ruhsal yönüne atıflar yaptığı üç kitabı toplam 150 bin civarında sattı. Muhammed Bozdağ Türkiye&#8217;nin dört bir yanında konferanslar veriyor, imza günlerine katılıyor. 11 yıldır TBMM&#8217;de yasama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üniversitede arkadaş derdi dinleyerek başlayan merakı üç kitap 150 bin satışa ulaştı</strong></p>
<p>Muhammed Bozdağ, Amerikalı kişisel gelişim uzmanı Anthony Robbins ve Doğan Cüceloğlu&#8217;na benzetiliyor. Kişisel gelişim, başarı ve hayatın ruhsal yönüne atıflar yaptığı üç kitabı toplam 150 bin civarında sattı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-52259  aligncenter" title="Muhammed Bozdağ" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/04/Muhammed-Bozdağ.jpg" alt="" width="240" height="291" /></p>
<p style="text-align: center;">Muhammed Bozdağ</p>
<p>Türkiye&#8217;nin dört bir yanında konferanslar veriyor, imza günlerine katılıyor. 11 yıldır TBMM&#8217;de yasama uzmanı olarak çalışan Bozdağ ‘‘sol beyin odaklı&#8221; analizleri eleştirip ‘‘Hayata biraz da sağ beyin odaklı bakmalı. Ruhu, duyguları ve mana alemini ıskalamamak gerek&#8221; diyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin en fazla okunan kişisel gelişimcilerinden biri Muhammed Bozdağ. Son kitabı İstemenin Esrarı bir ayda 20 baskı yaptı. Ruhsal Zeka ve Düşün ve Başar adlı kitapları 40&#8242;ıncı baskıya yaklaştı. Okurları onu Amerikalı ünlü kişisel gelişimci Anthony Robbins&#8217;e ve Doğan Cüceloğlu&#8217;na benzetiyor.</p>
<p>Kişisel gelişim alanında dünya çapında ün yapmış isimlere benzetilmekten memnun Muhammed Bozdağ. Bu alanda yazılmış eserlerden yararlandığını söylüyor. Ancak eleştirmekten geri durmuyor: ‘‘Batıda gelişen kişisel gelişim çabalarında kudreti, gücü, yaratabilmeyi insani güce indirgeyen bir yaklaşım var. Bu doğru değil. Yaşamdan sonrasına dair hiçbir şey sunmuyor bu çalışmalar.&#8221;</p>
<p><strong>HAFTADA 650 OKURA CEVAP</strong></p>
<p>Bozdağ yaşamdan sonrasına dair tatmin edici bir şey söylenmedikçe gerçek mutluluğa ulaşılamayacağına inanıyor. Düşün ve Başar kitabını Batılı yazarlarda gördüğü eksiklikleri dikkate alarak yazdığını vurguluyor: ‘‘Sol beyin odaklı bakış açısı yetersiz. Sağ beyin bakış açısında hem madde, hem mana, hem ruh, hem zeká, her şey var. Bu unsurları bir arada ele almadan bir yere varamazsınız. Ben Robbins gibi binlerce insanı toplayıp gösteriler yapmıyorum. Binlerce insanla sessizce, yazılı iletişim kuruyorum. Daha geçen hafta 650 okuruma cevap mektubu yazdım.&#8221;</p>
<p>Muhammed Bozdağ&#8217;ı mesleği dışında yoğunlaşmaya iten neden yazarın kendi yaşamı: ‘‘Geçmişte ekonomik ve sosyal açıdan birçok zorluk yaşadım. Sıkıntılı süreçte hiç ummadığım yerlerden destek gördüm. Sonra bu destekleri sorgulamaya ve parapsikolojik olaylar yaşamaya başladım. Üniversitede önce arkadaşlarımın dertlerini dinledim, paylaşım arttıkça halka genişledi. Seminerler, radyo programları derken kitaplar çıktı ortaya. Kendi hayatımda uyguladığım çözümleri insanlarla rahatlıkla paylaşabildim.&#8221;</p>
<p><strong>KİTABI REÇETEYE YAZILIYOR</strong></p>
<p>Ölümden sonraki yaşama vurgu yapan, ahiret hayatını anlatan dini içerikli eserler sürekli yayımlanıyor. Peki, Bozdağ&#8217;ın yazdığı kitapların bunlardan farkı ne? İslami kesimin popüler yazarı kendinden oldukça emin bir cevap veriyor bu soruya: ‘‘Kitaplarım akla değil ruhlara hitap ediyor. Sadece kitap yazıp bunları ticari bir meta gibi sunmuyorum. Reçete olarak kitaplarımı yazan doktor okurlarım bile var.&#8221;</p>
<p>Çok satan kitapları sadece İslami kesime mensup insanlara mı hitap ediyor? ‘‘Kesinlikle hayır&#8221; diyor Bozdağ ve devam ediyor: ‘‘Kültürümüzde İslami değerler ön planda olduğu için bazı yerlerde İslami vurgular yapıyorum. Karamsarlığın hakim olduğu, takdirin kalmadığı, yeteneklerin övülmediği, bireyselleştikçe bencilleşen bir toplumda yaşıyoruz. Ben yapılan yanlış telkinleri düzeltmeye çalışıyorum.&#8221;</p>
<p>‘‘İslam denen büyük realite maalesef biçimsel kalıplara ve rutine dönüştü&#8221; diyerek İslami kesime hakim olmaya başlayan olumsuzlukları da sorguluyor Bozdağ.</p>
<p>Kadınların ve gençlerin kitaplarına daha yoğun ilgi göstermesinin kendisini mutlu ettiğini söylüyor. Okurlarının en azından yüzde 80&#8242;inin Allah&#8217;a inanan kişiler olduğunu düşünüyor. ‘‘Türkiye içinden ve yurtdışından birçok Musevi ve Hıristiyan okurum var.&#8217;</p>
<p><strong>RAPORTÖRLÜKTEN KİŞİSEL GELİŞİM UZMANLIĞINA</strong></p>
<p>İslami kesimin bestseller yazarı Muhammed Bozdağ, 1967 Trabzon doğumlu. Liseyi birincilikle bitirdi. ODTÜ Kamu Yönetimi bölümünden şeref öğrencileri listesine girerek mezun oldu. Yüksek lisans tez konusu ‘‘TBMM&#8217;nin Verimliliği&#8221;ydi. 1992&#8242;den beri TBMM&#8217;de yasama uzmanı olarak görev yapıyor. TBMM Sivas Olayları ve Mal Varlıklarını Araştırma Komisyonları&#8217;nda raportör olarak görev aldı. Yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan Bozdağ, radyo programları da hazırladı. Yedi yıl Hızlı ve Etkin Öğrenme, Güzel ve Etkili İletişim seminerleri verdi. Yazar, okurlarıyla irtibatını yetenek.com sitesinden sürdürüyor. Ankara&#8217;da yaşayan Bozdağ evli, iki çocuğu var.</p>
<p><strong>RECEP TAYYİP ERDOĞAN&#8217;IN ARKASINDAKİ KORUYUCU KALKANI FARK ETMİŞTİM</strong></p>
<p>Bize yönelen olumlu duygular, düşünceler ve dualar etrafımızda müthiş bir koruyucu kalkan oluştururken, aksi yönelimler savunmasız bırakır. 1996&#8242;da Tayyip Erdoğan&#8217;ın arkasında müthiş bir ruhsal koruyucu kalkan bulunduğunu fark ettim. Belediye başkanıydı, gelecekte Türkiye&#8217;nin başına geçeceğini görmüştüm.</p>
<p><strong>İNSAN AKLINI KEŞFETTİ AMA RUHUNU KAYBETTİ</strong></p>
<p>Modern teknoloji sayesinde insan aklını keşfetti, ama ruhunu kaybetti. 1950 sonrası doğan kuşağa bu yüzden Bunalım Kuşağı diyorlar. İnternet korkunç bir veri paylaşım ağı olarak çalışıyor. Ama verilerin en az yüzde 80&#8242;inin pornoyla ilgili olduğunu biliyor musunuz?</p>
<p><strong>MUTLULUK RUHA VE SONSUZLUK İNANCINA DAYANIR</strong></p>
<p>10 yıl önce Hürriyet&#8217;te bir haber yayımlandı. New York Psikiyatri Enstitüsü&#8217;nün farklı ülkelerden 40 bin kişi üzerinde yaptığı araştırmaya göre depresyonun başlıca iki nedeni şuydu: Tanrı inancının zayıflaması, ölümden sonra yaşam inanışının ortadan kalkması.</p>
<p><strong>HAYAT RUHSAL EĞİTİM PİSTİMİZDİR</strong></p>
<p>Dünyaya insan çekirdeği olarak ekildik, ağaçlaşmamız için doğanın şartlarıyla buluşmamız lazım. Eğitime talip olursak, hayatımız zengin, kültürlü, ve muhteşem geçecektir. Yok eğer tembellik yapar, zorluktan kaçarsak o zaman hayat fakirlik, ayrılık, kavga gibi sorunları üzerimize sürecek ve bizi zorla eğitecektir.</p>
<p><em>(Metin Yüksel, Hürriyet, </em><em>Aralık 2003</em><em>)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/muhammed-bozdag.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İman ile Gelen Dönüşüm: Necip Fazıl</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/iman-ile-gelen-donusum-necip-fazil.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/iman-ile-gelen-donusum-necip-fazil.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50420</guid>
		<description><![CDATA[İnsanın, inanç ve düşünce ikliminin değişmesiyle nasıl köklü ve temelden bir dönüşüm yaşayabileceğine misal olarak, İslam tarihinde, &#8220;İslam&#8217;dan önce Ömer, İslam&#8217;dan sonra Ömer&#8221; deyimi kullanılagelmiştir. Necip Fazıl ve hayatı da bu hususa misal gösterilebilir. Bu değişim, onun şiir kronolojisine bakıldığında açıkça görülür. Mürşit olarak benimseyip bağlandığı ve sayesinde hakikatlerle tanıştığını ifade ettiği Arvasî Hazretleri&#8217;nden evvel, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın, inanç ve düşünce ikliminin değişmesiyle nasıl köklü ve temelden bir dönüşüm yaşayabileceğine misal olarak, İslam tarihinde, &#8220;İslam&#8217;dan önce Ömer, İslam&#8217;dan sonra Ömer&#8221; deyimi kullanılagelmiştir. Necip Fazıl ve hayatı da bu hususa misal gösterilebilir. Bu değişim, onun şiir kronolojisine bakıldığında açıkça görülür.</p>
<p>Mürşit olarak benimseyip bağlandığı ve sayesinde hakikatlerle tanıştığını ifade ettiği Arvasî Hazretleri&#8217;nden evvel, karamsar, kötümser, yalnız ve ümitsiz bir hayat felsefesiyle sürüklenen şair; imanı bütün hakikatiyle benimseyip yaşadıktan sonra büyük bir aşk, şevk, aksiyon, azim ve kararlılıkla koca bir nesli ardından sürükler hale gelmiştir.</p>
<p>Kaldırımlar ve Otel Odaları, Necip Fazıl&#8217;ı şiir sanatındaki yeri açısından parlak bir yıldıza dönüştüren ve geleceğin büyük şairini müjdeleyen ilk eserlerdendir. Dil ve ahenk bakımından harika olan bu şiirlere aşina olanlar iyi bilirler ki, bu eserler sıkıldığında avuca yalnızlık, ıssızlık, korku, hüzün ve sıkıntı dökülür. Hayata dair kafasını kurcalayan müthiş soruları cevaplayamayan sancılı şair, sıkıntısına derman olacak bir şeyler bulamayınca kendini geceye ve karanlığa atar. Hayatın gerçeğini tam keşfedemediği için, gördüğü yalanları geceyle örtmeye çalışır ve kendine bir hakiki yoldaş bulamadığı için kaldırımlarla söyleşir:</p>
<p>&#8220;İçimde damla damla bir korku birikiyor.<br />
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.<br />
Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.<br />
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.&#8221;</p>
<p>Korku, hayat resminde hakim bir renktir. Yalnızlığını ve sıkıntılarını gece, kaldırımlar ve aslı astarı olmayan hayallerle paylaşmak durumundadır. Hakiki dostlardan bu kadar uzaktır şair. Diğer şiirlerindeki dekorlar da bunlardan pek farklı değildir:</p>
<p>&#8220;Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,<br />
Aradım, bir ömür arkadaşımı.<br />
Ölsem dikecek yok mezar taşımı.<br />
Halime ben bile hayret ederim.&#8221;</p>
<p>İnanmış bir gönlün kainattaki her varlığı bir ümmet görüp, her canlıya bir dost gözüyle bakan nazarından uzaktır şairin ilk devirlerindeki bakışı. Hayatta kendini yapayalnız hisseder. Etrafında kimse olmadığı gibi o, Allah gibi bir dostu görememenin ezikliği içindedir. Bu eziklik hayatındaki bütün lezzetleri de ister istemez ezmektedir:</p>
<p>&#8220;Susun susun uzakta ölümüme ağlayan,<br />
Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan.<br />
Şırıl şırıl<br />
Şırıl şırıl.<br />
Ne olurdu bir kadın, elleri avucumda,<br />
Bahsetse yaşamanın tadından başucumda.<br />
Mırıl mırıl<br />
Mırıl mırıl.&#8221;</p>
<p>Hakiki imandan uzak şair ölümden de ürker. Daha sonra göreceğimiz o Türk şiirinin ölümle dost mısralarının şairi, bu devirde ölüm karşısındaki çaresizliğiyle ağlamaklıdır. Ölmek istememekle beraber çok yaşamak da istemez; zîra ne ölümün ne de hayatın esrarını çözebilmiştir:</p>
<p>&#8220;Sanma bir gün geçer bu karanlıklar.<br />
Gecenin ardında yine gece var.<br />
Çocuklar hıçkırır anneler ağlar<br />
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim.&#8221;</p>
<p>Şair, hakiki imanın o engin ve sarsılmaz ümit dünyasından uzak olunca geleceği pek parlak görememektedir. Hüznün, gözyaşının, dert ve kederin bitmeyen dairevî dünyasında yaşamaya mahkûm bulur kendini. Böyle bir dünyada Allah gibi bir Yar-ı Vefalısı olmayan ruh elbet de gelecekten ümitsiz olacaktır.</p>
<p>Peki, Necip Fazıl gibi; dava, azim, ümit adamında, iman adına bir döneme damgasını vuran ve kendinden sonraki dönemlerde de bu değerlerin sancaktarlığını yapan bir şairde bu büyük dönüşüm nasıl gerçekleşti?</p>
<p>&#8220;Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum.<br />
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-51374  aligncenter" title="Uçurtma" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/03/Uçurtma.jpg" alt="" width="440" height="295" /></p>
<p>1934 tarihli bu beyit, karanlıktan aydınlığa adım atan Necip Fazıl&#8217;ın bu yeni dönemdeki inanç, his, düşünce ve şiir dünyasına girişini sembolize eder. Üstad bu tarihten önce kaleme aldığı şiirlerin çoğunu çöpe attığını ifade eder. Yukarıdaki beyitler ise 1934 öncesine ait olmakla birlikte, sanat değerinden dolayı, çöpe atmayıp Çile&#8217;ye aldığı şiirlerdendir. Öyle görünüyor ki şair hakikate kapalı bir dünya ile hakikati ayan beyan gören bir dünyanın ruhlardaki resmini çok iyi görebilmemiz için bunları Çile&#8217;ye almıştır.</p>
<p>Necip Fazıl, 1934 yılında Allah dostu Abdulhakim Arvasi Hazretleri&#8217;yle tanışır. Gözlerinde Yüce Yaratıcı&#8217;nın &#8220;Gören gözü olurum.&#8221; hakikatini taşıyan bu Allah dostu, ona ilk nazar edişinde gönlündeki buz dağları bir bir erimeye başlar. Doğduğu günden beri içindeki sancıları dindirecek bir hakikati kovalayan büyük şair bunu o bakışlarda bulmuştur.</p>
<p>Bu tanışmadan birkaç yıl sonra kaleme aldığı Çile adlı şiirinde bu gerçeği haykırır:</p>
<p>&#8220;Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik.<br />
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.<br />
İç içe mimari, iç içe benlik.<br />
Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur.&#8221;</p>
<p>Tefekkür dürbünüyle çevresine bakmayı öğrenen şair zerreden kürelere bir bakış sergiler. Eşyadaki baş döndürücü mimari, bu mimarideki sanat ve birlik onu Allah&#8217;a götürür. Daha önceki şiirlerinde karanlık tablolar çizen şair artık her yerde çevre çevre nur ve aydınlıkla karşı karşıyadır. İman, dünyasını aydınlatmıştır:</p>
<p>&#8220;Yaradan rahmetini kahrından üstün saydı,<br />
Ne olurdu halimiz gözyaşı olmasaydı!&#8221;</p>
<p>Allah&#8217;ın rahmetini açıkça görmektedir artık. İnançsızlığın verdiği o vahşet dünyası yıkılmış, rahmet ve merhametin ışıdığı yeni bir dünya açılmıştır önüne. Kainatta tecelli eden rahmet eserleri, göğün mavisi, ağacın yeşili, çiçeklerdeki rengarenk cümbüş, canavarlarda bile tecelli eden evlat sevgisi, insanların gönüllerine taht kuran aşk ve merhamet duyguları şairi Büyük Merhamet Sahibi&#8217;ne götürüp gönlünü dalgalandırır. Merhamet öyle doldurmuştur ki gönlünü, kainattaki rahmet eserleri gözyaşı pınarlarını coşturmuştur:</p>
<p>&#8220;Ölüm, ölene bayram, bayrama sevinmek var.<br />
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-51375  aligncenter" title="Tahta At" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/03/Tahta-At.jpg" alt="" width="550" height="243" /></p>
<p>&#8220;Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun<br />
Ölümü de öldüren Rabb&#8217;e secdeler olsun.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber.<br />
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber!&#8221;</p>
<p>Şair, ölümün yüzündeki bu korkunç görünümün bir maske olduğunu, bunun altındaki şirin simayı, iman gözüyle görmüş ve göstermiştir. İman, ölümden korkan şairi ölümü aşk ve şevkle arzulayan şair haline getirmiştir:</p>
<p>&#8220;Rahminde cemiyetin ben doğum sancısıyım.<br />
Mukaddes emanetin dönmez davacısıyım.&#8221;</p>
<p>Daha önceleri, gecelerden ve kaldırımlardan medet uman şair artık dertlere derman sunan bir dava adamı olmuştur. Artık büyük emanetin bir hadimi olarak görür kendini. İman, ona öyle bir azim ve kararlılık vermiştir ki, kendini bu yolun ne olursa olsun dönmez yolcusu olarak görmüştür.</p>
<p>&#8220;Yokuşlar kaybolur çıkarız düze,<br />
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze.<br />
Sapan taşlarının yanında füze,<br />
Başka alemlerden farkımız bizim.&#8221;</p>
<p>Şairdeki değişim büyüktür. İçinde karamsarlık yerine büyük bir ümit vardır. &#8220;Gecenin ardında yine gece var&#8221; diyerek ümitsizliğin derinlerinde gezen adam gitmiş, &#8220;Kavuşuruz sonu gelmez gündüze&#8221; diyerek ümidin zirvesinde koşturan bir adam gelmiştir. Kavuştuğu güzelliklerin farkındadır. İmanı ona öyle bir dünya vaat etmiştir ki; bu dünya başka hiçbir hayat görüşü ve felsefesiyle ölçülemeyecek kadar güzel ve eşsizdir:</p>
<p>&#8220;Tohum saç, bitmezse toprak utansın.<br />
Hedefe varmayan mızrak utansın.<br />
Hey gidi küheylan koşmana bak sen.<br />
Çatlarsan doğuran kısrak utansın.&#8221;</p>
<p>İman, şaire aynı zamanda büyük bir hamle adamı olma şuuru da vermiştir. Öyle bir hamle ve aksiyon adamıdır ki çevresindeki hiçbir menfîlik onu yapacağı işlerden vazgeçiremez. O, yapacağı işlerin neticesine bakmadan yapılması gerekeni yapacak kadar şuur sahibidir artık. Mühim olanın, kendisine düşen vazifeyi hakkıyla yapmak, gerisini düşünmeden yoluna devam etmek olduğunu kavramıştır:</p>
<p>&#8220;Mehmed&#8217;im sevinin başlar yüksekte.<br />
Ölsek de sevinin, eve dönsek de.<br />
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte.<br />
Yarın elbet bizim elbet bizimdir.<br />
Gün doğmuş gün batmış ebet bizimdir.&#8221;</p>
<p>Ümit ve şevkin zirveleştiği noktadır bu dörtlük. Zindanda bütün imkanlardan yoksun halde bile etrafa aşılanan şevk ve ümit&#8230; Şair daimî mekanı olmuş zindanlardan birindedir. Oğluna Türk şiirinin eşsiz şiirlerinden birini &#8220;Zindandan Mehmed&#8217;e Mektup&#8221;u yazar. Bediüzzaman&#8217;ın ifade ettiği gibi, hakiki imanı elde eden bir adam olarak, bu nimeti tadamamış saraylardaki nasipsizlerden daha hürdür. Öyle ki içerden dışarıya enginlik, ümit, aşk ve şevk saçar. Sadece dışarıya değil yakın ve uzak istikbale kadar gider bu ışık.</p>
<p>Sıkıntı ve kuruntularıyla kendini hayatın geçici zevklerine verip perişan eden bir adam, iman nuruyla, büyük yığınların dert ve ızdırabına çareler üreten büyük bir dava adamına dönüşmüştür. Hem öyle bir dava adamı ki, tek başına devrin bütün güçlerine kafa tutan, hakikatleri haykırdığı Büyük Doğu mecmuası her çıktığında hapse düşen ve hapisten her çıktığında tekrar büyük bir azimle mecmuasını yeniden çıkaran bir dava ve aksiyon adamı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-40114  aligncenter" title="Necip Fazıl Yazıyor" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/necip-fazil-yaziyor.jpg" alt="" width="250" height="169" /></p>
<p>Şu beyit, bu büyük dava şairinden kendinden sonraki dava adamlarına bir vasiyet gibidir:</p>
<p>&#8220;Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı.<br />
Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı.&#8221;</p>
<p><em>(www.hanimlar.com, 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/iman-ile-gelen-donusum-necip-fazil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Türk Kadın Tiyatro Oyucusu ve Bir Dramın Öyküsü</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ilk-turk-kadin-tiyatro-oyucusu-ve-bir-dramin-oykusu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ilk-turk-kadin-tiyatro-oyucusu-ve-bir-dramin-oykusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 01:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50447</guid>
		<description><![CDATA[Afife Jale (1902 &#8211; 1941) İlk Türk kadın tiyatro oyucusudur. Babası onun tiyatrocu olmasına karşıydı ve Afife&#8217;nin oyuncu olmasını hafiflik olarak görmekteydi. Afife evden ayrı yaşamak zorunda kaldı. Bu arada Darülbedayi&#8217;deki ücretli görevine de son verildi. Güvencesiz ve parasız kaldı. Yaşadığı sıkıntılar nedeniyle şiddetli baş ağrıları çekmeye başladı. Doktoru morfinle tedavi yoluna giderek büyük bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50448   aligncenter" title="Afife Jale" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Afife-Jale.jpg" alt="" width="200" height="301" /></p>
<p style="text-align: center;">Afife Jale (1902 &#8211; 1941)</p>
<p>İlk Türk kadın tiyatro oyucusudur. Babası onun tiyatrocu olmasına karşıydı ve Afife&#8217;nin oyuncu olmasını hafiflik olarak görmekteydi. Afife evden ayrı yaşamak zorunda kaldı. Bu arada Darülbedayi&#8217;deki ücretli görevine de son verildi. Güvencesiz ve parasız kaldı. Yaşadığı sıkıntılar nedeniyle şiddetli baş ağrıları çekmeye başladı. Doktoru morfinle tedavi yoluna giderek büyük bir yanlışlık yaptı ve Jale morfin bağımlısı haline geldi. Yaşamının son yıllarını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi&#8217;nde geçirdi ve 39 yaşındayken burada öldü. 1929&#8242;da evlendiği eşi Selahattin Pınar , Afife Jale için &#8220;Huysuz ve tatli kadin&#8221; adli şarkıyi bestelenmiştir. Günümüzde Yapı Kredi Sigorta tarafından düzenlenen ve gelenekselleşmiş hale gelen Afife Tiyatro Ödülleri her yıl sanatçının anısına düzenlenmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50452  aligncenter" title="Yapı Kredi Sigorta Afife Tiyatro Ödülleri" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Yapı-Kredi-Sigorta-Afife-Tiyatro-Ödülleri.jpg" alt="" width="490" height="409" /></p>
<p><em>(Vikipedi)</em></p>
<p>***</p>
<p>Afife, konak çocuğudur, emrinde mürebbiyeler halayıklar var mıdır bilmiyoruz ama Dr. Sait Paşa&#8217;nın torunu olduğuna göre rahat yaşar. O yıllarda kadınlar ya ev hanımı olurlar, ya da ev hanımı olurlar. Lâkin Afife akranları gibi çeyizle meyizle uğraşmaz. Müslüman kadınlara sahnenin &#8220;yasak&#8221; olduğu bir dönemde &#8220;tiyatroculuğa&#8221; merak salar.</p>
<p>Asrın başlarında ortalık toz dumandır, birileri ısrarla &#8220;hukuku delmeye&#8221; bakar ve &#8220;maşa&#8221; kullanmaktan çok hoşlanırlar. Nitekim şöhret krizine giren üç beş kızcağızı ayaklandırır, onlara &#8220;kahraman&#8221; muamelesi yaparlar. Bunlardan Memduha, Beyza ve Behire gözlerini açar, yakalarını siyaset simsarlarının elinden kurtarırlar. Refika ise sahne gerisinde çalışmaya başlar. Elde kalır mı Afife? Üç beş prova seyreden çocuğu havalara sokar, ona &#8220;asrın yıldızı&#8221; gibi davranırlar.</p>
<p>Bir ara Darülbedayi, Kadıköy Apollon Tiyatrosu&#8217;nda &#8220;Yamalar&#8221; adlı oyunu sahneye koyar. Ancak Eliza Benemenciyan adlı Ermeni kızı gruptan kopunca ortada kalırlar. Mâlum şahıslar Afife&#8217;nin sırtını sıvazlar &#8220;şimdi tam sırası&#8221; buyururlar. Bunun kanunen &#8220;suç&#8221; olduğunu bilmezler mi? Bilirler ama nasıl olsa onlara &#8220;bişeycik&#8221; olmaz, yanarsa Afife yanar.</p>
<p>Afife, &#8220;Jale&#8221; takma adıyla sahneye çıkar ve rolünü rahatlıkla oynar. O geceyi &#8220;Anlatılmaz bir sarhoşluk içinde idim&#8221; diye anlatır, &#8220;Ağlama sahnesinde, taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladım. Alkış, alkış, alkış. Perde kapandı, açıldı. Ayağımın dibine çiçekler atıldı. Muharrir Hüseyin Suat koşup geldi, alnımdan öptü. &#8216;Bize bir sanat fedaisi lâzımdı, işte o fedai sensin.&#8217; diye haykırdı.&#8221;</p>
<p>Afife henüz seksek oynayıp, ip atlayacak yaştadır, &#8220;fedailiğin&#8221; ne mânâya geldiğini &#8220;hakkında takibat açılınca&#8221; anlar. Yönetimle hesabı olanlar ufacık çocuğu gaza getirir ve &#8220;direnmesini&#8221; sağlarlar. Afife&#8217;yi &#8220;Odalık&#8221; oyununda bir Türk için &#8220;riskli&#8221; bir role soyundururlar. Akılları sıra tedbir alır, muhtemel baskında sahne arkasından kaçış yollarını hazırlarlar. Nitekim Afife zaptiyeleri görünce kazan dairesinden kömürlüğe geçer ve o günlüğüne paçayı yırtar.</p>
<p>Peki sonra? Sonra ne olsun çekirge bir sıçrar, iki sıçrar sonunda yakalayıp içeri alırlar. Belki polisler babacan bir tavırla vazifelerini anlatsalar, çocukcağız hak verecektir ama onlar &#8220;nush (nasihat) ile&#8221; babını atlar, &#8220;kötekle uslandırmaya&#8221; kalkarlar. Şöhretten başı dönen kızcağızı, döndüre döndüre döver, posasını sokağa atarlar. Sonra gider Darulbedayi idarecilerinin kulağını çeker, (dahiliye nezaretinin 204 sayılı bildirisiyle) kuralları hatırlatırlar.</p>
<p>O güne kadar Afife&#8217;ye &#8220;kurtarıcı&#8221; muamelesi yapan tiyatro idarecileri iki polis görünce tırsar, 17 yaşındaki kızcağızı cascavlak ortada bırakırlar. &#8220;Ne yer, ne içersin? Paran pulun var mı?&#8221; diye sormaz, selâmını bile almazlar. Garibim ailesinin yanına da dönemez zira mahallenin bitirimleri &#8220;Afife&#8221;ye &#8220;Aşufte&#8221; gözüyle bakmaya başlar. Çocukcağız boşa koyar dolduramaz, doluya koyar aldıramaz.</p>
<p>Her şeye yeniden başlamaya, biricik babasının hanım kızı olmaya, sıcak evinde oya moya yapıp nasibini beklemeye dünden razıdır ama meğer ki geçmiş ola. Sahi nerededir o sırtını sıvazlayanlar, alnından öpenler, ayakta alkışla-yanlar? Çaldığı kapılar yüzüne kapanır. Dost bildikleri &#8220;git, belediye baksın&#8221; der, başından savarlar.</p>
<p>&#8220;Olmak ya da olmamak.&#8221; Bunu sahnede terennüm kolaydır ama hayatla &#8220;oyun&#8221; olmaz. Afifecik soğuk ve rutubetli izbelerde, hırsızın uğursuzun dolandığı ucuz ve pis semtlerde sersefil bir hayat yaşar. Uykusuzluk, gıdasızlık hele hele çaresizlik onu çok hırpalar. Zaten bünyesi narindir, öksürük, aksırık neysede baş ağrılarına dayanamaz. Hekim geçinen &#8220;kalbi bozuklar&#8221; onu morfine alıştırırlar. Cumhuriyetin ilanı ile Türk kadınlarına uygulanan tiyatro yasağı kalkar. Ancak Afife eski Afife değildir, bir iki kırık dökük kumpanya ile Anadolu turnesine çıksa da aradığını bulamaz. Bir ara ud, tambur çalan Selahattin Pınar&#8217;la tanışırlar. Birbirlerinden hoşlanır ve evlenme kararı alırlar (1929). Kocası onun için besteler bile yapar ama Afife uyuşturucuyla yatar, uyuşturucuyla kalkar. Adam, bakar bataktan çıkası değil, ayrılırlar.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50450  aligncenter" title="Selahattin Pınar" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Selahattin-Pınar.jpg" alt="" width="270" height="405" /></p>
<p style="text-align: center;">Selahattin Pınar</p>
<p><strong>Ve perde iner!</strong><br />
Film acıklı biter, el bebek, gül bebek yetiştirilen paşa torunu, pis, ıslak, soğuk kaldırımları mekân tutar. Vücudu kurur, gözleri çöker, genç yaşta kamburu çıkar. Elleri ayakları tutmaz olunca onu akıl hastahanesine yatırırlar. Afife zaman zaman Mazhar Osman&#8217;a içini açar &#8220;keşke ünlü bir sanatkâr olacağıma çocuklarıyla boğuşan sıradan bir anne olsaydım, akşamları camın önüne oturup kocamın yolunu gözleseydim&#8221; diye dert yanar.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50449  aligncenter" title="ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Mazhar Osman" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/ruh-ve-sinir-hastalıkları-uzmanı-Mazhar-Osman.jpg" alt="" width="164" height="230" /></p>
<p style="text-align: center;">Ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Mazhar Osman</p>
<p>Sahipsizin ölümü nasıl olsun? Bir sabah genç kadının cesedini bulurlar. Tımarhaneden alıp, gasilhaneye bırakırlar. Afife hâlâ birilerinin &#8220;aklına&#8221; ve &#8220;işine&#8221; geliyor. Karnı toklar, sırtı pekler ve tuzu kurular &#8220;söylevler&#8221; irad buyuruyor, &#8220;Afife, gerçek bir fedai ve korkusuz bir devrimciydi. Onun adına ödüller düzenlemek, örümcek kafalılara atılabilecek en güzel tokattır&#8221; diye kürsü yumrukluyorlar. İnsan kullanmanın da bir sınırı var. Zavallının gençliğini, hayallerini, hayatını çaldılar, şimdi ruhuna musallat oluyorlar. Sahi, Afifeciği &#8220;fedai ve devrimci&#8221; gibi tanıtanlar, onun yürek parçalayan hikâyesini niye anlatmıyorlar?</p>
<p><em>(www.saatlimaarif.com)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ilk-turk-kadin-tiyatro-oyucusu-ve-bir-dramin-oykusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doktor Duzi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/doktor-duzi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/doktor-duzi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 19:05:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=48649</guid>
		<description><![CDATA[Doktor Duzi (Reinhart Pieter Anne Dozy) (1820 &#8211; 1883) Ülkemizde Doktor Duzi olarak tanınan, Risale-i Nur&#8217;da, İslamiyet ve Kur&#8217;an aleyhindeki yazılarından dolayı ismi anılan, Hollandalı şarkiyatçı, Güney Fransa&#8217;dan Leiden&#8217;e göç eden, Protestan mezhebine mensup bir ailenin çocuğudur. İslam Tarihi ve Kur&#8217;an-ı Kerim hakkında yazmış bulunduğu kitaplarındaki hakaretlerinden ötürü, İslam Dünyasında haklı bir infiale ve öfkeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doktor Duzi (Reinhart Pieter Anne Dozy) (1820 &#8211; 1883)</strong></p>
<p>Ülkemizde Doktor Duzi olarak tanınan, Risale-i Nur&#8217;da, İslamiyet ve Kur&#8217;an aleyhindeki yazılarından dolayı ismi anılan, Hollandalı şarkiyatçı, Güney Fransa&#8217;dan Leiden&#8217;e göç eden, Protestan mezhebine mensup bir ailenin çocuğudur. İslam Tarihi ve Kur&#8217;an-ı Kerim hakkında yazmış bulunduğu kitaplarındaki hakaretlerinden ötürü, İslam Dünyasında haklı bir infiale ve öfkeye sebep olan ve Müslümanların nefretini celbeden kimliğiyle tanınmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48270  aligncenter" title="Reinhart Pieter Anne Dozy" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Reinhart-Pieter-Anne-Dozy.jpg" alt="Reinhart Pieter Anne Dozy" width="260" height="311" /></p>
<p style="text-align: center;">Reinhart Pieter Anne Dozy</p>
<p>Dozy, 1820 yılında Leiden&#8217;de doğdu. Leiden Üniversitesi&#8217;ndeki öğrenimi sırasında filoloji, edebiyat ve tarih alanlarına gösterdiği ilgi ile dikkatleri çekerek önemli başarılar kazandı. Şark dilleri uzmanı olan Weijers&#8217;ten Arapça dersleri aldı. Hocasının da yönlendirmeleriyle Şark tarihi üzerinde araştırmalar yapmaya başladı. Hollanda Kraliyet Akademisi tarafından tertiplenen, &#8220;Geçmişten günümüze Araplar tarafından kullanılan kadın ve erkek elbiseleri&#8221; konulu yarışmaya sunduğu çalışmasıyla birincilik ödülünü aldı.</p>
<p>İslam tarihinde başladığı çalışmalarını sürdürerek, doktorasını, &#8220;Arap Kaynaklarına Göre Abadiler&#8221; konulu teziyle tamamladı. İspanyolca&#8217;yı öğrenip Endülüs Tarihini, İspanyol kaynaklarından araştırmaya başladı. Bu alanda çok sayıda yanlış bilgilerle karşılaşınca yeni bir tarih yazmaya başladı. Bazı idari görevlerde de bulunan Dozy, 1850 yılında Leiden Üniversitesi genel tarih kürsüsüne asistan profesör unvanıyla atandı ve dört yıl sonra da profesörlük unvanını aldı.</p>
<p>Özellikle on dokuzuncu yüz yıl, Batının Doğuya doğru yayılmasının hız kazandığı bir asırdır. Şarkı tamamen kontrolleri altına alıp sömürgeleştirmeyi temel gaye edinen Batı, amacına ulaşmak için gerekli çalışmaları çok yoğun bir şekilde desteklemiştir. İslam coğrafyası ve kültürü hakkında yapılan çalışmalar en üst kademedeki devlet organları tarafından desteklenmiştir. Destek görüp, teşvik edilenlerden bir tanesi de Dozy&#8217;dir. Özellikle 1861-1867 arasında sürdürdüğü Şark dilleri kürsüsündeki çalışmaları sırasında maddi-manevi çok büyük destek gördü. Muhtelif ülkelerdeki akademilerin üyeliklerine seçildi ve bir çok devlet tarafından çeşitli nişanlarla ödüllendirildi.</p>
<p>Dozy&#8217;nin en kapsamlı çalışmalarından bir tanesi, &#8220;İspanya Müslümanlarının Tarihi&#8221; adlı eseridir. Bu eserini on yılda tamamladı. Konuyla ilgili olarak Avrupa kütüphanelerinde bulunan kaynakları taradı. Çok sayıda eseri inceleyip uzun emek sarf etmesine rağmen, bazı konularda haddinden fazla tafsilata girdi. Yorum ve tarafgirliğin en çok görüldüğü alanlardan biri olan siyasi tarihe ağırlık verdi. Kültür tarihini ihmal ettiği gibi, İslamiyet&#8217;in İspanya&#8217;da gerçekleştirmiş olduğu seyir ve bunun temel sebepleri hakkında objektif değerlendirmelerde bulunamadı. Sübjektif yorumları sert eleştirilere sebep oldu.</p>
<p>Tamamen sübjektif değerlendirme ve yorumlarlardan ibaret olan ve İslam Dünyasının haklı tepkilerine sebep olan, Abdullah Cevdet tarafından 1908 yılında Türkçe&#8217;ye &#8220;Tarih-i İslamiyet&#8221; adıyla tercüme edilen eseridir. Yazar bu eserinde, din, vahiy, peygamberlik ve Peygamber Efendimizin peygamberliği, İsmaililer, Dürziler, Karmatiler gibi muhtelif konulara temas etmiştir. Gerek Kur&#8217;an-ı Kerim gerekse Peygamber Efendimiz (asm) hakkında iftira ve hakaretlerle dolu ifadelere yer vermekten çekinmemiştir. Müslümanların inançlarını rencide eden eseri tercüme eden Abdullah Cevdet ise, &#8220;Bugün Müslümanlar için Tarih-i İslamiyet&#8217;ten daha faydalı bir kitap yoktur&#8221; demekle kalmayıp, bu eseri yazanın Müslüman sayılması gerektiğini iddia edecek kadar ileri gitmiştir (Mehmet Özdemir, &#8220;DOZY&#8221;).</p>
<p>Kitaptaki bariz İslam düşmanlığına rağmen tercüme edilip genç dimağların bulandırılması çok sert tepkilere sebep oldu. Hükümet 17 Şubat 1910 yılında aldığı kararla mevcut nüshaları toplatarak kitabı yasaklattı. Eserle ilgili olarak, Sırat-ı Müstakim, Beyanülhak ve Sebilürreşad&#8217;da seri makaleler halinde eleştiriler kaleme alındı. Türkçe tercümesinin yayınından yaklaşık iki yıl sonra yasaklanan ve toplatma kararı alınan bu eser, tamamen ortadan kalmadığı gibi, sonraki dönemlerde bazı kütüphanelerde varlığını devam ettirdi.</p>
<p>Doktor Dozy gibi bir İslam düşmanının eserlerine ilişilmezken Risale-i Nur&#8217;lar hakkında verdirilen toplatma kararları, daha sonraki zamanlarda toplumda fikri bunalım ve anarşizme yol açtı.</p>
<p>Denizli Mahkemesinde yaptığı müdafaada Bediüzzaman, &#8220;Kur&#8217;an aleyhinde yazılan Doktor Duzi&#8217;nin ve sair zındıkların o muzır eserlerini okuyanlara, &#8220;hürriyet-i fikir ve hürriyet-i ilmiye&#8221; düsturuyla, bir suç sayılmadığı halde; hakîkat-i Kur&#8217;aniyeyi ve îmaniyeyi öğrenmeye gayet muhtaç ve müştak olanlara, güneş gibi bildiren Risale-i Nur&#8217;u okumak ve yazmak bir suç sayılmış.&#8221; (Tarihçe-i Hayat) diyerek uygulanan tezada dikkat çekmiştir.</p>
<p>Dozy&#8217;nin hakaret ve iftiralardan ibaret olan eserini eleştiren Bediüzzaman, bu eserin yayın ve dağıtımına fikir hürriyeti adı altında izin verilirken, bu iftiraları izale edip gençleri fikir bunalımına düşmekten kurtaracak olan eserlere karşı takınılan tavırlara ve neticesinde meydana gelecek felaketlere dikkat çekti:</p>
<p>&#8220;Acaba, mahkeme-i kübrada, bu üç yüz milyar davacıların karşısında sizden sorulsa ki: &#8220;Doktor Duzi&#8217;nin, baştan nihayete kadar serapa Islamiyetiniz ve vatanınız ve dîniniz aleyhinde ve frenkçe Tarih-i Islam namındaki eseri ki; zındıkların kütüphanelerinizdeki eserlerine, kitaplarına ve serbest okumalarına ve o kitapların şakirtleri, kanununuzca cemiyet şeklini almalarıyla beraber, dinsizlik veya komünistlik veya anarşistlik veya pek eski ifsad komitecilik gibi, siyasetinize muhalif cemiyetlerine ilişmiyordunuz. Neden hiçbir siyasetle alakaları olmayan ve yalnız îman ve Kur&#8217;an cadde-i kübrasında giden ve kendilerini ve vatandaşlarını îdam-ı ebedîden ve haps-i münferidden kurtarmak için Kur&#8217;an&#8217;ın hakîki tefsiri olan Risale-i Nur gibi gayet hak ve hakîkat bir eseri okuyanlara ve hiçbir siyasî cemiyetle münasebeti olmayan o halis dindarların birbiriyle uhrevî dostluk ve uhuvvetlerine cemiyet namı verip ilişmişsiniz? Onları pek acîb bir kanunla mahkûm ettiniz ve etmek istediniz?&#8221; dedikleri zaman ne cevap vereceksiniz? Biz de sizlerden soruyoruz. Ve sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükûmeti bizimle vatana ve millete zararlı bir sûrette meşgul eyleyen muarızlarımız olan zındıklar ve münafıklar, istibdad-ı mutlaka &#8220;cumhuriyet&#8221; namı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka &#8220;medeniyet&#8221; ismi vermekle, cebr-i keyfi-i küfrîye &#8220;kanun&#8221; ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükûmeti işgal, hem bizi perişan ederek, hakimiyet-i Islamiyeye ve millete ve vatana, ecnebî hesabına, darbeler vuruyorlar.</p>
<p>&#8220;Ey efendiler! Dört senede dört defa dehşetli zelzeleler, tam tamına dört defa Risale-i Nur şakirtlerine şiddetli bir sûrette taarruz ve zulüm zamanlarına tevafuku ve herbir zelzele dahi tam taarruz zamanında gelmesi ve hücumun durmasıyla zelzelenin durması işaretiyle, şimdiki mahkûmiyetimiz ile gelen semavî ve arzî belalardan siz mes&#8217;ulsünüz&#8221; (Tarihçe-i Hayat)<br />
<em>(Risale-i Nur Enstitüsü, 10-2001)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/doktor-duzi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arap Çöllerinde Alman Şeyh</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/arap-collerinde-alman-seyh.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/arap-collerinde-alman-seyh.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 18:26:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=48013</guid>
		<description><![CDATA[Müslüman oldu ve kendini &#8220;Almanlar’in şeyhi“ olarak tanıtarak bir bedevi çadırında dört yıl yaşadı. Almanya onu unutturmaya çalışıyor, Avrupa tanımıyor, Doğu ise hiç bilmiyor. Asistanlığını yapan Yahudi kızın hayatını kurtardığı için İsrail tarafından &#8220;righteous among the nations“ (Uluslararası dürüst insanlar) ünvanıyla ödüllendirildi. Hitler hükümetine hizmet ettiği ileri sürülerek verilen paye geri alındı. İsrail’in olduğu kadar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman oldu ve kendini &#8220;Almanlar’in şeyhi“ olarak tanıtarak bir bedevi çadırında dört yıl yaşadı. Almanya onu unutturmaya çalışıyor, Avrupa tanımıyor, Doğu ise hiç bilmiyor. Asistanlığını yapan Yahudi kızın hayatını kurtardığı için İsrail tarafından &#8220;righteous among the nations“ (Uluslararası dürüst insanlar) ünvanıyla ödüllendirildi. Hitler hükümetine hizmet ettiği ileri sürülerek verilen paye geri alındı. İsrail’in olduğu kadar, Müslümanların da kafasını karıştıran ilginç bir Alman Antropolog Ludwig Ferdinand Clauss. Müslüman adıyla; Muhammed Ferid El Almani, Alman bedevilerin şeyhi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48160  aligncenter" title="Muhammed Ferid El Almani" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Muhammed-Ferid-El-Almani.jpg" alt="Muhammed Ferid El Almani" width="256" height="337" /></p>
<p style="text-align: center;">Muhammed Ferid El Almani</p>
<p>Sene 1927, sıcak bir yaz günü. Sadece kıyafetleriyle değil, beden diliyle de bir bedeviden ayırt edilemeyen genç bir adam Mitgal Pasa’nın çadırına ayak bastı ve Beni Zaher kabilesinin reisine kendisini şöyle tanıttı; Selamun Aleyküm. Ben Almanl bedevilerin şeyhi, Muhammed Ferid El Almani.</p>
<p>Bu adım dört yıllık bir beraberliğe de atılan ilk adımdır. Alman Psikolog ve ırk teorisyeni, ünlü Alman filozof Edmund Husserl’in öğrencisi Ludwig Ferdinand Clauss bu çadırda ömrünün dört yılını geçirecek ve Nazi yönetiminin sağladığı maddi destekle Arap ırkının ruh alemini, genetik kodlarını ve fitri alışkanlıklarını inceleyecektir.</p>
<p>İsrail’in &#8220;soykırım şehitlerini ve kahramanlarını anma‘ idaresi olarak bilinen Yad Vashem‘in, asistanı Margarete Lande’yi Brandenburg’daki çiftliğinde saklayarak tehcirden kurtardığı için verdiği ödülü 15 yıl sonra (1992 yılında) geri alması aslında, Clauss’un hayatının ne büyük ikilemlerle dolu olduğunun bir belgesidir. Araştırmacı kişiliğini, Şark’a duyduğu sempatiyle destekleyerek, dönemin sağladığı imkanları da bohçasına koyup kendini çöllere vuran bu mütecessis ruhun bir başka özelliği ise, ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamayanlardan olmasıdır. İkinci dünya savaşından önce bir yahudiyi kurtardığı için meslekten men edilir ve eserlerine neşir yasağı konulur. Savaştan sonra ise Naziler’in kıyıcı ideolojisine bilimsel katkı sağladığı öne sürülerek faşist ilan edilir ve mesleğini icra etmesi engellenir.</p>
<p><strong>Ludwig Ferdinand Clauss kimdir?</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><img class="size-full wp-image-48161  aligncenter" title="Ludwig Ferdinand Clauss" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Ludwig-Ferdinand-Clauss.jpg" alt="Ludwig Ferdinand Clauss" width="220" height="294" /></strong></p>
<p style="text-align: center;">Ludwig Ferdinand Clauss</p>
<p>Clauss, 8 Şubat 1892 yılında Almanya’nın Offenburg şehrinde dünyaya gelir. Babası yargıçtır. Liseyi Freiburg’da bitirdikten sonra Üniversiteye de burada devam eder ve Freiburg üniversitesinde Felsefe, Psikoloji ve İngiliz Filolojisi okur. Dört yıl ünlü Alman Filozof Edmund Husserl’in asistanlığını yapar ve onun rehberliğinde doktorasını yazar. Husserl’in önerdiği &#8220;Wilhelms von Humbolts’a göre dil felsefesi“ konulu Doçentlik tezini ise yarım bırakır.</p>
<p>1923 yılına kadar çeşitli derneklerde ve teşkilatlarda görev alır. Bir ara Norveç’de tarım işçisi olarak çalışırken görülür. Ardından gemici olarak Danimarka ve İsveç sahillerine doğru yelkenlerini açar. Uzun bir süre mihrakını arayan güneş gibi ordan oraya savrulup, yalpa vurduktan sonra Balkanlar’a atar kendini ama fazla duramaz.</p>
<p><strong>Kudüs’e yolculuk</strong></p>
<p>1927 yılında seyahatlarinin finansamanlığını yapan Alman asilzadelerinden Prens Friederich Wilhelm’in onayı ile, Freiburg Üniversitesinde tanışdığı musevi kız Margarete Lande ile birlikte Doğu’ya doğru sefere çıkar. Bir süre Damaskus’da kalır ve rotayı Kudüs’e doğru kırar. Güneş bu yolculuklar sırasında mihrakını bulur ve Clauss ihtida ederek müslüman olur. Kudüs’de aldığı gezi notlarında şehrin İngiliz sömürgesi altında ve Siyonist mültecilerin istilasıyla sanayileştiğini yazar. Yazara göre Siyonistlerin Filistin’e göçü, Batı’nın Doğu’yu işgaliyle aynı anlamı taşımaktadır. Yabancı kültürel parametreler, yerleşik algıyı şaşırtmakta ve doğal dokuyu bozmaktadır. Batı Doğu’ya, Doğu da Batı’ya müdahale etmemeli, her kültür kendi toprağında ve kendi doğal harmonisinde yeşermelidir. Clauss Kudüs’te aldığı notlarda İslam ülkelerini siyonist istilasına karşı uyarır ve bu gidişata “dur” demeye çağırır.</p>
<p>“Oryantalizm” kitabının yazarı Edward Said “Doğu’yu inceleyen kişi ister Avrupalı olsun, İster Amerikalı olsun, kendi gerçeğinin zorladığı temel kuralların dışına çıkamaz” der. Clauss Edward Said’le aynı görüştedir ve Şark’ı doğru tetkik edebilmek için Şarklı olmaya karar verir. Birçok meslekdaşının uyguladığı kafa tası ölçümleri gibi metodlardan nefret eder. En mühim eserlerinden bir olan “Rasse und Seele” (Irklar ve Ruhlar) kitabında düşüncesini şu cümlelerle özetler: Her ırkın kendine ait bir değerler sistemi ve değerler cetveli vardır. Bunlar bir başka ırka ait değerler cetvelleri ile ölçülemezler.</p>
<p>Ve Clauss sadece kıyafetlerini değiştirmekle kalmaz, adeta mistik bir metamorfoz yaşar ve kendini bütün bedeni ve ruhuyla bir bedevi gibi algılamaya çalışır. Ürdün çöllerinde ikamet eden bir göçebe Arap kabilesine dört yıllığına iltica eder, çünkü Clauss’a göre yalnızca çölde yaşayan bedevi Araplar gerçek Arap soyunun bütün yerli özelliklerini korumayı başarmışlardır. Bir bedevi çadırında tıpkı bir bedevi gibi değil, bir bedevi olarak yaşayan Clauss, burada Arap ırkının ruhani dünyasını gözlemler ve bu dünyaya has ıstılahları çözümlemeye gayret eder. Clauss asistanı Margarete Lande’yi de kabileye, Meryem hanım“ olarak tanıtmıştır. Lande özellikle bayanların çadırlarında yapılması gereken araştırmalarda Clauss’a yardımcı olur.</p>
<p><strong>Yuvaya dönüş ve hızla yükselen kariyer</strong></p>
<p>Ülkesine geri döndükten sonra, ırk araştırmaları sahasında bastırdığı birbirinden ilginç kitaplarla Almanya’da “Rassenseele“ (ırkların ruhu) ekolünü kuran bilm adamı olarak tarihe geçer. Bu kitaplar arasında bedeviler‘le birlikte geçirdiği günleri anlattığı, Bir bedevi olarak bedeviler’in arasında“ isimli eseri büyük yankı uyandırır. Clauss, Alman ırkının yabancı neseblerden temizlenerek kendi nordik özüne geri dönmesi gerektiğini talep ediyor ancak aynı ideolojiyi paylaştığı düşünülen diğer Alman ideologların aksine; hiçbir ırkın bir diğerinden üstün olmadığını, sadece birbilerinden farklı olduklarını haykırıyordu.</p>
<p>İslam’ın ve Nasyonal Sosyalizm’in birbirine çok yakın dünya görüşlerine sahip oldukları iddiasını da taşıyan aykırı bilim adamı, SS vakfının sunduğu özel bir teklifle Savaşta ırklar araştırmasında yer alır ve Bosna’da bulunan SS birliğini &#8220;müslümanların ve Arap ırkının savaş algısı“ konularında bilgilendirir. Bütün bunların yanısıra, aynı zamanda gezileri sırasında edindiği, Güney Asya ve Çöl insanlarıyla ilgili bulgular üzerinde teferruatlı araştırmalar yapmaya devam eder. Eserlerinde sık sık Sami ırkıyla Arap ırkı arasındaki farklara vurgu yapan Clauss, Sami ırkının Güney Asya ırklarından olduğu ve Araplar’dan tamamen farklı olduğu görüşünü taşıyordu. Onun bu hassasiyeti İktidardaki despot yönetimin savunduğu kriterlerle de örtüşüyordu. Müslümanları ürkütmekten şiddetle imtina eden Nazi yönetimi gibi, Clauss da çalışmalarında, Antisemitizm ifadesi yerine, yahudi karşıtlığı ifadesini kullanmaya özen gösteriyordu.</p>
<p><strong>Karierin zirvesindeyken gelen kötü haber</strong></p>
<p>Bütün bu araştırmaları sırasında asistanlığını yaparak kendisine destek olan musevi kız Margaret Lande’nin kadirsinaşlığı bile Clauss’ın 1933 yılında Alman Nasyonal Sosyalist Partisine üye olmasını engelleyemez. Clauss bu kadarla da yetinmez ve “Almanlar’ın hıristiyanlığı terkedip Nordik Arı irkina ait eski inanç ve akaidlerine geri dönmesi gerekir” gibi uçuk kaçık ve ütopik tezleri olan “Hauers Alman İnanç Hareketi” isimli aykırı bir derneğe üye olur. Nordik Zinciri isimli yayın organının yardımlarıyla “Irklar” adı altında bir gazeteyi de çıkartmaya başlayınca, SS vakfına ait “Alman Soy Mirasını Araştırma Kurumu”’nun tam desteğini arkasına alır.</p>
<p>1935 yılında evlenir. Akabinde Doçentlik tezi kabul edilir. Berlin Üniversitesinde dersler vermeye başlar. Kariyerinin zirvesindeyken eşinin yaptığı bir ihbar üzerine, asistanını Brandenburg’daki çiftlik evinde saklayarak toplama kampına gönderilmekten kurtardığı ortaya çıkar. Nürnberg nesep kanunlarına aykırı hareket ederek bir Yahudiyle ilişkiye girmekten dolayı yargılanır, partiden atılır ve meslekten ihraç edilir.</p>
<p><strong>Türkiye‘ye yolculuk</strong></p>
<p>Savaştan sonra da kader kahramanımızın yüzüne gülmez. Lande’nin hayatını kurtarmıştır ancak çalışmalarıyla Faşizme destek olmuş ve Nazi ideolojisine bilimsel malzeme teminatı sağlamıştır. Clauss temyize gider ve dava 11 yıl sürer. 1962 yılında mahkeme Clauss’un Irkçı partiyi desteklediği ancak yine aynı parti tarafından ihraç edilerek maddi manevi zarara uğratıldığı kanaatine varır. Vasatın altında bir emekli maaşı bağlanır ve Alman Araştırma Vakfı tarafından yapacağı seyahatlerin giderleri karşılanır.</p>
<p>Kendisine ait bir karavanla çeşitli Arap ülkerini gezen talihsiz bilim adamı Türkiye ve İran’a da gider. Bu yolculuklar sırasında İslam’ın ırkçılıkla ilgili felsefesini daha sağlıklı kaynaklardan öğrenebilme imkanı yakalamış olmalı ki, bu tarihlerden sonra kaleme aldığı araştırma çalışmalarında ve romanlarında ırkçılığı tamamen reddeder. Seyyid Kutub’dan sitayişle bahsettiği, İslam’ın Dünya Saatleri isimli eserinde İslam’a göre ırkçılığın küfür olduğunu ve bir müslümanın asla ırkçı olamayacağını savunur. Müslümanların hurafelerden uzaklaşarak İslam’ın asıl kaynaklarına dönmeleri gerektiğini yazar ve dünyayı Kapitalizm’in kirli çarklarının arasında ancak ve ancak İslam kurtarabilir der.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48162  aligncenter" title="Ludwig Ferdinand Clauss 1936" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Ludwig-Ferdinand-Clauss-1936.jpg" alt="Ludwig Ferdinand Clauss 1936" width="250" height="353" /></p>
<p style="text-align: center;">Ludwig Ferdinand Clauss, 1936</p>
<p>Ludwig Ferdinan Clauss bir ırk araştırmacısından ziyade Irk, soy, nesep gibi konularla ilgilenen bilim dallarında, dolayısı ile Antropoloji alanında kullanılan metodları reforma tabi tutan bir bilim adamıdır. Fizyonomik mimikler geliştirmiş ve ırkların çeşitlerini incelemekten öteye gidemeyen antropologların önünde yeni ufuklar açmıştır.</p>
<p><em>(Emine Karahocagil Arslaner, Özgün Duruş, 11.2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/arap-collerinde-alman-seyh.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Dünyadan Bir Şerif Paşa Geçti</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/bu-dunyadan-bir-serif-pasa-gecti.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/bu-dunyadan-bir-serif-pasa-gecti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 18:18:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=47556</guid>
		<description><![CDATA[Güney Kürdistan’ın güçlü aşiretlerinden Baban Aşireti’nin Xendan kolundan, Osmanlı Şurayı Devlet başkanı Kürd Said Paşayê Xendanîzade’nin oğlu Şerif Paşa, 1865 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi’ni üstün dereceyle bitirdikten sonra Fransa’da Saint Cyr askeri akademisinde eğitim gördü. Mezun olduğu gibi Osmanlı sarayına babasının da etkisiyle yaver olarak atandı. 1890′da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunlarından Emine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güney Kürdistan’ın güçlü aşiretlerinden Baban Aşireti’nin Xendan kolundan, Osmanlı Şurayı Devlet başkanı Kürd Said Paşayê Xendanîzade’nin oğlu Şerif Paşa, 1865 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi’ni üstün dereceyle bitirdikten sonra Fransa’da Saint Cyr askeri akademisinde eğitim gördü. Mezun olduğu gibi Osmanlı sarayına babasının da etkisiyle yaver olarak atandı. 1890′da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunlarından Emine Xanima Qewalî ile evlenen Şerif Paşa, sırasıyla Brüksel ve Paris’e askeri ateşe olarak gönderildi. Bu görevlerden sonra İstanbul’a döndü ve sultana karşı gelişen muhalefetin önde gelenlerinden biri oldu. Bunun üzerine 4 Mart 1898′de İsveç’e Stockholm Büyükelçiliği görevine atanarak İstanbul’dan uzaklaştırıldı ve 1908′e kadar bu görevi sürdürdü.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-47557  aligncenter" title="Şerif Paşa Avrupada" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Şerif-Paşa-Avrupada.jpg" alt="Şerif Paşa Avrupada" width="544" height="421" /></p>
<p style="text-align: center;">Şerif Paşa, Stockholm&#8217;deki çalışma ofisinde, İsveç, 1903.</p>
<p>İsveç’teki özgür yaşam havasından etkilenerek Abdülhamid tarafından hiçe sayılan temel insan haklarını korumak için önceleri Kürt aydınlarının da kurucuları arasında olduğu İttihat ve Terakki ile bağlantılar geliştirdi. Bu durum üzerine Madrid sefaretine gönderilince devlet görevinden istifa ederek Paris’e gider ve Monte-Carlo’da, Mon Kief Şatosu’na yerleşir. Kimi kaynaklara göre bu bir mecburî ikamettir. Meşrutiyet ilanından sonra bir dönem İstanbul’da kalarak İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Pangaltı şube başkanlığını yaptı. Fakat sonradan İttihatçı devrimcilerin çok kültürlü ve çok dinli Osmanlı halklarını iyi yönetemediklerini ve ırkçı tutumlar sergilediklerini görünce cemiyetten desteğini çekerek istifa eder. İstifa dilekçesinde cemiyetin kendi ilkelerine ters düştüğünü, özgürlüklerin ırkçı tutumlarla hiçe sayıldığını dilere getirerek uyarılarda bulundu. İttihat ve Terakkiciler ona karşı imha politikası başlatınca da 1909′da Paris’e kaçmak zorunda kaldı.</p>
<p>Paris’te İttihatçılara karşı güçleri bir araya getirmek için Osmanlı Islahat-ı Esasiye Fırkası’nı kurarak başkanlığını üstlendi. 1913 yılına kadar varlığını sürdüren fırka sonradan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı.11 Haziran 1913′te İttihat ve Terakki hükümetinin sadrazamı (başbakan) Mahmud Şevket Paşa’nın makam otomobilinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesi olayına karıştığı ve azmettirdiği için Şerif Paşa gıyaben yargılanarak idama mahkûm edildi. Fakat yurtdışında bulunduğu için hükümet güçleri bir şey yapamayınca İttihatçı suikastçılar tarafından Şerif Paşa’ya Ocak 1914′te bir suikast düzenlenir. Şerif Paşa yara almadan kurtulur ve damadı suikastçılardan birini öldürür. Üzerinden çıkan kimlik onun İttihat ve Terakki’nin Selanik şubesinden olduğunu gösterir.</p>
<p>Kürt Şerif Paşa, İttihatçılardan ayrıldıktan sonra 1908′de kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alarak Milli Kürt davasının farkına varılması gerektiğini ısrarla belirtir. Bu tarihten sonra Kürtlerle ilgili çalışmalarda aktif rol oynar. Aralık 1914′te Kürdistan’daki İngiliz Keşif Güçleri ile Bağımsız Kürdistan için anlaşma çabasına girer fakat bu istek İngilizler tarafından kabul görmez. 1918′in Haziran ayında Sir Percy Cox ile bağlantı kurarak İngilizlerin Kürtlere yönelik daha etkili ve yaratıcı bir politika izlemesini önerir. Bu öneriler arasında İngilizler ile Kürt halkı arasında karşılıklı bir dayanışma ile Kürdistan’ın kurulabileceği vardı. Şerif Paşa, Cox ile görüşmesinde İngilizlerin Kürtlerin gelecekteki durumuna dair niyetlerini belirten resmi bir belgenin önemini vurguluyordu fakat ilhak fikrine karşı sert çıkışlar yapıyor ama İngiliz himayesinde devlet kurulabileceğini belirtiyordu. Şerif Paşa böylece yaklaşan Dünya Barış Konferansı’nda Kürtlerin haklarını garanti altına almak istiyordu. Sir Arnold Wilson bu önerilerin aslında bir siyaset dehası olan Şerif Paşa’nın İngilizlerin manda rejiminin gelişini akıllıca bir sezgiyle öngörmesine bağlıyordu.</p>
<p>Nitekim 16 Ocak 1919′da Paris’teki Dünya Barış Konferansı’na Osmanlı delegesi olarak katılır fakat ilk oturumda Osmanlı delegasyonundan istifa ettiğini ve bu toplantıya Kürtlerin ve Kürdistan’ın temsilcisi sıfatıyla katıldığını deklere etti (Bazı kaynaklar onun direkt olarak Kürt delegesi olarak katıldığını söylerler). Konferansı Kürtler lehine etkilemek için bir dizi görüşmeler başlattı, konuşmalarında bütün dünya halkları gibi Kürtlerin de özgürlük ve bağımsızlık haklarının tanınmasını istedi.</p>
<p>İttihatçıların 1915 ve sonraki yıllarda gerçekleştirdikleri katliamlarla Kürtler ile karşı karşıya getirdikleri Ermeniler ile bazı ittifaklar kurdu ve İngilizlerin garantörlüğünde Kürdistan ve Ermenistan devletlerinin kurulması için girişimlerde bulundu. Ermeni temsilcisi Boghos Nubar Paşa ile bir mutabakata vararak diğer ülkelerle görüşmelerde iki halk arasında bir sorun olmadığını vurgulamaya, böylelikle Kürt karşıtı bir cephenin olmamasına çalıştı. Ne var ki, her ne kadar bu tutumu onun derin siyaset bilgisine dayanıyorduysa da Kürtler arasında İttihatçıların yaydığı propagandalar etkili oldu ve Şerif Paşa, Kürtlere ve İslam ümmetine ihanet etmekle suçlandı. Türk devleti, bu dönemde karşı bir atak geliştirerek eski şeyhülislam ve nazır İbrahim Efendi El-Haydarî başkanlığında bir Kürt sorunu çözüm komitesi oluşturdu. Bu komite Kürt Teali Cemiyeti ile doğrudan ilişki geliştirdi, bu gelişme sonrası Şerif Paşa’nın Ermenilerle yaptığı ittifak İstanbul’da Molla Saidê Kurdî (Nursi) önderliğindeki grup tarafından protesto edildi ve milliyetçi Kürt entelektüelleri arasında derin ayrılıklar oluştu. Şerif Paşa’yı Kürdistan’ı tanımamakla suçlayan bir Kürt grubu dahi türedi. Süleymaniyeli Kürt ailesinin oğlu Şerif Paşa, en son çocukluğunda Kürdistan’a gitmişti ve Barış Konferansı’nda sunduğu Kürdistan haritası Kürtlerin o gün anlayamadığı garipliklerle doluydu. Örneğin Kürt Dağı’ndan başlayarak Hatay’ın büyük bir kısmı, İskenderun, Mersin ve Adana, Kürdistan topraklarında görülüyordu. Kars ile Erzurum’un yarısı Ermenistan’a verilmiş ama karşılığında Karadeniz kıyılarından Artvin alınmıştı. Xaneqîn bölgesi olarak düşünülen Kürdistan’ın güney sınırı ise Basra Körfezi’ne kadar iniyordu. Hazar Denizi’ne ise Tahran yakınlarından ulaşılıyordu. Bunun önemini kavrayamayan Kürtler onu Kürdistan’ı bilmemekle suçlayınca Kürt Şerif Paşa çıkan huzursuzluklardan dolayı istifa etmek zorunda kaldı. Fakat 22 Mart 1919 tarihli ‘Kürt Halkının İstemleri Üzerine Memorandum’ adıyla yayımladığı broşürü, onun, Kürtler ve Kürdistan ile ilgili ne kadar kapsamlı düşüncelere sahip olduğunu ve ne derece öngörülü olduğunu tarihe kazıdı. Kürt Şerif Paşa’nın çabaları 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Barış Antlaşması’nda meyvelerini verdi. Birçok can sıkıcı koşula rağmen, Kürtlerin milli haklarının tanınması sağlandı ve Kürtleri ilgilendiren maddeler Kürt Şerif Paşa’nın istekleri doğrultusunda belirlenmişti.</p>
<p>Her şeye rağmen Şerif Paşa hayatı boyunca hazmedemediği bu başarısızlıktan sonra Paris’te yaşamaya devam etti. Bir dönem İtalya’ya yerleşti. Kürtlere olan kızgınlığı hiç geçmedi. 22 Mart 1951’de Catalanzaro’da yaşamını yitirdi. Ölümüne kadar istihbarat mensupları tarafından izlendi ve Kürt çevreleriyle yaptığı toplantılara saldırılar düzenlendi. Vasiyeti üzerine Mısır’da eşinin yanına gömüldü.</p>
<p><em>(kurdistantime.com, 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/bu-dunyadan-bir-serif-pasa-gecti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hanzala</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/hanzala.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/hanzala.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 19:38:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=47523</guid>
		<description><![CDATA[Hanzala, ünlü bir karikatür sanatçısı ve adı Filistin davası ile özdeşleşmiş olan Devrimci çizer Naci Salim El Ali’nin tiplemesi olan Filistinli bir kız çocuğu idi. Filistinlilerin ‘Devrimin Vicdanı’ olarak nitelendirdiği çizerin bütün çizgilerinde bir sembol olarak Hanzala’yı insanlar hep arka cepheden ve yamalı elbiseleri ile görüyorlardı. Hanzala’nın etkisi o kadar güçlü idi ki, İsrail, kendisine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hanzala, ünlü bir karikatür sanatçısı ve adı Filistin davası ile özdeşleşmiş olan Devrimci çizer Naci Salim El Ali’nin tiplemesi olan Filistinli bir kız çocuğu idi. Filistinlilerin ‘Devrimin Vicdanı’ olarak nitelendirdiği çizerin bütün çizgilerinde bir sembol olarak Hanzala’yı insanlar hep arka cepheden ve yamalı elbiseleri ile görüyorlardı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-47524  aligncenter" title="Naci Salim El Ali ve Hanzala" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Naci-Salim-El-Ali-ve-Hanzala.jpg" alt="Naci Salim El Ali ve Hanzala" width="540" height="444" /></p>
<p>Hanzala’nın etkisi o kadar güçlü idi ki, İsrail, kendisine en az çocukların attıkları sapan taşları kadar büyük zarar veren bu çizgi karakterin çizerini ortadan kaldırmakta görüyordu çareyi. Kendisini bir karikatür sanatçısı olmaktan çok, halkının davasına adamış isim olarak yaşamayı tercih eden Naci El Ali, takvimler 22 Temmuz’u gösterirken, Londra’da bir caddede bedenine saplanan mermilerle yere yığıldı. Yaralı olarak en yakın hastaneye kaldırıldı. Bir ay süreyle hastanede yaralı olarak tedavi gören Naci Ali, bütün müdahalelere rağmen kurtarılamıyor ve 29 Ağustos 1987′de Şehadet şerbetini içiyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-47525  aligncenter" title="Kulağına Hoş Gelmek" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Kulağına-Hoş-Gelmek.jpg" alt="Kulağına Hoş Gelmek" width="441" height="309" /></p>
<p>Ali, 1937′de Tabariye’nin Şecere köyünde dünyaya geldi. Yüz binlerce Filistinli gibi o da 1948 yılında topraklarından sürüldü. Filistin toprakları üzerine İsrail Devleti kurulduğunda, ailesiyle birlikte Lübnan’ın güneyindeki Sayda kenti yakınlarındaki Aynül Hilva Mülteci Kampı’na sığındı ve canını kurtardı. Kampta her Filistinli gibi acılar içinde yaşadı. Ama çaresizliğe kapılmadı, zulme teslim olmadı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-47526  aligncenter" title="Yahudilere Taş Fırlatmak" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Yahudilere-Taş-Fırlatmak.gif" alt="Yahudilere Taş Fırlatmak" width="500" height="393" /></p>
<p>Ölümünden sonra Naci Ali “Kanı ile Filistin’i çizen sanatçı” olarak tanındı. Naci Ali, geride 40 bin eser bıraktı. Her çizgisinin altında sırtı okuyucuya dönmüş küçük bir çocuk vardır. Hep 10 yaşındadır. Çünkü Naci El Ali yurdundan kopartıldığında o yaşta idi. Diken diken olmuş saçlarıyla Hanzala, Filistin dramını haykırır dünyaya. Hanzala kendini şöyle tanımlar:<br />
“Ben Hanzala.<br />
Babamın adı: Önemli değil.<br />
Annemin adı: Nakba (Filistinliler işgalin ardından Filistin topraklarında İsrail Devleti’nin ilan edildiği 15 Mayıs 1948′i Nakba yani büyük felaket günü olarak tanımlar. S.T.)<br />
Kız kardeşimin adı. Fatıma.<br />
Ayakkabı numaram: Bilinmiyor. Çünkü ben hep yalın ayakla dolaşırım.”</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-47530  aligncenter" title="Kitaba Kilit Vurmak" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Kitaba-Kilit-Vurmak.jpg" alt="Kitaba Kilit Vurmak" width="500" height="354" /></p>
<p><em>(hanzala.org)</em></p>
<p><strong>Naci el-Ali&#8217;nin Hanzalası</strong><br />
<strong><img class="alignnone size-full wp-image-47527" title="Naci el-Ali" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Naci-el-Ali.jpg" alt="Naci el-Ali" width="174" height="225" /><br />
</strong><br />
İsrail&#8217;in vahşet ve yıkım politikasından doğmuş bir çocuktur ve dış görünümünün, onu mülteci kamplarının diğer çocuklarından -Zeyneplerden, Muhammedlerden, Fatmalardan ayıran- belirgin hiçbir özelliği yoktur. Besili, şımartılmış ya da rahat bir çocuk değildir Hanzala. Tıpkı kamp arkadaşları gibi yalınayak, çirkin, bakımsız ve kirpi saçlı bir çocuktur. 10 yaşındaki bu çocuğu diğerlerinden ayıran, onun &#8216;negatif&#8217; ve küskün biri olmasıdır. Bağladığı elleri arkasında bu çocuk Amerika ve İsrail&#8217;in bölgedeki politikalarını ve önerdikleri &#8216;çözümü&#8217; protesto etmektedir. Hanzala ellerini bağlamaktadır, buna Henry Kissinger&#8217;ın Filistin politikasını öğrendiğinde karar vermiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-47528  aligncenter" title="Horozun Ağzını Bağlamışlar" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Horozun-Ağzını-Bağlamışlar.jpg" alt="Horozun Ağzını Bağlamışlar" width="480" height="375" /></p>
<p>Hanzala&#8217;yı mülteci kamplarındaki çocuklardan ayıran, onun bize sırtını dönmesidir. Negatif bir kişiliktir o; reddeden biri ve reddettiği sadece Amerika ve İsrail&#8217;in politikaları değildir. Hanzala nadiren yorum yapan ve eyleme geçen bir tanıktır; bazen onu bir taşa uzanırken ya da taş fırlatırken de görürüz, ama esas olarak Filistin&#8217;de olup bitenleri izlemektedir. Filistin mücadelesinin direnişçi unsurlarını ve Arapların acısını temsil etmektedir, ama bir yandan da Arapların bölünmüşlüğünü ve Filistin halkının acılarına kayıtsızlığını eleştirmektedir. Arapların sessizliğine, İsrail&#8217;in işlediği savaş suçlarına, dünyanın ikiyüzlülüğüne ve Arap yönetimleri ile FKÖ içindeki yozlaşmaya da sırtını dönmüştür. Doğanın kanunları Hanzala üzerinde etkili değildir, çünkü o 10 yaşında doğmuştur ve her zaman o yaşta kalacaktır. Hanzala&#8217;nın büyümesinin, 10 yaşını geçebilmesinin tek koşulu onun Filistin&#8217;e dönebilmesidir. Hanzala bu bakımdan, diğer kamp çocukları gibi, çizeri Naci el-Ali&#8217;nin acısını da temsil etmektedir. Naci el-Ali, 1948&#8242;de, on yaşındayken ayrılmak zorunda kaldığı Celile&#8217;deki köyüne bir daha dönememiştir. Tıpkı büyümesi gibi, Hanzala&#8217;nın yüzünü görebilmemizin de bir koşulu vardır: Okur, onun yüzünü ancak Arap halkı özgürlüğünü ve tehdit altındaki haysiyetini yeniden kazandığında görebilecektir. Hanzala&#8217;yı kendi küçük gövdesine hapseden ve içini acıyla dolduran Naci el-Ali&#8217;nin acımasızlığı değil, bizzat yaşadıklarıdır. Hanzala&#8217;nın elleri arkasında sessizlik içinde tanıklık ettiği göç, yoksulluk ve kamp hayatı, büyük ölçüde Naci el-Ali&#8217;nin de kişisel gerçeğidir.Karikatür çizmeyi cezaevinde öğrenen Ali, ilk çizimlerini mülteci kampının duvarlarına yapar. 1960&#8242;ların başında Filistin mücadelesinin önderlerinden Gassan Kanafani onun yeteneğini farkeder ve bu alanda profesyonel olarak çalışmasını sağlar. Filistin mücadelesinin Nasırcı Arap milliyetçiliğinden devrimci bir çizgiye kaymasında önderlik edenlerden biri olan Kanafani onun ilk çalışmasını el-Hürriyet dergisinde yayımlar. Artık çizmeyi ciddiye alan Naci el-Ali, daha sonra Kuveyt&#8217;teki Tali&#8217;a dergisinde çizer olarak çalışmaya başlar. 1968&#8242;den 1975&#8242;e kadar es-Siyase gazetesindedir. Bu tarihte Lübnan gazetesi es-Sefir&#8217;e geçer. Artık çizimleri yayılmaya ve çizgisinin karakteristik özellikleri belirginleşmeye başlamıştır. Çok keskin ve detaycı bir çizgisinin olduğu söylenemez ve fikrin daha ön planda olduğunu kabul etmek gerekir. Yine de hareketin fazla olmadığı bu çizimlerin donuk olduğunu söylemek haksızlık olacaktır. Naci el-Ali&#8217;ninki açık sözlü, cesur, mitlere ve hiziplere teslim olmamış bir çizgidir. Ama kabul etmeli ki, onun çizgisi yenilgilerin ortasına düşmüştür; 1967 ve 1982 yenilgilerinin ortasında biçimlenmiştir. O kadar öyle ki, hayatının son on yılında (1977–1987) hep kendi kuşağının yenilgisinin sonuçlarıyla boğuşmuştur. Yenilenler mücadelede &#8216;düşenler&#8217; ve &#8216;göbekliler&#8217;dir, o ise Filistin&#8217;in direnişçi unsurlarını temsil etmeye devam etmektedir. Bu o kadar da kolay bir şey değildir ve en büyük dayanağı kendi kahramanı Hanzala&#8217;dır. Naci el-Ali, Hanzala&#8217;yı yaratmıştır, ama Ali&#8217;yi korkudan, geri adım atmaktan koruyan da Hanzala olmuştur. Hanzala Filistin&#8217;e sadıktır ve yenilginin dev dalgalarının Ali&#8217;yi alıp götürmesini engellemiştir. Yine de Naci el-Ali bir korkuyu her zaman taşıdı: &#8220;Sınırlamalardan korkmuyorum ve hiç hesabını yapmıyorum. Tek korktuğum yeisin kalbime ulaşması.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-47529  aligncenter" title="Tersten Yorumlamak" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Tersten-Yorumlamak.jpg" alt="Tersten Yorumlamak" width="540" height="360" /></p>
<p>Naci el-Ali 1987&#8242;de Londra&#8217;da öldürüldüğünde İngiltere, İsrail ve Filistin yönetimlerinin hepsi olayın örtbas edilmesinde pek istekli davrandılar. &#8216;Maskeliler&#8217; ve &#8216;göbekliler&#8217;, yirmi yıl boyunca kendileriyle mücadele eden &#8216;negatif&#8217; bir çocuktan kurtulmuşlardı. Naci el-Ali kederin kalbini sarmasına izin vermeden öldü, ama Hanzala bizi korkaklıktan, geri adım atmaktan ve &#8216;göbeklilere&#8217; teslim olmaktan koruyabilir. Naci-el Ali&#8217;nin Hanzala&#8217;sı bize galiba bir şey daha söylüyor: Hepimiz çok daha ağır yenilgiler yaşadığımıza inanmış olabiliriz, ama bir çocuğun suratımıza bakmayı reddetmesi de yabana atılacak bir yenilgi sayılamaz.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48337  aligncenter" title="Handala facing the sea" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Handala-facing-the-sea.jpg" alt="Handala facing the sea" width="496" height="291" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/hanzala.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sigmund Freud&#8217;un Son Yılları</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/sigmund-freudun-son-yillari.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/sigmund-freudun-son-yillari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 21:03:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=46801</guid>
		<description><![CDATA[Freud, bir doktordu. Ancak isteksiz ve işini sevmeyen biriydi. Yahudilerin seçebileceği meslekler o zaman sınırlı olduğu için, mecburen tıbbı tercih etmişti. Zaten Freud da, “ne o zaman ne de daha sonra, doktorluk mesleğine karşı bir tutkum yoktu.” demekteydi. 1906 yılından ölüm yılı olan 1939’e kadar Freud’un yakın dostu olan Ferenczi, onun hakkında şöyle diyordu: “Freud, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Freud, bir doktordu. Ancak isteksiz ve işini sevmeyen biriydi. Yahudilerin seçebileceği meslekler o zaman sınırlı olduğu için, mecburen tıbbı tercih etmişti. Zaten Freud da, “ne o zaman ne de daha sonra, doktorluk mesleğine karşı bir tutkum yoktu.” demekteydi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46819  aligncenter" title="Sigmund Freud" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Sigmund-Freud.jpg" alt="Sigmund Freud" width="260" height="366" /></p>
<p>1906 yılından ölüm yılı olan 1939’e kadar Freud’un yakın dostu olan Ferenczi, onun hakkında şöyle diyordu: “Freud, hastaların yalnızca ayaktakımı olduklarını söylerdi. Hastalar yalnızca, analistin (tedavi edenin) yaşamasına yardım ettiği (yani para kazandırdığı) ve kavram için materyal sağladığı takdirde iyidir. Onlara yardım edemediğimiz açıktır. Bu, terapatik bir nihilizmdir (yani tedavi hiçtir). Bununla beraber, bu kuşkuları onlardan saklayarak ve tedavi olma ümitlerini harekete geçirerek hastaları kandırırız.”</p>
<p>Freud, felsefeye büyük ilgi duyuyordu. Bu yüzden teorilerini, hastalarını kendine göre yorumlayarak felsefik temellere oturttu. Psikanaliz adını verdiği metodu özel seanslarda, bir yandan purosunu içerek uygulardı. 1923’te kendisinde çene kanseri teşhis edildikten sonra bile, yine bu alışkanlığını sürdürdü. Kendisine uyanıklığı ve çalışabilme kapasitesini veren şeyin tütün olduğunu söylerdi. Sigmund Freud bu süre içinde çeşitli tümörleri aldırmak için tam otuzbir ameliyat geçirdi, ağzının yarısını değiştiren protezi defalarca çıkarttırıp taktırdı. 1938’de artık konuşması imkânsız hale geldi. Tümör habisti ve ameliyat edilemeyecek durumdaydı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Sigmund-Freud-Eşi-Martha-Bernays-Freud-ve-Eşinin-Kızkardeşi-Minna-Bernays-1929.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-46821  aligncenter" title="Sigmund Freud Eşi Martha Bernays Freud ve Eşinin Kızkardeşi Minna Bernays, 1929" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Sigmund-Freud-Eşi-Martha-Bernays-Freud-ve-Eşinin-Kızkardeşi-Minna-Bernays-1929.jpg" alt="Sigmund Freud Eşi Martha Bernays Freud ve Eşinin Kızkardeşi Minna Bernays, 1929" width="560" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Sigmund Freud, Eşi Martha Bernays Freud ve Eşinin Kızkardeşi Minna Bernays, 1929.</p>
<p>Bu sırada Hitler, Avusturya’yı işgal etti. Freud önce ülkeden kaçmak istemedi. Sonunda göçmeye karar verdiğinde de Naziler gitmesine izin vermek için ondan fidye istediler. Ölüm yatağındaki Freud, zengin kütüphanesini ve diğer bütün önemli eşyalarını geride bırakarak Londra’ya gitti, oğlunun oradaki evine yerleşti. Orada da çalışmayı sürdürdü, ama artık hastalarıyla seanslarını kızı Anna yürütüyordu. Freud’un yüzü süzülmüş adeta içi boşalmıştı. Giderek büyüyen kanserin sancılarına rağmen, ağrı ilacı almayı da reddediyordu. Ancak 1939, eylül ayının son günlerinde pes etti. Doktorlar yanağını kesmiş, terminal tümöre ulaşmaya çalışmışlardı. Açık yaradan gelen koku öyle kötüydü ki, sevdiği köpeği bile Freud’un yanına gitmez olmuştu.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Sigmund-Freud-ve-Köpeği.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-46820  aligncenter" title="Sigmund Freud ve Köpeği" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Sigmund-Freud-ve-Köpeği.jpg" alt="Sigmund Freud ve Köpeği" width="560" /></a></p>
<p>83 yaşındaki ihtiyar, artık yiyemiyordu. Yarasına konan sinek ordusundan korunabilmek için her yanı cibinliklerle kaplıydı. Ölmeden iki gün önce doktoruna şöyle demişti: “İlk konuşmamızı hatırlıyor musun? Devam edemeyeceğim gün geldiğinde, bana yardımcı olacağına söz vermiştin. Artık bir işkence haline geldi, anlamı da kalmadı.” Doktor Freud’a bir morfin iğnesi yaptı. Oniki saat sonra bir doz daha verilince, Freud komaya girdi ve ertesi sabah öldü.</p>
<p><em>(Dr. Sefa Saygılı, Zafer Dergisi, Mayıs-2002)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/sigmund-freudun-son-yillari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dilipak Kendini Anlattı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/dilipak-kendini-anlatti.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/dilipak-kendini-anlatti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 13:33:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=45290</guid>
		<description><![CDATA[Helin AVŞAR&#8217;ın Abdurrahman Dilipak ile yaptığı söyleşi: Abdurrahman Dilipak&#8217;la oğlunun Mecidiyeköy&#8217;deki işyerinde buluştuk. Oğlu Taha da röportaj boyunca hep yanımızdaydı. Zaten Dilipak eşi dışında hiçbir kadınla bir odada yalnız kalmayacak kadar prensip sahibi bir dindar. Benim onun sınırlarını ihlal ettiğim, onun da sabrının sınırlarını zorladığı bu röportaj çıktı ortaya. Uzun yıllardır göz önündesiniz. Pek çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Helin AVŞAR&#8217;ın Abdurrahman Dilipak ile yaptığı söyleşi:</strong></p>
<p>Abdurrahman Dilipak&#8217;la oğlunun Mecidiyeköy&#8217;deki işyerinde buluştuk. Oğlu Taha da röportaj boyunca hep yanımızdaydı. Zaten Dilipak eşi dışında hiçbir kadınla bir odada yalnız kalmayacak kadar prensip sahibi bir dindar. Benim onun sınırlarını ihlal ettiğim, onun da sabrının sınırlarını zorladığı bu röportaj çıktı ortaya.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-45291  aligncenter" title="Abdurrahman Dilipak" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/abdurrahman-dilipak-evi.jpg" alt="" width="377" height="283" /></p>
<p><strong>Uzun yıllardır göz önündesiniz. Pek çok insanın sizinle ilgili fikirleri vardır. Peki siz kendinizi nasıl bir kişilik olarak tanımlarsınız?</strong><br />
Hiç kimse beni kavga ederken ya da yumruklaşırken görmemiştir. Katıldığım hiçbir mitingde kavga çıkmamıştır. Hatta “Dilipak varsa kavga yoktur” derler. Savaşa karşıt savaşçıyım.</p>
<p><strong>Nasıl bir ailede büyüdünüz?</strong><br />
Dedelerimden biri müftü biri hatipti. Dindar bir çevrede büyüdüm. Liseden sonra Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;ne girmek için resim dersleri aldım. Arap ve Fars Filolojisi&#8217;nde okudum, Gazetecilik Halkla İlişkiler Yüksek Okulu&#8217;ndan mezun oldum.</p>
<p><strong>Resim dışında başka bir sanat dalıyla uğraştınız mı?</strong><br />
Türkiye de milli sinema tartışmasını başlatan dokuz kişiden biri benim. 70&#8242;li yıllarda Milli Türk Talebe Birliği Sinema Kulübü&#8217;nde başlattık tartışmayı. Bir de film çekmiştik “Gençlik Köprüsü” diye. Başrollerinde Necla Nazır ile Itır Esen vardı.</p>
<p><strong>Aileniz sizi yönlendirdi mi? Onlardan etkilenerek bugünlere geldiğinizi söyleyebilir misiniz?</strong><br />
Annem, biz çocukken vefat etti. İki kardeşiz. Ailemin hem dindar hem mücadeleci kimliğimde büyük rolü var. Dayılarım 1946 yılından bu yana çoğu dini içerikli organizasyonları yapan kişilerdir. Ailecek her zaman siyaset ve medya dünyasında yer aldık. Adalet Partisi&#8217;nin kuruluşunda da bizim aileden isimler vardı.</p>
<p><strong>Kendinize kızar mısınız sık sık? Ya da şöyle sorayım kendinize çok kızıp da yapmaktan vazgeçmediğiniz bir şey var mı?</strong><br />
Hiçbir problemim yok kendimle. 40 yıldır kesintisiz sanığım. Hakkımda açılan davalar arasında 500 yıl mahkumiyetimi isteyen var. Beni yargılayan yargıçlardan daha fazla kıdemim vardır. Her insan hata yapar, keşke “Şöyle böyle olsaydı” der. Ama benim bugüne kadar vahim bir hata yaptığım olmadı.</p>
<p><strong>Hukuki olarak birçok bilgiye sahip olmuşsunuzdur.</strong><br />
Evet artık birçok konuda bilgiliyim.</p>
<p><strong>Sizi kızdıran bir dava var mı peki?</strong><br />
“Sigara içmeyin Mazlumder&#8217;e yardım edin” dediğim için izinsiz yardım toplamak suçundan yargılandım. Ama hiç mahkum olmadım, para cezalarına çarptırıldım. “Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder, Bahriye Üçok ‘da CHP&#8217;yi altı oktan edecektir&#8221; dediğimiz için mahkum olduk.</p>
<p><strong>Neden sizi sürekli mahkemeye veriyorlar?</strong><br />
Çünkü etkiliyim. Biraz beni caydırmak için, biraz da “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla durumu” yaşanıyor. Bir insana yapılan haksızlık bütün topluma yöneltilmiştir esasen.</p>
<p><strong>Sizin üzerinizden bir kesime mesaj mı veriliyor yani?</strong><br />
Yaşadığım mahkumiyetler bunlardan kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Şu ana kadar yazamadığınız, içinizde kalan bir şey var mı?</strong><br />
O kadar çok ki, aslında istediklerimin birçoğunu yazamadım. Tabii her şeyi yazamıyorsun. Ergenekonu var falan filan. Bir de o kadar çok komplo teorisi dolaşıyor ki ortalıkta, o kadar çok bilgi kirliliği var ki. “Yanlış anlaşılmasın ve dava açılmasın” diye yazamadığımız şeyler oluyor. Bu “Çanakkale geçilmez” demek, herkes bunu söylüyor. Ben de ‘&#8217;Çanakkale çoktan geçildi” diyorum. Kitabım çıkmadan üç kere yargılandım. Çanakkale geçilmediyse Mondros Mütarekesi nasıl imzalandı? İstanbul nasıl işgal edildi? Önümüzdeki günlerde İstanbul&#8217;un kurtuluşu var. Kimse silah sıkmadan ele geçirdiler şehri o zaman. Üç ordumuz vardı, imkansızlıklar içindeydiler. Ben “Birinci İnönü Savaşı yapılmadı” diyorum. Ama Birinci İnönü Savaşı ile ilgili binlerce doküman var. Bu durum için tek bir cümle edebilirim: Herkesin bir resmi tarihi var. Belki benimki yanlış ama bırakın söyleyeyim.</p>
<p><strong>Hiç flört ettiniz mi?</strong><br />
Hayır.</p>
<p><strong>Flört etmek günah mı?</strong><br />
Böyle bir şey yok. Bu sorunun sorulmasını da beklemiyordum. Ben kimseye dokunmuyorum bile söyledim. Biz görücü usulüyle evlendik.</p>
<p><strong>Eşinize çiçek alır mısınız?</strong><br />
Bana hediye edilen çiçekleri eve götürüyorum. Eşim de hep şikayet eder. ‘&#8217;Sen al da gel&#8221; der. Eşim kendisi bir çiçek zaten ama çiçekleri çok sever. Çok sevdiğim bir komşum, “Rabbim şudur senden dileğim yaşadıkça kitap dolu bir ev, çiçek dolu bir bahçe ver&#8221; demişti, bu cümleyi çok severim. Ayaklı bir kütüphane gibiyim. Evimdeki kitap sayısı eşyalarımdan daha çoktur.</p>
<p><strong>Aşka inanıyor musunuz?</strong><br />
Mevlana&#8217;nın anlattığı aşksa evet inanıyorum. Bazıları cinsel tutkuyu aşk zannediyor. Yaratılanda yaratanı görmektir aşk.</p>
<p><strong>Bir erkek birkaç kadınla evlenebilir mi?</strong><br />
Modern hukuka göre tek evlilik esastır ama pratikte poligami var. Bu tuzak bir soru. Peygamber, zamanında dört eşle sınırlandırdı ama genel tercih olarak tek eşliliği tavsiye etti. Mesela eşim bana üç-dört çocuk verdikten sonra yatalak hasta oldu. Ben ne yapacağım? Çocuklarıma, hasta eşime kim bakacak? Kadın nüfusunun fazla olduğu Afrika gibi, Kazakistan gibi yerlerde bu durumun kadınların lehine olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Eşiniz sizi kıskanır mı?</strong><br />
“Arabistan&#8217;da penguen tedavi merkezi açmışlar” demek gibi bir şey bu. Bir kadına dokunmayan birisi için nasıl böyle bir şüphe söz konusu olabilir.</p>
<p><strong>Muhafazakar kesim değişti mi?</strong><br />
Hayat devam ediyor. İnsanlar sürekli değişiyor. Kış gelince parka giyerler, paraları olunca marka.</p>
<p><strong>AKP Hükümeti, Türkiye&#8217;yi nereye götürüyor?</strong><br />
AKP Hükümeti veya bir başka hükümet, bir toplumu ne ileriye ne de geriye götürebilir. Toplumlar, layık olduğu şekilde yaşar.</p>
<p><strong>Çarşamba&#8217;da açık kadınlara mahalle baskısı var mı?</strong><br />
Mahalle baskısı normaldir, birlikte yaşamaktan kaynaklanır.</p>
<p><strong>Metafizikle ilgileniyor musunuz?</strong><br />
Yaklaşık iki yıl hipnozla ilgilendim. Sizi hipnotize edebilirim.</p>
<p><strong>Son dönemde cennetle ilgili bir sürü şey söylendi.</strong><br />
Bunları doğru bulmuyorum. Farklı bir yerdir, oradan geldik oraya gideceğiz. Her nefis ölümü tadacaktır. Ölümden korkulmaz, ölüm bir bahar ülkesidir, dünya acıların dünyasıdır. Cenneti açıklamak, elması çakıl taşıyla açıklamak gibidir.</p>
<p><strong>Kadın sanatçılardan kimi dinlersiniz?</strong><br />
Müzeyyen Senar&#8217;ın şarkılarını dinlerim.</p>
<p><strong>Cemil ipekçi “Muhafazakar eşcinselim” dedi ne diyorsunuz?</strong><br />
Bunu ona sorun.</p>
<p><strong>İslam&#8217;da eşcinsellik var mıdır?</strong><br />
İslam&#8217;da bırakın eşcinselliği her türlü gayrimeşru cinsel temas haramdır. Tekrar söylüyorum; kadına dokunmayan birine soruyorsunuz bunları, kavga çıkacak birazdan aramızda.</p>
<p><strong>Ayşe Arman&#8217;la program yapmak için teklif almışsınız. Yapar mısınız?</strong><br />
Habertürk&#8217;ten böyle bir program yapmak için teklif geldi. Mesela sizinle de aynı şekilde televizyonda bir program teklifi gelse, dekolte giyerseniz kabul etmem. Erkek olsun kadın olsun insan bedenini ortaya çıkaracak bir yaklaşımı hem dinen hem ahlaken hem sosyolojik açıdan doğru bulmuyorum. İnsan bedeni kendine özeldir. Mesela siz bu röportaja da dekolte gelmiş olsaydınız, bir kumaş getirtip üzerinizi örterdim. Ayrıca öyle bir mekanda bile olmak istemem. Beni argo konuşurken bile göremezsiniz.</p>
<p><strong>Gerçekten kadınlardan rahatsız oluyor musunuz?</strong><br />
Yok canım, annem de kadın.</p>
<p><strong>Açık giyinen kadınlardan rahatsız oluyor musunuz peki?</strong><br />
Kesinlikle. Allah&#8217;ın yasak kıldığı bir şeyi kabul edemem. Şeytana tapanların haklarını savunabilirim ama şeytana tapmayı asla kabul edemem. Hoşgörülü de değilim. Bir kadınla asla bir odada yalnız kalmam. Siz buradayken şu kapıyı asla kimse kapatamaz. Beni bu konuda test de ettiler. Kanal D&#8217;de çalışırken bütün ekibim bayandı. Kış da olsa asla kapıyı kapatmam, kapatırlarsa gider açarım veya dışarı çıkarım. Mesela Tansu Çiller, başbakan olduğunda elini sıkmadım. Eşim de erkeğe dokunmaz. Keyfi olarak bir kadına parmağımın ucuyla bile dokunmam. Ama yardıma ihtiyacı olursa o zaman durum farklı. Hasta olur, hastaneye gitmesi gerekir o zaman tabii ki yardım ederim. Allah 10 tane emir veriyor. Bir tanesi zina etmeyeceksin, zina etmek adam öldürmekle birlikte zikrediliyor. Çünkü insan bedenini öldürmekle, ruhunu öldürmek aynı şey.</p>
<p><strong>Kadınların çalışması konusunda ne düşünüyorsunuz?</strong><br />
Bir kadının analık vasfı olduğu için ağır işlerde çalışamaz. Fiziki olarak uygun değildir. Yaradılışına uymaz. Kadının inşaat mühendisi olmasından çok mimar olmasını tercih ederim. Doğu felsefesinde Ying Yang&#8217;a bakarsak tam bütünlük yoktur. Bir taraf her zaman daha üstündür.</p>
<p><strong>Kadınla erkek eşit midir?</strong><br />
Asla. Kadın kadına eşit mi ki? Bin kadına eşit erkek ya da bin erkeğe eşit kadın vardır. Böyle tartışmalar gereksiz. İnsan vasıflarına göre ayrılır. Bazen hayvandan bile aşağı olabilir.</p>
<p><strong>Nazlı Ilıcak hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong><br />
Kendi yazılarımda olduğu gibi beğendiğim yazıları da oluyor beğenmediklerim de. Beni ilk televizyona çıkaran Nazlı Ilıcak&#8217;tır.</p>
<p><strong>Eşinizle nasıl tanıştınız?</strong><br />
Şule Yüksel Şenler, o dönemde başörtüleri yüzünden okuyamayan kızlar için kurs açmıştı. Kız kardeşim ve eşim de o kurstaydı. O vesileyle tanıştık. Allah&#8217;tan iyi bir eş diledim, gönderdi. O da bana güzel çocuklar verdi.</p>
<p><strong>Müjde Ar&#8217;a neden “Pornocu” dediniz? Niye gönderdiği tekzibi yayınlamadınız?</strong><br />
Şimdi bir bayan sanatçı, Japonya&#8217;da profesörüyle duygusal ilişki içinde. Aradan uzun zaman geçiyor, profesörün Avrupa&#8217;daki oğlu geliyor. Profesörün oğlu, bayan sanatçının hoşuna gidiyor, onunla birlikte olmaya başlıyor. Kadın bunu anlatıyor, o sırada herkes kinayeli sorular soruyor, ‘&#8217;Babayı ne yaptın&#8221; falan diye. Bana göre çok rahatsız edici bir diyalog. Ben de bu olayı anlatıyorum, medyayı pornoculukla ve teşhircilikle suçluyorum. Gerçi artık bunlar pornoyu da ayıp görmüyor. “Pornocu, homoseksüel, lezbiyen, Lolita takımı” diye devam eden, toplumu ahlaki olarak çözülmeye götüren olayları anlatıyorum. Ve buna benzer şeylerin toplumun zihninde meşrulaştırıldığını söylüyorum. Bunu kendi üzerine alması fiilen mümkün değil. Bu olayı magazin dünyasını anlatmak, genel anlamda değerlendirmek amacıyla kullandım yazımda. Bunu tekzip ediyor, mahkeme reddediyor. Ağır cezaya gidiyor, orası da reddediyor. İnternete bakarsanız bu konuda çok daha ağır yazıların olduğunu görürsünüz.</p>
<p><strong>Hiç Müjde Ar&#8217;ın bir filmini seyrettiniz mi?</strong><br />
TRT&#8217;de yayınlanan bir dizisini (Aşk-ı Memnu) seyrettim. Ondan başka bir şey seyretmedim.</p>
<p><em>(Gazete Habertürk, Ekim 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/dilipak-kendini-anlatti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın Kökenleri</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/recep-tayyip-erdoganin-kokenleri.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/recep-tayyip-erdoganin-kokenleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 12:34:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=44784</guid>
		<description><![CDATA[- Osmanlı Arşivinde Başbakan Tayyip Erdoğanın kökenlerini aydınlatacak 1835 tarihli Rize nüfus defteri ve 1850 tarihli vergi defteri bulundu. - Erdoğanın ataları “Bakatoğlu” sülale ismiyle biliniyor. İsyancı anlamına gelen. - Erdoğanın büyük dedesi Bakatoğlu Memiş yörenin derebeyi. İsyancısı durumunda idi. 1934 soy ismi kanununa göre aile sülale geleneğine bağlı kalsaydı “İsyancı” soy ismini alması lazımdı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- Osmanlı Arşivinde Başbakan Tayyip Erdoğanın kökenlerini aydınlatacak 1835 tarihli Rize nüfus defteri ve 1850 tarihli vergi defteri bulundu.</p>
<p>- Erdoğanın ataları “Bakatoğlu” sülale ismiyle biliniyor. İsyancı anlamına gelen.</p>
<p>- Erdoğanın büyük dedesi Bakatoğlu Memiş yörenin derebeyi. İsyancısı durumunda idi. 1934 soy ismi kanununa göre aile sülale geleneğine bağlı kalsaydı “İsyancı” soy ismini alması lazımdı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-44861  aligncenter" title="Recep Tayyip Erdoğan" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/09/recep-tayyip-erdogan.jpg" alt="" width="400" height="230" /></p>
<p>Osmanlı Arşivinde 1500-1900 yıları arası dönemde  sayın başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın etnik kimliğini ortaya koyan belgeler üzerinde araştıralar yaptım.  Türkiye’de bütün yurttaşların nüfus kimlikleri 1905 (Rumi-1321) tarihli defterler  esas alınarak tespit edilmektedir. Osmanlı Arşivi ilk kez Trabzon eyaletinin 1830’lu yılarda tutulan nüfus defterlerini de araştırmacılara açtı. Ve ek olarak da 1850 tarihli vergi defterini araştırmacıların bilgisine sundu.  Osmanlı Arşivinde MAD.d 7958 kod numarası ile kayıtlı olan Rize yöresi köyler öşür defterinde Başbakan Erdoğan’ın büyük dedesi Bakatlıoğlu Memiş’in Pulihoz köyünün kurucu ailesi olduğu ve 86 kuruş vergi ödeyerek köyün en zengini olduğu ortaya çıkıyor. Pulihoz köyü, Kıble dağının yamacında kurulmuş ve karşısında da Ayani tepesi var. Bakatoğlu Memiş aynı zamanda yörenin “Ayan” ünvanlı “derebeyi” durumunda. Yörede yaşanan olaylar göz önüne alındığında Bakatoğlu sözcüğü  “İsyancı” anlamına geldiği anlaşılıyor.  Osmanlı Arşivinde Rize yöresinde yaşanan 19.yüzyıl başları isyan hareketleri ile ilgili ayrıntılı fermanlar var.</p>
<p><strong>1835 TARİHLİ NÜFUS DEFTERİNE SAKAL RENGİNE BAKILARAK YAZILDILAR</strong></p>
<p>Osmanlı Arşivinde bulunan 1835 tarihli Rize nüfus defterinde  Rize’nin Pulihoz köyü kurucu aile ve bir numaralı hanesine kaydı yapılan Hüseyin oğlu Mehmet Efendi “İslam inanç kimliği” adı altında  45 yaşında ve “Kırca sakallı” olarak yazılmış. Ve çocuklarının ismi de 18 yaşındaki Mustafa ile 11 yaşındaki Yunus olarak yazılmış.  Hüseyin oğlu Mehmet Efendi’nin nüfus künyesine bakılarak adı geçen Hüseyin 1700’lü yıların ortalarına kadar kimliği belirlenmiş olur.  Adı geçen Yunus, babası Mehmet (veya Memiş) ve onun da babası Hüseyin Efendi Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın  atalarıdır.</p>
<p><strong>POTAMYA DEFTERİNDE YAZILI OLANLAR</strong></p>
<p>Türkiye’de tartışmalara sebebiyet veren “Potamya” sözcüğü, Pontus-Rum döneminden kalan ve “Dereler bölgesi” anlamında   Rize’nin dağlık bölgesinin de antik dönem ismidir.  Potamya bölgesinde 20. yüzyıl başlarında 12 köy  vardı. Ve birisi de Pulihoz köyü idi. Osmanlı yönetimi Potamya ismini 1913 yılında değiştirdi.  Potamya bölgesi Fatih sultan Mehmet’in 1461 yılında Rize yöresini fethettiği tarihten itibaren 1600 yılı başlarına kadar  geçen 150 yıl gibi zaman diliminde %-90 oranında Pontus-Rum etnik karakterde idi. Potamya yöresini 3 tımarlı sipahi aile ve Osmanlı yönetiminin özellikle Çukurova ve Maraş yöresi aşiretlerinin yöreye sürgün ve iskan  politikası   sonucu 1600-1800 yılları arasında hızla etnik kimlik değişimine geçti. 1800’lü yıların başlarında yörede yaşayan İslamların oranı %-90’a çıktı.</p>
<p><strong>BAŞBAKAN’A ETNİK  KİMLİK DÜZELTMESİ ÇAĞRISI</strong></p>
<p>Sayın Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın aile etnik kimliği olarak uluslar arası Wikipedia ansiklopedisi ve diğer kaynaklarda “Gürcü asıllı” olduğu bilgilerine yer verilmektedir.  Elimdeki Osmanlı Arşivi Rize-Pulihoz köyünde yaşayanların etnik kimlik belgelerinde Bakatoğlu ailesinin Gürcü olmadığı ortaya çıkmaktadır.  Sayın Başbakan Recep Tayip Erdoğan, tarihi bir hata olan  “Gürcü asılı” etnik  tanımlanmasının düzeltilmesi için Wikipedia ansiklopedisi nezdinde girişimde bulunmalıdır.  Tayip Erdoğan’ın etnik kimliği ile ilgili  Osmanlı Arşiv belgelerinin yakın bir zamanda kitabını yayınlayarak kamuoyunun bilgisine de sunacağım.</p>
<p><em>(Cezmi YURTSEVER,  08 Eylül 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/recep-tayyip-erdoganin-kokenleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski papaz davetçi oldu</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/eski-papaz-davetci-oldu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/eski-papaz-davetci-oldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 02:11:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=43380</guid>
		<description><![CDATA[22 yıl papazlık yaptıktan sonra Müslüman olan Brezilyalı Hacı İsmail Brezilya’da ev ev gezip insanlara İslam’ı anlatıyor. İşte Hacı İsmail&#8217;le yaptığımız röportaj: Hacı İsmail Santos Hacı İsmail’in yaptığı davet çalışmalarıyla Brezilya’da İslam’a girenlerin sayısı daha kısa bir sürede 200’e ulaşırken kendisiyle İslam’a giriş süreci ve yaptığı davet çalışmalarıyla ilgili uzun bir röportaj gerçekleştirdik. İlginize sunuyoruz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>22 yıl papazlık yaptıktan sonra Müslüman olan Brezilyalı Hacı İsmail Brezilya’da ev ev gezip insanlara İslam’ı anlatıyor. İşte Hacı İsmail&#8217;le yaptığımız röportaj:</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-43545  aligncenter" title="Eski papaz yeni hacı İsmail Santos" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/09/eski-papaz-yeni-haci-ismail-santoz.jpg" alt="" width="251" height="204" /></p>
<p style="text-align: center;">Hacı İsmail Santos</p>
<p>Hacı İsmail’in yaptığı davet çalışmalarıyla Brezilya’da İslam’a girenlerin sayısı daha kısa bir sürede 200’e ulaşırken kendisiyle İslam’a giriş süreci ve yaptığı davet çalışmalarıyla ilgili uzun bir röportaj gerçekleştirdik. İlginize sunuyoruz.</p>
<p><strong>Brezilya’da çok meşhur birisiniz. Bu şöhretinizi neye borçlusunuz? Hayatınızdan kesitler dinlemek istiyoruz.</strong></p>
<p>14 yaşından itibaren yoğun şekilde dini eğitim almaya başladım ve Hıristiyan İlahiyatını öğrenmek için bir okula girdim. 20 yaşıma kadar bu eğitim devam etti ve 20 yaşımda mecburi olarak askere gittim.</p>
<p><strong>Neler okudunuz?</strong></p>
<p>Sadece 3 yıl Tevrat üzerine çalıştım. Diğer alanlarda da kendimi yetiştirdim. Askerdeyken de bu ilimleri unutmamak için çalışmalar yaptım. Müslümanlarla ilgili ilk bilgileri askerde duydum. Bir grup Brezilya Askeri Süveyş Kanalı sorunu nedeniyle Mısır’a gitmişlerdi. Mısır’dan dönen askerlere bize Müslümanların hepsinin terörist olduklarını söylediler. Müslüman kelimesini ilk defa askerde duydum. Yani 20 yasıma ulaştığımda İslam’la ilgili ilk defa bir şeyler duymuştum. Askerliğimi bitirdikten sonra tekrar okula geri döndüm ve 11 sene daha Hıristiyanlık üzerine eğitim gördüm.</p>
<p><strong>Ne tür dersler okutuyorlardı size?</strong></p>
<p>34 ayrı ders vardı. Bu dersler üzerinde ihtisas sahibi olduktan sonra diploma aldım. San Paulo’ya geldim ve 5 kilisenin yöneticiliğine atandım. Kiliseye gelen insanlara vaazlar veriyordum ve bu vaazlarda sürekli olarak dünyadaki en büyük dinin Hıristiyanlık olduğunu anlatırdım ve insanların en çok İsa Mesih’in dinine ilgi gösterdiklerini söylerdim. Bir gün yine vaaz verdim ve vaazın sonunda yanıma gelen bir papaz arkadaşım, “Ya İsrail, biz en büyük din Hıristiyanlık diyoruz ama dünyada İslam isimli bir din de var. Bu dine de insanlar büyük ilgi gösteriyorlar.” dedi. 44 yaşımda ilk defa İslam kelimesini arkadaşımdan duymuş oldum. Papaz arkadaşıma İslam’ın ne olduğunu sordum. O da; “İslam Müslümanların dinidir.”dedi. Ben de arkadaşıma “Ben 22 sene önce askerde Müslümanların dünya için büyük bir sorun olduklarını duymuştum. İslam nasıl dünyanın en büyük dinlerinden biri olabilir” dedim. Papaz arkadaşım bu sefer; “Sen yanlış duymuşsun Ya İsrail. Müslümanlar iyi insanlardır ve günde 5 sefer namaz kılarlar” dedi. Müslümanların günde 5 sefer namaz kıldıklarını duyunca çok şaşırdım ve kendi kendime düşünmeye başladım. Ben bir papazdım. Papaz olmama rağmen günde bir kez bile namaz kılmıyordum. Sadece hafta bir toplu halde ibadet yapıyorduk. Fakat Müslümanlar günde 5 kez Allah’a ibadet ediyorlardı. Papaz arkadaşım ayrıca Müslümanların senenin 1 ayını oruçlu geçirdiklerini de söyledi. Ben ise 5 kiliseyi birden yönetmeme rağmen senenin sadece 3 gününü oruçlu olarak geçiriyordum. Papaz arkadaşımdan ayrıca Müslümanların sadaka verdiklerini ve fakirlere yardımcı olduklarını duydum. Bütün bu duyduklarım Müslümanlar adına güzel işaretlerdi. Bu papaz arkadaşımla yaptığımız konuşmanın ardından başka bir papaz arkadaşım beni ziyaret etti. Bu papaz arkadaşımın kızı Müslüman olmuş. Arkadaşım benden çocuğuyla konuşmamı ve onu ikna etmemi, tekrar Hıristiyanlığa döndürmemi istedi. Bu benim içinde iyi bir fırsattı. Müslüman olan biriyle sohbet etmek istiyordum ve Brezilya’da bir Müslüman bulmak zor bir şeydi. Benim kaldığım yer olan San Paulo büyük bir şehir olmasına rağmen burada sadece 6 mescid bulunuyordu. Arkadaşımın kızını ikna etmek için Müslümanların toplantılarına katılmaya karar verdim ve Müslümanlara ait bir mescide gittim. Mescide gittim, onlara Müslümanları ve İslam’ı tanımak istediğimi söyledim. Mescide ilk gidişimin ardından her gün mescide gitmeye Müslümanlarla sohbet etmeye başladım. Bu sürecin sonunda da Müslüman oldum.</p>
<p><strong>Müslüman olmaya karar veriş sebebiniz özellikle neydi?</strong></p>
<p>Müslümanlar ve İslam adına duyduğum şeyler beni çok etkilemişti. İslam’ın bizim dinimizden çok farklı olduğunu gördüm. İslam’da olan ibadetler bizde bulunmamaktaydı. Ben de böyle bir dini araştırıyordum ve Müslümanlardaki güzel işaretler beni çok etkilemişti.</p>
<p><strong>Müslüman olmadan önce Hıristiyanlığa dair içinizde şüpheler var mıydı?</strong></p>
<p>Kur-anı okuduktan sonra her şeyi daha net anlamaya başladım. Mesela Kur-anda Mesih’in dininden bahsediliyordu ama Hıristiyanlıktan bahsedilmiyordu. Ayrıca bugün elimizde olan İncil’de bir çok çelişkiler de vardı. Mesela Havariler, Hz. İsa’ya atfedilen bir sözün tam tersini söylüyorlardı. Bu da bende Hıristiyanlığa dair şüpheler oluşturuyordu. İçimde yoğun şekilde Kur-an okuma isteği vardı. Müslüman olmadan önce geceleri Allah’a dua ettim ve Allah’tan beni İsa Mesih’in gerçek dinine ulaştırmasını istedim. Müslüman olmadan önce 3 yıl boyunca bütün peygamberlerin ortak dininin ne olduğunu araştırmıştım. Bir gün önümde arabasıyla bir adam durdu. Adamın başında takke vardı ve sakalları uzundu. Ben bu adamı önce Yahudi sandım. Adam “Ben Müslüman’ım” dedi. Adama “sizin kitabınız Kur-an mı” diye sordum. O da “evet” diye cevap verdi. Adamdan Kur-an istedim. Bana Kur-an getireceğini söyledi ve arabasına bindi. Fakat bana Kur-an getirmedi. Adamın bu davranışı beni etkiledi ve şeytan da bana vesvese verince Müslümanlar hakkında kötü düşünmeye başladım. Kendi kendime “İşte Müslümanlar böyle” dedim. Fakat İslam’a karşı olan ilgim yinede sürdü. Papaz arkadaşımın İslam’a giren çocuğundan Müslümanların toplandıkları mescidin adresini aldım ve oraya ulaştım. Mescidin müdürü bana onlardan ne öğrenmek istediğimi sordu. Ben de İslam’la ilgili her şeyi öğrenmek istediğimi söyledim ve birlikte mescide girdik. 46 yaşındaydım ve ilk defa bir mescide giriyordum. Buradaki bir davetçi ile konuşmaya başladık. O’na İsa Mesih’i sordum. O da bana İsa Mesih’in diğer peygamberler gibi bir peygamber olduğunu söyledi. Bu davetçi İslam’ı çok güzel anlatıyordu. Bütün sorularıma cevaplar veriyordu. Sohbetimizin sonunda bana “Kur-an, İncil ve Tevrat Üzerine Araştırmalar” isimli bir kitap verdi. Kitabı aldım ve gittim. 3 gün evden çıkmadan geceli gündüzlü bu kitabı okudum. Bu kitap Hz. İsa’nın dininin hangisi olduğuna dair zihnimde gezinen sorulara cevap veriyordu. Kitap Kur-an, İncil ve Tevrat deliller sunarak bütün Tevhidi dinlerin Kur-anda toplandığını anlatıyordu. Gerçekten çok etkileyiciydi ve kitabı bitirdikten sonra kesin olarak Müslüman olmaya karar verdim.</p>
<p><strong>Elhamdülillah.</strong></p>
<p>İlk defa 20 yaşımda “Müslim” kelimesini duymuştum. 42 yaşımda da İslam kelimesini duydum, 46 yaşımda ise Müslüman olmaya karar verdim. Mescide ikinci kez gittiğimde mescidin müdürü bana “İslam sadece İsa Mesih’in değil; bütün peygamberlerin ve Hz. Muhammed’in de dinidir. ” demişti. Müdüre Hz. Muhammed’in kim olduğunu sorduğumda, müdür bana “Hz. Muhammed Allah’ın gönderdiği son elçidir” dedi. Düşünebiliyor musunuz ben 46 yaşımda ilk defa Muhammed ismini duydum. Daha sonra ailemi bir araya topladım ve onlara Müslüman olduğumu açıkladım.</p>
<p><strong>Aileniz Müslüman olmanızı nasıl karşıladı?</strong></p>
<p>Müslüman olduğumu açıklayınca bir çok sorunla karşı karşıya kalmaya başladım. Hayatım gün geçtikçe daha da zorlaştı. Arkadaşlarım ve ailemle sorunlar yaşadım. Benim ilk imtihanım eşimdi. Bana “Sen gerçekten Müslüman mı oldun” diye sordu. Ben “evet” deyince O da bana “ O zaman ben artık senin karın değilim. Ben bir teröristin karısı olamam ” dedi ve babasının evine gitti. Ben bu arada kiliseye istifa mektubumu da verdim ve onlara artık papazlık yapmayacağımı söyledim.</p>
<p><strong>Kiliseyi terk ettiğinizde nasıl bir tepkiyle karşılaştınız?</strong></p>
<p>Daha önce İslam hariç dünya üzerindeki bütün dinlerle ilgili bilgim vardı. Eğitim gördüğüm kilisede İslam hakkında bilgi edinmemiz özellikle engellenmişti. Kilisedekiler Müslüman olduğumu öğrenince bir hayli şaşırdılar ve kızdılar. Ailem beni evden atmıştı. Bu yüzden annemin evine gittim. Annem de Müslüman olduğumu öğrenince “Ben artık senin annen değilim, evimden defol” dedi. Çok sevdiğim bir kız kardeşim vardı ve son olarak onun evine gittim. Kız kardeşimin kapısını çaldım ve “kim o” dedi. “Ben İsrail” deyince kız kardeşim bana; “Sen Müslüman olmuşsun, artık senin ismini bile duymak istemiyorum. Seni eve alamam” dedi. Müslüman olduktan sonra bir başıma kalmıştım. Ben de İslami davet merkezine gitmeye karar verdim ve 8 ay boyunca davet merkezindeki mescidde yattım. Her gün bir Müslüman bana ekmek ve kahve getirirdi. 8 ay boyunca her günüm imtihanla geçti. Kilisedeki bütün papazlar benimle bir toplantı yapmak istediler. Bu papazlar ben İslam’a girmeden önce benimle yakın arkadaştılar. Fakat ben Müslüman olunca hepsi bana düşman olmuştu. Papazlar benim delirdiğimi düşünüyorlardı. Kilisede görev yaparken her ay 4 bin dolar aylık alıyordum. Müslüman olduktan sonra aylığım da kesilmişti. 9 kişilik bir papaz grubuyla bir araya geldik. Hepside önemli insanlardı. Bana “tekrar Hıristiyan olursan San Paulo’daki bir kiliseden sana özel olarak 6 bin dolar aylık bağlattıracağız. Senin Müslüman olarak kalmanı istemiyoruz” dediler. Ben tekliflerini kabul etmeyince başka vaatlerde bulundular. Fakat ben yine kabul etmedim. Brezilya’nın kuzeyinde bir papaz arkadaşım vardı. Bu arkadaşım Brezilya’nın en büyük Hıristiyan alimi olarak biliniyordu. Bu papazı beni ikna etmesi için yanıma getirdiler ve bana toplantı yapma teklifi sundular. Bana dediler ki “sana 4 soru soracağız, eğer cevaplayamazsan tekrar Hıristiyanlığa geri döneceksin. Sen de bize 4 soru soracaksın , biz de senin sorularını cevaplayamazsak , Müslüman olacağız” dediler. Tekliflerini kabul ettim ve onlardan 2 rekat namaz kılmak için izin istedim. Namazı kıldım ve Rabbime bana onlara karşı yardım etmesi için dua ettim. Papazlara soruları önce siz mi, yoksa ben mi soracağım” dedim. Onlar “biz soracağız” dediler. Bana önce niçin Müslüman olduğumu sordular. “Müslüman oldum, çünkü tek olan Allah’a inanıyorum.”diye cevap verdim. Ben de beni ikna etmesi için getirdikleri papaza; “Meleklere inanıyor musun?” diye sordum. “Evet” dedi. “Ben bütün peygamberlere inandığım için Müslüman oldum sen de bütün peygamberlere inanıyor musun?” diye sordum. “Yine evet” dedi. Fakat şu anki Hıristiyanlık bütün peygamberleri, özellikle de Hz. Muhammed’i kabul etmiyor. Sen bu nedenle bütün peygamberleri kabul edemezsin” dedim. O da bu sözümü doğruladı. Bu sefer papazlar kendi aralarında tartışmaya başladılar. Beni ikna etmesi için getirilen papaza kızdılar ve “biz seni İsrail’i ikna etmen için getirdik. Sen O’nun söylediği her sözü doğruluyorsun. Biz senden İsrail’i tekrar Hıristiyanlığa döndürmeni istiyoruz, fakat böyle giderse sen Müslüman olacaksın ” dediler. Kendi aralarında bir süre daha tartıştıktan sonra toplantıya son verdiler.</p>
<p><strong>Müslüman olduktan sonra aileniz sizi evden kovdu. Daha sonra tekrar görüşmeye başladınız mı?</strong></p>
<p>Bunların hepsi birer imtihandı. Müslüman olduktan 8 ay sonra her şey güzelleşmeye başladı. Eşimin ailesi eşime “Sen İsrail’i dini konusunda serbest bırak; fakat sen Hıristiyan olarak kal ve İsrail’in yanına dön.” demişler. İslami Davet Merkezi’nin müdürü daha sonraki aylar bana küçük bir ev kiraladı ve orada kalmaya başladım. Ben Müslüman olduktan 1 sene sonra da hanımım yanıma döndü. Hanımım ve çocuklarıma İslam’ı anlatmaya başladım ve bu sürecin sonunda hepsi Müslüman oldular.</p>
<p><strong>İslam ve Hıristiyanlık arasında farklar olduğunu söylediniz. Bunu biraz daha açar mısınız?</strong></p>
<p>Bazı İslam Alimleri Kitab-ı Mukaddesin 51 yerinde çok açık hataların olduğunu söylüyorlar. Bence bu rakam eksik. Kitab-ı Mukaddes’in yüzde yetmişi hatalı, sadece yüzde 30’u doğrudur. İslam dini kemale ermiş bir dindir, Hıristiyanlık ise kemale ermemiştir. İslam’da Kur-an ve peygamberin hadisleri birbirleriyle bütünleşmişler. Ayrıca İslam içinde birbirine zıt olan hiçbir şey yoktur. Fakat Hıristiyanlıkta birbirine zıt olan bir çok kural var. İslam benim sorduğum her soruya cevap veriyor; Hıristiyanlık ise veremiyor.</p>
<p><strong>Siz hem Müslümanlarla, hem de Hıristiyanlarla bir arada yaşadınız. Sosyal olarak Müslüman Toplumlarla Hıristiyan toplumlar arasında ne gibi farklar var?</strong></p>
<p>Hıristiyanlar dinlerini bilmezler. Müslümanların ise kendilerine özgü fikirleri var ve çok fazla amel etmeseler de dinlerini biliyorlar. Müslümanlar küçük yaşlardan itibaren anne ve babalarından dini eğitim alıyorlar, dinlerini daha iyi öğrenmek için Arapça eğitimi alıyorlar. Biz Latin Amerika’nın tamamına İslam’ı yaymayı hedefliyoruz. Latin Amerikalılar İslam’ı yeterince tanımıyorlar. Eğer İslam’ı tanırlarsa inanın Latin Amerika’da İslam çok hızlı bir şekilde yayılır. Bunun için de bizler örnek Müslümanlar olmak zorundayız. Latin Amerika Halkı oraya yerleşmiş bazı Müslümanları görüyor. Fakat bu Müslümanlar İslam’ı güzel bir şekilde temsil edemiyorlar. Müslümanlar samimi olursa, ticaretlerinde, giyimlerinde İslam’a uyarlarsa ve peygamberin Sünnetine dikkat ederlerse İslam’ı yayabilirler. Ben Brezilya’da sürekli olarak her takkem, sakalım ve cübbemle geziyorum. Bu bile İslam’a bir davettir. İnsanlara çok fazla bir şey anlatmamıza gerek yok. Onlara örnek olalım. Ben Brezilya’da bu kıyafetlerle gezdiğimde Müslüman olduğumu anlayan insanlar bana sen “Türk müsün” diye soruyorlar.</p>
<p><strong>Yani Brezilya’da da Müslümanlık Türklükle birlikte anılıyor.</strong></p>
<p>Evet. Brezilya’da İslam Türklerle eş tutulur. İnsanlar İslam’ı Türklük üzerinden tanırlar. Brezilya’da camiler “Türklerin Kiliseleri” olarak isimlendirilir. Biz Brezilyalılara İslam’ın sadece Türklerin dini olmadığını, herkesin dini olduğunu söylüyoruz. Brezilya’da ciddi anlamda davetçi eksiği var. Şu an sadece Brezilya’nın genelinde sadece 26 camimiz var.</p>
<p><strong>Sayın Hacı İsmail. Müslüman olduktan sonra Hacca da gittiniz. Hacca gittiğinizde, Kabeyi gördüğünüzde neler hissettiniz?</strong></p>
<p>Arapçam çok iyi olmadığı için tam olarak nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. Peygamber Efendimizin kabrinin önünden geçerken elimi kaldırarak yüksek sesle “Ya Resülullah! Sen İslam’ı yaymaya başladığın ilk zamanlarda senin peygamber olduğuna inanmıyorlardı. Ben şimdi buradan bağırıyorum. Sen Nebisin.” Kabe’nin önüne geldiğimde ise selam verdim ve dua ettim. Ben Hz. İbrahim’i de çok seviyordum ve Hac esnasında O’nun inşa ettiği yerin önündeydim. Çünkü Kabe’yi de Hz. İbrahim inşa etmişti. Medine’ye gittiğimde de kendimi Peygamber Efendimizin huzurunda hissettim. O’na bol bol selam verdim. Çok güzel duygular hissettim; bu duyguların hepsini size anlatamayacağım. Artık bir hayli yaşlandım ve ömrümün son yıllarını da Brezilya’da davet yaparak geçirmek istiyorum. 2 ay önce Brezilya’yı ziyaret ettim. Müslüman olduğum için bana düşman olan bütün papaz arkadaşlarım beni evlerine davet ettiler. Benden kendilerine İslam’ı anlatmamı istediler. Papaz arkadaşlarım diyorlar ki: “Biz İslam’ı bilmiyoruz. Bize İslam’ı anlatın” Oradaki insanlar İslam’ı öğrenebilecekleri davetçiler arıyorlar. Ben Suriye’de eğitim gördüğüm için Brezilyalılara yeterince İslam’ı anlatamıyorum. Hızlı bir şekilde buradaki eğitimi tamamlayıp Brezilya’ya dönmek istiyorum. Ayrıca Suriye’de kaldığım süre içinde 8 kitap yazdım. Bu kitapları Brezilya’da bastıracağız ve Brezilya’da bir kütüphane açıp insanlara İslam’ı anlatacağız.</p>
<p><strong>Papaz olan arkadaşlarınızdan daha sonra Müslüman olanlar oldu mu?</strong></p>
<p>Evet bazı papaz arkadaşlarım Müslüman oldu.</p>
<p><strong>Siz toplam kaç kişinin İslam’a girmesine vesile oldunuz?</strong></p>
<p>Benim vesilemle 100’den fazla Brezilyalı Müslüman oldu. İnternet sitemiz yoluyla da bir çok Brezilyalı İslam’a girdi. İnternet sitemiz yoluyla Müslüman olanların sayısı 200’ü bulmuştur. Biz şu an Brezilya’nın 28 vilayetinden 26’sında davet çalışmaları yapıyoruz. Ben de 26 vilayeti gezdim ve buralarda insanlara İslam’ı anlatarak onları Müslüman olmaya davet ettim. Şu an sadece Brezilya’nın başkentinde bine yakın yeni Müslüman var.</p>
<p><strong>Sayın Hacı İsmail! 11 Eylül saldırılarının ardından özellikle Latin Amerika’da İslam’ın hızlı bir şekilde yayıldığına dair haberler çıkıyor. Sizce Latin Amerika’da niçin böyle bir gelişme yaşandı?</strong></p>
<p>Bu soru çok önemli bir soru. Her şey Allah’ın dilemesiyle olur. Bir takım çevreler 11 Eylül saldırılarını kullanarak Müslümanlar aleyhine propaganda yapmak istediler; fakat başarılı olamadılar ve Allah’a şükürler olsun ki 11 Eylül saldırıları da bereketle sonuçlandı ve İslam’ı bilmeyen insanlar İslam’ı duyup araştırmaya başladılar. Bu Allah’ın bir mucizesidir. Çünkü 11 Eylül saldırılarından sonra bir çok insan Müslüman olmaya karar verdi. Latin Amerika’nın doğusundan batısına kadar bir çok insan İslam’ı duyup, İslam’a ilgi gösterdiler. Bu saldırılardan sonra benim evime gelen bir sürü insan İslam ile ilgili benden kitaplar istediler ve bu insanların bir çoğu da daha sonra İslam’a girdi. İslam ve Müslümanlar dünya için sorun değil. Asıl sorun olan Amerika. Sadece Brezilya’da değil; bütün Latin Amerika’da insanlar Amerika’yı sevmezler ve Amerika’yı düşman olarak görürler. Amerika insanları kandırmaya çalışıyor ve işlediği katliamları Müslümanların üzerine yıkmaya çalışıyor. Fakat Latin Amerika Halkı İslam’ın ne olduğunu anlıyorlar ve Amerika’ya kanmıyorlar.</p>
<p><strong>Afganistan, Filistin ve Irak’ta her gün çocuklar ve kadınlar ölmekte. Siz bir Müslüman olarak bu olaylar nedeniyle neler hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>Orada Müslümanların yaşadığı sıkıntıları kendi çocuğumun, kendi kız kardeşimin başına gelmiş gibi hissediyorum ve çok üzülüyorum. Bizler Müslümanlar olarak bir vücudun organları gibiyiz. Peygamberimiz böyle diyor. Ben oradaki kardeşlerim için dua ediyorum ve Latin Amerika’daki insanlara Filistinlilerin, Iraklıların masum olduklarını anlatıyorum. Onların tek amacı İslam’ı yok etmek ve bunun için çabalıyorlar. Brezilya’da bütün televizyonlar Yahudilerin elinde. Brezilya’da ve bütün dünyada davet çalışmalarını arttırırsak bir çok şeyi değiştirebiliriz. Biz bunu başaracağımıza inanıyoruz. Ben şu an İslam’ı insanlara anlatabilmeleri için torunlarımı yetiştiriyorum. Biz ölsek bile arkamızdan gelen birileri olacak ve onlar bütün Latin Amerika’ya İslam’ı yayacaklar.</p>
<p><strong>Bir Müslüman gayri Müslimleri İslam’a davet ederken nasıl bir yol izlemeli?</strong></p>
<p>Protestanlar ve Katoliklerin fikirleri birbirlerinden farklı. Onların fikirlerini de öğrenmeliyiz. Brezilyalıların yabancılara karşı özel bir ilgileri var. Yabancıları ve Arapları seviyorlar ve onların kültürlerini öğrenmek istiyorlar. Gayri Müslimleri İslam’a davet ederken, onlara kendi kitaplarından da deliller sunmalıyız.Kur-an ve Hadis, İslam Akidesi’nin nasıl olduğunu onlara anlatırsak ve onların inandıkları kitaplarla kıyaslarsak İslam’a girmelerini sağlayabiliriz. Gayri Müslimler Kur-anı bilmiyorlar. Onları Kur-an’la buluşturmalıyız. İslam’ı anlatmanın, tebliğ yapmanın en güzel yolu ise İslam’ı yaşamaktır. Güzel bir hayat ve onların kitaplarından İslam’ın tek hak olduğuna dair deliller sunmamız bir çok insanın Müslüman olmasına vesile olabilir.</p>
<p><strong>Siz sık sık Kur&#8217;an Meali okuyor musunuz?</strong></p>
<p>Evet.</p>
<p><strong>Peki Kur-an okuduğunuzda neler hissediyorsunuz? Ayrıca Kur-an ile Kitab-ı Mukaddes arasında ne gibi farklar var? Mesela Kur-an okurken sizi şaşkına çeviren ayetlerle karşılaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Kitab-ı Mukaddes üzerine uzun yıllar araştırmalar yaptım. Müslüman olmadan önce Kitab-ı Mukaddes’i okuduğumda zihnimde bir çok sorular beliriyordu. Kitab-ı Mukaddes kıssalardan ve hikayelerden ibaret. Fakat Kur-an insanlara deliller sunuyor. Bu çok önemli bir fark. Ayrıca Kur-an’da insanların yaşamlarını düzenleyen kanunlar var. İlk defa Kur-an’ı okuduğumda çok etkilendim ve ayetleri eşime göstererek; “bunlar bir insanın söyleyeceği sözler değil. Bu ayetler kesinlikle Allah’ın sözleri ” dedim. İlk defa Portekizce bir Kur-an tercümesi okuduğumda dakikalarca ağladım. Amme Cüzünde çok etkili ayetler var ve bu ayetler direk insanın aklına hitap ediyor. Kur-an çok farklı. Mesela Kur-an Kitab-ı Mukaddes gibi tamamen mucizeler üzere kurulu değil. Kur-an okumak, onunla buluşmak benim için bir bayram. Diğer kitaplarda Kur-an’ın sunduğu deliller yok ve Kur-an okuduğunda Allah’ın insanlardan ne istediği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Suriye’ye niçin geldiniz? Buranın sizin için önemi nedir?</strong></p>
<p>Ben buraya İslam’ı öğrenmek için geldim ve buraya hicret ettim. Tıpkı geçmişteki insanlar gibi. Peygamber Efendimiz “İlim Çin’de de olsa alınız” diyor. Müslüman olduktan sonra, Hıristiyanlığı bildiğim gibi Müslümanlığı da öğrenmem gerektiğini düşündüm. Bir arkadaşım bana Şam’ı Arap ülkelerinde Arapça öğrenmemi tavsiye etti. Suud ve Ürdün’e mektup yazdım. Sadece Şam’daki Fetih Üniversitesi’nden cevap geldi ve beni Şam’a davet ettiler. Burası ilim açısından bereketli bir yer. Ayrıca Şam Peygamber Efendimizin duasına nail olmuş bir belde.</p>
<p><strong>Sayın Hacı İsmail! Siz şu an bir davetçisiniz. Brezilya’da İslam’ın yayılması için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Ayrıca Brezilyalı insanlar bu konuda en çok neye ihtiyaç duyuyorlar?</strong></p>
<p>Müslüman olduktan sonra Brezilyalıların hayatları zorlaşıyor. Cami ve medreselerimiz çok az. Şu an bizim camiden çok medreseye, okula ihtiyacımız var. Biz hafta sonları aileleri pikniklere götürüyoruz ve onlara piknik esnasında İslami eğitim veriyoruz. Şu an Brezilya’da torunlarım bu tür çalışmaları organize ediyorlar. Biz Brezilyalı Çocukları Arap ülkelerine getirip, onların buralarda eğitim almalarını istiyoruz. Eğer bunu başaramazsak sonradan Müslüman olanlar İslam adına bir şey bilmezler. Brezilyalıların İslam’ı bilen insanlara ihtiyaçları var. Ayrıca mescidlere de ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Sayın Hacı İsmail! Dinler Arası Diyalog konusunda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Çok güzel bir konuya değindiniz. Kitab-ı Mukaddes tahrif edilmiştir ve şu an tek hakikat İslam’dır. İslam fikir ve akidede diğer dinlerden çok farklıdır. İslam’la diğer dinler arasında hiçbir şekilde yakınlık kurulamaz. Dinler arası diyalog imkansız bir şeydir ve bunun delilleri de Kur&#8217;an’da Allah tarafından bildirilmiştir.</p>
<p><strong>Sizden Müslümanlara, özellikle de Türkiyeli gençlere bir takım nasihatlerde bulunmanızı istesek.</strong></p>
<p>Şu an dünyada İslam’ın vaktidir ve insanlar bütün dünyada İslam’a daha fazla ısınıyorlar. İslam adına bir takım olumsuz propagandalar yapılıyor. Şam’daki, Türkiye’deki bütün dünyadaki Müslüman gençlerin bu propagandaları başarısız kılmaları lazım. Müslümanlar olarak söylediklerimizi, insanlara anlattıklarımızı yaşamımızda da tatbik etmemiz gerekiyor. Bu zaruridir. Ayrıca Peygamber Efendimizin Sünnetine büyük önem göstermeliyiz. Sünnet çok önemli. Kızlarımız, erkeklerimiz Peygamber Efendimizin Sünnetlerine sarıldıklarında bütün dünyanın Müslüman olmasını bekleyebiliriz.</p>
<p><strong>Peygamber Efendimizi rüyanızda gördüğünüzü öğrendik. Bu rüyayı bizimle paylaşır mısınız?</strong></p>
<p>İslam’a girdiğim dönemler ailem ve çevremle imtihan olundum. Bu imtihan gerçekten zordu. Bir gün uyurken bir adamın sesini işittim. Bana; “Şu köprüyü gördün mü” diye sordu. Bu köprü normal köprülerden çok farklı bir köprüydü. Üst üste 4 katlıydı. Köprünün en üstündeki insanların yüzleri ve elbiseleri bembeyazdı. Bu insanlar köprüyü hızlı bir şekilde geçiyorlardı. 3. kattakiler ise el ele tutuşmuşlardı ve yan yana yürüyorlardı. Bu kattakiler ne çok yavaş, ne de çok hızlı yürüyorlardı. Onların her birinde de beyaz elbiseler vardı. 2. katta ise arka arkaya dizilmiş insanlar vardı ve onların üst tarafları insan alt tarafları domuzlar gibiydi. Onlar yürümüyorlardı, sadece sürünüyorlardı. En alttaki köprü ise çok büyüktü ve köprünün her yerini ateşler kaplamıştı. Çok etkileyici bir sahneydi. Bana rüyamda köprüye bakmamı söyleyen adam “İsmail bu Sırat Köprüsü’dür. Bütün insanlar bu köprüden geçecekler” dedi. Rüya beni çok etkiledi ve mesciddeki hocaya gidip ondan rüyamı tabir etmesini istedim. Hoca, “bu rüya güzel bir rüya. Bu rüya sana Sırat Köprüsü’nü öğretti.” dedi. Bu rüyadan bir hafta sonra ise bu seferde rüyamda Peygamber Efendimizi gördüm. Rüyamda bir mescide girdim. Mescidde bir toplantı vardı. İnsanlar hilal şeklinde toplanmışlardı. Benim önüme düşen boş bir yer vardı. Bana “buraya otur” dediler. Oturdum. Başım öne eğikti. Birden Peygamber Efendimiz karşımda belirdi. Yüzü çok nurluydu bakmaya çalışıyordum ama yüzüne bakamıyordum. Peygamber Efendimizi bulmuşken O’na soru sormak istiyordum. Ama Arapça bilmediğim aklıma geldi ve Portekizce olarak “Ey Allah’ın Resulü” diye Efendimize hitap ettim. Efendimiz hafiften tebessüm etti ve dedi ki; “Bilal’ in ayakları cennette benim peşimden gelecek” Birden Efendimizle yan yana yürümeye başladık. Yürüdüğümüz yer çöl gibi bir yerdi. Ben Peygamber Efendimizin sol tarafındaydım. Askerde rütbeli insanların sol tarafından değil de, sağ tarafından yürünmesi gerektiğini öğrenmiştim. Bu nedenle Efendimizin sağ tarafına geçmek için çabalamaya başladım. Ben Efendimizin sağ tarafına geçmek için hızlanınca, Efendimiz de hızlanıyordu. Ben yavaşlayınca Efendimiz de yavaşlıyordu. Ben bir türlü Efendimizin sağ tarafına geçmeyi başaramadım. Sonra Efendimize; “Ey Allah’ın Resulü nerede oturuyorsunuz?” diye sordum. “Medine’de” diye cevap verdi. “Ne zaman geleceksiniz” diye de sordum. “Çok çok zaman sonra” dedi. Uyandığımda çok ağladım. Abdest alıp 2 rekat namaz kıldım. Tekrar San Paulo’daki mescide gidip rüyamı mesciddeki hocaya anlattım. O da bana Peygamber Efendimizin Hz. Bilal ile ilgili böyle bir hadisinin olduğunu söyledi. Oysa ben daha önce böyle bir hadis duymamıştım. Hoca, benim Efendimizin sağına geçmek için adım attığımda, Efendimizin de hızlanmasını ise hiçbir Müslüman’ın Efendimizin önüne geçemeyeceğine yorumladı. Efendimize ne zaman geleceğini sorduğumda; “Çok, çok zaman sonra” demişti. Hoca bunu da “kıyamet gününü işaret etmiş olabilir” şeklinde yorumladı. Bunların hepsi benim için birer işaretti ve bu rüya nedeniyle çok duygulandım. Mesciddeki hoca ayrıca; “Efendimiz belki de senin kalbini mutmain etmek için rüyana girmiştir” dedi.</p>
<p><em>(Adem Özköse, Timeturk, 29-08-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/eski-papaz-davetci-oldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çağrı Film Müziği Bestecisi Maurice Jarre</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/cagri-film-muzigi-bestecisi-maurice-jarre.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/cagri-film-muzigi-bestecisi-maurice-jarre.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 23:06:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=42715</guid>
		<description><![CDATA[Maurice Jarre (1924, Fransa &#8211; Mart 2009, Los Angeles), özellikle film müzikleriyle tanınmış Fransız bestecidir. Ayrıca ünlü elektronik müzik sanatçısı Jean Michel Jarre&#8217;ın babasıdır. Maurice Jarre, ilk olarak 1962 yapımı Lawrence of Arabia (&#8220;Arabistanlı Lawrence&#8221;)&#8217;i için bestelediği özgün müzikle ün kazandı ve film müziği dalında ilk Oscar ödülünü kazandı. Doctor Zhivago (Doktor Jivago) ve A [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Maurice Jarre (1924, Fransa &#8211; Mart 2009, Los Angeles), özellikle film müzikleriyle tanınmış Fransız bestecidir. Ayrıca ünlü elektronik müzik sanatçısı Jean Michel Jarre&#8217;ın babasıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42716 aligncenter" title="Maurice Jarre" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/maurice-jarre.jpg" alt="" /></p>
<p>Maurice Jarre, ilk olarak 1962 yapımı Lawrence of Arabia (&#8220;Arabistanlı Lawrence&#8221;)&#8217;i için bestelediği özgün müzikle ün kazandı ve film müziği dalında ilk Oscar ödülünü kazandı. Doctor Zhivago (Doktor Jivago) ve A Passage to India filmleriyle de Oscar ödülü aldı. 150 kadar yapımın müziğine imza attı. Sanat yaşamında 6 kez daha Oscar&#8217;a aday gösterildi. İki kez BAFTA, dört kez Altın Küre ve bir kez de Grammy ödülü kazandı. Besteciye, 2008&#8242;de Berlin Uluslararası Film Festivali&#8217;nde &#8220;Yaşamboyu Başarı&#8221; ödülü verildi. David Lean, Alfred Hitchcock, John Huston, Mustafa Akkad ve Luchio Visconti birlikte çalıştığı yönetmenlerden birkaçıdır. &#8220;The Message&#8221; (Çağrı (film)), ve meşhur Ömer Muhtar, &#8220;Shogun&#8221;, &#8220;Top Secret!&#8221;, Hayalet film müzikleri de unutulmaz besteleridir. Film müziği dışında gösteri, tiyatro oyunu ve bale müzikleri de bestelemiştir.</p>
<p>Özellikle 1975 yılı yapımı İslam peygamberi Muhammed&#8217;in hayatını ve İslam&#8217;ın doğuşun anlatan Çağrı film&#8217;inin müziklerini çölde bir çadırda tek başına 2 ay kalarak yapmıştır. Bu film için Suriyeli yönetmen Mustafa Akkad, Maurice Jarre&#8217;ye yeni çekeceği Çağrı filminin müziklerini kendisinin yapmasını teklif edince, Jarre Çölün atmosferini ruhunun derinliklerinde hissetmesi gerektiğini ve bu yüzden kendisinden başka hiç kimsenin olmayacağı, son derece sessiz bir mekan ayarlaması gerektiğini ve bunun yanında İslâm tarihini anlatan kitaplarıda kendisine getirtmesini istemişti.</p>
<p><em>(tr.wikipedia.org)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/cagri-film-muzigi-bestecisi-maurice-jarre.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam&#8217;ı Anlatmak İçin Müziğe Döndüm</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/islami-anlatmak-icin-muzige-dondum.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/islami-anlatmak-icin-muzige-dondum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 21:30:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=42234</guid>
		<description><![CDATA[1970&#8242;lerde pop müziğin efsanevî ismiydi Cat Stevens. Sonra İslam&#8217;ı seçerek Yusuf İslam ismini aldı. Müzik kariyerinin zirvesindeyken şöhretten vazgeçti, adını unutturmak için de kasetlerini toplattırdı. 28 yıl sonra 2006&#8242;da yeniden müziğe döndü. Yusuf İslam, şimdi yeni albümü ile tekrar gündemde. İslam karşıtlığıyla mücadele için İslam&#8217;ın iyimser dünya görüşünü sentezlediği pop albümü &#8220;Roadsinger&#8221;ı (Yol Şarkıcısı) çıkaran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1970&#8242;lerde pop müziğin efsanevî ismiydi Cat Stevens. Sonra İslam&#8217;ı seçerek Yusuf İslam ismini aldı. Müzik kariyerinin zirvesindeyken şöhretten vazgeçti, adını unutturmak için de kasetlerini toplattırdı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42692 aligncenter" title="Yusuf İslam" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/yusuf-islam.jpg" alt="" width="245" height="250" /></p>
<p>28 yıl sonra 2006&#8242;da yeniden müziğe döndü. Yusuf İslam, şimdi yeni albümü ile tekrar gündemde. İslam karşıtlığıyla mücadele için İslam&#8217;ın iyimser dünya görüşünü sentezlediği pop albümü &#8220;Roadsinger&#8221;ı (Yol Şarkıcısı) çıkaran sanatçı, Doğu ve Batı arasındaki diyaloğun geliştirilmesi gerektiği görüşünde. Kendini gönüllü kültür elçisi olarak tanımlayan Yusuf İslam, &#8220;Batı&#8217;nın Müslümanları, Müslümanların da Batı&#8217;yı görebileceği bir aynayım.&#8221; diyor.</p>
<p><strong>MÜZİĞE DÖNÜŞ NEDENİM İSLAMOFOBİ</strong></p>
<p>1970&#8242;li yıllarda pop müziğinin efsanevi ismiydi Cat Stevens. Alkol ve uyuşturucudan girdiği bunalımdan İslam&#8217;ı seçerek kurtulmuş, Yusuf İslam ismini almıştı. Tek değişiklik ismi de değildi üstelik. Kahverengi kıvırcık saçlarını kesmiş, sakal bırakmış, uzun entari ve ayağında terliği ile çıkmıştı karşımıza. Müzik kariyerinin zirvesindeyken şöhretten vazgeçmesi yetmezmiş gibi adını unutturmak istercesine kasetlerini toplattırmıştı müzik marketlerden. &#8220;Hayatımda en iyi yaptığım iş&#8221; dediği müzikten 28 yıl uzak kalabilmiş, 2006 yılında çıkardığı &#8220;An Other Cup&#8221; (Bir Fincan Daha) isimli albümüyle dindirmişti özlemini. Bir pop yıldızı olarak en büyük zorluğun kendi egosuyla başa çıkmak olduğunun da farkındaydı. &#8220;Devamı gelmeyecek&#8221; açıklaması hayranları için hayal kırıklığı oldu. Şaşırtmayı seviyor olmalı Yusuf İslam, zira bu kez Cat Stevens&#8217;ın yalın ama derin şarkı sözleriyle İslam&#8217;ın iyimser dünya görüşünü sentezlediği pop albümü &#8220;Roadsinger/Yol Şarkıcısı (EMI&#8217;dan çıktı) ile karşımızda. Müziğe dönüşündeki nedeni ise özetle &#8220;İslamofobi.&#8221; Batı&#8217;da cahillikten kaynaklanan önyargı nedeniyle zaman zaman kendisini de dışlanmış hisseden İslam, Doğu ile Batı arasındaki diyaloğun geliştirilmesi gerektiği görüşünde. Kendini gönüllü kültür elçisi olarak tanımlayan sanatçı, &#8220;Batı&#8217;nın Müslümanları, Müslümanların da Batı&#8217;yı görebileceği bir aynayım.&#8221; diyor.</p>
<p>Sanat ve Allah&#8217;a hizmet arasındaki dengeyi kurmak arzusundaki sanatçıya müziğe dönüş kararını, iç hesaplaşmalarını ve hayatına dair küçük ayrıntıları maille sorduk.</p>
<p><strong>Hayatınızın kötü gittiği bir dönemde İslam&#8217;ı seçtiğinizi biliyoruz. Ve bu bir gecede olmadı. İslam&#8217;a geçiş öykünüzü anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Başlangıçtan beri manevi cevaplar aramaktaydım. Genç bir pop yıldızı olarak müziğe başladığımda, gece gündüz durmadan çalışıyordum. Sağlıksız bir yaşam tarzım vardı. Sonunda tüberküloza yakalandım. İlk kez, ölümlü olmanın ne olduğunu o an anladım. Her şeyi tartmaya başladığımda bazı şeyleri kaçırdığımı fark ettim. Sürekli kendime &#8220;Yaşamın anlamı ve maksadı nedir?&#8221; diye soruyordum. Böylece benim manevî seyahatim başladı. O andan sonra yazdığım şarkılar da manevî odaklarımın göstergesi oldular. Bir başka dönüm noktası ise Pasifik Okyanusu&#8217;nda, Malibu açıklarında yüzmeye gittiğim bir gündü. Kıyıdan çok açılmıştım ve bir an kendimi kurtaramayacağım ve akıntıya karşı koyamayacağım bir noktada olduğumu fark ettim. O gün Allah&#8217;a söz verdim, eğer hayatımı kurtarırsa ona yönelecektim.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42693 aligncenter" title="Cat Stevens" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/cat-stevens.jpg" alt="" width="289" height="455" /></p>
<p>Daha sonra bir gün ağabeyim bana Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in kopyasını verdi. Müslümanların, Yahudiler ve Hıristiyanlarla Hz. İbrahim kaynaklı ortak peygamber mirasını paylaştığını keşfettiğimde çok şaşırdım. Kur&#8217;an&#8217;da İsa&#8217;dan, Musa&#8217;dan, Nuh&#8217;tan ve çocukluğumda öğrendiğim tüm diğer peygamberlerden bahsedildiğini gördüm. İslam&#8217;ın mesajı beni Hıristiyanlığın geleneklerinin ötesinde, gerçek İsa inancına ve Allah&#8217;ın bütün peygamberlerine götürdü. Kur&#8217;an-ı Kerim yıllardır aramakta olduğum evrensel cevapları içeriyordu. 1977&#8242;de İslam&#8217;ı kucakladım.</p>
<p><strong>Bir röportajınızda Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i okurken çok etkilendiğinizi söylemiştiniz. Neydi sizi etkileyen?</strong></p>
<p>Benim için Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in çekiciliği onun gerçekçiliğinde; Kur&#8217;an tüm evrenin açıklaması ve inançla nasıl bağdaştığının göstergesi. İnanç olmadan insan yaşamı ve varoluş bir muammadır. Ayrıca Kur&#8217;an&#8217;ın mesajları herhangi bir kabileye, ırka veya ulusa değil, bütün insanlığa yöneltildi ve özünde tek Tanrı&#8217;ya inanç öğretisi var, ikincisi veya üçüncüsü yok.</p>
<p><strong>Yusuf ismini seçmenizin nedeni nedir? Cat Stevens olarak kalamaz mıydınız?</strong></p>
<p>Joseph (Yusuf) ismine her zaman çok düşkündüm. Kur&#8217;an&#8217;daki peygamber Yusuf&#8217;un hikâyesiyle kendi hayatım arasında paralellikler kuruyordum. Köle pazarında satılmıştı, tıpkı müzik sektörünün bizleri pazarladığı gibi. Londra&#8217;da gittiğim ilkokulun ismi de St. Joseph&#8217;s idi. Bugün hâlâ insanların beni Cat Stevens ismiyle anmasına izin veriyorum, sonuçta bu benim sahne ismim ve insanlar için pek çok güzel hatırası var. Ancak, gösteri dünyasından gerçek hayata geçmek zorundaydım ve yeni bir isme ihtiyaç duydum.</p>
<p><strong>İslam&#8217;ı öğrenmek için en iyi referans kuşkusuz Kur&#8217;an-ı Kerim. Başka nelerden feyz alıyorsunuz?</strong></p>
<p>Akademisyenler ve bilgili insanlarla zaman harcamanın çok faydasını gördüm. Londra&#8217;daki Merkez Camii&#8217;nde oluşturduğumuz İslam grubuyla her hafta düzenlediğimiz toplantılar başlangıçta bana çok yardımcı oldu. Bilgili insanlarla buluşup konuşmanın, İslam&#8217;ı en iyi öğrenme yolu olduğuna inanırım; sadece dinin kendisini değil, iyi örnekleri nasıl kendine uygulayacağını da öğretir. Peygamber&#8217;in hadisleri de ilham veriyor. Sanki bizimle yürür, konuşur, nasıl davranılacağını, nelerden kaçınmak gerektiğini öğretir gibi. Peygamber&#8217;i seven ve izinden giden insanlar hayat için iyi yol arkadaşlarıdır.</p>
<p><strong>Sadece dininizi değiştirmekle kalmayıp geçmişle tüm bağlarınızı kopararak radikal kararlar aldınız. Bu kararları almanızda o zaman yaşınızın küçük olmasının bir etkisi var mıydı? Bu yaşınızda kendinizi yine aynı kararları alabilecek kadar cesur buluyor musunuz?</strong></p>
<p>Son albümüm &#8220;Roadsinger&#8221;da bir şarkım var. Sözleri şöyle: &#8220;Olman gerekene ulaşmak için olduğundan vazgeçmelisin.&#8221; Bu çok güçlü bir kavram. Yıllar önce de aynı sözleri başka bir yolla &#8220;Father &amp; Son&#8221; (Baba ve Oğul) isimli şarkımda söylemiştim: &#8220;Biliyorum gitmek zorundayım uzağa, biliyorum gitmek zorundayım.&#8221; Bazen geri dönmek için gitmeliyiz. Bugün yeniden müzik yapma kararım daha önceki görüşlerimi değiştirmeme dayanıyor.</p>
<p><strong>İslam&#8217;ı seçtikten sonra müzik adına her şeyden vazgeçtiniz hatta albümlerinizin satılmamasını bile istediniz. Neredeyse 30 yıl sonra müziğe yeniden hem de bir pop müzik albümüyle geri döndünüz. Bu kararı vermenizde ne etkili oldu? İslam&#8217;ı algılayışınızda bir değişiklik mi oldu?</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42694 aligncenter" title="Eski Yusuf İslam" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/eski-yusuf-islam.jpg" alt="" width="289" height="281" /></p>
<p>İslam&#8217;ı kucakladıktan sonra pek çok insan bana beste yapmaya ve albüm çıkarmaya devam etmemi söyledi. Fakat o günlerde çok dikkatliydim; beni yanlış yönlendirmelerinden korkuyordum. Hangi yönün doğru olduğundan emin değildim. Aradan geçen sürede bu konuda pek çok şey öğrendim. Sadece insanların söyledikleriyle hareket etmenin yetersiz olduğunu, yaptığın şeye önce kendinin inanman gerektiğini biliyorum. Peygamber&#8217;in bazı müzik türlerine izin verdiğini, hatta zaman zaman bunu teşvik ettiğini gösteren hadisler olduğunu öğrendim. İslam&#8217;da her zaman yeri olacağını düşündüğüm güzel sözleri müzikle birleştirmenin dine zarar vermeyeceğini, tam tersine onu kuvvetlendireceğini düşündüm. Başkalarının zaman zaman aşmaya korktukları kültürel mesafeler arasında köprü kurmaya yardımcı olmak benim için çok önemli. Doğu ve Batı kültürleri arasında olumlu etkileşimin artmasına ihtiyaç var. Müzik bu işe yarar. Müslüman sanatçıları ve bizim yaşam felsefemizi takdir eden insanların olması iyidir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Tasavvuf kişiye &#8216;hiç&#8217; olduğunu söyler, müzik dünyası ise tam tersine ün ve şöhrete ulaştırır. Müziğe dönerken bu noktada aklınızın karıştığı oldu mu?</strong></p>
<p>Her zaman, ego ve onun tehlikelerinden sakınmalısın. Ama saklanmak ve sessiz kalmak, barış ve hoşgörünün gelişmesi için iyi bir yol değil. Bazıları öğretmek, bazıları dinlemek zorunda. Tüm meselenin iletişim kurmak ve öğrenmekten ibaret olduğunu anladığında şöhret ikinci plandadır. Ün bir sonuçtur, amaç değil.</p>
<p><strong>&#8216;En iyi yaptığım işe geri döndüm&#8217; diyorsunuz. Müziksiz geçen yıllar sizi üzüyor mu?</strong></p>
<p>Yaşamımın her evresinde mutluluğu aradım. Müziği bıraktığımda normal bir yaşama başlamak zorunda olduğum için mutluydum. Aile kuracak ve her zaman yapmak istediklerimi gerçekleştirecektim. Şimdi de müzik yaparak mutlu olacağım bir noktadayım. İslam&#8217;ı keşfetmenin en güzel yönlerinden biri, kendi kararlarımı gerçekleştirmek için bana hem güç hem de özgürlük vermesi.</p>
<p><strong>Müziğe dönerken en çok nelerden endişe duydunuz ve bunları nasıl aştınız?</strong></p>
<p>Temel endişem, sanatımla diğer işlerim olan eğitim ve hayır işleri arasındaki dengeyi korumaktı. Zamanı iyi kullanmak benim yıllar içinde edindiğim en iyi becerim. Bir masada oturup konuşma yapmak artık beni tatmin etmiyordu. İnsan yaşam için geniş bir görüşe sahip olmalı, Allah bazen rüyalarınızı gerçekleştirmenize izin verir.</p>
<p><strong>İslam&#8217;ı seçtiğinizde hayranlarınızın tepkisini çekmiştiniz. Şimdi de pop müzik albümü çıkardığınız için tepki görüyor musunuz? Tepkiler karşısındaki savunmanız hazır mı?</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42696 aligncenter" title="İslama geçen Yusuf İslam" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/islama-gecen-yusuf-islam.jpg" alt="" width="320" height="449" /></p>
<p>Eğer bir şeyi doğru yaptığına inanıyorsan insanların hakkında söyledikleri seni etkilememeli. Tüm bu küçük farklılıklar hakkındaki son kararı Allah verir. Büyük mesele, Allah&#8217;a inanmak ve dünyayı daha iyiye götürmek için elinden geleni en iyi şekilde yapmaya çalışmaktır. İntihar etmek üzere olan bazı insanların şarkılarımı dinleyince bu fikirlerinden vazgeçtiği oldu. Bu herhalde amel defterinizde güzel bir gayret olarak yer alır.</p>
<p><strong>Yeniden müziğe dönme kararınıza Cat Stevens hayranları ne tepki gösteriyor?</strong></p>
<p>Müslüman olduğumda pek çok insan buna anlam veremedi. İslam&#8217;ı seçmem müziği bırakmamdaki ana neden olarak gösterildi ve pek çok insan bu duruma çok üzüldü. Oysa ben o zamana dek aramakta olduğum manevi yuvayı bulmuştum. Eğer &#8220;Peace Train&#8221; (Barış Treni) ve &#8220;On the Road to Findout&#8221; (Keşif Yolunda) isimli şarkılarımın sözlerini dinlerseniz, onlar o zaman duyduğum yönlendirilme ihtiyacını ve ruhanî rotamı gösterir. Bunca yıl sonra yeniden müziğe döndüğümde gördüğüm samimi tepkiden ve sevgiden çok etkilendim.</p>
<p><strong>İslam&#8217;ı seçmeden önceki pop albümleriniz ile şimdi çıkardığınız pop albümü arasında belirgin farklılıklar olacak mı? Cat Stevens hayranları &#8220;Roadsinger&#8221; albümünde kendini bulabilecek mi?</strong></p>
<p>&#8220;Roadsinger&#8221;, Cat Stevens markası ve Yusuf İslam gerçekliği arasında çok fazla farkın olmadığı bir albüm. Bu albümde ilk yıllardaki yalın tarzıma dönmeye gayret ettim. Bazı insanlar çok fazla dinî içerikli bir albüm olduğunu söylüyor. Bazıları ise bunun üzerinde hiç düşünmüyor bile, sadece şarkılarımı beğeniyorlar ve beni yeniden dinledikleri için mutlular. Benim yaşamdaki amacım huzur. İslam&#8217;ın bir anlamı da huzurdur.</p>
<p><strong>&#8220;Roadsinger&#8221;, İslam&#8217;ı Batı&#8217;ya anlatmak gibi bir amaç taşıyor mu?</strong></p>
<p>Ben bir sanatçı olarak Müslümanların Batı&#8217;yı, Batı&#8217;nın Müslümanları görebildiği benzersiz bir ayna konumundayım. Böylece Batılılar benim ve dünyadaki bir milyar insanın içindeki inanca dair bilgi edinirken, ben de Müslümanların Batı kültürünü ve değerlerini anlamaya çalışmasına katkıda bulunduğuma inanıyorum. Yaşamım hakkında her iki tarafın da bilgisi var. Kültürler arasında bir elçi gibi olduğumu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Albümünüzdeki şarkıların otobiyografik olduğunu söylüyorsunuz. Örnek verebilir misiniz?</strong></p>
<p>Buna en iyi örnek albüme adını veren &#8220;Roadsinger&#8221; isimli şarkım. Bir gün yolu küçük bir kasabaya düşen, toplumdan dışlanmış bir serserinin hikâyesini anlatır. Aynı zamanda benim de bir zamanlar karşılaştığım önyargıyı ve dışlanmayı da anlatıyor. Önyargı bir çeşit cahillikten kaynaklanıyor. Batı&#8217;da pek çok Müslüman bu sıkıntıyı yaşıyor.</p>
<p><strong>İslam&#8217;ı seçmeden önce sizi sahnelerde çılgınca dans eden ve kendini kaybedercesine piyano çalan bir Cat Stevens olarak hatırlıyoruz. Pop albümü çıkaran Yusuf İslam&#8217;ı da böyle görebilecek miyiz?</strong></p>
<p>Hiç sahnede çılgınca dans ettiğim ve kendini kaybedercesine piyano çaldığım olmadı. Fakat kendimi müziğe kaptırarak bir nevi transa geçtiğim anlar oldu. Bu duygusal bir tecrübe olarak tanımlanabilir. Müzik çok güçlü olabilir. Bugün (şarkı söylerken) başımı eskisi kadar sallamıyorum, fakat gözlerimi kapatıyorum sıklıkla.</p>
<p><strong>Eşiniz ve çocuklarınızla ilgili basında çok fazla haber göremiyoruz. Onlar hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42695 aligncenter" title="Yusuf İslam ve Eşi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/yusuf-islam-ve-esi.jpg" alt="" width="360" height="539" /></p>
<p>Eşim Londra&#8217;da sahip olduğumuz kız okulunun müdürü ve eğitim kurumları için çok koşturuyor. Oğlum bir yazar ve kurduğu grupla müzik yapıyor. Kızlarım da hepsi birer kariyer sahibi; avukat, şirket yöneticisi, ayakkabı ve grafik tasarımcısı.</p>
<p><strong>Yusuf İslam nasıl bir baba? Çocuklarıyla nasıl vakit geçiriyor, neler paylaşıyor?</strong></p>
<p>Çocuklarım hayatımdan ve Allah&#8217;ın bize verdiği imkânlardan ilham alıyor. Allah yolunda kendi hayatlarını yaşamak için sorumlulukları var. Çocuklarım iyi bir ahlakî eğitim aldığı için memnunum.</p>
<p><strong>Çocuklarınıza mirasınız ne olacak?</strong></p>
<p>İslam.</p>
<p><strong>Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Michael Jackson&#8217;ın Müslüman olduğu ve onu ilk tebrik eden kişinin siz olduğunuz haberleri yansıdı basına. Bu doğru mu?</strong></p>
<p>Hayır, ne böyle bir törene katıldım ne de Michael Jackson&#8217;ın Müslüman olduğunu duydum. Yine de, umarım ölmeden önce yaşamın maksadını bulmuştur. Jackson&#8217;ın Müslüman olan erkek kardeşi Jermaine&#8217;i tanıyorum.</p>
<p><strong>İnternet sitelerinde Michael Jackson&#8217;ın ilahi söylediği iddiaları yer alıyor. O ses Jackson&#8217;a ait olabilir mi?</strong></p>
<p>Hayır, insanlar bizimle aynı firmada olan Zain Bhikha&#8217;nın &#8220;Mountain of Light&#8221; (Işık Dağı) isimli şarkısını duymuş olabilir. Bhikha&#8217;nın sesi Jackson&#8217;a çok benziyor.</p>
<p><strong>Son olarak Rum bir babanın oğlu olarak sürekli Türklere dair olumsuz hikâyeler duyarak büyüdüğünüzü söylemiştiniz. Türkiye hakkındaki fikirleriniz değişti mi?</strong></p>
<p>Geçmişte söylediklerim İslam fikrinin Yunan kökenlerime karşı olduğu yönündeydi, çünkü Türkler Müslüman, Yunanistan ise Hıristiyan bir ülke ve iki ulusun sorunlu bir geçmişi vardı. Bundan dolayı, düşmanlarımdan ve onların kültürlerinden uzak durmak zorunda olduğum fikriyle büyüdüm. Fakat o zaman insanın asıl düşmanının şeytan olduğunu bilmiyordum. Şeytan insanları gereksiz yere kavgaya düşürüyor. Ne Türk ne de Yunan şeytan için kavga etmemeli. Biz Allah tarafından bu dünyaya nasıl davranacağımızı ve nasıl bir arada yaşayacağımızı öğrenmek için gönderildik. İslam, insanların kendi kültür ve inançlarını korumalarına saygı duyar. Fakat bazen insanlar Müslümanların kendi inanç ve kültürlerini yaşamalarına saygı göstermiyor.</p>
<p><em>(www.netpano.com, Temmuz 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/islami-anlatmak-icin-muzige-dondum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ateist Profesörün Dönüşü</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ateist-profesorun-donusu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ateist-profesorun-donusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2009 23:33:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=42587</guid>
		<description><![CDATA[İngiltere&#8217;de yarım asırdır ateistliğin en ateşli savunucusu olan Prof. Antony Flew, &#8220;Tanrı olabilir&#8221; diyerek 81 yaşında, geç de olsa gerçeği fark etmeye başladı. Prof. Antony Flew İngiltere&#8217;nin Reading Üniversitesi&#8217;nde görev yapan felsefe profesörü Antony Flew (81), &#8220;Bilim Tanrı&#8217;yı Keşfetti mi?&#8221; adlı video kasetinde, bilimsel kanıtların, evrenin var oluşunun arkasında bir çeşit ‘zekâ’nın olduğunu gösterdiğini söyledi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere&#8217;de yarım asırdır ateistliğin en ateşli savunucusu olan Prof. Antony Flew, &#8220;Tanrı olabilir&#8221; diyerek 81 yaşında, geç de olsa gerçeği fark etmeye başladı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42588 aligncenter" title="Prof. Antony Flew" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/prof-antony-flew.jpg" alt="" width="240" height="281" /></p>
<p style="text-align: center;">Prof. Antony Flew</p>
<p>İngiltere&#8217;nin Reading Üniversitesi&#8217;nde görev yapan felsefe profesörü Antony Flew (81), &#8220;Bilim Tanrı&#8217;yı Keşfetti mi?&#8221; adlı video kasetinde, bilimsel kanıtların, evrenin var oluşunun arkasında bir çeşit ‘zekâ’nın olduğunu gösterdiğini söyledi. &#8220;Tanrı var olabilir&#8221; diyen Flew, yaşamın başlangıcını açıklamanın tek yolunun da bu olduğunu ekledi.</p>
<p>Flew, artık inandığı Tanrı&#8217;nın Hıristiyanlık ya da İslamdaki yaratıcı kavramından çok uzak olduğunu da söyledi. Flew, “Tanrı”nın &#8220;Sınırsız gücü olan Doğulu despotlar, kozmik Saddam Hüseyin&#8217;ler&#8221; gibi tasvir edildiğini savundu. Flew&#8217;un dine dönüşü, ateist çevrelerde alarma yol açtı. Bu arada en sivri çıkışı da Flew’un dine yanaşmasını bir türlü içine sindiremeyen Profesör Lewis Wolpert’tan geldi: &#8220;Yalnızca bir filozof bu kadar aptal olur!&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42589 aligncenter" title="prof. Lewis Wolpert" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/prof-lewis-wolpert.jpg" alt="" width="185" height="186" /></p>
<p style="text-align: center;">Prof. Lewis Wolpert</p>
<p><strong>KUSURA BAKMAYIN TANRI VARMIŞ </strong></p>
<p>İngiltere’nin en ünlü ateisti 81 yaşındaki felsefe profesörü Antony Flew, Tanrı’nın var olabileceğini kabul etti. Dünyanın dört bir yanındaki akademisyenlere ateizm konusunda yıllarca fikir babalığı ettikten sonra, şimdi fikir değiştirdiğini ve tanrının var olduğunu söyleyen Flew, etkisi altında kalanlara verdiği zarardan dolayı da özür diledi.</p>
<p>Elli yılı aşkın meslek hayatında, bilimsel bulgularla ateizm teorisini desteklemek için çalışan felsefe profesörü Antony Flew’in görüşleri dünyaca kabul edilmişti. Reading Üniversitesi’nde halen fahri profesörlük yapan Flew, bilimsel bulguların sadece kainatın nasıl oluştuğuna dair teorileri desteklediğini ve bu bilgilerin hayatın kökenini açıkladığını belirtti.</p>
<p><strong>BENİM TANRIM BAŞKA </strong></p>
<p>&#8221;Hayatın var olması için gereken ve içinde inanılmaz bir karmaşık düzen barındıran DNA araştırmaları, hayatın var olmasının ardında zeki bir varlığın bulunduğunu gösteriyor&#8221; dedi.</p>
<p>Şimdilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığı reddeden Flew, ‘Benim düşündüğüm ‘Tanrı’, Hıristiyanların tanrısından çok farklı, İslamın tanrı anlayışından ise çok uzakta. Çünkü bu iki din de Irak diktatörü Saddam Hüseyin gibi sınırsız gücü olan despot bir tanrıyı tasvir ediyor’ dedi.</p>
<p>Babası rahip olmasına rağmen 15 yaşından beri kendini ateist olarak tanımlayan Antony Flew, &#8221;İnsanların benim önceki fikirlerimden etkilendiğini düşünecek olursak, sebep olduğum bu büyük zararı telafi etmeye çalışacağım&#8221; diyerek özür diledi.</p>
<p>Dünya çapında yankı uyandıran açıklamasında Flew, yeni bilimsel keşiflerin, evrenin yaratılışının arkasında ilahi bir varlığın bulunabileceğini gösterdiğini söylerken, Darvin&#8217;in Evrim Teorisi&#8217;nin kendisini tatmin etmediğini de belirtti.</p>
<p>Ateistlerin duayeni Flew’un 81 yaşında yaptığı bu inanca dönüş, ateist çevreleri alarma geçirdi. Londra College Üniversitesi Biyoloji Profesörü Lewis Wolpert, ‘Bilimsel olarak tanrının varlığı konusunda hiçbir kanıt yok. Filozoflar bu açıklamalar karşısında çok şaşkınlığa uğradı’ diye konuştu.</p>
<p>Ulusal Laik Birliği’nden Terry Sanderson ise, ‘Flew’in hayatın kökenine ilişkin tahminleri iyi ya da kötü olabilir ama bunu kimse bilmiyor’ diye konuştu.</p>
<p>Geçen hafta ‘Tanrı ve Felsefe’ isimli kitabının yeni versiyonunu tamamlayan Flew, ‘Hayatım Platon ve Sokrates’in ilkelerinin kılavuzluğunda kanıtları aramakla geçti’ yorumunda bulunuyor.</p>
<p>İlk canlının cansız bir maddeden türemiş olabileceğine inanmadığını ifade eden profesör, bununla birlikte, bir Hıristiyan olmadığını, ayrıca Hıristiyanlık&#8217;la İslamiyet&#8217;teki tanrı inancına katılmadığını savundu. Tanrı&#8217;nın varlığının ispatının ya da yalanlanmasının imkansız olduğuna inandığı için kendini &#8216;olumsuz (negatif) ateist&#8217; olarak tanımlayan Profesör, halen 23 kitabından biri olan &#8216;Tanrı ve Felsefe&#8217; adlı çalışmasının giriş bölümünü, yeni edindiği fikirlere göre değiştirmekle uğraşıyor.</p>
<p>Flew’in ‘Teoloji ve Sahtekarlık’ isimli 1950 sayfadan oluşan kitabı, 40 defa yeniden basılmış ve birçok dile çevrilmişti. ‘Tanrı’ hakkında şimdiye kadar 23 kitap yazan Flew, Oxford, Aberdeen, Keele ve Reading üniversitelerinde ders vermişti.</p>
<p><strong>YORUM: İBRET Kİ NE İBRET!</strong></p>
<p>Profesör Flew’un inanca yönelmesi aslında bir ilk değil. Benzer bir dönüşümden Alman filozof Goethe ve Immanuel Kant için de bahsedilmektedir. Yine, Fransız Sosyalist-filozof Prof. Roger Garaudy açık bir şekilde İslam’ı seçip tam bir imanla Allah’a yönelmiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42590 aligncenter" title="Roger Garaudy" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/roger-garaudy.jpg" alt="" width="220" height="316" /></p>
<p style="text-align: center;">1982 yılında müslüman olan Roger Garaudy</p>
<p>Hasılı, gizli yada açık imana yönelen veya İslam’ı bizzat yaşayan bilim adamı ve filozofların varlığı bir gerçektir. Aslında bunda pek de şaşılacak bir yön de yoktur. Zira, Allah (cc) imanı talep edene nasip etmektedir. Ancak bu olayda ibretle bakılması gereken bir çok husus vardır:</p>
<p>1-     Yapılan bilimsel araştırmalar ne yönde giderse gitsin, iman edenlerin imanı, bilimsel bulgulara değil ‘gabya imana’ dayandığı için olsa olsa bu gelişmeler, imanlarının artmasına sebep olur. Tıpkı inanmayanın (kafirin) küfrünü artırdığı gibi.</p>
<p>2-     Bu yeni bilimsel keşifler, elbette gerçeği arayanlar için önemli ip uçları taşımaktadır ve Prof. Flew da buradan yola çıkmıştır.</p>
<p>3-     Bu güne kadar baş tacı ettikleri bir ateist, imana yöneldiği zaman hemen diğerleri onu akılsızlıkla suçlamaktadırlar. Ne garip! Düne kadar en akıllı gördükleri kişi, şimdi inanmaya başlayınca birden aklını mı kaybetti!</p>
<p>4-     Kendini ‘negatif ateist’ olarak tanımlayan Flew, öyle anlaşılıyor ki şu sıralar ‘iki arada bir derede’ bir inanca sahip. ‘Yaratıcı’nın varlığını kabul ediyor ama bunu semavi dinlerin anlattığı ‘ilah’ anlayışlarından hiçbiriyle de bağdaştıramıyor.</p>
<p>5-     Diğer yandan; biz Müslümanlar olarak dinimizi doğru bilmeyip doğru anlatamadığımız ve orijinaline uygun temsil edemediğimiz için İslam’ın temsilinin önünde büyük bir engel teşkil etmekteyiz. Zira, biz anlatamadığımız için Prof.Flew gibi araştırmacılar İslam’ın anlattığı Allah (cc) inancını benimsemekte zorlanmaktadır. Hep korkulan bir yaratıcı anlatıldığı için insanların gerçeği görmesi engellenir olmaktadır. Oysa, Allah-u Zülcelal’in ‘Rahmeti gazabını geçmiştir’ o inanan ve inanmayanların ‘Rahman’ı olarak, bütün mahlukata rızık vermekte, rahmetini kimseden esirgememektedir.</p>
<p>6-     Bütün Müslümanlar, özellikle tasavvuf erbabı; İslam’ın insan tabiatına bakan tarafını, güzel ahlakı ve samimi, içten olmayı ön plana çıkararak, bütün insanlığın ihtiyacı olan şefkat ve merhameti onlara gösterebilmelidir. İslam’ın tebliği bu ince noktanın yerine getirilmesiyle mümkün görünmektedir.</p>
<p>7-     Prof. Flew, bir noktada çok haklıdır; hiçbir bilimsel ve akli delil Allah’ın varlığını birebir ispat da edemez, (ama) yalanlayamaz da. Çünkü İslam alimlerine göre, Allah’a iman, aklın değil kalbin bir fonksiyonudur, akıl ise ancak doğruyu bulmakta kalbe yardımcı olabilir. İmam-ı Gazali Hz., İmam-ı Rabbani Hz. ve Bediüzzaman Hz. gibi alimler, aklın tek başına imana götürmekte yeterli olmayacağını, imanın kalbin Hakkı tasdik etmesi ile gerçekleştiğini belirtmişlerdir.</p>
<p><em>(Gülistan Dergisi,  Şubat, 2005)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ateist-profesorun-donusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cihangir bir zeka: İbn Haldun</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/cihangir-bir-zeka-ibn-haldun.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/cihangir-bir-zeka-ibn-haldun.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 17:20:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=39430</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul son haftalarda çok sayıda uluslararası sempozyuma ev sahipliği yaptı. Bunlardan birisi de &#8220;İbn Haldun&#8221; üzerineydi. İslam Ortaçağı&#8217;nın en önemli düşünürlerinden biri İbn Haldun. Merhum Cemil Meriç de İbn Haldun&#8217;dan &#8220;cihangir bir zeka&#8221; olarak söz eder. Ahmet Cevdet Paşa Ortaçağ Müslümanlarının bütün ilim dallarında yüksek derecelere ulaştıklarını belirtirken, &#8220;Mukaddime&#8221; isimli eseriyle İbn Haldun&#8217;un tarihi olayları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul son haftalarda çok sayıda uluslararası sempozyuma ev sahipliği yaptı.</p>
<p>Bunlardan birisi de &#8220;İbn Haldun&#8221; üzerineydi.</p>
<p>İslam Ortaçağı&#8217;nın en önemli düşünürlerinden biri İbn Haldun.</p>
<p>Merhum Cemil Meriç de İbn Haldun&#8217;dan &#8220;cihangir bir zeka&#8221; olarak söz eder.</p>
<p>Ahmet Cevdet Paşa Ortaçağ Müslümanlarının bütün ilim dallarında yüksek derecelere ulaştıklarını belirtirken, &#8220;Mukaddime&#8221; isimli eseriyle İbn Haldun&#8217;un tarihi olayları muhakeme etme yolunu açarak müstakil bir bilim dalı tesis ettiğini vurgular.</p>
<p>Ünlü Fransız komünistlerinden Charles Rappoport ise 1925&#8242;de İbn Haldun&#8217;u &#8220;tarih felsefesinin kurucusu&#8221; olarak selamlamış.</p>
<p>***</p>
<p>İbn Haldun&#8217;un benim için en dikkat çekici yanı maddi sebeplerin tarihsel olayları etkileyip değiştirmesiyle ilgili yaklaşımları.</p>
<p>Gerek &#8220;Marksist tarih okulu&#8221;ndan, gerekse Fernand Braudel&#8217;un meşhur ettiği &#8220;Annales Okulu&#8221;dan en az beş yüz yıl önce maddi faktörler ile tarihsel değişmeler arasındaki ilişkiyi keşfeden İbn Haldun&#8217;dur.</p>
<p>Ünlü Marksist tarihçi Eric Hobshawm &#8220;Tarih Üzerine&#8221; isimli kitabında bakın ne diyor:</p>
<p>&#8220;Biz tarihçilerin neyin ne olduğunun araştırıldığı -hatta neyin ne olduğunun seçildiği- gri bölgede çalışmamız, kimliğimiz ve isteklerimiz tarafından sürekli etkilenmektedir: Bu bizim mesleki varoluşumuzla ilgili bir olgudur. Yine de biz tarihçilerin bir alanı vardır. Ben tavrımı bundan 600 yıl önce -1375 ile 1381 yılları arasında- Mukaddime adlı ünlü eserini kaleme alan o büyük ve görmezlikten gelinmiş tarih filozofu İbn Haldun&#8217;dan yana koyuyorum.&#8221;</p>
<p>İbn Haldun&#8217;u görmezden gelenler sadece Batılılar değil.</p>
<p>Ahmet Cevdet Paşa ve bir iki şahsiyet hariç bizim Tanzimat dönemi aydınları da, Cumhuriyet aydınları da görmezden geldiler.</p>
<p>***</p>
<p>Sempozyuma tarihçi ve sosyolog Raquel Sosa Elizaga da katılmış.</p>
<p>&#8220;Sosyal Düşünceyi İnsanileştirme ve Sömürgecilikten Kurtarma: Latin Amerika Tecrübesi&#8221; başlıklı bir sunum yapmış.</p>
<p>&#8220;Marksist sosyoloji yerine İbn-i Haldun perspektifinde bir sosyoloji sömürgecilikten bağımsızlaşma hareketlerini daha insani bir düzleme oturtabilir&#8221; demiş.</p>
<p>Latin Amerika toplumlarında yaşanan değişimlerin İbn Haldun&#8217;un perspektifine uygun şekilde geliştiğini de eklemiş.</p>
<p>Demek ki İbn Haldun&#8217;u gündemimize almakta hayli gecikmişiz.</p>
<p>600 yıl önce çığır açıcı eserler veren Üstad&#8217;la elbette övünelim.</p>
<p>Ama onu da aşan dünya çapında entelektüel çalışmaların ortaya çıkmamasına da ayrıca üzülelim.</p>
<p>Gerçeğin sadece bir yüzünü görmek.</p>
<p>&#8220;Müslüman mısınız, abd-i memluk mu?&#8221; başlıklı yazısında Yaşar Nuri Öztürk İslam dünyasının içinde bulunduğu durumun kula kulluk etmekten geldiğini belirtmiş. &#8220;Eşyaya dönüştürülmüş, kullaştırılmış insan&#8221; olarak tarif etmiş Abd-i memluk&#8217;u.</p>
<p>Tabii insanlar sadece dini inanışlarındaki çarpıklıklar nedeniyle kula kulluk etmiyorlar. &#8220;Küresel aristokrasi&#8221; dışında kalan-Müslüman, Hıristiyan, Hindu, Budist, ateist vs-milyarlarca insan &#8216;vahşi kapitalizm&#8217;in yarattığı sistem içerisinde adeta kula kulluk yapmaya zorlanıyorlar. Bunu da görmek gerekiyor.</p>
<p>Hakikaten kapitalist sistemin bir ürünü abd-i memluk. Ucu bucağı olmayan bir sermaye birikimi için kullanılan bir metadır insan. Daha baştan gözden çıkarılmıştır. Hangi din ve ırktan olursa olsun, insanlık onuruyla bağdaşmaz bu.</p>
<p>Kapitalist sistemde özne sermaye, nesne insandır. &#8220;Biriktirin, daha fazla biriktirin, daha daha fazla biriktirin&#8221; der durmaksızın. Doymak bilmez bir aç fırındır kapitalizm ve metalaştırılmış insandır yakıtı. Daha fazla biriktirmek için ülkeleri işgal ederler, zenginliklerini yağmalarlar, halkları kendilerine kul köle ederler.</p>
<p>İslam, altın ve gümüşün(servetin) insanlardan sadece bir kısmının elinde toplanmamasını buyurur. Öte yandan kula kulluk etmemesi için insanın özne haline gelmesini, kendi gerçekliğinin farkına varmasını, dinini de dinsizliğini de özgürce seçmesini emreder. Yani her halükarda insanın özgürleşmesini esas alır.</p>
<p>&#8220;Abd-i memluk olmak&#8221; sadece Müslümanların tutulduğu bir illet değil. Yaşar Bey insanın yeryüzündeki gerçekliğinin sadece bir tarafını görüyor. Şuna katılırım, insanın metalaştırılmasına direnmek en başta Müslümanlara yakışır, çünkü dinleri bunu emreder. Ama doğru, okullarımızda bunları da öğretmiyorlar.</p>
<p>Sorun &#8216;cevap&#8217;ta değil, &#8216;soru&#8217;da.</p>
<p>Prof. Yılmaz Esmer&#8217;in yaptığı &#8220;Radikalizm ve Aşırıcılık Araştırması&#8221;nda &#8220;Hepsi çok önemlidir ama, sizin için hangisi birinci sırada gelir&#8221; sorusuna, &#8220;Din&#8221; diyenler yüzde 62 çıkmış. &#8220;Laiklik&#8221; diyenler yüzde 16, &#8220;demokrasi&#8221; yüzde 13, &#8220;etnik kimliğim&#8221; yüzde 5, &#8220;yeterli bir gelir&#8221; diyenler ise yüzde 4 çıkmış.</p>
<p>Ekonomi önemlidir ama insanlar kendi inanç değerleriyle yaşamayı çok daha fazla önemsiyorlar. Çünkü din, bu dünyadaki varlıklarını anlamlandıran tek şey. Bu bağlamda ekonominin de, etnik kimliğin de, demokrasinin de üstündedir.</p>
<p>Lakin bu soruyu problemli bulduğumu söylemeliyim. Sorudan &#8220;din&#8221; şıkkını çıkardığımızda ilk sırada &#8220;demokrasi&#8221;nin ve hemen altında &#8220;yeterli bir gelir&#8221; şıkkının yer alacağından adım gibi eminim. Araştırmada en alt sıralarda yer alması, demokrasinin halkın büyük çoğunluğunun umurunda olmadığı anlamına gelmiyor tabii.</p>
<p>Kamuoyu araştırmacıları din ile demokrasiyi, din ile etnik kimliği karşı karşıya getirdiklerinde alacakları cevap çok farklı olmayacaktır. Verilen cevaplardan çok neden sorunun bu şekilde sorulduğunu analiz etmek daha doğru olur gibi geliyor bana.</p>
<p><em>(A. Muradoğlu, Yeni Şafak, 2009-06-03)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/cihangir-bir-zeka-ibn-haldun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Necip Fazıl&#8217;ın ölüm anında son sözü</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/necip-fazilin-olum-aninda-son-sozu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/necip-fazilin-olum-aninda-son-sozu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 18:03:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=38892</guid>
		<description><![CDATA[26 Mayıs 1904 perşembe günü İstanbul&#8217;da doğan şair Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat etti. 26 Mayıs perşembe günü toprağa verildi. Günü gününe tam 79 yıl yaşadı. Necip Fazıl Kısakürek ve Oğlu Milli Şairimiz Mehmed Akif’i vefatında nasıl ki gençlik omuzladı ise, merhum Necip Fazıl da benzer bir cenaze töreni ile son yolculuğuna uğurlandı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>26 Mayıs 1904 perşembe günü İstanbul&#8217;da doğan şair Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat etti. 26 Mayıs perşembe günü toprağa verildi. Günü gününe tam 79 yıl yaşadı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-38899 aligncenter" title="Necip Fazıl Kısakürek ve oğlu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/05/necip-fazil-kisikurek-ve-oglu.jpg" alt="" width="316" height="393" /></p>
<p style="text-align: center;">Necip Fazıl Kısakürek ve Oğlu</p>
<p>Milli Şairimiz Mehmed Akif’i vefatında nasıl ki gençlik omuzladı ise, merhum Necip Fazıl da benzer bir cenaze töreni ile son yolculuğuna uğurlandı. Hatta hiç unutmuyorum, cenazesine katılan sınıf arkadaşlarımdan o gün Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından gözaltına alınanlar olmuştu. Kimin gözaltına alındığını ertesi günü sınıfın yarısı okula gelmeyince ancak anlayabilmiştik. O kadar zor, özgürlükler açısından o kadar sıkıntılı günlerdi.</p>
<p>Mayıs ayı Necip Fazıl’ın hayatında hep sırlarla dolu oldu. Tam 26 yıl önce yine gizemli bir Mayıs gecesinde, takvimlerin 25 Mayıs 1983 gece yarısını gösterdiği saatlerde, hastalığının ilerlediği dakikalarda yatağından hafifçe doğruldu, elâ gözlerini pencereden dışarıya çevirdi, derin karanlığa baktı.</p>
<p>Ne gördü bilinmez; ateşin verdiği etki ile kırmızıya yakın pembeleşen dudakları hafifçe kıpırdadı ve &#8220;Demek böyle ölünürmüş!&#8221; dedi.</p>
<p>Kimbilir belki de o an, ölüm meleğinin (Azrailin) evine teşrifini gördü.</p>
<p>Nitekim bu sözlerinden hemen sonra şahadet getirerek son nefesini verdi.</p>
<p>Geride güzel bir vasiyet bıraktı. Sevenleri de gereğini yaptı.</p>
<p>Vasiyetini ilk okuduğum andan beri çok hoşuma gitmiştir. Her cenaze töreninde merhum Necip Fazıl’ın vasiyetinde yer alan bazı noktalar gelir aklıma.</p>
<p>Hele, Türkan Saylan’ın cenaze töreninde uzunca bir konuşma yapan ve evvelce de müftülük yaptığı söylenen din görevlisinin tutumunu görünce, Necip Fazıl’ın vasiyetini hatırlamamak mümkün değildi.</p>
<p>Bu din görevlisi beyefendi kendisine yapılan alkışlardan çok hoşlanmış olacak ki, hemen başucunda dikildiği cenazenin yanında konuşmasını yaparken, ‘İslam geleneğinde alkış yoktur, dinimize göre cenaze şöyle uğurlanır.’ diye bir kez bile olsun hatırlatma gereği duymadı. Aksine, olan bitenden memnun gibi hali vardı.</p>
<p>Halbuki o sırada çok sayıda kanal canlı yayındaydı. Onbinlerce kişi cami avlusunda ve yakın çevresinde, milyonlarca kişi de ekran başında cenaze törenini izliyordu.</p>
<p>Eğer bu din adamı tam da böylesi bir anda İslam’a uygun cenaze uğurlaması nasıl olur meselesine sadece 1 dakika temas etseydi, şuna kuvvetle inanıyorum ki, din görevlisi olarak hayatını geçirdiği tüm zamanlar boyunca kazandığı sevaptan ve işlediği hayır amelden zannımca daha fazlasına o dakikalarda nail olurdu.</p>
<p>Kime nasip olur ki aynı anda milyonlarca kişiye bir cenaze vesilesi ile de olsa hitap etmek. Bundan daha önemli fırsat mı olur. 20 dakika Türkan Saylan’dan söz ettiği kadar, keşke 1 dakika da İslam’a göre cenaze adabına girseydi&#8230; Bu vesile ile, böylesine yararlı bir bilginin kendi cenazesinde toplumla paylaşılmasına vesile olan Türkan Hanım’ın da bu sevaptan hissedar olmasına zemin hazırlasaydı.</p>
<p>Tam aksine bu beyefendi, tam da o noktada gerekli ikazları yapmamak suretiyle cenazeye alkış yapılması gibi dinimize göre çirkin bir davranışın meşrulaşma eğilimine girmesi gibi bir anlayışa da zemin hazırladı. Normalmiş gibi algılanmasına neden oldu. Cem Karaca’nın hassasiyeti kadar duyarlılık gösteremedi.</p>
<p>Yazımızı, merhum Necip Fazıl’ın uzunca vasiyetinde yer alan ve cenazesinin nasıl kaldırılmasını istediği satırlarla bitirelim. Yazının bu kısmını, bahsi geçen müftü beyefendiye ithaf ediyorum.</p>
<p>Necip Fazıl’ın vasiyetindeki ilgili kısımlar şöyle:</p>
<p>“Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.</p>
<p>Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!</p>
<p>Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum. Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna.</p>
<p>Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın. Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve &#8220;bid&#8221;at&#8221; belirtici hiçbirşey!</p>
<p>Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu. Sadece Fatiha ve Kur&#8221;an.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-38900 aligncenter" title="Necip Fazıl Kısakürek son yılları" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/05/necip-fazil-kisakurek-son-yillari.jpg" alt="" width="222" height="313" /></p>
<p>Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak. Mevlid de istemem! Onu, uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur&#8221;an.</p>
<p>Şimdi sıra en büyük dileğimde. Müslümanlardan, Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için &#8220;Necip Fazıl&#8221;ın kaza borcuna karşılık&#8221; niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması. Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir. Her ferdin, en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi. 70 bine dolması lazım. Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri. Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. &#8220;Şey&#8221;en lillah&#8221; tabiriyle bana Allah için birşey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!</p>
<p>Allah’ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!</p>
<p>Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!</p>
<p>Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!”</p>
<p>Necip Fazıl’ın vasiyetiinn bazı bölümleri işte böyle.</p>
<p>Biz de kendisinin vasiyetine uyarak bu vesile ile Üstad Necip Fazıl’ı hatırlamış olduk. Mekanı cennet olsun.</p>
<p><em>(Prof. Dr. Osman ÖZSOY, Haber7, Mayıs 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/necip-fazilin-olum-aninda-son-sozu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeyh Bedreddin hikayesi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/seyh-bedreddin-hikayesi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/seyh-bedreddin-hikayesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 May 2009 13:36:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=37010</guid>
		<description><![CDATA[Nazım Hikmet hapisteyken Prof. Mehmet Şerafeddin Yaltkaya&#8217;nın &#8220;Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin&#8221; isimli kitabını okur. İsmet Paşa&#8217;nın Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;na getirdiği bir ilahiyat profesörüdür Yaltkaya. Olaya şöyle girelim isterseniz. Timur&#8217;un Yıldırım Beyazıd&#8217;ı yenilgiye uğrattığı Ankara Savaşı&#8217;ndan sonra şehzadeler arasında &#8220;fetret dönemi&#8221; dediğimiz saltanat kavgaları başladı. Bu hengamede bazı isyanlar vuku buldu. Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nazım Hikmet hapisteyken Prof. Mehmet Şerafeddin Yaltkaya&#8217;nın &#8220;Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin&#8221; isimli kitabını okur.</p>
<p>İsmet Paşa&#8217;nın Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;na getirdiği bir ilahiyat profesörüdür Yaltkaya.</p>
<p>Olaya şöyle girelim isterseniz.</p>
<p>Timur&#8217;un Yıldırım Beyazıd&#8217;ı yenilgiye uğrattığı Ankara Savaşı&#8217;ndan sonra şehzadeler arasında &#8220;fetret dönemi&#8221; dediğimiz saltanat kavgaları başladı.</p>
<p>Bu hengamede bazı isyanlar vuku buldu.</p>
<p>Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa isyan girişimleriyle ilişkilendirilen Şeyh Bedreddin idam edildi.</p>
<p>Nazım Hikmet de Yaltkaya&#8217;nın kitabından yola çıkarak &#8220;Şeyh Bedreddin Destanı&#8221;nı yazdı 1936&#8242;da.</p>
<p>Yaltkaya&#8217;nın olumsuzladığı şeyler, Nazım Hikmet için olumludur.</p>
<p>Şeyh Bedreddin&#8217;in &#8220;İlk Osmanlı sosyalisti&#8221; nitelemesiyle anılmasının hikayesi böyle başladı.</p>
<p>Aslında Türk komünistlerinin tarihte bir dayanak aramalarının bir sonucudur bu.</p>
<p>***</p>
<p>İşin aslı Şeyh Bedreddin &#8216;Hanefi fıkhı&#8217; üzerine eserler vermiş Sünni bir alim ve sufidir.</p>
<p>Bir süre Edirne&#8217;de saltanat süren Musa Çelebi&#8217;nin Kazaskeri&#8217;dir.</p>
<p>Mehmet Çelebi, kardeşi Musa Çelebi&#8217;nin saltanatına son verince Şeyh Bedreddin&#8217;in payına da sürgün düşer.</p>
<p>Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal&#8217;in isyan girişimlerinde yer almadığı halde, muarızları tarafından &#8220;kendi adına saltanat davası güdüyor&#8221; diye Sultan Mehmet Çelebi&#8217;ye şikayet edilir.</p>
<p>Kimi rivayetlere göre Şeyh Bedreddin peygamberlik iddiasında da bulunmuştur.</p>
<p>Bizanslı tarihçi Dukas&#8217;ın Börklüce Mustafa&#8217;ya atfettiği, &#8220;topraklar, kıyafetler, hayvanlar ve erzaklar ortak maldır&#8221; şeklindeki cümlesi dönüp dolaşıp Şeyh Bedreddin&#8217;e yamanıyor.</p>
<p>Şeyhi komünistliğe bağlayan cümle budur.</p>
<p>Yaltkaya da Dukas&#8217;ın iddialarına dayanarak olumsuz bir Şeyh Bedreddin portresi çizmiş.</p>
<p>* * *</p>
<p>Oysa Şeyh Bedreddin&#8217;i anlatan &#8220;Menakibname&#8221;nin yazarı Hafız Halil Efendi&#8217;ye göre Börklüce&#8217;nin zararı -hiç ilgisi olmadığı halde- Şeyh Bedreddin&#8217;e ulaşmış.</p>
<p>Hafız Halil Efendi, Hoca Akşemseddin&#8217;in talebesi ve mürididir.</p>
<p>İstanbul&#8217;un fethine hocasıyla beraber katılan Hafız Halil üstelik Şeyh Bedreddin&#8217;in öz be öz torunudur.</p>
<p>Dukas dışında hiçbir tarihçi, Şeyh Bedreddin&#8217;i Börklüce Mustafa&#8217;nın ve Torlak Kemal&#8217;in söylemlerinin piri olarak göstermez.</p>
<p>Anlayacağınız, Şeyh Bedreddin dayanaksız olarak &#8220;Osmanlı komünisti&#8221; diye nitelenmiş bir şahsiyet.</p>
<p>Söylenecek çok söz var ama en iyisi siz Müfit Yüksel&#8217;in &#8220;Şeyh Bedreddin&#8221; isimli araştırmasını okuyun.</p>
<p>Tarihi belgelere dayanarak yapılmış olan bu çalışma hem önceki araştırmaların zaaflarını ortaya koyuyor, hem Şeyh Bedreddin&#8217;in sağlıklı bir portresini veriyor.</p>
<p>Ezber bozan bu önemli araştırmanın raflarda unutulması da ayrı bir tuhaflık.</p>
<p><em>(A. Muradoğlu, Yeni Şafak, 2009-05-03)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/seyh-bedreddin-hikayesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fotoğraflarla Ahmet Kabaklı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/fotograflarla-ahmet-kabakli.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/fotograflarla-ahmet-kabakli.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2009 17:18:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=35650</guid>
		<description><![CDATA[Türk Edebiyatı dergisi ile Türk Edebiyatı Vakfı&#8217;nın kurucusu, Çarşamba Sohbetleri&#8217;nin başlatıcısı, eğitimci, gazeteci ve yazar Ahmet Kabaklı 2001 yılında vefat etti. 1300 yıllık Türk edebiyatını misalleriyle anlatan beş ciltlik `Türk Edebiyatı` ve `Temellerin Duruşması` eserleri başta olmak üzere 25`i aşkın kitabın ve on binlerce makalenin yazarı olan Ahmet Kabaklı, millî kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Edebiyatı dergisi ile Türk Edebiyatı Vakfı&#8217;nın kurucusu, Çarşamba Sohbetleri&#8217;nin başlatıcısı, eğitimci, gazeteci ve yazar Ahmet Kabaklı 2001 yılında vefat etti. 1300 yıllık Türk edebiyatını misalleriyle anlatan beş ciltlik `Türk Edebiyatı` ve `Temellerin Duruşması` eserleri başta olmak üzere 25`i aşkın kitabın ve on binlerce makalenin yazarı olan Ahmet Kabaklı, millî kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkıp savunmuş en gözde simalardan biri.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-35651 aligncenter" title="ahmet-kabakli" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/ahmet-kabakli.jpg" alt="" width="300" height="438" /></p>
<p style="text-align: center;">Ahmet Kabaklı</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-35652" title="osman-yuksel-serdengecti-ve-ahmet-kabakli" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/osman-yuksel-serdengecti-ve-ahmet-kabakli.jpg" alt="" width="434" height="356" /></p>
<p style="text-align: center;">Osman Yüksel Serdengeçti (ortada) ve Ahmet Kabaklı Hoca</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-35653" title="ahmet-kabakli-ve-alparslan-turkes" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/ahmet-kabakli-ve-alparslan-turkes.jpg" alt="" width="444" height="283" /></p>
<p style="text-align: center;">Ahmet Kabaklı ve Alparslan Türkeş</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-35654" title="necip-fazil-ve-ahmet-kabakli" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/necip-fazil-ve-ahmet-kabakli.jpg" alt="" width="405" height="412" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-35659" title="ahmet-kabakli-sehitlere-dua-okuyor" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/ahmet-kabakli-sehitlere-dua-okuyor.jpg" alt="" width="391" height="460" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-35655" title="ahmet-kabakli-namik-kemal-mezarinda" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/ahmet-kabakli-namik-kemal-mezarinda.jpg" alt="" width="440" height="391" /></p>
<p style="text-align: center;">Kabaklı Hoca vatan şairi Namık Kemal&#8217;ın kabri başında</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-35656" title="ahmet-kabakli-ve-tonyukuk-abidesi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/ahmet-kabakli-ve-tonyukuk-abidesi.jpg" alt="" width="347" height="585" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-35660" title="ahmet-kabakli-ve-ibrahim-kafesoglu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/ahmet-kabakli-ve-ibrahim-kafesoglu.jpg" alt="" width="412" height="332" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-35657" title="ahmet-kabakli-ve-dostlari" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/ahmet-kabakli-ve-dostlari.jpg" alt="" width="433" height="249" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-35658" title="ahmet-kabakli-bayraga-sarili-naasi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/ahmet-kabakli-bayraga-sarili-naasi.jpg" alt="" width="360" height="499" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>(</em>www.mirhaber.com<em>, Türk Edebiyatı Dergisi, Mart-2001)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/fotograflarla-ahmet-kabakli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akşemseddin Efendi&#8217;nin hayatı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/aksemseddin-efendinin-hayati.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/aksemseddin-efendinin-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 16:23:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=35099</guid>
		<description><![CDATA[1930 yılında Şam&#8217;da dünyaya gelen Akşemseddin, yedi yaşındayken babası Kurtboğan Şeyh Hamza ile Anadolu&#8217;ya gelerek yerleşmiştir. Şeyh Hamza, Hz. Ebubekir soyundan ve Mevlana Celaleddin Rumi&#8217;nin akrabalarındandır. Şeyh Hamza kuvvetli bir alim, zahid ve veli olup, vefat ettiğinde defnolunduğu günün gecesi bir kurt kabrini açarak Şeyh Hamza&#8217;yı parçalamak istemişti. Çünkü kurt, o beldenin mezarlarına musallat olmuş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1930 yılında Şam&#8217;da dünyaya gelen Akşemseddin, yedi yaşındayken babası Kurtboğan Şeyh Hamza ile Anadolu&#8217;ya gelerek yerleşmiştir. Şeyh Hamza, Hz. Ebubekir soyundan ve Mevlana Celaleddin Rumi&#8217;nin akrabalarındandır. Şeyh Hamza kuvvetli bir alim, zahid ve veli olup, vefat ettiğinde defnolunduğu günün gecesi bir kurt kabrini açarak Şeyh Hamza&#8217;yı parçalamak istemişti. Çünkü kurt, o beldenin mezarlarına musallat olmuş, yeni defnedilen mezarları bulup ölüyü mezardan çıkartarak parçalıyordu. Şeyh Hamza&#8217;yı da parçalayıp yemek istemişti. Fakat Şeyh Hamza mubarek elini mezardan uzatarak kurdu boğazından sıkıp öldürmüş, ertesi sabah ziyarete gelen halk kurdu ölü, Şeyh Hamza&#8217;nın kolunu da mezardan çıkmış bulmuşlardı. Ziyarete gelen Allah dostlarından biri, &#8220;Kurda değdiği için Şeyh Hamza&#8217;nın elinin yıkanması gerekir&#8221; demiş, elini yıkadıklarında da eli hemen mezarın içine çekilmişti. Bu olaydan sonra Akşemseddin&#8217;in babası Kurtboğan lakabıyla anılmıştır. Kurtboğan Hamza&#8217;nın vefat ettiği yıl kesin olarak bilinmemektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-35192 aligncenter" title="aksemseddin-hazretleri" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/aksemseddin-hazretleri.jpg" alt="" width="210" height="317" /></p>
<p>Küçük yaşta Kuran&#8217;ı Kerim&#8217;i ezberleyen Akşemseddin kuvvetli bir medrese eğitimi görmüş, zekasının kıvraklığı ile kısa sürede ilimleri öğrenmiş tıp ilminde de mesafeler almış ve zamanının en büyük bilgini olmuştu. Tahsilini bitirdikten sonra Çorum Osmancık&#8217;ta bulunan medreseye müderris olan Akşemseddin, müderrislik yapmakta iken zahiri ilimlerden sıkılarak batın ilmine yönelmişti. Bu ilminde bir mürşid vasıtasıyla elde edileceğini biliyordu. O sırada Ankara&#8217;da kuvvetli bir mürşid olan Hacı Bayram-ı Veli&#8217;nin ünü Anadolu&#8217;nun her tarafına yayılmıştı. Akşemseddin bu düşünceyle Osmancık&#8217;tan ayrılarak Ankara&#8217;ya gelmiş ve Hacı Bayram-ı Veli&#8217;nin müridi olmuştur. Hacı Bayram-ı Veli Akşemseddin&#8217;i oldukça zor imtihanlara tabi tutmuş, nefsini terbiye ve ıslah etmek için büyük meşakkatler çektirmişti. Bir defasında, yedi günde bir kaşık sirkeden başka bir şey yedirmemiş, ancak O bütün bunlardan rahatsızlık duymamış hatta kendisi daha fazlasını istemişti. Şeyhinin kendisine buyurduğu talim ve terbiyedeki şiddetin derecesini kendi arzusu ile artırdığı zaman Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri Akşemseddin&#8217;e &#8220;Ya Köse derin riyazet edersin, nefsinin isteklerinden sakınırsın, akıbet nur olursun, vefat ettiğinde seni kabrinde bulamazlar&#8221; demiştir.</p>
<p>Böylece O kısa zamanda tasavvufun bütün özelliklerini öğrenerek Hacı Bayram Veli&#8217;den icazetini almış ve onun en gözde müridi olmuştur. Akşemseddin&#8217;in kısa zamanda icazet almasına hayret edenler Hacı Bayram Veli&#8217;ye &#8220;Diğer dervişlere otuz-kırk yıldır icazet vermedin, az zamanda bu ak şeyhe hilafet verdin. Bunun sırrı hikmeti nedir?&#8221; diye sorduklarında Hacı Bayram Veli, &#8220;Akşemseddin uyanık, akıllı ve zeyrek bir kösedir. Her ne gördü, duydu ise tereddütsüz hemen inandı. Hikmetini ise sonra yine kendisi anladı&#8221; demiştir. Akşemseddin daha sonra Beypazarına giderek orada bir mescit ve bir değirmen inşa etmiş, ancak etrafına fazla kalabalık toplanması sebebiyle önce İskilip Evlek&#8217;e, oradan da Göynük&#8217;e geçerek yerleşmiştir. Hacı Bayram Veli Ankara&#8217;da faniden bakiye göç ederken oradakilere, &#8220;Benim namazımı Akşemseddin kıldırsın ve cenazemi yıkasın&#8221; diye vasiyette bulunmuştu. H. Bayram Hazretleri son nefesini vermeden Akşemseddin Ankara&#8217;ya gelmiş, şeyhinin hasta yatmakta olduğu yatağının baş ucunda hazır bulunmuştu. Vasiyeti üzerine cenazesini yıkayıp, namazını kıldırdıktan sonra defn işlerini yapmış, işler bitince H. Bayram Veli&#8217;nin doksan bin akçe vereceği çıkmıştı. Akşemseddin bu paranın otuz bin akçesini ödemeye vaadetmiş, geri kalanını da velinin yakınları ödemişlerdi. Akşemseddin üzerine aldığı otuz bin akçenin yirmidokuz binini ödemiş, geriye bin akçe kalmıştı. Alacaklı Akşemseddin&#8217;e bin akçeyi de hemen ödemesini söyleyince, Akşemseddin alacaklıya bir kaç gün müsaade et dediyse de alacaklı sert bir şekilde alacağı bin akçenin hemen ödenmesini istemişti. Bu söze oldukça üzülen Akşemseddin &#8220;Peki öyleyse bahçeye gir alacağın bin akçeyi al&#8221; demiştir. Alacaklı bu durumu şöyle anlatmıştır. &#8220;Akşemseddin&#8217;in emriyle bahçeye girdim, bahçenin içinde yassı yaprakları olan bir ot gördüm, otun her yaprağının üzerinde bir akçe duruyordu. Otta o kadar yaprak vardı ki sayısını Allah&#8217;tan başka kimsenin bilmesi mümkün değildi. İşte O yapraklardan bin akçemi topladığımda yaprakların üzerindeki akçelerin hiç eksilmemiş olduğunu gördüm. Bu hali görünce hayretler içinde kaldım. Hemen dışarı çıkıp Akşemseddin&#8217;in huzuruna vardım, o bin akçeyi önüne koyarak bu akçeleri size bağışladım&#8221; dedim ve kendisine yalvardım. Lakin O bin akçeyi kabul etmedi.</p>
<p><em>(www.ailem.org)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/aksemseddin-efendinin-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vefatının 38. yılında Zübeyir Gündüzalp</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/vefatinin-38-yilinda-zubeyir-gunduzalp.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/vefatinin-38-yilinda-zubeyir-gunduzalp.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 16:59:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=34843</guid>
		<description><![CDATA[İnandığı davası uğruna hem dünyasını hem de ahiretini feda eden bir insan-ı kâmil, bir veliyy-i âzam, çileyle yoğrulmuş sarsılmaz bir ruh. Annesinin Gülserveri, “ben seni daha üç yaşında bir çocukken, manevi himayeme almıştım.” diyen Üstadının “Başyaveri” hizmetkârı, sır kâtibi, öl deyince hemen ölecek kadar ona bağlı havarîsî ve daha sayamadığımız bir çok faziletlere sahip bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnandığı davası uğruna hem dünyasını hem de ahiretini feda eden bir insan-ı kâmil, bir veliyy-i âzam, çileyle yoğrulmuş sarsılmaz bir ruh.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-29229 aligncenter" title="zubeyir-gunduzalp" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/01/zubeyir-gunduzalp.jpg" alt="" width="232" height="339" /></p>
<p>Annesinin Gülserveri, “ben seni daha üç yaşında bir çocukken, manevi himayeme almıştım.” diyen Üstadının “Başyaveri” hizmetkârı, sır kâtibi, öl deyince hemen ölecek kadar ona bağlı havarîsî ve daha sayamadığımız bir çok faziletlere sahip bu büyük ruh, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son döneminde birinci muhatabı olan talebesi Zübeyir Gündüzalp’dir.</p>
<p>1920 senesinde Konya&#8217;nın Ermenek kazasında dünyaya gelen, neseben Kafkasyalı olmasından mıdır? nedir, Şeyh Şamil&#8217;in ruh ve edâsını üzerinde görmenin mümkün olduğu çelik iradeli, keskin bakışlı, tam bir ciddiyet ve vakar abidesi bu aziz zat aramızdan ayrılalı tam 38 yıl oldu.</p>
<p>Bütün samimiyeti ve ihlâsı ile iman ve Kur’an hakikatlerinin neşredilmesi ve yaygınlaşması yolunda gayret sarfetmiş, mücadele etmiş, hiçbir beklenti içerisinde olmadan hep koşmuştur. Bu gayret-i diniyesi ebediyete intikâl ettiği tarih olan 2 Nisan 1971 tarihine kadar fasılasız devam etmiştir.</p>
<p>Cenab-ı Hak, çoklarına nasip ettiği gibi kendisi de onun ahirete teşyîine katılma imkanını bulan ve tanımayı kendi adına şeref kabul eden, fakat; ondan gerektiği gibi istifade edememeyi de bahtsızlık sayan Muhterem Fethullan Gülen Hocaefendi de; “Zübeyir ağabey, kendini görenlerde hemen inanmış bir insanı görmüş hissi uyarırdı. İddiası yoktu, şakası yoktu, latifesi yoktu ama muhataplarını mutlaka inandırır ve ikna ederdi. Söz ve tavırlarıyla rahatsız edici de değildi. Öyle bir dava adamıydı ki, “Teessür ve ızdırap karşısında kalpten bir parça kopacaksa ‘bir genç dinsiz olmuş’ haberi karşısında o kalbin atom zerratı adedince paramparça olması lazım gelir” diyor idam sehpalarında noktalanabilecek bir yolda yürürken bile hakikati haykırmaktan geri durmuyordu.” diyordu.</p>
<p>Sayamadığımız bir çok faziletlere mahzar, mana aleminin sultanlarında biri olan bu büyük şahsiyetin hizmetlerini ve meziyetlerini satırlara sığdırmaya ve kelimelerle anlatmaya çalışmak bizim haddimize düşmez. Ama en azından sonraki nesiller için birer yâd-ı cemil olacak kahramanlardan biri olan Zübeyr Ağabey’e bir vefa ve kadirşinaslık adına birkaç başlıkla da olsa yeni nesillere tanıtılması, saygıyla ve rahmetle hatırlanmasına vesile olur düşüncesindeyiz.</p>
<p><strong>NURLARLA VE ÜSTADLA TANIŞMASI</strong></p>
<p>Konya Postanesinde memuriyete devam ederken 1944 yılından sonra hemşehrisi vasıtasıyla Risale-i Nurlarla tanışır.</p>
<p>Emirdağ’ında mecburi ikamette bulunan Üstadına 1946 yılında gerçekleşen ilk ziyaretinde tarif edilmez bir hâl yaşar. Kendinden geçer, bir ağlama ve hıçkırık tufanına tutulur. Bu ilk ziyaret onun ruhunda derin bir tesir bırakır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34844 aligncenter" title="nur-talebesi-zubeyir-gunduzalp-solda" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/nur-talebesi-zubeyir-gunduzalp-solda.jpg" alt="" width="300" height="481" /></p>
<p style="text-align: center;">Zübeyir Gündüzalp (solda)</p>
<p>Üstadın verdiği ilk ders bir ikaz mahiyetindedir; “Mesleğimiz meşakkattir, meşakkat ise alâmet-i makbuliyettir.”</p>
<p>Bu ilk ders hayatının sonuna kadar karşılaşacağı çile ve meşakkatlere hazır olmasının işaretlerini de taşımaktadır.</p>
<p><strong>KENDİNİ İHBAR EDEN ADAM</strong></p>
<p>Emirdağ’ında bulunan üstadı ve değişik vilayetlerden toplanan 50 civarında ileri gelen nur talebeleri ile birlikte Bediüzzaman Hazretleri 1948 yılında tutuklanarak Afyon hapishanesine konur ve ağır cezaya sevk edilirler. Zübeyir Gündüzalp, çok kıymetli talebelerin ve hürmetli üstadının yanında olmadığı için çok müteessir olur. Üstadına bağlılığından ötürü içeri girmenin yollarını arar. Bir hapishane ziyareti sırasında Ceylan Çalışkan “Ondan kolay ne var! İnönü’ye bir telgraf çek, ertesi gün yanımıza gelirsin…” diye yol gösterir.</p>
<p>Hapishaneden ayrılı ayrılmaz İnönü’ye şu mealde bir telgraf çeker:</p>
<p>“Siz nur talebelerini Afyon hapishanesine topluyorsunuz, ama Akşehir’de posta memuru Zübeyir Gündüzalp’i görmüyorsunuz…”</p>
<p>Ardından gelen bir emirle hemen tutuklanır ve o da Afyon hapishanesine konulur.</p>
<p>Hapishanenin kapısından içeri girer girmez ellerini açarak medrese-i Yusufiye’ye girdiğinden dolayı Allah’a şükreder.</p>
<p>Altı ay sonra diğer talebelerle tahliye olanların listesinde kendi adı yer alınca hapishane müdürüne çıkıp, sırf Üstadından ayrılmamak için tahliyesinin yanlış olduğunu söyler.</p>
<p>Müdür “Öyle şey olmaz” demesine rağmen tekrar yapılan bir hesapla 40 gün önce tahliye edildiği ortaya çıkar. Böylece kırk gün daha hapiste kalıp sevinç ve şükürle Üstadın hizmetine devam eder.</p>
<p><strong>BİN TALEBE KADAR</strong></p>
<p>Zübeyir Gündüzalp’in Afyon mahkemesinde yapmış olduğu müdafaa tek kelimeyle “muhteşem”dir. Bir ihlas, sadakat, cesaret, belagat abidesidir. Bu uzun müdafaanın bir yerinde şöyle der:</p>
<p>“Sorgu hakimliğin de, ‘Sen Risale-i Nur’un talebesi imişsin…’ denildi. ‘Bediüzzaman Said Nursi gibi bir dâhinin şakirdi olmak liyakatini kendimde göremiyorum. Eğer kabul buyururlarsa iftiharla, ‘Evet, Risale-i Nur şakirdiyim.’ derim.” der.</p>
<p>Bunu üzerine Üstad, mahkeme huzurunda oturduğu yerden kalkarak, “Bin talebe kadar kabul ettim.” der.</p>
<p><strong>DAVASININ KARA SEVDALISI </strong></p>
<p>Bundan sonraki hayatı, biraz Eskişehir ve Ankara ile nihayet büyük kısmı İstanbul&#8217;da iman ve Kur’an hizmetleri içerisinde geçmiştir.</p>
<p>Üstad kendisine “Hayatım, hayatınla devam edecek.” demiş, kendisinden sonra “meslek ve meşrebi temsil” misyonunu ona yüklemişti.</p>
<p>Hayatının en verimli çağları olan gençlik yıllarını, muazzez Üstadının hizmetine adamış, adeta vücudunun bir parçası gibi gece-gündüz yanından hiç ayrılmamış, gölge gibi takip etmiştir.</p>
<p>Üstadın ne zaman çağıracağı belli olmadığından çoğu zaman geceleri uykusuz kalır. “Üstadın hizmetini aksatırım” endişesiyle uyku giderici haplar kullanır. Bazen da uykusu gelip yattığında çağrılırımda uyanamam diye kapının eşiğine yatar, kapıdan çıkarken benim üstüme basar da bu sayede uyanırım diye yattığı çok olmuştur. Bünyesi uykusuzluğa alıştığı için Üstadın vefatından sonra bu defada uyku veren ilaçlar kullanmaya başlamış. Kaldığı özel odasının köşesinde görenlerin ifadesine göre neredeyse ‘bir çuval ilaç vardı’ demektedirler. Bütün bu yaşananlar ve yan tesiri olan ilaçlar vücudunun zayıf bünyesinin dengesini iyice bozar.</p>
<p>Hastalığının ilerlediği son zamanlarında kendisini tedavi etmek isteyen doktorlara:</p>
<p>&#8220;Ben Risale-i Nur&#8217;larla insanların imanını kurtarmaları için gece-gündüz çalışma diye bir kara sevda hastalığına tutulmuştum. Sizin tıbbiyenizde, doktorluğunuzda &#8216;kara sevda&#8217; hastalığının ilacı ve tedavisi var mıdır?&#8221; diye sorular yöneltir.</p>
<p><strong>FİTNEYİ BENİM CESEDİM KARŞILAR</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri, Emirdağ’da iken yazdığı bir mektubunda; siyasî ve ideolojik boğuşmaların neticesinde ülkede anarşinin tahribata geçme imkânı bulacağını yönündeki endişelerini açıklar.<br />
Ayrıca Şualar (sh.269) isimli eserinde &#8220;Felak&#8221; sûresinde iki kelimeden ebced hesabı ile 1971 yılında anarşinin şiddetleneceğine işaret ederek şöyle kaydeder: “Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak” demektedir.</p>
<p>12 Mart 1971 muhtırasına gelinen süreçte, ülkemizde eylemler artmış. Hatta bu eylemler sağ sol çatışması olmaktan çıkarak, anarşi hareketlerine dönüştüğü görülecektir.</p>
<p>Bir kardeşin 1971 fitnesinin mahiyetini ısrarla sorması üzerine “71 gelir, benim cesedim onu karşılar.” demiştir.</p>
<p>&#8220;12 Mart Muhtırası&#8221; olarak Türk siyasi tarihinde yerini alan hadisede Türk Silahlı Kuvvetleri &#8220;Parlamento ve Hükümetin süregelen tutum, görüş ve icraatının yurdu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluk içine soktuğunu” gerekçe göstererek muhtıra vermiştir.</p>
<p>Zübeyr Ağabey, nasıl yaşadı ise öyle de Allah’a yürümüş. Muhtıradan 20 gün sonra ve genç sayılabilecek bir yaşta bu milletin üzerindeki felaketi bir paratoner gibi cesedi ile karşılamış. Fatih Camiinde büyük bir kalabalıkla kılınan cenaze namazının ardından hafif hafif çiseleyen yağmur altında Eyüp Sultan sırtlarındaki ebedi makamına defnedilir.</p>
<p>Son söz olarak onun dediği gibi; “Kalemen, amelen, lisanen çalışmak” gerek.</p>
<p>Aziz ruhuna dua ve fatihalarla.</p>
<p><em>(Araştırmacı Yazar Mustafa KÖFKECİ, Nisan 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/vefatinin-38-yilinda-zubeyir-gunduzalp.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yakup Kadri son noktayı çok kötü koydu</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/yakup-kadri-son-noktayi-cok-kotu-koydu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/yakup-kadri-son-noktayi-cok-kotu-koydu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 14:51:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=34072</guid>
		<description><![CDATA[“Gazinin satranç tahtasında bir piyon olmakla” övünen ve onu hiçbir şarta bağlı olmaksızın kayıtsız ve şartsız sevdiği halde, Tiran&#8217;a zoraki büyükelçiliğe gönderilen Yakup Kadri Karaosmanoğlu da, 1915 yılında (1331) “Çarşaf ve Peçeye Dair” başlıklı yazısında öyle bir tasvir yapar ki; çarşaf giymeyen kadınlara aşk olsun!” Yakup Kadri: Bu çirkin asrın yegane süsü sizin çarşafınız ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Gazinin satranç tahtasında bir piyon olmakla” övünen ve onu hiçbir şarta bağlı olmaksızın kayıtsız ve şartsız sevdiği halde, Tiran&#8217;a zoraki büyükelçiliğe gönderilen Yakup Kadri Karaosmanoğlu da, 1915 yılında (1331) “Çarşaf ve Peçeye Dair” başlıklı yazısında öyle bir tasvir yapar ki; çarşaf giymeyen kadınlara aşk olsun!”</p>
<p><strong>Yakup Kadri: Bu çirkin asrın yegane süsü sizin çarşafınız ve peçenizdir!</strong></p>
<p>“Bu çirkin asrın, bu çirkin muhîtin yegane süsü, yegane güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Memnun ve müsterih (huzurlu) yaşamak için bu kanaat size kifayet etmez mi? Halbuki benim ruhumu sadece bu kanaat dolduruyor: Peçeniz ve çarşafınız… Bunlardır ki; bana muhabbeti öğretiyor, hayata muhabbeti, aşka muhabbeti, memlekete muhabbeti öğretiyor.”</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34073 aligncenter" title="yakup-kadri-karaosmanoglu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/yakup-kadri-karaosmanoglu.jpg" alt="" width="358" height="379" /></p>
<p style="text-align: center;">Yakup Kadri Karaosmanoğlu</p>
<p>“Sakın onları çıkarmayınız, sakın onları atmayınız. Bu çirkin asrın, bu çirkin muhîtin ortasında, asalet (soyluluk) ve zerafete yegane dal (delil ve alamet) olarak, bunlar, sade bunlar kaldı.”</p>
<p>Necip Fazıl Kısakürek, Yahya Kemal Beyatlı, Cahit Sıtkı Tarancı, Aşık Veysel gibi şairlerimiz, ölümü anlatan o kadar güzel şiirler yazarlar ki; insanın Karacaahmet mezarlığına gidip, kendi mezarını kazıp, içine yatası gelir!<br />
“Gazinin satranç tahtasında bir piyon olmakla” övünen ve onu hiçbir şarta bağlı olmaksızın kayıtsız ve şartsız sevdiği halde, Tiran&#8217;a zoraki büyükelçiliğe gönderilen Yakup Kadri Karaosmanoğlu da, 1915 yılında (1331) “Çarşaf ve Peçeye Dair” başlıklı yazısında öyle bir tasvir yapar ki; çarşaf giymeyen kadınlara aşk olsun!..<br />
O yıllarda yavaş yavaş batılılaşmaya başlayan büyükşehirlerde hayatın tabiî akışı içinde değişiklikler görülmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34077 aligncenter" title="yazar-yakup-kadri-karaosmanoglu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/yazar-yakup-kadri-karaosmanoglu.jpg" alt="" width="166" height="203" /></p>
<p>Avrupa ile teşrik-i mesaide bulunan insanlar, matbuatın da tesiri ile oradan buraya doğru esen rüzgarlarda bazı menfi havayı da ister istemez taşırlar. Tesettürün en olgunlaşmış şekli olan çarşaf ve peçeye karşı bir sızlanma ve karşı duruş hisseden Yakup Kadri de en güçlü ve tek silahı olan kalemini ateşler. 1889&#8242;da Kahire&#8217;de dünyaya gelen ve çok da dindar olmayan bir aileden gelen Yakup Kadri, adeta şiir gibi bir yazı kaleme alır. Bu yazı o günlerin basın ve kültür dünyasına bomba gibi düşer. Yazar, çarşaftan müşteki olan kadınlara “Niçin onlardan müşteki gibisiniz? O mazrufa bu zarftan daha muvafık ne olabilir? Sizi böyle gördükçe bir kadının başka türlü nasıl giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum” diyerek onlara nefis bir nesir ziyafeti çeker.</p>
<p><strong>ÇARŞAFA VE PEÇEYE DAİR</strong></p>
<p>“Bu çirkin asrın ve bu çirkin muhitin (ortamın) yegane süsü, yegane güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır ki; gözlere hala bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor. Niçin onlardan müştekî (şikayetçi) gibisiniz? O mazrûfa (zarfın içindekine), bu zarftan daha muvafık (uygun) ne olabilir? Sizi böyle gördükçe bir kadının başka türlü nasıl giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum. Siz bizim aşkımızın, hürmetimizin, siz bizim kıskançlığımızın mutî (uysal) mahbûseleri değil misiniz? Vücudunuzun şeklini alan bu dil-firîb (cazibeli, alımlı) mahbesi, sizin etrafınıza, sizin yüzünüz üstüne biz ördük; bizim ihtimamımız, bizim muhabbetimiz ördü. Sizi güneşten, havadan, sizi kem nazardan sakındık da böyle yaptık. Yazık değil mi ki; o saçlara güneş vursun, o yüzü havalar, tozlar hırpalasın! Yazık değil mi ki; -ma&#8217;azallah- o gözlerin harîmine kolayca laubali bir yabancı gözün kıvılcımı sıçrasın? Düşündük ki; belki bilmeyerek, belki farkına varmayarak birine gülüverirsiniz. Nazarlarınız belki, bila-ihtiyar (elde olmayarak), birinin üstünde fazlaca tevakkuf ediverir (duruverir). Onun için yüzünüzü örttük. Zira tebessümlerinizin, bakışlarınızın kıymetini biz anlıyor, biz biliyorduk. Gönlümüz onların öyle lüzumsuz yere heder olmasına acıdı da, bir ipek mahfaza içinde muhafazalarına lüzum gördü. Çünkü siz hilkaten (yaratılıştan) müsrifsiniz (elindeki kıymeti boşa harcayan), hazinelerinizin bahasını bilemezsiniz.</p>
<p><strong>KADINLAR AÇILDI EVLER YIKILDI</strong></p>
<p>İnsanlar, kadınlara tehakküm (hüküm) ettikleri gündür ki; tabîate galip geldiler. Cemiyetlerin (toplumların) ve medeniyetlerin esasını bir erkeğin kıskançlığı kurdu. Memleketlerden, vatanlardan evvel, ilk müdafaa edilen kadındı. Bana inanınız bütün bu evler, bu mabedler ile bu şehirler sizin için yapıldı ve sizin açıldığınız, sizin kıskançlık mahbesini yıktığınız yerlerde derhal evler yıkıldı, mabedler harap oldu, şehirler çöktü. Çünkü, sizin mahbesleriniz, o yerlerin surları idi, kaleleriydi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34074 aligncenter" title="yakup-kadri-karaosmanoglu-ve-arkadaslari" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/yakup-kadri-karaosmanoglu-ve-arkadaslari.jpg" alt="" width="446" height="302" /></p>
<p style="text-align: center;">Yakup Kadri Karaosmanoğlu soldan 3. sırada</p>
<p>Niçin başka cinsten (toplumlardan) kadınlara bakıp da başınızda garip mütalealara (görüşlere) meydan açıyorsunuz? Onlardan size ne? Siz başlı başınıza bir alemsiniz. Ben o aleme girdiğim dakikadan itibaren hariçte bir başka mevcudiyet var mı, yok mu, unuttum bile. Siz niçin kendinizde herkesi unutmuyorsunuz?<br />
Söze başlarken size demiştim ki; bu çirkin asrın, bu çirkin muhitin yegane süsü, yegane güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Memnun ve müsterih (huzurlu) yaşamak için bu kanaat size kifayet etmez mi? Halbuki benim ruhumu sadece bu kanaat dolduruyor: Peçeniz ve çarşafınız… Bunlardır ki; bana muhabbeti öğretiyor; hayata muhabbeti, aşka muhabbeti, memlekete muhabbeti öğretiyor, bahusus (özellikle) memlekete muhabbeti… Zira sizin bu örtüleriniz, bu süsleriniz değil midir ki; minarelerden ve o al rayetten (kırmızı bayraktan) sonra bu serseri ruha bir raz-aşina melce (dost sığınak) ve bir emin mersa (güvenli liman) saadeti veriyor. Peçenizin kudsiyetini şuradan anlayınız ki; bir yabancı elin ona uzanması ihtimali bile, gayz nedir, hırs nedir, intikam nedir, kin nedir hiç bilmeyen bu tembel ve yorgun ruhda, beldeler yıkacak, burcü barûlar (kaleler ve kuleler) devirtecek bir ateş alevliyor.</p>
<p><strong>“SAKIN ÇARŞAFI VE PEÇEYİ ÇIKARMAYIN”</strong></p>
<p>Gördünüz mü? Peçenizden bahsederken, haşin adımlarla, yüksek surlar etrafında dolaşan bir eski kahraman gibi söz söylemeye başladım. Belki bunların hiçbirini yapmayacağım; fakat emin olunuz ki, şu dakikada çok samimiyim. Size, sizin örtülerinize ve süslerinize doğru teveccüh edince (yönelince), kendimi her şeye kadir (gücü yeter) farzediyorum. Tarih, menakıb-ı beşeriyeyi (insanlık destanlarını) dolduran en büyük kahramanlıklar, bana birer çocuk oyunu gibi geliyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34075 aligncenter" title="yakup-kadri-karaosmanoglu-ileri-yaslari" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/yakup-kadri-karaosmanoglu-ileri-yaslari.jpg" alt="" width="260" height="366" /></p>
<p>Sakın onları çıkarmayınız, sakın onları atmayınız. Bu çirkin asrın, bu çirkin muhitin ortasında, asalet (soyluluk) ve zerafete yegane dal (delil ve alamet) olarak, bunlar, sade bunlar kaldı. İnsanlar senelerden beri, insanlığı terzîl (rezil etmek) için ve cemiyetlere manzaraların en fenasını vermek için sevimsiz bir cinnetle her şeyi devirdiler. Bu gürûha (şuursuz kalabalık) peyrev olmak (peşinden gitmek) size yakışır mı? Ben sizi zamanların ve insanların fevkinde (üstünde), onların haricinde (dışında) biliyorum. Siz mestûr (örtülü, gizli, hayalı, namuslu) ruhlardan değil misiniz? Dünya yüzünde tek başına kalan ulvî bir dinin İlahı, sizi bu sıfatla sair mahlûkat arasında mümtaz (seçkin) kılmamış mıydı? Siz O&#8217;nun halkettiği (yarattığı) cennet-asa (cennet gibi) alemin meleklerisiniz. O, “Kitab”ında (Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de) sizin isminizi zikretti. O vakitten beri siz, mukaddesat meyanına (arasına) girdiniz. Artık ne hale (bugüne), ne mazîye (geçmişe), ne de atîye (geleceğe) mensupsunuz… Yalnız unutmayınız ki; sizi bu mertebeye (yüksek dereceye), bizim aşkımız, bizim hürmetimiz, bizim kıskançlığımız is&#8217;ad etti (yükseltti). (Kanunuevvel 1331)</p>
<p><strong>KADRİ SON NOKTAYI ÇOK KÖTÜ KOYDU</strong></p>
<p>Ne acıdır ki; böyle bir yazıyı kaleme alabilen bir Yakup Kadri, uzun bir diplomatlık görevinin hitamında 27 Mayıs 1960&#8242;ta Kurucu Meclis Üyesi olacak, 1961&#8242;de CHP Manisa Milletvekilliğinin ardından 1965&#8242;te siyasi hayattan çekilecek ve 13 Aralık 1974 yılında sonsuz yolculuğuna çıkarken, son noktayı çok kötü koyacaktır. Öldüğü zaman cenaze namazının kılınmamasını isteyen Yakup Kadri&#8217;nin vasiyeti açıldığı zaman samimi olduğu anlaşılacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34076 aligncenter" title="yakup-kadri-karaosmanoglu-son-yillari" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/yakup-kadri-karaosmanoglu-son-yillari.jpg" alt="" width="188" height="281" /></p>
<p>“Ölümümde ne resmî, ne dinî merasim isterim. Hastaneye kaldırılacak cesedimin doğrudan doğruya mezarlığa nakli” vasiyetine uyularak, cenaze namazı kılınmadan defnedilecektir Yakup Kadri.</p>
<p><em>(Fatih Uğurlu, Vakit, 3-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/yakup-kadri-son-noktayi-cok-kotu-koydu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hitler&#8217;le ilgili saklanan gizli belgeler</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/hitlerle-ilgili-saklanan-gizli-belgeler.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/hitlerle-ilgili-saklanan-gizli-belgeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 12:35:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=34050</guid>
		<description><![CDATA[Hitler&#8217;in bilinmedik yönleri, 2. Dünya Savaşı&#8217;nın sonlarına doğru sığınakta birlikte olduğu üst düzey bir Nazi subayı tarafından kaleme alındı. Telegraph gazetesinin haberine göre, Adolf Hitler&#8217;in bilinmeyen yönlerini anlatan yeni belgelerde, Nazi diktatörünün sofra adabını bilmediği ve mide şişkinliğinden mustarip olduğu ortaya çıktı. İngiltere&#8217;de bir evde yapılan temizlik sırasında ortaya çıkan belgelerin bu Nazi subayı tarafından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hitler&#8217;in bilinmedik yönleri, 2. Dünya Savaşı&#8217;nın sonlarına doğru sığınakta birlikte olduğu üst düzey bir Nazi subayı tarafından kaleme alındı. Telegraph gazetesinin haberine göre, Adolf Hitler&#8217;in bilinmeyen yönlerini anlatan yeni belgelerde, Nazi diktatörünün sofra adabını bilmediği ve mide şişkinliğinden mustarip olduğu ortaya çıktı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34055 aligncenter" title="adolf-hitler-ve-cocuklar" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-cocuklar.jpg" alt="" width="400" height="573" /></p>
<p>İngiltere&#8217;de bir evde yapılan temizlik sırasında ortaya çıkan belgelerin bu Nazi subayı tarafından bir İngiliz ajanına verildiği tahmin ediliyor. <strong>SOFRADA TIRNAKLARINI YİYORDU</strong> 1945 Mayıs tarihli belgelere göre, günlük yaşamında Adolf Hitler&#8217;in sofrada tırnaklarını yeme ve sinirlendiğinde işaret parmağıyla bıyığını kaşıma alışkanlığı bulunuyor. Çok hızlı ve mekanik bir şekilde yemek yiyen Hitler, sigara kullanmıyor ve larenjiti olduğu için huzurunda sigara içilmesine izin verilmiyor. Hitler&#8217;in deli olduğuna ikna olan Nazi subayı, notlarında küçük bir kızın annesine Hitler için &#8220;Anne, bu deli bizim halılarımızı da mı yiyecek?&#8221; sorusuna yer vermiş. Hitler&#8217;in çok fazla kek tükettiğine de notlarda değiniliyor. <strong>KADINLARLA İLİŞKİSİ PLATONİK OLMAKTAN ÖTEYE GİTMİYORDU</strong> Sofrada yapılan sohbetin Hitler üzerinde bir müzik etkisi yarattığını ve diktatörü rahatlattığını yazan subay, Hitler&#8217;in, meydanlarda yaptığı sert konuşmalara rağmen daha normal zamanda ağır başlı bir tonda konuştuğuna dikkati çekiyor. Gece olunca özel odasına çekilen Hitler&#8217;in burada bitki çayını içtiği ve gramofon dinlediği belirtilen belgelerde, Hitler&#8217;in çoğu zaman itibar ettiği bazı kadınlarla inzivaya çekildiği ve bu kadınlarla ilişkisinin platonikten öteye geçmediği ifade ediliyor. <strong>SS SUBAYI RUDOLPH HESS&#8217;İ KARDEŞİ GİBİ SEVİYORDU</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34052 aligncenter" title="rudolph-hess" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/rudolph-hess.jpg" alt="" width="240" height="399" /></p>
<p style="text-align: center;">Rudolph Hess</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34051 aligncenter" title="adolf-hitler-ve-rudolph-hess" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-rudolph-hess.jpg" alt="" width="530" height="336" /></p>
<p style="text-align: center;">Adolf Hitler ve Rudolph Hess</p>
<p>Hitler&#8217;in, Nazi Almanyası&#8217;nın önde gelen isimlerinden SS subayı Rudolph Hess&#8217;i bir kardeş gibi sevdiği belirtilen belgelerde, Hitler&#8217;in, Hess&#8217;in İskoçya&#8217;ya gitmesinden sonra üzüldüğüne dikkat çekiliyor.Nazi Almanyası&#8217;nın Propaganda Bakanı Joseph Goebbels&#8217;in etkili teknikleri sayesinde de Hitler&#8217;in, &#8220;savaş biliminde&#8221; istisnai bir yetenek olduğuna inanmaya başladığı bu belgelerde ifade ediliyor. <em>(www.haber7.com, 3-2009)</em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34057" title="adolf-hitlerin-annesi-annesi-klara-hitler" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitlerin-annesi-annesi-klara-hitler.jpg" alt="" width="240" height="390" /></p>
<p style="text-align: center;">Adolf Hitler&#8217;in annesi Klara Hitler</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34058" title="adolf-hitlerin-babasi-alois-hitler" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitlerin-babasi-alois-hitler.jpeg" alt="" width="301" height="618" /></p>
<p style="text-align: center;">Adolf Hitler&#8217;in babası Alois Hitler</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-34056 aligncenter" title="adolf-hitler-kinderbild" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-kinderbild.jpg" alt="" width="360" height="475" /></p>
<p style="text-align: center;">Bebek Adolf Hitler</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34061" title="adolf-hitler-okul-yillari" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-okul-yillari.jpg" alt="" width="455" height="336" /></p>
<p style="text-align: center;">Adolf Hitler&#8217;in okul yılları</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34059" title="adolf-hitler-askerlere-hitap-ederken" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-askerlere-hitap-ederken.jpg" alt="" width="360" height="500" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34060" title="adolf-hitler-ayakta" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ayakta.jpg" alt="" width="360" height="536" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34062" title="adolf-hitler-pariste" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-pariste.jpg" alt="" width="400" height="598" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34063" title="adolf-hitler-ve-alman-gencler" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-alman-gencler.jpg" alt="" width="366" height="452" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34064" title="adolf-hitler-ve-alman-gencleri" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-alman-gencleri.jpg" alt="" width="540" height="398" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34065" title="adolf-hitler-ve-alman-halki" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-alman-halki.jpg" alt="" width="560" height="400" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34066" title="adolf-hitler-ve-alman-kopegi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-alman-kopegi.jpg" alt="" width="445" height="384" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34067" title="adolf-hitler-ve-metresi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-metresi.jpg" alt="" width="540" height="336" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34068" title="adolf-hitler-ve-arkadaslari" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-arkadaslari.jpg" alt="" width="560" height="406" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34069" title="adolf-hitler-ve-mussolini" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-mussolini.jpg" alt="" width="520" height="403" /></p>
<p style="text-align: center;">Adolf Hitler ve Mussolini</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-34070" title="adolf-hitler-ve-nazi-sembolu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/adolf-hitler-ve-nazi-sembolu.jpg" alt="" width="360" height="534" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/hitlerle-ilgili-saklanan-gizli-belgeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kafkas Kartalı İmam Şamil</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kafkas-kartali-imam-samil.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kafkas-kartali-imam-samil.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 18:42:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=32568</guid>
		<description><![CDATA[Şeyh Şamil, Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâm’ı tekrar yaymak için uğraşan ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük bir mücahitti. BAĞDAT’TA İLİM ÖĞRENDİ Küçük yaşından itibaren ilim tahsil edip âlim olması için, zamanın en büyük ulemalarından ders alan Şeyh Şamil, 30 yaşına kadar; tefsir, hâdis, fıkıh ilimlerini, edebiyat, tarih ve fen bilgilerini öğrenerek, büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şeyh Şamil, Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâm’ı tekrar yaymak için uğraşan ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük bir mücahitti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32569 aligncenter" title="seyh-samil" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/seyh-samil.jpg" alt="" width="280" height="489" /></p>
<p><strong>BAĞDAT’TA İLİM ÖĞRENDİ</strong></p>
<p>Küçük yaşından itibaren ilim tahsil edip âlim olması için, zamanın en büyük ulemalarından ders alan Şeyh Şamil, 30 yaşına kadar; tefsir, hâdis, fıkıh ilimlerini, edebiyat, tarih ve fen bilgilerini öğrenerek, büyük bir âlim, gönül sahibi bir veli oldu. Bağdat’a gidip, Mevlâna Hâlid hazretlerinden ders aldı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32571 aligncenter" title="seyh-imam-samil" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/seyh-imam-samil.jpg" alt="" width="380" height="437" /></p>
<p><strong>25 YIL CİHAD ETTİ</strong></p>
<p>Şamil, Rusların, Kafkasya’daki Müslüman Türkleri esaret altına almak ve İslâmiyeti yok etmek için bütün güçleri ile uğraştığını görünce cihâd aşkıyla ortaya atıldı. Kafkasya’da yaşayan Türkler, onu başlarına imam seçtiler. İmam Şamil, daha önce Rusların esaretini kabul etmiş kabileleri de saflarına katarak, düzenli küçük bir ordu kurdu. Bu küçük ordusuyla 25 sene, İslâmiyet’i yok etmek ve Müslümanları ortadan kaldırmak isteyen Ruslara kan kusturdu. Nice generallerini harp meydanlarında öldürüp, nicelerini de küçük düşürdü. Eşsiz bir mücadele ile hayatını geçiren Şeyh Şâmil, 1870 yılında Medîne-i Münevvere’de vefât etti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32573 aligncenter" title="kafkas-kartali-imam-samil" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/kafkas-kartali-imam-samil.jpg" alt="" width="272" height="504" /></p>
<p><strong>“SONUNU DÜŞÜNEN CESUR OLAMAZ”</strong></p>
<p>Şeyh Şâmil, kısa zamanda kısmen de olsa nizamlı bir ordu ve mülkî teşkilâtı kurmaya muvaffak oldu. Tesirli hitâbetiyle halkı cezbediyor, Müslüman olarak yaşama aşkıyla yanan bu insanların kalblerine birer kıvılcım salıyordu. Tecrübeli ve değerli yardımcıları, vekîlleri, ordunun ve mülkî idârenin başına getirdi. Fayda sağlayanlara altın ve gümüşten yapılmış nişanlar veriyor ve bu nişanlara; “Sonunu düşünen hiçbir zaman cesur olamaz”, “Kuvvet ve yardım ancak Allahû Teâla’dandır”, “Cesur ve yüksek ruhlu olana.” şeklinde cümleler yazdırıyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32570 aligncenter" title="imam-samil-ve-ogullari" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/imam-samil-ve-ogullari.jpg" alt="" width="399" height="574" /></p>
<p style="text-align: center;">İmam Şamil ve oğulları</p>
<p><strong>HEM MÜCAHİT, HEM ALİM YETİŞTİRDİ</strong></p>
<p>Şeyh Şâmil, teşkilâtlandırdığı yiğitleri hem din bilgilerinde yetiştirir, hem de askerî eğitimden geçirirdi. Köylerde bulunan bütün çocukların Kur’ân-ı Kerîm okumasını sağlar, büyüklerin; tefsîr, hadîs, fıkıh gibi dînî ilimlerin yanı sıra, zamanın fen bilgilerinde de yetişmesi için uğraşırdı. 1870 senesinde İstanbul’a gelen Şeyh Şâmil, İstanbul’da kısa bir müddet kaldı. Başta Sultan Abdülazîz’in ve İstanbulluların gösterdiği yakın alâkaya, misâfirperverliğe hayran oldu. Bu kadar ilgiye rağmen bir an önce Hicaz’a gitmek istediğini padişaha bildirdi. Vapurun her uğradığı yerde, halk görülmemiş bir heyecanla Şeyh Şâmil’i karşılıyor, onun duâsını alma yarışına giriyorlardı. Şeyh Şâmil, Hacc’ını yaptıktan sonra, ömrünün kalan kısmında, O’nun sünnet-i seniyyesini yaymak için uğraştığı, iki cihânın efendisi Muhammed aleyhisselâmın huzûr-ı şerîflerinde yaşamak için Medîne’ye yerleşti. Burada hastalandı. Başında okunan Kur’ân-ı Kerîm tilâvetleri arasında, 1870 (H. 1287) senesi Zilka’de ayının 25. gününde Kelime-i Şehâdet getirerek vefât edip, sevdiklerine kavuştu. Cennet-ül-Bakî kabristanlığına defnedildi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32575 aligncenter" title="shamil-imam" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/shamil-imam.jpg" alt="" width="263" height="354" /></p>
<p><em>(Vakit, 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kafkas-kartali-imam-samil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hem Hitlerci, hem Stalinci, hem Atatürkçü Yunus Nadi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/hem-hitlerci-hem-stalinci-hem-ataturkcu-yunus-nadi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/hem-hitlerci-hem-stalinci-hem-ataturkcu-yunus-nadi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 17:53:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[BİYOGRAFİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=32543</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi: Hem Hitlerci, hem Stalinci hem Atatürkçü. Yunus Nadi Abalıoğlu Adeta Ergenekon Terör Örgütü`nün üssü durumunda olduğu deşifre olan Cumhuriyet gazetesinden evlere şenlik bir savunma geldi. Dün ilk sayfasından yaptığı açıklamada yine “Atatürkçülük” maskesinin arkasına sığınan gazete, “Cumhuriyet gazetesini Atatürk kurdu” dedi. Gazete, ilk imtiyaz sahibi Yunus Nadi`nin Cumhuriyet`i Atatürk`ün isteğiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi: Hem Hitlerci, hem Stalinci hem Atatürkçü.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32548 aligncenter" title="yunus-nadi-genc-iken" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/yunus-nadi-genc-iken.jpg" alt="" width="160" height="232" /></p>
<p style="text-align: center;">Yunus Nadi Abalıoğlu</p>
<p>Adeta Ergenekon Terör Örgütü`nün üssü durumunda olduğu deşifre olan Cumhuriyet gazetesinden evlere şenlik bir savunma geldi. Dün ilk sayfasından yaptığı açıklamada yine “Atatürkçülük” maskesinin arkasına sığınan gazete, “Cumhuriyet gazetesini Atatürk kurdu” dedi. Gazete, ilk imtiyaz sahibi Yunus Nadi`nin Cumhuriyet`i Atatürk`ün isteğiyle kurduğunu belirtti. Cumhuriyet`in övündüğü Yunus Nadi`nin, o dönemde Fransa hükümetinden 1000 Türk Lirası aylık rüşvet ve Nazi Almanyası`ndan karşılığını politik olarak ödemek üzere ticari imtiyaz aldığı ortaya çıkmıştı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32545 aligncenter" title="gazeteci-yunus-nadi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/gazeteci-yunus-nadi.jpg" alt="" width="226" height="293" /></p>
<p style="text-align: center;">Yunus Nadi</p>
<p>Adeta Ergenekon`un üssü durumunda olduğu deşifre olan Cumhuriyet gazetesinden evlere şenlik bir savunma geldi. Dün ilk sayfasından yaptığı açıklamada, Ergenekon soruşturmasının hukuk ve yasa kuralları hiçe sayılarak yürütüldüğünü savunan Cumhuriyet, yine “Atatürkçülük” maskesinin arkasına sığınarak “Cumhuriyet gazetesini Atatürk kurdu.. İlk imtiyaz sahibimiz Yunus Nadi, Türkiye Cumhuriyeti`nin ilanını Meclis kürsüsünden bütün dünyaya duyurmuş kişidir” dedi. Cumhuriyet`in İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk ile Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınarak sorgulanmış ve örgüt üyeliğinden tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Cumhuriyet`in övündüğü Yunus Nadi`nin, o dönemde Fransa hükümetinden 1000 Türk Lirası aylık rüşvet ve Nazi Almanyası`ndan karşılığını politik olarak ödemek üzere ticari imtiyaz aldığı ortaya çıkmıştı.</p>
<p><strong>HEM ADOLF HİTLERCİ, HEM STALİNCİ, HEM ATATÜRKÇÜ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32544 aligncenter" title="cumhuriyet-gazetesi-kurucusu-mason-yunus-nadi-abalioglu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/cumhuriyet-gazetesi-kurucusu-mason-yunus-nadi-abalioglu.jpg" alt="" width="220" height="352" /></p>
<p>Alman Dışişleri arşivlerinde yıllarca araştırma yapan A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nevzat Gözaydın`ın, 1999`da bir tarih kongresinde, “Almanya Dışişleri Arşivine Göre Almanlardan Rüşvet Alan Türkler” konulu sunumuyla gündeme getirdiği 18 Haziran 1933 tarihli belgede, Yunus Nadi`nin Fransa`dan dönemin parasıyla 1000 Türk Lirası aylık aldığı ortaya konuluyor. Gözaydın`ın günışığına çıkardığı 22 Ekim 1924 tarihli bir başka belge ise, Cumhuriyet gazetesinin kurucusu ve CHP Milletvekili Yunus Nadi`nin Almanlardan da rüşvet aldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>“CUMHURİYET`İN BAŞYAZARI İÇİN İMTİYAZ SAĞLANMASI”</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32551 aligncenter" title="yunus-nadi-ve-ataturk" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/yunus-nadi-ve-ataturk.jpg" alt="" width="447" height="397" /></p>
<p style="text-align: center;">Yunus Nadi ve Atatürk</p>
<p>Dönemin Almanya Büyükelçisi Rudolf Nadolny`nin ülkesiyle yaptığı gizli yazışmalardaki ifadelerine göre; 1924 yılında Yunus Nadi, kayınbiraderi Sabur Sami`nin dönemin parasıyla 100 bin Türk Lirası değerindeki şark halılarının Hamburg`a ihracı için Alman Büyükelçisi`nden ricada bulunmuş. “Türk gazetesi Cumhuriyet`in başyazarı için imtiyaz sağlanması” başlıklı belgeye göre; Yunus Nadi`ye, böyle bir iznin büyük zorluklarla karşılaşacağı ifade edilerek, devlet tarafından aynı değerde Alman ürününün alınması garantisi verildiği takdirde, istisnai işlemler yapılabileceği bildiriliyor. Belgeye göre; Yunus Nadi ise, ticari imtiyazın karşılığını `politik olarak` ödeme sözü veriyor. Büyükelçi, Alman Dışişleri`yle yaptığı gizli yazışmalarda altı çizili olarak, “Yunus Nadi`ye verilecek olan bu hizmet, onun için kesinlikle maddi bir anlam taşımakta olup, politik olarak ödenebilecektir. Adı geçen kişi, şimdiden karşılık olarak hazır olduğu konusunda anlayış göstereceğini belirtmektedir. Daha önce sözü edildiği gibi, kendi isteğinin yerine getirilmesi durumunda hiç alışık olmadık biçimde kolaylık göstereceğine işaret etmektedir” diyor.</p>
<p><strong>HÜKÜMETİ ETKİLEME GÜCÜ OLAN TEK GAZETE</strong></p>
<p>Büyükelçi, Yunus Nadi`nin gazetesi Cumhuriyet`in, Türk hükümeti üzerinde etkisi olan yegâne yayın organı olduğunu da belirterek, şöyle diyor: “Aynı zamanda Halk Partisi`nin en aktif milletvekillerinden olan yayıncının etkisi, Ankara`daki milletvekili ve hükümet çevrelerinde hiç de gözardı edilemez. Bunun için ben, onu yönlendirebilirsek çok yararlı olacağına inanıyorum.”</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32546 aligncenter" title="kemal-ataturk-ve-yunus-nadi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/kemal-ataturk-ve-yunus-nadi.jpg" alt="" width="440" height="388" /></p>
<p style="text-align: center;">Kemal Atatürk ve Yunus Nadi</p>
<p>Büyükelçi, Yunus Nadi`nin Fransız etkisi altına girebileceği tehlikesine de dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>İLKELERİ: FAŞİST`LE FAŞİST, STALİNİST`LE STALİNİST</strong></p>
<p>Yunus Nadi, Cumhuriyet gazetesinde 1930`lu yıllarda yükselişte olan Hitler ve Faşizme sempati besleyen yayınlar yapıyordu. Ancak 1945`te, dünya savaşında Faşist cephenin yenilmesi ve cinayetleriyle Hitler`i aratmayan Stalin`in başında bulunduğu Sovyetler Birliği`nin yükselişiyle çizgi değiştirmiş, sol bir söylem tutturmuştu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32549 aligncenter" title="yunus-nadi-calisirken" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/yunus-nadi-calisirken.jpg" alt="" width="178" height="267" /></p>
<p><strong>İşte Yunus Nadi</strong></p>
<p>Alman Dışişleri arşivlerinde yıllarca araştırma yapan Prof. Dr. Nevzat Gözaydın`ın açıkladığı 18 Haziran 1933 tarihli belgede, Yunus Nadi`nin Fransa`dan dönemin parasıyla 1000 Türk Lirası aylık aldığı ortaya konuluyor. Gözaydın`ın gün ışığına çıkardığı 22 Ekim 1924 tarihli bir başka belge ise, Cumhuriyet gazetesinin kurucusu ve CHP Milletvekili Yunus Nadi`nin Almanlardan da rüşvet aldığını gösteriyor. Yunus Nadi, Cumhuriyet gazetesinde 1930`lu yıllarda yükselişte olan Hitler ve Faşizme sempati besleyen yayınlar yapıyordu. Ancak 1945`te, dünya savaşında Faşist cephenin yenilmesi ve cinayetleriyle Hitler`i aratmayan Stalin`in başında bulunduğu Sovyetler Birliği`nin yükselişiyle çizgi değiştirmiş, sol bir söylem tutturmuştu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32547 aligncenter" title="ataturk-ve-yunus-nadi-ayran-iciyor" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/ataturk-ve-yunus-nadi-ayran-iciyor.jpg" alt="" width="440" height="325" /></p>
<p style="text-align: center;">Atatürk ve Yunus Nadi</p>
<p>Kurulduğu ilk yıllarda Hitler taraftarı, daha sonraları Stalin yalakalığı ile dikkat çeken Cumhuriyet gazetesi özellikle şu günlerde ise İsmet İnönü`nün temellerini attığı Kemalizm safsatası ile Atatürkçülük yaptığını zannederek sayfalarını dolduruyor.</p>
<p><em>(VAKİT, 7-2008)</em></p>
<p>***</p>
<p><strong>Cumhuriyet, Hitler`in doğum günü partisine katılmış</strong></p>
<p>Almanya`nın Nazi diktatörü Adolf Hitler`in 1939 yılında kutlanan 50. doğum günü partisine Türkiye`den aralarında Cumhuriyet Gazetesi`nin sahibi Yunus Nadi`nin de bulunduğu bir heyet katılmış.</p>
<p>Ertan Altan, Yeni Şafak Gazetesi`nde kaleme aldığı yazıda, Hitler`in 50. doğum gününde yaşananlara yer verdi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32557 aligncenter" title="cumhuriyet-gazetesi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/cumhuriyet-gazetesi.gif" alt="" width="360" height="90" /></p>
<p>Habere göre, Cumhuriyet Gazetesi 21 Nisan 1939 tarihli nüshasında fotoğraf da kullanarak Hitler`in doğum gününün bayram havasında kutlandığını yazmış. `Hitler`in 50`nci yıldönümü-Alman milleti, Führer şerefine bayram yapıyor` manşetiyle çıkan gazetenin alt tarafında ise `Alman devlet reisi Türk heyetini kabul etti` başlıklı haber yer alıyor. Haberde, Hitler`in doğum günü partisi için Almanya`ya giden heyetin samimi hasbihallerde bulunduğu ve `Führer` tarafından büyük `hüsnükabul` gördüğü dikkat çekiyor. Heyette ise, Cumhuriyet Gazetesi`nin sahibi ve başredaktörü Yunus Nadi, Orgeneral Asım Gündüz, dönemin Nafia Vekili General Ali Fuat Cebesoy, General Pertev Demirhan, yazar ve Ankara mebusu Falih Rıfkı Atay ve Dışişleri Vekili Necmettin Sadak ve CHP ile hükümetten temsilciler yer almış. Hitler`in gelen heyetler onuruna Hariciye Nezareti`nde verdiği beş çayı gazetede detaylarıyla anlatılmış. Cumhuriyet`in söz konusu haberinde, öğleden sonra saat 17.00`de Hariciye Nezareti onuruna mükellef bir çay ziyafeti verildiği, çaya 23 devletin murahhaslarının katıldığı belirtiliyor.</p>
<p>(www.platformdergisi.net, 05-2008)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/hem-hitlerci-hem-stalinci-hem-ataturkcu-yunus-nadi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
