Muzik calici calismiyor


İSLAMİYET

Rüşvet vermek ne zaman caiz olur?

Rüşvet, tek kelime ile haramdır. Allah rüşvet verene de, alana da lânet etmiştir. Rüşvetçilikle işini yoluna koymayı âdet edinen insan, makbul insan değildir. Haramla geçinmeyi esas alan kimse sayılır. Haramı esas kabul eden kimse ise ne Allah indinde, ne de kullar indinde makbul olur.

Bir hadîste Peygamberimiz: Rüşveti alan da, veren de Cehennemdedir, buyurmuştur.

Bu bakımdan rüşvete hiçbir zaman meşrû denemez, alan da veren de mazur sayılmaz. Ancak şu iki hususta rüşveti vermek zorunda kalan kimse inşaallah mesul olmaz:

— Haksız yere hapse girme durumu söz konusu olunca vereceği rüşvetle mâruz kalacağı haksızlıktan kurtulmayı niyet eden kimse.

— Başkasının hakkını kendine çevirmek için değil de, kendinin verilmeyen hakkını almak için rüşvet vermek zorunda kalan kimse.

Bu iki durumda da kendi öz hakkını almak söz konusu dur. Başkasının hakkını kendine çevirmek gibi bir haksızlık söz konusu değildir. İbn-i Âbidinde bu hususta bilgi vardır.

(Ahmed Şahin)

Ümmetine düşkün bir peygamber

Çocuk terbiyesi

Ölen mahşere gelir, O’nu ilk yaratan diriltir

Peygamberimizin sahabeyi ürküten sözleri

Peygamberimiz uyarıyor: Sizi yemek gibi yiyecekler

’Ne olacak sizin haliniz, gün gelecek ve siz bir kabın içindeki yemek gibi olacaksınız. Diğer milletler sizi yemek için üstünüze üşüşecekler. Tıpkı bir kabın içindeki yemeği bitirmek için sofraya üşüştükleri gibi.’ Bu sözleri Hz. Peygamber söylüyordu. Karşısında sahabesi oturuyordu, sözler sahabe üzerinde şok etkisi oluşturdu.

Sordular hayret ve dehşet içinde: “Ey Allah’ın Resulü! O gün, yani diğer milletlerin, güçlerin, kültürlerin oyuncağı haline geldiğimiz gün sayımız az mı olacak, azlığımızdan dolayı mı bu utandırıcı duruma düşeceğiz?” Peygamberimiz hayır dediler: “Tam aksine, o gün sayınız çok olacak ama sizi Vehn, korku ve zayıflık kuşatacak. Bu nedenle de bu hale geleceksiniz.”

Sahabe bir daha sordu: “Vehn nedir ey Allah’ın elçisi!” Peygamberimiz cevap buyurdular: “Ölüm korkusu ve dünyaya aşırı tutkunuz.”

Kitaplarda geçen bu hadis “Kus’a = Kab” hadisi olarak da anılır. Bu hadisin sosyolojik, siyasi uzantılarının doğrulanmadığını söylemek çok garip olmasa gerek. Hadisin anlattığı şudur aslında: Dünya Müslümanları, diğer milletlerin siyasi, kültürel ve sosyal manevra alanı haline gelecekler. Kıyametin küçük alametlerinden biri de buydu. Hz. Peygamber (SAV) bu vakanın zamanı geldiğinde oluşacağını haber veriyor. Oldu mu, olmadı mı, gelin bunun kararını sizler veriniz. Hz. Peygamber’in hadislerinde kıyametin küçük sayılan belirtilerinden çarpıcı olan şu örnekleri de sıralayabiliriz:

1-Hadisler (Peygamberimizin sözleri) inkár edilecek

Bu konuda Peygamberimiz ciddi bir uyarıda bulunuyor. Hadis literatüründe “erike = dayanılıp oturulan yer, sedir, koltuk” hadisi olarak da anılan bu hadiste Peygamberimiz şöyle buyurur. “Süslü koltuğuna yaslanmış adama, benim hadislerimden biri okunur da o kişinin vaziyetini hiç bozmadan ’Bizlerle sizler arasında Allahu Teala’nın kitabı (Kuran-ı Kerim) vardır. Ondan bulduğumuz helal şeyleri helal sayıyoruz, haram olarak bulduğumuz şeyleri de haram kabul ediyoruz’ deme zamanı yaklaşmıştır. Sizleri de ikaz ediyorum Kuran-ı Kerim’de bulunan bütün hükümler haktır ve Resulullah’ın haram kıldığı şeyler Allah’ın haram kıldığı şeyler gibidir.”

Bu hadis bir mucizedir. Peygamberimizin mucizevi bir ikazıdır. İleride hadislerin inkár edileceğini bildiriyorlar. Bugün böyle değil mi? Bazı İslamcılar hadisleri yok sayarak arzularına göre Kuran’ı ve İslam’ı yorumlamaya çalışmıyorlar mı? (Bizim kastettiğimiz sahih hadislerdir. Problemli hadislerle işimiz olmaz.)

2- Ölümler ve cinayetler çoğalacak

Hz. Peygamber bunun olacağını asırlar öncesinden haber veriyor. Şöyle buyuruyor. “Herc olmadan kıyamet kopmayacak. Sahabe sordu: Ey Allah’ın Resulü, herc nedir? O şöyle cevap buyurdu: Ölüm, ölüm.”

Bu hadisin açılımında şöyle buyuruyor. “Katil niye öldürdüğünü, öldürülen ise niye öldürüldüğünü bilmeyecek.” Tam bir kaos, anarşi. Düzenin altüst olduğu bir inkıraz ve yıkım dönemi. Dünya zaman zaman bu cinneti yaşamıyor mu? Patlayan bir bombada hayatını, nedenini hiç anlamadan kaybetmenin yanında, kimin adına tetik çektiğini bilmeden binlerce cana kıyanlar az mı?

3- Rüşvet çoğalacak ve yaygınlaşacak

Hz. Peygamber şöyle haber veriyor bu gerçeği. “Hediyeyi, hediye oldukça alınız. Rüşvete dönüştüğünde hediyeyi de almayın. İnsanlar, açlık ve ihtiyaç korkusuyla rüşvet alacaklar. Başınıza bazı idareciler gelecek. Kendileri için mubah, uygun ve olabilir gördükleri şeyleri sizlerden esirgeyecekler. Onlara bunun hesabını sorduğunuzda sizleri etkisiz hale getirirler. Onları dinlediğinizde sizleri saptırırlar.”

Bu hadisin işaret ettiği doğrulanmadı mı? İnsanların bir kısmının, rüşvet almadan hakkını bile vermiyorlar. Yüzdelik rüşvetler aleni olarak konuşulur hale gelmedi mi?

Tabii ki bu konuda yapacaklarımız henüz bitmedi. Önümüzdeki hafta da devam edeceğiz. Çünkü bu konuda alınacak ders çoktur. Hz. Peygamber’in sözlerine dikkat ettiğimizde sosyal yaralarımıza temas ettiğini, krizlere işaret ettiğini görüyoruz.

Kıyameti insanlar hak edecek aslında. Yüce Rabbimiz, durup dururken káinatın ömrüne son vermeyecek, insanoğlu düzeni yıkacak, insanoğlu bindiği dalı kesecek, insanoğlu hayatı kirletecek, insanoğlu hayatı amacından saptıracak, insanoğlu ilahi meseleyi kulak arkası edecek. İşte esas kıyamet budur. Daha sonra gelecek ise bunun bahanesidir.

(Doç Dr. Nihat Hatipoğlu, 12-2008)

İnsan inkar ettiği ateşte yanar

İnsanı koruyan üç surenin sırrı

Felak, Nâs ve İhlâs surelerini okumanın sırrı nedir? Peygamber Efendimiz bu sureler konusunda hangi tavsiyelerde bulunmuştur? İşte cevabı:

Hocam, her gece Felak, Nâs ve İhlâs surelerini 21 tane Besmele ile okuyarak uyuyorum. Okumadığım zaman rahatsız oluyorum. Bu sureleri mazeretli olduğumuz günlerde de ay hali olduğumuz zaman okuyabilir miyiz?

Siz Peygamberimizin hiç ihmal etmediği güzel bir sünneti işliyorsunuz. Allah daim ettirsin. İsterseniz bu vesilesiyle bu üç surenin özelliklerinden söz etmek istiyorum.

Bu sureler Kur’ân’ın son üç suresidir. Bu sureleri çoğumuz biliriz, namazlarda da en çok bu sureleri okuruz. Sırasıysa İhlas, Felak ve Nâs surelerinin ilki olan İhlâs tevhid hakikatini, Allah’ın bir ve tek olduğunu, hiçbir şeye ihtiyacının bulunmadığını, her şeyin Ona muhtaç olduğunu, doğma ve doğurulma gibi beşeri özelliklerden uzak olduğunu, denginin ve benzerinin kesinlikle olmadığını özetle anlatır ki, Allah’a olan imanın temelini belirler.

Bu beş özellikten her biri aynı zamanda diğerinin hem delili, hem de ispatıdır. Mesela, “Allah birdir, çünkü Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; ihtiyaca olmadığı için de birdir” cümlesinde olduğu gibi.

İman hakikatinin dille ifadesi olması açısından Peygamberimiz İhlas Suresini çok methetmiştir. Ebû Hüreyre anlatıyor: Bir gün Resulullah (a.s.m.) “Toplanınız, size Kur’ân’ın üçte birini okuyacağım” buyurdu. Bunun üzerine toplanan toplandı.

Sonra Resulullah (a.s.m.) hane-i saâdetinden çıktı, geldi ve Kul huvallâhu Ehad’i okudu ve tekrar hane-i saâdetlerine girdi. Biz birbirimizle şöyle konuştuk: “Resulullah (a.s.m.) ’size Kur’ân’ın üçte birini okuyacağım’ buyurmuştu.

Ben kuvvetle tahmin etmekteyim ki, bu, kendisine gökten gelen bir haberdir.” Daha sonra Resulullah (a.s.m.) çıktı, geldi ve şöyle buyurdu: “Size Kur’ân’ın üçte birini okuyacağımı söylemiştim. Dikkat ediniz, o sûre Kur’ân’ın üçte birine denktir.”1

Hz. Enes’in naklettiğine göre ise, Sahabilerden birisi Peygamberimize (a.s.m.), “Yâ Resulallah, bu ‘Kul hüvallahü ehad’ sûresini çok seviyorum” demesi üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) ona şöyle buyurdu: “Ona olan sevgin seni Cennete götürür.”

Felak ve Nâs sureleri ise baştan şeytan olmak üzere şerli, zararlı, tehlikeli ve sinsi düşmanların kötülüklerinden Allah’a sığınma sırlarını anlatır. İhlas suresi insanı imanını kuvvetlendirirken, bu iki sure de imanımızın ve duygularımızın muhafaza şifrelerini öğretir.

Peygamberimiz bu iki sureye çok önem verir, üzerlerinde çokça durur. İbn Âbis anlatıyor. Resulullah (a.s.m.) bana şöyle dedi: “Ey İbni Âbis! Sana Allah’a sığınanların okuyacağı en faziletli şeyi söyleyeyim mi?” “Buyurun yâ Resulallah” dedim. Resul-i Ekrem (a.s.m.) şöyle buyurdu: “Kul eûzü bi-rabbi’l-felâk’ ve ‘Kul eûzü bi-rabbi’nnâs…’ Bu iki sûredir.”

Her namazın sonunda bu iki surenin okunmasını tavsiye eden Peygamberimizin, gece istirahate çekilmeden önce neler yaptığını eşleri Hz. Âişe annemiz şöyle anlatıyor: Resulullah (a.s,m.) her gece yatağına girdiği vakit iki elini birleştirir, onlara üfler, daha sonra ‘kul hüvallahu ehad, kul eûzü bi-Rabbi’l-felâk, kul eûzu bi-Rabbi’n-nâsi’yi okur, sonra başından ve yüzünden başlayarak yetişebildiği yere kadar vücudunun her tarafını elleriyle meshederdi. Bunu üç defa yapardı.”

Hatta öyle ki, Peygamberimiz son hastalığında kendisi takatsiz kaldığı için, o gece Hz. Âişe bu sureleri okumuş, Peygamberimizin mübarek elleriyle bedenini meshetmiştir. Bu üç sure ayrı zamanda birer dua oldukları için hanımlar mazeretli oldukları günlerde dua niyetiyle okuyabilirler, bir sakıncası olmaz.

(Mehmet Paksu, Bugün)

Namazın Sünnetleri

Sünnetin hükmü: Namazda sünneti terk etmek, namazı bozmaz, sehiv secdesi yapmayı da gerektirmez, ancak mekruh olur.

Namazın Başlıca Sünnetleri Şunlardır:

1. Beş vakit namaz ile cuma namazı için ezan ve ikamet erkekler için sünnettir. (kadınlara mekruhtur.)

2. Namazın iftitah tekbirinde, vitir namazının kunut tekbirinde ve bayram namazlarının zevaid tekbirlerinde elleri kulakların hizasına kaldırmak. (Kadınlar, parmak uçları omuz hizasına gelecek şekilde ellerini kaldırırlar.)

3. Eller kaldırıldığı sırada parmakları ne bitişik ne de fazla açık tutmak, yani kendi halinde normal açıklıkta bulundurmak, ellerin ve parmakların içi kıbleye karşı gelmek,

4. İmama uyan kimsenin iftitah tekbiri, imamı geçmemek üzere- imamın iftitah tekbirine yakın olmak,

5. Kıyamda elleri bağlamak. (Erkekler; sağ elin avucu sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğin; kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.)

(Kadınlar: Sağ el, sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkekler gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğin! kavramazlar)

6. Kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak,

7. Sübhaneke okumak.

8. “Euzubillahi mineşşeytanirracîm”demek.

9. Her rekatta fatihadan önce “Bismillahirrahmanirahim” demek.

10. Fatihanın sonunda imamın ve ona uyanların “Amin” demesi.

11. “Sübhaneke, Eüzü-Besmele ve Amin”i içinden okumak,

12. Sabah ve öğle namazlarında fatihadan sonra uzunca, ikindi ve yatsı namazlarında kısa, akşam namazında daha kısa süre okumak. Bu, misafir olmayanlar içindir. Yolcu olan veya vakti dar olan kimse dilediği ayet ve süreyi okur.

13. Rükûa varırken “Allahü Ekber” demek.

14. Rükûda dizlerim ellerin parmakları açık olarak tutmak. (Kadınlar parmaklarını açmaz ve dizlerim tutmazlar, sadece ellerini dizleri üzerine koyarlar.)

15. Rükûda dizlerim ve dirseklerim dik tutup bükmemek. (Kadınlar rükûda dizlerim bükük bulundururlar.)

16. Rükûda arkasını dümdüz yapmak. (Kadınlar arkalarım biraz meyilli bulundururlar.)

17. Başını, sırtı ile bir seviyede bulundurup yukarıya kaldırmamak ve aşağıya eğmemek.

18. Rükûda üç kere “Sühhane Rahbiye’l-azîm” demek.

19. Rükûdan kalkarken “SemiAllahu ilmen hamideh’ demek.

20. Rükûdan doğrulunca “Rabbena leke’l-hamd” demek.

21. Secdeye varırken yere; önce dizlerini, sonra ellerini, daha sonra alın ve burnunu koymak

22. Secdeden kalkarken önce başını sonra ellerini daha sonra dizleri üzerine ellerini koyarak dizlerini yerden kaldırmak.

23. Secdelere varırken “Allahü Ekber” demek,

24. Secdelerden kalkarken “Allahü Ekber” demek.

25. Secdelerde yüzünü iki elleri arasına almak, eller yüzden geri ve uzakta olmayıp yüze yakın ve yüzün hizasında bulunmak, ellerin parmakları birbirine bitişik olduğu halde kıbleye karşı el ayası ile yere yapışık olmak,

26. Secdelerde üçer kere “Sübhane Rabbiye ‘l-ala ” demek-

27. Erkeklerin, secdede karnını uyluklarından, dirseklerini yanlarından ve kollarını yerden uzak tutması- (Kadınlar, secdede kollarını yanlarına, karnını uyluklarına yapıştırıp yere doğru alçalırlar.)

28. îki secde arasında oturmak.

29. iki secde arasında, birinci oturuşta (Ka’de-i Gla) ve son oturuşta (Ka’de-i ahîre) elleri uylukları üzerine koymak.

30. Otururken sol ayağını yere yayıp üstüne oturmak ve sağ ayağını dikerek parmaklarım kıbleye karşı getirmek- (Kadınlar, ayaklarını sağ tarafa yatık olarak çıkarıp sol kalçaları üzerine otururlar.)

31. Ettehiyyatü’nün kelime-i şehadetinde sağ elinin şehadet parmağı ile işaret etmek.

işaret; Kelime-i şehadette “La ilahe” derken sağ elin şehadet parmağını kaldırmak, “illellah” derken de indirmek suretiyle olur

32. Ettehiyyatü’yü içinden okumak.

33. Üç ve dört rekatlı farzların üçüncü ve dördüncü rekatlarında fatiha okumak. (ilk iki rekatlarda fatiha okumak ise vaciptir.)

34. Son oturuşta “Ettehiyyatü”den sonra “Allahümme sallı, Allahümme barik” ve bunlardan sonra da dua okumak.

35. Selam verirken başını evvela sağa. sonra sola çevirmek.

36. Selamda “Esselamu aleyküm ve Rahmetullah” demek.

37. İmam her iki tarata selam verirken kendisine uyan cemaatı ve hafeze meleklerini selamlamayı niyet etmek.

38. İmama uyan, selamında cemaati ve imamı niyet etmek.

39. Tek başına kılan; selamında melekleri niyet etmek.

40. İmam sol tarafa selam verirken sesini biraz alçaltmak.

41. İmama uyan kişinin selamı, imamın selamına yakın olmak.

42. İmama sonra dan uyan kimse, yetişemediklerim kılmak için imamın ikinci selamını beklemek.

(www.namazzamani.net)