<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KARANLIĞI AYDINLATAN IŞIK &#187; LAİKLİK</title>
	<atom:link href="http://www.arastiralim.com/tag/laiklik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.arastiralim.com</link>
	<description>İnanç, Fikir, Resim, Tarih, Haber, Siyaset, Atatürk, Nur, Sağlık, Edebiyat, Fen</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:08:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bakış Açısı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/bakis-acisi-2.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/bakis-acisi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 21:34:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=55820</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-55821  aligncenter" title="Bakış Açısı" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Bakış-Açısı.jpg" alt="" width="437" height="331" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/bakis-acisi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye Laik Değildir, Laik Olamayacak</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turkiye-laik-degildir-laik-olamayacak.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turkiye-laik-degildir-laik-olamayacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 23:14:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=53917</guid>
		<description><![CDATA[Ben Tarif edenlerin yalancısıyım. Şöyle demeye geliyormuş laiklik: Devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan ilke. “Türkiye Cumhuriyeti laiktir” diyor Anayasa. Ama bu ilke “değiştirilemez” diye ilave ediyor: Allah Allah! Bir de “değiştirilmesi teklif edilemez” de deniyor: Hayy Allah! “Değiştirilemez ama değiştirilmesi teklif edilemez” cümlesi “dogmatik” bir ifadedir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Tarif edenlerin yalancısıyım.</p>
<p>Şöyle demeye geliyormuş laiklik:</p>
<p>Devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan ilke.</p>
<p>“Türkiye Cumhuriyeti laiktir” diyor Anayasa.</p>
<p>Ama bu ilke “değiştirilemez” diye ilave ediyor: Allah Allah!</p>
<p>Bir de “değiştirilmesi teklif edilemez” de deniyor: Hayy Allah!</p>
<p>“Değiştirilemez ama değiştirilmesi teklif edilemez” cümlesi “dogmatik” bir ifadedir.</p>
<p><em>İnşaallah, “’değiştirilemez; değiştirilmesi teklif bile edilemez’ maddesi eleştirilemez, eleştirilmesi teklif bile edilemez” diye bir madde yoktur da başımız derde girmez.</em></p>
<p>Yani “laik devlet” herhangi bir dini referans almıyor ama.</p>
<p>“Laiklik”i dogmatikleştiriyor, “din” olarak tepemize indiriyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-54014  aligncenter" title="Bizim Laikler" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Bizim-Laikler.jpg" alt="" width="550" height="391" /></p>
<p>“Değiştirilemez; değiştirilmesi teklif edilemez” şeklindeki ilkeler, yönetilen halk ile yöneten arasındaki esnekliği katılaştırıyor. Devleti millete rağmen var kılıyor. Yani, “nasıl olursanız olun, böyle yönetilirsiniz, öyle yönetileceksiniz” demeye geliyor. Oysa dinde böylesi bir zorlama yoktur; hiç olmadı, olmaz da: “Nasılsanız öyle yönetilirsiniz” der Hz. Peygamber [asm].</p>
<p>İslam’da böyle bir “laiklik” yoktur. Devlet, kendisini kuran insanların tercihlerine, taleplerine sağır olamaz Peygamberimiz’e göre [asm].</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti “dinler karşısında tarafsız” mı peki?</p>
<p>Değil!</p>
<p>“Müslüman olmayan” bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kaymakam, vali olamıyor, orduya subay olarak kabul edilmiyor.</p>
<p>Türkiye’de onca ahlaksızlaştırmaya ve dinsizleştirmeye karşı olabildiğince duyarsız ve sessiz olduğumuz halde, “Hıristiyanlaştırma”ya cansiperane karşı duruşun altında ne yatar acaba?</p>
<p>“İslam” Türklerin dini olduğu için, Türklerin dini olduğu sürece makbuldür, sevimlidir, güzeldir. Misyonerliğe karşı duruş İslam hatırına değil “Türklük onuru” adınadır anlayacağınız.</p>
<p>Laik olmayan Osmanlı’nın inşa ettiği çoğul dinli bir toplumda ruhban yetiştiren bir okulu bağrında bulundurması, “devletin dinler karşısında tarafsız olması” ilkesini savunmanın “Müslümancası”dır. Başka inançlara, başka kültürlere, başka giyinmelere “hoşgörü”yle bakmak “İslam’ın şartı”dır; İslam’a rağmen var olan bir şart değildir ki. Başkalarına dair bu bakışın laiklik zoruyla kazanıldığını iddia edenler, en başta “İslam”ın nezaketini bilmiyorlar, Müslümanlara ise, “laiklik olmasaydı siz zorba olurdunuz!” diyerek hakaret ediyor. Her Müslüman’ı eli zorla kelepçelenmiş olduğu için mecburen nazik olan potansiyel bir zorba olarak tanımlıyor.</p>
<p>Laiklik savunucularının “Laiklik elden gidiyor” telaşı, bir zamanlar bir başkalarının -Padişah tahttan indirildiği için- “Şeriat elden gidiyor” telaşıyla aynı tondadır. “Şeriat elden gidiyor” diyenlere karşı, o zamanlar, Said Nursî, “şeriat”ın, bir padişahın tahtında oturması gibi sinek küçüklüğünde bir şarta bağlı olmadığını, bütün varlığın dağıyla, taşıyla, göğü ve deniziyle, baharı kışıyla “şeriat”i haykırdığını söyler. Yani “şeriat”ın elden gidip gitmemesi, elde olup olmaması bir iktidar sorunu değildir. Varlık “şeriat”tır zaten; Allah’ın dilemesidir; yok edilemez. Varoluştur şeriat; Allah’ın dilemesiyle akar zaten; durdurulamaz. Elden nasıl gitsin ki şeriat, ellerin hepsi “şeriat”ça yapılmıştır; yaratılış kanunlarına göre tutar, kavrar.</p>
<p>Gerçek şu ki, iktidarın yanında olacak bir şeriat insanın gönüllü kulluğunu zedeler, insanı insan yapan tercihlerini yok eder. İnsanı incitir. Allah’ın kanunları üzerinden insan incitmek ise çok katlı bir cürümdür. Başkaca zorbalıklardan daha büyük bir zorbalıktır. Gerçek ile insan arasındaki perdeyi kalınlaştırır. Gerçeği benimsemenin yolunu kapatır. Varlığın akışına gönüllü katılımı engeller.</p>
<p>“Din”i bir otorite kaynağı, bir baskı aracı yapanlara karşı geliştirilmiştir laiklik ilkesi; doğru. Sorun “din”in kendisi değil, “din” üzerinden zorbalık üretenler. Zorbalık iki türlüdür. Birincisi; birini inandığı ve sevdiği bir şeyi yapmaktan alıkoymak. Namaz kılmasını, örtünmesini engellemek gibi. Diğeri; birini zaten severek yapacağı şeye, gönlünden katılabileceği bir işe zorlamaktır Seve seve örtünebilecek birine, gönlünden namaz kılacak birine, sevmesine fırsat bırakmadan, gönlünün olması beklemeden emretmek gibi. İslam bu iki tür zorbalığı da reddeder. Çünkü ikisi de Yaradan’ın “nazlı misafiri”nin “nazlanması”nı engeller. Çünkü ikisi de Âlemlerin Rabbi’nin “gönlüyle hareket etmesini” bekleyecek kadar kendi iradesine bıraktığı insanın onurunu zedeler, gönüllülüğünü tahrip eder.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-54016  aligncenter" title="Bir Aile Dramı" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Bir-Aile-Dramı.jpg" alt="" width="279" height="403" /></p>
<p>Bu bağlamda, örneğin birisinin başının zorla açtırılması kadar zorla örtülmesine de karşıdır İslam ve Müslüman. Batı’nın laiklik ilkesiyle yana yakıla aradığı, laiklik zoruyla ancak sürdürebildiği bu özgürlük alanı, zaten İslam’ın içinde, özünde var. Hem de zorlayarak değil, gönüllüce kıvamlandırılmış olarak var. Hem de değiştirilmez ve değiştirilmesi teklif edilemez yasaların zorunlu kılmasıyla değil, içten ve içtenlikle benimsenmiş olarak var. Bu sözleri, “İslam’ın içinde laiklik zaten var” cümlesinin hoyratlığına kurban ettirmeye de niyetim yok. İslam’ın içinde laiklik falan yok. Müslümanların da laikliğe ihtiyacı yok!</p>
<p>İşe bakın; zorbalığa karşı geliştirilmiş olan “laiklik ilkesi” bakın nasıl da “zorbalık” aracı haline gelivermiş. Tepemizde “başını kapatmak istesen de kapatamazsın!” kılıcı olarak sallanıyor. Meselâ “İçkisiz Alan” ilan etmeye kalkan bir belediyenin kapısına “İçkinin damlasını dudağına değdirmemi engelleyemezsin!” diyen bir yobaz edasıyla dayanabiliyor. “Saçının tek teli görünürse yanarsın!” diye/n günaha göz açtırmaz vaizlerin yanında, modern laikleri de “saçının tek teli görünmezse yakarım!” vaazları çekerken duyarız. Kızların etekleri diz üstüne çekilince yaygarayı basan, aman vermez “dinciler” gibidir laikler de. Kızlar eteklerini diz altına indirince, hele de ayak bileğine kadar uzatınca “büyük günah” işlemişler gibi recmediyorlar, taşlıyorlar. Değil mi?</p>
<p>İlle de bir slogan ya da bir sonuç gerekiyorsa bu yazı için, başında söylemiştim:</p>
<p>Türkiye laik değildir, (bu gidişle) laik kalamayacak!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-54013  aligncenter" title="Türkiye Laikliği" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Türkiye-Laikliği.jpg" alt="" width="397" height="484" /></p>
<p><em>(Senai DEMİRCİ)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turkiye-laik-degildir-laik-olamayacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklikte, Sabetaycılık Etkili Oldu</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/mete-tuncay-laiklikte-sabetaycilik-etkili-oldu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/mete-tuncay-laiklikte-sabetaycilik-etkili-oldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 03:29:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=52728</guid>
		<description><![CDATA[“Ordunun ilericiliği, bahane. Niye daha ileride olsunlar ki toplumdan? Bütün bu laiklik, Atatürk devrimleri sözleri, halka emretmeyi sürdürmenin bahanesidir.” “Yeraltı muhalefeti, “Abe diye konuşanlar bizi yönetiyor” diye kızıyor. Atatürk de dahil böyle konuşuyor ve Rumeliliğe karşı Anadoluculuk muhalefeti çıkıyor.” “Yalçın Küçük, “Sabetaycılık, Selanik’te hâkim oldu. Cumhuriyet’i kuran sivillerin bu Sabetaycı kökeni, laikliği belirledi” deseydi, benimsenirdi.” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Ordunun ilericiliği, bahane. Niye daha ileride olsunlar ki toplumdan? Bütün bu laiklik, Atatürk devrimleri sözleri, halka emretmeyi sürdürmenin bahanesidir.”</p>
<p>“Yeraltı muhalefeti, “Abe diye konuşanlar bizi yönetiyor” diye kızıyor. Atatürk de dahil böyle konuşuyor ve Rumeliliğe karşı Anadoluculuk muhalefeti çıkıyor.”</p>
<p>“Yalçın Küçük, “Sabetaycılık, Selanik’te hâkim oldu. Cumhuriyet’i kuran sivillerin bu Sabetaycı kökeni, laikliği belirledi” deseydi, benimsenirdi.”</p>
<p>“Atatürk döneminde yargı da içler acısı vaziyette. Yüksek yargıçlar, Atatürk’ün antikomünist nutkunu, Eskişehir tren istasyonunda gece hazırolda dinliyorlar.”</p>
<p>“Milli Mücadele, İslam dini istismar edilerek kuruldu. Din devleti oluyoruz havası yaratıldı. İçki yasaklandı. Atatürk, kanuna aykırı olarak içki içti.”</p>
<p>“Atatürk, orduyu güçlendirmedi. Orduyu, Fevzi Çakmak gibi tutucu birine verdi. Planı, güçlü bir orduya ihtiyaç duymadan, bölgesel paktlarla savaş riskini ötelemekti.”</p>
<p>Bugün yaşadığımız bütün çarpıklıkların kökü yakın tarihimizde yatıyor. Zaten bu yüzden yakın tarihimizi öğrenmemiz, bütün gerçekleri bilmemiz, bunları açıkça tartışmamız engelleniyor. Geçmişimiz, özellikle de yakın tarihimiz, eğitimin her aşamasında sansürleniyor, çarpıtılıyor. Gerçeklerin üstü yalanlarla örtülmeye çalışılıyor. Oysa, bugün bir türlü çözemediğimiz temel sorunlarımızın kaynağını, bu ülkede ordunun ve yargının konumunu, Atatürkçülük ideolojisiyle ‘tek parti’ ideolojisinin ilişkisini ancak yakın tarihimizi bildiğimizde açıkça görebiliriz ve düğümleri çözebiliriz. Türkiye’nin önde gelen entelektüellerinden olan siyaset bilimi ve tarih profesörü Mete Tunçay’la yakın tarihimizi, Atatürk’ü, Atatürk’ün dinle, dindarlarla, Kürtlerle olan ilişkisini, orduya, yargıya ve siyasete bakışını, yönetim anlayışını, tek adamlığını, mücadele arkadaşlarının başlarına gelenleri, İstiklal Mahkemeleri’ni konuştuk. ‘Türkiye’de Sol Akımlar’ ve geçtiğimiz günlerde dördüncü baskısı yapılan ‘Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması’ isimli kitaplarıyla Türkiye’nin yakın dönem siyasi düşünceler tarihinin araştırılmasına ve erken Cumhuriyet döneminin anlaşılmasına büyük katkıda bulunan Prof. Dr. Mete Tunçay, halen İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ders veriyor.</p>
<p><em>Mete Tunçay ile yapılan bir söyleşi:</em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-35174  aligncenter" title="Mete Tuncay" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/tarihci-mete-tuncay.jpg" alt="" width="396" height="311" /></p>
<p><strong>İki temel kurum, bugün ciddi bir biçimde sorgulanıyor: yargı ve ordu. Cumhuriyet’in kuruluşunda bu iki kurumun yeri nedir?</strong></p>
<p>Kuruculara tek tek bakacak olursak, Cumhuriyet’i askerler kurdu. Mustafa Kemal Paşa da, İsmet Paşa da, Fevzi Çakmak da askerdi. Zaten Milli Mücadele’de ilk beşten söz edilir. Bir Atatürk, iki Kazım Karabekir, üç Ali Fuat Cebesoy, dört Rauf Bey, beş Refet Paşa. Karabekir ve Cebesoy, Milli Mücadele’ye başlamak için 1919’da Mustafa Kemal’den daha önce Anadolu’ya gittiler ve M. Kemal’e ısrarla gel dediler. Ama M. Kemal tereddüt etti. Karabekir, sık sık onun gecikmesinden bahseder.</p>
<p><strong>M. Kemal, Milli Mücadele’ye niye daha geç katılıyor?</strong></p>
<p>Başka şeylere oynuyor. Mesela İstanbul’da Sadrazam İzzet Paşa’nın hükümetine girmek ve harbiye nâzırı olmak istiyor. “Ben harbiye nâzırı olmak istiyorum” diye de açıkça söylüyor. İzzet Paşa istemiyor. Bu isteği kabul edilseydi, herhalde o zaman Milli Mücadele diye bir şey olmayacaktı. Zira bu durumda Mustafa Kemal’in Anadolu’ya gidip, oradakilerle anlaşıp, Yunanlılara karşı bir hareket geliştirmesi beklenemezdi.</p>
<p><strong>M. Kemal niye çok istediği halde, Osmanlı ordusunun başına getirilmedi peki?</strong></p>
<p>İzzet Paşa istemedi. İttihatçıların tabii kendi kadroları var. M. Kemal de bir zamanlar İttihat Terakki’ye girmiş olmakla birlikte hep yanlış şeylerin arkasına düşüyor.</p>
<p><strong>Nasıl yani?</strong></p>
<p>İttihat Terakki’ye ilk girişinde Cemal Paşa hizbinde yer alıyor. Kendisinden yaşça küçük olan ve haklı olarak hep kızdığı, kıskandığı Enver Paşa’nın hizbinde yer almıyor. Sonra İttihat Terakki’nin genel sekreteri olan Fethi Okyar’ın adamı oluyor. Fethi Okyar bu makamdan düşüp de Sofya’ya sürülünce, “bu belayı da al yanında götür” diye M. Kemal’i de Sofya’ya ateşe militer olarak gönderiyorlar. Sorunuza, Cumhuriyet’in kuruluşunda ordunun ve yargının yerine gelince. Bizde Cumhuriyet’i kuran kadro tamamen askerin içinden çıktı. Bunda şaşılacak bir şey de yok.</p>
<p><strong>Yeryüzünde askerlerin kurduğu başka hangi cumhuriyet var?</strong></p>
<p>Afrika’da var ama. Avrupa’da askerlerin yarattığı bir devleti düşünmek zor. Yunanistan, ancak cuntacı askerlerin kafasını kırdıktan sonra demokratik olarak gelişebildi. Ama Fransa’da ordu, De Gaulle’ün prestiji olmasaydı, darbe yapacaktı. Çok da uzak bir geçmiş değil bu. Cumhuriyet’in kuruluşunda yargının yerine gelince. Yargı hiçbir zaman ön planda olmadı. Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre, yargı için ayrı bir kuvvet ve bağımsız dense de Türkiye’nin geçmiş tecrübesinde yargı hiçbir zaman ayrı ve bağımsız bir güç olmadı.</p>
<p><strong>Yargı kime bağımlı oldu?</strong></p>
<p>Öncelikle orduya. 28 Şubat ve 12 Eylül’de yaşananlar da bunu açıkça ortaya koşmuştu. Bakın&#8230; Cumhuriyet’in kuruluşunda ordu çok önemliydi. Yeniçeri ayaklamalarından tutun da İkinci Meşrutiyet’te Mahmut Şevket Paşa’ya dek bu önemin bir geçmişi ve geleneği vardı. İlk askerî diktatörlük modelini Hareket Ordusu’nun komutanı Mahmut Şevket kurdu. Enver ve Cemal Paşalar, Birinci Dünya Savaşı yıllarında bu diktatörlüğü sürdürdüler. Nitekim bizim erken Cumhuriyet de geniş ölçüde askerî bir nitelik taşır. Mesela 30 Ağustos 1926.</p>
<p><strong>30 Ağustos 1926’da ne yaşandı?</strong></p>
<p>30 Ağustos, orduda, geleneksel olarak terfilerin yapıldığı bir tarihtir. Milli Mücadele’yi başlatan ve Cumhuriyet’i kuran ‘ilk beş’in dördü olan Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa, Refet Paşa, Rauf Orbay, daha birkaç ay önce İzmir’de Atatürk’e suikasttan ötürü İstiklal Mahkemesi’nde idam talebiyle yargılanmışlardı. Aradan birkaç ay geçti ki, 30 Ağustos 1926’da Karabekir Paşa, Cumhuriyet’in başbakanı İsmet Paşa’yla birlikte birinci ferikliğe yani korgenerallikten orgeneralliğe yükseltildi.</p>
<p><strong>Bundan ne anlamalıyım?</strong></p>
<p>Bir kere, Cumhuriyet’in kurucularının askerlikle ilişkileri sürüyor. Cumhurbaşkanı Atatürk de asker, Başbakan İnönü de asker. Bir taraftan Karabekir asıl isteniyor, diğer taraftan da “paşamız orgeneral olsun” diye terfi ettiriliyor. Hele hele Cumhuriyet’in ilanından üç yıl sonra, Cumhuriyet’in başbakanının kalkıp da orgeneralliğe yükseltilmesi çok ironik oluyor. Bizde, “askerler, Milli Mücadele’yi yaptılar ve Cumhuriyet’i kurduktan sonra üniformalarını çıkardılar” diye hikâyeler anlatılıyor ya&#8230; Hayır, üniformalarını çıkarmadılar.</p>
<p><strong>Atatürk’ün, askerlerin siyasete bulaşmasını istemediği ve hatta onlara, “Beyler ya üniformanızı çıkarın, siyasete girin, ya da üniformanızla kışlada kalın” dediği söylenir. Atatürk aslında bunu da mı söylemedi?</strong></p>
<p>Atatürk, askerin kendisine karşı bir politikaya bulaşmamasını istiyor. Yoksa askerin, siyasetin içinde olmasına bir itirazı yok. Üstelik Atatürk’ün kendisi de üniformasını çıkarmadı ki. 1925’te Kastamonu’da şapka nutkunu söylüyor ya&#8230; Atatürk oraya mareşal üniformasıyla, ayağında çizmeler, yanında köpeği ve elinde kamçısıyla gidiyor. Kastamonu’da bir ara sivil giyiniyor ve şapka nutkunu söylüyor. Sonra tekrar mareşal üniformasını giyip dönüyor. Kurulan cumhuriyet, demokratik bir cumhuriyet değil.</p>
<p><strong>Kurulan cumhuriyet nasıl bir cumhuriyet peki?</strong></p>
<p>Kurulan cumhuriyet Jakoben bir cumhuriyet. Çünkü bunlar, halk için doğrunun, iyinin ne olduğunu biliyorlar. Halka öyle fazla danışmaya ihtiyaçları yok. Mesela 1946’ya kadarki seçimler iki derecelidir. 1946’ya dek, yurttaşlar gidip de milletvekillerini seçmiyor.</p>
<p><strong>Kimi seçiyorlar?</strong></p>
<p>Birinci seçmenleri seçiyorlar. Onlar, milletvekillerini seçiyor. Çünkü halka güvenilmiyor. “Halk, bütün gerilikleri getiriyor” diye düşünülüyor. Zaten Halk Partisi’nde de bir asker ağırlığı var. Bugün hâlâ tartıştığımız ‘vesayet’ kavramının nasıl oluştuğunu düşünmek lazım tabii. Cumhuriyeti kuranlar&#8230;</p>
<p><strong>Evet&#8230; Cumhuriyeti kuranlar ne düşünüyorlar?</strong></p>
<p>Bunlar, 19. yüzyıldaki pozitivistlerden etkilendiler. 19. yüzyılda fizik bilimleri ve matematiğin gelişmesi dünyada insanlara, “Bütün soruların cevaplarını bilimden aldık ve alacağız. Din, iman gibi şeyler artık çocukluk hikâyeleridir” duygusunu verdi ve bu pozitivist ruh bizde de yayıldı. Dolayısıyla askerler, sivil yüksek memurlar ve burjuvaziden oluşan egemen sınıf, kamusal doğruyu ve kamusal iyiyi kendisinin bildiğini düşündü. Yargı da bunların peşinden gitti. Halkın taleplerinden korkuldu. Eğer halka soracak olursak, “bunlar kadınların başlarını örter, içkiyi yasaklar falan” dendi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet’in kurucuları bu korkularında haklılar mıydı? Halkın kararına bırakılsa, yeni Cumhuriyet, gerçekten bir din devleti olur muydu?</strong></p>
<p>Biz hiçbir zaman din devleti olmazdık. Çünkü imparatorluk geleneğinden geliyoruz. Bazı tarihçiler, Osmanlı’dan teokrasi diye söz ediyorlar. Bu, deli saçmasıdır. Bir imparatorluk, din devleti olamaz. Çünkü imparatorluk çeşitliliği korumak, bütün dinlere saygı göstermek zorundadır.</p>
<p><strong>Osmanlı, şeriatla yönetilmiyor muydu?</strong></p>
<p>Hem evet, hem hayır. 19. yüzyılda Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu gibi Batı kaynaklı o kadar çok kanun kabul edildi ki, şeriat sadece evlenme, boşanma ve mirasla sınırlı hale geldi. Ama şunu da bilmek lazım. Milli Mücadele sırasında içki yasağı kanunu çıkarıldı. Meclis’teki dindarların bir zaferiydi bu. İçki yasaklandı ve Atatürk o dönemde kanuna aykırı olarak içki içiyordu. O gün boyun eğildiği takdirde, dindarların o dönemde daha ileri taleplerinin olabileceği düşünülebilir ama bugün artık böyle bir tehlike yok.</p>
<p><strong>Cumhuriyet kurulduktan sonra yargının ve ordunun işlevi ne oldu?</strong></p>
<p>Cumhuriyet kurulduktan sonra ordu enteresan bir macera geçirdi. Atatürk, orduyu Fevzi Çakmak gibi çok dürüst ama son derece tutucu birine teslim etti. “Her general, bir önceki savaşa hazırlanır” diye bir laf vardır. Fevzi Çakmak da böyle&#8230; “Demiryolu olursa, İtalyanlar trenlere biner ve memleketin içine kolaylıkla gelirler. Otobüsle zor gelsinler!” diye Antalya’ya demiryolu yaptırmıyor. Uzun menzilli donanma topları Karadeniz’den Gölcük’ü dövebilecek teknolojiye ulaşırken, Çakmak bunu düşünmüyor ve donanma için Gölcük’ü güvenli bir yer olarak seçiyor. Ayrıca, Harbiye talebesinin gazete okumasına bile izin vermiyor.</p>
<p><strong>Nasıl?</strong></p>
<p>Fevzi Çakmak’ın ölünceye kadar Latin harfleriyle sadece “Fevzi” diye adını yazdığı rivayet edilir. Eyüp mezarlığında şeyhinin ayağının ucunda gömülü olan Çakmak, bütün yazılarını Arap harfleriyle yazmış.</p>
<p><strong>Cumhuriyet’in en önemli devrimlerinden olan harf devrimine, Cumhuriyet’in genelkurmay başkanı mı uymuyor? Atatürk niye ordunun başına böyle tutucu birini getiriyor?</strong></p>
<p>Atatürk’ün bunu istediğini düşünüyorum. Çakmak, 1943’e kadar, 20 yıldan fazla genelkurmay başkanlığı yaptı. Bir İngiliz tarihçi, benim de bulunduğum bir ortamda şöyle demişti: “Abdülhamit akıllı adamdı. Fakat büyük bir hata yaptı. Alman yardımıyla orduyu güçlendirdi ama, subayları yeteri kadar tatmin etmedi ve ordu, onun başını yedi. Menderes de aynı hataya düştü. Amerikan yardımıyla orduyu güçlendirirken subayları o da tatmin etmedi. Atatürk bu hatayı yapmadı.”</p>
<p><strong>Atatürk, orduya nasıl yaklaştı?</strong></p>
<p>Atatürk, orduyu asla güçlendirmedi. Orduyu, Fevzi Çakmak gibi tutucu bir komutana teslim etti. Orduya yatırım çok sınırlı tutuldu. Mustafa Kemal’in kafasında, güçlü bir orduya ihtiyaç hissetmeden, bölgesel paktlarla savaş tehlikesini öteleme planı vardı. Balkan Paktı, Yakın Doğu’daki ilişkilerle, savaşa lüzum olmadan götürmek istiyordu işi.</p>
<p><strong>Atatürk döneminde ordunun durumu böyleydi. Peki, yargının durumu neydi?</strong></p>
<p>Atatürk döneminde aslında yargı da içler acısı vaziyette. Atatürk gece trenle İstanbul’a giderken Eskişehir’e uğruyor. Temyiz üyelerine haber veriliyor, hepsi sabaha karşı saat birde, ikide peronda hazırolda bekliyorlar. Atatürk, komünistler için “bunlar hafif akıllı adamlardır” dediği o meşhur antikomünist nutkunu, işte o gün sabaha karşı istasyonda yargıçlara veriyor ve onları irşat ediyor, uyarıyor, yönlendiriyor. Yargının bağımsızlığını ve konumunu anlatmak açısından bu olay yeterli sanırım.</p>
<p><strong>Atatürk’ün ölümünden sonra, ordu ve yargı Cumhuriyet’i koruyabilmek için nasıl bir rol üstlendi?</strong></p>
<p>Yargının rolü hep ikincil kaldı. Orduya gelince&#8230; Atatürk döneminde geri plana itilen ordu, İkinci Dünya Savaşı yıllarında birden bire, “savaşa girecek olursak” diye semirtildi. Dört yüz bin kişilik ordu bir buçuk milyona çıktı. Dolayısıyla ordu, fazladan bir önem kazandı. Harbiye’ye daha fazla öğrenci alındı. Nitekim 1960’ta, 300 generalin 275’i tasfiye edildi. Yani, İkinci Dünya Savaşı yıllarında, askeriye özel bir önem kazandı. İsmet Paşa 1945’te çok partili hayata geçip de 14 Mayıs seçimlerini kaybettiğinde, malum gece Genelkurmay Başkanı telefon edip, ona, “Paşam bir emriniz var mı” diye sordu.</p>
<p><strong>Sonuç ne oldu?</strong></p>
<p>Ordudaki yüksek kademe, bir hafta, on gün içinde, Demokrat Parti iktidarı tarafından emekliye ayrıldı. Demokrat Parti döneminde ordunun açık bir muhalefeti olmadı ama ordunun içinde cuntacılık başladı.1960 darbesinin hazırlıkları 1950’lerin başında başladı. Hatta Samet Kuşçu diye birisi darbe hazırlıklarını ihbar etti.</p>
<p><strong>Darbe ihbarı işe yaradı mı?</strong></p>
<p>Hayır. Adama inanmadılar, “iftira ediyorsun” diye adamı bir de mahkum ettiler. ‘Kızı serbest bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya varır’ endişesinin benzerini, bu ülkenin halkı için duyan askerin ve yüksek sivil bürokratların ‘vesayet’ düşüncesini, ne yazık ki siyasiler de paylaştılar. Başta CHP olmak üzere bir takım siviller de, toplumun mutlaka bir denetim altında tutulması gerektiği görüşünü savundular. ‘Halk serbest bırakılırsa, yarın herkesin tesettüre girmesini ister bunlar’ diye düşündüler.</p>
<p><strong>Bizim cumhuriyetimiz, evrensel ölçülere uygun bir ordu ve yargıyla kurulabilir miydi?</strong></p>
<p>El cevap: hayır. Latin alfabesi, şapka kanunu, halk oylamasıyla yapılamazdı ama başka türlü davranılabilirdi. Artık bugün Arap alfabesine dönmek gibi bir talep ve ihtimal yok. Aslında Hilafet kaldırılmayabilirdi ama artık geçmiş olsun. Halbuki Mecit Efendi halife olarak muhafaza edilseydi, Latin alfabesinin kabulüne bile karşı çıkmayabilirdi. Ki, Cumhuriyet’in en önemli devrimi alfabe değişikliğidir.</p>
<p><strong>Sizce niye alfabe değişikliği en önemli devrim?</strong></p>
<p>Çünkü dinle dil değil ama dinle yazı arasında garip bir ilişki vardır. Müslüman olmakla Arap harflerini kullanmak arasında doğrudan bir bağ var ve bizim devrim bu bağı kırdı.</p>
<p><strong>Bunu bilinçli mi yaptı?</strong></p>
<p>Bilinçli yaptı. Tarık Bin Ziyad’ın, geri dönülmesin diye gemilerini yakma hadisesidir bu. Latin alfabesi tamamen dinle ilişkili olarak getirildi. Hilafet kaldırılacağı zaman bir kamuoyu yoklaması yapılsaydı, cevap muhtemelen “Hilafet kaldırmasın” çıkardı. Düşünün&#8230; Türkiye’nin baş tarihçisi olan Enver Ziya Karal, Galatasaray’da talebeyken, Hilafet kaldırılınca talebelerin yemek boykotu yaptığını anlattı. Türkiye’nin en aydınlanmış kesimi bile hilafetin kaldırılmasına “hayır” diyor.</p>
<p><strong>Aslında bugün insanların korktuğu hilafet değil, şeriat. Cumhuriyet’in kuruluşunda oylama yapılsaydı, halk şeriat ister miydi?</strong></p>
<p>Osmanlı din devleti olmamıştı ki Cumhuriyet olsun. Ama Milli Mücadele yıllarında sanki bir din devleti olmaya gidiyoruz gibi bir hava yaratılmıştı. Dinci kesim bu yönde teşvik ediliyordu. Milli Mücadele tamamen İslam dininin istismarına dayanan bir şekilde kuruldu. Çünkü yığınları Türk milliyetçiliği adına harekete geçirmek mümkün değildi. İslam kardeşliğine atıf yapma mecburiyeti vardı.</p>
<p><strong>‘Milli Mücadele’de, insanları Türk milliyetçiliği adına harekete geçirmek mümkün değildi. Milli Mücadele tamamen İslam dininin istismarına dayanan bir şekilde kuruldu.’ dediniz. Milli Mücadele dini nasıl istismar etti?</strong></p>
<p>Mesela. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, memleketteki bütün İslam yurttaşları ‘tabii aza’ sayıyordu. Gayrımüslimler ise Cemiyet’e üye olamıyorlardı. Mesela. Hiçbir Osmanlı Mebusanı’nda kürsüden Kur’an okunmamıştı. Büyük Millet Meclisi’nde ise kürsüden Kur’an okunuyor, Hacı Bayram’a Cuma namazına gidiliyordu. Meclis’in açılış günü bile Cuma’ya denk getirildi. Dolayısıyla İslam, Osmanlı’nın Meşrutiyet döneminde sahip olmadığı öneme, Milli Mücadele döneminde sahip oldu.</p>
<p><strong>Dinin kullanılması ne kadar sürüyor?</strong></p>
<p>Askerî zafere kadar sürüyor. 9 Eylül 1922’de İzmir’e girildikten sonra Atatürk Ankara’ya dönüyor. Kendisine “Hacı Bayram’a gidip şükran duası edelim” dendiğinde de, “Benim böyle bir borcum yok” diyor. Mesela. Milli Mücadele yıllarında, ‘İslam milleti’ anlamına gelen, “biz burada sadece Türk değil, Kürdü, Arabı, Lazı, ve Çerkesiyle tam bir birliğiz” denirken, Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra bu milli birlik, ‘Türk milli birliğine’ dönüştürülüyor.</p>
<p><strong>İslamiyet birleştirici unsur olmaktan çıkıyor mu?</strong></p>
<p>Birleştirici unsur Türklüğe çevriliyor. Ancak bu süreç adım adım ilerliyor. Çok kişi unuttu ama. 1922’nin kasımında Saltanat kaldırıldı ve Mecit Efendi halife oldu. Onun halifeliği bir buçuk sene sürdü. Bu bir buçuk senenin dört ayı Cumhuriyet dönemidir. Yani, bizim önce ‘halifeli bir cumhuriyetimiz’ vardı.</p>
<p><strong>Bugün ciddi bir biçimde sorgulanan Cumhuriyet’in iki temel kurumuna dönersek. Neden bizim ordumuz ve yargımız Avrupalı ülkelerden farklı?</strong></p>
<p>Bizim ordunun siyaseti dikte etme imkânı var. Ve, ordu da bunu yapıyor. Aslında ordunun ne kadar laiklik ve ilericilik yanlısı olduğu konusunda karar vermek güç. Ama şu kesin. İlerici ve laiklik yanlısı görünmek, orduya dominant güç olma imkânını sağlıyor. Zaten ordunun istediği de.</p>
<p><strong>Ordunun asıl istediği nedir?</strong></p>
<p>Ordunun istediği de, Türk toplumu üzerindeki egemen konumunu sürdürmek. Bütün bu laiklik ve Atatürk devrimleri vurgusu, topluma direktif vermeyi sürdürmenin bir bahanesi oluyor ordu için. Ordunun ilericiliği bana açıkçası bahane gibi geliyor. Toplumdan niye daha ileride olsunlar ki? Bunlar, öyle felsefe ve metafizik eğitimi görmüyorlar ki. Toplumdan daha ileride olabilmeleri için bir neden yok. Ama Abdülhamit’e Kanun-i Esasi’yi yeniden ilan ettirdikten bu yana, bu ülkede atılacak adımlara hep ordu karar verdi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet kurulduğunda toplumun yapısı nasıldı?</strong></p>
<p>Bugün 72,5 milyonluk nüfus var. O gün 12 milyonluk bir kitleden bahsediyoruz. O kitlede muhacirlik, mübadillik, yerlilik, ayırımını da düşünmek lazım.</p>
<p><strong>Niye?</strong></p>
<p>Şunu unutmamak lazım. Teknoloji, medya, iletişim ve ilişkiler bugünkü gibi değildi. Ankara’da cumhuriyet vardı ama Atatürk, İstanbul’a küs idi. Yani İstanbul, Atatürk’ün küs olduğu bir şehirdi. 1927’ye dek Atatürk İstanbul’a gelmedi. Ancak 1 Temmuz 1927’de şehri affetti. O güne dek, İstanbul’a hep kötü gözle bakıldı.</p>
<p><strong>Atatürk İstanbul’a niçin küstü?</strong></p>
<p>İstanbul kendisine karşı muhalefetin, eleştirilerin, gazetelerin olduğu bir yerdi. İstanbul’da bir demokrasi talebi vardı. Mesela 1923’ün son günlerinde, Halife’nin istifa edeceği lafları çıkıyor. İstanbul Barosu Başkanı Avukat Lütfi Bey, Halife’ye “sakın ha istifa etmeyin” diye açık mektup yazıyor. Bunun üzerine İstiklal Mahkemesi Lütfi Fikri’yi yargılıyor ve beş sene hapse mahkûm ediyor. Lütfi Fikri hapishanede özel af için dilekçe veriyor.</p>
<p><strong>Affediliyor mu?</strong></p>
<p>Dilekçesi kabul ediliyor. Birkaç ay sonra hapisten çıkıyor ve İstanbul Barosu onu gene başkan seçiyor. Bu, Ankara’ya posta koymak değildir de nedir? Cumhuriyet’in kuruluşunda toplumun yapısını sormuştunuz. Ona dönersek. Rumelilik ve Anadoluluk hikâyesi de Cumhuriyet’in kuruluşu bakımından çok önemlidir. Rumeli’den Anadolu’ya bir buçuk milyon Müslüman geliyor o dönemde.</p>
<p><strong>Rumelilik ve Anadoluluk ayırımı niye önemli? Rumelililerle Anadolulular arasında bir çatışma mı var?</strong></p>
<p>Olmaz olur mu? Atatürk zamanındaki yeraltı muhalefetinde, “ulan, bizi, ‘abe’ diye konuşanlar idare ediyor” deniyor. Çünkü Atatürk’ün kendisi de dahil böyle konuşuyor ve ortaya bir Anadoluculuk muhalefeti çıkıyor. Unutmayın ki, Cumhuriyet’i kuran kadro, geniş ölçüde Rumeli’de görev almış olanlardan oluşuyor. Zaten Mustafa Kemal’in kurmay subaylığı döneminde iyi subaylar Asya’ya gitmez, Rumeli’ye giderlerdi ve o sırada önemli olan Makedonya’da görevlendirilmekti. Mustafa Kemal, Şam’a ceza olarak gönderilmişti.</p>
<p><strong>Peki, çatışmayı kim kazanıyor? Anadolulular mı Rumelililer mi?</strong></p>
<p>Rumelililer kazanıyor. Bugün AKP, bir açıdan Anadolu’nun intikamı olarak da yorumlanabilir. Yalçın Küçük bir ara, insanların tek tek isimlerine bakıp, ‘dönmelik’ hikâyesini ortaya attı. Eğer Yalçın, “Sabetaycılık, Selanik’te önemli bir gruba hâkim olmuştu. Bunlar, iyi eğitim aldılar ve başkalarını da yetiştirdiler. Bunlar, Cumhuriyet’i kuran sivil kadro içinde çok önemli oldular. Bunların Sabetaycı kökenleri, Cumhuriyet’in laikliğinin formüle edilmesinde etkili oldu” deseydi, bu sözler kabul edilebilirdi ve Yalçın, yararlı bir hipotez getirebilirdi.</p>
<p><strong>Ama yapılan yayınlar ve daha sonra başkaları tarafından da öne sürülen tezler, Cumhuriyet’i Sabetaycıların kurduğuna kadar vardı. Cumhuriyeti Sabetaycılar mı kurdu?</strong></p>
<p>Yok canım. Böyle bir şey söylemenin manası yok. Sabetay kökenli insanların laiklik anlayışımızın gelişmesinde bir etkisi oldu. Ki, bunlar Cumhuriyet’te sorumlu makamlara getirildiler.</p>
<p><strong>Atatürk hukuk konusunda bilgili miydi?</strong></p>
<p>Bir kurmay subay ne kadar hukuk biliyorsa, o da ancak o kadar biliyordu. Mesela Enver Paşa için, “yok kanun, yap kanun” denir. Her yaptığı işin bir kanuna göre yapılmasını istediği için Enver, eğer yapılan işin bir kanunu yoksa, hemen o iş için kanun yaptırırmış. Atatürk’te de böyle bir meşruiyet fikri vardı. Çeşitli konuları Meclis’in onayından geçirmek gibi bir tutumu vardı. Ama şu var! Atatürk’e icazet veren kurumlar, yani onayına başvurduğu kurumlar, aslında kendisinden kaynaklanan kurumlardı.</p>
<p><strong>Anlamadım.</strong></p>
<p>Mesela bir milletvekili, ancak Halk Partisi içindeki bir kurulun kendisini aday göstermesiyle milletvekili seçilebiliyordu. Ve o kurulu da, cumhurbaşkanı tayin ediyordu. Tabii şekilden ibaret bir meşruiyet sistemidir bu.</p>
<p><strong>Böyle bir meşruiyet sistemini benimseyen bir cumhuriyeti nasıl tanımlamak gerekir?</strong></p>
<p>Söyle anlatayım. Atatürk ve yakın çevresi, toplumun neye ihtiyacı olduğunu bildiklerine inanıyorlar. Bu yüzden topluma danışma ihtiyacında değiller. Bütün mesele, kafalarındaki modeli topluma kabul ettirmek. Tek parti dönemi, demokrasiye hazırlık dönemi olarak yorumlanıyor ya.</p>
<p><strong>Demokrasiye hazırlanılmıyor muydu?</strong></p>
<p>Bakın. Özgürlük, aykırı olabilmektir. Özgürlük, hayır diyebilmektir. İsmet Paşa, 1938’de cumhurbaşkanı oluncaya dek, ortada böyle bir özgürlük ve demokrasi niyeti yoktu. Ama 1937’de İsmet Paşa, Atatürk tarafından birden bire başbakanlıktan kenara atılınca, şoke oldu. Atatürk öldükten sonra Cumhurbaşkanı olduğunda, İsmet paşa’nın, Atatürk’ün el atamadığı bir şeyi başarmak, onu geçmek gibi bir derdi oluştu. “Atatürk her şeyi yaptı ama demokrasiyi getiremedi, onu da ben getireceğim” dedi adeta.</p>
<p><strong>Peki ordu, ‘kuruluştaki’ görevini, Cumhuriyet kurulduktan sonra da sürdürdü mü?</strong></p>
<p>Sürdürdü. Mustafa Kemal’e, Meclis namına yetki kullanma hakkı tanınmıştı. Yani, ‘diktatörlük hakları’ tanınmıştı. Böylece M. Kemal’in ağzından çıkan her emir kanun kuvvetindeydi ve Meclis namına yetki kullanma hakkı, üçer aylık sürelerle uzatılıyordu. M. Kemal, 1922’de “artık lüzum yok” dedi ve hak uzatıldı. Sadece, “Başkomutanlık, sonsuz olarak M. Kemal’de kalsın” diye bir karar verildi. Bunu söylerken, Kanun-i Esasi gereğince, başkumandanın padişah olduğunu da akılda tutmak lazım.</p>
<p><strong>Padişahın yetkisi, M. Kemal’e mi geçti bu durumda?</strong></p>
<p>M. Kemal’e geçti. Zaten Cumhurbaşkanı olunca, Atatürk’ün sivil olduğunu düşünmek yanlış. Cumhuriyet’in cumhurbaşkanı mareşaldi ve askerdi. Unutmayın ki, İsmet Paşa da Başbakan’ken orgeneralliğe terfi etti. Atatürk 1927 haziranında askerlikten emekli oldu ve emekli maaşı aldı. İnönü de öyle&#8230;</p>
<p><strong>Ordu, Atatürk zamanında da kendisini ayrıcalıklı görüyor muydu?</strong></p>
<p>Başta da dedim ya, Atatürk, Abdülhamit’in hatasını yapmadı. Orduyu güçlendirmedi.</p>
<p><strong>Ordu Atatürk’e karşı darbe yapabilir miydi ki?</strong></p>
<p>Gayet tabii yapabilirdi. Atatürk’ün ruhiyatını çok iyi bilemeyiz ama, muhtemelen böyle bir şeyden endişesi var. Mesela Hint Müslümanlarından gelen paralar meselesi. 1927’de Büyük Nutku söylerken, gazetecilere, “bu paraları millete vereceğim” diyor. Ancak on yıl sonra veriyor ve İş Bankası’na yatırıyor.</p>
<p><strong>Daha önce ne yapıyor o paraları?</strong></p>
<p>Kendi elinde tutuyor. Dışarıdan veya içeriden bir darbe olursa, bu parayı kullanarak kendisine bir başka hayat yaratabileceğini mi düşünüyordu, Atatürk’ün iç âlemini bilemeyiz ama böyle bir endişesi olabilir. Ya da Hintliler, “Hilafeti kaldırdın, bu parayı geri ver” derlerse diye de düşünüyor olabilir. Atatürk, 600 bin lira dolayındaki bu paranın yüz bin lirasını, Büyük Taarruz’dan önce Milli Müdafaa Vekâleti’ne ödünç veriyor ve sonra geri alıyor.</p>
<p><strong>Milli Savunma Bakanlığı’na ödünç para mı vermiş Atatürk?</strong></p>
<p>Savaş için ödünç vermiş sonra geri almış. Atatürk, İsmet Paşa başbakanken ona da para yardımı yapıyor. Bu, İsmet Paşa’nın anılarında var.</p>
<p><strong>Başbakan, sadece devletten maaşını almakla kalmıyor, cumhurbaşkanından da mı para alıyor? Bir ülkenin başbakanını aşağıya çeken bir durum değil mi bu?</strong></p>
<p>“Bu para yetmez, sen bu maaşla idare edemezsin” diye para veriyor herhalde. Tabii, demokratik bir şey değil. Padişahlık gibi bir şey bu. Atatürk’ün bir de bakanları var. Başbakan Celal Bayar da olsa, İsmet Paşa da olsa, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile İçişleri Bakanı Şükrü Kaya hiç değişmiyor. Atatürk ölüp de İsmet Paşa cumhurbaşkanı olunca, Celal Bayar’a, “Siz, başbakanlıkta devam ediniz efendim” derken, “bu iki adamı da bakanlıktan atın” diyor ve atılıyorlar. Bu arada, İsmet Paşa’nın Atatürk’ten sonra cumhurbaşkanı olması için ordunun parmak oynattığı tahmin ediliyor. Ordu, İsmet Paşa’yı destekliyor.</p>
<p><strong>Orduya bu ayrıcalıklı konumunu kim verdi? Atatürk mü?</strong></p>
<p>Aslında Atatürk, ordunun gücünü iktidara karşı kullanmamasının yolunu sağlıyor. Ve, Atatürk’ün döneminde ordu gücünü iktidara karşı kullanmıyor. Atatürk askere, “Ya üniformayı çıkarıp siyasete girin, ya da orduda kalın” diyor.</p>
<p><strong>Üniformayı çıkarıyorlar mı?</strong></p>
<p>Çoğu orduda kalıyor. Çünkü o sırada, üniformayı çıkarmanın manası, Atatürk’e karşı muhalefete katılmak. Nitekim, daha sonra Takrir-i Sükûn Kanunu geliyor ve muhalefetin kurduğu Terakki Perver Fırka’nın canına ot tıkanıyor. Üniformayı çıkaranlar tasfiye ediliyor.</p>
<p><strong>Takrir-i Sükûn Kanunu neydi?</strong></p>
<p>Bu, dinginliğin sağlanması adıyla getirilen bir kanundur. Şöyle anlatayım&#8230; Terakki Perver Fırka hareketi başlayınca, Halk Partisi’nden çözülmeler, istifalar oluyor. M. Kemal, İsmet İnönü’nün askerlikten gelme sertliğiyle insanları ürküttüğünü düşünüyor ve çok daha yumuşak bir asker olan Fethi Okyar’ı başbakan yapıyor. Yani İnönü, başbakanlıktan uzaklaştırılıyor.</p>
<p><strong>O dönemde Atatürk’e karşı ciddi bir muhalefet mi vardı?</strong></p>
<p>Tabii. En büyük problem, başta Yunanistan, kısmen de Bulgaristan ve Girit’ten gelen mübadiller konusunda çıkıyor. Çünkü Türkiye, mübadeleye hazırlıksız yakalanıyor. Yunanistan, Türkiye’den gelen mübadiller için dış krediler alırken, bizimkiler, ağızları yandığı için dış borç istemiyorlar. Bir de o dönemde yolsuzluklar olmuş. Güya giden 600 küsur bin kadar Rumun boşalttığı yerlere, gelen 450 bin Müslüman yerleştirecek ama ne mümkün?</p>
<p><strong>Niye mümkün değil?</strong></p>
<p>Rumların boşalttıkları yerlere, yerel mütegallibe çoktan el koymuş. Rumların malı mülkü güçlü adamlar tarafından kapışılmış. Hatta o sırada Mübadele, İmar ve İskân Vekaleti var. Onun işlemlerine ait Meclis’te sorulan bir soru, gensoruya dönüşüyor. Terakki Perver’in 1925’te Meclis’te ortaya çıkışı da bu yolsuzluk tartışmaları üzerinden oluyor. Kısa bir süre sonra da Genç Vilayeti’nde Şeyh Sait adında bir Nakşibendi şeyhi ayaklanıyor.</p>
<p><strong>Şeyh Sait ayaklanması irtica ayaklanması mıdır, Kürt ayaklanması mıdır?</strong></p>
<p>İkisi birarada bence. Başbakan Fethi Okyar, önlem olarak “yerel sıkıyönetim ilan edelim ve oraya bir miktar asker kaydırmak için bütçeye ek ödenek koyduralım” diyor. İsmet Paşa ise, “hayır bunlarla böyle mücadele edilemez. Zaten asıl mesele sadece o başkaldıran Kürtler değil. Asıl mesele, o havayı yaratan İstanbul’daki soysuz aydınlardır” diyor. İsmet Paşa’nın Şeyh Sait ayaklanmasına koyduğu teşhis bu.</p>
<p><strong>Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında yaşananlar bugün yaşadıklarımıza ne kadar çok benziyor. Öyle değil mi?</strong></p>
<p>Çok benziyor. “İstanbul’daki aydınlar ‘demokrasi’ deyip duruyorlar. Demokrasi isterseniz, başınıza böyle ayaklanma çıkar işte” deniyor. Böylece Kürt ayaklanması, muhalefeti tasfiye etmek için bahane olarak kullanılıyor. İsmet Paşa’nın arzusu üzerine, 1925 mart başında, Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarılıyor.</p>
<p><strong>Ne kadar sürüyor?</strong></p>
<p>Kanun iki seneliğine çıkarıldı ve iki kez uzatılarak 1929’da kaldırıldı. Bu kanun, hükümete, mahkeme kararı gerekmeksizin sonsuz yetkiler verdi. Hükümet her örgütü kapatabiliyor, her yayını yasaklayabiliyor ve her gazeteyi ortadan kaldırabiliyordu.</p>
<p><strong>Takrir-i Sükûn döneminde neler yaşandı?</strong></p>
<p>Meclis biri Diyarbakır’da, diğeri Ankara’da iki tane İstiklal Mahkemesi kurdu. Ankara’dakinin yetki alanı bütün Türkiye oldu.</p>
<p><strong>Ayaklanma Doğu’da olmuyor mu? Niye Ankara’da da mahkeme kuruluyor?</strong></p>
<p>Eee, başka yerlerde de alçaklar olabilir! Bu kanuna dayanarak, Ahmet Emin Yalman’a varıncaya kadar, İstanbul’un belli başlı bütün gazetecilerini toplayıp isyan bölgesine gönderiyorlar. “Demokrasi ve özgürlük isteyerek, Şeyh Sait ayaklanmasını dolaylı olarak desteklediler” diye gazetecileri yargılıyorlar. Bu kanun, sadece muhalefetin canına ot tıkamakla kalmıyor, ülkedeki her türlü özgürlüğün de canına okuyor. Takrir-i Sükûn, çok büyük bir dönüm noktasıdır. Takrir-i Sükûn, erken Cumhuriyet açısından gerçek bir kırılmadır. Cumhuriyet’in ilanı o kadar önemli bir şey değildir. Ama Takrir-i Sükûn öyle mi?</p>
<p><em>(Neşe Düzel, Mart 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/mete-tuncay-laiklikte-sabetaycilik-etkili-oldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik, Kozmetik Bir Batılılaşma Projesi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/laiklik-kozmetik-bir-batililasma-projesi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/laiklik-kozmetik-bir-batililasma-projesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 10:22:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50932</guid>
		<description><![CDATA[Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ayşe Kadıoğlu, Türkiye&#8217;de laiklik gerekçesiyle uygulanan başörtüsü yasağının kabul edilemez olduğunu belirterek, bunun ‘ama ve fakatı&#8217; olamayacağını belirtti. Aynı zamanda Oxford Üniversitesi&#8217;nde misafir öğretim üyesi olan Kadıoğlu, Türkiye&#8217;deki laikliğin dini kontrol altında tuttuğunu ve Cumhuriyet döneminde İslam&#8217;ı ‘gelişme önünde bir engel&#8217; olarak algıladığını kaydederek, “Cumhuriyet döneminde bunun için Hıristiyanlığa geçmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ayşe Kadıoğlu, Türkiye&#8217;de laiklik gerekçesiyle uygulanan başörtüsü yasağının kabul edilemez olduğunu belirterek, bunun ‘ama ve fakatı&#8217; olamayacağını belirtti. Aynı zamanda Oxford Üniversitesi&#8217;nde misafir öğretim üyesi olan Kadıoğlu, Türkiye&#8217;deki laikliğin dini kontrol altında tuttuğunu ve Cumhuriyet döneminde İslam&#8217;ı ‘gelişme önünde bir engel&#8217; olarak algıladığını kaydederek, “Cumhuriyet döneminde bunun için Hıristiyanlığa geçmek bile düşünüldü” dedi.</p>
<p>Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ayşe Kadıoğlu, Türkiye laikliğinin Cumhuriyet seçkinlerinin bir projesi olduğunu ve dini kontrol altında tutarak tepeden bir modernleşme amacı güttüğünü söyledi.</p>
<p><strong>“LAİKLİK SADIK BİR DİN İSTİYOR”</strong></p>
<p>Aynı zamanda Oxford Üniversitesi&#8217;nde misafir öğretim üyesi olan Kadıoğlu, Londra&#8217;da London School of Economics&#8217;te (LSE), “Türkiye&#8217;de Laiklik” konulu seminerde konuştu. Laikliğin kendine uygun bir İslam icat ettiğini kaydeden Kadıoğlu, bu din anlayışının devlete sadık bir aygıt olmasının amaçlandığını kaydetti.</p>
<p><strong>LAİKLİK, LAİKLİĞİN ÖNÜNÜ TIKIYOR</strong></p>
<p>Baskıcı ve dini kontrol altında tutan laiklik anlayışının din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı gerçek anlamda bir laiklik anlayışının da önünü tıkadığını kaydeden Kadıoğlu, 1920 yılından 1923 yılına kadar İSlam&#8217;ı dışlamayan bir modernleşme öngörülürken Cumhuriyet elitlerinin 1923&#8242;ten sonra dine karşı tutum takındığını belirtti.</p>
<p><strong>“HIRİSTİYANLIĞA GEÇMEK BİLE DÜŞÜNÜLDÜ”</strong></p>
<p>Cumhuriyet elitlerinin gelişmenin önündeki en büyük engelin İslam olduğunu düşündüğünü ve bu yüzden İslami kurum ve kuruluşların kapatıldığını ifade eden Kadıoğlu, “Hatta bazı Cumhuriyet elitleri Hıristiyanlığa geçmeyi bile düşündü. ‘Eğer İslam&#8217;ı bırakıp Hıristiyanlığı seçersek, gelişebiliriz&#8217; düşüncesi vardı. Mesela Mahmut Esat Bozkurt ‘İslam gelişmenin önünde bir engel. Biz bununla devam edemeyiz&#8217; demiştir” dedi.</p>
<p><strong>GÖKALP&#8217;IN DİN VE MODERNLEŞME DÜŞÜNCESİ</strong></p>
<p>Cumhuriyet elitleri arasında Osmanlı devlet yapısı ve kültürüne karşı olmasına rağmen İslam&#8217;ın Cumhuriyet içerisinde tutulabileceğini düşünenlerden birinin Ziya Gökalp olduğunu ifade eden Kadıoğlu, Gökalp&#8217;ın düşüncesinin 1923&#8242;teki Lozan Antlaşması&#8217;ndan sonra terk edildiğini belirtti. İsmet İnönü&#8217;nün Lozan&#8217;dan döndükten sonra ‘<span style="text-decoration: underline;">Eğer hocalardan kurtulmazsak, bir şey yapamayız</span>&#8216; dediğini hatırlatan Kadıoğlu, bu tarihten sonra dinin yasaklandığını ve ‘gerici&#8217; bir konsept olarak görüldüğünü belirtti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50933  aligncenter" title="Atatürk ve İsmet İnönü" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/02/Atatürk-ve-İsmet-İnönü.jpg" alt="" width="440" height="326" /></p>
<p><strong>LAİKLİĞİN ‘KOZMETİK BATILILAŞMASI&#8217;</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;deki modernleşme ve laiklik uygulamalarını ‘kozmetik Batılılaşma&#8217; olarak nitelendiren Kadıoğlu, katı laiklik uygulamalarından birinin bugün hala devam ettiğini, başörtüsü giyen kadınların okullara alınmadığını belirtti. “Eğer başörtülüyseniz ve bu şekilde okula gitmek istiyorsanız, yasakla karşılaşıyorsunuz. Başörtünüzü çıkarmadıkça, normal vatandaşlık haklarından yararlanamıyorsunuz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>BAŞÖRTÜSÜ EN TEMEL HAK</strong></p>
<p>Başörtüsünün en temel insan haklarından biri olduğunu kaydeden Kadıoğlu, “Üniversiteye gelmiş bir insana nasıl giyinmesi söylemek kabul edilemez. Bu konuda ‘ama ya da fakat&#8217; diye bir şey yoktur. Laiklik başörtüsünü kontrolünden çıkmış dini bir simge olarak görüyor. Bu laiklik anlayışının İslam&#8217;la barış yapması gerekir” dedi.</p>
<p><em>(Mehmet Nedim Aslan, Vakit, Ocak 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/laiklik-kozmetik-bir-batililasma-projesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;deki Laikler</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turkiyedeki-laikler.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turkiyedeki-laikler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 21:28:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=49825</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’deki laikler giderek cahil olduklarını keşfediyorlar ama cehaletlerine sıkı sıkıya sarılmayı tercih ediyorlar. Israrla bilgiden kaçıyor, Hürriyet, Vatan, Sözcü okuyor ve ortak aldatılmışlığın rahatlığına sığınıyorlar. Türkiye’deki garip Batılı hayranlığının da altında bu eziklik var. (Ethen Mahcupyan, 2009)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’deki laikler giderek cahil olduklarını keşfediyorlar ama cehaletlerine sıkı sıkıya sarılmayı tercih ediyorlar. Israrla bilgiden kaçıyor, Hürriyet, Vatan, Sözcü okuyor ve ortak aldatılmışlığın rahatlığına sığınıyorlar. Türkiye’deki garip Batılı hayranlığının da altında bu eziklik var.</p>
<p><em>(Ethen Mahcupyan, 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turkiyedeki-laikler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başörtüsü Kaosunu Sahneye Kimler Çıkarıyor!</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/basortusu-kaosunu-sahneye-kimler-cikariyor.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/basortusu-kaosunu-sahneye-kimler-cikariyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 13:19:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=49487</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49488  aligncenter" title="Başörtüsü Kaosu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Başörtüsü-Kaosu.jpg" alt="" width="398" height="462" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/basortusu-kaosunu-sahneye-kimler-cikariyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Din Yok, Milliyet Var!</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/din-yok-milliyet-var.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/din-yok-milliyet-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 22:01:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=46243</guid>
		<description><![CDATA[Geçen haftaki laiklik ve sekülerlik kavramlarının ortaya çıkışına değinen yazıma yapılan iki eleştiriyle söze başlamak istiyorum. Okurlarımızdan Burhan Kartal, Fransız İhtilali sırasında burjuvazinin dine karşı tavır alışının, Kilise’nin monarşinin en yakın müttefiki olmasıyla doğrudan ilintili olduğunu, nitekim burjuvazinin Lyon’daki işçi ayaklanmalarından sonra korkuya kapılarak adım adım Kilise ile ittifaka yönelerek devrimci karakterini kaybettiğini ve laikliğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen haftaki laiklik ve sekülerlik kavramlarının ortaya çıkışına değinen yazıma yapılan iki eleştiriyle söze başlamak istiyorum. Okurlarımızdan Burhan Kartal, Fransız İhtilali sırasında burjuvazinin dine karşı tavır alışının, Kilise’nin monarşinin en yakın müttefiki olmasıyla doğrudan ilintili olduğunu, nitekim burjuvazinin Lyon’daki işçi ayaklanmalarından sonra korkuya kapılarak adım adım Kilise ile ittifaka yönelerek devrimci karakterini kaybettiğini ve laikliğin artık işçi sınıfının meselesi haline geldiğini hatırlatıyor ki, son derece haklı.</p>
<p>Okurlarımızdan, Şu Bizim Bizans-Byzantium 330-1453 (Remzi Kitabevi, 4. Baskı, 2009) adlı kitabın yazarı Radi Dikici ise, aynı yazıda Constantinus’a Doğu Roma İmparatoru dememin yanlış olduğunu, doğrusunun ‘Roma İmparatoru’ olduğunu belirttikten sonra bir resmin alt yazısının “tam bir felaket” olduğunu ekliyor. Radi Bey de haklı. Kullanılmayan bir başka resminkiyle karışan alt yazıyı şöyle düzeltiyorum: “313 tarihli Milano Fermanı ile Hıristiyanlara sınırlı da olsa serbestlik getiren Constantinus’un Roma İmparatoru Maxentius’u yendiği 28 Ekim 312 tarihli Milvian Köprüsü Savaşı’nı gösteren tablo.” Şimdi, geçen hafta bıraktığım yerden devam edeceğim.</p>
<p><strong>Osmanlı’da laik rüzgârlar </strong></p>
<p>Başından itibaren ‘herkesin dini kendisine’ prensibini izleyen Osmanlı Devleti’nde ruhani olanla dünyevi olan, Batı’daki gibi bir karşıtlık oluşturmamış, aksine birbirini desteklemişti. Bu bağlamda, meşruiyetini dinden alan ‘Millet Sistemi’nin de dünyevi açıdan genel olarak iyi işlediğini söyleyebiliriz, ancak Osmanlı Devleti ‘laik’ bir devlet değildi.</p>
<p>‘Laiklik’ kavramı, ülke gündemine ilk kez 1866&#8242;da Mustafa Fazıl Paşa tarafından sokuldu. Mısır Hıdivliği üzerindeki veraset hakkını 4,5 milyon Sterlin tazminatla ağabeyi İsmail Paşa&#8217;ya devrettikten sonra Fransa&#8217;ya yerleşen ve Yeni Osmanlılar hareketine verdiği destekle adını duyuran Fazıl Paşa, Sultan Abdülaziz&#8217;e Paris&#8217;ten yazdığı mektupla “Din ezeli gerçekler makamında durursa, yani dünya işlerine müdahale ederse, her şeyi yok eder, kendisi dahi yok olur. Hükümeti muhafaza etmediği gibi, harap eden eski kaideleri bırakalım, diğer devletlerde yerleşmiş, onlara mutluluk getirmiş yeni düzeni biz de uygulayalım” demişti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46244  aligncenter" title="Mustafa Fazıl Paşa" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/Mustafa-Fazıl-Paşa.jpg" alt="Mustafa Fazıl Paşa" width="164" height="265" /></p>
<p>Bu öneri ne Saray ne de Yeni Osmanlılar denen aydınlar grubunun ilgisini çekti. Yeni Osmanlılar devleti İslâmi kurallara göre ihya etmenin yollarını aramaya devam ettiler. Fakat Sultan Abdülaziz’in bu tavsiyeyi zihninin bir köşesine yerleştirdiği, 10 Mayıs 1868’de Şura-yı Devlet’in açılışında, Meclis’in yürütme fonksiyonlarının ‘dinden ayrılığı’na dikkat çekmesiyle görüldü. II. Abdülhamit’in tahta çıkma karşılığında ilan etmek zorunda kaldığı 1876 tarihli I. Meşrutiyet Anayasası da, “Devletin dini İslâm’dır” diyen 11. maddesine rağmen, gayrımüslimlerin haklarını koruması açısından laik unsurlar taşıyordu. Aynı şekilde başta padişahlar olmak üzere diğer yöneticilerin, siyasi, idari, hukuki ve sosyal problemleri halletmek için genellikle şer’i hükümleri görmezden gelerek örfi hukuka ağırlık vermeleri de laik uygulamalar sayılabilirdi. Örfi hukukun yanı sıra, fethedilen yerlerin eski hukuku, fetih sırasında yapılan antlaşma ve tanınan ayrıcalıklar ile ‘saltanat hikmeti’ gibi başka esneklik alanları da vardı.</p>
<p><strong>Pozitivizmin etkisindeki kuşak </strong></p>
<p>Bir sonraki kuşakta daha radikal düşünenler oldu. Jön Türkler tam anlamıyla pozitivist olmasalar bile bilimcilik, biyolojik maddecilik, otoriteryanizm, entelektüel elitizm, kitlelere duyulan derin güvensizlik, sosyal Darwinizm ve ruhban karşıtlığı gibi pozitivist yönelimlere sahiptiler. Örneğin, İttihatçıların sivil kanadının lideri Ahmet Rıza, dinin eğitim, idare ve siyaset üzerindeki nüfuzundan vazgeçtiği ‘laik’ bir düzenin inançlı bir savunucusuydu ve bilgisizlik taraftarlığını (obskurantizm’i) beslemekle suçladığı cahil imam ve softalara şiddetle karşıydı. Ancak ilginçtir, Ahmet Rıza, İslâm’dan materyalizme, hatta pozitivizme geçişi Hıristiyanlıktan materyalizme geçişe göre çok daha kolay bulduğu için, İslâm’ı Hıristiyanlığa tercih ediyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46245  aligncenter" title="İttihatçı Ahmet Rıza Bey" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/İttihatçı-Ahmet-Rıza-Bey.jpg" alt="İttihatçı Ahmet Rıza Bey" width="360" height="529" /></p>
<p style="text-align: center;">İttihatçı Ahmet Rıza Bey</p>
<p>Bir başka Jön Türk Ahmet Ağaoğlu, pozitivist olduğu şüpheli, fakat laik ve ruhban sınıfı karşıtlığı kesin olan Fransız düşünür Ernest Renan’a yakındı. Din düşmanlığını hiç gizlemeyen Abdullah Cevdet, Jön Türklerin pek çoğu gibi, 1870 Paris Komünü sırasında ortaya çıkan büyük kargaşa ortamının burjuvazi üzerinde yarattığı korkudan hareket ederek ‘kitle psikolojisi’ üzerine bir teori geliştiren Fransız sosyal psikolog Gustave Le Bon’dan çok etkilenmişti. (Le Bon’a göre, entelektüel bir elit tarafından sıkı biçimde yönlendirilmeyen kitleler, kolaylıkla akıldışı davranışlara yönelirlerdi. Jön Türklerin ve onların ardıllarının kitlelere duyduğu derin güvensizliğin temelinde Le Bon’un görüşleri yatıyordu.)</p>
<p><strong>Ziya Gökalp’in dine bakışı </strong></p>
<p>Kendisini, hayata pozitivist olarak başlayan sosyolog Emile Durkheim’ın şakirdi olarak tanımlayan İttihatçı-Türkçü ideolog Ziya Gökalp, ileriki yıllarında Durkheim’ı eleştirerek pozitivizmden rasyonalizme kaydıysa da, özellikle dinle ilişkileri açısından pozitivistti. Nitekim 1916-1917’de, Şeyhülislamlığın kabine dışına çıkarılması, medreseler ve vakıflarla ilgili konuların ‘laik’ bakanlıklara aktarılması ve medeni hukukta düzenlemeler yapılması, dinci çevrelerden gelen büyük protestolara rağmen Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi ve cuma hutbelerinin Türkçe yapılmaya başlanması, Ziya Gökalp’in görüşleri doğrultusunda olmuştu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46246  aligncenter" title="Ziya Gökalp, Oğlu ve Kızı" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/Ziya-Gökalp-Oğlu-ve-Kızı.jpg" alt="Ziya Gökalp, Oğlu ve Kızı" width="317" height="526" /></p>
<p style="text-align: center;">Ziya Gökalp, Oğlu ve Kızı</p>
<p><strong>Dinin kullanılması </strong></p>
<p>Ancak İttihatçı kadrolar Milli Mücadele’nin ilk yıllarında dine karşı daha pragmatik bir tavır takındılar. Kürtler, Çerkezler, Lazlar gibi Türk olmayan unsurların Türklerle birliği için İslâm dinini sonuna kadar kullandılar. Halide Edip (Adıvar) ünlü Sultanahmet Mitingi’nde “Müslümanlar, Türkler, Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor!” derken, İstiklal Marşı’nın güftesinin yazarı Mehmet Akif Ersoy, halkı düşmana karşı savaşa çağıran vaazlar vermek üzere Anadolu camilerini geziyordu. Milli Mücadele’nin temel metinleri olan Amasya Tamimi, Sivas ve Erzurum kongrelerinin kararlarında defalarca İslâm’a, Halifeliğe atıf yapıldı. Örneğin Sivas Kongresi’ndeki ant içme cümlesi şöyleydi: “Makam-ı Celil-i Hilâfet ve Saltanata, İslâmiyete, Devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek  çalışacağıma  namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billâh.”</p>
<p><strong>Meclis’teki şeyhler </strong></p>
<p>23 Nisan 1920’de Hacı Bayram Camii’nde yapılan Meclis’in açılış töreninde (özellikle cumaya denk getirilmişti) Kuran’dan ayetler okunduktan sonra hatim indirilmiş, Hacı Bayram Veli’nin türbesi ziyaret edilmişti. Öyle ki, muhafazakâr liderlerden Kazım Karabekir bile töreni ‘gereğinden fazla aşırı’, ‘koyu dindar’ ve ‘dervişâne’ bularak ‘tarihimizde hiçbir meclis böyle açılmadı’ diye yakınmıştı.</p>
<p>Üstelik bu ilk Meclis’te tek gayrımüslim üye yokken, 403 Müslüman üyeden 9’u şeyh, 85’i, dinî eğitim almış kişilerdi. Hem işlevsel hem de simgesel açıdan büyük önemi olan meclis başkan vekillerinden biri, Mevlana Celaleddin Rumi’nin 19. göbekten akrabası olan Abdülhalim Çelebi, diğeri ise Hacı Bektaş Veli soyundan gelen Cemaleddin Çelebi idi. Dahası, Abdülhalim Çelebi Meclis çalışmalarına uzun Mevlevi külahı ve özel Mevlevi kostümü ile katılırdı. Meclis’in başkanlık kürsüsünün arkasında ‘birbirinize danışınız’ anlamına gelen (‘ve emrehüm şura beynühüm’) dinsel bir yazı vardı. Meclis’in ilk yasalarından biri dinsel nedenlerle çıkarılan Men-i Müskirat (İçki yasağı) Kanunu idi. 1921’de kabul edilen bugünkü milli marşımızın güftesi dinsel metaforlarla doluydu.</p>
<p>Dahası da vardı. 1876 Anayasası’nın devletin dininin İslâm olduğu hakkındaki 12. madde hükmü başlangıçta 1921 Anayasası’na geçmemişti ama 1923’te Anayasa’nın 1. maddesi ‘Türkiye Devletinin hükümet şekli Cumhuriyet’tir’ şeklinde tadil edilirken, muhafazakâr çevrelere sus payı olarak 2. maddeye “Türkiye Devletinin dini, din-i İslâmdır” ibaresi tekrar konmuştu. Aynı yıl, Çankaya Köşkü’nün bahçesine iki minareli bir cami yaptırılması bile düşünülmüştü. Sonuç olarak Cumhuriyet başında ‘laik’ değildi, hatta Meclis’in bileşimi açısından Osmanlı Devleti’nden bile anti-laikti.</p>
<p><strong>Laiklik rotası netleşiyor </strong></p>
<p>Ancak rota kısa zamanda netleşti. İlk adım 3 Mart 1924’te Halifelik ve Şeyhülislamlık makamlarının, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması dinî taşınmazların Başbakanlık bünyesinde kurulan bir müdürlüğe nakli, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkarılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması oldu. 15 gün sonra medreseler kapatıldı. Ama bu radikal adımları dengelemek için olsa gerek, birkaç ay sonra onaylanan 1924 Anayasası’nda “Türkiye Devletinin dini, dini İslâmdır’ şeklindeki ifade korundu. Ayrıca 16. maddeye göre milletvekilleri, 38. maddeye göre de Cumhurbaşkanı, göreve başlarken dinsel yemin ediyorlardı. 26. maddede “ahkâm-ı şeriye hükümlerinin tenfizi” şeklinde bir ifade vardı. Bunları tekke ve zaviyelerin kapatılması; Latin alfabesi, dilde özleşme, kıyafet devrimi, ölçü sisteminin, takvimin, hafta tatili gününün değişmesi, hukuk, eğitim, idare ve yargıda değişiklikler izledi. Azınlık ve yabancı okullarında din eğitimi yasaklandı, buna paralel olarak müfredat ulusçuluk eğitimi ile takviye edildi. 10 Nisan 1928’de, Anayasa’daki “Devletin dini Din-i İslâmdır” ibaresi ile yemin metinlerinden ‘vallahi’ kelimesinin çıkarılarak yerine “namusum üzerine söz veririm” ifadesi getirildi. 26. maddedeki “ahkâm-ı şeriye hükümlerinin tenfizi” ifadesi de kaldırıldı.</p>
<p><strong>Din yok, milliyet var </strong></p>
<p>Peki, toplumun iliklerine işlemiş dinin böyle aniden sökülüp atılmasıyla ortaya çıkacak boşluğun neyle doldurulması planlanıyordu? Ekim 1926’da yazılmış olan ve Samsun Milletvekili Ruşeni (Barkın) imzasını taşıyan ve Mustafa Kemal tarafından okunarak yanına çeşitli işaretler ve notlar konmuş olan “Din Yok, Milliyet Var” başlıklı makale ilk ipucunu veriyor. Dinin yerini ulusçuluk fikri alacaktı. Nitekim Türkiye hakkında yazılmış ilk İngilizce eserden biri olan Turkey Today’in (1928) yazarı Grace Ellison’a göre o yıllarda ‘ulusçuluk Türkiye’nin yeni dini, Misak-ı Milli Kuran-ı Kerim’i, İsmet İnönü ise Hazreti İsa’sı’ olmuştu. Yazar, Mustafa Kemal’in kendisine ‘<span style="text-decoration: underline;">Benim dinim yok ve bazen bütün dinler denize batsın istiyorum</span>’ dediğini yazdığına göre, neyse ki Mustafa Kemal’in tanrı olmaya niyeti yoktu!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46251  aligncenter" title="Grace Ellison" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/Grace-Ellison.jpg" alt="Grace Ellison" width="400" height="277" /></p>
<p>Ancak, Aralık 1930’da yaşanan ‘Menemen Olayı’ndan sonra dine karşı tutum daha da katılaştı. ‘Laiklik’ ilkesi, 1931’de CHP’nin ‘Altı Umde’si, (bugünkü ‘Altı Ok’) arasına girdi. Bu sırada, Mustafa Kemal’in emriyle dört koldan Kuran’ın ve hadislerin Türkçe tefsirleri yapılıyordu. Ardından ezan ve kamet Türkçe okunmaya başlandı. Ama ulusçuluğun adeta bir din olarak ortaya konması CHP’nin 1935’te toplanan Dördüncü Büyük Kurultayı’nda oldu. Kurultay’dan sonra Dr. Adnan Adıvar’ın belirttiği gibi, ülkede Batı düşünüşünün, daha doğrusu Batı pozitivizminin egemenliği öylesine yoğundu ki, buna “düşünce demek yerine resmi dinsizlik doğması demek” daha doğruydu. Türkiye adeta “pozitivist bir anıtkabir” olmuştu!</p>
<p>Ve nihayet, 5 Şubat 1937’de CHP’nin ‘Altı Ok’u Anayasaya girdi. Anayasa’nın 2. maddesinden ‘devletin dini İslâm’dır’ ibaresi çıkarılarak madde “Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır. Resmî dili Türkçedir. Makarrı Ankara şehridir.” şekline dönüştürüldü. 75. maddede yapılan değişiklikle ‘muaheze edilmeden (kınanmadan)’ felsefi içtihat, din ve mezhep mensubu olmak ve tarikat üyesi olmak, anayasal hak olmaktan çıkarıldı.</p>
<p>Böylece Cumhuriyet’in ilanından tam 13,5 yıl sonra ‘laik’lik anayasal bir ilke oldu. Peki gerçekten laik olunabildi mi? Bence hayır. Devletin laiklik dediği, Fransız İhtilali’nden sonra Fransa’da olduğu gibi, devlet eliyle belli bir dinin belli bir yorumunun, bazı inanç ve geleneklerinden, kurumlarından, ritüellerinden arındırılarak toplumu kontrol altında tutmak için kullanılması oldu. Sonunda laiklik, devletin ‘sivil dini’nin adı oldu.</p>
<p><strong>Zelotlar ile Herodcular </strong></p>
<p>Kemalizm, Sovyetler Birliği’ndeki gibi dinin sosyal köklerini kurutmaya çalışmadıysa da, bu radikal adımlar, dinin toplumsal yaşamın her noktasına nüfuz ettiği ‘eski düzeni’ 10-15 yıl gibi kısa bir sürede tarihe gömmek ve yerine Batılı tarzda modern, laik (ve elbette ‘Türk’) bir toplum inşa etmek gibi devasa bir iddia taşıyordu. Sonuç olarak, Cumhuriyet laikliğinin Fransa’dan esinlenen tepeden inmeci tarzı, halkla seçkinler (aydın) arasındaki yabancılaşmayı iyice arttırdı. Mete Tunçay’a göre, bu yanlışlıkla ulaşılmış değil, bile isteye varılmış bir sonuçtu. Cumhuriyet aydını kendini, toplumun ‘aydınlanmaya muhtaç’ diye tanımladığı kesimlerinden ayırmayı seçmişti. Bu tercihin günümüzde de devam ettiği görünüyor.</p>
<p>Yazımızı yine Mete Tunçay’ın dikkatimizi çektiği bir analoji ile bitirelim. İngiliz tarihçi Arnold J. Toynbee, 1925’te çağdaşlaşma sorunu karşısında İslâm toplumlarının tepkilerini açıklamak için Herodcular-Zelotlar şeklinde bir kavram çifti kullanır. Hz. İsa zamanında Hellenizm’in baskısıyla Yahudilikte doğan iki karşıt gruptan biri olan Zelotlar (‘Kızgın Bağnazlar’) kendilerininken daha güçlü bir uygarlıkla karşılınca korku ve tiksintiye kapılıp, dışarıdan gelen güce karşı olan her şeye sıkı sıkıya sarılmışlardı. Adını Kral Büyük Herod’dan alan öteki grup ise Hellenlerin üstünlüğünü kabul ederek onlara hayranlık duymayı ve onları taklit etmeyi seçmişti. Toynbee, Vahabileri ve Sünusileri Zelot püritenliğine, Batılılaşmacı Osmanlıları ise Herodcu taklitçiliğe örnek verir. Teşbihte hata aranmaz derler ya; yeni Zelotlarımız Batı kökenli her şeye karşı öfke ve tiksinti duymaya son vermezse, yeni Herodcularımız da taklitçilikten vazgeçip yaratıcı olmayı başaramazsa geleceğimiz pek de parlak gözükmüyor.</p>
<p><em>(Ayşe Hür, Taraf, 27.09.2009 )</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/din-yok-milliyet-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Komutanıma söyleyeyim bir an önce çarşaf darbesi yapsın!</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/komutanima-soyleyeyim-bir-an-once-carsaf-darbesi-yapsin.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/komutanima-soyleyeyim-bir-an-once-carsaf-darbesi-yapsin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 10:57:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=32474</guid>
		<description><![CDATA[Yoksa Laiklik ayaklar altında ezilip gidecek! Gerçi darbe yaparken çarşafa dolanıp darbe de yiyebilir ya!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-32475 aligncenter" title="bakin-sizi-komutanima-sikayet-edersem-carsaf-darbesi-yapar" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/02/bakin-sizi-komutanima-sikayet-edersem-carsaf-darbesi-yapar.jpg" alt="" width="540" height="358" /></p>
<p style="text-align: center;">Yoksa Laiklik ayaklar altında ezilip gidecek!</p>
<p style="text-align: center;">Gerçi darbe yaparken çarşafa dolanıp darbe de yiyebilir ya!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/komutanima-soyleyeyim-bir-an-once-carsaf-darbesi-yapsin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çiçeklere kafayı takan Kamer Genç</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/dua-cicekleri-kamusal-alana-sokulmasin.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/dua-cicekleri-kamusal-alana-sokulmasin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2009 14:56:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=30337</guid>
		<description><![CDATA[Tunceli bakımsız milletvekili Kamer Genç, TBMM&#8217;ye alınan &#8220;Dua çiçekleri&#8221;nin kaldırılması için kampanya başlattı. Genç, bir basın toplantısı düzenleyerek alınan irticai çiçeklerin tam listesini açıkladı. Akşam saatlerinde Meclis&#8217;te düzenlediği basın toplantısında AK Parti hükümetini ve TBMM Başkanı Köksal Toptan&#8217;ı toptan eleştirip topa tutan Genç, Meclis gibi &#8220;en baba kamusal alan&#8221;ın kalitesiz &#8220;irticai çiçekler&#8221;le doldurulduğunu, böylece laikliğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tunceli bakımsız milletvekili Kamer Genç, TBMM&#8217;ye alınan &#8220;Dua çiçekleri&#8221;nin kaldırılması için kampanya başlattı. Genç, bir basın toplantısı düzenleyerek alınan irticai çiçeklerin tam listesini açıkladı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-30339 aligncenter" title="kamer-genc" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/01/kamer-genc.jpg" alt="" width="220" height="172" /></p>
<p>Akşam saatlerinde Meclis&#8217;te düzenlediği basın toplantısında AK Parti hükümetini ve TBMM Başkanı Köksal Toptan&#8217;ı toptan eleştirip topa tutan Genç, Meclis gibi &#8220;en baba kamusal alan&#8221;ın kalitesiz &#8220;irticai çiçekler&#8221;le doldurulduğunu, böylece laikliğin içinin boşaltıldığını öne sürdü.</p>
<p>&#8220;Basın mensuplarının çok yakından bildiği üzere kendisinin iyi bir çiçek uzmanı olduğunu ve çiçeklere karşı aşırı bir zaaf beslediğini&#8221; belirten Kamer Genç, kamusal alanın &#8220;laik bir kutsallığı&#8221;nın bulunduğunu, bu sebeple adında dini motifler taşıyan çiçeklerin Meclis&#8217;e sokulmaması, bu çiçekleri getiren ziyaretçilerinse geri çevrilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>İşte irticai çiçeklerin tam listesi</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-30348 aligncenter" title="irticaci-cicek-maranta-prayer-plant-dua-cicegi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/01/irticaci-cicek-maranta-prayer-plant-dua-cicegi.jpg" alt="" width="420" height="319" /></p>
<p style="text-align: center;">Dua çiçeği, geceleri yaprağını yukarı doğru çevirerek dua eder vaziyetini alır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-30356" title="dua-cicegi-gece-hali" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/01/dua-cicegi-gece-hali.jpg" alt="" width="280" height="383" /></p>
<p>Genç, 1 Ocak&#8217;tan itibaren satın alınan ve grup odaları, kulis salonları ile milletvekilleri odalarına dağıtılan ve bazıları da bahçeye dikilen çiçeklerin isimlerini sözlerine delil olarak gösterdi. Alınan çiçekler arasında Dua çiçeği, Kandil çiçeği, Fatmaana gülü, Buhurumeryem, Meryamana eli, Meryemana kandili, Hüsnüyusuf, Toprakkabuletmez ve Manisa lalesi bulunduğunu belirten Genç &#8220;işte irticanın odalarımıza kadar girdiğinin resmi. Bunlar her tarafa adamlarını yerleştirip kadrolaştıkları yetmiyormuş gibi, şimdi de irticai çiçeklerini yerleştirip laik çiçeklerin kökünü kurutuyorlar. Hani benim Atatürk çiçeğim, Kasımpatım, Altın kadehim, Ananasım, Çarkıfeleğim, Gavur gülüm, Keşişbaşım, Çan çiçeğim, Latin çiçeğim, Haşhaş çiçeğim, Zerrinkadehim, Aşk merdivenim? Nerde seküler, laik, Kemalist, çağdaş çiçeklerim?&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Bir gazetecinin &#8220;irticai çiçekler listenizdeki son iki isim olan Toprakkabuletmez ve Manisa lalesi&#8217;nin irticayla alakasını pek anlayamadık&#8221; demesi üzerine Genç şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>&#8220;Malum bu şeriatçılar, öldükten sonra Cennete yalnız kendilerinin gideceğini, onlar güzel hurilerle hayatlarını yaşarlarken bizim gibi laiklerinse Cehennemde zebanilerle baş başa kalacağını her fırsatta dile getiriyorlar. Yani onlara göre bizi, tabii en başta da beni toprak bile kabul etmeyecek. Bu yüzden bizlere inat Toprakkabuletmez&#8217;i Meclise soktular. Manisa Lalesi ise eski TBMM Başkanı Bülent Arınç&#8217;ın memleketinden geldiği için sırf bana gıcıklık olsun, çiçeği gördükçe hep onu ve irticai uygulamalarını hatırlayayım diye yerleştirdiler.&#8221;</p>
<p>Tunceli &#8220;hırçın&#8221; milletvekili, başka bir gazetecinin &#8220;peki bu basın toplantısını niçin akşam düzenlediniz?&#8221; sorusunu ise şöyle cevapladı;</p>
<p>&#8220;Merak etmeyin. Kamer abiniz hiçbir şeyi tesadüfe, ihtimallere bırakmaz. Her adımı hesaplıdır. Zaten bilim ve Kosmos tesadüf kabul etmez.</p>
<p>Şimdi sizlere canlı canlı irticanın geldiği en son noktayı göstereceğim. Arkadaşlar deminden beri masamda duran bu çiçeğin ismi Dua çiçeği. Odama yerleştirdikleri bu çiçeğin yaprakları akşam olup hava kararınca dua eden eller gibi yukarı yöneliyor. AKP&#8217;liler bu çiçeği benim ve CHP&#8217;li arkadaşların odalarına kasden koyarak &#8216;bakın çiçekler bile dua edip Allah&#8217;ı zikrediyor. Siz de şu laiklik inadınızdan vazgeçerek ellerinizi Rabbinize açıp dua edin, tövbe edin&#8217; demeye getiriyorlar. Ama yok öyle üç kuruşa beş köfte. Hadi başka kapıya, zira yemezler.&#8221;</p>
<p>Kamer Genç, bu sözlerinin ardından görevli personelden salonun ışıklarını karartmasını istedi. Gerçekten de ışıkların kapanmasıyla beraber Dua çiçeğinin yapraklarının semaya doğru dua eder gibi açıldığı görüldü.</p>
<p>Genç, bu tabloyu da medyaya gururla gösterip, tezlerinin doğruluğunu kanıtladıktan sonra ayağa kalkarak İzmir Marşı&#8217;nın uyarladığı şu laik versiyonunu tek başına okudu;</p>
<p>İzmir&#8217;in dağlarında laik çiçekler açar<br />
İzmir&#8217;in dağlarında laik çiçekler açar.<br />
Bozulmuş mürteciler sel gibi kaçar<br />
Kaçma molla kaçma pişman olursun<br />
Çağdaş çiçek koklamazsan rezil olursun<br />
Bilimin bahçesinde laik çiçekler biter<br />
Çağdaşlığa inanmayan hep geri gider<br />
Kaçma molla kaçma pişman olursun<br />
Çağdaş çiçek koklamazsan rezil olursun</p>
<p><em>(Rıfat Yörük, www.habervaktim.com, 1-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/dua-cicekleri-kamusal-alana-sokulmasin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biz sadece laiklerin inancına saygılıyız!</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/biz-sadece-laiklerin-inancina-saygiliyiz.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/biz-sadece-laiklerin-inancina-saygiliyiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Sep 2008 12:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=22992</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-22993 aligncenter" title="laiklerin-inancina-saygi-yuruyusu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/09/laiklerin-inancina-saygi-yuruyusu.jpg" alt="" width="320" height="489" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/biz-sadece-laiklerin-inancina-saygiliyiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik ve ölüm-kalım savaşı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/laiklik-ve-olum-kalim-savasi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/laiklik-ve-olum-kalim-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2008 06:45:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=21537</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-21538 aligncenter" title="laiklik-olecek-mi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/09/laiklik-olecek-mi.jpg" alt="" width="400" height="509" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/laiklik-ve-olum-kalim-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik anlayışımıza müthiş açıklamalar</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/laiklik-anlayisimiza-muthis-aciklamalar.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/laiklik-anlayisimiza-muthis-aciklamalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 14:49:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=19994</guid>
		<description><![CDATA[Ciddi bir araştırma sonucunda görülecektir ki, laikliğin kırk ayrı tarifi, Türkiye’de yapılmaktadır. Laiklik adına her kafan farklı bir ses çıkıyor. Bilen de bilmeyen de laiklik üzerine söz söylüyor. Yani laiklik, Türkiyemiz de, uzun, geniş, sağlam bir İngiliz lastiği gibidir. Kim nereye, ne kadar çekiyorsa, laiklik de oraya çekilebildiği kadar gidiyor. Ben bir ara, bazı siyasilerimizin, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ciddi bir araştırma sonucunda görülecektir ki, laikliğin kırk ayrı tarifi, Türkiye’de yapılmaktadır. Laiklik adına her kafan farklı bir ses çıkıyor. Bilen de bilmeyen de laiklik üzerine söz söylüyor. Yani laiklik, Türkiyemiz de, uzun, geniş, sağlam bir İngiliz lastiği gibidir. Kim nereye, ne kadar çekiyorsa, laiklik de oraya çekilebildiği kadar gidiyor.</p>
<p>Ben bir ara, bazı siyasilerimizin, bazı köşe yazarlarımızın laiklik anlayışlarını, laiklik üzerine söylediklerini yazmaya başlamıştım. Bir süre sonra, iş ciddiyetini kaybedince yazmaktan vazgeçtim. A.Ü. Fakültesinde okuduğum yıllarda okuduğum yıllarda, Anayasa Hukuku Profesörlerimiz den Bülent Nuri Esen’in laiklik anlayışını dikkatimi çekmişti:</p>
<p>• “ Nüfus cüzdanlarımızda İslam kelimesinin bulunması laikliğe aykırıdır” Bülent Nuri Esen, bir kısım basın mensubumuzu çılgınca sevindiren bir iddiada daha bulundu:<br />
• “Okullara din derslerimizin konuşması laikliğe aykırıdır.” Açılan bu ana yola, konuşanlar çok oldu. Sonra onların çığlıklarına kulak vermeye başladım:<br />
• “Radyolarımızda mevlüt okunması laikliğe aykırıdır!”<br />
• “Kur’an kursları laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Din ayrı, dünya ayrı. Dinin dünya işlerine karıştırılması laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Atatürk’e fatiha okunması laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Diyanet işleri başkanlığı laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Diyanet işleri başkanlığına bütçeden para verilmesi laikliğe aykırıdır.”<br />
• “İmam Hatib mezunlarının üniversitelere alınması laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Basındaki dini neşriyat laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Baş örtüsü laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Kamusal alanda türban laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Alevi öğrencilere din kültürü dersleri vermek laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Dini nikah laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Lokantalarda içkinin yasaklanması laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Üniversitelerde veya resmi dairelerde mescid açmak laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Radyolarda ve televizyonlarda tasavvuf musukisi icra etmek laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Kişilerin bir tarikata mensup olmaları laikliğe aykırıdır.”<br />
• “Hırant Dink’in öldürülmesi laikliğe aykırıdır.”</p>
<p>Bizdeki muhteşem! Laiklik anlayışlarına sayın Bülent Arınç, şu yukardakilerden çok farklı bir laiklik tarifi yaptı: “Laiklik din ve vicdan hürriyetidir.” Dedi. Ama aynı toplantıda bulunan çok sevgili Cumhurbaşkanımız, Meclis Başkanımıza Şırrraaak şiddetinde cevap verdi: “Laiklik din ve vicdan hürriyeti değildir.”</p>
<p>Sakın, sakın, sakın peki ya nedir ? diye bir soru sormak cüretinde bulunmayın. Siz de laikliği ihlal etmiş olabilirsiniz. Yalnız bilin ki, çok sevgili Cumhurbaşkanımıza göre de, laiklik anlayışlarımıza, en müthiş en muhteşem, en açık- seçik tariflerden birini de 16.2.2007 tarihli Hürriyet gazetesinde büyük aydınlarımızdan ve ilericilerimizden Bekir Coşku getirdi. Gaspçı başlıklı yazısında Bekir Coşkun, bugünkü iktidarda musallat olan korkak bir zihniyeti ele alarak dert yanıyor:</p>
<p>“Taksime cami yaptırmak istiyor. İçki yasak diyor. İmam-Hatipliler vali-kaymakam olsun diyor.Piyerloti tepesinin adını Eyüp Sultan tepesi olarak değiştirmeye çalışıyor.”</p>
<p>Bekir Coşkun yazısına devamla şu modern kanaatini açıklıyor: “Böyle yüzlerce girişimle içeri girip, laik Cumhuriyet rejiminin neyi var, neyi yok yürütmek istiyor!”</p>
<p>Bekir Coşkun’a göre: Bir takım adamlar, Laik Cumhuriyet rejiminin neyi var, neyi yok yürütmek istiyorlar ama bir türlü bu işi beceremiyorlar.</p>
<p>“Kapıdan, pencereden, bacadan” girip laik Cumhuriyetimizi tarumar etmek, dağıtmak, el koymak…isterken korkup vınnn diye kaçıyorlar.” İyiki adamlar korkak! İyiki kaçıyorlar! Kaçıp, defolup gidiyorlar ama, bizim de gözlerimizi dört açıyorlar. Çünkü onların bu korkunç niyetlerinden anlıyoruz ki: “Taksime cami yaptırmak, içki içmeyi yasaklamak, İmam hatip mezunlarının da vali veya kaymakam olabileceklerini düşünmek, Piyerloti tepesinin ismini değiştirmek laikliğe aykırıdır.”Lanet olsun şu kör şeytana! Aklıma hep laikliğe aykırı sorular getiriyor. Kör şeytan utanmadan kulağıma fısıldayarak diyor ki:</p>
<p>“Taksime cami yaptırmak elbette laikliğe aykırı. Peki ya İstanbul’un yedi tepesine kondurulan yüzlerce cami be olacak? Onlar da laikliği bozan, dağıtan, tepeleyen gericilik mekanları değil mi? Taksimle, Bayazıtın, Sultan Ahmed’in, Eyüb’ün, Bostancının, Beykoz’un Sarıyer’in…ne farkı var? Cami yaptırmak laikliğe aykırı sayıldığı için, 1923 yılından 1950 yılına kadar, Ankara’da Cami inşa edilmemişti. Bu bakımdan, Bekir Coşkun’un laik düşünceli babaları, amcaları, dayıları…göğüslerini gere gere diyorlardı ki:</p>
<p>“Biz Ankara ya cami yaptırmadık. Mabetsiz bir şehir kurduk! Ama bu anti laik Demokratlar, iktidar olur olmaz Ankara yı yeniden camilerle doldurdular! Velhasıl bütün İmam-Hatip liselerini, Yeniçeri teşkilatını kaldırır gibi topa tutarak yerle bir etmeden, bütün camilerimizi içkili, sazlı sözlü mekanlar haline getirmeden ve İstanbul un her tepesini Piyerloti heykelleriyle süslemeden, laikliği yaymak ve yaşatmak mümkün olmayacaktır.”</p>
<p><em>(Yavuz Bülent Bakiler)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/laiklik-anlayisimiza-muthis-aciklamalar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik oku</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/laiklik-oku.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/laiklik-oku.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 07:52:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[KONUŞAN GÖRÜNTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=18233</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-18234" title="laiklik-oku" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/06/laiklik-oku.jpg" alt="" width="200" height="271" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/laiklik-oku.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başörtü yargısı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/basortu-yargisi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/basortu-yargisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 07:45:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[KONUŞAN GÖRÜNTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=18227</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-18228" title="basortu-yargisi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/06/basortu-yargisi.jpg" alt="" width="320" height="233" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/basortu-yargisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;deki Laikler kabile şefleri gibi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turkiyedeki-laikler-kabile-sefleri-gibi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turkiyedeki-laikler-kabile-sefleri-gibi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 22:27:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/turkiyedeki-laikler-kabile-sefleri-gibi</guid>
		<description><![CDATA[İslam dünyasının tanınmış alimlerinden Muhammed Hüseyin Fadlallah, Anayasa Mahkemesinin başörtüsünü serbest bırakan yasayı iptal etmesi üzerine tekrar gündeme gelen Türkiye&#8217;deki başörtüsü yasağını ve Türkiye laiklerinin zihni yapılarını değerlendirdi. Fadlallah, Türkiye&#8217;deki laik zihniyetin doğu toplumlarındaki aşiretlerde görülen baskıcı ve yasakçı mantık ile olaylara yaklaştığını, dini emir olan başörtüsünün Türkiye&#8217;deki Üniversitelerde yasaklanmasına işaretle insan hak ve hürriyetlerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslam dünyasının tanınmış alimlerinden Muhammed Hüseyin Fadlallah, Anayasa Mahkemesinin başörtüsünü serbest bırakan yasayı iptal etmesi üzerine tekrar gündeme gelen Türkiye&#8217;deki başörtüsü yasağını ve Türkiye laiklerinin zihni yapılarını değerlendirdi.</p>
<p>Fadlallah, Türkiye&#8217;deki laik zihniyetin doğu toplumlarındaki aşiretlerde görülen baskıcı ve yasakçı mantık ile olaylara yaklaştığını, dini emir olan başörtüsünün Türkiye&#8217;deki Üniversitelerde yasaklanmasına işaretle insan hak ve hürriyetlerinin eğitim seviyesinde dahil ihlal ettiklerini bundan dolayı da yöntemlerinin doğudaki kabilelerin mantığına benzediklerini söyledi.</p>
<p>Batının Atatürk&#8217;ten kendi uygulamalarını taklit ve tatbik etmesini istediğine dikkat çeken Fadlallah bugün Amerika, İngiltere, Avrupa Birliği ve Rusya&#8217;da başörtüsü yasağının uygulanmadığını belirtti. Fadlallah, Türkiye&#8217;deki laiklerin örnek aldıkları batılılardan bu konuda farklı uygulamaya gittiklerini söyledi.</p>
<p>Diğer yandan Fadlallah, Meclis tarafından 411 oyla kabul edilen kanuna karşı çıkardığı karar ile çoğunluğun iradesine saygı duymadığını söyledi.</p>
<p>İnsanların tabii bir şekle başlarını örttüklerini belirten Fadlallah, başörtüsünün insan hakları ve şahsi hürriyetler kapsamında değerlendirilmesini istedi. Fadlallah, vücudun diğer kısımlarının açılmasının zorunlu kılınmazken başın açılmasını yasalarla zorunlu hale getirilmesini yadırgadı. Fadlallah sözlerine şöyle devam etti: &#8220;Şayet meseleye dini simge olması açısından bakılıyorsa o halde dine işaret eden tüm renklerin ve isimlerin de ortadan kaldırılması gerekir.&#8221;</p>
<p>Fadlallah, Türkiye&#8217;deki laiklerin laikliği bir din gibi korumak istediklerini, laiklik üzerinde tartışmayı kabul etmediklerini, değişikliğe de karşı çıktıklarını vurgulayarak Türkiye&#8217;deki laikliğin Osmanlı hükümetine karşı olarak ortaya çıktığını, sonrasında da halkın çoğunun bağlı olduğu İslam&#8217;ın uzaklaştırıldığı ve batı sistemine adapte olunduğunu belirtti.</p>
<p>Fadlallah, Türkiye&#8217;deki laiklere rağmen halkın İslam&#8217;a bağlı olduğunu, seçimlerde de halkın çoğunun İslami eğilimli bir siyasi partiye yöneldiğini söyledi.</p>
<p><a href="http://www.habervakti.com/detay.asp?id=51433" target="_blank"><em>(http://www.habervakti.com)</em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turkiyedeki-laikler-kabile-sefleri-gibi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik dinsizlik midir?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/laiklik-dinsizlik-midir.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/laiklik-dinsizlik-midir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2008 06:22:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/laiklik-dinsizlik-midir</guid>
		<description><![CDATA[Başörtüsü &#8220;İslâm&#8217;ın bir emri&#8221;dir! İslâm, ne diyor; &#8220;Kadınlar başlarını örtsün!&#8221; Peki, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 9 üyesi aldığı kararlarla ne diyor; &#8220;Başörtüsü, laikliğe aykırıdır!&#8221; Ne demektir bu; &#8220;İslâmiyet, laikliğe aykırıdır!&#8221; İslâmiyet, bir &#8220;din&#8221; olduğuna ve &#8220;laikliğe aykırı&#8221; sayıldığına göre; &#8220;laiklik&#8221; demektir ki, &#8220;dinsizlik!&#8221; Hayır, hiç kimse oraya-buraya çekiştirmesin. Ne yani, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 9 üyesinin &#8220;yorum&#8221; yapmaya hak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başörtüsü &#8220;İslâm&#8217;ın bir emri&#8221;dir!<br />
İslâm, ne diyor;<br />
&#8220;Kadınlar başlarını örtsün!&#8221;<br />
Peki, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 9 üyesi aldığı kararlarla ne diyor;<br />
&#8220;Başörtüsü, laikliğe aykırıdır!&#8221;<br />
Ne demektir bu;<br />
&#8220;İslâmiyet, laikliğe aykırıdır!&#8221;<br />
İslâmiyet, bir &#8220;din&#8221; olduğuna ve &#8220;laikliğe aykırı&#8221; sayıldığına göre; &#8220;laiklik&#8221; demektir ki, &#8220;dinsizlik!&#8221;<br />
Hayır, hiç kimse oraya-buraya çekiştirmesin.<br />
Ne yani, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 9 üyesinin &#8220;yorum&#8221; yapmaya hak ve yetkisi oluyor da, benim niye &#8220;yorum&#8221; yapma hakkım olmasın!<br />
Ben de, &#8220;Mahkemenin laiklik yorumu&#8221;nu işte böyle yorumladım!<br />
Eğer, &#8220;laiklik eşittir dinsizlik&#8221; değil ise, mahkeme üyelerinin, kalkıp da &#8220;Allah&#8217;ın emrine kafa tutar&#8221; tarzda bir karar vermemesi gerekirdi!</p>
<p><em>(Hasan Karakaya, Vakit, 2008)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/laiklik-dinsizlik-midir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laikçilerin hedef tahtası</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/laikcilerin-hedef-tahtasi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/laikcilerin-hedef-tahtasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Apr 2008 08:24:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=17035</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p STYLE="text-align: center"><img ALT="hedef-tahtasi-yapilan-basortusu.jpg" SRC="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/04/hedef-tahtasi-yapilan-basortusu.jpg" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/laikcilerin-hedef-tahtasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Papa laikliği yerden yere vurdu</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/papa-laikligi-yerden-yere-vurdu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/papa-laikligi-yerden-yere-vurdu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Apr 2008 07:40:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=17033</guid>
		<description><![CDATA[Papa 16&#8242;ıncı Benedict, Amerikalı 9 kardinal ve 350 rahibe hitaben yaptığı konuşmada laiklik tartışması başlattı. Konuşmasının en uzun bölümünü laiklik tartışmalarına ayıran Papa, Avrupa&#8217;nın kendisine bu konuda Amerika&#8217;yı örnek alması gerektiğini aksi halde tehlikeli bir gidişe doğru ilerlediğini söyledi. Papa, &#8220;Avrupa&#8217;da sanki Tanrı yokmuş gibi hayatımızın her alanından dini çıkarmak için adımlar atılıyor. Bunun adına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Papa 16&#8242;ıncı Benedict, Amerikalı 9 kardinal ve 350 rahibe hitaben yaptığı konuşmada laiklik tartışması başlattı.</p>
<p>Konuşmasının en uzun bölümünü laiklik tartışmalarına ayıran Papa, Avrupa&#8217;nın kendisine bu konuda Amerika&#8217;yı örnek alması gerektiğini aksi halde tehlikeli bir gidişe doğru ilerlediğini söyledi. Papa, &#8220;Avrupa&#8217;da sanki Tanrı yokmuş gibi hayatımızın her alanından dini çıkarmak için adımlar atılıyor. Bunun adına da laiklik deniyor. Bu çok tehlikeli ve din karşıtı bir laiklik anlayışıdır. Buna karşı var gücümüzle savaş vermek zorundayız. Amerikan tarzı laiklik bu konuda anahtar olabilir. Buna pozitif laiklik diyebiliriz&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Papa, laiklik ve materyalizmin modern dünyanın en önemli tehditleri olduğunu savunarak, &#8220;Eğer bunları pasif bir şekilde kabul edersek o zaman Tanrı&#8217;dan uzaklaşırız. Amerika&#8217;da öyle bir laiklik anlayışı var ki, laik devlet herkesin özgür bir şekilde inanmasına ve her türlü ibadeti yerine getirmesine olanak tanıyor&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/papa-laikligi-yerden-yere-vurdu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye bir islam ülkesi olamaz</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turkiye-bir-islam-ulkesi-mi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turkiye-bir-islam-ulkesi-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2007 18:36:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=10153</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bir kısım çevreler, Türkiye&#8217;yi bu projede &#8216;ılımlı İslam modeli bir ülke&#8217; olarak tanımlamak istediler. Türkiye&#8217;nin nüfusunun yüzde 99&#8242;a yakını Müslüman&#8217;dır. Ancak Türkiye, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye ne İslam devletidir, ne de İslam ülkesidir&#8230;&#8221; (Eski Genelkurmay başkanı Org. Hilmi Özkök, 2005)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Bir kısım çevreler, Türkiye&#8217;yi bu projede &#8216;ılımlı İslam modeli bir ülke&#8217; olarak tanımlamak istediler. Türkiye&#8217;nin nüfusunun yüzde 99&#8242;a yakını Müslüman&#8217;dır. Ancak Türkiye, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye ne İslam devletidir, ne de İslam ülkesidir&#8230;&#8221;</p>
<p><em>(Eski Genelkurmay başkanı Org. Hilmi Özkök, 2005)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turkiye-bir-islam-ulkesi-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi ki İnönü Lenin karşıtı değildi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/iyi-ki-inonu-lenin-karsiti-degildi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/iyi-ki-inonu-lenin-karsiti-degildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2007 17:03:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>
		<category><![CDATA[YAKIN TARİHİMİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=8563</guid>
		<description><![CDATA[İsmet İn&#246;n&#252;&#39;de nedense bir eziklik kompleksi bırakmış olan Said Nurs&#238;, bir politikacı, bir tarikat kurucusu fil&#226;n değil, sadece bir Kur&#39;&#226;n tefsircisi ve İsl&#226;m bilginidir. G&#252;nl&#252;k h&#226;diselerden bile ısrarla ka&#231;an Nur-s&#238;&#39;nin ruhunu eserlerini ve okuyucularını siyasete zorla karıştıran İsmet Paşa ve paralelindeki gazeteler oluyordu. Nitekim &#34;Nur risaleleri&#34; peşine d&#252;ş&#252;ld&#252;k&#231;e basılıp okunmuş, lehte aleyhte h&#252;k&#252;mler olduk&#231;a yayılmıştır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsmet İn&ouml;n&uuml;&#39;de nedense bir eziklik kompleksi bırakmış olan Said Nurs&icirc;, bir politikacı, bir tarikat kurucusu fil&acirc;n değil, sadece bir Kur&#39;&acirc;n tefsircisi ve İsl&acirc;m bilginidir. G&uuml;nl&uuml;k h&acirc;diselerden bile ısrarla ka&ccedil;an Nur-s&icirc;&#39;nin ruhunu eserlerini ve okuyucularını siyasete zorla karıştıran İsmet Paşa ve paralelindeki gazeteler oluyordu. Nitekim &quot;Nur risaleleri&quot; peşine d&uuml;ş&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e basılıp okunmuş, lehte aleyhte h&uuml;k&uuml;mler olduk&ccedil;a yayılmıştır. Yani İsmet Paşa ve benzerleri Nurculuğun baş propagandacısı, rekl&acirc;mcısı olmuşlardır. Ayrıca İn&ouml;n&uuml;c&uuml; radyo ve gazetelerden Allah&#39;a sığınan halk kitleleri bunları kızdırdığına g&ouml;re mutlaka iyi birşeydir diyerek Nurculuğa da koşmaktadır. O halde merhum Said Nurs&icirc; ile uğraşması bir bakıma faydalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İn&ouml;n&uuml; her kim ile uğraştı ise onu b&uuml;y&uuml;ltm&uuml;şt&uuml;r. Ş&uuml;kredelim ki Marks, Lenin ve Mao&#39;ya d&uuml;şman değildi. Yoksa onlar bile korkarım T&uuml;rk halkında rağbet g&ouml;r&uuml;rlerdi. Sultan Hamid&#39;i İn&ouml;n&uuml;&#39;n&uuml;n iftira ve hakaretleri daha fazla ululaştırdı. Menderes, aziz ve b&uuml;y&uuml;k vatan şehitleri arasına girdi.</p>
<p><em>(K&uuml;lt&uuml;r Emperyalizmi, Ahmet Kabaklı)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/iyi-ki-inonu-lenin-karsiti-degildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çıplak kamusal alan</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ciplak-kamusal-alan.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ciplak-kamusal-alan.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2007 10:08:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=8539</guid>
		<description><![CDATA[Richard John Neuhaus&#39;un 1984 basımı &#34;The Naked Public Square&#34; adlı kitabı, kamusal alan tartışmalarında bir klasik olarak kabul edilir. Neuhaus&#39;un &#231;ıplak kamusal alan&#39;dan kastı, &#34;her t&#252;rl&#252; dini kavram ve inan&#231;tan arındırılmış kamusal alan&#34;dır. T&#252;rkiye&#39;deki resmi laiklik algısına tam olarak karşılık gelir bu. Ama Neuhaus&#39;a g&#246;re &#34;&#231;ıplak kamusal alan&#34; laikliğin gereği değil, aksine ihlalidir! Nedeni şudur: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Richard John Neuhaus&#39;un 1984 basımı &quot;The Naked Public Square&quot; adlı kitabı, kamusal alan tartışmalarında bir klasik olarak kabul edilir. Neuhaus&#39;un &ccedil;ıplak kamusal alan&#39;dan kastı, &quot;her t&uuml;rl&uuml; dini kavram ve inan&ccedil;tan arındırılmış kamusal alan&quot;dır. T&uuml;rkiye&#39;deki resmi laiklik algısına tam olarak karşılık gelir bu. Ama Neuhaus&#39;a g&ouml;re &quot;&ccedil;ıplak kamusal alan&quot; laikliğin gereği değil, aksine ihlalidir! Nedeni şudur: Laiklik, devletin t&uuml;m inan&ccedil;lar karşısında eşit mesafede durmasını gerektirir. Buradaki inan&ccedil; kavramı ise, Hıristiyanlık, İslam veya Yahudilik gibi &quot;teist&quot; (ilahi) dinlerin yanısıra, ateizm, agnostisizm, deizm gibi sek&uuml;ler felsefeleri ve sek&uuml;ler yaşam bi&ccedil;imlerini de i&ccedil;erir. Bunların her biri felsefi birer pozisyondur. Laik bir devletin ise, t&uuml;m bu pozisyonlara eşit mesafede durması gerekir. Bunların herhangi birini ne empoze etmeli, ne de ifadesine engel olmalıdır. &quot;&Ccedil;ıplak kamusal alan&quot; ise, ilahi dinleri dışlarken sek&uuml;ler felsefeleri kucaklar. Bu alana dindar, dindarlığı ile giremez, yani burada &quot;kendisi gibi&quot; olamaz; ama dindar olmayanlar &quot;kendileri gibi&quot; olabilirler. Ortada eşitsizlik ve haksızlık ve dolayısıyla laiklik ilkesinin ihlali vardır.</p>
<p><a href="http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/05/ciplak_kamusal_alan.php" target="_blank"><em>(http://www.mustafaakyol.org)</em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ciplak-kamusal-alan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik en önemli ilke değildir</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/laiklik-en-onemli-ilke-degildir.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/laiklik-en-onemli-ilke-degildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 14:01:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=8176</guid>
		<description><![CDATA[28 Şubat m&#252;dahalesinin en etkin paradigmasının İrtica adı altında dillendirilen laiklik kaygısı olduğunu dile getiren İzmir Bayındır Cumhuriyet Eski Savcısı G&#252;ltekin Avcı, T&#252;rkiye&#39;deki Laiklik anlayışının adeta Kemalist Nihilizm haline geldiğini ileri s&#252;rd&#252;. Mustafa Kemal Atat&#252;rk&#39;&#252;n laikliği pek &#246;nemsemediğini vurgulayan Avcı, &#39;&#39;1935&#39;e kadar Mustafa Kemal&#39;in ağzından laiklik s&#246;z&#252; &#231;ıkmamış. 1937&#39;de dikte edilmiş. Demek ki pek &#246;nemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>28 Şubat m&uuml;dahalesinin en etkin paradigmasının İrtica adı altında dillendirilen laiklik kaygısı olduğunu dile getiren İzmir Bayındır Cumhuriyet Eski Savcısı G&uuml;ltekin Avcı, T&uuml;rkiye&#39;deki Laiklik anlayışının adeta Kemalist Nihilizm haline geldiğini ileri s&uuml;rd&uuml;. Mustafa Kemal Atat&uuml;rk&#39;&uuml;n laikliği pek &ouml;nemsemediğini vurgulayan Avcı, &#39;&#39;1935&#39;e kadar Mustafa Kemal&#39;in ağzından laiklik s&ouml;z&uuml; &ccedil;ıkmamış. 1937&#39;de dikte edilmiş. Demek ki pek &ouml;nemli g&ouml;rmemiş. Atat&uuml;rk ilkelerinde laiklik 5. sıradadır. Ama bizim b&uuml;t&uuml;n ihtilallerin ana sebebi laikliktir. Cumhurbaşkanı, aynı teraneleri okumakta. Genelkurmay b&uuml;rokrasisi t&uuml;m ufkunu buna g&ouml;re kurmuş, ulusalcılar da hayati idamesini buna bağlamış. Biz laikliği nasıl anlamışız? Din sadece ahiret işlerini d&uuml;zenlesin. D&uuml;nya hayatı da ukala gazeteci ve b&uuml;rokratlara bırakılsın. &Uuml;lkemizdeki din ve laiklik anlayışı bu kadar.&#39;&#39; diye konuştu.</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=528335" target="_blank"><em>(http://www.zaman.com.tr)</em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/laiklik-en-onemli-ilke-degildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Menemen olayı neden önemli?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/menemen-olayi-neden-onemli.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/menemen-olayi-neden-onemli.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2007 17:58:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=6132</guid>
		<description><![CDATA[O günlerde Fethi Okyar ve arkadaşlarının kurduğu , CHP karşıtı olarak algılanan Serbest Fırka halktan çok büyük ilgi görünce aynı yıl menemen olayı tezgahlanmış,  serbest fırka kapatılmıştır. Genel kurmay genel sekreterliği haber takip no1776 sayılı yazı ile ATASE başkanlığının görüşüne göre “… her yıl 23 aralıkta yapılan anma törenlerindeki maksat, bu tehlikeli irtica olayını hafızalarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O günlerde Fethi Okyar ve arkadaşlarının kurduğu , CHP karşıtı olarak algılanan Serbest Fırka halktan çok büyük ilgi görünce aynı yıl menemen olayı tezgahlanmış,  serbest fırka kapatılmıştır. Genel kurmay genel sekreterliği haber takip no1776 sayılı yazı ile ATASE başkanlığının görüşüne göre “… her yıl 23 aralıkta yapılan anma törenlerindeki maksat, bu tehlikeli irtica olayını hafızalarda canlı tutmak genç nesillerin cumhuriyet rejimine ilke ve inkilaplara sahip  çıkmalarını sağlamaktır…”  denilmektedir.</p>
<p><em>(Hasan Celal Güzel, Radikal, 24-12-2006)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/menemen-olayi-neden-onemli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik din ve vicdan özgürlüğü değildir!</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/laiklik-din-ve-vicdan-ozgurlugu-degildir.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/laiklik-din-ve-vicdan-ozgurlugu-degildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2007 16:25:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=6124</guid>
		<description><![CDATA[“Laiklik din ve vicdan özgürlüğü değildir. Laiklik, tüm özgürlüklerin, bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğünün de güvencesidir. Laiklik dinin Devlet işlerine, politikaya ve toplumsal yaşama kesinlikle karıştırılamayacağı, Devlet’in sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzeninin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılamayacağı düzenin adıdır. Anayasa’da ve Anayasa Mahkemesi kararlarında laikliğin açıkça tanımı yapılmışken, madde gerekçesinden yola [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Laiklik din ve vicdan özgürlüğü değildir. Laiklik, tüm özgürlüklerin, bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğünün de güvencesidir. Laiklik dinin Devlet işlerine, politikaya ve toplumsal yaşama kesinlikle karıştırılamayacağı, Devlet’in sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzeninin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılamayacağı düzenin adıdır. Anayasa’da ve Anayasa Mahkemesi kararlarında laikliğin açıkça tanımı yapılmışken, madde gerekçesinden yola çıkılarak laikliği tanımlamaya çalışmanın ya da “gerekçedeki tanımı benimsemenin” hiçbir geçerliliği olamaz ve bu yaklaşımlar Anayasa’yla bağdaşmaz.”</p>
<p><em>(Cumhurbaşkanı Sezer, 2007)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/laiklik-din-ve-vicdan-ozgurlugu-degildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye neden laik olamıyor?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turkiye-neden-laik-olamiyor.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turkiye-neden-laik-olamiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2007 21:53:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=5493</guid>
		<description><![CDATA[2 Nisan 1989 Ekonomik Panorama dergisinde, &#8220;Devlet Dinden Elini Çekmeli&#8221; başlıklı bir soruşturma var. SBF eski öğretim iyelerinden Baskın Oran, sorulara şu cevabı veriyor. &#8220;Laikliğin iki unsuru var. Birincisi dinle devlet işlerinin ayrılması, ikincisi devletle dinin birbirine karışmaması. Türkiyede herkesin kabul ettiği bu laiklik tanımı uygulamada geçersiz hale geliyor.Çünkü TC.&#8217;nin başından beri devlet, dini sürekli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2 Nisan 1989 Ekonomik Panorama dergisinde, &#8220;Devlet Dinden Elini Çekmeli&#8221; başlıklı bir soruşturma var. SBF eski öğretim iyelerinden Baskın Oran, sorulara şu cevabı veriyor.<br />
&#8220;Laikliğin iki unsuru var. Birincisi dinle devlet işlerinin ayrılması, ikincisi devletle dinin birbirine karışmaması. Türkiyede herkesin kabul ettiği bu laiklik tanımı uygulamada geçersiz hale geliyor.Çünkü TC.&#8217;nin başından beri devlet, dini sürekli olarak yönetti, ona müdahale etti.&#8221;</p>
<p>26 mart 1989 tarihli Nokta&#8217;da Murat Belge de aynı görüşte: &#8220;Laik devletin dinle hiçbir ilgisi olmaması gerekir. Devlet dini otoriteyi kendi kurumsal özerkliği ile bir tarafa bırakmak yerine kendi içine alıyor. Bundan çelişki başlıyor. Müslümanlara devletin inancı doğrultusunda bir müslümanlığı empoze etmek gibi bir fonksiyon yükleniyor devlet.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turkiye-neden-laik-olamiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngiliz yazarın hilafet yorumu</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ingiliz-yazarin-hilafet-yorumu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ingiliz-yazarin-hilafet-yorumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2007 20:11:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=5482</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Türk Cumhuriyetçileri, müslüman uyrukları olan herhangi bir gayrimüslim devlet için her zaman güçlükler çıkaracak bir kurumu ortadan kaldırmak ile Britanya imparatorluğuna olağanüstü bir iyilik yapmıştır.&#8221; (İngiliz yazar P. H. Graves)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Türk Cumhuriyetçileri, müslüman uyrukları olan herhangi bir gayrimüslim devlet için her zaman güçlükler çıkaracak bir kurumu ortadan kaldırmak ile Britanya imparatorluğuna olağanüstü bir iyilik yapmıştır.&#8221;</p>
<p><em>(İngiliz yazar P. H. Graves)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ingiliz-yazarin-hilafet-yorumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yasak delen papa!</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/yasak-delen-papa.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/yasak-delen-papa.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2006 18:58:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=4553</guid>
		<description><![CDATA[Ve sonunda dini bir lider dini simge elbisesiyle Laik Çankaya Köşküne girmeyi başardı. Darısı müslümanlara! (2006)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="46706.jpg" class="imagelink" href="http://arastiralim.com/wp-content/uploads/2006/11/46706.jpg"><img alt="46706.jpg" id="image4552" src="http://arastiralim.com/wp-content/uploads/2006/11/46706.kucukresim.jpg" /></a></p>
<p>Ve sonunda dini bir lider dini simge elbisesiyle Laik Çankaya Köşküne girmeyi başardı. Darısı müslümanlara!</p>
<p><em>(2006)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/yasak-delen-papa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sekülarizm tanımı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/sekularizm-tanimi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/sekularizm-tanimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2006 18:33:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=4551</guid>
		<description><![CDATA[Modern döneme ait bir kavram olan Sekülarizm, Batı&#8217;nın, kendi problemlerine yönelik tarihsel serüveni içerisinde ortaya çıkmış bir çözüm şeklidir. Siyasal literatüre giren laiklik de öyle. Hayatı ancak bu dünya hayatından ibaret kabul etmek; uhrevî olanı ertelemek anlamında dünyevîleşmek, insanlığın tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. Bu açıdan bakıldığında kanaatimiz o ki, sekülarizm, dünyevîleşmek olduğu halde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Modern döneme ait bir kavram olan Sekülarizm, Batı&#8217;nın, kendi problemlerine yönelik tarihsel serüveni içerisinde ortaya çıkmış bir çözüm şeklidir. Siyasal literatüre giren laiklik de öyle. Hayatı ancak bu dünya hayatından ibaret kabul etmek; uhrevî olanı ertelemek anlamında dünyevîleşmek, insanlığın tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. Bu açıdan bakıldığında kanaatimiz o ki, sekülarizm, dünyevîleşmek olduğu halde dünyevîleşmek daha geniş bir anlam çerçevesine sahiptir. Laikliği, burada, felsefik arka planı ve sosyolojik tezahürleriyle modernizasyon sürecinin profan taleplerine siyasal bir karşılık olarak görüyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/sekularizm-tanimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zorunlu din dersi laikliğe aykırıdır</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/zorunlu-din-dersi-laiklige-aykiridir.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/zorunlu-din-dersi-laiklige-aykiridir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Nov 2006 10:35:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=4265</guid>
		<description><![CDATA[- 1927 yılından başlayarak din dersine katılma, öğrenci velilerinin onayına bağlanmıştır. Ders saatleri 1926-1927 yıllarında, ilkokulların 2. ve 3. sınıflarında haftada ikişer saat, 4. ve 5. sınıflarda ise bir saat idi. - 1929 yılında, ilkokul 3., 4. ve 5. sınıflarda ve ortaokulların ilk iki sınıfında birer saat din dersi veriliyordu. Öğretmen okullarının 6. ve 7. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- 1927 yılından başlayarak din dersine katılma, öğrenci velilerinin onayına bağlanmıştır. Ders saatleri 1926-1927 yıllarında, ilkokulların 2. ve 3. sınıflarında haftada ikişer saat, 4. ve 5. sınıflarda ise bir saat idi.<br />
- 1929 yılında, ilkokul 3., 4. ve 5. sınıflarda ve ortaokulların ilk iki sınıfında birer saat din dersi veriliyordu. Öğretmen okullarının 6. ve 7. sınıflarında ise, haftada iki saat din dersi vardı.</p>
<p>- 1931-32 yıllarında ortaokul düzeyindeki okullarda din dersi kaldırıldı. İlkokullarda ise, din dersinin verilmesi sadece tavsiye ediliyordu.</p>
<p>- Din dersi, 1935&#8242;te ilkokullardan da kaldırıldı; din eğitimi aileye bırakıldı.</p>
<p>- Bu süreç, 1928 yılında, &#8220;Devletin dininin İslam olduğu&#8221; ibaresinin Anayasa&#8217;dan çıkarılmasıyla bağlantılıydı. Laiklik, 1937 yılında Anayasa hükmü oldu.</p>
<p>- İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan Küçük Amerika süreciyle birlikte, Milli Eğitim Bakanlığı, 1947 yılında, isteyen vatandaşların &#8220;Özel Din Seminerleri&#8221; açabileceğini öngören bir kararname yayımladı. Bu seminerlerde din dersi öğretmenleri, imamlar ve hatipler yetiştirilecekti. Seminer, ortaokuldan sonra beş yıl, liseden sonra iki yıl olacaktı.</p>
<p>- 1948-49 yıllarından başlayarak, ilkokulların 4. ve 5. sınıflarına isteğe bağlı olarak din dersi konuldu.</p>
<p>- Demokrat Parti iktidarının kurulmasıyla, 1950 yılı Ekim ayında getirilen bir değişiklikle, o zamana kadar anne babanın istek dilekçesiyle verilen din dersi, bütün öğrencilere verilir hale getirildi. Ancak çocuklarına din dersi istemeyen anne ve babalar, dilekçe vereceklerdi.</p>
<p>- 1956-57 döneminde ortaokulların ve dengi okulların 1. ve 2. sınıflarına, 1967-68 yılında ise lise ve dengi okulların 1. ve 2. sınıflarına seçmeli olarak din dersi konuldu.</p>
<p>- 12 Eylül rejimi, din derslerini ilkokul, ortaokul ve liselerde zorunlu kıldı.</p>
<p>- Din dersinin zorunlu olması kuşkusuz laikliğe aykırıdır.</p>
<p>(KAYNAK YAYINLARI, 23 Nisan 2005)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/zorunlu-din-dersi-laiklige-aykiridir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe ezan ve Laiklik</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turkce-ezan-ve-laiklik.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turkce-ezan-ve-laiklik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2006 15:25:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[LAİKLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=2766</guid>
		<description><![CDATA[Zafer Gazetesi yazarı Muhip Dıranas Demokrat Parti&#8217;nin Türkçe ezan isteğiyle ilgili şunları yazar: &#8220;&#8230;neymiş? Arapça ezana müsaade etmek, Atatürk&#8217;e ve inkılaplarına ihanet etmekmiş. Ama hürriyet ve demokrasi rejiminde siz, laikliği titiz bir hassasiyetle koruma gayretinde olduğunuzu söylersiniz, Allah&#8217;la kulun arasına girmeyeceğiz dersiniz, sonra bütün Türk Müslümanlara bir kanunla emretmekle inad edersiniz. Ezanı benim istediğim gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zafer Gazetesi yazarı Muhip Dıranas Demokrat Parti&#8217;nin Türkçe ezan isteğiyle ilgili şunları yazar: &#8220;&#8230;neymiş? Arapça ezana müsaade etmek, Atatürk&#8217;e ve inkılaplarına ihanet etmekmiş. Ama hürriyet ve demokrasi rejiminde siz, laikliği titiz bir hassasiyetle koruma gayretinde olduğunuzu söylersiniz, Allah&#8217;la kulun arasına girmeyeceğiz dersiniz, sonra bütün Türk Müslümanlara bir kanunla emretmekle inad edersiniz. Ezanı benim istediğim gibi okuyacaksın. Bu da laiklik!&#8221; diyerek muhaliflere seslendikten sonra devam eder. &#8220;Halbuki buna düpedüz ibadete müdahale ve Allah&#8217;la kulun arasına girme denir. İsteyen müezzin ezanı Türkçe okur, isteyen mümin de minaresinde Türkçe ezan duyulan camiye gider; ama isteyen müezzin de, müsaade buyuralım da, ezanı Arapça okuyabilsin ve isteyen Müslüman Arapça ezan okunan camide namazını kılsın. Laiklik budur,&#8221; diyen DIRANAS makalesini şu cümlelerle noktalar: &#8220;Demokrat Parti, Atatürk&#8217;ün bir taneliğine ve inkılaplarının kudsiyetine en büyük titizlikle bağlıdır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turkce-ezan-ve-laiklik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
