Muzik calici calismiyor


GENEL HABERLER

Baykal Kasedi Bizi Tarihe Götürdü

Evli bir kadınla uygunsuz görüntüleri ortaya çıkan evli ve torun sahibi Deniz Baykal’ın evinin önünde “geri dön” orucu tutulurken, belirli çevrelerin hadiseyi normal karşılaması ve hatta “bu olaydan güçlenerek çıkacak” yorumlarında bulunmaları, Türkiye’nin siyasi tarihinde buna benzer örnekleri gündeme getirdi. Bir siyasi liderin “cinsel yakınlık karşılığında bir kişinin milletvekili yapılması” konusunun ise dünyada bir ilk olduğu ve kavramsal olarak bir karşılığının da bulunmadığı ortaya çıktı.

FEHİM PAŞA HADİSESİ

İkinci Abdülhamit döneminin ünlü hafiye-başı Fehim Paşa, hovardalıkları yüzünden bütün İstanbul’da konuşulur hale gelmişti. Paşa, bir müddet sonra metreslerine devlet imkanlarını da seferber ederek, çok ciddi imtiyazlar sağlayınca Bursa’ya sürgün edildi. Paşa, bütün bu olaylarla hiç alakası olmamasına rağmen, konumunu ve itibarını kurtarmak için siyasi mülahazalara girişmiş, Abdülhamit ile İttihatçılar arasında gidip gelerek, konum ve itibarını kurtarmaya çalışırken, bu hareketleri yüzünden hiç yoktan yere canından da olmuştu.

DEVLETİN VE SİYASİ ÇEVRELERİN BAŞINA BELA OLDU

Fehim Paşa İstanbul’da adı “hovarda”ya çıkınca Bursa’ya sürgün edilmişti. 1908′de İkinci Meşrutiyet ilan edilince Fehim Paşa, kıyafet değiştirip gizlice Bursa’dan kaçtıktan sonra yolda yakalandı ve Bursa’da evli bir kadınla ilişkisinden haberdar alan halk tarafından linç edildi. Paşa’nın amacının, Abdülhamit’in hafiye başılığı yapmış olmasına aldırmadan, İstanbul’a geçerek, İttihatçı ihtilale karışıp bu sefer İttihatçılar nezdinde yeniden mevki ve makam sahibi olmayı amaçladığı iddia ediliyordu.

Fehim Paşa

MARGARETHE OLAYI

İkinci Abdülhamit döneminde Konkordiya Tiyatrosu’nda jimnastik gösterisi yapan Margarethe adındaki kızı metresi yapan Fehim Paşa, hem bu kıza hem de kızın yakınlarına büyük imtiyazlar sağladı. Fehim Paşa’nın bu hareketleri o dönemde İstanbul’un en yaygın dedikosu olmuş ve şikayetlere saraya kadar gelmişti.

SÜTÇÜ TOMA’NIN KIZI İSE BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA OLDU

Beyoğlu’nda bir esnaf olan Sütçü Toma adındaki gayrimüslimin lokantasına bir gün Fehim Paşa’nın adamları olduğunu iddia eden silahlı adamlar geldi ve Toma’dan haraç istediler. Toma vermeye yanaşmayınca, haydutlar dükkanı yağmaladı ve Toma’yı kızını kaçırmakla tehdit ettiler. Bir maddet sonra da Toma’nın kızını kaçırıp Fehim Paşa’ya peşkeş çektiler. Toma ise Alman elçiliğine baş vurup Fehim Paşa’nın cezalandırılmasını talep etti. Yıldız Sarayı’na nakledilen bu şikayetin sonuçsuz kalacağı beklenirken, Sultan Abdülhamit, Fehim Paşa’yı, “bu yaptıkların artık yeter” diyerek, Bursa’ya sürgün etti. Fehim Paşa ise sürgün döneminde İttihatçılar ile temasa geçti, ancak meşrutiyet ilan edilmesine rağmen, hovardalıklarını Bursa’da da sürdürmesi sebebiyle halk tarafından linç edildi.

HOVARDALAR SÜRGÜN EDERLERDİ

Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın oğlu Damat Kemalettin Paşa da yasak ilişkinin cezasını yine Bursa’ya sürgün edilmekle ödemişti. İkinci Abdulhamit’in kızı Naime Sultan’ın eşi olan paşanın, Beşinci Murad’ın kızı Hatice Sultan’la yasak ilişki yaşadığı ortaya çıkmıştı.

(www.habervaktim.com, Mayıs 2010)

Cumhuriyetin Yatak Odası mı, Garsoniyeri mi?

Tırnak içinde “cumhuriyet” ile “mahremiyet”in arası pek iyi değildir! Cumhuriyet tarihini bazıları açısından bir “mahremiyetle mücadele” tarihi olarak okumak mümkündür.
Kadınları tesettürden çıkarmak, mümkün olduğu kadar açmak, hatta soymak; mahremiyet duygusunu yok etmek için atılan adımları, propagandaları, uygulamaları araştırmak isteyenlere ilk Cumhuriyet yıllarında çok malzeme çıkar.
Güzellik kraliçesi yarışmaları, hem de 1929 ekonomik krizi sürerken boşuna mı yapıldı? Zamanın devlet destekli gazeteleri ve devlet ricali bu yarışmaları nasıl teşvik etti? Kadınların mayoyla denize girmesinin, güneşte yanmasının faziletleri neden yıllar boyu propaganda edildi?
Kadınlar sözkonusu olduğunda soyunmakla cesaret arasında, mahremiyete karşı tutumla cesaret arasında nasıl ilişkiler kuruldu?
Mahremiyeti bitirmek, ilan edilmemiş savaşlardandı.
Geniş ölçüde bitirildi! Necip Fazıl bu mısraları 1947’de yazıyor:
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği kefen bezine mahrem!

“Destan” şiirinin yazıldığı yıllardan sonra köprülerin altından çok sular aktı. Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında Halk Fırkası’nın kurduğu lâ ahlâkî, lâ dinî klüplere ihtiyaç duymadan mahremiyeti tüketti. Meşrutiyet romancısı Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu’su sıra dışı bir vak’a üzerine kurulmuşken, şimdi diziler boyu sıradanlaştı.
Cumhuriyet mahremiyet tanımadı! Ahlâkdan, din kaynaklı görüldüğü için, uzak durdu. Hatta ahlâkın terakkiye -hadi “çağdaşlığa” diyelim- mani olduğu düşüncesi etkili oldu.
Devlet partisinin son genel başkanı ile ilgili olarak bir haftadır kamuoyunu meşgul eden görüntüler, mahremiyete tecavüz olarak lanetlendi. Elbette mahremiyet ihlali her türlü laneti, kınamayı, nefreti hak etmiştir.
Böylece CHP’lilerin de mahremiyet ihlali konusunda aşırı hassasiyetlerini de gördük! Bu tutumun bir olayla sınırlı olmamasını umuyoruz. Daha önce benzer mahremiyet ihlallerinde ellerini ovuşturanlar şimdi “mağdur” durumda?
Fakat bu nasıl iş? Birileri “mağduriyet”le “mağruriyet”i birbirine mi karıştırdı yoksa?
Müstafi başkan Deniz Baykal istifa nutkunda hangi tondan konuşuyor? Kimleri neden suçluyor? Bu üslup mahremiyeti ihlal edilmiş mağdur üslubuna pek benzemiyor.
Evet; olay tertip, görüntüler çirkin. Bu yüzden her türlü laneti hak ediyor!
Peki konu sadece bundan mı ibaret?

Konunun merkezinde bulunan müstafi başkan ve milletvekili yapılan bayan sekreter nasıl bir olağanlık çerçevesinin içinde yer alıyor?
CHP Cumhuriyetle özdeş tutulur ya, müstafi başkanın konuşma tarzından neredeyse “cumhuriyet”in yatak odasına girildiği izlenimi ediniliyor.
Cumhuriyetin yatak odasına mı girildi, garsoniyerine mi?

(D. Mehmet Doğan, Vakit, 2010-05-13)

Baykal Kaseti’ni Nasıl Yayınladık?

Tüm Türkiye’nin gözü Baykal ve “o” milletvekili hanımefendide.
İstifa edip etmeyecekleri merakla bekleniyor.
Olayı biliyorsunuz!
Kısaca hatırlatmak gerekirse, şunları söyleyebiliriz:
Geçtiğimiz Perşembe günü, gecenin ilerleyen saatleri.
Tüm gazeteler, televizyon kanalları, internet haber siteleri Meclis’e odaklanmış.
Dikkatler, Anayasa Değişikliği Paketi’nin tümü üzerinde yapılan oylamada.
Bu arada paylaşım sitesi metacafe’de bir video yayınlanıyor.
Bir gizli kamera kaydı.
Türkiye’yi yönetmeye aday bir parti lideri ile yine evli olan partisinin bir milletvekili.
CHP lideri Deniz Baykal ile yine evli ve CHP Milletvekili olan Nesrin Baytok’un ilişkisini ortaya koyan bir video.

Ve üçüncü bir kişi daha var.
Metacafe’nin “3. kişi” iddiası daha da korkunç:
“O kişi de Nesrin Baytok’un eşi Can Baytok. Can Baytok eşini kendi eli ile Deniz Baykal’a uzatıyor!”
Editörümüz kısa süreli bir “şok hali”nin ardından irkilip, kendine geliyor.
“Görüntüler çok açık. İftira yok. Böyle bir olay dünyanın her yerinde haberdir” diye düşünüyor ve bir anlık gazetecilik refleksiyle videoyu yayına koyuyor.
Dünyanın neresinde olursa olsun üzerine atlanacak bir haber olan bu görüntüler sitemizde çok kısa bir süre yayınlanıyor.
Site yönetimimiz bu yayından haberdar olur olmaz, Habervaktim ilkelerine ters olan görüntülerin hemen yayından kaldırılmasını sağlıyor.
Habervaktim, bu şok videoyu ilk gören haber siteleri arasına böyle girdi.
Bu başarıyı böyle elde etti.
Videoyu ilk Habervaktim’de görenler, alıntı yaptıkları haberin altına haliyle kaynak olarak bizi yazdılar.
Görüntüler bu şekilde yayınlanınca bazı gazetelerin internet sitelerinden “Özel hayat, çirkinlik, alçaklık” sesleri yükselmeye başladı.
Önce kendileri “ulaşmış” olsalardı metacafe’ye böyle demeyeceklerdi eminiz ki!
Videonun metacafe ve ardından internet sitelerinde yayınlanma saati çok geç olduğu için olay Cuma günkü gazetelerde yer almadı.
Cumartesi günü ise çok sayıda gazetenin manşetindeydi.
Çok ilginçti.
Habervaktim’i hedef gösterenler bile vardı.
Daha dün Anayasa Değişikliği paketine desteğinden ötürü olsa gerek Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ı “sindirme” adına, eşinin henüz evlenmeden önce üniversite öğrencisi iken bir hocasına çektiği mesajları yayınlayanlar.

Osman Can

AK Partili Turgut Altınok’u başkanlık adaylığından eden benzeri bir kaseti çarçaf çarçaf yayınlamakta hiç tereddüt etmeyenler.

Turgut Altınok

Ve “Her çeşit ilişkiyi onaylarım, Anne-Oğul, Baba-Kız. Kadında fahişelik olmalı. Hayvanla cinsellik normal” görüşüne sahip bir ismin yönetiminde olanlar.
Bunları çok da kâle aldığımız yok.
Olayı “Dört dörtlük rezalet” manşetiyle duyuran bir başka gazetenin Genel Yayın Yönetmeni’nin dediği gibi böyle bir olay dünyanın her yerinde haberdir.
Bu düşünceyle, yayınlanma sürecine açıklık getirdiğimiz haberimizin sonuna kadar arkasındayız.

Kasetle ilgili önce “görmeyelim” diye yazan Ahmet Hakan Coşkun’un, sonraki gün ise “ezip geçen soruyu” hatırlayarak, Deniz Baykal’ı istifaya çağırması gibi.
Bunlar da elbet birgün; “İyi de sen nasıl gazetecisin kardeşim? Koskoca ana muhalefet liderinin evlilik dışı ilişkisi dünyanın her yerinde haberdir. Hele ilişki kurduğu kadın, o parti başkanının sekreteriyse haberin değeri artar. Hele kadın evliyse daha da haberdir. Hele o kadın, parti başkanı tarafından milletvekili yapıldıysa çok daha haberdir” şeklindeki “ezip geçen soru”yu hatırlarlar.
Bunu hatırlamakla kalmayıp, öncelikle CHP örgütünün Baykal’a şu soruyu sorması gerektiğini de yazarlar:
“Sen bu hanımı nasıl aday gösterirsin?”

Görüntülerin bizzat Nesrin Baytok tarafından kayda alındığı iddiaları var bir de.
2007 seçimleri öncesi, vekil sözünü alan Baytok’un, “İleride ne olur, ne olmaz” düşüncesiyle ilişki görüntülerini kayda aldığı ileri sürülüyor.
Baytok’un kişisel bilgisayarına kaydettiği bu görüntülerin Baykal muhaliflerinin eline geçtiği iddia ediliyor.
Yaklaşan kurultay öncesi Baykal’ın ipinin çekilmek istendiği düşüncesinde olanlar da var.
Evet, burada parti içi bir hesaplaşma olabilir.
Ancak tüm bunlar, bu “dört dörtlük rezalet”in görmezden gelinmesini, sorgulanmamasını mı gerektirir?
Baykal herhangi biri, sokaktaki biri değildir.
Ülkenin yönetimine talip bir liderdir.
Halkın oy verdiği, vereceği lideri iyi tanıması açısından da bu olay haber değeri taşımaktadır, sorgulanmaya değerdir.

Değerli Habervaktim okuyucuları;
Tüm Türkiye’de şimdi şu soruya cevap bekleniyor:
“Baykal istifa etmeyecek mi?”
Azılı Baykal ve CHP yanlısı köşe yazarlarına bile “istifa etmeli” dedirten “şok kayıt”ın ardından daha ne gibi gelişmeler olacak hep birlikte göreceğiz.
Ancak, CHP’nin yalanlayamadığı görüntülerin gündemden düşmesi için büyük bir dezenformasyona giriştiği görülüyor.
İlk iş olarak kasetin yayınlandığı metacafe’ye erişimi durduran CHP, Cumartesi günü herkes kasetle ilgili açıklama beklerken, Genel Sekreter Önder Sav aracılığı ile çok farklı iddialar ileri sürdü.
Haftalar öncesinde yaşanan bir “Baykal’a suikast ihbarı” olayını gündeme getirerek, “kasetin üzerini örtme gayreti”ne girişti.
Tüm Türkiye “kaset” açıklaması beklerken, CHP çıkmış bir de “bu suikast planının altında Baykal muhalifi Mustafa Sarıgül’ün olduğunu” ima ediyor.
Yapılmak istenen çok açık ortada:
Aslında halen şokta olan CHP, gündemi değiştirme gayretiyle “kaset”in ortaya koyduğu rezilliğin üstünü örtmek istedi.
Yakın medya organlarına, köşe yazarlarına fısıldanılan “komplo” türü gerekçelerle “kaldığımız yerden devam” diyebilir miyiz acaba diye düşündü.
Ancak bu adımı tutmadı, geri tepti.
Nitekim bu bırakın Türkiye’yi CHP’ye, CHP tabanına bile fayda sağlamayacaktı.
Bakın, Baykal sevenlerinden dahi “Savunulacak hali yok. Onuru ile istifa etmesi lazım, Nesrin Baytok’un da. Hiçbir girişim, oyun, saptırma bunu kurtaramaz” sesleri yükseliyor.

CHP çevrelerinde, bu testinin artık su tutmayacağı açıkça dillendiriliyor. “Kaldığımız yerden devam” denilmesi halinde partinin iyice biteceği ifade ediliyor.
Özetle, CHP ve Baykal çıkmazda.
Gelinen noktayı “etme bulma dünyası” sözüyle açıklamak ne kadar doğru bilemiyoruz tabi.
Ama bir gerçek var ki, o da, herkesin ama herkesin ektiğini biçiyor olması.

Değerli Habervaktim okuyucuları;
Ayrıca şu hususun da altını çizmek istiyoruz:
Bazı gazete ve internet siteleri gereksiz yere Habervaktim’e saldırmakla kalmadı, işi daha da ileri götürerek Vakit’e saldırdı.
Oysa Vakit Gazetesi ile Habervaktim birbirinden ayrı iki kuruluş.
Bu gerçeği biliyor olmalarına rağmen.
Bazı kompleksli kişiler kişisel husumetlerinden ötürü olsa gerek Vakit’e, Habervaktim’e saldırdılar.
Bu kişiliksizler de umurumuzda değil.
Habervaktim doğru bildiği yolda devam edecektir.

Bu arada, siteniz Habervaktim’le ilgili bir bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Çok yakında yepyeni bir “yüzle” sizlerle olacağız.
Ve yepyeni bir logo ile.
Son birkaç ay içinde büyüme oranını neredeyse on kat artıran Habervaktim, artık çok daha güçlü.
Habervaktim ailesini bugün onbinlerle, yüzbinlerle değil, milyonlarla ifade edebiliyoruz.
Evet yanlış duymadınız, milyonlarla.
Habervaktim’in günlük ziyaretçi sayısı bir milyona dayandı.
Bu başarıyı gerçek haberciliğin, cesur haberciliğin sonucu olarak görüyoruz.

(Fatih Akkaya, www.habervaktim.com, 2010-05-10)

Fethullah Gülen’den Baykal’a Mesaj

Deniz Baykal, CHP Genel Başkanlığı’ndan istifasını açıkladığı basın toplantısında “Fethullah Gülen”i işaret ederek “üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine” inandığını söyledi

Baykal istifasını açıkladığı basın toplantısında kendisine yapılan komplo ile ilgili olarak hükümeti suçladı ve ardından şu dikkat çekici açıklamayı yaptı: “Başka bir sorumlu arayışına çıkacak olanlara yardımcı olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’nden, Pensilvanya ’dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim.”

CHP Sözcüsü Mustafa Özyürek de, Genel başkanımızı Amerika’dan Gülen’in kendisi aramış. ‘Biz bu tür işlerin içinde değiliz. İlgimiz yok bunlarla. Sizi çok seviyor, sayıyoruz’ demiş” ifadelerini kullandı.

Gülen cemaatine yakın isimlerinden Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, Deniz Baykal’ın Gülen’le yaptığı görüşmeyi CNN Türk yayınında şöyle değerlendirdi:

‘Baykal yiğitlik yaptı’

“Sayın Baykal bir yiğitlik yaptı, toplumsal barış adına çok önemli bir açıklama yaptı. Bundan sonra da etkileri olacaktır. Türkiyede siyaset bir kan davasına döndü. Sayın Baykal son olayda hükümeti adres göstermiş, düşünün şimdi köyleri kasabaları. Bunun için hükümetin çok hızlı hareket etmesi, komployu ortaya çıkarması lazım. Benim tahminim Sayın Baykal ile Sayın Gülen’in arasında bir telefon konuşması geçtiği. Çünkü Sayın Gülen adına bir kişi Sayın Baykal’la görüşemez, bu Sayın Gülen’in nezaketine aykırı.”

Dedikodular vardı

Hüseyin Gülerce Habertürk Televizyonu’na yaptığı açıklamada da “Hükümeti adres göstermesi ise sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın omuzları üzerine büyük bir sorumluluk yükledi bence. Bir an önce bu komplonun sahiplerinin bulunması lazım. Yoksa iddialar toplumdaki kutuplaşmayı daha çok artıracaktır” ifadelerini kullandı.

(Mayıs 2010)

TÜBİTAK da Nereden Çıktı?

Yüce yargımızın parlak, şaşaalı günleri gerilerde mi kalıyor? Mesela Danıştayımızın şanlı tarihini kim hatırlamaz? 1970’lerde hükümet TRT genel müdürünü görevden almıştı da, daha açıklama yapılmadan Danıştayımız devrimci ve ilerici bir tehalükle göreve iade kararını yazıvermişti!
Yüksek yargı, tabii Anayasa Mahkemesi hariç, Cumhuriyetin ilk dönemlerinden beri var. Hatta Osmanlıdan müdevver. 1930’larda isimleri değiştirildiği gibi, muhtevaları da değiştirildi elbette. Cumhuriyetimizin şanlı yöneticileri bir karar verdi mi, işarette bulundu mu, hık deyicileri mevkiinde görev yaptılar. Sürekli yanaşık düzen göstererek rejimi ve inkılapları her şeye rağmen (hukuksuzluk pahasına) muhafaza ve müdafaa ettiler.
CHP iktidardan düşünce, bu sefer seçilmiş hükümetlere karşı konumlandılar. 1960 darbesinden sonra yüce yargıya Anayasa Mahkemesi ilave olundu. Böylece üçlü kıskaç, seçilmiş hükümetlerin korkulu rüyası oldu.
İptal ile kapatma arasında kalan hükümetler, hukuk alanını düzenleme konusunda hiç bir adım atamadılar. Şimdi atılıyor. Bu yüzden de kıyametler kopuyor!
Yüksek yargıyı hükümet subjektif sebeplerle değiştirmek istiyor olabilir mi? Muhtemelen bazı subjektif gerekçeler de olabilir! Fakat bu kurumları asıl değişime zorlayan, dünyanın değişimi, Türkiye’nin değişimi ve insanoğlunun bitmez tükenmez hakikat ve ilim aşkıdır.
17 Mayıs 2006 Türkiye’nin yakın dönem siyasi cinayetlerinin bir dönüm noktası oldu. Danıştay üyelerine yönelik kanlı bir saldırı gerçekleştirildi.
Bu kanlı saldırının hemen akabinde yüksek yargının hükmü belli oldu: “Cinayet, başörtüsü yüzünden işlendi, islamcıların işi, Vakit gazetesi de cinayetin tahrikçisi!”
Öyleyse, dine, dindarlara ölüm!
Neyse ki benzer cinayetlerde yapılamayan bir şey yapıldı, faail ilk defa yakalandı.
Bir süre işler cinayeti tasarlayanlar neyi hedeflemişlerse o yönde seyretti. Hükümet töhmet altında tutuldu. İktidar partisinin kapatılması için dava açıldı, en kuvvetli delil Danıştay cinayeti idi. Bu arada mahkeme, ortaya çıkan yeni delillere bakmaksızın, ilk gün verilen hüküm doğrultusunda karar verdi.
Neyse ki, temyiz ortaya çıkan yeni ipuçları ve deliller muvacehesinde mahkemenin kararını bozdu. Fakat, ilgili ve yetkili kişiler görüşlerini değiştirmediler. Aynı laik cumhuriyete yönelik tehdit sakızını çiğnemeye devam ettiler.
Konu Ergenekon davasıyla birleştirildi. Bu dahi yüksek mahkeme yetkililerinin görüşlerinde değişikliğe yol açmadı.
Baştan beri olayın cereyan ettiği günlerde Danıştay’ın güvenlik kameralarının bozuk olduğu söylenmişti. Ancak Ergenekon davasına bakan mahkeme, konuyu TÜBİTAK’a havale etti. TÜBİTAK araştırması sonucunda kameraların bozuk olmadığı, yer yer silindiği ortaya çıktı! Bu, Danıştay cinayetinin mürettep olduğunun en kuvvetli delillerinden. Birileri cinayeti planlıyor ve delillerini de soğukkanlılıkla ortadan kaldırıyor.
Bu Türkiye’nin yerleşik yargı ideolojisinin tamamıyla iflasının ilânıdır! Türkiye’nin ideolojik yargıyla ayakta durması, adaleti tesis etmesi mümkün değildir. Hukuk devleti yolunda kuvvetli adımlar atmaktan başka çare yoktur. Eğer ideolojiye bakarak hüküm vermeyi sürdürse idik, hukuku hiçe saydığımız gibi, ilmi de yok sayacaktık.
Birileri şu günlerde “bu TÜBİTAK da nereden çıktı?” sorusunu sormaktan kendilerini alamıyorlardır her halde!

(D. Mehmet Doğan, Vakit, Nisan 2010)

İş’te skandal

CHP’nin de ortak olduğu İş Bankası’na bağlı Anadolu Sigorta’nın, “kara mizah” gibi bir skandala imza attığı ortaya çıktı. Vakit’in ele geçirdiği belgeler, Anadolu Sigorta’nın Ramazan Kum adlı işçisini 20 yıl boyunca sigortasız olarak çalıştırdığını gösteriyor. Bu “skandal” durum İstanbul 8. İş Mahkemesi’nin verdiği kararla tescillendi. Anadolu Sigorta, yerel mahkemenin kararına itiraz edip konuyu Yargıtay’a taşısa da, Ramazan Kum’un davaya konu ettiği kıdem, ihbar, hafta tatili, genel tatil ve yıllık ücretli izin alacaklarına kavuşması an meselesi.

Televizyonlarda yayınlanan reklamlarında kuruluşunu Atatürk’e bağlayan Anadolu Sigorta, 20 yıl boyunca çalıştırdığı Ramazan Kum’u (solda) mağdur etmiş. Mahkemeye başvuran Ramazan Kum’un Anadolu Sigorta Genel Müdürlüğü’nde çalıştığını mesai arkadaşları ve aynı iş hanının çalışanları ile şirketin bulunduğu sokaktaki esnaf dadoğruluyor.

CHP’nin de ortağı olduğu İş Bankası’nın en eski iştiraklerinden olan ve geçtiğimiz ay 100. yıl reklamlarıyla gündeme gelen Anadolu Sigorta, yaptığı işle asla yan yana gelmemesi gereken bir ‘skandal’a imza atmış. Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi, 20 yıllık çalışanı Ramazan Kum tarafından mahkemeye verildi. Şirket ile çalışanını karşı karşıya getiren durum ise tam bir “kara mizah”.

Vakit’in ele geçirdiği belgelere göre; Ramazan Kum’un (59), Anadolu Sigorta’nın Karaköy Rıhtım Caddesi’ndeki Genel Müdürlüğü’nde Ekim 1982 tarihinden başlayarak 2002 yılına kadar posta götür-getir işinde çalıştığı anlaşılıyor.

Şirketin dönemin İdari İşler Amiri Candaş Baysun tarafından işe alındığını söyleyen Ramazan Kum, 20 yıl boyunca Karaköy Postanesi’ne şirketin evraklarını götürüp getirdiğini ifade ediyor. 08.45-17.30 saatleri arasında Anadolu Sigorta’nın posta işleri başta olmak üzere bütün hamaliye işlerini yaptığını dile getiren Ramazan Kum, sigortasının başlatılması için defalarca şirket yöneticilerine talepte bulunduğu halde bu isteğinin yerine getirilmediğini şikayet dilekçesinde dile getiriyor. Sigortası yapılmadığı halde işsiz kalma korkusuyla bu duruma ses çıkarmadığını anlatan Kum, kendisine yapılan maaş ödemelerinin gider makbuzu ile sabit olduğu ve Anadolu Sigorta tarafından düzenlenen personel kartı olduğuna dikkat çekti.

İŞ KULELERİ’NE TAŞININCA RAMAZAN KUM İŞTEN ATILMIŞ

Anadolu Sigorta Genel Müdürlüğü’nün Karaköy’deki adresinden Levent’teki İş Kuleleri’ne taşınmasıyla birlikte Kasım 2002′de işine son verildiğini açıklayan Ramazan Kum, kendisine kıdem ve ihbar tazminatı gibi sosyal hiçbir hakkının verilmediğini, işine son veritliği tarihte 200.000.000 TL (200 TL) aylık ücret aldığını hatırlattı. Sigortası olmadığı için sendikaya üye olamadığını ve bu nedenle maaşının emsal işçilerin maaşına göre çok düşük kaldığını da belirten Kum, işten atıldıktan sonra İstanbul İş Mahkemesi’ne başvurarak, Anadolu Sigorta aleyhine tazminat davası açtı. Anadolu Sigorta Genel Müdürlüğü’nde çalıştığı mesai arkadaşlarını şahit olarak gösteren Kum, “hakkım” dediği tazminatı alacağı günleri iple çekiyor.

ANADOLU SİGORTA’NIN İTİRAFI: BİZDE ÇALIŞTI VE İŞ AKDİ YOKTU

Anadolu Sigorta ise, mahkemeye verdiği savunmasında Ramazan Kum’u çalıştırdıklarını kabul ettiği halde sigortasının yapılmadığını adeta itiraf ediyor.Ramazan Kum’un mesaisini başka şirketlerin götür-getir işlerine de harcadığını savunan Anadolu Sigorta, aralarında bir iş akdi olmadığını, Kum’a serbest meslek makbuzu karşılığında ödeme yapıldığını belirtiyor.

İŞ MAHKEMESİ ANADOLU SİGORTA’YI MAHKUM ETTİ

Davayı 4 ay önce karara bağlayan İstanbul 8. İş Mahkemesi, 20 yıllık çalışanı Ramazan Kum’u sigortasız çalıştıran Anadolu Sigorta’yı mahkum etti. Kararını, bilirkişinin hazırladığı rapora dayandıran mahkeme, davacı Ramazan Kum’un Anadolu Sigorta’da çalıştığını tescil etti. Yerel mahkemenin kararına itiraz eden Anadolu Sigorta, konuyu bir üst mahkeme olan Yargıtay’a taşıdı. Yargıtay’ın bu konuda vereceği karar merakla bekleniyor.

ERGÜLER: HER GÜN İŞE GELİRDİ

1989-2002 tarihleri arasında Anadolu Sigorta Genel Müdürlüğü’nde Ramazan Kum ile birlikte çalıştığını ve aynı tarihte işlerine son verildiğini belirten İbrahim Hilmi Ergüler, Kum’un her gün işe geldiği Anadolu Sigorta’da yıllarca çalıştığına ve posta getir-götür işlerinin yanı sıra şirket içindeki hamaliye işlerini de yaptığına şahitlik ediyor. Kum’un Anadolu Sigorta’ya bağlı olarak çalışarak aylık aldığını belirten Ergüler, sendika çalışanlarının da Ramazan Kum’un sigortasız olarak çalıştırıldığını bildikleri halde bu duruma ses çıkarmadıklarına dikkat çekti

(İbrahim Acar, Vakit, Nisan 2010)

Tilki Selim’in Sırları

İstanbul polisinin, uyuşturucu baronu Tilki Selim lakaplı Selim Işık ve adamlarına yönelik dev operasyonunda gözaltına alınan 12 kişi sabaha kadar sorgulandı. Faili meçhul cinayetlere damgasını vuran “Yeşil” lakaplı Mahmut Yıldırım’ın haraç istediği, Alaattin Çakıcı’nın “Çok yakın dostumdur” dediği Işık’ın sabaha kadar süren çapraz sorgusunda uyuşturucuyu nasıl aldığı, kimlere sattığı gibi pek çok soruya yanıt verdiği öğrenildi.

Selim Işık

Polis yetkilileri Işık’ın evinde 18 adet cep telefonu bulunduğunu ve Işık’ın polisin teknik takibine yakalanmamak için aramaları 10 yaşındaki kızına yaptırdığını belirtti.

Kurye binbaşı: Yaptık bir kere

Tilki ve adamlarının sorgusunda operasyonda ele geçirilen 71 kilo eroinin sevkiyatının nasıl yapıldığı da ortaya çıktı. Çetenin 3 ay önce zırhlı bir BMW marka araba aldığı ve daha sonra bu aracı emekli Binbaşı Ayhan Pehlivan’a hediye ettiği öğrenildi. Pehlivan aracın içindeki gizli bölmelere zulalanmış eroini Hakkari’den alarak Mersin’e götürdü.

Yoldaki kontrollerde ise binbaşının askeri kimliğini kullandığı ve böylece uygulamalardan kontrol yaptırmadan geçtiği ortaya çıktı. Binbaşının ifadesinde “Niye yaptın bu işi” sorusuna “Yaptık bir kere” cevabını verdiğini belirtti. Pehlivanoğlu’nun eski jandarma istihbarat görevlisi olduğu bildirildi.

Tilki Selim gayrimenkul zengini

Selim Işık aylık geliriyle ilgili sorulara Şişli’de bir handan 28 bin lira kira geliri olduğunu, Esenler’de bir benzin istasyonu ve 6 kiralık dairesinin daha olduğu yanıtını verdi. Hakkında 1996 yılına kadar 80 ayrı suç dosyası hazırlanan Işık’ın sadece iki ay hapis yattığı öğrenildi. Selim Işık’ın kardeşi Cindi Işık’ın da PKK’da yer aldığı ve terör örgütünün uyuşturucusunun organizasyonunda görev yaptığı belirtildi.

İNTERPOL BİLGİ İSTEMİŞ

Selim Işık’ın Ümraniye’deki villasından işi olmadığı zaman dışarı çıkmadığı öğrenildi. Pakistan, Afganistan ve Avrupa’nın birçok yerini gezdiği öğrenilen zanlı hakkında İnterpol tarafından Türkiye’yi çok sık bilgi sorulduğunu ancak nerede yaşadığı olduğu konusunda bir bilgi edinemediklerini ifade ettiler.

KARDEŞLERİ ÜÇ KEZ SOYADINI DEĞİŞTİRMİŞ

Selim Işık’la birlikte gözaltına alınan avukat kardeşleri Mahsur Bedirhanoğlu ve kulaksız Naci lakaplı Naci İsmailoğlu’nun mahkeme kararıyla 3 kez soy ismini değiştirdiği öğrenildi. Zanlılar ifadelerinde deşifre olmamak için soyadlarını değiştirdiklerini belirtti.

CANTÜRK’LE ÖLMEDEN ÖNCE GÖRÜŞMÜŞ

Sorguda Tilki Selim’in 14 Ocak 1994 yılında Sapanca yakınlarında arabanın içinde şoförü ile birlikte ölü bulunan mafya babası Behçet Cantürk ile ölmeden 1 saat önce telefonla görüştüğü de öğrenildi. Narkotik büroda sabaha kadar çapraz sorguya tabi tutulan Işık’ın 1996’da 197 kilo eroin sevki sırasında Osman Öcalan’ın kendisini ASALA terör örgütü üzerinden tehdit ettiğini söylediği öğrenildi.

20 yıldır aranan Tilki Selim’in sırları çözülüyor

‘Tilki Selim’ lakaplı uyuşturucu kaçakçısı Selim Işık, önceki gün Üsküdar’da yakalanırken, polisin operasyonu çarpıcı bilgiler ortaya çıkardı.

20 yıldır aranan uyuşturucu baronu ile emekli bir binbaşı ve Yüksekova Çetesi aynı paydada buluşmuş. Polisin 7 ay süren araştırmasına göre, Susurluk skandalıyla gündeme gelen Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın ‘Yalnız yeme, akıllı ol, kustururlar’ diyerek haraç aldığı Selim Işık, ilginç bir kaçakçılık sistemi kurdu. Uyuşturucu Yüksekova’dan İstanbul’a kadar kontrol noktalarından denetimsiz olarak geçti. Emekli Binbaşı A.P., yol boyunca jandarma ve polise askerî kimlik göstererek kontrollerden kurtuldu. Emekli binbaşının zulasında uyuşturucu taşıdığı BMW marka aracı ise Tilki Selim’in hediye ettiği ileri sürülüyor.

Yüksekova Çetesi davası sanıklarından emekli binbaşı A.P., Mer-sin’de 71 kilo eroinle yakalanmıştı. Selim Işık’ın polisin teknik takibinden kurtulmak için 18 ayrı cep telefonu kullandığı, zaman zaman da adamlarını kızına aratarak talimat verdiği iddia edildi.

Eroini, askerî kimlikle kaçırmışlar

Adı sık sık faili meçhul cinayetlerle anılan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’la telefon görüşmesi ortaya çıkan “Tilki Selim” lakaplı uyuşturucu baronu Selim Işık, İstanbul merkezli uyuşturucu operasyonunda 12 adamı ile birlikte yakalandı. Yapılan operasyonda emekli Binbaşı A.P.’ye BMW marka aracı, yaptığı uyuşturucu nakliyatı karşılığı Tilki Selim’in verdiği öğrenildi. A.P.’nin daha önce de birkaç defa teknik takibe takıldığı tespit edildi. Selim Işık’ın ifadesinde ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım ve Behçet Cantürk’lerle işbirliklerinin olduğunu ve yerine göre onlarla para paylaştığını söylediği belirtiliyor. Işık’ın 90′lı yıllarda büyük kaçakçılık işleri yaptığını itiraf ettiği, PKK ve Asala’yla da irtibatı olduğu öğrenildi. Tilki Selim’in ifadesinde Yeşil’in kendisini aradığını öğrenince onu aradığı ve ‘Neyse hakkın verelim.’ dediği de söyleniyor.

Polis, yaptığı araştırmada Tilki lakaplı Selim Işık’ın İstanbul Üsküdar sahilinde villalarının olduğunu ortaya çıkardı. Işık’ın ifadesinde villalardan birini 1998′de 1 milyon dolara aldığını belirttiği öğrenildi. Ayrıca Tilki Selim’in Şişli’de dairelerinin ve işyerlerinin, Esenler’de de benzin istasyonunun olduğu kaydedildi. Evinde yapılan aramalarda 18 cep telefonu bulundu. Polisteki ifadesinde, Şişli’de bir iş hanı sahibi olduğunu belirten Selim I.’nın, telefonları, ayda 30 bin lira kira geliri olan bu iş hanındaki kiracıları ile görüşmek için kullandığını söylediği bildirildi. Villasında yapılan aramalarda birçok silah ve mermi bulunan Tilki Selim’in ifadesinde, düşmanlarının olduğunu ve bu yüzden kendini korumak için bulundurduğunu söylediği ileri sürüldü.

Tilki Selim’in avukat kardeşi Cindi Işık hakkında daha önce PKK eylemlerine katılmaktan işlem yapıldığı ve yakın zamanda yapılan KCK operasyonları kapsamında yeniden yakalandığı da ortaya çıktı. Çete elemanlarından Kulaksız Naci isimli Tilki Selim’in akrabası Naci İ.’nin de soy ismini değiştirdiği bildirildi.

Diğer yandan Selim Işık elebaşılığındaki 12 kişilik suç örgütü, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın bir dönem haraç istediği Selim Işık, emniyetten çıkışı sırasında basın mensuplarının “Yeşil ile görüştünüz mü?” yönündeki sorularını cevapsız bıraktı. Bu arada operasyon kapsamında zanlılardan ele geçirilen lüks araçlara el konularak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirildi.

(Zaman, 01-2010)

***

TİLKİ SELİM’İN KARA ŞİMŞEK GİBİ CİPİ!

Uyuşturucu kaçakçısı Tilki Selim’in ABD’den aldığı Hummer cipe eklettiği donanımlar polisi şaşırttı. Kurşun geçirmez cipin araç takibine karşı çivi fırlattığı, duman boşalttığı ve kapılarının açılması için zorlandığında elektrik verdiği tespit edildi.

Mersin’de ele geçirilen 71 kilo eroinin sahibi olduğu iddiasıyla yaklaşık bir ay önce İstanbul’da tutuklanan “Tilki Selim” lakaplı Selim Işık’ın (53), ABD’den satın aldığı Hummer cipe eklettiği donanımlar polisi şaşırttı. Kurşun geçirmez cipin araç takibine karşı çivi fırlattığı, duman boşaltan sistemleri olduğu ve kapılarının açılması için zorlandığında elektrik verdiği tespit edildi.

“Yeşil” olarak bilinen Mahmut Yıldırım’la yaptığı konuşmayla gündeme gelen “Tilki” lakaplı Selim Işık, İstanbul Narkotik Şube ekipleri tarafından 5 ili kapsayan bir operasyonla ele geçirilen 71 kilo eroinin sahibi olarak 11 adamıyla birlikte gözaltına alınmış, sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı. Cezaevine konulan Işık, polis ve savcılık ifadesinde uyuşturucu kaçakçılığını reddederek, ele geçirilen 71 kilo eroinle ilişkisinin olmadığını öne sürmüştü.

Bu arada Işık’ın kullandığı ve operasyon sırasında el konularak emniyet otoparkına çekilen Hummer cipin özellikleri dikkat çekti. ABD’den getirilen Hummer cipe, takip edilmesi durumunda çivi atan ve duman boşaltan sistemler yaptırıldığı belirlendi. Hummer cipin ayrıca açılmaya karşı otomotik kilitleri olduğu ve zorlandığında elektirik akımı verdiği öğrenildi.

Geçmişte yaşanan olaylardan ötürü hedef olduğunu belirten Işık, kan davası ve yaptığı işler nedeniyle birçok düşmanı bulunduğunu, bu nedenle zırhlı otomobille dolaştığını belirtti. Selim Işık resmi ifadesinin dışında polisle yaptığı sohbette, “‘Yeşil’ olarak bilinen Mahmut Yıldırım’la tanıştığını, O’nun haraç için kendisini aradığını, tehdit ettiğini, ancak bazı kişiler araya girdiği için para vermediğini söylediği” ileri sürüldü.

İşte Tilki Selim’in James Bond’u kıskandıracak, Batman’in Batmobili’nden ya da Kara Şimşek’ten geri kalmayan Hummer marka aracı. Kurşun geçirmez Hummer marka cipin araç takibine karşı çivi fırlattığı, duman boşaltan sistemleri olduğu ve kapılarının açılması için zorlandığında elektrik verdiği saptandı.

(Milliyet, 02-2010)