Muzik calici calismiyor


ŞİİR

Sessiz Gemi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

(YAHYA KEMAL BEYATLI)

Millet şairi Mehmet Akif Ersoy ve fikirleri

1873 yılında İstanbul’da doğan Mehmet Akif Ersoy’un asıl mesleği veteriner hekimliktir. İlk sivil veteriner okulunu birincilikle bitirmiştir. Birinci dünya savaşından sonra yaşanan olumsuz gelişmeler memleketin içine düştüğü buhran ve sıkıntı her vatansever gibi Mehmet Akif’i de etkilemiştir. Tarihimizin bu acı günlerinde Sebilürreşad dergisinde “Türklerin asırlardan beri istiklalini korumuş bir millet olarak yaşadığını ve esarete asla tahammül edemeyeceğini” adeta haykırmış, mandacılığa şiddetle karşı çıktığı gibi manda yanlılarını da sert bir dille eleştirmiştir.

İzmir’in işgalinden sonra Balıkesir’e geçmiş ve Milli Mücadele saflarına katılmıştır. İstiklal Savaşının merkezinin Ankara olarak belirlenmesinden sonra Ankara’ya gelmiş ve üst düzey yöneticiler arasında yer almıştır. Devletin çeşitli kademelerinde çalışmış ve üniversite de hocalık yapmıştır. 27 Aralık 1936 yılında vatan sevgisi, güçlü millet olma ve bu yolda mücadeleyle geçen 63 yıllık ömrü son bulmuştur.

Mehmet Akif’i millet ve İslam şairi yapan Fikirlerine gelince Mehmet Akif’in iki ülküsü bulunmaktadır: İslam ve millet. Her milletin ulus ya da uluslar arası alanda ün yapmış önemli şahsiyetleri bulunmaktadır. Türk milleti önünde Mehmet Akif Ersoy’un önemli bir yeri olduğu hiçbir kimse tarafından yadsınamaz, reddedilemez bir gerçektir. Mehmet Akif Ersoy adı “Türk milleti için vatan, millet, bayrak, özgürlük ve bağımsızlık kavramlarının karşılığıdır.” dense sanırım yanlış olmaz. O, sadece bir şair değil, kurtuluş savaşını on kıtaya sığdırarak Milli Mücadeleyi en mükemmel bir şekilde dile getiren şahsiyettir. Bu nedenle milletin dili, sesi olan bu şahsiyetin hayatının bilinmesi ve her fırsatta dile getirilmesi yetmez toplumun her kesimi tarafından örnek alınması da gerekmektedir.

Günümüzde buna oldukça fazla ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Sevr heveslilerinin arttığı bu günlerde onu, hepimize örnek olacak bir şahsiyet olarak görüyorum.

Şüphesiz, Mehmet Akif Ersoy hakkında bir çok kitap, yüzlerce makale yayımlanmıştır. Ancak Mehmet Akif Ersoy’un yaptıklarına bakıldığında ne makalelere ne de kitaplara sığdırılamayacağı görülmektedir. Günümüzde kimi edebiyat, sanat ve siyaset adamlarının aldıkları paye, gördükleri ilgi göz önüne alınırsa, Akif Ersoy’un yeterince anlaşılmış, özümsenmiş olmadığı, yeterince önem verilmediği de ortaya çıkmaktadır.

Kurtuluş savaşını İstiklal Marşıyla adeta abideleştirmiş bir vatansever olan Mehmet Akif Ersoy’un fikirleri ve yaşama bakış tarzı aynı zamanda örnek vatandaşın da tanımıdır. Milletine armağan ettiği için İstiklal Marşını Safahat adlı kitabına almamıştır. İstiklal Marşını nasıl yazdığını ise “Bu marş ancak ümitle, imanla yazılabilir. O zamanı bir düşünün. İmanım olmasa böyle bir marşı nasıl yazabilirdim? Zaten ben de başka türlü düşünüp başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa olduğu gibi yazılarımdadır. Şu var ki İstiklal Marşının şiir olarak hiçbir değeri yoktur. Ancak tarihi bir değeri vardır.” biçiminde dile getirmiştir. Bu nedenle İstiklal Marşının yazarı olan bu şahsiyetin düşünceleri, hayata bakışı ve o dönemde yaptıkları davranışlar örnek alınmalıdır.

İncelendiğinde açıkça görüleceği gibi Millet şairinin eserleri milletin dert ve bunalımları ile dolu olduğu gibi çözümlerine yönelik iletileri de içinde barındırmaktadır. Şiirlerinde kendi dert ve sıkıntılarına yer vermemiş; ancak, Türk insanının derdini kendi derdi kabul etmiştir.

Onun Türk milletinde gözlemiş olduğu en önemli konulardan biri her alanda geri kalınmışlıktır. Her şey tembellik ve cehaletin içinde harap olmaktadır. Milletin ahlak anlayışı, birlik ve beraberlik duyguları körelmiş ya da köreltilmiştir. Din adına hurafeler üretilmiş, bu hurafelere itibar edilmiştir. Devleti yönetenler kendi çıkarlarını düşünmekten milletin sıkıntılarını düşünemez olmuşlardır. Yitirilen topraklar, teslim olmuş ordular ve bunlara seyirci kalan millet karşısında Mehmet Akif Ersoy, üzülmüş, kederlenmiş, eziklik duymuş ancak ümidini ve mücadele azmini asla yitirmemiştir.

Bırakın matemi yahu! Bırakın feryadı

Ağlamak fayda etseydi babam kalkardı

diyerek milletin azim ve ümit duygularını harekete geçirmeye çalışmıştır.

İslam dinini gerilik ve cahilliğin sorumlusu olarak görmediği gibi Müslümanlığın özünden çok şekilciliği ile uğraşan, Kuranı yanlış anlayan, yanlış yorumlayan ve yanlış uygulayan din istismarcıları olduğunu belirtmiştir. Ve şu dizeleri yazmıştır:

Sarıklı milletidir milletin başına bela.

Fakat umumunu birden batırmak iş değil a!

İslam dininde cehaletin, yobazlığın, tembelliğin, batıl inançların yeri yoktur. Mehmet Akif, İslam’ın ölüler dini olmadığını aksine hayat dini olduğunu da söylemektedir.

İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyle bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için

Toplumun kurtuluşu için ahlak inkılabının gerekliliğine inanan Mehmet Akif’e göre İslam dini ahlakın temelini teşkil etmektedir. Diğer yandan Mehmet Akif Ersoy, Türk milletinin bir ferdi olmaktan her zaman gurur duymuş, şan ve şerefle dolu Türk tarihine hayran olmuştur. Bunu da eserlerinde yansıtmıştır. Amacı, yurdunu, milletini seven ve yeri geldiğinde uğrunda ölebilen karakterde insanlar yetişmesini sağlamaktır. Bunu şu dizelerle dile getirmektedir.

Sahipsiz olan memleketin batması haktır

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır

Akif’e göre bilim ve sanatta ilerlemenin, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmanın yolu bilinçli ve sistemli çalışmaktan geçmektedir. Çünkü milletin varlığındaki devamlılık ancak çalışmayla sağlanabilmektedir. Akif batının teknolojik üstünlüğünü kabul eder ancak batı medeniyetinin üstünlüğünü kabul etmez. Türk toplumuna ters geldiğini savunur. Bu nedenle medeniyeti değiştirmek yerine batıdan milli bünyemize uygun olanlarının alınmasının doğru olacağını dile getirir. Batı karşısında her alanda güçlü bir Türkiye’yi hayal etmiş ve gelişmiş Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkelere örnek olması, öncülük etmesi gerektiğini vurgulamış ve ömrü boyunca bu yolda çalışmıştır.

Sözlerimi Mehmet Akif’in dediği gibi “Allah bir daha İstiklal marşı yazdırmasın.” dileğiyle noktalamak istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(nigde.edu.tr, 03.2004)

Sonun başlangıcı

Gün geceye dönerken
Kızıl bir renk kaplar ya gökyüzünü
İşte anlarsın o zaman
Ölümün gizli büyüsünü

Tüm güzellikler yok oldu dediğin anda
Bambaşka bir boyut görünür ufukta
Umutsuzluk yüreğini dağladığında
Anlarsın ki;
Bambaşka güzellikler var kapıda.

(Ayşe Sena Ünsal)

Filistin ne güzel adın var senin

Arzın yetim çocukları onlar;
Yeryüzünün mültecileri.
Zorba krallığın onurlu insanları.
Mülteci kamplarında kurulan devletin evlatları
Filistinliler; İntifadanın ve adanışın halkı.
Filistin! Ne güzel adın var senin.
Her ayrılışlarında birbirleriyle helalleşen insanların, her gün topraklarına çocuklarının bedenlerinden armağanlar sunan, tankların anaların yüreklerinden geçtiği, elbiseleri soyunmuş, gözleri kapalı, elleri arkadan bağlı insanların ülkesi.
Yere inen kanların ve yüreklerini özgürlüğün yollarına yatıran kadınların.
Taşların ve çocukların diyarı.
Filistin! Ne güzel bir adın var senin.
Çocuklar; küçük ellerinde Filistin ‘i tutuyor.

İstiklal Marşı

Ey Yahudi! Değişmeyeceksin!

Nihayet Mescid-i Aksa’yı da yaktın ey yahudi
Asırlardır insanlığın ruhunu yaktığın gibi ey yahudi
Aya çıkarak göğe çıktığını sandın ey yahudi
Göğe çıktığına inanır inanmaz
Büyük Peygamberin göğe çıktığı yeri yaktın ey yahudi
Mescid-i Aksa’yı yaktın ey yahudi
Daha doğrusu yaktığını sandın ey yahudi
Senin yaktığın gökteki Mescid-i Aksanın ancak gölgesidir ey yahudi
Senin yaktığın Mescid-i Aksanın ruhu değil,
Taş, toprak ve ağaçtan işaretidir ey yahudi
Ölüler gibi donmuş bizlere de
Belki Mescid-in ateşinden bir köz düşer de
Buzlarımız çözülür ey yahudi
Sen vaktiyle peygamberlere ihanet ettiğin gibi
Şimdi de Onların en büyüğünün miraca çıkış noktasına
Göğe yükseliş noktasına ihanet ettin
Sen asıl kendi kurtuluşuna ihanet ettin
Mescid-i Aksanın ruhu yakılmaz
Yakılan ancak taş ve topraktır
Sen asıl kendini yaktın ey yahudi

Sen ancak kendi ruhunu ateşe attın
Cehennemleştirdin kendini ey yahudi

Kudüs’ü aldıktan sonra
Gazzede yapmadığın işkence kalmadıktan sonra
Demek Mescid-i Aksayı da yaktın ey yahudi
Utanmazlığını en son uca çıkardın
Allah’tan çekinmediğini, İnançsızlığını
Kara yürekliliğini, Zulüm aşkını
Bir kere daha ilan ettin

Hakettiğin cezayı en şiddetli bir şekilde çekeceksin ey yahudi
Sen kutsal Kudüs’ün ruhuna ihanet ettin
Peygamberlerin dediği bir kere daha olacaktır.
Sana haber verilen cezalar bir kere daha gelecektir başına
Sen Süleyman Peygamberin ruhunu incittin ey yahudi
Davut Peygamberin ruhunu sarstın ey yahudi
Zebura ihanet ettin ey yahudi
Tevrat’ın ve Zebur’un
Musa’nın Davut’un Süleyman’ın
Ve bütün kitapların ve bütün peygamberlerin
Gelmesini bekledikleri
Geleceğini haber verdikleri
Ve bütün kitapların ve bütün Peygamberlerin
Evrene, insana, yere, göre ışık saçan
Büyük Peygamberin ayak bastığı yere
İmam olup bütün peygamberlere
Namaz kıldırdığı yere
İhanet ettin, aklınca hakaret ettin ey yahudi
Hakettiğin cezayı en şiddetli bir şekilde çekeceksin ey yahudi
Büyük Peygamberin haber verdiği gibi
Sen cezanı çekerken
En vahşi taşların arkasına saklansan bile
Taşlar olduğun yeri haber verecek
Çünkü sen taşı bile yakacak kadar kinlisin ey yahudi
Sana hiç bir zarar vermemiş bir ümmet için
Sıkıştığın her sefer seni kurtaran
Seni koruyan
Acımasından ötürü senin kendisine sığınmanı kabul eden
Kerim, cömert, mert bir ümmet için
İnsanlığın son ümidi bir ümmet için
En büyük kini duymaktasın
O fakir de olsa uludur
O mazlumdur
Sen onun ululuğunu ve mazlumluğunu,
hakikat taşıyıcılığını kıskanıyorsun ey yahudi
Bir gün gelecek azgınlığın sona erecektir
Kutsal Kudüs kurtulacak
Mescid-i Aksayı bu ümmet
Yeniden yapabilecek bir kudrete erecektir
O gün Allah’ın azabı senin için şiddetli olacaktır
Biz istesek bile seni ondan kurtaramayacağız ey yahudi
Bize bu yapılanı yapan sen değilsin
Biz kendi cezamızı çekiyoruz
Sen de bir gün kendi cezanı çekeceksin ey yahudi
Sana yeryüzü lanet edecektir
Sana gökyüzü lanet edecektir ey yahudi
En kısa zamanda tövbe yolunu tutmazsan ey yahudi

(Sezai KARAKOÇ, Diriliş Dergisi, 1969)

Nevzat Çelik

1960′ta Kastamonu Boyabat’ta dünyaya geldi. Ilk ve orta öğrenimini Istanbul’da tamamladı. 1980’de Istanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı Uygulamalı Sanat ve Endüstri Yüksek Okulu birinci sınıfında öğrenci iken tutuklandı. Dev-Sol davasında idam istemiyle yargılandı. 7 yıl cezaevinde kaldı. Ilk şiiri cezaevinde iken 1982’de yayınlandı. 1984′te “Şafak Türküsü” kitabı Akademi Kitabevi Başarı Ödülü kazandı ve üst üste yeni baskıları yapıldı. 1987′de basılan “Müebbet Türküsü” kitabı da büyük başarı kazandı. Yankılar üzerine serbest bırakıldı. Istanbul’da “OM Yayınevi”nin kurucu ve yöneticilerinden. Ilk şiirlerinde Ahmed Arif ve Nâzım Hikmet etkisi belirgin. Zeki buluşları, uyak kurmadaki özgün beceriysiyle dikat çekiyor. Ilk dört kitabından sonra uzun süre sessiz kaldı. 1998′de yayınlanan “Sevgili Yoldaş Kurbağalar” ise kendini yinelemediğini, yeni şiir alanlarına açıldığını gösterdi. Şiirini ses ve tema özellikleri bakımından genişletip zenginleştirdiği görüldü. Bu eserde bir yandan Attilâ Ilhan etkileri taşıyan, bir yandan da Ikinci Yeni’nin olumlu özelliklerini özümsemiş bir şiire ulaştı. Günümüz Türk şiirinin en dikkate değer şairleri arasında.

ŞAFAK TÜRKÜSÜ

Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice