
Muzik calici calismiyor
İSLAMİYET
Rüyada Efendimizi görmek için
Her mü’minin en büyük arzularından biri de âlemlere rahmet Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz’i dünyada iken rüyada görebilmektir. Bu, her Müslüman için büyük bir idealdir.
Peki, bu arzu nasıl gerçekleşir?
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’i rüyada bütün uzuvlarıyla, olduğu gibi görebilmek için:
• Düzgün itikada sahip olmak
• İbadetleri eksiksiz, kesintisiz ve kurallarına uygun yapmak,
• Haramın her çeşidinden kaçınmak,
• Sünnet üzere yaşamak,
• Çok salavat-ı şerife getirmek lâzımdır.
Rüyada Efendimiz Aleyhisselâtu vesselâmı gören, muhakkak ki, O’nu görmüş olur. Çünkü şeytan O’nun şekline giremez. Rasûlüllah (s.a.v.)’i görmekte çok büyük faydalar vardır. Bu öyle bir ikramdır ki rüyayı görenin durumu bilinir ve o kişi gafletten uyanır. Diğer Peygamberleri de rüyada görmek böyledir. Çünkü şeytan (-u la’ne) peygamberlerin ve meleklerin suretine giremez.
Kim ki, rüyasında Peygamberimiz Efendimiz’i gördü ise, görenin durumu iyi, gönlü hoş, iç dünyası huzurlu olur.

Âlimlerimiz, Resûlüllah’ı rüyada gerçek şekliyle gören ve mü’min olarak ölen herkes Cennete gider, demişlerdir. “Eksiksiz görmek ne demektir?” derseniz; bazılarından “Ben Peygamberimiz’i rüyamda gördüm ama yüzünü göremedim” şeklinde beyanlar duyarsınız. İşte eksik görmek budur. Böyle görüş de Peygamberimiz’i görmek olur. Lâkin bu, o kişinin dinde noksanlığına, amellerindeki hatalarına işarettir. Kendisini toparlamasına işaret edildiği anlaşılmalıdır.
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:
• “Beni rüyada gören gerçekte görmüştür.” (Deylemi)
“• Beni rüyada gören uyanıkken görmüş gibidir.” (İbni Mâce)
• “Beni rüyada gören (mü’min olarak da ölen) Cehenneme girmez.” (İbni Asakir.)
Rüyada Rasûlüllah’ı görmek bize ne anlatır:
Bâzı tabircilere göre, bir kimse Peygamberimiz’i:
• Yaşlı görse, selâmette olduğuna;
• Genç görse, bu kişinin iyi halli oluşuna, düşmanlarının kendisine zarar ziyan veremeyeceğine,
• Tebessüm ettiğini görse, rüyayı görenin yaşantısının sünnete uygun olduğuna;
• Kızgın şekilde gördü ise, o insanın yaşantısının bozuk olduğuna ve düzeltilmesine işaret edildiğine;
• Güzel bir surette görmek, rüyayı görenin yaşantısının dinine uygun olduğuna, ya da olması gerektiğine delâlet eder.
Bu rüyaları böyle yorumlayanlar derler ki: Rasûl-ü Kibriya (s.a.v.) çok parlak bir ayna gibidir. O aynaya kim bakarsa kendi şeklini ve şemalini görür.
• Kim ki rüyasında Peygamberimiz’i kendisine ilgi gösterirken, birşey öğretirken, kendisine ikramda bulunurken, hayır duâ ederken görürse bu kişi âlim ise, ilmiyle amel eder. Abid ise, feyiz ve bereket sahibi olurlar. Günahkâr ise, tevbe eder. Kâfir ise, hidayete erer.
• Rüyada Peygamberimiz’in elbisesini giyen fakir ise zengin olur, bekârsa evlenir.
• Efendimiz’in sakalını gören, kendisini çok mutlu edecek bir sevince kavuşur.
• Peygamberimiz Efendimiz’i Medine’deki Mescidi’nde gören, izzet ve yüceliğe erişir.
• Kabrini gören, zengin olur. Kabrini ziyaret ederken gören, büyük bir mala kavuşur.
• Efendimiz’i ayakkabısız gören, görenin cemaatle namazı terkettiğini, cemaate katılması için ikaz ettiğine delâlet eder.
Allah (c.c.), cümlemizi O’ndan ve yolundan ayrılmaya fırsat vermesin.
(Mevlüt Özcan, Milli Gazete, 2009-03)
Tilavet secdesi ve hikmetleri
Kasım Ali Güngör: “Secde âyetlerini okuduğumuzda secde yapmamızın hikmeti üzerinde durur musunuz? Bu secde nasıl yapılır? Secde âyetini meâl olarak okuduğumuzda da secde yapmamız gerekli mi?”
Kâinatın Mâlik’ine, Hâlık’ına, Bâri’ine, Rabb’ine, Vâris’ine, Sâhibine secde etmek makamların en yücesi. Buhârî’de uzun bir hadîs-i şerifte, Resûlullah Efendimiz’in (asm) mahşerde şefaat ânındaki büyük secdesi anlatılır. Secde denince, bu büyük secdeyi hatırlamadan geçmeyelim; ne dersiniz? Kıyâmet Günü günahkâr ümmetinin bağışlanması için Allah Resûlü (asm) tazarrû’ içinde def’alarca secdeye kapanır, her def’asında “Yâ Rab! Ümmetî. Yâ Rab! Ümmetî.” diye ümmetinin necâtını ister; böyle mahviyetkârâne yapılan secde neticesinde Cenâb-ı Hak, gönlünde arpa tanesi kadar, sonra zerre kadar, sonra hardal tanesi kadar îmanı olanların Cehennemden çıkarılacağını müjdeler. Hadîsin son bölümünü Enes b. Mâlik’in (ra) rivâyetinden takip edelim: “Ben dördüncü def’a dönüp geleceğim. Ve Allahu Teâlâ’ya o ilham olunan mübârek hamd ve senâ kelimeleriyle hamd u senâ edip secdeye kapanacağım. Bunun üzerine bana: ‘Yâ Muhammed! Başını kaldır; söyle! Sözün dinlenecektir! İste; dileğin verilecektir! Şefaat et; şefaatin makbul olacaktır!’ denilecek. Ben de: ‘Yâ Rab! Lâ ilâhe illallah diyen bütün beşeriyet hakkında şefaat etmeme izin ver!’ diyeceğim. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak: ‘İzzetim, Celâlim, Kibriyâm ve Azametim hakkı için; Lâ ilâhe illallah diyen herkesi Cehennemden çıkaracağım!’ buyuracaktır.
Allah Resûlü (asm) dünyada da en çok secde eden bir kul, bir Habîb ve Resûl idi. Habîbullah unvanı almasında elbette onun, secdeyi en büyük şeref bilen mübârek alnının ve secde için nasır bağlayan, su toplayan mübârek ayaklarının çok büyük yeri vardı. İbn-i Ömer (ra) anlatır: “Nebî-i Zîşan Efendimiz (asm) Kur’ân okurken içinde secde âyeti bulunan bir sûreye geldiğinde secde eder; biz de kendisiyle birlikte secde ederdik. Öyle ki, bir kısmımız alnını koyacak yer bulamazdı. Allah Resûlü (asm) buyurdular ki: ‘Âdemoğlu secde âyetini okuduğunda secde ederse, şeytan oradan ayrılır ve ağlayarak der ki: ‘Eyvah! Âdemoğlu secdeyle emr olundu ve secde etti! Cennet onun içindir! Ben de secdeyle emr olundum ve isyân ettim! Cehennem de benim içindir!’”
Secde âyeti okunduğunda veya işitildiğinde yapılması gereken secdeye “Tilâvet Secdesi” deniyor. Tilâvet Secdesi yapmak Hanefî mezhebinde vâcip; diğer üç mezhepte sünnet-i seniyyedir. Okunduğunda secde yapılması vâcip olan âyetlerden bâzısı, secdeyi açıktan emrediyor; bazısı, peygamberlerin secde ettiklerini haber veriyor; bir kısmı da, kâfirlerin secde etmekten yüz çevirdiklerinden bahsediyor. Secdeyi emreden âyetler okunduğunda Allah’ın emrine ittibâ etmek gerekir; Peygamberlerin secde ettiklerini haber veren âyetler okunduğunda, peygamberlerin yolunda bulunduğumuzu amelimizle izhar etmek ve Cenâb-ı Hak’tan hidâyet üzere bulunmayı fiilen istemek gerekir; kâfirlerin secde etmekten kaçındığını bildiren üçüncü kısım âyetler okunduğunda ise kâfirlere muhalefet etmek ve onların bu isyan halinden fiilen Allah’a sığınmak gerekir. İşte bu üç kısım âyetler okunduğunda tilâvet secdesi yapmak gâyet münasip ve kulluğun haysiyetine yakışan bir ameldir. Tilâvet secdesi, secde âyeti okunduğunda veya işitildiğinde hemen yapılır. Eğer hemen yapma imkânı yoksa ilk fırsatta yapılır; ama bilerek ve bir zarûret olmaksızın geciktirmek tenzîhen mekruhtur. Şâyet hemen secde yapmayacaksa; “Semi’nâ ve ata’nâ ğufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr” (İşittik ve itaat ettik; mağfiretine sığınırız Rabbimiz; dönüş Sanadır.) denir.
Hanefîlere ve Mâlikî’lere göre tilâvet secdesi şöyle yapılır: Secde âyeti okunduğunda veya dinlendiğinde, abdestli olarak hemen ayağa kalkılır, seccadenin üzerinde veya temiz bir yerde tilâvet secdesi yapmak niyetiyle kıbleye dönülür, eller kaldırılmaksızın “Allahu ekber” diyerek doğrudan secdeye gidilir. Secdede üç def’â “Sübhâne Rabbiy’el-A’lâ” denilir, sonra “Allâhu ekber” denilerek secdeden kalkılır. Bu secdede teşehhüt ve selâm yoktur. Doğrulurken, “Ğufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr” denilmesi müstehaptır. Secdeye giderken ve doğrulurken “Allahu ekber” denilmesi ve secde esnasında “Sübhâne Rabbiy’el-A’lâ” denilmesi sünnet-i seniyyedir. Secdeye gitmeden önce ayağa kalkılmış olması ve secdeden sonra yine ayağa kalkılması müstehaptır. Bunlara ilâveten; Hanbelî Mezhebine göre secdeden sonra oturularak selâm verilir; Şâfîi Mezhebine göre ise, secdeye başlarken niyet esnasında eller kaldırılarak iftitah tekbirinin alınması; secdeden sonra da oturularak selâm verilmesi şarttır. İftitah (tahrim) tekbirinden sonra secdeye giderken de ayrıca tekbir alınması sünnettir.
Secde âyetini meâlden okuyan veya dinleyen bir kişinin de secde yapması gerekir.
(Süleyman KÖSMENE, 2-2009)




