Yüksek Askeri Şura’da, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde durumları değerlendirilen personelden “TSK’nın itibarını sarsacak şekilde disiplin bozucu hareketlerde bulunan” 13, “irticai tutum ve davranışları” nedeniyle 10 personelin TSK’dan ayrılmasına karar verildi.
Muzik calici calismiyor
İRTİCA
Bilim yerine irtica araştırması yapan üniversite
Prof. Dr. Cevat Akşit Hocaefendi profösörlük başvurularında dönen dolapları bakın nasıl anlatıyor:
Bütün prosedürleri tam yapayım diye profesörlüğe geç başvurmuştum. Nihayet yaptığım yayınları da yanıma alarak başvuru dilekçemi okulun sekreterliğine götürdüm. Genel sekreter; “Buyur, buyur Cevat Hocam” dedi.
Fakat iyi yayın yaptım. 26 kalem yayınım var. Gece gündüz çalıştım. Sekreter tebrik etti; “Yayınlarınızı verin Cevat Bey” dedi. Ben yayın çuvalına doğru eğildim. Eğilirken göz ucu ile fark ettim ki, sekreter oradaki bir Kimya doçentine beni işaret ederek; “bu, çember sakallı.. sarıklı..bunun işini yapmayız, hiç hazzetmem” demeye getiriyor.
Doğruldum, “buyurun” dedim, masaya çalışmaları koydum. “Ooo Cevat bey ya” dedi “26 kalem yayın yapan Profesör namzedi görmedim. Tebrik ederim ya. Hayranım falan filan” dedi. Baktım 180 derece çark ediyor.
“Git bunu sekretere ver” dedi. Gittim, verdim. “Tamam” dedi.
-Yoo tamam değil? dedim
- Ne var hocam? dedi.
Liste çıkardım. “Yukarıdaki 26 kalem eseri Doç. Dr. Cevat Akşit’ten teslim aldım. Tarih.. İmza..”
“Hocam bize güvenmiyon mu? Biz böyle bir şey yapmıyoruz” dedi.
“Yoo” dedim “sormayın, herkesin bir hobisi var ya, ben de avukatlık yaptığım için hobimdir, bir şey verdim mi, teslim makbuzu alırım. Yani size inanmamakla ilgisi yok da..”
“Yaa hocam bize güvenmiyon mu?” dedi tekrar.
“Yoo güvenme meselesi değil. Hobim bu benim yav. Bir şey veriyom, aldın mı?” dedim.
“Aldım hocam” dedi.
“Aldım deyiver oraya” dedim “hazırlamışım zaten”
Aldı bu kızdı, yazdı, imzayı çaktı.. “tamam hocam” dedi.
Orada Rektörün mührü de var. “Yaa şu yuvarlağı da vur da, güzel olsun, yakışıklı olsun” dedim.
Aldı “çaat” diye mührü de vurdu bu. “Buyur hocam” dedi. Ben yine “teşekkür ederim” dedim. Hiç kızmadım, o kızdı ama, güvenmedi bana diye..
O kağıdı aldım, cebime soktum. Ondan sonra da izin aldım. Zaten Mayıs’ta başvuruluyor. Ekim’de geliyor neticeler. Yazın için yurt dışına izin aldım. Üç ay geçti, profesör oldu-olmadı cevap yok..Gelmesi lazım halbuki..
Sekreterliği aradım; “Ben Cevat Akşit, bizim profesörlük ne oldu” dedim.
Sekreter “Ya hocam, bir ay tutma hakkımız var biliyorsun” dedi.
“Benim size vereli üç ay oldu” dedim.
Öyle deyince “O zaman gel bir bakalım” dedi.
Gittim, Rektör “Yayınlarını teslim etmemişsin, bize böyle çıkışıyorsun” deyiverdi.
Cebimden makbuzu çıkardım “Bu ne?” dedim. Baktı tabii, Sekreterin imzası var, “26 kalem yayını teslim aldım” diye.
Sapsarı oldu bu, başladı titremeye. Çünkü mühürlü olunca, resmi evrak oluyor. Resmi evrakı kaybetmek de sahteciliğe giriyor. Türk Ceza kanununa göre ağır cezalık suç.
Hemen oradaki kızlara bağırmaya başladı; “arayın, arayın” diye. Kızın biri biraz sonra geldi, dedi ki; “Efendim emir vermiştiniz, biz onları çöpe attık” dedi.
Meğer benim torbayı çöpe attıkları gün Belediye temizlik işçileri greve gitmiş. Bu tesadüf mü? Bu kadar tesadüf olur mu? Üç buçuk aydır Rektörlük binasının köşesinde harman gibi çöp olmuş ve grev devam ettiği için çöp alınmamış. Hiç kimsenin de dikkatini çekmemiş bu çöp yığını..
Gelene gidene ayıp olur da dememişler ki, kendi hademelerine de attırabilirler. O da akıllarına gelmemiş, dikkatlerini çekmemiş.
“Gidin bulun” dedi. Gittiler. Harmanın içinden benim çuvalı aldılar, geldiler. Adamın elleri titriyor. “Al kardeşim, al kardeşim” diyor. Ama hâlâ telaşlı..
“Bir suç daha işliyorsun” dedim.
“Rica ederim, ne suçu?. İşte eline veriyorum” dedi.
“Bu gizli evraktır. Gizli evrak en azından zimmetlenir” dedim. Teşekkür etti, “doğru söylüyorsun” dedi. Elden teslim ettiğine dair üzerime zimmet yaptı. “Teşekkür ederim” dedi.
Aldım, o gece Ankara’da, YÖK’e teslim ettim. Oradaki sekretere de “tesellüm makbuzu alayım” dedim. “Tabii tabii..aldık, niye vermeyelim” dedi.
Tabii hiç eksiğim yok. Hemen kurula girmiş. Masadan aradılar. “Cevat Akşit hocamız, şimdiye kadar profesörlük başvuruları içinde eksiksiz tek dosya senin dosyan. Tam kanunun gereğini yapmışsın. Biz seni Profesör yapma kararı aldık. Ama sen pekiyi derece ile İslam hukukundan doktora yapmışsın. Ticaret hukukundan ittifak ile doçent olmuşsun. İş hukukundan da öyle. Şimdi, üç sahada da uzman olduğun tespit edilmiş. Ama biz üç ünvanı birden veremiyoruz. Kanunen buna imkan yok. Acaba seni hangi ünvanla Profesör yapalım?”
Dedim ki; “Ben fıkıh hocasıyım.”
“O zaman biz sana İslam hukukunda Profesörlük unvanını veriyoruz” dediler. Bir hafta sonra tak diye geldi bizim belgeler.
Rektör benden kaçıyordu ya “Seni yanlış tanımışım” dedi. Meğer Rektör çöpe attırırken demiş ki; “Atın..Zaten yukarıdan buna hayır gelir. Yobazın teki.”
Bizim tasdik gelince “Seni yanlış anlamışım, özür dilerim” dedi.
Biz kanunlara saygılıyız, hukuka saygılıyız. Ama Müslümanız. İslam’ı özel hayatımızda yaşıyoruz. Ve de dersimizi ciddi yapıyoruz. Yayınımızı ciddi yapıyoruz. Anladı bunu..
Sonra aramızda güzel şeyler oldu. Adam her bayram kart gönderdi, özür diledi.
Köşk hafiye kullanıyormuş

İki gerçek haber:
Haber-1: Bir hayvanat bahçesinde aslan Allah diye kükrüyor.
Haber-2: Cumhurbaşkanı Sezer, önemli bürokratları göreve atamadan önce kapıcı ile eşinin türbanlı olup olmadığını araştırır.
Said Nursi sözlüsü
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Isparta Şubesi, din kültürü öğretmeni Hasan Çelik’i, ‘Peygamber(sas) sevgisini’ anlatmak için hazırlayarak 9 ay önce öğrencilere dağıttığı ve Said Nursi’den de bir alıntı yaptığı notlardan dolayı valilik ve milli eğitim müdürlüğüne dilekçeyle şikayet etti.
Valilik, söz konusu iddialarla ilgili soruşturma başlattı. Din Kültürü öğretmeni Hasan Çelik ise ADD’nin şikayetine tepki göstererek, “Öğrencileri doğru bilgilendirmek için İslam âlimlerinin eserlerinden faydalandım. Said Nursi’nin kitabından yapılan alıntı da Kur’an’daki ayetlerden birinin tefsiri.” dedi.
Bediüzzaman Said Nursi, Kurtuluş Savaşı sırasında yaptığı konuşmalar ve vaazlarında bağımsızlık mücadelesine verdiği destekle biliniyor. Yazdığı eserlerde Kur’an’ı tefsir eden İslam âlimlerinden Said Nursi, bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün tarafından, vekillere yönelik bir konuşma yapması için ilk Meclis’e davet ediliyor. Said Nursi’ye yine Kurtuluş Savaşı’nın önderi Atatürk tarafından milletvekilliği, Diyanet âzalığı ve şark umum vaizliği gibi görevler de teklif ediliyor.
(Sabah Gazetesi, 2007)
Türk tarihinde çarşaf değil yabancı müzik vardır!
Haber-1:
5. Kolordu Komutanı Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, Tekirdağ’ın Çorlu İlçesi’ndeki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarındaki geçit töreninde bir grup öğrencinin önlerinden kara çarşaf ve fesle geçtiklerini görünce sinirlendi. Tören sırasında protokolün önünden kara çarşaflı ve fesli geçen Hanife Celep İlköğretim Okulu’ndan bir grup öğrenciyi gören 5′inci Kolordu Komutanı Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, sinirlenerek ayağa kalktı. İlçe Milli Eğitim Müdürü Zafer Altunkozaoğlu’nu yanına çağıran Korgeneral Yalçın, “Müdür, bu okullar sana bağlı sorumlusu da sizsiniz. Bu çağda kara çarşaf da nereden çıktı? Çok yazık. Çocuk yaştaki öğrencilere kara çarşaf giydirilip halkın gözü önünde geçmeleri hiç de hoş olmadı. Sanırım sorumlular hakkında gereğini yaparsınız” dedi. Çorlu İlçe Milli Eğitim Müdürü Zafer Altunkozaoğlu ise “Törenlerde neler yapılacağı komite tarafından belirleniyor. Törenlerde öğrenciler 3 değişik dönemi ait kıyafetleri sergilediler. Cumhuriyet öncesi, Cumhuriyet dönemü ve günümüz kıyafetleri sergilendi. Ortada bir yanlış anlama var. Bunda kötü bir niyet yok. Bizim aklımızdan başka bir şeyin geçmesi mümkün değil. Komite bu programı onayladı. Bu durumu komutanımızada anlattım. Bana, ‘Ne anlamı, ne gereği var’ dedi. Okul yöneticileri hakkında inceleme başlatacağım” dedi.
Haber-2:
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Antalya’nın Gazipaşa İlçesi’nde düzenlenen törenlerde, yabancı müzik tartışması yaşandı. Belediye Stadı’nda düzenlenen törende gösterilerin yabancı müzik eşliğinde yapılması, bazı vatandaşların tepkisine neden oldu. Vatandaşlar, 23 Nisan’ın ulusal bir bayram olduğunu belirterek, gösterilerin Türkçe müzikler eşliğinde yapılması gerektiğini söylediler. Konuyla ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gazipaşa Kaymakamı İsmail Gültekin, vatandaşların gösterilerde yabancı müzik kullanılmasına tepki göstermesine anlam veremediğini belirtti.
(Mim Haber Dergisi, 23-4-2006)
İrtica 1000 yıl sürer mi?
"28 Şubat muhtırası 100 yıl, gerekirse 1000 yıl sürecek"
(Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu)

