<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KARANLIĞI AYDINLATAN IŞIK &#187; SAĞLIK</title>
	<atom:link href="http://www.arastiralim.com/tag/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.arastiralim.com</link>
	<description>İnanç, Fikir, Resim, Tarih, Haber, Siyaset, Atatürk, Nur, Sağlık, Edebiyat, Fen</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:08:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Yüz Nakli</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/yuz-nakli.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/yuz-nakli.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 23:33:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=58036</guid>
		<description><![CDATA[Oscar, right, who underwent a full-face transplant in April following an accident, posed with Dr. Joan Barret as he appeared in public for the first time in a news conference at the Vall d’Hebron Hospital in Barcelona, Spain.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Yüz-Nakli.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-58038  aligncenter" title="Yüz Nakli" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Yüz-Nakli-560x377.jpg" alt="" width="560" height="377" /></a></p>
<p>Oscar, right, who underwent a full-face transplant in April following an accident, posed with Dr. Joan Barret as he appeared in public for the first time in a news conference at the Vall d’Hebron Hospital in Barcelona, Spain.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/yuz-nakli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3 Çocuk veya Yok Oluş</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/3-cocuk-veya-yok-olus.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/3-cocuk-veya-yok-olus.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jul 2010 20:17:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=56676</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan, üç dört yıldır sık sık ‘en az üç çocuk’ vurgusu yapıyor. Düğünler ve nikâh şahitliklerini fırsat bilip, sürekli ve ısrarlı bir şekilde tekrarlıyor bunu. Fakat bu vurgudan son derece rahatsız olanlar var. Patronlar kulübü rahatsızlığını “önceliğimiz çocuk değil” diyerek, ortaya koyuyor. Rahatsız olan sadece kapitalist taife değil. Tam aksi olması gerekirken, bundan rahatsızlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Erdoğan, üç dört yıldır sık sık ‘en az üç çocuk’ vurgusu yapıyor.</p>
<p>Düğünler ve nikâh şahitliklerini fırsat bilip, sürekli ve ısrarlı bir şekilde tekrarlıyor bunu.</p>
<p>Fakat bu vurgudan son derece rahatsız olanlar var.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-57048  aligncenter" title="Tayyip Erdoğan En Az Üç Çocuk İsteği" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Tayyip-Erdoğan-En-Az-Üç-Çocuk-İsteği.jpg" alt="" width="464" height="362" /></p>
<p>Patronlar kulübü rahatsızlığını “önceliğimiz çocuk değil” diyerek, ortaya koyuyor.</p>
<p>Rahatsız olan sadece kapitalist taife değil. Tam aksi olması gerekirken, bundan rahatsızlık duyanların bir kısmı solcu diğer bir kısmı ise dindarlar.</p>
<p>Solcular, doğacak çocukların Müslüman bir nesil olması endişesini taşıyor.</p>
<p>Malumunuz, ülkemizin bin bir türlü sorunun yanı sıra, birde ‘CHP ve Deniz Baykal’ adlı bir sorunu var.</p>
<p>Dün dört ünlü hanım Habertürk’te Baykal meselesini masaya yatırmış. İş Baykal’dan nüfus meselesine nasıl geldi bilmiyorum fakat Sibel Eraslan “Başbakan bana kızacak ama sık sık ‘üç çocuk doğurun’ diyor. Biz kadınlar bir araya geldiğimizde hangi ortama çocuk doğuralımı konuşuyoruz” deyince, Canan Barlas “bu kadar feminist olmaya gerek yok” diyerek çok yerinde bir çıkış yaptı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-57014  aligncenter" title="Sibel Eraslan" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Sibel-Eraslan.jpg" alt="" width="360" height="312" /></p>
<p style="text-align: center;">Sibel Eraslan</p>
<p>Başarılması zor olsa da bazen susmak daha evla. Üç çocuk konusunda Başbakan’a destek vermesi gereken birisi varsa oda Sibel Hanım olması gerekirdi.</p>
<p>Müslüman çevrelerde  çocuk sayılarını bir veya iki ile sınırlandırdıkları göre, Sibel Hanım gibi düşünüyor olmalılar.</p>
<p>İki nesil geriye gidersek altı yedi çocuk, bir önceki nesil dört beş çocuk, son nesil ise bir iki çocuk.</p>
<p>Uzak değil, bir sonraki nesil yalvarsa da bir bile bulamayacak. Derdine derman arayacak lakin mümkün olamayacak!</p>
<p>Defaten yazdım ve söyledim. Şu an Türkiye’de evli çiftlerin her dört kişisinden birinin çocuğu olmuyor.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Erkut Attar, 2004 yılında yaptığı açıklama da “Türkiye’de her 7 çiftten biri kısırlık sorunu yaşıyor” demiş yani yüzde 15 kısırlık.</p>
<p>Aynı zamanlarda Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof Dr Bülent Tıraş’da, kısırlık oranını yüzde 15 olarak açıklıyor. Tıraş’a göre kısırlık; evli çiftlerden yüzde 40’ında kadın, yüzde 40&#8242;ında erkek, yüzde 20’sinde ise hem kadın hem de erkekte.</p>
<p>Her evli çiftin 2 çocuğu olursa, ülkenin nüfusu artmaz azalır. Çünkü ölümler oranı düşürür. Yani Başbakan diyor ki; “Türkiye’nin şu anda nüfus artış hızına (burada kastedilen yeni çiftlerdeki çocuk sayısı) baktığımız zaman, bir rivayete göre 1,5 bir rivayete göre 1,8. Bu demektir ki bu milletin nüfusu yaşlanıyor.”</p>
<p>Hâlbuki ne kadar acı. Nüfus yaşlanmıyor, yok oluyor yok.</p>
<p>Çocuk sayısı 2,2 olursa nüfus artışı sıfır olur. Onun için Başbakan “Bunun 2,5’in üzerinde olması lazım” diyerek, dikkat çekiyor acı gerçeğe.</p>
<p>1970’lerde yüzde iki olan kısırlık, 2010’da yüzde 25’leri geçmiş durumda. Sorun sadece kısırlıkta mı? Maalesef değil. 1974’de 1 milimetreküpte 125 milyon sperm sayısına sahip olan Türkiyeli erkeklerin, bugünlerde sperm sayıları 25 milyonun çok altına düşmüş. Verimlilik için sperm sayısının en az 40 milyon olması gerekiyormuş. Risk sınırını çoktan aşmış durumdayız. Özetle erkekler, erkekliğini kaybediyorlar!</p>
<p>Fazla nüfusun, dünya için tehlike arz ettiği masalını çok duymuşsunuzdur. Bu kahpe söylem  ne yazık ki, bir komploydu. Gerçi bu komplo hâlâ devam ediyor! Malum çevreler, Dünya nüfusunu 2,5 milyara çekmek için Rockefeller’in Nüfus Konseyi aracılığıyla çevirmedik dolap bırakmadılar. H.G. Wells, bu kapsamda “biyoteknolojiyi insan nüfusunun dünyada yerleşim ve sayısını kontrol etme aracı” olarak kullandıklarını itiraf ediyor.</p>
<p>Marshall Planı’nın ülkelere, en temel ve tehlikeli dayatmalarından biri ‘aile planlaması’ olmuştur. Dünyada 205 ülkede aile planlaması çalışmalarının giderleri, Siyonist Rockefeller’in Nüfus Konseyi tarafından karşılanıyor. Bu sureci, yerli bir taşeron firma yahut bizzat devletin kurumları aracılığıyla yönete geldiler.</p>
<p>Korunma için çeşitli kanallar aracılığıyla işledikleri zihin inşasının yanı sıra, ‘üreme sağlığı’ adlı palavra sloganla; sezaryen, kürtaj, bazı kadın petlerine eklenen kimyasallar, doğum kontrol hapları, gıda katkı maddeleri, çocuk aşıları, ilaçlara eklenen kısırlaştırıcı etken maddeler, tohumların kısırlaştırılması gibi yöntemlerle desteklene gelmiştir.</p>
<p>Onların kör kalışı, gerçeği değiştirmese de; kirli planın arka planından habersiz birçok -modern eğitim almış- kişi, bu gerçeklere itiraz edebilirler. Gerçek acıdır ve yıkanmış beyinler, acı gerçeği göremedikleri gibi görmekte istemezler.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın çağrısına dönersek, aslında bu sonuç alıcı bir çağrı değil. Çünkü Sayın Başbakan’ın bakanlarının -dolayısıyla siyasi iktidarın- uygulamaları, çocuk yapmanın önündeki en büyük engel. Biri Başbakan’a bu gerçeği söylemeli. Eminiz ki, önüne bu bağlamda gerçekler konulmuyordur.</p>
<p>Sibel Eraslan’ın itirazına gelince. Sibel Hanım ve arkadaşlarının “hangi ortama çocuk doğuralım” endişesi şayet ekonomik ise bundan daha boş bir endişe olamaz. Çünkü “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.” <em>(Hud 6)</em></p>
<p>Yok şayet endişesi; artan ahlaksızlık, iffetsizlik, işsizlik, terör, adam kayırma kısaca adalet yerine zulüm düzenlerinin hâkim olması ise Asrı Saadet gibi birkaç dönem ve dar bir coğrafya hariç zulüm dünya da ne zaman eksikti ki?</p>
<p>Müslüman için huzur içinde bir dünya mümkün mü? Bu, dünyanın varlık nedenine aykırı. İstiyorlar ki;</p>
<p>- Bir elleri yağda bir elleri balda olsun.</p>
<p>- Sofralarında kuş sütü eksik olmasın.</p>
<p>- Dua edelim zulüm düzenleri sona ersin, adalet kendiliğinden hakim oluversin.</p>
<p>- Boğaza nazır saraylarda huriler ve gılmanlar hizmetlerine koşuştursun.</p>
<p>Yani burada cenneti arzuluyorlar.</p>
<p>Günümüzde bir kısım İslamcı kadınlara da sirayet eden feminist düşünce öylesine ilerliyor ki; yakında doğurmaya da karşı çıkacaklar!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-57036  aligncenter" title="Hapis Kadın" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/07/Hapis-Kadın.jpg" alt="" width="241" height="274" /></p>
<p>Nasıl ki -ateist çevrelerde- son günlerde nesilleri tahrip etmek geliştirilen sperm bankalarından sperm alarak hamile kalmak iffetsizliği yaygınlaştı ise korkarım ki; yakında çoğu kadın doğurmayı eşitsizlik veya zillet olarak göreceğinden taşıyıcı annelik, bir meslek haline getirilecek.</p>
<p>Sahi son bir asırda bilim, sağlık, gelecek, iktisat vs adlar altında ifsat edilmedik ne kaldı? Bunlardan kurtulmak için önce zihinleri işgalden kurtarmak gerek.</p>
<p><strong>Davet:</strong> Ölüm Tohumları, Para Petrol İktidar gibi eserlerinde yazarı olan Alman asıllı Amerikalı gazeteci yazar F. William Engdahl Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin misafiri olarak İstanbul’da “Nasıl İnsan Kalınır?” GDO kirliliği konusunda konferans verecek olan William Engdahl ile Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer konferans sonrasında kitaplarını imzalayacaklar. Etkinlik 15 Mayıs 2010 Cumartesi, Saat’de 14:30’da IHH (İnsani Yardım Vakfı) Genel Merkez Konferans Salonu’nda.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-40552  aligncenter" title="F. William Engdahl" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/f-william-engdahl.jpg" alt="" width="195" height="274" /></p>
<p style="text-align: center;">F. William Engdahl</p>
<p><em>(Kemal Özer, www.timeturk.com, 14.05.2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/3-cocuk-veya-yok-olus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enfeksiyona Karşı Anne Öpücüğü</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/enfeksiyona-karsi-anne-opucugu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/enfeksiyona-karsi-anne-opucugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 11:05:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=56569</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Zelandalı bilim adamları, ilk kez yapılan bir çalışmayla yeni doğan bebeğin, annesinin öpücüğü sayesinde korunduğunu belirledi. Araştırmada bebeklerin, annelerinin ağzından çıkan K12 isimli iyi bakteriyi alıp boğaz ağrısına ve kulak enfeksiyonuna karşı dirençli hale geldikleri tespit edildi. New Zealand Herald gazetesinde yayınlanan ve Otago Üniversitesi&#8217;nce yapılan çalışmada, araştırmacılar yeni doğan bebeklerin annelerinin ağzından geçen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Zelandalı bilim adamları, ilk kez yapılan bir çalışmayla yeni doğan bebeğin, annesinin öpücüğü sayesinde korunduğunu belirledi. Araştırmada bebeklerin, annelerinin ağzından çıkan K12 isimli iyi bakteriyi alıp boğaz ağrısına ve kulak enfeksiyonuna karşı dirençli hale geldikleri tespit edildi.</p>
<p>New Zealand Herald gazetesinde yayınlanan ve Otago Üniversitesi&#8217;nce yapılan çalışmada, araştırmacılar yeni doğan bebeklerin annelerinin ağzından geçen faydalı bakteri sayesinde boğaz ağrısı ile kulak enfeksiyonuna karşı korunduğunu tespit ettiler.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-56570  aligncenter" title="Şifalı Anne Öpücüğü" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Şifalı-Anne-Öpücüğü.jpg" alt="" width="560" height="394" /></p>
<p>Daha önce böyle bir araştırma yapılmadığını belirten araştırmacılar, çalışmaya katılan kadınların doğal lastreptococcus salivarius K12 isimli bakteriyi taşıyanları belirlemek için testten geçtiklerini ifade ettiler.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-56578  aligncenter" title="Şifalı Öpücük" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Şifalı-Öpücük.jpg" alt="" width="560" height="380" /></p>
<p>Bakterinin vücutta kalıp kalmadığını öğrenmek için annelerinden bakteriyi alan bebeklerin önce her hafta, daha sonra ise 6 haftada bir kontrol edileceğini belirten araştırmacılar, bebek büyüdükçe takip edilemeyeceğini, ancak bu çalışmanın gelecek araştırmaların temeli olabileceğini açıkladılar.</p>
<p><em>(Zaman, Haziran 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/enfeksiyona-karsi-anne-opucugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>8 Milyonda Bir Görülen Hastalığa Yakalandı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/8-milyonda-bir-gorulen-hastaliga-yakalandi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/8-milyonda-bir-gorulen-hastaliga-yakalandi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 12:08:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=56227</guid>
		<description><![CDATA[İngiltere&#8217;nin Sussex bölgesinde yaşayan 7 yaşındaki Hayley Okines 8 milyon insanda bir görülen yaşlılık hastalığından muzdarip. Şu anda 96 yaşında yaşlı bir insanın vücut yapısına sahip olan küçük kız hastalığına rağmen okula gitmekten vazgeçmiyor. Her gün bir avuç ilaç içmek zorunda kalan Okines, “Bir gün ben de iyileşeceğim. Umutluyum” diyor. KÖTÜ SONA HAZIRLIK Küçük kızın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere&#8217;nin Sussex bölgesinde yaşayan 7 yaşındaki Hayley Okines 8 milyon insanda bir görülen yaşlılık hastalığından muzdarip. Şu anda 96 yaşında yaşlı bir insanın vücut yapısına sahip olan küçük kız hastalığına rağmen okula gitmekten vazgeçmiyor. Her gün bir avuç ilaç içmek zorunda kalan Okines, “Bir gün ben de iyileşeceğim. Umutluyum” diyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-56228  aligncenter" title="Hayley Okines" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Hayley-Okines.jpg" alt="" width="456" height="678" /></p>
<p><strong>KÖTÜ SONA HAZIRLIK</strong></p>
<p>Küçük kızın annesi Kelly bu hastalığa sahip olan kişilerin en fazla 13 yaşına kadar hayatta kalabildiklerini söyleyerek, kendilerini şimdiden en kötüsüne hazırladıklarını ifade etti. Doktorları Hayley&#8217;in laboratuvar ortamında başarılı sonuçlar veren FTI isimli yeni ilacı deneyen ilk hastalardan biri olduğunu söyledi. Küçük çocuğun doktorları ilacın fareler üzerinde denendiğini ve yaşlanayı durdurduğunu söyledi. Anne Kelly ise &#8220;Son dönemde kızımın yüzündeki kırışıklıkların azaldığını hissediyorum. Yeni ilacı kullansa da günün sonunda herşeyi kaybedebileceğimize kendimizi alıştırıyoruz&#8221; ifadesini kullanarak ümitsizliğini dile getirdi.</p>
<p><em>(www.8sutun.com)</em></p>
<p>***</p>
<p><strong>Girl, 9, who ages eight times faster than normal to try new drug</strong></p>
<p>A nine-year-old British girl suffering from a rare premature ageing disease is to undergo a pioneering drug trial in the United States next week in a bid to prolong her life expectancy.</p>
<p>Hayley Okines ages eight times faster than she should because she suffers from Progeria, a progressive terminal condition which afflicts about 45 people worldwide.</p>
<p>People born with Progeria look healthy but begin to display many signs of accelerated ageing at around 18 months old including stunted growth, loss of body fat and aged skin.</p>
<p>Although their mental development is not hampered, children with the condition die of heart disease at an average age of 13, according to the Progeria Research Foundation.</p>
<p>Hayley&#8217;s mother Kerry, from Bexhill, East Sussex, is hoping the drug trial at Boston&#8217;s Children&#8217;s Hospital next week will lead on to the premature ageing process stopping.</p>
<p>Before leaving for the US, she said: &#8220;When Hayley was first diagnosed there was no hope.</p>
<p>They didn&#8217;t even know what caused Progeria.</p>
<p>&#8220;So, within seven years she has been diagnosed, they have identified the gene that causes it, and now a possible treatment, too.</p>
<p>&#8220;At the end of the day we have got nothing to lose, and everything to lose. But the prognosis is not good without it, so we have no choice really.&#8221;</p>
<p>If tests and assessments prove successful, Hayley will start on medication that has already been given to children with cancer but will be the first clinical trial involving a Progeria sufferer.</p>
<p>Hayley is expected to undergo tests in Boston tomorrow before starting the treatment on Wednesday and staying on for a week.</p>
<p>Her family first learned of the drug trial at a summit for Progeria sufferers and their families last June.</p>
<p>The new drug has possible side effects including diarrhoea and constipation, forcing Hayley to undergo regular monitoring.</p>
<p>She will also return to Boston every four months to see if the dose can be increased.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/8-milyonda-bir-gorulen-hastaliga-yakalandi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cildin Düşmanları</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/cildin-dusmanlari.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/cildin-dusmanlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 20:49:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=54301</guid>
		<description><![CDATA[Cilt Bakımı kadar beslenmede genç ve güzel bir cilde sahip olmamızda oldukça önemlidir. Bazı besinler cilt ve vücudumuz için zararlıdır. Güzel ve Sağlıklı bir cilt için aşağıdaki besinlere dikkat. Şeker: Şeker hücrelerin gereksinim duyduğu besinleri çalan bir maddedir. Basit şekerler ciltte renk dengesizliklerine sebep olur ve yüzdeki kızarıkların, kahverengi lekelerin başlıca sebebi de şekerdir. Kalsiyum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cilt Bakımı kadar beslenmede genç ve güzel bir cilde sahip olmamızda oldukça önemlidir. Bazı besinler cilt ve vücudumuz için zararlıdır. Güzel ve Sağlıklı bir cilt için aşağıdaki besinlere dikkat.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Cilt" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/U%C4%9Fur-Konmak.jpg" alt="" width="409" height="371" /></p>
<p><strong>Şeker:</strong> Şeker hücrelerin gereksinim duyduğu besinleri çalan bir maddedir. Basit şekerler ciltte renk dengesizliklerine sebep olur ve yüzdeki kızarıkların, kahverengi lekelerin başlıca sebebi de şekerdir. Kalsiyum ve diğer minerallerin basit şekerler yüzünden tükenmesi vücudunuzda doku kaybına, bunun sonucu olarak da sarkık, gevşek bir cilde sahip olmanıza sebep olur.</p>
<p><strong>Yağlar:</strong> Bilim adamlarına göre yaşlanmanın en büyük sebebi insan vücudundaki yağların oksidasyonudur. Kötü yağlardan uzak durmak cilt sağlığı için gereklidir. Kırmızı et, mayonez, çikolata, çörekler, patates cipsi, fıstık ezmesi, margarin, fast-food ürünler. Ancak beslenme programımızdan yağları tamamen çıkartmak da cildimiz için yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.Cildin iyi yağlara ihtiyacı vardır( zeytinyağı, soya yağı, fındık, balık.)</p>
<p><strong>Sigara:</strong> Sigara cildin oksijenlenmesini %30 azaltır ve cildi olması gerekenden %40 daha inceltir. Tüm bunlar cildin gevşemesi,sarkması ve kırışmasına neden olur.</p>
<p><strong>Alkol:</strong> Alkol vücudu susuz bırakır ve B vitaminlerini çalar. B vitamini saç ve tırnakları güçlendiren,cildin ışıltılı ve temiz olmasını sağlayan bir vitamindir.</p>
<p><strong>Kafein:</strong> Kafein cildi susuz bırakarak ve stres hormonlarının salgılanmasını arttırarak cildin kurumasına ve erken yaşlanmasına neden olur.</p>
<p><strong>Güneş:</strong> Güneşin UV ışınları cildin üst tabakasına nüfus ettiğinde yaşlanmadan sorumlu olan serbest radikal üretimi artar, yeni hücre üretimi ve vücuttaki C vitamini stoku azalır. Bunun sonucu olarak ciltte lekeler, kırışıklıklar, pürüzlenmeler, kalınlaşmalar ve kılcal damar hassaslaşması görülür.</p>
<p><strong>Uyku Pozisyonu:</strong> Yüzükoyun uyuma ciltte sarkma, kırışıklık ve torbalanmalara neden olur.</p>
<p><strong>Yo-yo Diyetler:</strong> Hızlı kilo verdiren diyetler cildin en büyük düşmanlarından biridir. Kilo alındığında cilt gerilir; kilo verildiğinde ise eski haline dönemez, sarkar.</p>
<p><strong>Stres:</strong> Aşırı stres durumunda kortizol denilen hormon yüksek düzeyde salgılanır. Kortizol erken yaşlanma hormonu olarak bilinmektedir.</p>
<p><em>(21-05-2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/cildin-dusmanlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öksürük Şurubu Kullanımından Kaçının</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/oksuruk-surubu-kullanimindan-kacinin.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/oksuruk-surubu-kullanimindan-kacinin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 18:11:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=52734</guid>
		<description><![CDATA[Doktorlar, &#8220;Öksürük şurupları, çocukluk yaş grubunda hiçbir hastalıkta yeri olan ilaçlar değildir. Hatta, ilaç olarak bile kabul edilmemektedir&#8221; dedi. Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Alerji Uzmanı Prof. Dr. İpek Türktaş, gribal enfeksiyon ya da alt solunum yolu kaynaklı öksürük şikayetlerinde, öksürük şurubu kullanılmasının fayda sağlamayacağını belirterek, &#8221;Öksürük şurupları, çocukluk yaş grubunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doktorlar, &#8220;Öksürük şurupları, çocukluk yaş grubunda hiçbir hastalıkta yeri olan ilaçlar değildir. Hatta, ilaç olarak bile kabul edilmemektedir&#8221; dedi.</p>
<p>Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Alerji Uzmanı Prof. Dr. İpek Türktaş, gribal enfeksiyon ya da alt solunum yolu kaynaklı öksürük şikayetlerinde, öksürük şurubu kullanılmasının fayda sağlamayacağını belirterek, &#8221;Öksürük şurupları, çocukluk yaş grubunda hiçbir hastalıkta yeri olan ilaçlar değildir. Hatta, ilaç olarak bile kabul edilmemektedir&#8221; dedi. Türktaş, öksürük şikayetinin yaşamın her döneminde ciddiye alınması ve mutlaka kaynağının belirlenmesi gerektiğini bildirdi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-52943  aligncenter" title="Şurup" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Şurup.jpg" alt="" width="240" height="302" /></p>
<p>Öksürüğün, çocukluk ya da erişkinlikte grip, nezle, soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu hastalıklarında ortaya çıkabildiği gibi, astım, faranjit ya da daha farklı akciğer hastalıklarından kaynaklanabileceğini belirten Türktaş, özellikle çocukluk döneminde kreş ya da okulla birlikte öksürük şikayetinin arttığını söyledi.</p>
<p>Türktaş, küçük ve özellikle okul dönemi çağındaki çocuklarda yılda 7-8 kez üst solunum yolu hastalıklarının görülmesinin normal olduğunu anlattı. Çocuğun hastalığı hangi şiddette geçirdiğine dikkat edilmesi gerektiği uyarısında bulunan Türktaş, &#8221;Üst solunum yolu hastalıklarında, hastalığın görülmeye başladığı dönemde ortaya çıkan öksürüğün çok hafif şiddette olması ve en geç bir hafta içinde bitmesi gerekmektedir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Türktaş, öksürüğün nedeninin mutlaka tespit edilmesi ve tedavinin buna göre planlanması gerektiğini dile getirerek, gribal enfeksiyon sırasında ya da hastalık bitmeye yakınken ve iki hafta ya da iki ay devam edebilen, kriz tarzında peş peşe gelen, balgamlı ve kimi zaman kusmaya neden olan öksürüğün astım hastalığının belirtisi olduğunu kaydetti. Öksürüğün, özellikle koşma gibi hızlı hareket etmeyle terlemeyle ağlamayla ve özellikle gece uykuda ortaya çıkması halinde alt solunum yolu hastalıklarından şüphe edilmesi gerektiğini ifade eden Türktaş, bu belirtiler halinde vakit kaybetmeden uzman doktorlara başvurulması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>&#8221;AVRUPA&#8217;DA HİÇ KULLANILMIYOR&#8221;</strong></p>
<p>Üst solunum yolu hastalıkları virüs kaynaklı olduğu için, uygulanacak ilaç tedavisinin de buna göre olması gerektiğini dile getiren Türktaş, şöyle devam etti:<br />
&#8221;Genellikle tedavi olarak, öksürük şurubu ile birlikte antibiyotik veriliyor. Aynı yakınmaları sürekli tekrarlayan çocukların aileleri de bir süre sonra, hekime başvurmadan aynı ilaçları hastalığın tekrarlaması halinde kullanmaya başlıyorlar. Bu da alt solunum yolu hastalıklarının tanısında geç kalınmaya yol açabiliyor.</p>
<p>Halbuki, gribal enfeksiyonlarda hiçbir ilaç kullanımı fayda sağlamaz. Ateş düşürücü vermek, burunu yıkayarak açık tutmak yeterlidir. Hastalık kendi seyrini tamamlayıp geçer. Eğer gribal enfeksiyonu geçiren çocukta astım varsa -ki bu genetik bir durumdur- o zaman grip göğse iner ve uzun süreli, tekrarlayan öksürük ortaya çıkar.</p>
<p>Öksürük şurupları, çocukluk yaş grubunda hiçbir hastalıkta yeri olan ilaçlar değildir. Hatta, ilaç olarak bile kabul edilmemektedir. Bunlar ABD&#8217;de marketlerde satılmakta, Avrupa&#8217;da ise hiç kullanılmamaktadır. Dünyada hiçbir kurum ve sigorta şirketi bunların parasını ödemez. Astım ve basit soğuk algınlığında, öksürük şuruplarının yeri yoktur ve tıbben de hiçbir faydası bulunmamaktadır. Tedavi için şurup verilse de verilmese de hastalık aynı süre ve şiddette geçer. Bu şuruplar karaciğere de yük bindirmektedir.&#8221;</p>
<p>Türktaş, bu tür hastalıklarda ailelerin, ilaç kullanıldığı için çocuğun tedavi olduğunu zannettiğini ve bu nedenle altta yatan bir astımın tanı almasını geciktirebildiğini de vurgulayarak, &#8221;Tüm öksürük şuruplarının, ülkemizde de geri ödeme kapsamından çıkartılması gerekiyor&#8221; dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde, kısa süreli burun açıcı spreylerin kullanılabileceğini ve istirahat etmenin yeterli olduğunu ifade eden Türktaş, antibiyotiklerin de viral soğuk algınlıklarında ateş olsa bile kullanılmalarının gereksiz olduğunu söyledi. Türktaş, &#8221;Antibiyotikler, sadece boğazda beta mikrobu ürerse kullanılmalı. Bunlar normal floramızda bulunan faydalı organizmaların da ölmesine yol açabiliyor, mikroplara direnç gelişiyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Türktaş, antibiyotiklerin sadece orta kulak iltihabında, 10 günden fazla süren sinüzit olarak tanımlanan burun tıkanıklığı-doluluğu durumu ve zatürre halinde kullanılmasının uygun olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>BAĞIŞIKLIĞI ARTTIRDIĞI İDDİA EDİLEN ÜRÜNLERE DİKKAT</strong></p>
<p>Piyasada bağışıklığı arttırdığı, direnci yükselttiği iddia edilen birçok ürün bulunduğunu belirten Türktaş, bunların da kullanılmaması gerektiğini savundu.</p>
<p>Türktaş, &#8221;Bazen hekimler ya da bir tanıdık tarafından önerildiği için &#8216;immunex, immuzink, ekinezya, bronkovaksom, umka&#8217; olarak bilinen bitkisel ürünler çok sık kullanılmaktadır. Bunların hiçbiri, dünyanın hiçbir ülkesinde Sağlık Bakanlıklarından ve FDA&#8217;den ruhsat alamamıştır. Ayrıca, bu ürünlerin yan etkileri ile ilgili yeteri kadar bilgimiz de yok&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p><em>(AA, Mart 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/oksuruk-surubu-kullanimindan-kacinin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Estetik Neden Gençleştiremiyor?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/estetik-neden-genclestiremiyor.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/estetik-neden-genclestiremiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 20:58:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=52333</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Öyle yüz sarkıntıları var ki defalarca gerdirme, botoks yaptırsanız düzeltemezsiniz.&#8221; İşte şaşırtacak sağlık gerçekleri. Dr Howard Langstein, hayatının büyük bölümü estetik ameliyatı yapmakla geçmiş bir doktor. Bu konuda konuşacak ilk insanlardan biri olarak diyor ki, ‘’bazı yüz sarkıntıları var ki defalarca gerdirme, botoks yaptırsanız düzeltemezsiniz.’’ Howard N. Langstein Rochester Üniversitesi plastik cerrahı Langstein, ‘’Yanağınızı elinizle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Öyle yüz sarkıntıları var ki defalarca gerdirme, botoks yaptırsanız düzeltemezsiniz.&#8221; İşte şaşırtacak sağlık gerçekleri.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-52335  aligncenter" title="Estetik" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/04/Estetik.jpg" alt="" width="200" height="201" /></p>
<p>Dr Howard Langstein, hayatının büyük bölümü estetik ameliyatı yapmakla geçmiş bir doktor. Bu konuda konuşacak ilk insanlardan biri olarak diyor ki, ‘’bazı yüz sarkıntıları var ki defalarca gerdirme, botoks yaptırsanız düzeltemezsiniz.’’</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-52334  aligncenter" title="Howard N. Langstein" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/04/Howard-N.-Langstein.jpg" alt="" width="170" height="246" /></p>
<p style="text-align: center;">Howard N. Langstein</p>
<p>Rochester Üniversitesi plastik cerrahı Langstein, ‘’Yanağınızı elinizle hafifçe çekseniz bile farkedersiniz ki bu gayritabii bir görüntü.’’ diyor.</p>
<p>Langstein ve meslektaşı Robert Shaw, ‘’Neden yüzüne estetik yaptıran birçok insan, çehresinde şiddetli rüzgar yemiş gibi bir ifadeye sahip oluyor?’’ sorusuna cevap aramak bir araştırma başlattıklarında çarpıcı bir sonuçla karşılaştılar. Yaşlandıkça sadece, yüzümüzün derisi ya da dokusu değil, aynı zamanda yüz kemikleri de aşağı doğru sarkmaya ve pörsümeye başlıyor.</p>
<p>Amerikan NPR Radyosunun haberine göre, 60 yetişkinin kafatası röntgenlerinin ve 3 boyutlu görüntülerinin üzerinde inceleme yapan iki bilimadamı, görüntüleri, gençler, orta yaşılar ve 65 yaş üzeri diye 3 gruba ayırıp, titiz kemik ölçümleri yaptıklarında bu ilginç sonuçla karşılaştılar.</p>
<p>Langstein, ‘’Göz çevresinde değişimi gördük. Sonra yanakta ve sonra da çenede. Düşünürseniz size de mantıklı gelecek. İnsanlar yaşlandıkça gözleri çukurlaşıyor. Bunu röntgenlerde de tam olarak tespit ettik. Yaşlandıkça gözün hemen altındaki yanak kemikleri diş yuvasına doğru iniyor. Ve bu sebeple de gözün alt kapağına eskisi gibi destek olmuyor. Göz de çukurlaşıyor.’’ diye anlatıyor.</p>
<p>Yaşlandıkça çene kemiğinde de aynı süreci yaşıyoruz. ‘’Eğer yaşlı bir yüze bakarsanız çene hatlarında belirsizliği görürsünüz’’ diyor Langstein; ‘’Bunu da röntgen araştırmalarında tam olarak gördük. Çene kemiği yaşlılıkla beraber inceldikçe çene geri kaçıyor. Röntgenlerde yaşlıların çenesindeki gevşekliği görebiliyorsunuz’’</p>
<p>Langstein acı gerçeği bir kez daha söylüyor: ‘’Yıllarla beraber sadece deri değil, vücuttaki herşey yaşlanıyor.’’</p>
<p><strong>Fizik antropologu araştırmayı doğruluyor </strong></p>
<p>NPR programcılarının görüştüğü fizik antropologu David Hunt da bu iki doktorun araştırmasını doğruluyor. ABD’nin en büyük müze sistemi olan Washington DC Smithsonian Müzesinde görevli Hunt, koleksiyonlarındaki 30 bin insane kafatasının bu gerçeği ispatladığını kaydediyor. ‘’İnsan kemiklerini incelediğinizde, yaşlandıkça kemiklerdeki değişimi net olarak görebiliyorsunuz.</p>
<p><strong>12 yılda bir yeni bir iskeletimiz oluyor </strong></p>
<p>20 yaşındaki birine ait kemiklerin saf, pürüzsüz ve ağır olduğunu ifade eden Hunt, ‘’Ancak kemik sadece bir kalsiyum parçası değil. Bir canlı organizma. Hayat boyunca parça parça sürekli yenileniyor.’’ diye anlatıyor. Aslında, yaklaşık her 12 yılda bir her birimiz yeni bir iskelete sahip oluyoruz. ‘Bu iyi’ diyor Hunt. Kötüsü şu: Orta yaşla beraber kemik dokusu pörsümeye başlıyor. Dünyanın bütün sütünü de içseniz, bütün egzersizini de yapsanız yüzünüzde yaşlanmaktan kaynaklanan kemik pörsümesini engelleyemezsiniz. Bunu hiçbir şey durduramaz’’.</p>
<p><strong>Diş sağlığı yüzünüzün gençliğini de uzatıyor </strong></p>
<p>Ancak elinin altında 30 bin insan kafatası olan Hunt bu süreci biraz olsun yavaşlatabilecek bir çpucu veriyor; ‘’dişlerinizi koruyun’’. Vücut dişlerin kullandığı kemikleri diş kalmadıkça devreden çıkarıyor. Hunt, son 60 yılda artan diş temizliği alışkanlığına bağlı olarak bu kuşağın dedelerinin ve nenelerinin kafataslarından çok daha sağlıklı kemik yapısına sahip olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><em>(Haber 7, Nisan 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/estetik-neden-genclestiremiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tomografinin Karanlık Yüzü</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/tomografinin-karanlik-yuzu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/tomografinin-karanlik-yuzu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2010 20:42:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=52173</guid>
		<description><![CDATA[İngiltere, sağlıklı insanların tomografi çektirmesini yasakladı. Peki, bugüne kadar sağlıklı insanlara rutin tomografi çekilmesine göz yumulması ve şimdi radikal bir kararla yasaklanmasının ardında ne var? Bugünkü Vatan gazetesinin haberine göre: Normal röntgenden onlarca kat fazla radyasyon verilmesine neden olan tomografi çekimlerine İngiliz Sağlık Bakanlığı’ndan yasak geldi. Sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesi yasaklandı. Bakanlığa göre, vücudun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere, sağlıklı insanların tomografi çektirmesini yasakladı. Peki, bugüne kadar sağlıklı insanlara rutin tomografi çekilmesine göz yumulması ve şimdi radikal bir kararla yasaklanmasının ardında ne var?</p>
<p>Bugünkü Vatan gazetesinin haberine göre: Normal röntgenden onlarca kat fazla radyasyon verilmesine neden olan tomografi çekimlerine İngiliz Sağlık Bakanlığı’ndan yasak geldi. Sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesi yasaklandı. Bakanlığa göre, vücudun maruz kaldığı radyasyon Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-52174  aligncenter" title="Bilgisayarlı Tomografi ile Mumya İncelemesi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/04/Bilgisayarlı-Tomografi-ile-Mumya-İncelemesi.jpg" alt="" width="500" height="616" /></p>
<p style="text-align: center;">Bilgisayarlı Tomografi ile Mumya İncelenmesi</p>
<p>İngiliz Sağlık Bakanlığı önceki akşam çok kritik bir karara imza atarak sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesine yasak getirdi. Bu yasağa gidilmesine gerekçe olarak tomografi sırasında yayılan ve vücuda nüfuz eden radyasyon oranının çok yüksek olması gösterildi. Tomografi çektirmek geçen yıllarda osteoropoz, kalp rahatsızlığı, damar tıkanıklığı ve diyabet gibi hastalıkları önceden tespit edebildiği için sağlık uzmanları tarafından sıklıkla tavsiye ediliyordu. Sağlıklı bireylerin her 5 yılda bir tomografi çektirmesini öneren doktorların bu tavsiyesi üzerine harekete geçen bakanlık tüm vücudu tarayan tomografinin normal bir röntgenden 400 kat daha fazla radyasyon yaydığını tespit edince yasak kararı aldı. Tomografiye sağlıklı giren her 50 hastadan birinin maruz kalınan radyasyon nedeniyle çekim sonrasında kansere yakalandığı belirtildi.</p>
<p>Peki, İngiltere neden bir anda böyle radikal bir karar aldı? Sağlıklı insanların “tomografi” çektirmesi zararlı olduğu yeni mi anlaşıldı? Tomografi dışında, momografi, MR, röntgen ve diğer tetkikler masum mu ve birbirinin yerini tutabilir mi? Şimdiye kadar tomografi çektirenler dava açabilir mi?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Nükleer Tıp Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Erol Ergüler sorularımızı cevapladı.</span></p>
<p><strong>Sizce İngiltere neden bir anda böyle radikal bir karar aldı? Sağlıklı insanların “tomografi” çektirmesi zararlı olduğu yeni mi anlaşıldı?</strong></p>
<p>Tomografi 30 yıldır kullanılan bir yöntem. Eski teknoloji ile üretilen tomografi cihazlarının radyasyon oranlarının yüksek olduğu da doğru. Fakat şimdi, radyasyon oranı daha düşük yeni tomografi cihazları üretildi. Bu yeni cihazlar çok pahalı olduğu için pazar bulmakta zorlanıyor. Aslında bu tür yasakların arkasında büyük ilaç ve medikal cihaz üreticilerinin pazar oluşturma çabaları var. Yeni cihazlar çok yüksek maliyetli ve satışında zorlanıyorlar. Son dönemde düşük radyasyonlu yeni ürünleri pazarlamak adına kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>Ama bu yasak İngiltere gibi bir Avrupa ülkesinden geliyor! Böyle büyük bir ülkenin Sağlık Bakanlığı medikal cihaz üreticilerinin çıkarları için karar alabilir mi?</strong></p>
<p>Hatırlarsanız yıllar önce Türkiye’de, “Meme Kanseri”ni önlemek adına, büyük kampanyalarla tüm kadınlara “momografi” çektirilmesi önerildi. Bu kampanyayı Semra Özal da destekliyordu. Herhangi bir şikayeti olmayan, hiçbir teşhiş konmamış binlerce kadın rutin “momografi” çekimleri ile gereksiz yere “radyasyon” almış oldu. Yani sağlık sektörünün menfaatleri için önce hastalık &#8220;korkusu&#8221; yayılarak kamuoyu oluşturuluyor ve ardından lüzumsuz &#8220;tetkikler&#8221; yapılabiliyor. Maalesef sağlık sektörünün oyunlarını kamuoyunu vicdanının anlaması zor!</p>
<p><strong>Peki, bugüne kadar lüzumsuz yere tomografi çektirenler dava açabilir mi?</strong></p>
<p>Eğer hastadan lüzumsuz ve fazla tetkik isteniyorsa dava açabilir. Bu cihazlar çok gerekli durumlarda kullanılacak cihazlar. Örneğin kanser hastasına verilen ilaçların da tümü zehirli ama başka çare olmadığı için uygulanmak zorunda. Tomografi için de durum böyle tıbbi gereklilik halinde eğer başka çare yoksa çektirilmeli. Ülkemizde de maalesef gereksiz hastalık korkusu yayılarak lüzumsuz yere tetkikler yapılabiliyor. Hastalar bilinçli olursa hakkını arayabilir.</p>
<p><em>(www.iyilikguzellik.com, 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/tomografinin-karanlik-yuzu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sigaranın Filtresi Domuz Kanından</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/sigaranin-filtresi-domuz-kanindan.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/sigaranin-filtresi-domuz-kanindan.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 20:56:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=51848</guid>
		<description><![CDATA[Avustralya’nın Sidney Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, tüm dünyada sigara filtrelerinde domuz kanında bulunan bir maddenin kullanıldığını ortaya çıkardı. Daily Mail’in haberine göre, Sidney Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Simon Chapman, sigara filtrelerinde domuz kanından alınan hemoglobin maddesinin kullanıldığını bildirdi. Prof. Chapman, domuz ürünleri konusunda hassas olan Müslüman ve Musevilerin bu konudan haberdar edilmesi gerektiğini bildirdi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Avustralya’nın Sidney Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, tüm dünyada sigara filtrelerinde domuz kanında bulunan bir maddenin kullanıldığını ortaya çıkardı.</p>
<p>Daily Mail’in haberine göre, Sidney Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Simon Chapman, sigara filtrelerinde domuz kanından alınan hemoglobin maddesinin kullanıldığını bildirdi. Prof. Chapman, domuz ürünleri konusunda hassas olan Müslüman ve Musevilerin bu konudan haberdar edilmesi gerektiğini bildirdi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-51849  aligncenter" title="Prof. Simon Chapman" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/04/Prof.-Simon-Chapman.jpg" alt="" width="154" height="233" /></p>
<p style="text-align: center;">Prof. Simon Chapman</p>
<p>Prof. Chapman’a göre, sigara firmaları “ticari sır” kapsamına girdiğini gerekçe göstererek, sigaralarda kullandıkları katkı maddelerini açıklamıyorlar. Domuzu “haram” olara gören inanç mensuplarının bu haberden memnun olmayacaklarını belirten Avustralyalı profesör, tütün endüstrisine kullandıkları maddeleri açıklama zorunluluğu getirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Sidney Üniversitesi’nde gerçekleştirilen araştırmada, sigara filtrelerinde bir çeşit kan proteini olan hemoglobin saptandı. Hemoglobinin, filtrelerden geçen dumandaki zehirli maddelerin daha etkin bir şekilde süzülmesi için kullanıldığı açıklandı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-51850  aligncenter" title="Seri Katil" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/04/Seri-Katil.jpg" alt="" width="447" height="349" /></p>
<p>Prof. Chapman’a göre, bazı sigara üreticileri kullandıkları katkı maddelerinin büyük bölümünü açıklamakla birlikte, birçok maddeyi de “diğer katkı maddeleri” adı altında gruplayarak gizlediğini öne sürdü. Chapman bugüne kadar sadece Yunanistan’da bir sigara firmasının filtrelerde domuz kanından elde edilen hemoglobin kullanıldığını resmen açıkladığını belirterek, “Domuzu haram sayan bir inanca mensupsanız, sigarada kullanılan maddeleri bilme hakkınız var” dedi.</p>
<p><em>(Milliyet, 03-2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/sigaranin-filtresi-domuz-kanindan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vücudumuzda Dolaşan 10 Zehirli Kimyasal</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/vucudumuzda-dolasan-10-zehirli-kimyasal.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/vucudumuzda-dolasan-10-zehirli-kimyasal.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 12:05:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50952</guid>
		<description><![CDATA[Plastik ve diğer tüketim maddelerinde bulunan endüstriyel kimyasalların sağlığa zararları tartışıladursun, Amerikan Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, konuyla ilgili çarpıcı bir açıklama yaptı. 2 bin 400 hastadan alınan kan ya da idrar örneklerini inceleyen merkez, örneklerde algılanabilir seviyede 212 kimyasal buldu. Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi, FDA, geçtiğimiz Ağustos ayında BPA&#8217;nın kullanıldığı biberon gibi gıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Plastik ve diğer tüketim maddelerinde bulunan endüstriyel kimyasalların sağlığa zararları tartışıladursun, Amerikan Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, konuyla ilgili çarpıcı bir açıklama yaptı. 2 bin 400 hastadan alınan kan ya da idrar örneklerini inceleyen merkez, örneklerde algılanabilir seviyede 212 kimyasal buldu.</p>
<p>Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi, FDA, geçtiğimiz Ağustos ayında BPA&#8217;nın kullanıldığı biberon gibi gıda ile temas eden tüm ürünlerin güvenli olduğuna dair raporunu açıkladı. Yıllarca, kimyasalların insanlara zararlı olup olmadığı tartışmaları devam etti. Bazı çalışmalar, hayvanlarda anormal beyin ve üreme organı gelişimi görüldüğünü iddia ederken, diğer çalışmalar ise az miktarda zararlı olduğuna dair kanıtlar gösteriyor.</p>
<p>Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi tarafından 2009 yılında yayınlanan rapora göre, 2 bin 400 hastadan alınan kan ya da idrar örneğinde algılanabilir seviyede 212 kimyasal bulundu. Bu kimyasalların insan sağlığı üzerindeki etkileri hakkında çok az şey biliniyor. Kimyasal endüstrisi, kimyasalların uygun ölçülerde kullanıldığını ve güvenilir olduğunu savunuyor.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Forbes.com&#8217;da yer alan habere göre, işte vücudumuzda gizlenen en yaygın 10 kimyasal</span>:<span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p><strong>Phthalates:</strong> Plastiğe esneklik sağlayan bir kimyasal olan &#8220;ftalat&#8221; (Phthalates), deterjan, deodorant, plastik yağmurluklar, saç spreyleri, vinil fayanslar ile bahçe hortumlarında bulunuyor. Bunları yuttuğumuzda ya da içimize çektiğimizde içimize giriyorlar. Ten teması olduğunda ise çok nadir vücudumuza girebiliyorlar. İnsanlar üzerinde flalatın etkileri henüz bilinmiyor, ancak bu kimyasal laboratuar farelerinde üreme ve karaciğer problemlerine yol açıyor.</p>
<p><strong>Long-Chain Perfluorinated Chemicals (PFCs)</strong>: Kısa adıyla PFC olarak bilinen (Perfluorinated chemicals) kimyasallar, elektroniklerde, otomotiv parçalarında, tekstilde ve yapı ile havacılık ve uzay sanayinde kullanılıyor. Kimyasalın insan vücuduna nasıl girdiği net değil. Bilimadamları, laboratuar hayvanlarında ve maymunlarda karaciğer hasarına yol açan kimyasalın insanlar üzerindeki etkilerini bilmiyorlar.</p>
<p><strong>Polybrominated Diphenyl Ethers (PBDEs)</strong>: PFCs&#8217;ler gibi, bu kimyasallar etkili şekilde alevlenmeyi geciktiriyor ve plastiklerde, tekstilde, izolasyonda kullanılıyor. Aynı zamanda sıklıkla mobilyalarda ve yataklarda kullanılıyor. İnsanlar bu kimyasala balık, yağlı gıdalar ve anne sütü tüketerek maruz kalıyorlar. Bir kez vücuda girince, kimyasal yağ dokularında birikiyor. Nasıl metabolize olduğu hakkında çok az bilgi var. Hayvanlarda, PBDEs tiroid fonksiyonunu, beyin gelişimini ve üreme organlarını olumsuz etkiliyor.</p>
<p><strong>Short-Chain Chlorinated Paraffins (SCCPs)</strong>: Üreticilerin, hükümet tarafından onaylanmayan SCCPs kullandığı belirlendikten sonra, Çevre Koruma Örgütü (EPA) bu kimyasalları araştırmaya karar verdi. PVC boru ve metal üretiminde soğutucu olarak kullanılıyor. Bu kimyasalın seviyesi ölçülmedi, ancak EPA&#8217;ya göre, annenin sütünde ve çeşitli Japon ve Avrupa gıda ürünlerinde bu kimyasal saptanabiliyor. SCCPs toksik etkiyle birlikte hayvan dokularında çok az birikme gösteriyor.</p>
<p><strong>Atrazin</strong>: Her yıl bu tarım ilacı mısırları korumak için mahsül tarlasına püskürtülüyor. Tarlada çalışanlar bu tarım ilacını soluyorlar ve vücutları bunu emiyor. Ayrıca, atrazin yer altı suları ile içme sularında bile bulunuyor. Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, insanlarda algılanabilir seviyede bu kimyasalı ölçememesine rağmen, hayvanlarda yüksek miktarda atrazin ergenlik çağını geciktiriyor, doğurganlığı etkiliyor ve prolaktin ile testosteron seviyesini azaltıyor. EPA, geçtiğimiz günlerde bu kimyasalın insanlarda kanserojen olup olmadığını yeniden araştırdığını açıkladı.</p>
<p><strong>Perklorat</strong>: Bu kimyasal öncelikle roket ve füze imalatı için savunma ve havacılık ile uzay sanayinde kullanılıyor. Ayrıca, kibritlerde ve havai fişeklerde de bulunuyor. Bu kimyasalın su, süt ve taşma sularıyla sulanan bitkiler aracılığıyla insanlara bulaştığı tahmin ediliyor. Hayvanlarda ve insanlarda yapılan çalışmalarda, perkloratın tiroid hormonu üretimini engellediği bulundu.</p>
<p><strong>Benzen</strong>: Bu uçucu kimyasal kömür katranından elde edilir. Ayrıca kurşunsuz benzine ve endüstriyel çözücülere eklenen benzen, tütün dumanının ikinci ürünüdür. İnsanlar benzeni havada içlerine çeker, solur. Vücut bunu absorbe eder ve partikülleri beyne, yağ dokularına ve hatta kişi hamileyse plasentaya gönderir. Yüksek yoğunlukta benzen buharına maruz kalma merkezi sinir sistemini zayıflatır ve ölüme bile neden olabilir.</p>
<p><strong>Akrilamit</strong>: Bu kimyasal jellerde ve bağlayıcı ajanlarda kullanılıyor ve ayrıca gıda paketlerinde, kozmetiklerde ve bebek bezlerinde de bulunabiliyor. Patates ve tahıllar fırınlandığında ya da kızartıldığında akrilamit açığa çıkabiliyor. İnsanlar, akrilamiti sigara içerek, su içerek ve bu kimyasalı içeren ürünlere dokunarak vücuduna alıyor. Yüksek dozda akrilamit cilt, göz ve üst solunum yolu tahrişine yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Bisphenol A</strong>: Daha çok BPA olarak bilinen bu kimyasal genellikle gözlük camı, otomobil parçaları, CD&#8217;ler, gıda kapları, plastik oyuncaklar ve yemek takımlarında kullanılıyor. Kimyasalla temas eden gıdaları yediğimiz zaman BPA&#8217;ya maruz kalıyorsunuz. Bu bazı hayvanlarda toksit etki oluşturuyor, beyin ve üreme organı gelişimine zarar veriyor. İnsanlar üzerindeki çalışmalar, kuşku vericidir. Ancak, BPA ile kalp hastalığı arasında muhtemel ilişki bulundu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50953  aligncenter" title="Kimyasal Otomobil" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/02/Kimyasal-Otomobil.png" alt="" width="560" height="391" /></p>
<p><strong>Methyl Tert-Butyl Ether&#8217;den (MTBE)</strong>: Genellikle benzinde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Ancak, kimyasalın kullanımı birçok yerde yasaklandı ya da sınırlandırıldı. Halen, MTBE yer altı sularında ve şehir havasında bulunuyor. MTBE bulaşmış havayı soluduğumuzda kimyasalı vücudumuza alıyoruz. Kimyasala maruz kalında baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi ve solunum yolu tahrişine neden oluyor.</p>
<p><em>(www.8sutun.com, Ocak 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/vucudumuzda-dolasan-10-zehirli-kimyasal.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oturarak Su İçmenin Hikmeti</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/oturarak-su-icmenin-hikmeti.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/oturarak-su-icmenin-hikmeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 21:19:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50713</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz&#8217;in yemeklerin nasıl yenmesi gerektiği ile ilgili sözleri, sağlığımız açısından da ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor. Çeşit çeşit diyetler, zayıflama ilaçları, sağlıklı beslenme adına katlanılan sıkıntılar. Kilosuna dikkat etmeyenler, çözümü diyetisyen önerilerinde, bitki kürlerinde, dost tavsiyelerinde arıyor. Peki, gerçekten çözüm nerede? Özellikle Avrupa ve Amerika&#8217;da yaşayan insanlarda görülen obezite, kapitalizmin etkisi ile tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamber Efendimiz&#8217;in yemeklerin nasıl yenmesi gerektiği ile ilgili sözleri, sağlığımız açısından da ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor. Çeşit çeşit diyetler, zayıflama ilaçları, sağlıklı beslenme adına katlanılan sıkıntılar. Kilosuna dikkat etmeyenler, çözümü diyetisyen önerilerinde, bitki kürlerinde, dost tavsiyelerinde arıyor. Peki, gerçekten çözüm nerede?</p>
<p>Özellikle Avrupa ve Amerika&#8217;da yaşayan insanlarda görülen obezite, kapitalizmin etkisi ile tüm dünyaya yayıldı. Her gün ve her saat televizyonlarda gördüğümüz reklâmlarla tetiklenen yeme arzusu, bilinçsiz beslenmeyi yaygınlaştırdı. Gece yarısı olduğu düşünülmeden maddi kaygılarla yayınlanan reklâmlar, yemek saati alışkanlıklarını ortadan kaldırdı.</p>
<p>Bunun yanında, açılan yüzlerce restoranın, obezitenin yaygınlaşmasında etkisi olduğu çok açık. Tabiî ki reklâmları ve restoranları tek suçlu ilan edemeyiz.</p>
<p>Televizyonda ızgara üzerinde pişirilen bir sucuk gördüğümüzde, saatin kaç olduğunu önemsemeden mutfağa koşan da biziz, sokakta yürürken kokusuna dayanamayıp, önümüze geleni alan da.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50714  aligncenter" title="Şişmanlık Hastalığı Küçük Yaşta Başlar" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Şişmanlık-Hastalığı-Küçük-Yaşta-Başlar.gif" alt="" width="464" height="325" /></p>
<p>İrademize hâkim olamadık ve sınır tanımaz bir şekilde yedik! Bu da kaçınılmaz sonu beraberinde getirdi. Hâlbuki Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed&#8217;in (sav) sünnetlerine biraz olsun riayet edersek, kilo ve kilonun sebep olduğu sağlık problemleriyle uğraşmak zorunda kalmayız.</p>
<p>Peygamber Efendimiz birçok hadisi-i şerifte günde iki öğün ve az yemenin, doymadan sofradan kalkmanın, lokmaları ağza göre almanın ve iyice çiğnedikten sonra yutmanın önemine değiniyor.</p>
<p>Günümüzde bu sünnetlere az riayet edildiğinden olsa gerek herkes soluğu ya diyetisyenlerde ya da çeşitli sağlık problemleri yüzünden doktorlarda alıyor.</p>
<p>Efendimiz döneminde doktora ihtiyaç duyan çok az kişi varmış. &#8216;Tıbbi Nebevi&#8217;de bununla ilgili olay şöyle nakledilir: Asr-ı Saâdette, hükümdarlardan biri Peygamber Efendimize hizmet için bir doktor göndermiş.</p>
<p>Bu doktor, Efendimizin yanında uzun süre kalmış ve hastaları tedavi etmek için beklemiş. Fakat tedaviye çok az kişinin ihtiyacı olduğunu görünce geri dönmek için izin istemiş.</p>
<p>Peygamber Efendimiz de az hastalanmanın sebebinin, &#8216;ashabın iyice acıkmadıkça yemek yememesi ve yemekten tam doymadan kalkması&#8217; olduğunu söylemiş.</p>
<p>Şimdi bırakın az yemeyi günde 7-8 öğün yemek yediğimiz bile oluyor. Fakat bilimsel araştırmalar günde en fazla 3 öğün yenilmesini tavsiye ediyor.</p>
<p>Diyetisyen Serkan Tutar, fazla sıklıkta yemek yemenin kilo alımına neden olacağını söylüyor. Yenilen her besinle kan şekerinin yükseldiğini ve insülin salgılandığını belirtiyor.</p>
<p>İnsülinin sürekli salgılanması da besinlerin yağ olarak depolanmasına yol açıyor. Tutar, &#8220;Vücuttaki yağ kitlesinin artması obezite ile sonuçlanır. Bireyin obez kalması da kalp ve şeker hastası olma riskini artırır.&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Yemekleri iyice çiğnemek kilo almayı engelliyor</strong></p>
<p>&#8220;Lokmaları ağzınıza göre alınız ve iyice çiğnedikten sonra yutunuz.&#8221; hadisi bugünler için söylenmiş gibi. Koşuşturma ile geçen hayatımızda her şey için o kadar acele etmemiz gerekiyor ki; buna yemek yemek de dâhil.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50715  aligncenter" title="Lokma Çiğnemek" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Lokma-Çiğnemek.jpg" alt="" width="360" height="240" /></p>
<p>Acele ile fazla çiğnemeden yuttuğunuz yiyecekler kilo almanıza neden olabiliyor. Serkan Tutar, &#8220;Besinler ağızda ne kadar iyi çiğnenirse midedeki sindirim o kadar kolaylaşır. Çiğneme tam sağlanmadığında hazımsızlık, şişkinlik, gaz sancıları ve kabızlık meydana gelir. Sürekli az çiğneme ise ileriki safhalarda mide rahatsızlıklarına neden olabilir.</p>
<p>Ayrıca çiğneme ile besinin içerisindeki vücudumuza yararlı öğelerini emilimi daha fazla gerçekleşir. Bunun yanında iyi çiğnemek çabuk doymayı sağlar.&#8221; diyor. Dolayısıyla besinleri iyi çiğneyerek kilo almayı da engelleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Yemek arasında su içmek tokluk hissi veriyor</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz &#8220;İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Bunu yapamıyorsa; karnının üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de teneffüs etmeye ayırsın.&#8221; buyurmuştur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50716  aligncenter" title="Yemek Arası Su İçmek" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Yemek-Arası-Su-İçmek.jpg" alt="" width="343" height="255" /></p>
<p>Buna rağmen yemek arasında ya da sonrasında su içmek kilo aldırır gibi yanlış kanılar vardır. Fakat bilimsel araştırmalar yemek arasında su içmenin kilo aldırmayacağını; aksine doygunluk hissi vererek az yemeyi sağladığını ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Sıcak yemek mide kanserine neden oluyor</strong></p>
<p>Tüm bunların yanında Peygamber Efendimiz&#8217;in yemeklerin nasıl yenmesi gerektiği ile ilgili sözleri, sağlığımız açısından da ne kadar önemli olduğunu bize gösterir.</p>
<p>&#8220;Yemekleri çok sıcak ve çok soğuk yemeyiniz.&#8221; hadisinin mide sağlığı açısından önemini belki hiç düşünmemişizdir. Serkan Tutar, yemeklerin ılık yenilmesinin mide sağlığı açısından en doğru tercih olduğunu belirtiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50717  aligncenter" title="Sıcak Yemek" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Sıcak-Yemek.gif" alt="" width="360" height="275" /></p>
<p>Tutar, &#8220;Yemeklerin çok sıcak olması mide kanserine sebep olabiliyor. Özellikle Japonya&#8217;da besinler çok sıcak tüketildiğinden mide kanseri oranı çok yüksektir.&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Oturarak su içmek hastalıklardan koruyor</strong></p>
<p>Ayakta su içmenin yanlışlığı da birçok hadiste karşımıza çıkar ve oturarak içilmesi tavsiye edilir. Bunun sağlık açısından önemi ise şöyle:</p>
<p>Herhangi bir sıvıyı ayakta içtiğimizde doğrudan onikiparmak bağırsağına, oturarak içtiğimizde ise önce mideye daha sonra onikiparmak bağırsağına gider. Sıvıların önce mideye gitmesi daha sağlıklı; çünkü mide asidi sayesinde sıvının içinde bulunan mikroplar ölüyor. Böylelikle birçok hastalıktan korunmuş oluyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50718  aligncenter" title="Ayakta Su İçmek" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Ayakta-Su-İçmek.jpg" alt="" width="216" height="323" /></p>
<p>Suyun üç yudumda içilmesi ile ilgili hadisin hikmeti de; suyun yavaş içildiğinde vücudun ihtiyaç duyduğu yer tarafından emilmesinden kaynaklanıyor. Hızlı içildiğinde ise vücutta gereken vazifesini yapamıyor.</p>
<p><strong>İlahiyatçı Dr. Reşit Haylamaz: &#8217;26 kilo verdim&#8217;</strong></p>
<p>İlahiyatçı Reşit Haylamaz da konunun önemini şu şekilde açıklıyor: &#8220;Ben çok uzun zaman diyet yaptım. 8 yıl diyetisyene gittim ve 26 kilo verdim.</p>
<p>Bunu tecrübe eden biri olarak o süreç zarfında gördüm ki işin temelinde Peygamber Efendimizin bir hadisi var. O, Ademoğlu&#8217;na midesinin yalnız üçte birini yemek ile doldurmasını söylüyor.</p>
<p>Aslında sünnete uyunca insan zaten diyet yapmış oluyor. Demek ki biz sünnete uygun yaşamadığımızdan kilo almış oluyoruz. Hadisleri hayatımıza geçirebilsek kilo problemimiz kalmayacak.&#8221;</p>
<p><em>(Zaman, Ocak 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/oturarak-su-icmenin-hikmeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kandırıldık Ey Halkım!</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kandirildik-ey-halkim.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kandirildik-ey-halkim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 21:46:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50535</guid>
		<description><![CDATA[İddia doğru ise yüzyılın tıp skandalına hazırlıklı olun. Avrupa Konseyi Aile ve Sağlık Komisyonu Başkanı Wolfgang Wodarg, “Domuz gribi, ilaç firmalarının başlattığı sahte bir salgındır. Bu olay yüzyılın en büyük tıp skandallarından biridir” diyor. Wolfgang Wodarg İngiliz Daily Mail’e açıklama yapan Wodarg, grip ilaçlarının ve aşılarının üreticilerini Dünya Sağlık Örgütü’nün salgın ilanı yapma kararını etkilemekle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İddia doğru ise yüzyılın tıp skandalına hazırlıklı olun.<br />
Avrupa Konseyi Aile ve Sağlık Komisyonu Başkanı Wolfgang Wodarg, “Domuz gribi, ilaç firmalarının başlattığı sahte bir salgındır. Bu olay yüzyılın en büyük tıp skandallarından biridir” diyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50536   aligncenter" title="Wolfgang Wodarg" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Wolfgang-Wodarg.jpg" alt="" width="234" height="328" /></p>
<p style="text-align: center;">Wolfgang Wodarg</p>
<p>İngiliz Daily Mail’e açıklama yapan Wodarg, grip ilaçlarının ve aşılarının üreticilerini Dünya Sağlık Örgütü’nün salgın ilanı yapma kararını etkilemekle suçladı. Wodarg’a göre Dünya Sağlık Örgütü’nün salgın ilanıyla ilaç firmaları ‘devasa kazançlar’ elde etti. Buna göre, domuz gribi salgını ‘sahte bir salgındı’ ve dünya genelinde milyarlarca dolar kazanmak amacıyla ilaç şirketleri tarafından ortaya atıldı.<br />
Başbakan kaygısında haklıymış. Gıda Hareketi Başkanı Kemal Özer de haklı çıktı.<br />
Daha önce, hac mevsimlerinde yıllarca bizi “Kolera Salgını” ile kandırdılar, hacca gidişi engellemek için.<br />
Sağlık Bakanlığı, bu konuda bana kalırsa dava açmalı. Bu kirli oyunun sorumluları yakalanıp cezalandırılmalı ve bu oyuna katılan kişi ya da kuruluşların bundan sonraki faaliyeti de yakın takibe alınmalı.<br />
Yetmez, geçmişteki benzer faaliyetleri de incelenmeli. O da yetmez, bu kuruluşların değişik ülkelerde işbirliği yaptığı sivil toplum örgütleri, odalar, basın kuruluşları, firmalar ve politikacılar da yakın takibe alınmalı.<br />
İnsanlığın sağlığı ile oynayan bir nitelikli dolandırıcılık örgütü ile karşı karşıyayız.<br />
Bakın şaka değil, para için böylesine gözü dönmüş kişiler. Laboratuvarlarda geni ile oynanmış mikroplar üretip ilaç satmak için salgın hastalıklar icad edebilirler.<br />
Biyolojik harbe hazır olun.<br />
Obama kimyasal silahların gelişmesinden korkuyor, ama önce dönüp kendi içine bakmalı ve birilerinin daha şimdiden biyolojik harp konusunda başlattığı seferberliği önlemelidir.<br />
Kim bilir kaç kez kandırıldık ve kim bilir insanlar hangi yalanların peşinde oyalanmaktadır.<br />
Birileri bizim kanlarımız ve gözyaşlarımız üzerinde kendilerine iktidar ve servet üretmeye çalışıyor.<br />
Güzellik ve sağlık bahane edilerek insanların acıları üzerine kendilerine servet ve mutluluk hayali kuranlar var ya, işte asıl onlardır bugün yeryüzündeki savaş ve terörün müsebbibleri.<br />
GDO’lar, hormonlar ve daha neler neler.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50537  aligncenter" title="genetically modified organism GMO" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/genetically-modified-organism-GMO.jpg" alt="" width="400" height="285" /></p>
<p style="text-align: center;">Genetically Modified Organism (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar)</p>
<p>Ben daha işin başında bu işin içinde başka bir domuzluk olabileceği konusundaki kaygılarımı sizlerle paylaşmıştım.<br />
Bana kalırsa internetten Gıda Hareketi’nin sitesi ve GİMDES’in çalışmalarını izleyin.<br />
Birileri bu endişeleri “paranoya” gibi göstermeye çalıştı. Derin devlet iddialarını inanılmaması gereken “komplo teorileri” olarak göstermek isteyenler olduğu gibi.<br />
Bana kalırsa modern tıp denilen şeyin baştan aşağı sorgulanması gerekir. Tıb alanındaki bilgi ve ürün kirlenmesinin kurbanı olan sadece biz değiliz. Aynı zamanda gelecek nesiller. Kirlenen biziz, kendi bedenimiz.<br />
Beslenme ve sağlık alanı bu yamyamların elinde insan neslini terörden ve savaştan daha çok etkiliyor. Hem de parasını bizden alıyorlar. Mezbahada kasap peşinden koşan koyunlara döndürdüler bizi.<br />
Ben beslenme konusunda, sağlık konusunda Tıbbı Nebevi’den, Hanif gelenekten, Savmu Davud’dan söz ediyorum, az yiyelim, çeşidi azaltalım, oruç tutalım diyoruz. GDO’lardan, hormondan, helalden-haramdan söz ediyorum. Bir kısım media beni “diyetisyenliğe özenmek”le suçluyor. Benim bir zamanlar GİMDES’in yönetim kurulu üyesi olduğumu, Gıda Hareketi’nin gönüllülerinden olduğumu bilmiyorlar. Hani birileri bilmediklerini de bilmiyorlar. Davud peygamber bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı diyorum, bunlar “Diyetisyene soralım” diyorlar. Ne yani, diyetisyene iman etmemizi de mi isteyeceksiniz yoksa bizden! Ben, beni yaratanın benim hakkımdaki hükmü bu diyorum. Onlar, “İnsan bedenini inceleyen uzmanların görüşlerine göre” diye başlıyorlar. O diyetisyenler, ilahi hikmeti idrakleri ölçüsünde benim gözümde değer kazanırlar ve kuşkusuz o hekimler ilahi hikmeti anlamada daha kabiliyet ve bilgi sahibi olmak durumundadırlar.<br />
Şimdi ben bu masabaşında kendi grubunun haber ajansının muhabirinin gönderdiği haberi kesip biçip, kendine göre makyajlayan, dinden, dünyadan habersiz editöre ne diyeyim? Birileri de o haberi okuyup onun üzerine ahkam kesiyor. O öyle yapınca, Habertürk muhabiri de patlatıyor haberi: “Yeni işi, Diyet Uzmanlığı” diye. Ve ardından internette akla ziyan yorumlar.<br />
Ha! Bu arada bu Cumartesi-Pazar günü Türkiye Yazarlar Birliği’nin düzenlediği “Medeniyet Tartışmaları Bağlamında Nurettin Topçu’nun Batı Ahlak Düşüncesine Bakışı” konulu bir dizi toplantı var. Ben Pazar günü 10.00-12.00 arası “İletişim ve Ahlak” konulu oturumda konuşacağım Naci Bostancı, Osman Özsoy ve Yusuf Kaplan’la birlikte.<br />
Hani mediamızın muhterem editörlerini bekleriz.. “Nureddin Topçu Felsefesi ve İsyan Ahlakı”, “İslam Ahlakı”, “İletişim Ahlakı”, “Ekonomi ve Ahlak”, “Siyaset ve Ahlak”, “Eğitim ve Ahlak” diğer oturumların konu başlıkları.<br />
Media Hakk’ın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve haykıran sesi olmak durumundadır. Ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel gelişmelerin topluma iletilmesi, toplumsal taleplerin yöneticilere aktarılmasında önemli bir rol üstlenen bizler susar ya da kalemlerimizi satacak olursak, topluma yazık olur. Devlet de gider elden, sağlığınız da. Bana kalırsa sağlık reformu en az adalet reformu kadar hayati. Koruyucu hekimlik, bu alternatif tıp denilen alan. Sülük, hacamat konusunda hâlâ birileri burun kıvırıyor, batılılar bu konularda araştırma merkezleri kuruyor. Düşünebiliyor musunuz, dünyanın en zengin bitki envanterine sahip ülkemizde hâlâ bitkisel ilaç konusunda doğru düzgün bir çalışma bile yok. Biz de, Antalya yöresinde kendiliğinden dağda yetişen Aloverayı (şu bizim sarı sabur) Amerika’dan ithal ediyoruz. Sarı saburu paketleyip, kutusuna uygarlık duası okuyup, Alovera diye bize satıyorlar. Tam da Türk filmlerindeki gibi..<br />
Selam ve dua ile.</p>
<p><em>(Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2010-01-13)</em><br />
<em><img class="alignnone size-full wp-image-35642" title="abdurrahman-dilipak" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/abdurrahman-dilipak.jpg" alt="" width="239" height="203" /><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kandirildik-ey-halkim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanserden Korunmanın 10 Yolu</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kanserden-korunmanin-10-yolu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kanserden-korunmanin-10-yolu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 19:10:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50254</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde ve dünyada kansere yakalanma oranları artıyor. Değişen hayat şartları, kullanılan eşyalar, beslenme alışkanlıklarımızın farklılaşması gibi etkenler kansere davetiye çıkarıyor. Aslında alacağımız birkaç küçük önlemle kanserden korunmamız mümkün. İşte sizi kansere yakalanmaktan koruyacak 10 öneri: Kanser, ölümcül ve tedavisi zor bir hastalık. Maalesef son yıllarda ülkemizde özellikle akciğer kanserinde bir artış söz konusu. Bunu tek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kansere yakalanma oranları artıyor. Değişen hayat şartları, kullanılan eşyalar, beslenme alışkanlıklarımızın farklılaşması gibi etkenler kansere davetiye çıkarıyor. Aslında alacağımız birkaç küçük önlemle kanserden korunmamız mümkün. İşte sizi kansere yakalanmaktan koruyacak 10 öneri:</p>
<p>Kanser, ölümcül ve tedavisi zor bir hastalık. Maalesef son yıllarda ülkemizde özellikle akciğer kanserinde bir artış söz konusu. Bunu tek bir sebebe bağlamamız da mümkün değil ancak gündelik hayatta girdiğimiz ortamlar, kullanılan eşyalar hatta yiyip içtiklerimiz bile tehlike taşıyabiliyor. Tabii kanserden korunayım derken paranoyak da olmamak gerekiyor. Yersiz telaşlar, bilinçsizce kullanılan bitkisel çaylar, ilaçlar vs. kanserden korumak yerine başka hastalıklara davetiye çıkarabilir.</p>
<p>Üç bilim adamının kanıtlanmış gerçeklerden yola çıkarak hazırladığı, Prof. Dr. Erkan Topuz&#8217;un Türkçeye çevirdiği &#8220;KANSER Salgınını Önlemek İçin 101 Çözüm Önerisi&#8221; kitabında kansere dair merak ettiğiniz her şeyi bulmanız mümkün. Alfa Yayınları&#8217;ndan çıkan kitapta kanser hastalığını ne kadar tanıdığımız, kansere neden yakalandığımız, hastalığın bu kadar yaygınlaşmasının sebeplerinden kanseri önlemenin ya da tedavisinin olup olmadığına kadar birçok konuya açıklık getiriliyor. İşte size kanserden korunmanız için 10 çözüm önerisi:</p>
<p><strong>Gözlerinizi açın:</strong> Aslında kanser yapıcı birçok madde ile iç içeyiz. Bunları kanserle ilişkilendirmek aklımızı ucundan bile geçmiyor. Petrol, doğal olmayan pamuk ve sentetikler, temizleyiciler kanserojen madde içerir. Daha birçok örnek verilebilir. Tüm bu doğal ve yapay kanserojenlerle karşılaşma riskimizi azaltmak ilk kural bu tehlikelere karşı gözümüzün açık olması.</p>
<p><strong>Sağlıklı davranışlara alışın:</strong> Fizik olarak aktif olun, az araç kullanın, bisiklete binin, yürüyün. Güneşte fazla kalmayın ancak D vitamininizi de alın.</p>
<p><strong>Her türlü tütün dumanından kaçının:</strong> Sigaranın yol açtığı hastalıkların başında akciğer kanseri geliyor. Elinizden geldiği kadar tütünden uzak durun.</p>
<p><strong>Sağlıklı beslenin:</strong> Bol miktarda taze, mevsiminde organik meyve ve sebze yemeye özen gösterin. Bol miktarda klor ve kirletici maddelerden arındırılmış su, çeşitli çaylar, yeşil çay gibi içecekler tüketin. Bağışıklık sistemini güçlendiren vitamin ve mineralleri de almaya çalışın.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50272  aligncenter" title="Bol Kanserli Yemek" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Bol-Kanserli-Yemek.jpg" alt="" width="260" height="499" /></p>
<p><strong>Güvenli kişisel ürünler kullanın:</strong> Birçok kişisel bakım ürünü sağlıklı olmayabilir. Bunları kullanırken sağlığımızdan taviz vermeyin. Kullanmadan önce daha çok araştırma yapmamızda yarar var.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir evde yaşayın:</strong> Ev içi havanızın ve kullandığınız suyun temiz olduğundan emin olun. Eğer imkanınız varsa sağlıklı taban malzemeleri, sertifikalı organik dokuma eşyalar ve doğal duvar kaplamalarıyla evinizi değiştirerek daha sağlıklı bir ortam sağlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>Evinizi güvenli şekilde temizleyin:</strong> Ayakkabılarınızı kapıda çıkarın. Temiz bir ortam için yerleri haftada en az iki kere temiz ıslak bez ile silmek, halıları da donanımlı elektrik süpürgeleri ile süpürmek gerekir. Sirke, dezenfekte eder ve kokuları giderir. Ayrıca evinizin güzel kokması için kullandığınız parfümlerin doğal olmasına dikkat edin.</p>
<p><strong>Bahçenizi doğal yollardan koruyun:</strong> Bahçe ilaçlarına elveda deyin. Plastik çimenleri kabul etmeyin. Sağlıklı havuz ve küvetleri tercih edin. Organik besinler yetiştirin.</p>
<p><strong>Alkol almayın:</strong> Alkol; ağız, boğaz, karaciğer, meme ve kolon kanseri için bilinen bir risk unsuru. Bu açıdan alkolden uzak durmak gerek.</p>
<p><strong>Radyasyonla temasınızı azaltın:</strong> Cep telefonları yüzünden günün hemen her saatinde radyasyona maruz kalıyoruz. Bunu engellemek istiyorsanız iletişimi elinizden geldiği kadar sabit telefonlardan yapın. Kablosuz dijital telefonları kullanmaktan kaçının. Eğer cep telefonu kullanıyorsanız konuşurken mutlaka kulaklık kullanın. Kullanmadığınız zamanlarda da telefonunuzu kapalı tutun.</p>
<p><em>(www.hanimlar.com, 01-2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kanserden-korunmanin-10-yolu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Domuz Gribinde Korkunç Şüphe</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/domuz-gribinde-korkunc-suphe.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/domuz-gribinde-korkunc-suphe.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 20:45:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=48851</guid>
		<description><![CDATA[Vatan gazetesinin iddiasına göre dünyayı ayağa kaldıran domuz gribi salgınıyla ilgili korkunç bir şüphe ortaya atıldı. H1N1 virüsünün aslında abartıldığı kadar ölümcül, salgının da şiddetli olmadığı; grip konusunda dünyanın bir numaralı otoritesi olan bir profesör ile 3 arkadaşının, danışmanlık yaptıkları ilaç şirketlerine para kazandırmak için panik yarattığı iddia edildi! Rotterdam Üniversitesi&#8217;nde görev yapan Profesör Albert [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vatan gazetesinin iddiasına göre dünyayı ayağa kaldıran domuz gribi salgınıyla ilgili korkunç bir şüphe ortaya atıldı. H1N1 virüsünün aslında abartıldığı kadar ölümcül, salgının da şiddetli olmadığı; grip konusunda dünyanın bir numaralı otoritesi olan bir profesör ile 3 arkadaşının, danışmanlık yaptıkları ilaç şirketlerine para kazandırmak için panik yarattığı iddia edildi!</p>
<p>Rotterdam Üniversitesi&#8217;nde görev yapan Profesör Albert Osterhaus, dünyada grip konu olduğunda akla gelen tek isim. Hatta bu nedenle kendisine bilim dünyasında takılan ad: Doktor Grip. SARS ve kuş gribi paniklerinde hep Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün krizi önlemek için başvurduğu ilk isim o oldu. Şimdi Hollandalı &#8220;Doktor Grip&#8221; ile ilgili bir iddia tüm dünyayı kasıp kavuruyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48852  aligncenter" title="Professor Albert Osterhaus" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Professor-Albert-Osterhaus.jpg" alt="Professor Albert Osterhaus" width="255" height="317" /></p>
<p style="text-align: center;">Profesör Albert Osterhaus</p>
<p style="text-align: center;">
<p><strong>İddiayı Hollanda basını yazdı</strong></p>
<p>İlk kez saygın bilim dergisi Science&#8217;da kısa bir makale ile dile getirilen, ardından Hollanda&#8217;da yayınlanan De Telegraaf gazetesi tarafından yayınlanan iddia, grip salgınının Doktor Grip&#8217;in servetinde dramatik bir artışa sebep olduğu yönünde. Profesör Osterhaus Avrupa İnfluenza Bilimsel Araştırma Grubu&#8217;nun Başkanı. Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (WHO) danışma kurulu olan SAGE&#8217;nin de üyesi. Hatta WHO, domuz gribiyle ilgili olarak &#8220;küresel pandemi&#8221; kararı aldığında Osterhaus SAGE&#8217;ye başkanlık ediyordu. Ancak bunun yanında Osterhaus&#8217;un bir de aşı geliştirip üreten bir şirketi var. Profesör aynı zamanda da Roche, Novartis, Baxter, Mediimmune, Glaxo, Sanofi Pasteur gibi ilaç şirketlerine de maaşlı danışmanlık yapıyor. Yani küresel bir domuz gribi salgının fayda sağladığı tek bir isim varsa o da Osterhaus. Hem şirketinin değeri bu süreçte oldukça artmış durumda hem de danışmanlık ücreti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48879  aligncenter" title="Domuz Gripli Burunlar" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Domuz-Gripli-Burunlar.jpg" alt="Domuz Gripli Burunlar" width="496" height="367" /></p>
<p><strong>DSÖ&#8217;yü de yönlendirdi</strong></p>
<p>Ama daha vahim olan ise Danimarka&#8217;nın Information ve İsveç&#8217;in SVG gazetelerinde çıkan iddialar. Bu da SAGE&#8217;deki 8 kişilik heyette yer alan Osterhaus ve 3 arkadaşının &#8220;danışmanlık yaptıkları ilaç şirketlerinin baskısıyla DSÖ&#8217;yü yönlendirerek aslında var olmayan bir paniği tüm dünyaya yutturduğu&#8221; iddiası. SAGE&#8217;de yer alan Osterhaus&#8217;un yakın arkadaşı Profesör Frederick Hayden, Roche ve Glaxo&#8217;nun maaşlı danışmanı. Profesör Arnold Monto, &#8220;40 yıldır küresel salgını bekleyen adam&#8221; olarak biliniyor ve burundan verilen domuz gribi ilacını üreten Medimmune, Glaxo ve Viro Pharma şirketlerine danışmanlık yapıyor. Yine aynı heyette yer alan David Salisbury, İngiltere&#8217;deki imunizasyon programının başkanı ve ilaç şirketleriyle danışmanlık ilişkisi içinde. Yani 8 kişilik heyetin en etkili 4 ismi ilaç şirketleriyle organik bağ içinde. Domuz gribini JP Morgan&#8217;ın tahminlerine göre ilaç şirketlerine 7.5-10 milyar euro para kazandıracak bir hastalık konumuna yükselten süreçte de bu bilim adamlarının yönlendirmesinin hayati önem taşıdığı biliniyor. Bu uzmanların desteğiyle hazırlanan raporlarda WHO domuz gribine karşı aşılamayı 24 kez, ilaçlı tedaviyi de 18 kez önerirken, sık el yıkamanın önemine ise sadece 2 kez değinildi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48853  aligncenter" title="Dr. Frederick Hayden" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Dr.-Frederick-Hayden.jpg" alt="Dr. Frederick Hayden" width="360" height="287" /></p>
<p style="text-align: center;">Dr. Frederick Hayden</p>
<p><strong>&#8216;Salgın&#8217; tanımını değiştirdi</strong></p>
<p>Bu konudaki en önemli kanıtlardan biri Der Spiegel dergisine konuşan ve grip konusundaki araştırmaları değerlendiren Cochrane Teşkilatı&#8217;nın başkanı Epidemolog Tom Jefferson&#8217;un altını çizdiği gerçek. Buna göre DSÖ, Nisan 2009&#8242;da yine bu bilim adamlarının tavsiyesiyle tüm dünyada hükümetlerin referans aldığı &#8220;pandemi&#8221; (salgın) tanımını değiştirdi. Eski tanımda WHO&#8217;nun bir hastalığı pandemi olarak ilan edebilmesi için yeni bir virüsün ortaya çıkması, hızla yayılması, insanların bu hastalığa bağışıklığının bulunmaması, yüksek ölüm oranına sahip olması ve bulaşma oranının yüksek olması gerekiyordu. Ancak Nisan ayında alınan kararla WHO, bu son iki şarttan vazgeçti ve ölüm oranı yüksek olmayan domuz gribi hastalığı bir anda pandemi tanımının içinde kendine yer bulmuş oldu. Ardından 11 Haziran&#8217;da WHO &#8220;küresel salgın&#8221; kararı aldı. Tüm dünyada hükümetler milyonlarca doz aşı siparişi verdi, ilaçlar stok edilmeye başlandı. Yani ilaç sektörüne milyarlarca dolarlık bir gelirin kapısı aralandı. İddiaya göre WHO&#8217;nun bu kritik kararları aldığı toplantılara profesörlerin taşvikiyle Glaxo, Novartis ve Baxter&#8217;in temsilcileri de gözlemci sıfatıyla ilk kez katıldı.</p>
<p><strong>Hakkında soruşturma başlatıldı</strong></p>
<p>Tüm bu iddiaların gazetelerde yer bulmasının ardından Hollanda parlamentosu Doktor Grip hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdi. Düzenlenen özel oturumda Osterhaus&#8217;un bağlantıları didik didik edildi. Ancak meclis ülkedeki bir numaralı sağlık otoritesi olarak gördükleri profesör ile bağları koparmamayı kararlaştırdı. Şimdi ise Rus meclisinde (Duma) bir hazırlık yapılıyor. Duma&#8217;nın Sağlık Komisyonu Cenevre&#8217;deki WHO temsilcilerine iddiaların detaylı bir şekilde incelenmesi talimatı verdi.</p>
<p><strong>Profesör David Salisbury</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-48854" title="Profesör David Salisbury" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Profesör-David-Salisbury.jpg" alt="Profesör David Salisbury" width="282" height="295" /><br />
</strong></p>
<p>- SAGE&#8217;nin üyesi</p>
<p>- İngiltere&#8217;deki imunizasyon programının başkanı İlaç şirketlerine danışmanlık yapıyor.</p>
<p><strong>Prof. Albert Osterhaus</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-48852" title="Professor Albert Osterhaus" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Professor-Albert-Osterhaus.jpg" alt="Professor Albert Osterhaus" width="255" height="317" /></p>
<p>- Avrupa İnfluenza Bilimsel Araştırma Grubu&#8217;nun Başkanı.</p>
<p>- Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (WHO) danışma kurulu olan SAGE&#8217;nin üyesi. Hatta WHO, domuz gribiyle ilgili olarak &#8220;küresel salgın&#8221; kararı aldığında SAGE&#8217;ye başkanlık ediyordu.</p>
<p>- Aşı geliştirip üreten Viros Cope adlı bir şirketi var.</p>
<p>- Aynı zamanda Roche, Novartis, Baxter, Medimmune, Glaxo, Sanofi Pasteur gibi ilaç şirketlerine maaşlı danışmanlık yapıyor.</p>
<p><strong>Profesör Arnold Monto</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-48856" title="Profesör Arnold Monto" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Profesör-Arnold-Monto.jpg" alt="Profesör Arnold Monto" width="380" height="215" /><br />
</strong></p>
<p>- SAGE&#8217;nin üyesi</p>
<p>- Burundan verilen domuz gribi ilacını üreten Medimmune, Glaxo ve Viro Pharma şirketlerine danışmanlık yapıyor</p>
<p><strong>Profesör Frederick Hayden</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-48853" title="Dr. Frederick Hayden" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Dr.-Frederick-Hayden.jpg" alt="Dr. Frederick Hayden" width="360" height="287" /><br />
</strong></p>
<p>- SAGE&#8217;nin üyesi</p>
<p>- Bir numaralı aşı üreticileri Roche ve Glaxo&#8217;nun maaşlı danışmanı.</p>
<p><strong>DOKTOR GRİP&#8217;İN İŞİ Mİ?</strong></p>
<p>Rotterdam Üniversitesi Profesör Albert Osterhaus, dünyada grip konu olduğunda akla gelen tek isim. Hatta bu nedenle kendisine bilim dünyasında takılan ad: Doktor Grip. SARS ve kuş gribi paniklerinde hep Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün krizi önlemek için başvurduğu ilk isim o oldu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49446  aligncenter" title="Domuz Gribi Bombası" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Domuz-Gribi-Bombası.jpg" alt="" width="500" height="391" /></p>
<p><strong>Harvard Üniversitesi: Salgın çok şiddetli değil</strong></p>
<p>ABD&#8217;li ve İngiliz bilim adamları domuz gribi salgının dünyayı tahmin edildiği kadar şiddetli vurmadığını öne sürdü. Amerika&#8217;daki Harvard Üniversitesi ve İngiliz Tıbbi Araştırma Konseyi tarafından yürütülen araştırmalarda ABD&#8217;deki domuz gribinden ölüm oranları ve önceki grip sezonlarındaki ölüm oranları incelendi. Buna göre domuz gribinden ölüm oranı her yıl grip yüzünden ortalama 36 bin kişinin yaşamını yitirdiği ülkede, ortalamanın biraz altında kalabilir ya da en kötü ihtimalle bunun çok az üzerine çıkabilir. Ağustos ayında ABD Başkanı&#8217;nı bilgilendiren Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi tarafından hazırlanan bir raporda domuz gribinden ölü sayısının 30 bin ile 90 bin arasında olacağı hesaplanmıştı. Harvard Üniversitesi profesörü Marc Lipsitch, hatalı olduğunu öne sürdüğü bu tahminin sınırlı verilerle yapıldığını söylüyor.</p>
<p><strong>WHO açıklama yaptı: İddialar kesinlikle asılsız</strong></p>
<p>İddialar üzerine WHO sözcüsü Gregory Hartl, bir açıklama yaptı. WHO toplantılarına ilaç sektöründen temsilcilerin bulunmasının doğal olduğunu söyleyen sözcü, toplantıda bulunan temsilcilerin hiç söz hakkı olmadığını ve toplantının gidişatını etkilemediğini sözlerine ekledi ve &#8220;Aşı yapıyoruz ve bu yüzden aşının içinde olanları bilmemiz gerek&#8221; dedi. WHO&#8217;da çalışan herkesin geçmişlerinin çok sıkı bir biçimde incelendiğini açıklayan Hartl, adı skandala karışan Frederick Hayden&#8217;in Dünya&#8217;daki en iyi virolog olduğunu ve grip hakkında birşey sorulması halinde cevap verecek ilk kişinin Hayden olması gerektiğini belirtti. WHO&#8217;nun çalışanlarının finansal geçmişlerini kamuoyuyla paylaşmalarının şimdilik mümkün olmadığını söyleyen Hartl WHO&#8217;nun özgür bir kurum olduğunu açıkladı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48855  aligncenter" title="Gregory Hartl" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Gregory-Hartl.jpg" alt="Gregory Hartl" width="360" height="258" /></p>
<p style="text-align: center;">Gregory Hartl</p>
<p><em>(www.timeturk.com, 12.2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/domuz-gribinde-korkunc-suphe.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlaç İçmeden Önce Bu Kitabı Okuyun</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ilac-icmeden-once-bu-kitabi-okuyun.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ilac-icmeden-once-bu-kitabi-okuyun.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 21:20:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=48610</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Doğal tedavi elma yemektir, kuersetin hapı içmek değil. Doğal tedavi balık yemektir, balık yağı hapı içmek değil. Doğal tedavi domates yemektir, likopen hapı içmek değil.&#8221; Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta anlatıyor: Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta &#8220;Adamın Biri Doktora Gitmiş. Gidiş O Gidiş&#8221;  Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta&#8217;nın kitabının adı bu. Hayykitap etiketiyle çıkan ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Doğal tedavi elma yemektir, kuersetin hapı içmek değil. Doğal tedavi balık yemektir, balık yağı hapı içmek değil. Doğal tedavi domates yemektir, likopen hapı içmek değil.&#8221; Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta anlatıyor:</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48611  aligncenter" title="Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Prof.-Dr.-Ahmet-Rasim-Küçükusta.jpg" alt="Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta" width="234" height="187" /></p>
<p style="text-align: center;">Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</p>
<p>&#8220;Adamın Biri Doktora Gitmiş. Gidiş O Gidiş&#8221;  Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta&#8217;nın kitabının adı bu. Hayykitap etiketiyle çıkan ve Tıp alanındaki en ciddi konulara değinen kitap, Hoca&#8217;nın eğlenceli üslubu ile bir solukta okunabilecek bir yapıt aslında. Modern Tıbbın bir eleştirisi niteliğindeki kitap ilaç firmalarının emrine girmiş hekimlerin tuzaklarına düşmek istemeyenler için de bir rehber niteliğinde.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48612  aligncenter" title="Adamın Biri Doktora Gitmiş Gidiş O Gidiş" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Adamın-Biri-Doktora-Gitmiş-Gidiş-O-Gidiş.jpg" alt="Adamın Biri Doktora Gitmiş Gidiş O Gidiş" width="297" height="372" /></p>
<p>Tıp dünyasıyla içice giren ve yediğimiz her lokmadan içtiklerimize, sigaramızdan gribimize kadar her konuda verilen çelişkili mesajlarla nasıl yöneteceğimizi bir türlü bilemediğimiz yaşama alışkanlıklarımız konusunda bize rehber olabileceği düşüncesiyle Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ile görüşmek istedik. Kitabını, hekimliği, ilaçları konuştuk.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de hekim olmakla başlayalım isterseniz</strong></p>
<p>Doktorluk belki de dünyanın en saygın mesleği idi bir zamanlar. Hekimler hastanın gözünde adeta Allah ve Peygamber&#8217;den sonra gelen kişilerdi. Hasta ve hekim arasında saygıya, sevgiye dayalı muhteşem bir ilişki vardı. Eskiden gururla &#8216;doktorum&#8217; diyen meslektaşlarım şimdi artık neredeyse ne iş yaptıklarını saklar hale geldiler. Toplumda belki de en çok hakarete, saygısızlığa maruz kalan meslek, maalesef doktorluk oldu.</p>
<p><strong>Bu eskiden dediğiniz döneme ait anılarınız da vardır herhalde</strong></p>
<p>Ballıdağ sanatoryumunda mecburi hizmet görevimi yaparken tedavi ettiğim fakir bir hastam vardı. İyi olup taburcu edilirken, bana utana sıkıla verdiği gofretin tadım 25 sene sonra bile unutmuş değilim. Bu benim aldığım en önemli hediye idi.</p>
<p><strong>Kitap tam anlamıyla bir Modem Tıp eleştirisi</strong></p>
<p>İnsanlar Modem Tıp sayesinde rahat nefes alıyorlar, acı çekmiyorlar. Organ nakilleri, yapay organlar, kök hücre tedavileri ile yaratılan mucizeler hep Modern Tıbbın eserleri. Uzun sözün kısası, insanların Modern Tıp sayesinde rahat, sağlıklı ve uzun bir ömür sürdüklerini kimsenin görmezden gelmesi ve inkârı elbette mümkün değil. Ancak, bir de madalyonun diğer yüzü var. Modern Tıbbın mutlaka düzeltilmesi gereken yanlışları, olumsuzlukları ve hatta günahları var. Hem de pek çok. Bu kitap Modern Tıbbı kötülemek için değil, onun daha iyi olması için yazılmıştır.</p>
<p><strong>Hekimlerden çok tepki aldınız mı?</strong></p>
<p>Meslektaşlanmdan çok farklı tepkiler alıyorum. İçlerinde &#8216;Böyle gelmiş böyle gider&#8217; ve &#8216;Alan memnun satan memnun, sana ne oluyor&#8217; diye düşünenler de var. &#8216;Benim doktorum işini bilir&#8217; veya &#8216;Hocam ekmeğimizle oynama ne olur&#8217; diyenler de oluyor. &#8216;Havvaii&#8217;de havyar yerken iyiydi, şimdi ne oldu sana&#8217; tarzında sorular da geliyor tabii ki.</p>
<p>Ama durumu en iyi anlatan, &#8216;Hocam, yeni kitabınız çıkmış. Acaba hangi firma dağıtıyor&#8217; diye soran bir elektronik posta. Bence söz de burada bitiyor zaten.</p>
<p><strong>Alternatif Tıp&#8217;a da sıcak bakmıyorsunuz ama</strong></p>
<p>Geçenlerde bir televizyon kanalında izledim; o ünlü otçulardan biri, isim vermeden, benim &#8216;modem tıbba karşı çıkışımı&#8217; pek bir memnuniyetle anlatıyordu. &#8216;Profesörler bile Modern Tıptan şikâyetçi&#8217; demeye getiriyordu. Evet, biz de şikâyetçiyiz ama bunun çaresi otta veya çöpte değil, yine Modern Tıpta. Aslında bu tür otçulann türemesinin sebebi de bizatihi &#8216;tabiatın şifalı elini görmezden gelen&#8217; Modern Tıbbın kendisi. İlaç endüstrisi denetimindeki Modem Tıp kendi kasasına para getirmeyen tedavileri yok sayar veya tu-kaka eder.</p>
<p><strong>Bitkisel ilaçlar da düpedüz ilaçtır</strong></p>
<p><strong>Siz otçu deseniz de, Türkiye&#8217;de Alternatif Tıp ürünlerine İlgi her geçen gün daha da artıyor. Bu ürünlerin yararlan ve zararları konusunda neler söyleyeceksiniz?</strong></p>
<p>Son yıllarda tüm dünyada yayılıyor bir &#8216;bitkisel tedavi modası/ İlaçların bir hastalığa iyi gelirken başka organlara dokunması, bazen telafisi imkânsız zararlara yol açması insanları haklı olarak ilaç dışı tedavilere özendiriyor. Birçok hasta artık doktorundan &#8216;ilaç&#8217; yerine &#8216;bitkisel ilaç istiyor. Çünkü bitkisel ilaçların, &#8216;faydası olmasa da, hiç değilse zararlı etkileri yok&#8217; sanılıyor. Ancak burada gözden kaçınlmaması gereken çok hassas bir nokta var; o da şu: Fabrikaya girmiş, bir takım fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçmiş, onlarca katkı maddesi eklenmiş, şurup, tablet, kapsül veya draje haline getirilip şişeye konmuş bir &#8220;bitkisel ilacın&#8217; o çekindiğimiz ilaçlardan hiçbir farkı olmadığının farkında mıyız acaba? Bitkisel tedavi deyince, her zaman, herkesin pazardan, manavdan alıp yediği işlenmemiş, ambalajlanmamış, doğal haldeki yiyecekler anlaşılmalıdır. Kahverengi şişelere konup eczanelerde satılan &#8216;bitkisel ilaçlann&#8217; gerçek İlaçlardan hiçbir farklarının olmadığı asla unutulmamalıdır. Doğal tedavi elma yemektir, kuersetin hapı içmek değil. Doğal tedavi balık yemektir, balık yağı hapı içmek değil. Doğal tedavi domates yemektir, likopen hapı içmek değil.</p>
<p><strong>Aşı isteriz diye ayaklanmaları gerekir</strong></p>
<p><strong>Modern Tıbbın günümüzdeki uygulamalarının ayrılmaz bir parçası ilaçlan da eleştiriyorsunuz ama.</strong></p>
<p>Baş ağnmızı anında gideren bir analjezik, vücudumuzdaki bir iltihabı yok eden bir antibiyotik, alerji komasından bizi hayata döndüren adrenalin, organ nakillerini mümkün kılan kortizon, şeker hastalannın hayata tutunmalannı sağlayan ensülin. Her gün onlarca hastaya ilaç yazan bir hekim olarak ilaca &#8216;karşı&#8217; olmam nasıl mümkün olabilir? Ben ilacın sıradan bir ticari tüketim ürünü muamelesi görmesine karşıyım. Ben ilacın reklamına karşıyım. Ben ilaç tüketiminin özendirilmesine karşıyım. Ben ilaç tedavilerinin dayatılmasına karşıyım.</p>
<p><strong>İlaçlar konusunda &#8216;küresel bir oyun&#8217;dan söz ediyorsunuz ama</strong></p>
<p>Bugün artık dünyanın her yerinde, insanlar sağlık sektörüne artık şüpheyle yaklaşıyorlar. Çünkü günümüzde Tıp, sadece &#8220;Tıp&#8221; değil. Dünya her yeni ilaç, aşı ya da tedavi yöntemi için &#8216;Acaba bu gerçekten işe yanyor mu yoksa ticari bir oyunla mı karşı karşıyayız&#8217; diye düşünüyor. Bence çok haklılar ve bu durum domuz gribi aşısı için de geçerli. Normalde insanların dünya çapında bir salgın varken ve &#8216;Neden aşı olamıyoruz, biz de aşı olmak istiyoruz&#8217; diye ortalığı ayağa kaldırmalan gerekirken bedava sunulan aşıya karşı büyük bir güvensizlik var ve buna Başbakanımız da dâhil. Sanırım fazla söze gerek yok.</p>
<p><strong>Sonuçta hepimiz, kitabınızın kapağındaki tasvirde olduğu gibi ilaç şişelerine hapsedilmiş durumda mıyız?</strong></p>
<p>Kitabın kapağında gördüğünüz ilaç şişesinin içine hapsedilmiş olan ve önüne konan haplan yutmaya zorlanan kişi bir doktor da olabilir, profesör de, eczacı da, hemşire de. hastabakıcı da, sağlık bakanı da. İstisnasız hepimiz, ilaç endüstrisi tarafından böyle köşeye sıkıştınlmış veya şişeye tıkılmış durumdayız. Mesele budur.</p>
<p><em>(Ayşe Tatlıcı, Taraf, 11-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ilac-icmeden-once-bu-kitabi-okuyun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahilde Yanmak</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/sahilde-yananmak.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/sahilde-yananmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 15:31:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=48473</guid>
		<description><![CDATA[This aerial photo of 1,700 beach towels each bearing a chalk outline of a &#8220;dead body&#8221;, symbolising the annual toll of skin cancer related deaths in Australia, laid out by the Cancer Council on Bondi Beach in Sydney on Nov. 15, 2009. The event was designed to raise awareness about the dangers of tanning in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Yanmanın-Sebebi.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-48474  aligncenter" title="Yanmanın Sebebi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Yanmanın-Sebebi.jpg" alt="Yanmanın Sebebi" width="560" /></a></p>
<p>This aerial photo of 1,700 beach towels each bearing a chalk outline of a &#8220;dead body&#8221;, symbolising the annual toll of skin cancer related deaths in Australia, laid out by the Cancer Council on Bondi Beach in Sydney on Nov. 15, 2009. The event was designed to raise awareness about the dangers of tanning in Australia where almost half of teenagers still believe a tan looks healthy.</p>
<p>Avustralya&#8217;da bir yılda cilt kanserinden ölenleri simgeleyen 1700 oturak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/sahilde-yananmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İspanyol Gribi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ispanyol-gribi-2.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ispanyol-gribi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 21:24:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=48003</guid>
		<description><![CDATA[Tüm Zamanların En Korkunç Hastalığı İspanyol gribi veya İspanyol nezlesi, 1918 &#8211; 1920 yılları arasında H1N1 virüsünün ölümcül bir alt türünün yol açtığı grip salgınıdır. İspanyol Gribi, 18 ay içinde 50 ile 100 milyon arası insanın (o dönemde yaşayan nüfusunun % 5&#8242;i) ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde bilinen en büyük salgın olmuştur. İspanyol Gribinin bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm Zamanların En Korkunç Hastalığı</strong></p>
<p>İspanyol gribi veya İspanyol nezlesi, 1918 &#8211; 1920 yılları arasında H1N1 virüsünün ölümcül bir alt türünün yol açtığı grip salgınıdır. İspanyol Gribi, 18 ay içinde 50 ile 100 milyon arası insanın (o dönemde yaşayan nüfusunun % 5&#8242;i) ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde bilinen en büyük salgın olmuştur. İspanyol Gribinin bir özelliği, zayıf, yaşlı ve çocuklardan çok, sağlıklı genç erişkinleri etkilemiş olmasıdır.<em> </em>Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın son aylarında tüm dünyayı etkisi altına almış, hatta kimi tarihçilere göre dört yıl süren savaşın sona ermesinde önemli bir etken olmuştur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48111  aligncenter" title="Military hospital during the Spanish flu pandemic" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Military-hospital-during-the-Spanish-flu-pandemic.jpg" alt="Military hospital during the Spanish flu pandemic" width="560" height="428" /></p>
<p style="text-align: center;">Bir Askeri Hastanede İspanyol Giribi Tedavisi, 1918</p>
<p>Türkçede 1918&#8242;den itibaren &#8220;İspanyol Nezlesi&#8221; deyimi kullanılmıştır. Ancak son yıllarda kuş gribi salgını nedeniyle dünya basınında tekrar adından söz edilen hastalık, İngilizceden çeviri nedeniyle &#8220;İspanyol Gribi&#8221; olarak anılmaya başlanmıştır.</p>
<p><strong>Tarihçe</strong></p>
<p>İspanyol nezlesi ilk kez 11 Mart 1918&#8242;de ABD&#8217;nin Kansas eyaletinde tespit edilmiştir. Salgın 1918 Eylül &#8211; Kasım aylarında zirve noktasına ulaşmış ve Türkiye dahil tüm dünya ülkelerini etkilemiştir. Hindistan&#8217;da 17 milyon kişi yani ülke nüfusunun % 5&#8242;i bu hastalıktan ölmüştür.</p>
<p>ABD&#8217;de nüfusun yaklaşık % 28&#8242;i hastalığa yakalanmış ve 500,000 ila 675,000 kişi hayatını kaybetmiştir.</p>
<p>Britanya&#8217;da 250,000, Fransa&#8217;da 400,000 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Fiji Adalarında nüfusun %14&#8242;ü iki haftalık bir süre içinde İspanyol Nezlesi&#8217;nden ölmüştür.</p>
<p>Salgın İspanya&#8217;da başlamamıştır. İspanyol nezlesi olarak adlandırılmasının nedeni, İspanya&#8217;nın Dünya Savaşı&#8217;nda yer almamış olması ve askeri sansür nedeniyle diğer Avrupa devletlerinde salgından söz edilmezken İspanyol basınının salgın konusunu ilk kez gündeme getirmiş olmasıdır.</p>
<p>İspanyol Nezlesi vakalarına 1922 veya 1923&#8242;ten sonra rastlanmamıştır.</p>
<p><strong>Fikret Mualla (1903 &#8211; 1967) ve İspanyol Gribi</strong></p>
<p>Cumhuriyeti’nin ilk kuşak ressamları arasında yer alan Fikret Mualla yaşamının çoğunu geçirdiği Paris’te Türk resminin önemli bir temsilcisi olmuş ve yapıtlarıyla buranın sınırsız sanat ortamında kendini kabul ettirmiştir. Çocukluğu ve gençlik yılları Kadıköy, Bahariye çevresinde geçen Fikret Mualla’nın futbola olan tutkusu derslerinin önünde yer alınca, Düyun-u Umumiye mensubu olan babası Ekrem Bey tarafından, yatılı olarak Galatasaray Lisesi’nde eğitimini sürdürmesine karar verilmiştir.</p>
<p>Fikret Mualla’nın Kadıköy, Saint Joseph’teki eğitimi böylelikle son bulmuştur. Sanatçının Saint Joseph’teki eğitiminin hangi zaman dilimini kapsadığıyla ilgili net bir bilgi bulunmamakla beraber, Hadi Bara, Edip Hakkı Köseoğlu, Turgut Zaim gibi Türk sanatının önemli isimleriyle kurduğu dostlukların Saint Joseph yıllarında atıldığını biliniyor. Galatasaray Lisesi’nde resim öğretmenleri sırasıyla Aslanyan ve Şevket Bey (Dağ) olmuştur.</p>
<p>Galatasaray Lisesi’nde öğrenim gördüğü sıralarda, işgal altındaki İstanbul’da ikinci bir felaket olarak görülen İspanyol gribi Fikret Mualla’nın annesinin ölümüne neden olmuştur. Bu hastalığı annesine bulaştıran kişi olduğu için Fikret Mualla gelişim çağında sürekli bir suçluluk duygusu yaşamıştır. Babasının daha sonra yaptığı evliliği benimseyemeyen Fikret Mualla’nın içine düştüğü durumdan sıyrılabilmesi için ailesi tarafından İsviçre’ye mühendislik eğitimine gönderilmiştir. Fikret Mualla, mütareke yıllarına rastlayan bu dönemde Zürih’te parasız kalmış ancak dönemin konsolosunun desteği ile sanat eğitimi almak üzere buradan Almanya’ya geçmiştir&#8230;</p>
<p><strong>Atatürk İspanyol Gribi Oldu mu?</strong></p>
<p>Daha da ilginci, yeni yayınlanan bir kitapta Mustafa Kemal&#8217;in Samsun&#8217;a gitmeden önce İspanyol gribi geçirdiğine dair bir not var. Bu hastalığı yaveri Cevat Abbas Gürer şöyle anlatıyor: &#8220;Samsun&#8217;a hareket hazırlığında idik. Atatürk bir müddettir rahatsızdı. Oldukça ciddi olan ve o zaman pek korkulan İspanyol nezlesini Beşiktaş&#8217;ta, Akaretler&#8217;deki evinde atlatmıştı&#8221; (Prof. Dr. Metin Özata, &#8216;Atatürk ve Tıbbiyeliler&#8217;)</p>
<p><strong>Ünlü Sanatçılar ve İspanyol Gribi</strong></p>
<p>Dünyaca ünlü Türk ressamı Fikret Mualla, annesinin ölümünü, 1918 yılında kendisinin okuldan kapıp getirdiği &#8220;İspanyol nezlesi mikrobu&#8221;, yani influenzaya bağlar. l. Dünya Savaşı&#8217;nın son yılında tüm Avrupa&#8217;yı etkileyen İspanyol nezlesine, evde ilk kendisi yakalanmıştı çünkü. Annesine kendisinin geçirdiğine inanır. Okullarda ne ölçüde salgın oldu, net olarak bilinmiyor.</p>
<p>Ünlü şair ve öykücü Ziya Osman Saba (1910 &#8211; 1957) sekiz yaşında iken kendi sözleriyle &#8220;o zamanlar pek salgın ve ünlü olan İspanyol nezlesi&#8221;ne yakalanan annesini kaybetmiştir. &#8220;İspanyol nezlesi&#8221; tanımı o dönem popüler olmuş, ünlülerin notlarına göre bunu söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Nazım Hikmet ve İspanyol Gribi</strong></p>
<p>Biz ki İstanbul şehriyiz,<br />
Seferberliği görmüşüz:<br />
Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,<br />
vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi<br />
bir de İttihatçılar,<br />
bir de uzun konçlu Alman çizmesi<br />
914&#8242;ten 918&#8242;e kadar<br />
yedi bitirdi bizi.&#8221;<br />
<em> (Nazım Hikmet, Kuvayı Milliye Destanı)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ispanyol-gribi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kazakistan Nükleer Bir Çöplük</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kazakistan-nukleer-bir-copluk.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kazakistan-nukleer-bir-copluk.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 03:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=47767</guid>
		<description><![CDATA[Berik Syzdykov sits in bed in his mother in law&#8217;s home inside the nuclear polygon in Kazakhstan, 2009. He was born deformed, and blind as a result of radiation exposure in the womb. Yoğun Radyasyon ortamında kör ve özürlü doğan Berik Syzdykov, Kazakistan, 2009. Radyasyon Sonucu Özürlü Doğmuş Bir Bebek]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Berik-Syzdykov.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-47768    aligncenter" title="Berik Syzdykov" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Berik-Syzdykov.jpg" alt="Berik Syzdykov" width="560" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Berik Syzdykov sits in bed in his mother in law&#8217;s home inside the nuclear polygon in Kazakhstan, 2009. He was born deformed, and blind as a result of radiation exposure in the womb.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Kazakistan-Nükleer-Bir-Çöplük.jpg" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-47769" title="Kazakistan Nükleer Bir Çöplük" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Kazakistan-Nükleer-Bir-Çöplük.jpg" alt="Kazakistan Nükleer Bir Çöplük" width="560" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Yoğun Radyasyon ortamında kör ve özürlü doğan Berik Syzdykov, Kazakistan, 2009.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-47776" title="Radyasyon ile Doğum" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Radyasyon-ile-Doğum.jpg" alt="Radyasyon ile Doğum" width="294" height="402" /></p>
<p style="text-align: center;">Radyasyon Sonucu Özürlü Doğmuş Bir Bebek</p>
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kazakistan-nukleer-bir-copluk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanserin 15 belirtisi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kanserin-15-belirtisi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kanserin-15-belirtisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 13:39:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=46356</guid>
		<description><![CDATA[Yapılan araştırmalar, özellikle kadınların erkeklere oranla kanser belirtilerini dikkate almadıklarını, yıllık kontrollerini yaptırmadıklarını ve bu nedenle de erken tanıda geç kaldıklarını ortaya çıkardı.  Kanserin önceden görülen semptomlarını görmezden gelen birçok kişinin, erken tanıda geç kaldığı için çeşitli kanser türlerinin tedavisine geç başlandığı belirtiliyor. Bazı belirtilerin ciddiye alınarak kanseri erken dönemde yakalama şansı olduğunu söyleyen araştırmacılar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan araştırmalar, özellikle kadınların erkeklere oranla kanser belirtilerini dikkate almadıklarını, yıllık kontrollerini yaptırmadıklarını ve bu nedenle de erken tanıda geç kaldıklarını ortaya çıkardı.  Kanserin önceden görülen semptomlarını görmezden gelen birçok kişinin, erken tanıda geç kaldığı için çeşitli kanser türlerinin tedavisine geç başlandığı belirtiliyor. Bazı belirtilerin ciddiye alınarak kanseri erken dönemde yakalama şansı olduğunu söyleyen araştırmacılar, dikkat edilmesi gereken belirtileri ise şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong> Nedensiz kilo kaybı:</strong> Kadınlar, çaba harcamadan kilo verdiklerinden çok sevinirler. Ancak uzmanlar, istenmediği halde kontrol dışı kilo vermenin kanserin önemli belirtilerinden biri olduğunu söylüyorlar. Özellikle bir ay içinde 5 kilo ve fazlasını verirseniz, birşeylerden şüphelenmek gerekiyor. Böyle bir durumda doktora başvurmalı ve gerekli testleri yaptırmanız gerekiyor.</p>
<p><strong> Şişkinlik:</strong> Özellikle kadınlarda görülen şişkinlik, yumurtalık kanserinin belirtilerinden biridir. Yumurtalık kanserinin diğer belirtileri ise karın ağrısı ya da pelvis ağrısı, çok fazla yemek yenmediği halde doygunluk hissi ve üriner sistem problemleridir. Sürekli olarak idrara çıkma da bu belirtiler arasındadır. Eğer şişkinlik problemi her gün görülürse ve birkaç haftadan fazla sürerse mutlaka bir uzmana görünmek gerekiyor.</p>
<p><strong> Göğüslerde değişiklikler:</strong> Kadınlarda regl döneminde göğüslerde yaşanan değişiklikler dışında eğer göğüste kızarıklık, deride kalınlaşma, pütürleşme görülüyorsa ya da göğüs ucunda şekil değişiklikleri olduysa mutlaka bu işaretleri ciddiye almak gerekiyor. Bunun dışında kadınların her ay kendi kendine göğüs kontrolü yapması gerekiyor. Bu kontrol sırasında göğüste görülen ve ele gelen şişkinlikler varsa vakit kaybetmeden doktora gidilmeli.</p>
<p><strong> Kanama:</strong> Özellikle düzenli adet gören kadınlarda meydana gelen ara kanamalar ciddiye alınmalı, çünkü bunlar kanser belirtisi olabilir. Ayrıca menopoz döneminde görülen kanamalar da şüphelenilmesi gereken durumlardandır. Yine bu belirtiler de jinekolojik kanserlerin habercisi olabilir.</p>
<p><strong> Cilt değişimleri:</strong> Herkes cilt kanseri için benler ya da güneş lekelerinden şüphelenmesi gerektiğini bilir. Fakat ciltteki değişimler sadece bunlarla sınırlı değildir. Cildiniz de yersiz kanamalar, cildin hassasiyet kazanması gibi değişiklikler de kanser için önemli belirtilerdir.</p>
<p><strong>Yutma zorluğu:</strong> Eğer yeme alışkanlıklarınız değişmediği halde yutkunma zorluğu yaşıyorsanız ve sürekli olarak çorba gibi sıvı gıdalar tüketmeye başladıysanız şüphelenmelisiniz. Çünkü, bu belirti çoğunlukla yemek borusu kanserinin habercisi olabiliyor.</p>
<p><strong> Dışkıda kan:</strong> Dışkıda kan kolon kanserinin belirtileri arasındadır.<em> </em>Çoğunlukla hemoroid olarak şüphelenilen ve görmezden gelinen bu belirtiyi hafife almamalısınız. Böyle bir durumdan şüphelendiğiniz zaman doktora başvurmalısınız. Teşhis için kolonoskopi yaptırmanız gerekebilir.</p>
<p><strong> Şiddetli karın ağrısı ve depresyon: </strong>Karın ağrısıyla birlikte depresyona giren kadınların mutlaka check up yaptırması gerektiğini söyleyen araştırmacılar, depresyon ve pankreas kanseri arasında bir bağlantı olduğunu düşünüyorlar.</p>
<p><strong> Hazımsızlık:</strong> genelde hamile kadınlar kilo almaya başladıkları andan itibaren hazımsızlıktan şikayet ederler. Ancak, ortada hamilelik gibi bir durum yoksa hazımsızlık mide, yemek borusu ya da gırtlak kanserinin belirtisi olabiliyor.</p>
<p><strong> Ağızda değişiklikler:</strong> Özellikle sigara içenlerin dikkat etmesi gereken ağızdaki beyaz yaralar ya da dildeki beyaz lekeler ağız kanserinin erken belirtileri arasındadır. Böyle bir durumda diş hekiminize ya da uzman bir doktora danışmanız gerekiyor.</p>
<p><strong> Ağrı:</strong> Sürekli olan ve uzun süre devam eden ağrılar şüphelenmeniz gereken durumlar arasında yer alıyor. Bir yeriniz sürekli aynı şekilde ağrıyorsa ve geçmiyorsa ihmal etmeden bir doktora gitmelisiniz.</p>
<p><strong> Lenf bezlerinde değişiklik:</strong> Kol altınızda ya da boğazınızda yutkunurken lenf bezlerinde zorlanma ya da bir şişlik hissederseniz hastalıktan şüphelenmeniz gerekebilir. Eğer şişlikler bir ay içinde giderek büyüyorsa risk olduğu anlamına geliyor. Bu durumda biyopsi yaptırmanız gerekebilir.</p>
<p><strong> Ateş:</strong> Grip ya da bir enfeksiyonda kaynaklanmayan bir nedenden dolayı ateşleniyorsanız, kanserden şüphelenmelisiniz. Ateş çoğunlukla kan ve lenf kanserinin erken dönemde görülen belirtisidir.</p>
<p><strong> Yorgunluk:</strong> Diğer birçok hastalığın belirtisi olan yorgunluk, kanserin de belirtileri arasında yer alıyor. Genel olarak kanserin ileri aşamalarında görülebildiği gibi erken dönemde şikayetler arasında yer alabilir. Yorgunluk özellikle mide, kolon ve kan kanseri belirtilerindendir.</p>
<p><strong> Öksürük :</strong> Öksürük çoğunlukla grip, nezlenin belirtisi olarak kabul edilir. Fakat öksürüğünüz üç ya da dört haftadan fazla sürüyorsa, şüphelenmeniz gerekiyor. Böyle bir durumda özellikle de bir sigara tiryakisiyseniz doktorunuzdan boğazınızı kontrol etmesini, akciğerlerinize bakmasını istemelisiniz.</p>
<p><em>(Zaman, 27 Ekim 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kanserin-15-belirtisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu İşte Bir Domuzluk Var mı?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/bu-iste-bir-domuzluk-var-mi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/bu-iste-bir-domuzluk-var-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 14:43:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=45751</guid>
		<description><![CDATA[MHP’li Sağlık eski Bakanı, domuz gribi aşısı ile ilgili ilginç iddialarda bulunuyor. Kimine göre, bu aşı kampanyaları ile dünya soyuluyor. Yılda 5 milyon dolarlık aşıya ihtiyacı olan Türkiye, domuz gribi için 500 milyon dolarlık aşı stoğu yapmış deniyor. Eğer bu iddia gerçekse, dünya devletleri 100 milyarlarca dolar para harcayacak demek. Bu da belli ülkelerin kasasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MHP’li Sağlık eski Bakanı, domuz gribi aşısı ile ilgili ilginç iddialarda bulunuyor.<br />
Kimine göre, bu aşı kampanyaları ile dünya soyuluyor. Yılda 5 milyon dolarlık aşıya ihtiyacı olan Türkiye, domuz gribi için 500 milyon dolarlık aşı stoğu yapmış deniyor. Eğer bu iddia gerçekse, dünya devletleri 100 milyarlarca dolar para harcayacak demek. Bu da belli ülkelerin kasasına akıyor.<br />
Bir başka iddiaya göre, bu aşı kampanyaları ile dünya kısırlaştırılıyor, bir mikroba karşı bağışıklık sağlanırken, arkasından gelecek, laboratuvarlarda üretilen bir başka mikrobun zemini hazırlanıyor.<br />
Her yıl mevsimsel grip salgınlarından dünyada 250-500 bin, Türkiye&#8217;de ise, 17 bin kişin hayatını kaybettiğini söyleyen Durmuş, domuz gribi nedeniyle 1 yılda ölen hasta sayısının tüm dünyada sadece bin 500 kişi olduğunu iddia ediyor.<br />
Bir başka iddia da şu, sadece domuz gribi aşısı için harcanacak paranın onda birine, Türkiye’de ileride ihtiyaç duyulacak aşıların yerli üretimini mümkün kılacak tesis kurulabilir ve hammadde üretilebilir.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-45847" title="Kötü Görünen Bir Domuz" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/Kötü-Görünen-Bir-Domuz.jpg" alt="Kötü Görünen Bir Domuz" width="302" height="455" /><br />
İnsanın ister istemez aklı karışıyor. Bu işin içinde bir domuzluk var mı diye düşünmeden edemiyor.<br />
Buyurun bir iddia daha. Bir zamanlar BBP’den aday olan, halen bir AK Parti belediyesinde üst düzey yöneticilik yapan bir arkadaş, Amerikan basınından derlediği, konuyla ilgili bir bilgi notu gönderdi bana. Domuz aşısının içeriği ile ilgili bir bilgi notu bu. Buyurun okuyun:<br />
Domuz gribi aşısı içindeki maddeler:<br />
1- Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, Amonyum sulfat, amphotericin B<br />
2- Domuz kanı, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.<br />
3- Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton<br />
4- Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Glicerol, Köpekbalığı karaciğeri yağı.<br />
5- İnsan fetusu<br />
6- Maymun böbrek hücreleri<br />
7- Yıkanmış Koyun kanı<br />
Bunların bir kısmı kanserojen madde. Bir kısmı akıllara durgunluk veren cinsten şeyler. Mesela insan fetusu.<br />
Durmuş, Sağlık Bakanlığı’nın aldığı Smith Klein, Pastör ve Novartis aşılarında alüminyum ve skualen maddesinin bulunduğunu kaydetti. Durmuş, aşının gerekliliği, etkinliği ve hem de öldürücü ve felç edici etkilerinin, bilim çevrelerinde isteksizliğe yol açtığını vurguladı.<br />
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, domuz gribi aşısı ile ilgili başka şeyler söylüyor: “Evet. Domuz gribi virüsünün DNA yapısını inceleyen uzmanlar, salgına yol açan H1N1 virüsünün insan, domuz ve kuş gribi virüslerine ait genetik bir karışımdan oluştuğunu açıkladılar. Dolayısıyla hazırlanacak aşıda, domuz gribi virüsüne ait genetik materyal de bulunacak. Aşı içinde, domuz virüsü genlerinin bulunması, Müslüman ve Musevilerin domuz gribi aşısı olmalarının caiz mi, haram mı olduğu sorularını da gündeme getiriyor. Salgına yol açan virüsün, domuz gribi virüsü yerine, ısrarla Meksika virüsü, İnfluenza H1N1 virüsü, 2009 H1N1 virüsü gibi içinde domuz geçmeyen terimlerle isimlendirilmek istenmesi de aşının satışında dini faktörlerin etkisini ortadan kaldırmak için olabilir. Kim ne derse desin, dünyada bu domuz gribi salgınında ve tedavisinde bir domuzluk olduğundan ciddi şekilde şüpheleniyorum.”<br />
Birilerinin bu iddialara bir cevap vermesi gerek. Şöyle ya da böyle, doğru ya da yanlış bu konu toplumun gündemine girdi. Bana kalırsa konunun tekrar tekrar gözden geçirilmesi gerek.<br />
“Grip aşılarına tıp dilinde adjuvan adı verilen ve vücudun aşıya daha fazla tepki vermesini sağlayan maddeler ekleniyor” deniyor. Alüminyum ve skualen bunlar içinde en çok kullanılanlardanmış. Bir bilim adamı: “Aşılara adjuvan eklenmesi teorik olarak mantıklı, çünkü bu sayede kısa zamanda az sayıda virüsle aşı üretmek ve böylece de daha az virüs antijeni ile daha çok insanı aşılamak mümkün oluyor. Ancak bu işlemin çok tehlikeli yan etkileri var. Bu sebeple de Avrupa’da üç çeşit aşıda skualen kullanılıyor olsa da Amerika’da bu maddelerin aşılara eklenmesine kesinlikle müsaade edilmiyor. Oysa medyada, domuz gribi aşısı üreten şirketlerin en az ikisinin (Novartis ve GlaxoSmithKline), hazırladıkları aşıda adjuvan kullanacakları haberleri yer aldı” diyor.<br />
Skualen aslında vücudumuz için yabancı bir madde değilmiş. Karaciğerde yapılıyor ve kolesterol metabolizmasında da rolü varmış. Sinir sisteminde ve beyin dokusunda bulunuyormuş. Skualen ayrıca zeytinyağı, köpekbalığı karaciğeri ve birçok doğal besin desteğinde var olan ve antioksidan özelliklere sahip bir yağ molekülü imiş. Bunlar ‘iyi skualen’. “Vücuda enjekte edilen skualenin ise, karaciğerde sentez edilen veya besinlerle alınan skualen gibi faydalı değil, aksine oldukça zararlı olduğunu gösteren pek çok bilgi var” deniyor. Bu tür skualene kötü skualen deniyor mu? İyi kolestrol, kötü kolestrol gibi yani.<br />
“İyi skualen ve kötü skualen arasındaki en önemli fark bunların insan vücuduna giriş yolları. Skualen besinlerle sindirim sisteminden vücudumuza girerse hiçbir sorun olmuyor, ama bunun aşılarda olduğu gibi deri altına veya kas içine zerk edilmesi, bağışıklık sistemini vücuttaki tüm skualene saldıracak şekilde harekete geçmesine yol açabiliyor”muş.<br />
Bu aşılar yapıldıgı takdirde: Guillain &#8211; Barre sendromu, Vaskülit, felç, Anafilaktik şok ve ölüme neden olabileceği iddia ediliyor. Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini, Novartis’in aşısının laboratuvar sonuçları internette yayınlamış. “Bu sitede Novartis’in kendi sitesinde 50’ye yakın yan etkisinden söz ediliyor” deniyor gelen maillerde. Benden söylemesi.<br />
Bu işin içinde bir domuzluk olmasın sakın. Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz. Selâm ve dua ile.</p>
<p><em>(Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2009-10-17)</em></p>
<p><em><img class="alignnone size-full wp-image-35642" title="abdurrahman-dilipak" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/abdurrahman-dilipak.jpg" alt="abdurrahman-dilipak" width="239" height="203" /><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/bu-iste-bir-domuzluk-var-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlerde Radyasyondan Korunma Yolları</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/evlerde-radyasyondan-korunma-yollari.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/evlerde-radyasyondan-korunma-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 12:43:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=45281</guid>
		<description><![CDATA[Kablosuz internet, televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi, tasarruflu ampuller, floresanlar, cep telefonları, bebek telsizleri. Evlerde radyasyon yayan eşyaların elektromanyetik alanlarının azaltılması için alınacak önlemler: Gazi Üniversitesi (GÜ) Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi (GNRK) Sorumlusu Arzu Fırlarer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insanların evlerinde de elektromanyetik alanlara maruz kaldığını belirtti. Elektromanyetik alanların oluşturduğu radyasyondan uzun süreli etkilenilmesinin psikolojik rahatsızlıklara, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kablosuz internet, televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi, tasarruflu ampuller, floresanlar, cep telefonları, bebek telsizleri. Evlerde radyasyon yayan eşyaların elektromanyetik alanlarının azaltılması için alınacak önlemler:</p>
<p>Gazi Üniversitesi (GÜ) Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi (GNRK) Sorumlusu Arzu Fırlarer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insanların evlerinde de elektromanyetik alanlara maruz kaldığını belirtti.</p>
<p>Elektromanyetik alanların oluşturduğu radyasyondan uzun süreli etkilenilmesinin psikolojik rahatsızlıklara, üreme ve görme fonksiyonlarında olumsuzluklara, bağışıklık sisteminde zayıflamalara neden olabileceği uyarısında bulunan Fırlarer, bazı önlemlerle evlerdeki elektromanyetik alanların azaltılabileceğini söyledi.</p>
<p>Fırlarer, &#8221;Birçok hastalık bağışıklık sisteminin çökmesiyle insan vücudunda etkili oluyor. Bu nedenle bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gerekir. Sağlıklı bir yaşam için yaşam alanlarımızın kalitesini yükseltmeliyiz&#8221; dedi.</p>
<p>Arzu Fırlarer, evlerde oluşan elektromanyetik alanların azaltılması için alınacak önlemleri ise şöyle sıraladı:</p>
<p>&#8221;İlk olarak kablosuz internet kullanıyorsak bundan vazgeçmemiz lazım. Komşumuzun kullandığı kablosuz internet de evimizi etkileyebilir. Komşularımızı da bu konuda uyarmalıyız. Mikrodalga fırını mümkün olduğunca az kullanmalıyız. Eğer kullanıyorsak çalıştırdığımız süre içinde mutfakta bulunmamamız, çocuklarımızı bu alandan uzak tutmamız gerekir. Evimizde tüplü televizyon varsa arka tarafının yaşam alanımıza dönük olmamasına özen göstermeliyiz. LCD televizyonlar tüplü ve plazma televizyonlara oranla daha az elektromanyetik alan oluşturur. Bilgisayar monitörlerinde ve televizyonlarda LCD ekranların tercih edilmesi gerekir.</p>
<p>Evlerde tasarruflu ampul ve floresanların yerine sarı ışık yayan ampulleri kullanmalıyız. Sarı ışığın oluşturduğu elektromanyetik alan floresan ve tasarruflu ampullere oranla daha azdır. Ayrıca komşularımızın evlerindeki buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon gibi cihazların arkalarının da bizim yaşadığımız odalara dönük olmaması sağlanmalıdır. İnfrared ısıtıcılar da en az iki metre uzaktan ve bir yere asılı olarak kullanılmalıdır.&#8221;</p>
<p><strong>BEBEK TELSİZİ KULLANILMAMALI</strong></p>
<p>Bebek telsizlerinin de elektromanyetik alan yarattığına dikkati çeken GÜ Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi (GNRK) Sorumlusu Fırlarer, &#8221;Bebek telsizleri mikrodalga fırın kadar elektromanyetik alan oluşturuyor. Bu nedenle bebek telsizlerinin kullanılmaması gerekir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Fırlarer, açık cep telefonlarının bebeklerin yakınına bırakılmasının da &#8221;yanlış&#8221; olduğunu söyledi. Gece uyurken odaların elektromanyetik alanlara karşı &#8221;güvenli&#8221; duruma getirilmesi gerektiğini anlatan Fırlarer, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8221;Vücut geceleri melatonin hormonu salgılıyor. Bu hormon vücudun biyolojik ritmini düzenliyor. Eğer gece boyunca elektromanyetik alan etkisi yoğun olursa söz konusu hormonun salgılanması azalıyor. Bu durum da asabiyete, bağışıklık sisteminin etkilenmesine neden oluyor. Bu nedenle gece uyumadan önce mutlaka yatak odalarımızdaki televizyonları düğmesinden kapatıp fişini çekmemiz, kablosuz interneti fişinden çekmemiz, cep telefonunu kapatmamız gerekiyor. Bazı çocuklar telefonlarını yastıklarının altına koyuyor. Bu çok sakıncalı bir davranıştır.&#8221;</p>
<p><strong>CEP TELEFONU İLE KONUŞMA SÜRESİ</strong></p>
<p>Bir günde cep telefonu ile görüşme süresinin &#8221;bir saatle sınırlı olması&#8221; gerektiğini savunan Fırlarer, &#8221;16 yaşından küçük çocukların beyin gelişimi devam etmektedir. Beyin sıvı yoğunluğu yetişkinlere oranla daha fazla olduğundan elektromanyetik alan iletkenlikleri daha çoktur. Bu nedenle 16 yaşın altındaki çocukların cep telefonu kullanmaları kısıtlanmalıdır&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-54042  aligncenter" title="Radyasyondan Korunmak" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/Radyasyondan-Korunmak.jpg" alt="" width="320" height="483" /></p>
<p>Arzu Fırlarer, tıbbi görüntüleme merkezlerinde de hastaların yoğun radyasyona maruz kaldığını dile getirerek, çok zorunlu olmadıkça vatandaşların MR çektirmekten kaçınmaları gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><em>(AA, Sarp Özer, Ekim 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/evlerde-radyasyondan-korunma-yollari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çiçek Hastalığı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/cicek-hastaligi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/cicek-hastaligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 22:33:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=43511</guid>
		<description><![CDATA[Çiçek hastalığı, her yaşta ve her cinste kişilerde görülen, irinli kabarcıklar dökerek yüzde izler bırakan, ateşli, ağır ve bulaşıcı bir hastalıktır. Çiçeğin etkeni Poxvirus grubundan bir virüstür (Çiçek virüsü); hastalık yaralarının içinde bulunur ve hastanın eşyalarıyla, hastaya yaklaşmayla, sineklerle ve virüslü havanın solunmasıyla bulaşır. Kuluçka dönemi 10-14 gündür. Ani ve şiddetli belirtilerle başlayan hastalıkta baş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çiçek hastalığı, her yaşta ve her cinste kişilerde görülen, irinli kabarcıklar dökerek yüzde izler bırakan, ateşli, ağır ve bulaşıcı bir hastalıktır. Çiçeğin etkeni Poxvirus grubundan bir virüstür (Çiçek virüsü); hastalık yaralarının içinde bulunur ve hastanın eşyalarıyla, hastaya yaklaşmayla, sineklerle ve virüslü havanın solunmasıyla bulaşır. Kuluçka dönemi 10-14 gündür. Ani ve şiddetli belirtilerle başlayan hastalıkta baş ve sırt ağrısı, kusma, kas sertleşmesi ve 39-40 °C&#8217;ye varan ateş görülür. 3-4 gün süren bu başlangıç dönemini vücutta kırmızılık izler, ateş düşer. Önce yüzde, ardından baş, göğüs, sırt, kol ve bacaklarda sert kabartılar durumunda küçük kırmızı lekeler belirir. Bunların içi sıvı doludur, daha sonra bunlar sivilce biçiminde cerahatli kesecikler durumuna dönüşür. Bu sırada ateş yeniden yükselir. 12. gün dolayında sivilceler patlar, 16. gün dolayında da sivilcelerin üzeri kabuklaşır. 2. ve 3. haftalarda kabuklar yerlerinde çukur bırakarak düşerler.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-43512  aligncenter" title="Çiçek hastalığına yakalanmış Bangladeşli bir kız (1971)" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/cicek-hastaligi.jpg" alt="" width="330" height="524" /></p>
<p style="text-align: center;">Çiçek hastalığına yakalanmış Bangladeşli bir kız, 1971.</p>
<p><em>(Wiki)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/cicek-hastaligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geri Dönüşü Olmayan Karar: Sezaryen</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/geri-donusu-olmayan-karar-sezaryen.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/geri-donusu-olmayan-karar-sezaryen.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 21:23:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=43030</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda ülkemizdeki sezaryen doğum oranlarındaki artışını değerlendiren Hasta Hakları Aktivistleri Başkanı Orhan Demir “sezaryen doğumla annelerin, geri dönüşü mümkün olmayan bir yola sokulduğunu” söyledi. Orhan Demir konuyla ilgili açıklamalarına şu şekilde devam etti. Son yıllarda ülkemizde sezaryen doğum oranlarında normal doğum oranlarına kıyasla inanılmaz artışlar gözlemlenmektedir. Artık tüm kamuoyunun bildiği üzere Sezaryen doğumların çoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda ülkemizdeki sezaryen doğum oranlarındaki artışını değerlendiren Hasta Hakları Aktivistleri Başkanı Orhan Demir “sezaryen doğumla annelerin, geri dönüşü mümkün olmayan bir yola sokulduğunu” söyledi. Orhan Demir konuyla ilgili açıklamalarına şu şekilde devam etti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-43047 aligncenter" title="Bebek seçimi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/bebek-secimi.jpg" alt="" width="462" height="520" /></p>
<p>Son yıllarda ülkemizde sezaryen doğum oranlarında normal doğum oranlarına kıyasla inanılmaz artışlar gözlemlenmektedir. Artık tüm kamuoyunun bildiği üzere Sezaryen doğumların çoğu tıbbi gereklilik olmadan yapılmaktadır. Bu durum sosyal hizmet alanı olan ve sosyal devletin vazgeçilmezleri arasında bulunan sağlık hizmetinin, ticari bir sektör haline dönüştürüldüğünü ve istismar edildiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Sezaryen doğumun hem anne hem de bebek için normal doğuma oranla daha riskli bir OPERASYON olduğu yapılan araştırmalar ile ortaya çıkmaktadır. Tıp kitaplarında sezaryen doğumun kabul edilebilirlik oranı %15–18’dir. Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği sezaryen doğum oranı tüm doğumların %15-20’sidir. Ülkemizde ise kamu hastanelerinde gerçekleşen sezaryen doğum oranı %40, özel hastanelerde gerçekleşen sezaryen doğum oranı ise %70 dolayındadır. Kabul edilebilirlik sınırlarının çok üzerinde olan bu oranlar toplum sağlığı açısından vahim olup kamu hastaneleri ile özel hastaneler arasındaki uçurum ise ticari kaygılar nedeniyle insan sağlığının yok sayıldığını ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p>Kamu veya özel sağlık kuruluşlarınca sezaryen doğumun tercih edilme nedenleri irdelendiğinde şu sonuçlara ulaşılmıştır.</p>
<p>• Sağlık kurum ve kuruluşları ile hekimlerin duydukları ekonomik kaygı,<br />
• Normal doğum sürecinin, hekimler ve sağlık kurumları tarafından vakit kaybı olarak görülmesi,<br />
• Ülkemizdeki tıp eğitiminin vajinal doğumun risklerini karşılayamaz hale gelmesi,<br />
• Sezaryen doğumun toplumda ağrısız doğum şekli olarak yansıtılması ve algılanması,<br />
• Doğum kontrol metodu olarak kullanılması,</p>
<p>Sezaryen doğum hukuki açıdan irdelendiğinde birçok vakıada “aydınlanma hakkı” nın ihlal edildiği ortaya çıkmaktadır. Anne ve çocuk sağlığı açısından normal doğuma göre ciddi riskler taşıması ve ekonomik olarak aileyi ve devleti ciddi yük altına sokmasına rağmen Sezaryen doğum oranlarının %27’si, hiçbir tıbbi gereklilik duyulmadan salt anne tercihine bağlı olarak yapılmaktadır. Bu durum Anne adaylarının yeterince aydınlatılmadığının ve sezaryenin alternatif olarak acısız ve ağrısız bir doğum yöntemi gibi sunulmasının ürünüdür.</p>
<p>Ülkemiz insanı ve gelecek nesiller için problem haline gelen sezaryen doğum oranlarındaki artış Sağlık Bakanlığının bu konu ile ilgili hiçbir önlem almadığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak; normal doğuma göre üstünlüğü ispatlanamamış olan sezaryen doğum anne ve çocuk sağlığı açısından risk ve ekonomik açıdan büyük kayıp demektir. Gerekli düzenlemeler yapılarak anne ve hekimlerin bu doğal olmayan yönteme sürüklenmesine engel olunmalıdır. İlgili kamu kurum ve kuruluşları şu ana kadar ihmal ettikleri görevlerini biran önce yapmalıdırlar.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-43031 aligncenter" title="Geri Dönüşü Olmayan Karar" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/geri-donusu-olmayan-karar.jpg" alt="" width="484" height="347" /></p>
<p>Hasta Hakları Aktivistleri sağlık alanındaki bu büyük problemin giderilmesi için çalışmalarına devam etmekte olup mevcut durumu ve bu alanda yapılacak tüm değişiklerin takibini yaparak, bir an evvel doğum hadisesinin büyük bir sorun olmaktan çıkmasını arzu etmektedir.</p>
<p><em>(www.hastahaklari.net, 08-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/geri-donusu-olmayan-karar-sezaryen.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vitamin Hapları Kanseri Hızlandırıyor</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/vitamin-haplari-kanseri-hizlandiriyor.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/vitamin-haplari-kanseri-hizlandiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 21:04:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=43022</guid>
		<description><![CDATA[Harvard üniversitesi uzmanları tarafından yapılan bir araştırmaya göre, C ve E vitaminleri, Beta Karoten gibi güçlü antioksidanlar kanserin yayılmasına neden oluyor. Dünyanın en saygın sağlık dergilerinden Nature&#8217;de yayınlanan makalede bu vitaminlerin kanser hücrelerini oluşturan erbb2 geniyle aynı rolü üstlendiği ve kanser hücreleri için besin rolü üstlenerek hastalığın oluşumunu hızlandırdığı savunuldu. Ancak uzmanlar bu vitaminlerin meyve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Harvard üniversitesi uzmanları tarafından yapılan bir araştırmaya göre, C ve E vitaminleri, Beta Karoten gibi güçlü antioksidanlar kanserin yayılmasına neden oluyor.</p>
<p>Dünyanın en saygın sağlık dergilerinden Nature&#8217;de yayınlanan makalede bu vitaminlerin kanser hücrelerini oluşturan erbb2 geniyle aynı rolü üstlendiği ve kanser hücreleri için besin rolü üstlenerek hastalığın oluşumunu hızlandırdığı savunuldu.</p>
<p>Ancak uzmanlar bu vitaminlerin meyve ve sebzeler gibi doğal yollardan alımında ciddi bir risk oluşmadığını vitamin haplarıyla alındığı zaman tehlike oluşturduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Harvard Üniversitesi&#8217;nden Joan Brugge&#8217;nin başkanlığını yaptığı araştırmanın sonuçlarının yayınlandığı makalede bu yöndeki çalışmaların 1990&#8242;larda başladığı belirtildi. Buna göre deneylerde ilk olarak sigara içen insanlara beta karoten hapları verildi. Ancak bunun kanser oranını artırdığı görüldü. Daha sonra C ve E vitaminlerinde de benzer etkiler tespit edildi. Makalede ayrıca iki yıl önce Glasgow Üniversitsi tarafından yapılan ve C vitamini ile yağ hücrelerinin birleşmesinin kanseri hızlandırdığı yolundaki araştırma da hatırlatıldı.</p>
<p><em>(Bugün, 08-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/vitamin-haplari-kanseri-hizlandiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hastalığın Şifası Hacamatta</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/hastaligin-sifasi-hacamatta.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/hastaligin-sifasi-hacamatta.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 20:34:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=42228</guid>
		<description><![CDATA[Rasûlullah (s.a.v): &#8220;Miraç&#8217;tan inerken hangi Melek cemaatine rastlasam, ey Muhammed (s.a.v) Ümmetine hacamat (kan aldırma) olmalarını emret dediler.&#8221; buyurmuştur. Hacamat İslam ülkelerinde çok yaygın. Ama Çin&#8217;den Almanya&#8217;ya &#8211; Malezya&#8217;dan Kanada ve Avustralya&#8217;ya kadar bütün dünyada kullanılan alternatif bir tedavi yöntemi. İşte hacamatla ilgili tüm merak edilenler. Türkiye&#8217;de bu tedavi yöntemi Sağlık Bakanlığı tarafından tanınmadığı için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rasûlullah (s.a.v): &#8220;Miraç&#8217;tan inerken hangi Melek cemaatine rastlasam, ey Muhammed (s.a.v) Ümmetine hacamat (kan aldırma) olmalarını emret dediler.&#8221; buyurmuştur.</p>
<p>Hacamat İslam ülkelerinde çok yaygın. Ama Çin&#8217;den Almanya&#8217;ya &#8211; Malezya&#8217;dan Kanada ve Avustralya&#8217;ya kadar bütün dünyada kullanılan alternatif bir tedavi yöntemi. İşte hacamatla ilgili tüm merak edilenler. Türkiye&#8217;de bu tedavi yöntemi Sağlık Bakanlığı tarafından tanınmadığı için maalesef ehil olmayan kişiler tarafından sağlıksız ortamlarda yapılıyor.</p>
<p><strong>Hacamatla tedavi</strong></p>
<p>Önce, bardak vb. den oluşan kupa kan alınacak yere vuruluyor, orayı havasız bırakıp uyuşturuluyor. Aynı yeri neşterle et ile deri arasını 2 veya 3 milim çiziliyor. Sonra kupayı neşterlenen yere tekrar vuruluyor. Kılcal damarlardan kan gelmeye başlıyor. Bu genellikle üç defa tekrarlanıyor. Tedavi 20-25 dakika sürüyor. Ortalama 300-350 gram kadar kan çıkarılıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42307 aligncenter" title="Hacamat" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/07/hacamat.jpg" alt="" width="557" height="210" /></p>
<p><strong>Hacamat konusunda Hadis-i Şerifler</strong></p>
<p>Hz. Muhammed(s.a.v) Hadis-i Şeriflerinde, hacamatın önemi hakkında şunları buyurmuş:</p>
<p>&#8220;Damardan veya deriden kan aldırmak, tedavi olduğunuz şeylerin en faydalılarındandır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Sefer ediniz şifa bulunuz, oruç tutunuz şifa bulunuz, hacamat olunuz şifa bulunuz.&#8221;</p>
<p><strong>Hacamat nedir?</strong></p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v)&#8217;in sağlıkla ilgili tavsiyelerinden ve bizzat tatbik ettiği sünnetlerindendir. Hacamat, sebebi belli bir hastalığın tedavisi olmaktan ziyade, kan fazlalığının, vücutta meydana getirdiği rahatsızlıkları gidermek için kullanılan bir tedavi usûlüdür. Hacamat’la alınan kan temiz kan değil, kirli, koyu, pıhtılaşmış, derinin altındaki uyuşuk kandır.</p>
<p>Bu kan, damardan değil deriden alınır. Hacamat’la pıhtılaşmış koyu kan alınınca, vücuttaki kanın akışkanlık özelliği artar ve dolaşımı kolaylaşır. Deri hafifçe bir neşter ile çizilir ve üzerine ağzı geniş bir cam kavanoz kapatılarak emici gücün etkisi oluşturulur ve kirli kan vücuttan çıkarılır. Bu yöntem, vücudun değişik yerlerine uygulanmakta ve hasta organa yakın yerler özellikle tercih edilmektedir.</p>
<p>Kullanılan malzemenin hijyenik olması gerekir.</p>
<p>Hacamatın hiçbir yan etkisi olmadığı gibi tamamen doğaldır. Hiçbir acı vermez ve iz bırakmaz. Aynı gün iyileşme görülür ve vücutta rahatlama olur. En hızlı tedavi usûlüdür. Hacamatla tedavi binlerce yıldır uygulanan en eski tedavi usûlü olup, günümüzde de Asya, Afrika ve Uzak Doğu Ülkelerinde yaygın olarak uygulanmaktadır. Avrupa da son yıllarda alternatif tıp olarak uygulanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Rasûlullah (s.a.v), baş ağrısından dolayı alnının her iki yanından, zehirlenmeden dolayı her iki omuz başı arasından, topuğundaki bir incinmeden dolayı da ayağının üzerinden kan aldırmıştır. Rasûlullah (s.a.v)’in hanımları da hacamat yaptırmıştır. Rasûlullah (s.a.v): &#8220;Miraç&#8217;tan inerken hangi Melek cemaatine rastlasam, ey Muhammed (s.a.v)! ümmetine hacamat olmalarını emret dediler.&#8221; buyurmuştur.</p>
<p>Hayber&#8217;de zehirli koyun etinden zehirlendiği zaman, Cebrail (a.s) kendisine, hemen kafasının arkasından hacamat yaptırmasını söylemiştir.  İbn Ömer (r.a) şöyle buyurdu: Ben, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;den şu buyruğu işittim: &#8220;Hacamat olmak aç karnına daha faydalıdır. Hacamat olmak aklı ve hıfzetme (ezberleme) gücünü arttırır.&#8221;  Yine bir Hadis-i şeriflerinde: &#8220;Hacamat her hastalığa faydalıdır, uyanık olun hacamat olun.&#8221; buyurmuştur.</p>
<p>Kafadan hacamat olmak; delilik, cüzzam, gece körlüğü, alaca, baş ağrısı, diş, göz, kulak gibi hastalıklara ve daha birçok hastalığa şifadır. Hacamat’ın şifasını bilen büyük âlimler üç ayda bir hacamat olurlardı. Hacamat 70 hastalığa şifadır. Bunlardan bazıları; Kanser, cilt hastalıkları, sedef hastalığı, kısırlık, süreklilik arz eden kronikleşmiş birçok hastalıklar, migren, romatizma, mide, bağırsak rahatsızlıkları, karaciğer yetersizliği, zihinsel ve ruhsal birçok hastalıklarda, böbrek hastalıklarında kan vermenin faydaları belirgindir.</p>
<p>Kanser olup ameliyat olması gereken bir kişide, hacamat’tan sonra kanser kütlesinin yok olduğu görülmüştür. Hacamat ta kanser&#8217;den kısırlığa kadar birçok hastalığa şifa vardır. Müzmin birçok hastalığın hacamat’la tedavi olduğu tecrübeyle sabittir. Hacamat nazara ve sihire karşı da iyi gelir. 50 senelik kökleşmiş büyünün, hacamat’la ortadan kalktığı rivayeti vardır.</p>
<p>Bu sebeple hacamat yapılırken mutlaka Ayet el-kürsi ve Muavizeteyn sureleri okunur. Rasûlullah (s.a.v) bizzat kendisi Ebû Taybe adında bir Haccâm&#8217;a hacamat yaptırmış ve başından kan aldırıp haccâma ücretini ödemiş ve şöyle buyurmuştur: &#8220;Kan aldırma yollarının en güzeli hacamattır. (yahut hacamat sizin en iyi tedavi yollarınızdır)&#8221; İbn-i Abbas (r.a) anlatıyor: &#8220;Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki: &#8220;Haccam (hacamat yapan) ne iyi kuldur; (fazla) kanı giderir, beli hafifletir, gözü parlatır.&#8221;</p>
<p>Londra Milli Hastanesinde ve Kopenhag Kraliyet hastanesinde hacamat’la ilgili Tıbbi araştırmalar yapıldı. Araştırmalar neticesinde kirli kan alınca, koyu kanı bulunan hastaların beyinlerinden geçen kan akışı hızlandığı, kanın incelmesiyle, kandaki alyuvar yoğunluğunun azaldığı, hemoglobin seviyesinin düştüğü, böylece kalbin beyne daha rahat pompalama yaptığı tespit edildi. Ayrıca araştırmalarda, kan akışının artmasıyla insanın ataklığının da fark edilir derecede arttığı görüldü. Hastalıklara karşı kan aldırmanın koruyucu bir rol oynayabileceği bu araştırmalarda ortaya çıktı.</p>
<p><strong>Hacamat nasıl yapılır?</strong></p>
<p>Hacamatın birinci hikmeti sevgili peygamberimizin (s.a.v.) sünneti olması ve Mirac&#8217;ta verilmiş olmasıdır. Onun herbir sünnetine uymanın ne kadar makbul olduğu hepimizce bilinmektedir. Biz tabii ki işin tıbbi yönüne bakacak olursak önce hacamat (kan aldırmak) damardan değildir. Kan bağışı ile hacamat tamamen değişik iki yöntemdir. Hacamat vakum usulu ile vücudun çeşitli yerlerinden kan almaktır. Damardan değil. Hacamatla vücuttta fazla kan kalp ve beyin sektelerine, sinirsel rahatsızlıklar, allerji gibi bir çok hastalığa sebep olmaktadır. Hacamatla; işte bu fazla kan ve deri altındaki kirli kanlar dışarı çıkartılır. Deri altındaki kılcal damarlardan kan dolaşımı normal dolaşıma nazaran daha yavaş yürüdüğünden dolayı yıllarca bı kanlarda temizlenmeme oranı artar. Bu sebepten dolayı vücutta çeşitli rahatsızlıklar (baş ağrısı, bel ağrısı, diz ağrısı, uyuşukluk, tembellik, ağırlık, v.s) baş gösteriri. Hacamat ile deri altındaki bu rahatsızlıklara sebep olan kan dışarı çıkartılarak kanın rahatça dolaşması sağlanmış olur.</p>
<p><strong>Hacamatla tedavi olunan hastalıklar</strong></p>
<p>Hacamat kan ile alakalı bir işlem olduğu için kan da insan bir bölgeye tesir etme imkanı vardır. Bununla beraber vücuttaki kirli kanı almakla kandaki toksinler, kolestrol ve kullandığımız ilaçlardan dolayı kanda bulunan ve bize zarar veren maddeler tehlikesiz bir şekilde vücuttan uzaklaştırılır.<br />
Hacamat ile insanlar; anında tesir gösteren, emin, tehlikesiz, yan tesirsiz ve ucuz bir şekilde tedavi olma imkanı bulurlar. Bununla beraber hacamatla tedavi olunan hastalıkların bazıları şunlardır.</p>
<p>* Baş ağrısı, yarım baş ağrısı ve sinuzit,<br />
* Tembellik, uyku fazlalığı,<br />
* Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı,<br />
* Prostat ve cinsel zayıflık,<br />
* Sırt ağrısı, bel ağrısı (lumbago), işiaz, diz ağrısı, yanlarda uyuşukluk,<br />
* Hormon bozzukluğu,<br />
* Yumurtalık hastalıkları,<br />
* Buna benzer bir çok kadın hastalığı.</p>
<p><strong>Hacamat hangi hallerde yapılmaz</strong></p>
<p>* Hacamat çok ihtiyar ve zayıf kişilerde,<br />
* Kalp Yetmezliği olanlarda,<br />
* Bir yeri kesildiğinde kanı durmayan kişilerde,<br />
* Hamilelerde,<br />
* Aşırı kansız kişilerde<br />
* AİDS HİV<br />
* Tansiyonu çok düşük olan kişilerde<br />
* Küçük çocuklarda<br />
* Çok hassas ve korkan kişilerde kanlı hacamat yapılmamaması tavsiye olunur, duruma göre kansız hacamat tatbik olunur.</p>
<p><em>(www.hayatifarket.com, Temmuz 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/hastaligin-sifasi-hacamatta.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağrı Kesici Bağımlısı mısınız?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/agri-kesici-bagimlisi-misiniz.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/agri-kesici-bagimlisi-misiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 20:13:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=42220</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Aslında tüm ilaçların birer zehir olduğu, onları zehirden ayıranın miktar olduğu unutulmamalıdır.&#8221; Denizli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Bölükbaşı, &#8220;Tüm ilaçların birer zehir olduğu, onları zehirden ayıranın miktar olduğu unutulmamalı&#8221; dedi. Osman Bölükbaşı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de son 20 yılda ağrı kesici kullanımının arttığını, bunun reçetesiz ilaç satışının yaygın olmasından kaynaklandığını söyledi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Aslında tüm ilaçların birer zehir olduğu, onları zehirden ayıranın miktar olduğu unutulmamalıdır.&#8221;</p>
<p>Denizli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Bölükbaşı, &#8220;Tüm ilaçların birer zehir olduğu, onları zehirden ayıranın miktar olduğu unutulmamalı&#8221; dedi. Osman Bölükbaşı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de son 20 yılda ağrı kesici kullanımının arttığını, bunun reçetesiz ilaç satışının yaygın olmasından kaynaklandığını söyledi. Yüksek dozda alınan ilaçların hayati tehlikeye bile yol açtığına dikkati çeken Bölükbaşı, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8220;Aslında tüm ilaçların birer zehir olduğu, onları zehirden ayıranın miktar olduğu unutulmamalıdır. Günlük hayatta sürekli baş ağrısı çeken ve dikkat gerektiren bir işte çalışan kişi bu gerçeği kolaylıkla unutabilir. İşini yapabilmek için ilacını alır ve belki de üzerine bir kahve ya da çay içer. Kendisini günün belli bir saatinde iyi hisseder. Ağrısı azalmıştır, kahvedeki kafein ağrının azalmasında etkili olmuş, ayrıca kişinin dikkatini de artırmıştır. Ancak ağrı pusudadır ve ilacın etkisi geçince yeniden kendini gösterecektir. Kişi yine ilaç alma ve böylelikle kendini iyi hissetme yoluna girerse artık ağrı kesici bağımlılığı için muhtemel bir adaydır.&#8221;</p>
<p>Kronik ağrı yakınması olan kişilerin uygun tedaviye başlamadıklarında sürekli ağrı kesici kullanma yoluna gidebileceklerini anlatan Bölükbaşı, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;İki yıldan fazla süreyle ayda ortalama 20 ve üzerinde ağrı kesici hap tüketen bir kişinin, ağrı kesici bağımlısı haline geldiğini söyleyebiliriz. Ağrı kesici kullanımında en büyük zararı mide, 12 parmak bağırsağı ve böbrekler çeker. Mide ve böbrek dokuları hasarı sonunda ölümcül kanama ya da böbrek yetmezliklerine kadar gidebilir.Ayrıca daha da sinsi bir tehlike, kişinin farkında olmadan bir ağrı kesici bağımlısı olmasıdır. Uzun süre uygun tedavi yapılmayan migren ya da gerilim tipi baş ağrılarında, kişi kolaylıkla ağrı kesici müptelasına dönüşebilir. Bunda bazen doktorların da kusuru vardır.&#8221;</p>
<p>Bölükbaşı, teşhis konulmadan ağrı kesici reçetesi yazılmasının kişinin uyku düzeni ve cinsel yaşamını da etkileyebileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p><em>(CNNTURK, Temmuz 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/agri-kesici-bagimlisi-misiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Domuz Kılından Yapılan Fırçalar</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/domuz-kilindan-yapilan-fircalar.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/domuz-kilindan-yapilan-fircalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 11:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=41679</guid>
		<description><![CDATA[DOMUZ KILI VE FIRÇALARIMIZ Fırça deyip hemen geçmeyin, günlük hayatımızda çok yönlü yer alan bir eşya. Dişlerimiz için diş fırçası, elbisemiz için elbise fırçası, ayakkabımız için ayakkabı fırçası, sakal tıraşımız için sakal fırçası, saç tıraşımız için berber fırçası, badana için badana fırçası, yağlı boyamız için boya fırçası, ev temizliği için temizlik fırçası, hamur işlerimizin yüzlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DOMUZ KILI VE FIRÇALARIMIZ </strong></p>
<p>Fırça deyip hemen geçmeyin, günlük hayatımızda çok yönlü yer alan bir eşya. Dişlerimiz için diş fırçası, elbisemiz için elbise fırçası, ayakkabımız için ayakkabı fırçası, sakal tıraşımız için sakal fırçası, saç tıraşımız için berber fırçası, badana için badana fırçası, yağlı boyamız için boya fırçası, ev temizliği için temizlik fırçası, hamur işlerimizin yüzlerine yağ ve yumurta sürmek icin yağlama fırçası, hanımlar için rimel fırçası, oje fırçası vb.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-41680 aligncenter" title="Domuz Kılından Neler Yapılıyor" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/07/domuz-kilindan-neler-yapiliyor.jpg" alt="" width="560" height="403" /></p>
<p>Ülkemizde firça üretimi için at kılı, keçi kılı, sansar kılı, plastik lifler ve maalesef çogunlukta ise domuz kılı kullanılmaktadir.</p>
<p>Fuara katılan ve Müsluman olduklarını ifade eden, bazı firça üretici firmaların yetkilileri ile yaptığımız görüşmeleri özetlersek:</p>
<p>- Diş firçalari çoğunlukla plastik elyaftan yapılıyormuş.</p>
<p>- Badana fırçaları çogunluk at kılından yapılıyormuş.</p>
<p>- Sakal tıraş fırçaları, elbise fırçaları, ayakkabı firçaları, berberlerin kullandığı fırçalar hem domuz kılından hem de baska hayvanın kılından yapılıyormuş.</p>
<p>- Ama yağlı boya fırçalarının tamamı domuz kılından üretiliyormuş.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-41681 aligncenter" title="Domuz Kılı Fırçaları" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/07/domuz-kili-fircalari.jpg" alt="" width="526" height="478" /></p>
<p>Bilhassa hamur işlerinde evlerimizde ve iş yerlerimizde kullanılan yağlama fırçalarinda durum daha vahim. Çünki domuz kılı ekmeğimizin, pidemizin, lahmacunumuzun, pogaça, simit ve böreklerimizin üzerinde dolaşıyor! Bu maksat için, bu müslüman üreticiler hem plastikten hem de domuz kılından yaglama firçaları imal ediyorlarmış. Bu malları müşterilerine satarken ikaz ediyorlarmış, ancak çoğu pideciler, lahmacuncular, fırıncılar plastik fırça yerine daha cok dayandığı için domuz kılından yapılmış yağlama fırçalarını tercih ediyorlarmiş.</p>
<p>Yağlı boya fırçalarına gelince, firma yetkilileri, dünyada başka alternatifinin olmadığını iddia etseler de, bu iddiaya inanmak mümkün degil. Bize göre, bunun mutlaka helal bir alternatifi olmalı. Allah(cc)’ın bizatihi necis olduğunu bildirdiği bir hayvanın kılına bizi mahkum etmesi mümkün olabilir mi? Asla! Bunu aklımızdan geçirmemiz bile abes olur, bizi vabale sokar. 502 Gümrük tarife numarası “Evcil veya yaban domuz kıllari vs…” faslından yurdumuza getirtilen domuz kıllarının miktarı her yıl 500-600 ton civarındadır ve yaklaşık 3-4 milyon ABD dolari ödenmektedir. Büyük çoğunluğunun ithal edildiği ülke ise Çin’dir.</p>
<p><strong>NE YAPACAĞIZ?</strong></p>
<p>Olayın vahameti ortada. Bu durumda Müsluman tüketici ne yapmalıdır? Herzaman ifade ettiğimiz gibi bu konuda da teklifimiz, önce sorgulamak, sonra güven vermeyen ürün , üretici ve satıcıları boykot etmek. Sorgulamaya önce kendimizden ve evimizden başlamalıyız. Elbise fırçamızdan, ayakkabı fırçamıza, temizlik fırçamızdan tıraş fırçamıza, hamur yağlama fırçamızdan diş, rimel, oje ve diğer tuvalet fırçamıza kadar bütün şüphelendiğimiz fırçalarımızdan kurtulmalıyız. Bunun için, bu eşyalarımızdan birer kıl kopartalım ve kibritle ucundan yakalım.Yanan kısım, yanmayan kısmın tepesinde bir topak olusturur. Bu kısmı parmaklarımız arasında ufalamaya çalıştığımızda ufalanmıyorsa bu kıl plastiktir, ufalanıp dağılıyorsa bu kıl da hayvan kılı demektir.</p>
<p><em>(www.gidaraporu.com, 4-2006)</em></p>
<p>***</p>
<p>Türkiye`nin geçen yıl ithal ettiği tarım ürünleri arasında 103 ton domuz yağı ve 525 ton domuz kılı yer aldı. Domuz kılı fırça yapımında kullanıldı. <em>(Sabah, 29-01-2006)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/domuz-kilindan-yapilan-fircalar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan Zekası ve Kanser İlişkisi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/insan-zekasi-ve-kanser-iliskisi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/insan-zekasi-ve-kanser-iliskisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 19:41:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=41192</guid>
		<description><![CDATA[İnsan zekasının büyük bedeli &#8220;İnsan, zekasının bedeli olarak kansere yakalanıyor&#8221; ilk bakışta çok kışkırtıcı bir tez olarak görünüyor ama ABD&#8217;li bilim adamları, insan ve maymun genleri üzerinde yaptıkları deneylerle ortaya çıktı. ABD&#8217;de Georgia Teknoloji Enstitüsü&#8217;nün araştırmasına göre, maymunların neredeyse kanser hastalığına hiç yakalanmamasının nedeni olarak beyinlerini kullanmamaları gösterildi. İnsan ve maymunların gen yapısı hemen hemen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan zekasının büyük bedeli</strong></p>
<p>&#8220;İnsan, zekasının bedeli olarak kansere yakalanıyor&#8221; ilk bakışta çok kışkırtıcı bir tez olarak görünüyor ama ABD&#8217;li bilim adamları, insan ve maymun genleri üzerinde yaptıkları deneylerle ortaya çıktı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-39306 aligncenter" title="beyin gücü" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/beyin-gucu.jpg" alt="" width="347" height="346" /></p>
<p>ABD&#8217;de Georgia Teknoloji Enstitüsü&#8217;nün araştırmasına göre, maymunların neredeyse kanser hastalığına hiç yakalanmamasının nedeni olarak beyinlerini kullanmamaları gösterildi.</p>
<p>İnsan ve maymunların gen yapısı hemen hemen aynı. Ancak maymunların sadece yüzde 2&#8242;sinde tümöre rastlanıyor. Buna karşın tümör görülen her 5 kişiden biri hayatını kaybediyor. Bu durum bilim adamlarını araştırma yapmaya itti. ABD&#8217;li uzmanlar insan ve maymun genleri üzerinde yaptıkları araştırmada, insanda tümöre daha sık rastlanmasının nedeni olarak, hücre yapsının daha karmaşık olması ve beynini daha aktif olarak kullanmasını gösterdi. Yani zeka düzeyi artıkça, kansere yakalanma riski de artıyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün verilerine göre her yıl 7 milyon kişi kanser hastalığından yaşamını yitiriyor. Yine her yıl 12 milyon insan bu amansız hastalığa yakalanırken, 25 milyon kişi de bu hastalıkla birlikte hayatını sürdürmek zorunda kalıyor.</p>
<p><em>(Bilim&amp;Teknik, 26.06.2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/insan-zekasi-ve-kanser-iliskisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tıp dünyasının 10 büyük yalanı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/tip-dunyasinin-10-buyuk-yalani.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/tip-dunyasinin-10-buyuk-yalani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 08:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=40939</guid>
		<description><![CDATA[Araştırmacı Shane Ellison&#8217;ın hazırladığı ve tüm dünyada büyük yankı bulan &#8216;Tıbbın 10 büyük yalanı&#8217; adlı çalışma, ilaç şirketlerinin nasıl gelirlerini artırmak için yalanlara başvurduğunu gözler önüne seriyor. Ellison, ilaç şirketlerinin uydurduğu en büyük yalanlardan biri olan kolesterol üzerinde çok duruyor. Ne yüksek kolesterol kalp krizine yol açıyor ne de ilaçlar kolesterolü düşürüyor. Peki biz ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı Shane Ellison&#8217;ın hazırladığı ve tüm dünyada büyük yankı bulan &#8216;Tıbbın 10 büyük yalanı&#8217; adlı çalışma, ilaç şirketlerinin nasıl gelirlerini artırmak için yalanlara başvurduğunu gözler önüne seriyor. Ellison, ilaç şirketlerinin uydurduğu en büyük yalanlardan biri olan kolesterol üzerinde çok duruyor. Ne yüksek kolesterol kalp krizine yol açıyor ne de ilaçlar kolesterolü düşürüyor. Peki biz ne yapıyoruz? En ufak bir baş ağrısında bile ilaçlar alınıyor. İşte size tıbbın 10 büyük yalanı:</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-40940 aligncenter" title="Tıp Sağlığımızla Nasıl Oynar" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/tip-sagligimizla-nasil-oynar.jpg" alt="" width="452" height="279" /></p>
<p>Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA&#8217;nın onayladığı ilaçlar güvenli ve etkindir: FDA&#8217;nın onayladığı birçok ilaç, ölümlere neden oldu. Hatta yakınlarını kaybedenlerin birçoğu büyük tazminatlar kazandı.</p>
<p><strong>Yüksek kolesterol, kalp hastalığı için risktir:</strong> Bu sağlık efsanesi başta Amerika olmak üzere birçok ülkede çökertildi. Kalp hastalığı 35 yaşın üzerindeki tüm kişiler için ilk ölüm nedeni. Kalp hastalığı riskinin, kan kolesterolü yükseldikçe arttığı doğruysa, o zaman kalp krizinden genç yaşta ölenlerin total kolesterolünün de yükselmiş olduğunu görmeliyiz. Bu doğru değil. Kalp krizlerinin ve inmelerin yarısı kolesterolü yükselmemiş kişilerde ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Kolesterol kötüdür:</strong> Amerikan Kalp Birliği&#8217;ne göre, 105 milyondan fazla Amerikalı&#8217;nın kolesterol düzeyi 200 mg/dl ya da daha yüksek seviyede. Bu, ilaç endüstrisi için potansiyel müşteri anlamına geliyor. Ancak yüksek kolesterolün ömrü uzattığı biliniyor. Yüksek kolesterolü olan erkeklerin bağışıklık sistemi daha güçlü. Ayrıca kolesterol karaciğerde safra asitlerinin üretimine yardımcı oluyor. Bu asitler vücudun artık ürünlerden temizlenmesi için gerekli.</p>
<p><strong>Kolesterol düşürücü ilaçlar güvenli ve etkindir:</strong> Kolesterol düşürücü ilaçlar, bellek ve odaklanma üzerinde olumsuz etki yapıyor. Kanser riskini artırıyor, sinirlere hasar veriyor. Zaten bu ilaçların ana maddesi, kırmızı pirinç mayası diye bilinen bir mantarın izole edilmiş zehrinden başka bir şey değil.</p>
<p><strong>İlaçlar bilime dayanarak onaylanır:</strong> FDA uzmanlarının yarıdan fazlasının, ilaç şirketleriyle doğrudan maddi ilişkisi var. İlacın piyasaya çıkıp çıkmayacağına karar veren kurulun yüzde 51&#8242;i, diğer yüzde 49&#8242;u ölümcül ilaçların güvenli ve gerekli olduğunu ikna etmek için uğraşıyor.</p>
<p><strong>İlaç reklamları bizi bilinçlendirir:</strong> Birçok kolesterol düşürücü ilaç reklamında kas ağrısı, kas kaybı, güçsüzlük gibi yan etkilerin görülmediğine dikkat çekiliyor. Ancak gerçek, bunun tam tersi.</p>
<p><strong>İlaçlar, yaşam kalitemizi yükseltir:</strong> FDA ta rafından onaylanan ilaçlar her yıl yaklaşık 160 bin kişiyi öldürüyor. Yaklaşık iki milyon insan, ilaçların yol açtığı hastalıklara yakalanıyor. Obezite, kanser, böbrek yetmezliği, otizm, depresyon bu hastalıklardan bazıları.</p>
<p><strong>Doktorlar reçeteli ilaçların tehlikeleri konusunda hassastır:</strong> Batı ülkelerinde doktorlar, reçeteli ilaçlar hakkında bilgi edinmek için tıp dergilerine başvuruyor. Çünkü en güvenilir kaynak bu dergiler. Bütün makaleler bilimsel gerçeklere dayanarak sunuluyor. ABD&#8217;de ise durum çok farklı.</p>
<p><strong>Besin destekleri tehlikelidir:</strong> İlaç şirketleri, besin destekleriyle rekabeti aza indirmek için hükümeti etkileme amaçlı bir dizi teknik kullanıyor. Bunlardan ilki, besin maddelerinin doğru kullanımıyla ilgili dersin 85 yıl önce tıp fakültelerinden kaldırılmış olması. Bir diğeri ise ilaç endüstrisi lobisinin medyayı etkisi altına alarak, besin desteklerine karşı olumsuz bir hava estirmesi.</p>
<p><strong>Kolesterol öldürür:</strong> Kalp krizi geçiren kişilerden yüzde 50&#8242;den fazlasının kolesterolü normal çıktı.</p>
<p><em>(Takvim, Haziran 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/tip-dunyasinin-10-buyuk-yalani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kablosuz modem bebeklere zararlı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kablosuz-modem-bebeklere-zararli.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kablosuz-modem-bebeklere-zararli.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 12:51:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=40527</guid>
		<description><![CDATA[Cep telefonu baz istasyonlarının insan sağlığına zararlı olup olmadığı tartışmalarından sonra yeni bir polemik daha başladı. Bu kez de Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, kablosuz modemin yaydığı manyetik dalgaların hamile ve 2 yaş altındaki bebekler için zararlı olduğunu iddia etti. Müftüoğlu, beslenme şartlarının yanı sıra çevrede kullanımı artan manyetik kirlenmeyle ilgili olarak çok ciddi tehlikelerin olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cep telefonu baz istasyonlarının insan sağlığına zararlı olup olmadığı tartışmalarından sonra yeni bir polemik daha başladı. Bu kez de Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, kablosuz modemin yaydığı manyetik dalgaların hamile ve 2 yaş altındaki bebekler için zararlı olduğunu iddia etti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-40528 aligncenter" title="kablosuz modemler sağlığa zararlıdır" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/kablosuz-modem-sagliga-zararlidir.jpg" alt="" width="362" height="373" /></p>
<p>Müftüoğlu, beslenme şartlarının yanı sıra çevrede kullanımı artan manyetik kirlenmeyle ilgili olarak çok ciddi tehlikelerin olduğunu söyledi. Cep telefonu kullanımının ilerleyen zamanlarda sigara gibi yasaklanacağını belirten Müftüoğlu, kablosuz internet ortamının da özellikle küçük yaştaki çocuklar ve hamile kadınlar üzerinde zararlı etkilerinin olduğu yönünde ciddi bulguların olduğunu kaydetti.</p>
<p>Uzmanlar, kablosuz internet ağı olan yerlerde 1,5-2 yaşından küçük çocukları, hamileleri etkilediği konusunda hemfikir. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünden Uzman Dr. Murat Yıldırım&#8217;a göre teknolojik gelişmelerin yol açabileceği sağlık sorunlarını tam olarak öngörmek imkânsız. Ancak radyo, televizyon, telsiz verici istasyonları, uydu iletişim sistemleri ve GSM cihazları gibi günlük hayatta sık karşılaştığımız elektromanyetik dalga yayan aletlerin insan sağlığını olumsuz yönde etkilediği konusunda herkes hemfikir. Dr. Yıldırım, &#8220;Yapılan araştırmalarda yüksek gerilim hatlarına yakınlık arttıkça çocuklarda lösemi sıklığında artış olduğu görülmüştür.&#8221; diyor. Başka çalışmalarda da diğer çocukluk çağı kanserlerinde artış olabileceğine dair veriler elde edilmiş olsa bile bu konunun kesinlik kazanmadığını söyleyen Yıldırım, &#8220;Yapılan çalışmalar günlük hayatta kullandığımız televizyon, bilgisayar ve cep telefonları başta olmak üzere birçok elektronik aletin yaydığı radyasyonun boğazda kuruluk, gözlerde ağrı ve görme bozukluğu, baş ağrısı, alerji, uykusuzluk, seslere karşı hassasiyet, işitme zorluğu ve yorgunluk haline yol açabildiğini göstermektedir.&#8221; şeklinde konuşuyor. Yıldırım, özellikle telekomünikasyon alanındaki hızlı gelişmelerin çocukların cep telefonları ile tanışma yaşını düşürdüğü, bu nedenle de mobil telefonların beyin dalgalarında değişikliklere yol açtığı, zihinsel faaliyetleri azalttığı, uyku düzenini bozduğu yönündeki iddiaların kanıtlanmamış bile olsa ciddiye alınması gerektiğini düşünüyor.</p>
<p><strong>Manyetik dalgalardan nasıl korunabiliriz?</strong></p>
<p>Dr. Murat Yıldırım:</p>
<p>Binalar trafolardan en az 100 m. uzakta inşa edilmeli.</p>
<p>Televizyondan en az 1 m. uzakta oturulmalı.</p>
<p>Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanılmalı, LCD ekran tercih edilmeli.</p>
<p>Çocuklar oyun amaçlı bilgisayar kullanmamalı, açık hava alanlarına özendirilmeli.</p>
<p>Halojen ve floresan lambalar okuma lambaları olarak kullanılmamalı.</p>
<p>Çocuk odalarında TV ya da bilgisayar bulundurulmamalı. Bu tür araçların yer aldığı odalarda ve duvarların arkasında çocuk yatağı olmamalı.</p>
<p>On altı yaşın altındaki çocuklara cep telefonu kullandırılmamalı.</p>
<p>Telsiz ev telefonları ve kablosuz modemler yatak odası dışına yerleştirilmeli.</p>
<p>Op. Dr. Ferhan Kulu: Günlük hayatımızda kullandığımız teknolojik cihazların sağlığımızı ne ölçüde etkilediğini tam olarak bilmiyoruz. Bilim adamları elektromanyetik kirlenmenin sağlığımız üzerindeki olumsuz etkileri ile ilgili çalışmalar yapıyor. Kablosuz internet (wireless) ortamının özellikle küçük yaştaki çocuklarda ve hamile kadınlarda zararlı etkilerinin olabileceği düşünülüyor. Düşük frekanslı elektromanyetik dalgalar iyonize edici etki göstermez. Bu tip elektromanyetik dalgalar dokuya çarptıklarında moleküler hareketlerde artışa sebep olur, bu da ısı olarak ortaya çıkar. Non iyonize elektromanyetik etkilere yönelik deneysel veriler oldukça az. Yapılan hayvan deneylerinde bu konudaki çalışmalar devam ediyor. Tedbirli olmak için hamile kadınlar özellikle yatak odalarında bu tür cihazları bulundurmamalı, cep telefonunu kulaklıkla kullanmalı.</p>
<p><em>(Özge Yalın, Haziran 2009, ZAMAN)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kablosuz-modem-bebeklere-zararli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
