Muzik calici calismiyor


SOSYETE ALEMİ

Şöhretin son durağı

mesut-engin.jpg

Mesut Engin, Aydın’ın Söke ilçesinde dünyaya geldi. 1973′te Ses Dergisi’nin düzenlediği Güzellik yarışmasında birinci oldu. Çok sayıda filmde başrol oynadı. Kısa sürede şöhrete ulaştı. 1976′da geçirdiği trafik kazası hayatının akışını değiştirdi. Sağ bileğinin sinirleri kesilen genç aktör, hayata küstü ve alkolle tanıştı. 30 yaşında İstanbul’un varlıklı ailelerinden Asiye Gençağaoğlu ile nişanlandı. Güzellik salonu işletmeye başladı. Sinema dünyasındaki hiçbir arkadaşından destek görmedi. Mesut Engin, içine düştüğü bunalım sonucunda tamamen alkole sığındı. İşini de, şöhretini de kaybetti. Uzun yıllar alkolden kurtulmaya çalıştı ve 2003′te bağımlılıktan kurtuldu. Daha sonraki dönemde psikolojisi bozuldu, akli dengesini kaybetti. Mesut Engin, şimdi Bornova’daki Karayolları Bölge Müdürlüğü’nün karşısında bulunan Ağaçlı Yol’da otobüs duraklarında banklarda uyuyor.

(Zaman, 2007)

23 yılllık aşkın masraflı sonu

cem-ve-bettina-hakko.jpg

Vakko mağazalarının sahibi Musevi asıllı işadamı Vitali Hakko’nun oğlu Cem Hakko ve eşi Bettina Hakko ayrılma kararı aldı. İsviçre’de başlayıp Türkiye’de sonlanan ve bir zamanlar birbirlerini deli gibi seven çiftten geriye aldatmalar ve suçlamalar kaldı.

Cem Hakko, Türkiye’nin en köklü ailelerinden Hakko’nun üyelerinden Vakko gibi önemli bir markanın yaratıcılarından Vitali ve Kathy Hakko’nun oğlu olarak 1955 yılında dünyaya gelir. Köklü bir ailenin mensubu olunca hayatını da bu doğrultuda şekillendirir. Ailesinin de teşviki ile Cem Hakko, yurtdışında okumaya karar verir. Gideceği ülke ise İsviçre’dir. Yeni bir ülke, yeni bir ortam. Cem Hakko’nun sınıf arkadaşı Bettina; sapsarı saçları, endamı ve alımlı bir o kadar da asil tavırlarıyla genç adamın dikkatini çekmekte gecikmez. Tabii, her şey karşılıklıdır. Türkiye’den gelen bu yakışıklı gence karşı Bettina Hanım da boş değildir. Böylece birbirine son derece yakışan çift dostluklarını adım adım beraberliğe dönüştürür.

Cem Hakko ve sarışın güzel Bettina, dolu dizgin bir aşkın kollarına kendilerini bırakırlar. Birbirlerini deli gibi seven iki genç, evlilik kararını çoktan almıştır. Fakat bir sorun vardır. Bettina Hanım Hristiyan’dır, Cem Bey ise Musevi. Yani araya din ve aile faktörü girmektedir. Ailesine duyduğu saygı ile aşkı arasında kalan Cem Hakko olacakları düşünürken Bettina Hanım, aşkı uğruna dinini değiştirerek Musevi olur, hatta ülkesini terk edip Türkiye’ye yerleşmeyi kabul eder. Türkiye’de yeni bir yaşam başlar onlar için. İki gencin kurduğu yuva tam bir aileye dönüşmekte gecikmez. Böylece aşkın ilk meyvesi Katia dünyaya gelir. Ardından ise Pia. Sonraki yıllarda Can’ın doğumuyla beraber aileye bir de erkek çocuğun katılması bu mutluluğu perçinler.

Büyük bir aşk ve bu aşkın üç güzel çocuğu ile Hakko, cemiyet hayatının da örnek gösterilen bir çiftidir. Her gittikleri yerde saygı ve sevgi görürler, aşkları ölümsüz gibidir. Fakat, her aşkın bir ömrü olduğundan mı yoksa belli bir yaşa ulaştıktan sonra insanın gençlik duygularını özlemesinden midir bilinmez 23 yıllık mutlu evlilik çatırdamaya başlar. Musevi Cemaati’nin en güzel kızlarından biri olarak bilinen Ronit Gülcan’ın ismi sık sık Cem Hakko ile anılmaya başlar. Cem Bey’in kuzeni Alberto Elhadef’in gelini Marina Elhadef sayesinde Ronit Gülcan’ın Power FM’de Dış İlişkiler Sorumsulusu olarak işe başlaması ise dedikoduların gerçekliği ile ilgili akıllarda soru işareti bırakmaya başlar. Cem Bey de bu ilişkiyi itiraf ederek tercihini aşktan yana kullandığını ima eder. Boşanma taraftarı olmayan Bettina Hakko, bu aşkın bir gün biteceğini ve eşinin eve döneceğini umut ederek sabırlı davranmayı tercih eder.

Ancak, Ronit Gülcan ve Cem Hakko aşkı Şamdan Plus objektiflerine takılınca, magazin gündemi de her gün yeni bir haberle çalkalanmaya başlar. Cem Hakko, boşanmak için mahkemeye başvurduğunu söyler.

İşadamı Cem Hakko ile eşi Bettina Hakko, Beykoz Adliyesi’nde anlaşmalı olarak tek celsede boşandılar. Boşanma protokolüne göre Cem Hakko, Bettina Hakko’ya toplam değeri 18 milyon YTL olan gayrimenkul ve şirket hissesi verecek.

ronit-gulcan.jpg

Cem Hakko ve Musevi asıllı sevgilisi Ronit Gülcan

(Milliyet, 2006)

Örtünmek sabır işidir

sabredemeyen-necla-nazir.jpg

‘Hakkını Helal Et’ dizisiyle oyunculuğa dönen’Hakkını Helal Et’ dizisiyle oyunculuğa dönen Necla Nazır; başörtüsüz ve peruksuz haliyle yeniden kameraların karşısına geçti. Necla Nazır; başörtüsüz ve peruksuz haliyle GÜNAYDIN’a konuştu:

- 2002 yılında rol aldığınız ‘Sevgi Ana’ da, ‘Hakkını Helal Et’ gibi Samanyolu Televizyonu’ndaydı. Bu kanalda daha çok İslamiyet’i öne çıkaran program ve diziler görüyoruz. Peki diğer kanallarda, farklı temalı dizilerde oynamak istemediniz mi? Özellikle mi İslami dizileri seçtiniz?

Hayır asla özel tercihim değil. Gelen öneriler bunlardı. O yüzden de kabul ettim. Diğer kanallardan da öneri gelirse, bana uygun bir rolse kabul edebilirim. Dini bir dizi olmayabilir, her diziye açığım. Ben bir sanatçıyım, kesinlikle böyle bir kuralım yok. Sanatçılar renkli insanlardır, uç noktalarda yaşamaktan hoşlanırlar. Benim özel hayatım, taktığım başörtüm hiçbir zaman sanatımın önüne geçmemeli. Bir şeyin simgesi olmamalı diye düşünüyorum açıkçası. Çünkü ben bir Cumhuriyet çocuğuyum.

- Saçınızda şu anda peruk var değil mi?

Yoo, hayır kendi saçım. (kahkahalar)

- Çok güzel saçlarınız var. Bir dönem peruk taktınız, bir dönem şapka, bir ara da başörtüsü ile çıktınız. İstediğiniz zaman açılıp istediğiniz zaman kapanıyor musunuz?

Zaman zaman açıyorum. Filmlerimde de bazı sahnelerde açıktım. Dönem dönem böyle görüntülerim oluyor biliyorsunuz. Davetlere falan başım açık gidiyorum. Benim için pek fark yok. Çünkü Allah aşkı özel bir duygu. Ben 5 vakit namazımı da kılıyorum, orucumu da tutuyorum. Bu bir ölçü olmamalı diye düşünüyorum. Bu tamamen benim özelim, bana ait bir şey. Özel hayatımda başörtümü takıp dolaşabilirim, çıkarabilirim ama benim işimi etkilememeli. Bir simge olmamalı.

- Başınızı bazen açıp bazen kapamak İslamiyet’e uygun mu?

Bu benim anlayışım. Rabbim’le aramda bir şey. Ona olan kalbimdeki sevgi, aşk. Benim Allah sevgim başörtüme bağlı değil, olmamalı da. O her zaman benimle birlikte. Ben bir sanatçıyım; benim inişlerim çıkışlarım olması çok doğal. Dönem dönem Rabbim’le tek başıma kaldığım zamanlarda nasıl yapmam gerekiyorsa öyle davranıyorum. Mesela Eyüp Sultan’a saçım açık gidecek halim yok. Röportajımızın da başörtüsü üzerine dönmesini istemiyorum açıkçası. Çünkü bu hep böyle oldu ve ben bundan çok rahatsız oluyorum.

- Peki, sanatçılar uç noktalarda yaşar dediniz. Sizin hayatınızdaki bu ‘uç noktalar’ neler?

Ben anneliğimi sonuna kadar yaşamak istedim ve hayatımdaki her şeyi bir anda kapattım. Bu bir sivriliktir bana göre. Sanatçıysanız normal insanlar gibi yaşayamazsınız. Buna hakkınız da yok! Halka örnek olabileceğiniz bir sürü şey yapmakla yükümlüsünüz. Siz durağan bir sanatçı gördünüz mü hiç? Sanatçı olmak biraz çılgın olmayı da gerektiriyor galiba. (gülüyor)

- ‘Oyunculuk hiç bana göre değildi. Üzerimden çıkarıp attım’ demişsiniz bir röportajınızda.

Öyle demedim, yanlış anlaşılmış. Sahnenin tozunu yutan insan kolay kolay oyunculuk elbisesini üzerinden çıkarıp atamaz. Elbiseniz üzerinize bol gelebilir, onun için de dönebilirsiniz. Ama bu asla elbiseyi çıkarıp kenara koymak anlamına gelmemeli. Ben sinemada yaptığım işlerden pişmanlık duyan bir sanatçı olmadım hiç. Böyle bir şeyi belki de sanat camiasının içine çok fazla girmemiş olduğumu anlatmak için söylemişimdir. Ben her zaman yaptığım işle gündemde oldum. Özel hayatımı ön plana koymamaya çok dikkat ettim. Söylemek istediğim buydu. Ben, bana uygun olan her rolde her zaman vardım. Hiçbir zaman rafa kaldırmadım kendimi. Kaldırılmasını da istemiyorum açıkçası. Çünkü ben kolay yetişmeyen sanatçılardan biriyim. Oyunculuğu bırakamam.

- Sizin oyunculuğa dönmenizle ilgili ne diyor? Destekliyor mu?

Kesinlikle. Kızım da, Ferdi de çok destekliyor beni. Zaten Ferdi ‘Bunca yıl sen nasıl evde durdun hayret ediyorum’ diye şaşırıyordu. Çünkü ben çok hareketliyimdir, yerimde duramam. Bundan sonra da şaşırtmaya devam edeceğim onu. (gülüyor) 9 yaşımdan beri çalışıyorum ben.

NOT: Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah’ın va’di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp gevşekliğe sürüklemesinler. (RUM SURESİ / 60)

Rezil şöhret

Yarışma programlarıyla bir anda şöhret olan, “Gelinim olur musun?” yarışmasının yıldızları Sinem Umaş ile Caner Toygar, şimdi perişan. Biri taksici, diğeri aç sefil. Sinem Umaş ile Caner Toygar, zor günler geçiriyor. “Şöhret bir yalanmış” diyen iki gencin gözyaşları dinmiyor.

“Gelinim Olur musun” yarışmasıyla ünlenen, yarışma sonrası adı bir de fuhuş operasyonuna karışan Sinem Umaş, önceki gün “Dobra Dobra” programına katıldı. Umaş, “Ebru Akel’den Aydın’a kadar herkes emeğimi çaldı. Her sabah kalkıp beş kuruş almadan programlara katıldım. Hem Ebru Akel, hem de Aydın villalar yaptırdı, ben ise hiç para kazanamadım” dedi.

“Ben Evleniyorum” adlı yarışmayla ünlenen Caner Toygar da Seda Sayan’ın “Sabahların Sultanı” programının konuğuydu. Birkaç ay önce sunuculuk yaptığı televizyon kanalında dayak yiyen Toygar, “Şöhret dünyasının bir insanı ne hale getirdiğini görün. Param varken yanımda olanlar, sıkıntılı günlerimde ortadan kayboldu” diye isyan etti.

Kazandığı şöhreti çabuk kaybeden Caner Toygar, şimdi geçimini sağlamak için taksicilik yapıyor. Ekrana yansıyan dayak görüntülerine “reklam” denmesine sinirlenen Toygar, “Onlar reklamsa, ben niye geçinmek için taksi şoförlüğü yapıyorum” diyor.

Sinem Umaş, adının fuhuş operasyonuna karışmasıyla ilgili soruya, gözyaşları içinde “Bunların hepsi düzmeceydi. Ben suçsuzum” yanıtını verdi.

Türk kızı neden güzellik kraliçesi seçildi?

7 Aralık’ta Nijerya’da yapılması gereken; ama çıkan kanlı olaylar üzerine Londra’da yapılan 2002 Dünya Güzellik Yarışması’nda Türk kızı Azra Akın Dünya Güzellik Kraliçesi seçildi.

İlk olarak akla gelen iki soru var: Acaba 92 ülke güzelinin katıldığı yarışmada “en güzel kız” Azra Akın mıydı? Yani gerçekten siyasi ve kültürel ilave faktörlerin hiç rol oynamadığı bir yarışma mı yapıldı? Bu soruların cevabı açık değil. Nobel ödülü başta olmak üzere birçok ödüllü yarışmada salt objektif ölçüler rol oynamaz.

Nijerya’da güzellik yarışması dolayısıyla meydana gelen olayları hatırlayalım. Yarışmanın ülkelerinde yapılmasına karşı çıkan Nijeryalılar, densiz bir gazetecinin Hz. Peygamber (sas)’e hakaret eden yazısının ardından olaylar büyüdü, çıkan çatışmalarda 200 kişi hayatını kaybetti. Artık yarışmanın Nijerya’da yapılması mümkün değildi. Yarışma Londra’ya taşındı; ama yarışmanın düzenleyicileri, tepkiye mukabil bir mesaj vermeyi de ihmal etmedi. Bu da, bir başka Müslüman ülkenin adayına, yani Türk kızı Azra Akın’a birinciliği vermek oldu. Bu yarışma dolayısıyla Batılı bir değer olan (bu değer kadın dişiliğini kitlesel tüketime sunmak ve bir meta olarak pazarlamaktır) güzellik yarışmasına karşı gösterilen tepkiye böylece cevap verilmiş oldu.

Batılı bir değerin Müslüman bir ülkede gördüğü tepkiye karşı, aynı değerin bir başka Müslüman ülkeye transferi Batılı medyada tam da bu bağlamda ele alındı. İtalyan devlet televizyonu RAI’nin yaptığı yorum bunun tipik bir örneği sayılır. RAI adına olayı yorumlayan Aleksandra Palace, bunun “bir rastlantı olmadığı”nı söylüyor ve şunun altını çiziyor: “İslam’ın modern, toleranslı ve laik yüzünü temsil eden Türk güzeli, bunun yanında AB’ye girmek isteyen bir ülkenin imajını yansıtıyor. Bu, Avrupa’ya da bir mesaj niteliğini taşıyor.”

Oysa Azra Akın’a verilen birinciliği tam aksine İslam dünyasına bir mesaj olarak okumak mümkün. Bu mesajın özünde yatan tema, Batılı bir değerin Müslüman bir ülkede reddedilmesine karşılık başka Müslüman bir ülke tarafından kabul edildiğini anlatmaktır.

Bu sırada üzerinden mesaj verilecek ülke olarak Türkiye’den daha uygunu olamazdı. “İslam dünyası için model” olacağı düşünülen Türkiye zaten öteden beri hiçbir eleme yapmadan Batı’dan gelen her değeri kabul etmeye hazır bir ülke durumunda. Yeni hükümetin AK Parti tarafından kurulmuş olması bu modernlikle başlayan filtresiz sürece herhangi bir halel getirmiyor. Nitekim AK Partili Başbakan Abdullah Gül, hemen dünya güzeli Türk kızını arayıp bu başarısından dolayı kendisini kutladı; birincilik ödülünün “onu olduğu kadar bütün Türkiye’ye gurur ve mutluluk verdiğini” ifade etti. Arkasından da Türkiye’ye döndüğünde Başbakanlık’a gelmesi için davet etti.

Türk modernleşmesi ve Türk laikliği “biricik” olduğu gibi anlaşılan “İslam’la bağlantılı” olarak düşünülen “Türk modeli” de biriciktir. Bu modelin dünyanın hiçbir ülkesinde herhangi bir benzeri yoktur ve muhtemelen olmayacaktır.

(Ali Bulaç, Zaman, 12-2002)

Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu mayo ile önümüzde

Aşağıda anlatılan ilginç olay Halid Turhan Bey’in hatıralarında yer almaktadır:

1932 yılında Cumhuriyet gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Halis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla dünya güzellik yarışması düzenlenmişti. 1913 yılında doğan Keriman Halis, bu yarışmaya Türkiye’yi temsilen katıldı.

Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kişilerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünde kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar.

Jüri salona geçip, puan değerlendirmesi yapmak istedi. Başkan kürsüye geçerek :

- Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın Hristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hakimiyetini sürdüren İslamiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa bitirmiştir. Bir zamanlar sokağa bile, pencere arkasından seyredebilen Müslüman kadınların temsilcisi Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı, zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz.

Ondan daha güzel varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene İslamı yenmenin zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale de bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik. Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.”

Böylece Keriman Halis dünya güzeli seçildi. Resimleri gazetelerde basıldı. Hatta kartpostal yapılarak satıldı, elden ele dolaştı.

(http://ansiklopedi.turkcebilgi.com)

Türkiye’nin yaşlanan güzeli

keriman-halis-ece.jpg