Muzik calici calismiyor


KAZA-FELAKET

Suya Düşen Yılana Sarılır

Suya Düşen Yılana Sarılır

Typhoon Ondoy in Cainta Rizal, Philippines, September 2009.

Başarılı Kurtarma İnişi

Başarılı Kurtarış

Airline passengers wait to be rescued on the wings of a US Airways Airbus 320 jetliner that safely ditched in the frigid waters of the Hudson River, 2009.

Amerika’ya ait bir yolcu uçağı kalkıştan 5 dakika sonra bir arıza nedeniyle Hudson Nehri’ne zorunlu iniş yaptı. Kazada ölen olmadı. 2009.

10.000 Maden Ocağı 3 Mühendise Emanet

Türkiye’de 10 bini aşkın maden ocağı bulunmasına rağmen bunları denetleyen mühendis sayısı sadece 3. Bursa’da 19 kişinin öldüğü maden ocağı 2006′da kapatılmasına rağmen eksikliklerinin giderildiği devlet tarafından denetlenmeden açılmasına izin verilmiş.

Bursa’da 19 maden işçisine mezar olan maden kazasında ihmaller zinciri 2006 yılında başladı. Lisansı dolduktan sonra eksikleri nedeniyle üretime ara verilmesi gerektiğini bildiren bakanlık raporunun ardından yeniden üretim izninin ‘teknik denetim yapılmadan’ verildiği ortaya çıktı.

Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde, 19 kişinin ölümü ile sonuçlanan maden kazasının, göz göre göre geldiği, artık iyice açığa çıktı. Bu kazada hem maden ocağı sahibinin, hem de devletin, özellikle yeterince denetim yapmadığı için, ciddi ihmalleri bulunuyor.

Maden İşçileri

Referans’ın elde ettiği rapor ve ulaştığı bilgiler bu ihmalleri iyice açığa çıkartıyor. 2006 yılı sonunda görülen eksiklikler nedeniyle üretimine ara verilen maden ocağına yeniden üretim izni verildiği ama bu yapılırken, sahada denetim yapılmadığı iddia ediliyor. Yani eksikliklerin tamamlandığı sadece maden ocağı sahibinin beyanına dayanılarak kabul edilmiş, gerçekten bu eksikliklerin giderilip giderilmediği yerinde kontrol edilmemiş. Masa başında memurlar tarafından verilen “eksiklikler tamamlandı” raporu üzerine maden ocağı yeniden üretime geçmiş. Dolayısıyla devlet maden ocağına giderek yerinde saptadığı eksiklikler üzerine kapattığı maden ocağını, bu eksiklikler aslında giderilmediği halde, yeniden üretim izni vermiş ve ardından 19 işçinin hayatını kaybettiği bu büyük facia gelmiş.

Masa başı raporlar verildi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yeniden üretime izin veren kararda, eksiklikler tamamlandı denilmesine baz olacak, olması gereken yerinde teknik inceleme raporu ise bulunmuyor. Hâlbuki 2006 yılsonunda alınan aynı maden ocağındaki üretimin durdurulması kararının ekinde bu sahada yapılan denetim ve tetkik raporu bulunuyor.

Aslında yerine gitmeden sahada inceleme yapmadan yeniden üretime izin verilemeyeceği ortada. Ancak buna rağmen çok sayıda benzer raporda yine yerinde denetim yapılmadan, masa başında “eksiklikler tamamlandı” raporlarının verildiği söyleniyor.

Bilgi veren yetkililer, denetim işlerini yürüten genel müdürlük bünyesinde, sadece 3 tane “yeraltı mühendisi” bulunduğunu, tüm yeraltındaki maden ocaklarının bu 3 kişi tarafından denetlendiğini, dolayısıyla normal çalışma ortamında bir yeraltı maden sahasına ancak 5 yılda bir denetim elemanı gidebildiğini söylüyorlar. Bu durum ise ihmalin başka bir unsuru.

Teknik rapor yok

Yanı sıra adı geçen maden ocağında saptanan eksikler ve bunların giderilip giderilmediğini kontrol için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yazı yazılıp, işçi sağlığını tehlikeye düşürecek şartların var olup olmadığının kontrol edilmesi gerekirken, bu yönde de talepte bulunulmadığı anlaşılıyor.

Faciaya sahne olan maden ocağı için 1986 yılında 20 yıllığına lisans verilmiş. Lisans süresi 2006 yılında bitmiş ama maden ocağı sahipleri işe devam etmek yani lisans süresini uzatmak istemiş. Lisans süresini uzatmak için yapılan denetimlerde, 2006 yılı sonunda ciddi eksikler bulunup, bir rapora bağlanmış. Ancak Bakanlık bu eksikliklerin 6 ay içerisinde tamamlanması ve ardından faaliyete bu şartla devam etmesine karar vermiş ve lisans temdit edilmiş. Başka bir deyişle eksikliklere rağmen faaliyetine devam hakkı verilmiş ama 6 ay içinde de eksiklerin tamamlanması istenmiş.

Bu süre bitince bakanlık tarafından düzenlenen denetim raporlarında ise “eksikliklerin tamamladığı” yazılıyor. Ancak bu raporda yerinde yani sahada eksikliklerin gerçekten giderilip giderilmediğini gösteren teknik rapor ise bulunamıyor.

OLAYLA İLGİLİ ÜÇ KİŞİ TUTUKLANDI

Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde göçük meydana gelmesi sonucu 19 işçinin hayatını kaybettiği maden ocağının işletme müdürü ile 2 çalışanı, adliyeye sevk edilmelerinin ardından tutuklandı. Alınan bilgiye göre, olayı soruşturan Mustafakemalpaşa Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla gözaltına alınan işletmenin Genel Müdürü Fahrettin Çolpan, İşletme Müdürü Hayrettin Çelik ve Ocak Şefi Bayram Erdoğan’ın sorgulamaları tamamlandı. Zanlılar, “görevi ihmal ve taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek” suçundan Mustafakemalpaşa Adliyesi’ne sevk edildi. Zanlılar adliyedeki işlemlerin ardından tutuklandı.

MADEN MÜHENDİSİ SAYISI YETERSİZ

Maden Mühendisleri Odası, 19 maden işçisinin yaşamını yitirdiği Bursa’daki maden ocağında, her vardiyada bulunması gereken maden mühendisi sayısının yeterli olmadığına dikkat çekerek, Türkiye genelinde gözetim ve denetimden uzak çalışan maden ocaklarında her an kaza olabileceği uyarısında bulundu. Sektörün özelliği göz önüne alınarak kapsamlı bir risk haritasının hazırlanması ve denetimlerin buna göre yapılması gerektiğini vurgulayan Maden Mühendisleri Odası, “yeter artık, iş cinayetleri durdurulsun” açıklamasında bulundu.

DÜNYA MADENCİLER GÜNÜ ETKİNLİĞİ İPTAL

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki maden ocağında meydana gelen göçüğün, bilim ve teknik dışı yapılan uygulamalar sonucu gerçekleştiğini belirterek, “Bu türden kazalar takdir-i ilahi değildir. Biz oda olarak buna iş kazası demiyoruz, bu bir iş cinayetidir” dedi. TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı Devecikonağı beldesindeki yeraltı kömür işletmesinde 10 Aralık 2009 tarihinde meydana gelen ve 19 kişinin ölümüyle sonuçlanan kaza nedeniyle Dünya Madenciler Günü etkinliklerini iptal etti.

Maden Ocakları

FACİAYI TBMM DE ARAŞTIRMALI

Tüm Sağlık Sen Genel Başkanı Okay Erözgün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) Bursa’da 19 maden işçisinin ölmesiyle sonuçlanan faciayı araştırarak, yeni facialara engel olmasını istedi. Tüm Sağlık Sen Genel Başkanı Okay Erözgün Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki maden ocağında meydana gelen göçükte 19 işçinin hayatını kaybetmesi üzerine yaptığı açıklamada, madenlerin ruhsatlandırılması ve denetimlerin usulüne uygun olarak yapılmadığını vurguladı. Gerekli tedbirler alınmadığı için iş kazaları ve ölümlerin meydana geldiğini vurgulayan Erözgün, Türkiye’de sık sık yaşanan grizu patlamalarının kömür madenlerinin kâbusu olduğunu kaydetti.

İŞTE ‘MEZAR MADEN’İN ISLAHI İÇİN 2006 TARİHLİ 10 EMİR

1- Açık işletmede teşkil edilen basamakların yağışlar nedeniyle kaydığı ve askıda taş blokların kaldığı tespit edilmiş olup, düzenli basamak oluşturulması gerekiyor.
2- Hava giriş ve çıkış kotları arasında yaklaşık 100 m kot farkından dolayı ocağın genel havalandırmasının doğal havalandırma ile yapılmaya çalışıldığı tespit edildi.
3-Gaz ölçümünde metan gazının tespit edildiği anlaşılmış olup, ocağın grizulu ocak olduğunun belirlendiği, bu nedenle havalandırma ve alınacak bütün diğer iş güvenliği tedbirleri buna göre belirlenmeli.
4- Ocak genel havalandırmasının, nefeslik başına kurulacak ana aspiratör ile mekanik olarak yapılması, antigrizu ve/veya kendiliğinden emniyetli ocak içi ekipmanlarının kullanılması ve mevzuatta öngörülen ilgili diğer tedbirlerin alınmasına müteakip ocaktaki üretim çalışmalarına, başlanılması gerekiyor.
5- Ocak içinde hava miktarlarının ölçülmediği tespit edilmiştir; en az 10 günde bir hava miktarları ve hızları ölçülerek havalandırma defterine kaydedilmesi gerekiyor.
6- Eğimi yüzde 10′u geçen grizulu ocaklarda havalandırmanın yönü aşağıdan yukarıya doğru olmalıdır; bu ocakta eğim yüzde 28 seviyesindedir.
Bu ocağın, grizulu ocak olması nedeniyle bütün ocak havalandırması aşağıdan yukarıya olacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor.
7-Sahadaki kömür damarlarının kendiliğinden yanmaya meyilli olduğu, zaman zaman ocak havasında kızışma belirtisi olan CO oranının yükseldiği durumlarda ilgili kısımların kapatılarak gerekli önlemlerin alınmalıdır.
8-Genel havalandırma sisteminin mekanik olarak yapılmaya başlanması durumunda, minimum depresyonla havalandırma yapılması, minimum sayıda hava kapısı ve regülatör kurulması, eski imalat bölgelerine hava kaçırılmaması için uygun tedbirlerin alınması gerekmektedir.
9-Ocak içinde ağaç tahkimat kullanılan tabanyolu ve lağımlarda yer yer tahkimat eksiklikleri, çürümelere ve tavan basıncına bağlı bağ kırılmalarının olduğu, bu konuda gerekli tamir tarama çalışmalarının yapılmakta olduğu görülmüştür.
10-Havalandırma projesi, grizulu ocağı göre revize edilmelidir.

(www.timeturk.com, 12.2009)

Bhopal Felaketi

Bhopal felaketi, 3 Aralık 1984 günü, ABD kökenli Union Carbide firmasının Hindistan’da Bhopal’de kurduğu böcek ilacı üreten fabrikadan yanlışlıkla 40 ton metil isosiyanat gazını dışarı atması 18.000 kişinin ölümüne, 150.000′den fazla insanın zehirlenmesine neden oldu.

Bhopal Disaster Spurs U.S. Industry

Bhopal U.S. Industry Union Carbide

Çevresel etkileri Çernobil faciasından bile korkunç olan bu kaza sonrasında, Bhopal eyaleti doğal afet bölgesi ilan edildi. Greenpeace’in bölgede kazadan 20 yıl sonra, 2004 yılında yaptığı ölçümlerde, toprakta normalin 6 milyon katı toksik madde bulundu.

Bhopal, Hindistan

Bhopal, Hindistan

Union Carbide’ın böylesine bakımsız ve kontrolsüz bir fabrikayı ABD’de kurmasının mümkün olmadığı, fabrikanın yetersiz teknolojiyle açılmış olduğu iddia edildi.

Skulls discarded after research at the Hamidia Hospital in Bhopal.

Felaket Sonrası Hastanelerde İnceleme Yapılan İnsan Kalıntıları

18.000 insanın ölümüne, 150 binden fazla insanınsa ömürlerinin geri kalan kısmını sakat ve hasta geçirmesine yol açan facia sonrasında, Union Carbide firması bir “ticari sır” olduğu gerekçesiyle toksik maddenin adını bile açıklamaktan kaçındı. Bu durum, zehirlenenlere bir tanı konmasını imkânsız kılarken, hastanelerde ölümlerin artmasına yol açtı.

Bhopal Felaketi birçok hayvanı etkiledi

Bhopal Felaketi hayvanları da etkiledi

Birkaç yıl sonra açılan davada Union Carbide firması mağdurlara ve yakınlarına 470 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldı. Ancak Hindistan devletine ödenen paranın çok azı gerçek mağdurlara dağıtılabildi. Bu miktar hayatta kalanlar tarafından paylaşıldığında, kişi başına 500 dolar civarı para düştü.

Katliamın İz Bırakan Fotoğraflarından Biri

Katliamın İz Bırakan Fotoğraflarından

Union Carbide firmasını satın alan ve burada üretime devam eden Dow Chemical Company ise kazazedelerle iletişime bile girmeyi reddetmektedir.

Katliam Sonrası Kör Olan Kişiler

25 Yıl Sonra Bhopal Felaketi

Bhopal Felaketi’nden 25 Yıl Sonra Etkiler Hala Devam Ediyor

Bhopal Katliamında Kör Kalanlar

(Vikipedi)

Küresel Isınma ve Seller

Şiddetli yağışlar ve bunun neticesi seller küresel ısınmanın neticesidir. Türkiye dahil dünyanın her köşesinde son 10 yıldır sel felaketlerini saymaya kalksak ciltler dolusu yazı çıkar. 9 Eylül 2009 tarihinde Ayamama, İkitelli, Sefaköy ve TEM yolundaki sel felaketi İstanbul’da 556 yılın en büyük sel felaketi idi. Son aylarda Türkiye’nin her köşesinde sel felaketi sıradan, beklenen ve tabii hadiseler arasına girmiştir.
Küresel Isınma
Çin’de sel felaketlerinde milyonlarca insan zarar görmüştür. 2007 sonlarında Meksika’nın 2.1 milyon nüfuslu Tabasco eyaletinin yüzde 80’ini sular altında bırakan sel felaketi oldu. Son 50 yılın en etkili yağmuru sele sebep oldu. Sel felaketlerinin bir sebebi de ormanların giderek yok olmasıdır. Son olarak Filipinler’de Ketsane Kasırgası 2 milyon kişinin felaketzede olmasına sebeb oldu. Nepal, Vietnam ve Kamboçya da aynı kasırganın tahribatına uğradı. Filipinler’in başkenti Manila ve 25 kentindeki sel ve toprak kayması son 42 yılın en büyük felaketi idi. Filipinler’deki 6 saatlik yağış 1 aylık yağışa bedel idi. 2000 yılı başlarında Mozambik’te sel felaketi tam bir facia idi. Fransa, Almanya, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde de facia derecesinde seller olmuştur.
Küresel ısınma ile Türkiye’de yaşanması muhtemel afetler;
1- Kuraklık artacaktır. Araştırmalara göre Avrupa’nın 10 kurak şehrinden 6’sı Türkiye’de olacaktır.
2- Şiddetli yağmur (seller)
3- Yıldırımlar
4- Deniz suyu yüzeyinde yükselme
5- Heyelanlar
6- Kıyı selleri ve fırtına kabarmaları.
Giresun Keşap Sel Felaketi
Avrupa 2003 yılında son 500 yılın en sıcak yazını geçirdi. Dünyanın birçok yerinde olağandışı hava şartları yaşanıyor. Birçok ülkede sel felaketleri milyonlarca insanın hayatını altüst ediyor. Venezuela’da aşırı yağışlar sonucunda gerçekleşen toprak kaymaları binlerce kişiyi evsiz bıraktı. Fransa’da sel ve fırtınalar milyonlarca ağacı devirdi.
Küresel ısınma seller yanında kıtlık, kuraklık ve çölleşme getirmektedir. Her yıl 6 milyon hektar arazi çöl olmaktadır. Tedbir alınmazsa 2100 yılında küresel ısınmanın etkisi şu andaki yüzde 3’ten yüzde 30’a çıkacaktır. Doğal afetlerin yüzde 37’si ve ölenlerin yüzde 90’ı Asya kıtasına aittir.
1990-2100 döneminde küresel ortalama yüzey sıcaklığının 1.4- 5.8 derece artacağı öngörülmektedir. Bu artışın 10 bin yıl boyunca bir benzeri yoktur. 1998 yılı 1860 yılından bu yana en sıcak yaz oldu. 1997-98 ise 1200 yılın en sıcak yılı oldu.

(Necati Özfatura, Türkiye Gazetesi, 2009-11-10)

Batmaz Sanılan Gemi Böyle Bulundu

1912 yılında buzdağına çarparak batan Titanic’i bulmak için uzun yıllar araştırmalar yapıldı ve sonuç olarak titanic bulundu. İşte Titanic’in yapımından son anına kadar yaşanan herşey:

1912 yılında buzdağına çarparak batan Titanic’i bulmak için uzun yıllar araştırmalar yapıldı.

Batan Titanik’i ilk olarak denizbilimci Robert Ballard 1985′te keşfetti.

Robert Ballard ve Titanic

Robert Ballard ve Titanic Enkazı

Ballard ve ekibi 3 bin 657 metre derinde yatan Titanic’in ilk fotoğraflarını çekmeyi başardılar. Bu fotoğraflar 1997′de çekilen 11 oscarlı film için kaynak oluşturmuşlardı.

Geminin derinlikte ve her bir santimetrekarede büyük bir basınç altında bulunması, maliyeti 25 milyon dolara ulaşan ve deniz seviyesinden Titanik’in gömülü olduğu yere kadar 2.5 saatte ulaşabilen özel araştırma deniz altı gemilerinin inşa edilmesine yol açtı. Bu denizaltı gemileri ise sadece 3 kişi taşıyabiliyor.

Titanik’in denizden çıkartılmasıyla ilgili projeler 1987 yılında başladı ve teknolojinin gelişmesiyle günümüze kadar çeşitli araç ve gereçlerle sürdürülmeye devam ediyor.

İşte ünlü geminin etkileyici hikayesi

1912 yılından kalma bu biletin sahibi, tarihin en şanslı insanlarından. Zira bileti düzenleyen White Star Line deniz şirketi, Titanic’in sahibi olan şirketti. Bilette el yazısı ile belirtilen geminin ismi ise Titanic.

Titanic Bileti

İnsanoğlunun hayal gücünün bir ürünü olan bu gemi, aynı zamanda doğa karşısında insanlığın çaresizliğini de gözler önüne sermişti. 1910 yılında White Star Line şirketi, bastırdığı broşürlerle “batması imkansız” bir transatlantiğin reklamını yapıyordu.

1861 yılında İrlanda’da kurulan Harland and Wolff tersanesi, Titanic’i inşa etme görevine 31 Mart 1909 tarihinde başlamıştı. Her şeyiyle “en büyük”, “en ihtişamlı” ve “en güçlü” olması planlanan Titanic’ten önce kardeş gemisi Olympic inşa edilmiş ve seferlere başlamıştı. Olympic hem Titanic’in öncüsü olmuş, hem de White Star Line’ın üretmeyi planladığı 3 devasa yolcu gemisi için sınıf ismi olmuştu. Tam 46.328 ton olarak inşa edilen Titanic’i hareket ettirebilmek için.

Titanic iki tane dört silindirli buhar motoru kullanılıyordu. Böylece devasa Titanic’in kalbi tam 59.000 beygir gücü üretiyordu.

1909′da inşasına başlanan Titanic’in gövdesi 31 Mayıs 1911′de bitirildi. Geminin diğer bölümlerinin bitirilmesi de neredeyse bir yıl daha sürdü ve 31 Mart 1912′de tamamlandı. Böylece 269 metre uzunluğunda, 28 metre genişliğinde, 46.328 ton ağırlığındaki bu dev denize indirildi.

Tamamlanan Titanic

Titanic’in içi de eşsiz olması için tasarlanmıştı. Gemide bir yüzme havuzu, spor salonu, kütüphaneler ve bir Türk hamamı da yer alıyordu. Bütün bu ihtişamıyla Titanic tam 3.547 kişiyi taşıyabilecek bir gemiydi.

Normalde 3 bacalı olarak tasarlanan gemiye “daha etkileyici görünsün” diye, 4. bir baca daha eklenmişti.

Denize indirildikten sonra Titanic Belfast’tan İrlanda denizine götürüldü ve testlere başlandı.

Bu devasa transatlantiğin ilk seferine katılmak için milyonerler, siyasetçiler, aktör ve aktrisler sıraya girmişlerdi.

Yolcuğunun henüz başında, Southampton limanını terkederken Titanic bir tehlike atlatmış ve New York gemisiyle çarpışmaktan son anda kurtulmuştu.

10 Nisan 1912 günü tarihi yolculuk başladı.

Geminin kumandası Kaptan Edward J. Smith’e verilmişti.

Titanic Kaptanları

Titanic Kaptanları. En sağda Edward John Smith.

Titanic’in ikinci durağı Fransa oldu. Buradan aldığı yolcularla gemi toplam 2.240 kişiyle New York’a doğru yola çıktı.

Titanic Yolculuğa Çıkıyor

14 Nisan gecesi sıcaklık neredeyse 0 dereceye kadar düşmüştü. Kaptan Smith, telsizle gelen buzdağı uyarılarını dikkate alıp, geminin rotasını biraz daha güneye çekmişti.

Gökyüzü son derece açıktı, ancak ay yoktu. Saat 11.40′da geminin iki gözcüsü köprüye telefonla “Buzdağı, tam önümüzde” mesajını ilettiğinde artık çok geçti.

Görevi Kaptan Smith’ten devralan İkinci Kaptan Murdoch, birçoklarına göre hatalı bir karar vererek gemiyi döndürdü ve buzdağı Titanic’e daha sağlam olduğu söylenen burnu yerine, yandan çarpmış ve daha fazla hasar almıştır.

Buzdağı Titanic Gemisinin Yan Tarafına Çarpıyor

Buzdağı, Titanic Gemisinin Yan Tarafına Çarpıyor

Titanic inşa edilirken 16 su geçirmez bölmeyle korunmuş ve bu bölmelerden 4′ü suyla dolsa bile batmayacak şekilde tasarlanmıştı. Ancak buzdağının çarpmasıyla tam 6 bölme hasar görmüş ve gemi hızla suyla dolmaya başlamıştı.

Titanic Gemi Tasarımı

Titanic Gemi Tasarımı

Sadece dakikalar içerisinde geminin içerisindeki su 2.5 metre yüksekliğe ulaşmıştı. 12.27′de 65 kişi kapasitesi olan ilk kurtarma botu sadece 28 kişiyle suya indirildi. Titanic’te toplam 1.178 kişiyi taşıma kapasitesinde 20 kurtarma botu bulunmaktaydı.

Batmaya Başlayan Titanic

Telsiz operatörleri sürekli yardım çağrıları gönderiyorlardı, ancak Titanic’e en yakın gemi olan Carpathia’nın enkaza varması 4 saat sürecekti. Köprüden, başka bir geminin ışıkları görülse de, bu esrarengiz gemi Titanic’le hiçbir şekilde iletişime geçmemiş, çağrılara yanıt vermemişti.

Saat 2.05′te geminin burnu tamamen sular içerisindeydi. 2.17′de suların yüksekliği güverteye kadar geldi. Geminin yapımında kullanılan malzemenin esneme özelliği olmaması, korkunç sonu hızlandırdı. Gövde içeri dolan sulara dayanamadı ve tam anlamıyla ikiye ayrıldı. Önce burun battı. Birkaç dakika sonra da arka kısmı saat 2.20′de sulara gömüldü.

Büyük bir dehşetin yaşandığı yaklaşık 2.5 saatlik sürenin sonunda.

Tarihin en büyük deniz kazalarından biri çok ağır bir bilançoyla ortaya çıktı. 2.223 kişiden sadece 706’sı kurtulmuş, 1.516 kişi yaşamını yitirmişti.

Titanic Faciasını Duyurarken

Ölenlerin çoğu, -2 derecedeki deniz suyunda hipotermiye girmiş ve yaşamını yitirmişti.

Titanic’in batması denizciliği, deniz seyahatlerine yaklaşımı ve gemi tasarımlarını çok derinden etkiledi.

1 Eylül 1985′e kadar yeri keşfedilemeyen enkaz, bu tarihte Dr. Robert Ballard liderliğindeki bir ekipçe bulundu ve tüm dünya Titanik faciasını bir kez daha hatırladı.

Titanic Batığı

Titanic Kalıntıları

(Eylül 2009)

Sel’den Gölet’e Olayların Perde Arkası

Öncelikle söyleyelim: Geçen hafta yaşadığımız sel felâketinde hayatını kaybedenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifa, mal kaybına uğrayanlara da sabır ve kolaylıklar niyaz ediyoruz.
Gerçekten büyük bir afetti. Ancak herkes de biliyor ki; toplum olarak biz, yaşadığımız felâket ve facialardan sonra hatırlarız tedbirleri! Meselâ deprem olmasa demir ve çimentodan çalan müteahhitleri hiç konuşmayız! Büyük bir trafik kazası olmasa, ne yollardaki çukurları, ne yanlış eğimi ve ne de sürücü hatalarını konuşuruz. Uçak kazalarında da böyle, yangında da böyle. Hani eskiler derler ya; Bir musibet, bin nasihatten daha hayırlıdır!
İllâ musibet yaşayacağız, illa başımıza bir felâket gelecek ki tedbir alalım!
Yoksa, çimento ve demirden çalmaya devam! Dere yatağına kat kat binalar dikmeye devam! Uçak ve helikopterleri kontrolsüz uçurmaya, merhum Muhsin Yazıcıoğlu olayında olduğu gibi facialara zemin hazırlamaya devam!
Hani, bir söz vardır ya;
Kula belâ gelmez
Hak yazmadıkça!
Hak belâ yazmaz
Kul azmadıkça!
İşte başımıza gelen belâlarda, afet ve felâketlerde de insanoğlunun azgınlığı büyük rol oynuyor!

12 KİŞİNİN KATİLİ DALAN’DIR!

Açık ve net söyleyelim;
Ayamama Deresi’nin yatağı üzerine Basın Ekspres Yolu başta olmak üzere medya plazalar ve kat kat binalar inşa edilmesine izin verilmeseydi, bugünkü felâketi yaşar mıydık acaba?
Demek ki neymiş;
Hak belâ yazmaz
Kul azmadıkça!
Hemen her zaman yaptığımız gibi.
Yani yeni bir depreme kadar depremi konuşmadığımız, yeni bir uçak kazasına kadar tartışmaları rafa kaldırdığımız gibi; geçen hafta da selin sebeplerini tartıştık. Sebeplerini tartıştık da, felâketleri önleyecek tedbir alınır mı, alınmaz mı orasını bilemiyoruz.
Eğer sıcağı sıcağına tedbir alınmazsa, olay, bir süre sonra yine gündemimizden çıkar, yeni bir sel baskınına kadar tartışmaları rafa kaldırırız!
Ne dere yatağını hatırlarız,
Ne medyaya peşkeşleri ve ne de peşkeşlerin hatırına susup Bedrettin Dalan’a toz kondurmayan medyayı!
Askere ait göletin patlamasını da konuşmayız! Tabiî, patlayan göletin faciada büyük rolü olduğunu da unutacağız bir süre sonra!
Gelin, görün ki;
Kartel medyası ne Bedrettin Dalan’a toz kondurdu, ne de askeriyeye!
Oysa; Ayamama Deresi’nde can veren 12 kişinin katili Bedrettin Dalan’dır!
O bölgeyi imara açtığı için!
Bu faciada askerin de sorumluluğu vardır! Her ne amaç için olursa olsun, kullandıkları göletin patlama ihtimalini düşünmeyip, önüne doğru-dürüst set yapmadıkları için!

80 BİN TON SU, NELER YAPMAZ?

Olayı biliyorsunuz. Vakit’in 11 Eylül günkü sürmanşetinde korkunç bir iddiaya yer veriliyordu. Ayamama Deresi’nin yatağında bulunan ve içinde 12 kişinin öldüğü Osmanlı TIR Garajı’nın sorumlusu Mustafa Kale diyordu ki;
Garajdaki su baskınına askerî alandaki su toplama gölünün patlamasının sebep olduğunu düşünüyoruz!
Vakit muhabirleri Murat Alan ve Fahrettin Dede; bu korkunç iddia üzerine derhal bölgeye gittiler ve 66. Mekanize Tugay Komutanlığı’na ait göletin yol açtığı yıkımı yerinde tesbit ettiler. Patlayan göletin suyu; ne ağaç bırakmıştı önünde, ne de kocaman kaya parçalarını. Hepsini yıkıp geçmiş, metrelerce sürüklemişti!
Ağzı patlayan göletin suları kayaları sürüklemekle kalmamış, bir süre sonra Ayamama Deresi’nde akan sel ile birleşip, TIR’ları bile sürüklemişti.
Sonuç, 12 ölü,
Trilyonlarca lira zarar!

NE HAYIR, NE EVET! HAVET!

Vakit’in korkunç iddiayı gündeme getirdiği gün, ilk ses İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan geldi. Sayın Kadir Topbaş, Askerî bölge içinde kalan ve 80 bin ton su barındıran bir göletin patlaması sonucu, sel suyunun burayı tetiklediği yönünde İSKİ değerlendirme yapıyor dedi.
Bu açıklamadan bir saat sonrasında Ankara’dan bir açıklama geldi. Ancak, bu açıklama ne evet anlamındaydı, ne de hayır anlamında. Paşa, Havet anlamında sözler sarfetmişti.
Olayı biliyorsunuz.
Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı’nda gerçekleştirdiği basını bilgilendirme toplantısında göletin patlamasıyla ilgili olarak kendisine yöneltilen soruya, şu cevabı vermişti:
Bu gölet, birliklerimizin sudan geçiş eğitimlerinde kullanılan, tankların ve zırhlı personel taşıyıcılarının bu eğitimi yapmak için oluşturulmuş tamamen suni, eğitim arazisidir.
Şiddetli yağmur, felaketin yaşandığı bölgede olduğu gibi, o bölgeye de düşmüştür. O bölgedeki yağmurun bir kısmı da oraya gitmiş olabilir ama göletin belirtildiği gibi bir hasara neden olduğu şeklinde herhangi bir bilgi yoktur.
Verilen bu bilgiden hangi basın mensubu ve kamuoyu nasıl bilgilenmiştir bilmiyoruz ama; en azından orada bir gölet bulunduğunu ve patladığını öğrenmiş olduk!

STV’NİN FOTOĞRAFI BELGE GİBİ!

Tartışmalar devam ederken Samanyolu Televizyonu ve Cihan Haber Ajansı, bir helikopter kiralayıp, Vakit’in gündeme getirdiği korkunç iddiayı fotoğrafla belgeledi.
Evet, göletin ağzı patlayınca 80 bin ton suyun büyük bir bölümü dere yatağına akmış ve sel suyunun daha da güçlü akmasına ve her yeri yıkmasına sebep olmuştu.
Fotoğraf, tartışma götürmeyecek kadar açık bir belge niteliğindeydi!
Uzatmayalım. Vakit’in bir haberi daha geçen haftanın en çok tartışılan olaylarından biri oldu.
Cenab-ı Allah’a şükrediyoruz ki;
Bu olaydan da yüzümüzün akıyla çıktık. Tüm yalanlama teşebbüslerine rağmen, STV’nin fotoğrafı, göletin patladığını gayet net ve açık ortaya koymuştur!
Bundan sonrası laf-ı güzaftır!

ULUSALCI KANALDAKİ 2 EMBESİL

Bu vesileyle, bir sataşmaya da cevap vermek istiyoruz.
Sahipleri olan şahıs, halen Ergenekon terör örgütü sanığı olarak tutuklu bulunan ulusalcı bir televizyon kanalının sunucuları, korkunç iddiayı gündeme getirdiğimiz gün demişler ki;
Araştıracağız! Vakit’in bu iddiasını araştıracağız! Bakalım felaketin yaşandığı Ayamama Deresi yatağında Vakit kaç parsel arsa kapatmış?
Hani, İlahî uyarıdır ya;
Emaneti ehline vermediğiniz, işleri ehline yaptırmadığınız zaman, işte bu kıyamet alâmetidir!
Ulusalcı kanalda kendilerine iş verilen insanlar; bırakın işlerinde ehil olmayı, o kadar zırcahil, o kadar geri zekalı olmalılar ki; Bedrettin Dalan’ın Ayamama Deresi’ni peşkeş çektiği yıllarda ne Vakit vardı ortada, ne de Akit!
Bedrettin Dalan, en son 1984-1989 yılları arasında belediye başkanlığı yaptı. 1989′da öyle bir gitti ki, bir daha dönemedi!

Bedrettin Dalan

Oysa Vakit, Dalan’ın gidişinden 4 yıl sonra, yani 12 Eylül 1993′te yayın hayatına başladı!
Hem de;
Aksaray Küçük Langa’da!
Bu embesillere sormak lazım;
1989′da dönmemecesine giden Bedrettin Dalan, 1993′te kurulan bir gazeteye hiç arazi peşkeşi yapmış olabilir mi?
Akıl var, mantık var!
Neymiş, araştıracaklarmış!
Araştırın, araştırın!
Bakalım ne geçecek elinize?
Şunu söylemeye çalışıyoruz:
Birilerine yaranmak veya postal yalayıcılığı yapmak için Vakit’e çamur atmak isteyenler önce kendilerine baksınlar! Çünkü kendileri de alınteri denizi üzerinde oturuyorlar ve bu alınteri de gariban işçilerin alınteridir! Bir gün bu alınteri denizi de patlayabilir ve üzerinde oturanları boğabilir! Bizden söylemesi!
Siz, siz olun Vakit’i izlemeye devam edin! Eğer gerçekleri merak ediyorsanız, perde arkasını öğrenmek istiyorsanız ve yazılamayanların yazıldığını görmek istiyorsanız Vakit okumaya devam!
Selam, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle!

(Hasan Karakaya, Vakit, 2009-09-14)

Sinan 443 Yıl Önce Daha Akıllıca Düşünmüş

2009 Eylül selinde İstanbul’da 20 üzerinde vatandaşın hayatını kaybetmesi gündemdeki yerini korurken selin yoğun olarak hissedildiği bölgede bir olay dikkat çekti: Mimar Sinan’ın Çekmece köprüsü suyun debisine uygun inşa edilmiş, D-100 köprüsü ise suyun denize ulaşmasını engelliyor!

Mimar Sinan yapımı İstanbul Büyük Çekmece Köprüsü

İmar, iskan, istimlak ve ıslah çalışmaları bağlamında değerlendirilen sel felaketinde gözden kaçırılan bir noktayı ise ortaya koymak gerekiyor. Modern zamanlarda yapılan binalar, gerçekleştirilen mimari projeler ve tabiatın gözardı edilmesi büyük bir felakete sebep oldu. Ama yüzyıllar önce Mimar Sinan’ın yaptırdığı Büyükçekmece’deki köprü, açılan baraj kapaklarına rağmen suyun denize ulaşmasını engellemezken, tarihi daha onyıllara bile dayanmayan D-100 köprüsünün ise suları engellediği ortaya çıktı.

MİMAR SİNAN KÖPRÜSÜ’NÜN TARİHİ

Kanuni Sultan Süleyman, 1566 yılında Zigetvar Seferi’ne çıkarken, Büyükçekmece Gölü’nün olduğu yerden ordusunu sallarla karşıya geçirdi. Ancak, büyük bir ordunun sallarla karşıya geçirilmesi büyük güçlüklerle tamamlanabildi. Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman, buraya bir köprünün yapılmasını emretti. Mimar Sinan, Kanuni’nin Mimarbaşı’sı olarak derhal emri yerine getirmeye koyuldu.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar Seferi’nde ölümü, köprünün açılışını görmesini engelledi. Oğlu Sultan 2. Selim zamanında, 1567 yılında tamamlanan köprü, çevresinde yer alan, yine Mimar Sinan eseri olan Sokullu Mehmet Paşa Camii, Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi ve Kurşunlu Han ile bir bütün oluşturdu. 636 metre, 4 ayrı bölüm ve 28 kemerli olarak inşa edilen köprü, sadece yaya trafiğine açıktır. Bir başka özelliği de 4 ayrı köprünün birleşmesiyle meydana getirilmesidir.

MİMAR SİNAN, SUYUN DEBİSİNİ HESAPLADI

Mimar Sinan’ın eseri olarak 442 yıldır ayakta olan köprü, gölün denize açıldığı yerde bulunduğu için, ciddi matematik hesaplarını da gerektiriyor. Zira, yağmurlu mevsimlerde, suyun debisi yükseldiği için taşkınlara sebebiyet verebiliyor. Usta Mimar, 16.yy.da bu hesapları yaparak köprüyü selden etkilenmeyecek, taşan suyun denize ulaşmasını engellemeyecek bir şekilde inşa etmiş. Hatta, bu 4 köprünün birleştikleri yerlerde selden etkilenmemesi için sel yaranlar yapılmıştır.

Dünkü selde, Büyükçekmece Barajı’nın taşma tehlikesine karşı baraj kapaklarını açılması, Mimar Sinan’ın eseri ile modern köprüleri mukayese etme şansı verdi. Sonuçlar gerçekten ilginçti, zira Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü’nden takılmadan geçen sular, D-100 köprüsünde engelle karşılaştı ve denize ulaşamadı. Bunun sonucunda da Büyükçekmece’nin bazı mahallelerini su bastı. Uydu görüntülerinde de üstte Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü’nü, altta ise D-100 köprüsünü görüyoruz.

D-100 KÖPRÜSÜ SUYU ENGELLİYOR

Konu ile ilgili olarak NTV’ye açıklamalarda bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Zafer Özsayın ise şunları söylüyor:

“Baraj kapaklarını sabahtan doğal olarak açmak zorunda kaldılar, yüksek debide su geliyor. Fakat aradaki ufak göletten E-5′in kestiği bir güzergah var. Buradan denize ulaşım rahat olmadığı için bir şişme oluyor. Bu nedenle yağmur suyu kanalları doluyor ve bu kanallardan kente su gidiyor. Yıpranmış ve atıl durumdaki E-5 köprüsü ve kemerleri var. Bu, denize ulaşımı engelliyor eğer bu kaldırılsaydı sıkıntı yaşanmazdı. Birtakım setler oluşturarak minimize etmeye çalışıyoruz.

Şu anda sadece iki sokakta 10-15 cm yüksekliğinde su var. Su bodrumları doldurdu. Diğer bölgelere nazaran burada afet var denemez. Fakat baraj kapakları sürekli açık kalır, yağmur da devam ederse bu tehlike artacaktır.

Ortada atıl kalan, iptal edilen bir köprü var. Büyük temelleri, suyun denize ulaşımını engelliyor. Zaten betonarmesi ömrünü tamamlamış, yıllardır burada duruyor. E-5 köprüsüyle setler arasındaki su yükselme gösteriyor. Gidiş gelişin ortasında atıl kalan bir bölüm var.

Eski yapılan köprünün -Mimar Sinan Köprüsü’nün- su debisi hasaplanmış, suyun denize ulaşımı sağlanmış ama yeni yapılan E-5 ve D-100 köprüsünde hiç dengelenmemiş. Eski köprü örnek alınsaydı bu sıkıntı asla yaşanmazdı.”

(www.dunyabülteni.net, 11-09-2009)