Muzik calici calismiyor


İBRETLİK OLAY

Buralar Neden Virane Olmuş?

Bundan yıllar önce Efes harabelerini gezmeye gittim. Dedim ki, “Bir zamanlar mağmur olan beldeler; neden viran oldunuz?” Arkeoloji ve tarih kitaplarına baktım, araştırdım. Çok güçlü medeniyetler kurulmuş, çok güzel mabetler yapılmış. Fakat bunun yanı sıra içki tanrısı, kumar tanrısı, cinsellik tanrısı gibi putlaştırılmış zevkler, orada taş haline getirilmişti. “Tamam”, dedim, “Efes’i viran eden, işte bu batıl, putlaştırılmış tanrılardır.”

Ey insan, yolun harabelere, viranelere, Efes, Bergama, Truva gibi yerlere düşerse buraları iyi gez. Gezerken düşün ve araştır. Neden buralar virane olmuş, neden buralardaki halk helâk olmuş? İşte o zaman heykellere dikkat et. Sonra başını etrafa çevir, heykeller gibi gezen, his bakımından taşlaşan, kendini arzularının ipine bağlayan, arzularına kul-köle olanlara bak; beldelerin viran olacağını hatırına getir. Sonra git tarihe sor. Neden bazı milletler yok olmuş, neden bazı beldeler yıkılmış? Sodom Gomore, Lut kavmi, Âd kavmi, Semud, Firavun kavmine ne olmuş? Haramların sıralandığı rafları, vitrinleri düşün. Haram imal eden, haram satan insanların vurdumduymazlığını, nice haramları mecbur edip farzları yasaklayan rejimlerin sonunun neye lâyık olduğunu hatırla ve de ki: “Başımıza taş yağmıyorsa, taş gibi kaya gibi dolular yağmıyorsa bu, Allah’ın bir lütfudur, insanların akıllarını başlarına almaları için bir fırsat ve mühlet vermedir!”

İslamiyet’ten uzaklaşan, insanlıktan uzaklaşır; Darwin’in de dediği gibi, maymun çocuklarına döner!

Geçenlerde bir arkadaş dedi ki: “Ağabey, Sultanahmet Meydanı’nda turistlerle yerlileri ayırmak mümkün değil. Neden başımıza kıyamet kopmuyor?” Dedim ki: “Sen Sultanahmet Meydanı’na bakmışsın. Fakat, saçının bir tek telini göstermeyen hanımlar da var. Allah her şeyi birden görüyor. Dünya üzerinde sevap işleyenlerin sayısı günah işleyenlerin sayısından fazla olduğu için kıyamet kopmuyor. Bu orantı tersine dönüştüğü vakit, kıyameti bekleyebiliriz.”

Necip Fazıl diyor ki,

Günah, günah, hasat yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk,
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Bugünün sefaheti insanları içine alıp eritmeye başladı. Buna kim dayanırsa kurtulur. Kim de bu sele kapılırsa gider, Allah muhafaza. İnsan aklının en önemli vazifesi, İslamiyet’i öğrenmek, anlamak ve yaşamaktır. Ey akıl, bu yolun neresindesin?

Üstad Bediüzzaman’ı ziyarete gittiğimizde, “Ümitsizliğe düşme. Çünkü gübreli topraklarda büyük ağaçlar yetiştiği gibi, bozulan insanların içinde de büyük adamlar yetişir. Her şey zıddı ile kaimdir. Hindistan’da İmam-ı Rabbani’yi, Moğol istilasında Mevlânâ Celaleddin’i yetiştiren Allah, maddi ve manevi dünyanızı cennet edenleri gönderecektir, gözünüzü dört açın!” diyerek, parmağını gözüme uzatmıştı.

(Hekimoğlu İsmail, Zaman, Ağustos 2009)

Süper Adamların İbretli Akıbeti

Jerry Siegel ve Joe Shuster adlı iki Amerikalı 1930′lu yıllarda yeni doğan bilim kurgu merakının tesiriyle mavi tayt üzerine kırmızı mayomsu bir giysi ve pelerin giyen Superman’ın hikayesini uydurdular.

Siegel’in yazıp Shuster’in ise resimlediği Superman kitabı o dönemin Amerika’sında oldukça beğenilerek çoktutuldu. Kitap, Süperman’e (üstün insan) bir nevi yarı tanrılık atfediyor, herşeyi gören, bilen, işiten, herşeye gücü yeten bir varlık gibi zihinlere gizli telkinde bulunuyordu.

Sâfi zihinlerdeki uluhiyet inancının kirlenmesine sebep olan kitap kahramanı, bununla da kalmayıp daha sonra çevrilen batılı filmlerdeki normal insan ama tanrı evsaflı varlıklara da ilham kaynağı oldu. Ama gelin görün ki, Süperman’ın herşeye yeten güç ve kudreti yazarına pek faydası dokunmadı ve Jery Siegel 81 yaşında perişanve sefil bir ihtiyar olarak hayata gözlerini yumdu.

İlahi hikmete bakın ki, 1940′larda bir televizyon dizisinde Superman’i oynayan aktör Kirk Aly’nin akıbeti de pek iyi olmadı; o da Alzheimer hastalığına yakalandı.

Süperman filmine öyle veya böyle bulaşan herkesin başına birşeyler geliyordu; Süperman’ın sevgilisi rolünü oynayan Margot Kidder de geçirdiği araba kazası neticesi tekerlekli sandalyeye mahküm oldu.

Süperman serisinin son meşhur aktörü Christopher Reeves’in akıbeti ise diğerlerinden pek farklı değildi; o da, şimdi yalnız ve tekerlekli sandalyeye bağlı bir kötürüm. Aynı zamanda ödeme zorluğu çektiği hastane faturaları ile başa çıkmaya çalışıyor.

Evet, hadiselerin ibret dili, insanın yaratılmış bir varlık olduğunu, acziyetini unutarak Kudret-i Sonsuz’un kudretine ortak olmaya kalkmanın ne denli tehlikeli olduğunu apaçık ortaya koyuyor.

(İbrahim Refik)

Afrika ve Şükür

Kalça Tümörü sebebi ile hastaneye yatırılan çocuk

Arabalarda “Allah’a Şükür” yazısı, Nijerya, 2007.

Tsunami Floating Bodies

The Boxing Day Tsunami that struck Thailand in 2004 caused approximately 350.000 deaths and many more injuries.

Savaş açtığı basörtüsünü takmak zorunda kaldı!

Vakit gazetesinin ‘Ömrü boyunca başörtüsüyle savaştı, sonunda o da başörtüsü taktı. Allah (c.c) her şeye kadirdir’ şeklindeki bir okuyucu yorumunu sayfalarına taşımasını ‘kanserli bir hastaya hakaret’ olarak değerlendirenler, nedense Türkan Saylan’ın hemen her gün bu toplumun inancına hakaret etmesini görmezden geliyor! (vakit, 4-2009)

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Dr. Türkan Saylan

Türkan Saylan, Süleyman Demirel’den ödül alırken

Hastalık nedeni ile başını kapatmak zorunda kalan Türkan Saylan!

İsrail kasabı Ariel Şaron’u ailesi bile kabul etmedi

İsrail eski Başbakanı Ariel Şaron’u üç yıldan beri komada yattığı Tel Aviv’deki Şeba hastanesi yönetimi evine göndermek istiyor. Tedavisinin mümkün olmaması sebebiyle Şaron’u hastane yönetiminin çıkarmaya çalışması üzerine, ailesi karara itiraz etti. Şaron ailesinin itirazı, krize sebep oldu.

Hastane yöneticileri, gözeticiler eşliğinde Şaron’un bakımının evinde devam ettirilmesini istiyor. Hastanenin hesaplarına göre Şaron’un masrafları, 1948 yılından bu yana her hangi bir hastaya yapılan ödemenin çok ama çok üstüne çıkmış durumda. İsrail Sağlık Bakanlığına hastane tarafından yazılan yazıda, Şaron’un durumundaki bir hastaya, kendilerinen en fazla üç ay bakabileceği belirtiliyor.

Öte yandan Şaron’un oğlu Cal’ad’ın babasının bulunduğu odayı ofis haline getirdiği, işlerini hastaneden idare etmeye başladığı, hatta iş toplantıları bile düzenlediği bildiriliyor. Bu durumunda da hastane yönetimini rahatsız ettiği kaydediliyor. Şaron üç yıldan bu yana komada yatıyor. 2006 yılı Ocak ayında geçirdiği bir beyin kanaması sonucunda komaya girmişti.

(www.haber7.com, 3-2009)

Ve tarihte sürekli tekrar eden ibretlik bir son!

Yüzde yüz büyük bir nimet: Yüz

Çift yüzlü doğan bebek

Yüzünde tümör olan Çinli bir hasta

İşte piyangoda kazananların acı sonları

Şans oyunlarından kazananların coşkuları ne kadar sürer dersiniz? Bir dönem kendilerini en şanslı hissedenler farkında olmadan kendi sonlarını hazırlıyor.

“ABD’li Jock Whittaker’in biletine 2002 yılında 410 trilyon lira para çıktı. ABD tarihinin en büyük ikramiyesini kazandıktan sonra 7 defa evi, 3 kez de arabası soyulan, içki ve kumar düşkünü “kovboy Jock” çevresindekilere “Herkesin bir fiyatı vardır” düşüncesiyle davrandı. Aylardır ödemediği federal vergi, 20 milyon dolara ulaşmıştı ama o devletin uyarısını dikkate almadı. Dostlarından biri, içkisine uyku ilacı koyup 2 milyon dolarını çaldı. Torunu olan Brandi Bragg, fidyecilerce hunharca öldürüldü. Jack, bir süre sonra Virginia eyalet mahkemesine başvurarak, “Mutluyum, çünkü o uğursuz paradan kuruş kalmadı” diyerek iflasını verdi.

Bu hayat hikâyesi “Aman Allah’ım bana çıktı!” diye sevinç çığlıklarıyla başlayan ve sonra da “Aman Allah’ım ben bittim!” diye hüsranla sonuçlanan hayat hikâyelerinden sadece bir tanesi. Bu örnekler çoğaltılabilir ama sonuç aynı. Ver Allah’ım ver, kulun haram helal demez yer! İslam kazanç elde etme konusunda hırsızlık, gasp, faiz, kumar, rüşvet ve şans oyunlarını kesinlikle yasaklamıştır.

“Yapılan gözlemlere göre şans oyunlarından para kazananların birçoğu hatta kimilerine göre hemen hemen hepsi hayatlarının hazin sonunu hazırladı” diyen Zeynep Çingay, Moral Dünyası Dergisi’ndeki araştırma yazısında çarpıcı piyango talihlilerin inanılması zor yaşamlarını anlatıyor:

İŞTE KAZANDIĞINI DÜŞÜNÜP DE KAYBEDENLER

“Milli piyango bileti aldığım için pişmanım”

Edirne’de 11 yıl önce Milli Piyango’dan büyük ikramiyeyi kazanan Ayhan Yalçınkaya, zengin olduktan sonra bıraktığı memurluğuna dönmeye çalışıyor. Parayı bulunca hayatının değiştiğini belirten Ayhan Yalçınkaya, huzurunun bozulduğunu, kötü günler geçirdiğini ve Milli Piyango bileti aldığı için pişman olduğunu söylüyor.

Bir anda zengin olmasına rağmen paranın çabuk tükendiğini belirten Ayhan Yalçınkaya, “Eskiden daha güzel bir hayatım vardı. Dostlarımı kaybettim. Devlet memurluğuna devam etseydim param olmayacaktı ama huzurum olacaktı. O zaman çok mutluydum. Devlet memurluğuna geri dönmek istiyorum. Ticaret hayatından bıktım. Buradan herkese sesleniyorum, para her şey değildir. İnsanın hayatında ne dost ne de tutunacak dal kalıyor” şeklinde konuştu.

Milli Piyango talihlisi donarak öldü

Denizli’nin Sarayköy ilçesine bağlı Tırkaz köyünde 40 yıl önce Milli Piyango biletine büyük ikramiye çıkan Mehmet Sarıoğlu, yaşadığı baraka tipi evde donarak öldü. Hiç evlenmeyen Sarıoğlu’nun hayatı 40 yıl önce aldığı piyango biletine büyük ikramiye çıkmasıyla değişti. Bir anda zengin olan Sarıoğlu, köyünde bir ev yaptı ancak, zamanla parası kalmayınca ona komşuları bakmaya başladı. Yeşil kart sahibi Sarıoğlu, devletten aldığı yaşlılık maaşıyla geçimini sürdürürken kısa bir süre önce evi yandı. Köylüler aralarında topladıkları paralarla evi tamir ettirdi. Kimsesi olmayan Sarıoğlu’nun Sarayköy Devlet Hastanesi’nde yapılan otopside donarak öldüğü belirlendi.

Marangozluktan para babalığına

Denizli’nin Çivril ilçesinde marangoz olarak geçimini sağlayan Osman Kaplan, çeklerini ödeyemediği için hapse girmiş ve 1999 yılında hapisten çıktıktan 2 gün sonra sayısal lotodan 340 milyar lira kazanmış. İki çocuk babası Kaplan’ın ilk işi eşinden boşanmak olmuş. Ardından İzmir’de Pınar Şirin adlı şarkıcıyla 20 milyar lira harcayıp Hilton’da nişan yapmış ve 6 ay sonra ayrılmış. Hızlı yaşayan Kaplan’ın parası kısa sürede tükenmiş. Paraların nasıl bittiğini anlayamayan Kaplan, “İkramiyeyi kazanınca akrabalarım çoğaldı. Daha önce borç para isterim diye herkes kaçarken, ikramiyeden sonra neredeyse bütün Çivril akrabam oldu. Nereden akraba olduğumuzu anlayamadım ama onlar Orta Asya’ya kadar uzanıp bir yerlerden tutturdu. O kadar yol kat edip geldiler diye her birine para veriyordum. Hızlı bir hayat yaşadım, para bitti.” diyerek yaşadıklarını anlatıyor.

“Talih bize huzur değil, felaket getirdi”

Milli Piyango’nun 1990 yılbaşı çekilişinde 1 milyar 250 milyon lira kazanan Adanalı Cem Postacı, paranın kendisine aradığı huzuru vermediğini söyledi. 1996’da oğlunu trafik kazasında kaybeden Postacı, “Talih kuşu bize huzur değil, felaket getirdi” diyor. Oğlunu kaybettikten sonra bir daha bilet almamaya karar veren talihli, kendisine çıkan paranın hayırlı olmadığını dile getiriyor. Kazandığı ikramiyeyle emlak işine giren Postacı, bir süre sonra iflas etmiş. İşlerinin bir dönem çok iyi gittiğini, hiç tanımadığı kişilerin akraba olarak karşısına çıktığını anlatan Postacı, şimdi kimsenin kendisine yardıma yanaşmadığını vurguluyor. Postacı, “Para mutluluk getirmiyor, yuvam dağıldı, toparlamak için varımı yoğumu harcadım. Eşim beni terk etti. Şimdi bir otomobilim, evim ve emekli maaşım var. Keşke o bileti almasaydım da o para çıkmasaydı.” diyor.

“Eşime kalmasın diye hepsini harcadım”

53 yaşındaki Mustafa Savgan’ın macerası ise çiçekçi bir kadının kendisine 2 lira harçlık vermesiyle başlıyor. Bu parayla piyango bileti alan Savgan, 1978 yılında 10 bin lira ikramiye kazandı. Savgan, eşinden ayrılmak istedi ama ayrılamadı. “Paralar eşime kalmasın diye harcamaya başladım.150 memurun maaşını 2 ayda yiyordum. Lokantalarda ödediğim hesabın 5-6 katını bahşiş olarak bırakıyordum. Sonunda paraları tükettim. Evlenirken karıma aldığım 1 kilo altını da sattım, harcadım. Eşimi de annesinin yanına gönderdim, evdeki bütün eşyaları satıp tekrar İstanbul’a döndüm. Yıl 1985′ti. Cağaloğlu’nda bir handa hem gece bekçiliği, hem de ayakkabı boyacılığı yapmaya başladım. Eşimin açtığı dava sonucu boşandım. Sevgi olmadan para bir işe yaramıyor. Hayatımda biri yok, sevgisizim ama huzurluyum” diyerek ibretlik hikâyesini paylaşıyor.

Kızı evi terk etmiş

1984 yılında aldığı bilete 7 milyon lira isabet eden Orhan Ulusoy’un huzur içindeki hayatı ancak 3 sene sürebilmiş. İşleri ters gittiği için kızı evi terk etmiş. Oto yedek parça dükkânı bulunan ve minibüsçülükle uğraşan Ulusoy, paranın eline geçmesiyle kendisinden para isteyenlerin sayısının da arttığını belirtti. Çıkan parayı soğan ve fasulye işine harcayan Ulusoy, üst üste 3 yıl istediği kazancı elde edemeyince iflas etti. 4′ü erkek 8 çocuğu olan Ulusoy, “Hiç rahat bir yaşantım olmadı; bir arkadaşım ‘bu para sana felaket getirir’ demişti, dediği çıktı. Bir kızım evi terk etmişti. Uzun aramalardan sonra buldum. Bana para çıktığını duyanlar hep bir beklenti içinde oldular. En yakınımdan en uzağıma kadar hep bir şeyler bekliyorlardı. Başlangıcında psikolojim alt üst olmuştu.” diyor.

“70 milyonun âhı var”

Evli ve 3 çocuk babası olan Nusrettin Çınar’a da Turhal’da Milli Piyango’dan 6 milyar lira çıktı. Önce yurt dışına giden Çınar, otobüs alarak Turhal’a şehirlerarası otobüs şirketi kurdu. İşleri iyi gitmeyen Çınar, 1995 yılında iflas etti. Çınar yaşadığı olayları şöyle anlatıyor: “Sefa kısa sürdü. 70 milyon kişinin verdiği biletlerden bir iki kişi yararlanırsa böyle olur. Hepsinin âhı var üstünde, hayrı olmaz. Sonradan araştırdım, kimseye hayır getirmemiş.” Şimdi işsiz olan ve emekliliğinin planlarını yapan Çınar, artık Milli Piyango bileti satın almıyor.

“Para beni perişan etti”

Ali Atıcı, çay ocağı işletirken 2004’te sayısal lotodan 543 bin YTL kazanır. Parayı aldıktan sonra memleketi Erzincan’a yerleşen Atıcı, boşandığı eşi ve çocuklarını İsviçre’ye gönderir ve ikinci evliliğini yapar, ancak ondan da ayrılmaya karar verir. Atıcı, Doğu Beyazıd’a gidip, 14 yaşındaki A.K.’yi başlık parasını verip evine götürür. Gelişen olaylar zincirinde A.K. babası Arif K.’ya teslim edilir. Ali Atıcı’nın pişmanlık dolu sözleri ise şöyle: “Hayal edemeyeceğim kadar zengin oldum, ama hayatım da alt üst oldu. Huzurum kaçtı. Geceleri gözüme uyku girmez oldu. Lotodan çıkan para beni perişan etti.”

İşte aynı şekilde başlayan ve yine aynı şekilde son bulan hayat hikâyeleri. Belki birbirlerinin değil yüzünü, adını bile duymamış birçok insanın aynı dertlere gebe olduğu sabahlar. Uykusuz geçen geceler, gözlerini kırpmadan sabah eden birçok insanın paylaştığı aynı kader. Her şeyin aynı olduğu bu süreçte ağızlarından çıkan cümle de aynı oluyor: “Çok pişmanım!”

(www.moraldunyasi.com, 12-2008)