Hz. İsa’nın milattan 300-400 yıl önce yaşadığını biliyor muydunuz? Peki, Noel ve yılbaşı kutlamalarının Hz. İsa’dan önce putperest Romalıların âdeti olduğunu duymuş muydunuz?
Noel, Hıristiyanların her yıl 25 Aralık’ta Hz. İsa’nın doğum gününü kutladıkları bayramın adı. Nereden geldiğine dair rivayet de şöyle:
Bizans İmparatoru Konstantin (Constantine), putperestlikten Hıristiyanlığa geçtikten sonra İstanbul şehrini yeniden imar ettirip ona Konstantiniyye ismini vermişti. İstanbul’un başkent oluşu ve kendisinin Hıristiyanlığın ruhani lideri durumuna geçmesiyle 700 civarındaki İncil’in tek kitaba indirilmesi talebi gelmişti.
Bunun üzerine, Hz. İsa’nın ölümünden sonra onun havarileri arasına giren Yahudi Pavlus’un gayretiyle Hz. İsa’nın getirmiş olduğu dini değiştirip yeni yorum ve değişikliklerle İncillerin birleştirilmesi yoluna gitti. Bu amaçla 319 papaz 325 yılında İznik’te toplandı.
Bu toplantıda, içinde Allah’ın bir olduğu ve Hz. İsa’nın sadece bir peygamber olduğu yazılı bulunan Barnabas İncil’i ile birlikte diğer bütün İncil’lerin yakılmasına, Barnabas İncili okuyanların öldürülmesine karar verildi. Böylece vahiy kaynağından uzak yeni bir Hıristiyanlık dini ortaya çıkarıldı. Bunu gerçekleştiren İmparator Konstantin, ayrıca 25 Aralık’ı Hz. İsa’nın doğum günü, Aralığın son haftasını da Noel haftası ilan etti.
Noel, Hıristiyanların bayramı değil mi?
Batı Hıristiyanları tarafından 25 Aralık olarak kutlanan Hz. İsa’nın doğum günü, Doğu Hıristiyanlarınca 6 Ocak olarak hesaplanmakta, dolayısıyla Doğu kiliseleri 6 Ocak tarihini bayram olarak kutlamaktadırlar. Aslında Hz. İsa’nın doğum gününün ne zamana denk düştüğü konusunda ilk dönemlerden itibaren yoğun bir tartışma vardır. Yukarıdaki tarihlerden başka bu günün nisan ayındaki bir zamana denk düştüğü yönünde görüşler de ileri sürülmektedir. Batı Hıristiyanlarınca belirlenen 25 Aralık tarihinin Eski Roma’da güneşle ilgili kutsal bir gün olduğu ve bunun sonradan Hz. İsa’nın doğum günü olarak adapte edildiği ileri sürülmektedir.
Bir görüşe göre Noel, Hıristiyanlık öncesi dönemlerden gelen ve pagan yani tabiata tapan toplumlardan kalan bir kutlamadır. Baltık ülkelerine mahsus bir âdettir ve Hıristiyanlıkla alakası yoktur. Hazreti İsa’dan çok önceki devirlerde ve yılın en kısa gününün gecesinde yapılan bir “karanlığın sonu” ayinidir. Aralık ayında gündüzler Baltık memleketlerinde sadece beş saat sürmekte, günler ayın sonuna doğru uzamaktadır ve kutlanan işte günlerin bu uzaması, yani karanlığın azalmasıdır.
The New Encylopedia Britannica adlı eserde şu bilgiye ver verilir: “Kış gündönümünü kutlama âdetleri, çeşitli Asya ve Avrupa pagan uluslarında vardı. Bizans İmparatoru Constantine, 312 tarihinde Hıristiyan olmazdan önce paganlardaki kış gündönümü kutlamasını benimsemişti. Hıristiyan olunca bu kutlamayı da Hıristiyanlığa geçirdi. Kilise, evrenin nuru kabul ettiği İsa’nın doğum gününü Aralık ayının 25′ine almakla, paganlardaki kış gündönümü kutlamalarına Hıristiyan motifi vermek, böylece pagan geleneğini Hıristiyanlaştırarak ulusları Hıristiyanlığa çekmek istemiştir.”
İncillere bakınca Hz. İsa sanki hiç yaşamamış!
Hıristiyan kaynakları Hz. İsa ile ilgili hep belirsiz ve karışık ifadelerle doludur. Onun ne zaman doğduğu, nerelerde yaşadığı, neyi nasıl tebliğ ettiği hep karmaşık ve birbirini tutmayan ifadelerle anlatılır. Bu durum Batı dünyasında pek çok araştırmacıyı Hz. İsa’nın varlığını inkâr etmeye kadar götürmüştür. Hz. İsa’nın yaşadığı tarihlerin üzeri örtülmüş, kiliseler de Hz. İsa’nın doğum tarihinde uyuşamamışlardır. Kimi 19 Nisan, kimi 20 Mayıs olarak kabul etmişlerdir. Genellikle Doğu kiliseleri 6 Ocak, Batı kiliseleri ise 25 Aralık olarak inanmışlardır.
Markos ve Yuhanna incillerinde Hazreti İsa’nın doğumuyla ilgili hiç bir bilgi yoktur. Matta İncili’nde ise yetersiz bir bilgi vardır. En geniş bilgiye Luka İncili’nde rastlanır. Buna göre Hz. İsa MS. 6 yılında yapılmış bir nüfus sayımında doğmuştur. Yine ona göre doğum, MÖ. 4 yılında ölen Herod döneminde olmuştur.
Sözün kısası İnciller okunduğunda şu anlaşılır; Hz. İsa sanki hiç yaşamamıştır. Doğduğu yer, çocukluğu, gençliği, büyüdüğü çevre, görüştüğü insanlar, annesi, akrabaları ve arkadaşları hakkında hiç bir bilgi yoktur. İfadelerin tümü havadadır. Kırıntı kabilinden bulunan bilgilerde ise sapla saman birbirine karışmıştır. İncilerde doğumdan hemen sonra peygamberliğinden bahsedilir. Aradaki yıllar ile ilgili bir satır bile yoktur.
Tarihten silinmiş dört asır
Hz. İsa dönemi, çok büyük sosyal çalkantıların yaşandığı dönemdir. Hz. İsa mucizevî olarak dünyaya gelmiştir. Hz. Meryem bakire olduğu halde doğum yapmıştır. Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya gibi iki büyük peygamber şehit edilmişlerdir. İnciller ve miladın başında kaleme alınan tarih kitapları neden suskundur? Yaşanılan büyük olayların kayda geçirilmemesi imkânsızdır. Olayların yaşandığı coğrafya onlarca milletin bir o kadar farklı dille konuştuğu ve yazdığı bir bölgedir.
Diğer yandan her peygamber, dönemin revaçta olan mesleği ile ilgili mucizelerle gelir. Hz. İsa’nın mucizelerinde hekimlikle ilgili olanlar çoğunluktadır. Anadan doğma körlerin ve deri hastalıklarının tedavisi, ölülerin diriltilmesi gibi mucizeler göstermiştir. Bunun sebebi, o dönemde hekimliğin revaçta bir meslek olmasıdır. Milat başlarında hekimlik bu kadar gözde bir meslek değildir. Hekimliğin revaçta olduğu dönem MÖ. 400-200 seneleri arasıdır. Mucizeler de, Hz. İsa’nın milat başlangıcından çok önce yaşadığını göstermektedir.
Ayrıca Tevrat ve İncillere göre yapılan bütün tarihlemelerde MÖ. 400-0 tarihleri arası hep atlanmaktadır. Bu dönemde sanki önemli hiçbir şey olmamış gibi davranılır. Oysa tam dört asır süren bu dönemde çok büyük olaylar yaşanmıştır. Bu tarihlemelerde Hz. Âdem’den itibaren bütün olaylar en ince ayrıntısına kadar verilmiş, adeta tarihler gergef gergef işlenmişken MÖ. 400 senesine gelindiğinde pat diye 0 senesine, yani Hz. İsa’nın doğduğu seneye atlanır. Aradaki bu 400 senede neler yaşandı da şahıslar, mekânlar ve olaylar gizlenmek istenmektedir? Soru işaretleri sürer gider.
Hz. İsa MÖ. 300-400 yıllarında mı yaşadı?
Bizans İmparatoru Konstantin, İznik’te papazların hazırladığı İncil’e, Eflatun’un “teslis”, yani üç tanrı inancını da sokmuştu. Hz. İsa’nın İncil’inde ve Havarilerinden Barnabas’ın yazdığı İncil’de, Allah’ın bir olduğu yazıyordu. Fakat bu İncil elde bulunmadığı için, filozof diyerek kıymet verdikleri Eflatun’un teslis fikri, daha sonra yazılan dört İncil’de, yani Matta, Markus, Luka ve Yuhanna’da yer almıştır. Konstantin, dört İncil’deki bu teslis fikrini de yeni İncil’e koydurdu.
Hıristiyanlar arasında fikirlerine değer verilen Augustin, Hıristiyanlıktaki teslis inancının aynen Eflatun’un felsefesinde bulunduğunu itiraf etmektedir. Hatta teslisi ispat için Eflatun’un görüşlerini delil olarak zikretmektedir. Milattan yaklaşık 350 yıl önce ölen bir kimsenin fikirlerinin Hıristiyanlık inançları ile aynı olması, tahrif edilmiş Hıristiyanlığın fikirlerini Eflatun’dan aldığını gösterir. Bu bilgi, Eflatun’un, Hz. İsa zamanında yaşadığına önemli bir delildir.
Ayrıca Platon da denilen bu Yunan filozofunun, Hz. İsa zamanında yaşadığı “Burhan-ı Kat’i” isimli eserde yer alır. Hadis âlimi İbni Asakir’e göre ise Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında 963 yıl fark vardır. (Mevahib-i Ledünniyye, c. 2, fasıl 3) İmam-ı Rabbani’ye göre de Hz. İsa ile Peygamberimiz Hz. Muhammed arasında bin yıl gibi bir süre vardır.
Yine İmam-ı Rabbani Hazretleri, Hz. İsa ile Eflatun’un aynı çağda yaşadığını söyler. Bir mektubunda meşhur Eflatun’un Hz. İsa’nın tebliğini duyduğundan bahseder. “İsa Aleyhisselam’ın sözlerini Eflatun işitince, ‘Biz temiz, olgun insanlarız, bize, doğru yol gösterecek kimseye ihtiyacımız yoktur’ dedi. Ölüleri diriltiyor, körlerin gözlerini açarak, abraş denilen hastaları iyi ederek kurtarıyor. Yani, kendi fenlerinin, tecrübelerinin yapamadığı şeyleri yapıyor, diye işittiği bir kimseyi, gidip görmesi, halini incelemesi gerekirken, görmeden, anlamadan, böyle cevap verdi. Bu sözleri Eflatun’un çok ahmak olduğunu göstermektedir.”
Şu sözler de ona ait: “Eflatun, felsefecilerin reisidir, İsa’nın bi’seti devletine kavuştu, ama onu tasdik etmedi. Cehaleti sebebi ile sandı ki, kendisinin ona ihtiyacı yoktur. Böylelikle, nübüvvet bereketlerinden bir nasibe nail olamadı.”
Tarihçiler Eflatun’un MÖ. 429-347 yılları arasında yaşadığını söylerler. Bu hesaba göre de Hz. İsa’nın MÖ. 300-400′lerde yaşamış olması gerekir. Dolayısıyla bugün Hıristiyanların Noel Bayramı olarak kutladığı Hz. İsa’nın doğum yıldönümü çok büyük ihtimalle doğru değildir. Hıristiyanlık gibi o da tahrif edilmiş, üç-dört asırlık bir zaman dilimi uydurmak istedikleri yeni din adına tarih kitaplarından silinmiştir.
Spot: İnciller okunduğunda şu anlaşılır; Hz. İsa sanki hiç yaşamamıştır. Doğduğu yer, çocukluğu, gençliği, büyüdüğü çevre, görüştüğü insanlar, annesi, akrabaları ve arkadaşları hakkında hiç bir bilgi yoktur. İfadelerin tümü havadadır. Kırıntı kabilinden bulunan bilgilerde ise sapla saman birbirine karışmıştır.
Noel Baba Hıristiyan Azizi değil mi?
Peki Noel Baba figürü nedir? Hıristiyan inancına göre genellikle karla örtülü ortamda, güleç, tombul ve yardımsever bir tipi canlandıran Noel Baba inancı, günümüz Hıristiyan kültürü ve bu kültürden etkilenen Doğu kültürlerine de girmiştir. Saint Nicola, insanları himaye eden bir aziz olarak bilinmektedir. Yılbaşı akşamları çocukları sevindiren bir ihtiyardır. Söz konusu Nicola efsanesi aynı zamanda Anadolu’yu Bizans toprağı sayan Batı’nın, çocuklarına aşıladığı bir ideal olarak bilinmektedir.
Oysa Noel Baba, aslında Kuzey Avrupa ülkelerinin mitolojik kahramanıdır ve Hıristiyanlık öncesinden kalmadır. Adı “Santa Claus”tur, zannettiğimizin aksine kilise azizi falan değildir. Noel Baba, aslında değişik kültürlere ait inanışların bir sentezi gibidir. Mesela çocuklara hediye dağıtmasının gerisinde Roma ve eski İran efsaneleri vardır. Noel Baba’ya yakıştırılan sakal ilhamını eski İran’daki “Mog” denilen ateş rahiplerinin sakalından almıştır, kırmızı kukuletası da Mogların başlığıdır ve aynı başlık Fransa’da 1789′daki ihtilalden sonra bir ara resmi serpuş yapılmıştır.
Demre Belediyesi’nin hemşehri ilan ettiği ve İsa’dan sonra 350′lerde ölen Aziz Nikola başka, İsa’dan önceki çağlarda yaşayan, Baltık ülkelerinin folklorik kahramanı olan ve “Noel Baba” diye bilinen Santa Claus başka kişilerdir. Aziz Nikola’nın eski Roma tanrılardan olan ve denizcileri koruduğuna inanılan Poseidon’un yeni bir versiyonu olduğu zannedilmektedir ve ortak benzerlikleri, her ikisinin de hediye dağıttıklarına inanılmasıdır.
(www.moraldergisi.com)

