BURSA T.K.M’de (Tayyare Kültür Merkezi) düzenlenen sergide daha önceki yıllarda da sergilenen bir anıyazı:

Boş görünen özlemlerle dolu bir tabak!
Dedemin babası Halil çavuş Çanakkale savaşları başladığında 47-48 yaşlarındadır. Oğlu Ali 19-20 yaşlarındadır. Çanakkaleye gider. Halil çavuşun hanımı bir gün dükkana gelir “Bey iki asker geldi seni sordular. Hemen askerlik şubesine gidecekmişsin. Acaba Ali’mize birşey mi oldu? Yüreğime bir kor düştü”der.
“Tamam Hanım! Olur. Ben şimdi gider öğrenir gelirim. Sen ocağa bir kuru fasulye koyda akşama yiyelim”
Halil çavuş dükkanı toparlar, askerlik şubesine gider kendini tanıtır. Komutan ayağa kalkar.
“Sen nerede kaldın yürü! Edremitliler Çanakkaleye gidiyor. Koş yetiş!”
“Aman bey varıp eve haber vereyim. Helalleşelim”
“Mümkün değil. Kafileden kopma! Koş! Eve biz haber veririz.”
Hemen eve koşup “Kocanızı Çanakkaleye yolladık” diye haber vermişler. Aradan hayli zaman geçer. Halil Çavuşun oğlu Ali İstiklal harbinden sonra geri döner. Halil Çavuş’tan bir daha hiçbir haber alınamaz.
Ben Çanakkaleden dönmeyen Halil çavuşun oğlu Ali’nin torunuyum. Ninem hayatının sonuna kadar her akşam kuru fasulye pişirdi. Kendisi o yemekten ağzına tekbir lokma koymadı. Hep bize yedirirdi. Ölene dek hep o boş tabağı sofraya koydu. Kaşığı yanında hazır boş tabak. Dedemizin tabağıydı.”Gelirse hemen koyuvereyim yemeğini acıkmıştır. Özlemiştir. Hemen koyuvereyim”diye ninem o boş tabağı sofraya koydu, kaldırdı. Ölüm döşeğinde bile “Dedenizin tabağı. Dedenizin tabağı. Koyun!” diyordu. Birşey daha söyliyeyim belki inanmazsınız bizim evde hala her akşam kurufasulye pişiyor. Çocuklar “bıktık” diye mırınkırın ediyorlar. Ama hala pişiyor…