Muzik calici calismiyor


FEN-TEKNOLOJİ

Bilimin zorlandığı sorular

Kâinatın, içinde gömülü bulunduğu metafizik hakikati idrak etmede yaşadığımız en büyük zorluk, yaradılışa içeriden bakıyor olmamızdır.

Bizler zaman, uzay ve maddeyle kayıt altına alınamayan metafizik gerçekleri idrak etmeye çalışıyoruz; çünkü bütün düşüncelerimiz fizikî tecrübelerimize dayanıyor. Ömrünü kutuplarda geçirmiş, suyu hep buz olarak algılayıp mânâlandırmış bir insana, yıllar sonra buharı gösterseniz ve ‘Bu da sudur!’ deseniz, onu ikna etmekte elbette zorlanırsınız.

Önceleri kâinatın -klâsik fiziğin bakış açısıyla- tamamen deterministik kurallara göre yapılandırıldığı ve işletildiği kabul ediliyordu. Determinizm prensipleri, insanlara aynı sebeplerin aynı neticelere yol açacağını öğretmişti. Daha sonraları ortaya çıkan kuantum fiziği ve izafiyet gibi sahalarda yapılan çalışmalar, maddenin en küçük ölçeğe inildiğinde, zannedildiği gibi katı olmadığını ortaya koydu. Atomlar, protonlar, nötronlar, kuarklar, gulanlar ve bunlar arasındaki irtibatı sağlayan bağlar, bilgi-akıl paralelinde yapılan değerlendirmelerin değişmesine vesile oldu. İlmî sahalarda yapılan bu çalışmalar, insanı tekrar düşünmeye zorladı. Zaten fen ilimlerimde dün yoktur, bugün vardır. Bugün îzah edilen bazı gerçekler, yarın farklı bir temelde tekrar îzah edilebilir.

Varlığın bütününe ait bilgiler olmadan, o bütünün bir parçası hakkında isabetli yorumlar yapabilmek mümkün değildir. Saatin ne maksatla yapıldığını bilmeyen bir insan, saatin içindeki her parça için farklı yorumlar yapabilir. Ancak bu yorumların tam doğruluk nispeti, ihtimal hesaplarına giremeyecek kadar düşük olur. Koskoca bir kâinatta küçücük bir noktanın acizliği ortadadır. Bu sebeple, etrafımızda gördüğümüz müthiş yaratma faaliyeti ve fizikî dünyanın sınırlı yapısı, bizi fizik kanunlarını koyan ve işleten Kuvvet Sahibi’ni düşünmeye ve O’nun bize sunduğu mesajları anlamaya zorlamaktadır. Kâinatı bu perspektiften okuyabilmek, bize Varlığın Sahibi’ne ulaşma adına büyük mesafeler aldırabilir.

Oksijen ve hidrojen elle tutulabilseydi, acaba bunların bir araya gelerek oluşmasına vesile oldukları suya ulaşılabilinir miydi? Veya sodyum ve klorun; sodyum klorürü -bildiğimiz sofra tuzunu- meydana getirmek için bir araya gelebileceğini tahmin edebilir miydik? Bir sistem kendisinden daha karmaşık bir başka sistemin meydana getirilmesinde aktif olabilir. Ancak bir sistemin kendisinin temel hususiyetlerinden tamamen farklı, yepyeni bir sistem meydana getirdiği müşahade edilmemiştir. Akıl ve şuurdan mahrum olan, rengi, kokusu vb. özellikleri ile etrafımızda gördüğümüz farklılıkları ihtiva etmeyen karbon, hidrojen, oksijen ile diğer elementlerin insan gibi bir mucizeyi –haşa– kendi kendilerine inşa ettiğine hangi akıl sahibi inanabilir? Kâinatın maddî temelini oluşturan atomik ve atomaltı seviyedeki parçaların her birini ve bunlar arasındaki olağanüstü sıkı münasebetleri izahta, sadece fizikî açıklamalar yeterli değildir. Fizik, bir hâdisenin hangi şartlarda veya nasıl tezahür ettiğini açıklamaya çalışır; fakat bu âhenkli ve mîzanlı hâdiselerin kim tarafından, hangi maksatla yaratıldığını cevapla(ya)maz. Kâinatta her şey o kadar yerli yerindedir ki, perdenin arkasındaki Zât, dâima kendini hüşyar kalblere, zinde akıllara hissettirir.

Bundan yüzyıl önce maddenin katı, sıvı ve gaz şeklindeki formlarının aslında yoğunlaşmış enerji olduğunu söyleseydiniz, insanlar size herhalde gülerlerdi. Daha sonraları, Einstein’ın ortaya attığı izafiyet teorisi ile başlayan bir vetire, maddeye yeni bir bakış açısı getirilmesine vesile oldu. Max Planck’ın ‘ısınmış maddelerin, ayrı ve sâbitleşmiş enerjilerde ışıdığı’na dâir keşfi ile ‘kuanta’ olarak bilinen enerji paketleri gündeme geldi. Bu büyük keşif, bütün maddelerin aslında yoğunlaşmış enerji olduğunu söylemekteydi. Fizikî âlemin dar kalıplarında hâdiselere izah getirmeye çalışan herkesi zorlayan bu açıklamaların hayatımızda pratik uygulamalarını görmek mümkün. Transistörler, cep telefonları, televizyonlar, mikrodalga fırınlar ve daha birçok âlet, bu sezgilere ters düşen keşiflerin ışığında yapılmıştır. Bu gelişmeler, varlığı daha derinden okuma imkânını da bizlere sunmaktadır. Kuantum fiziği çevresindeki her bir gelişme, etrafımızdaki hâdiselere ve maddeye bakışımızı yeniden gözden geçirmemize vesile olmuştur. Şimdi etrafımızda cereyan eden bazı hâdiselere kısaca bakalım:

Mıknatısların manyetik sahasına giren manyetik malzemelerin davranışlarına hepimiz âşinayızdır. Ama nasıl? Mıknatıstan yayılıp, metale yakına gelmesi emrini veren şey nedir? Peki, aynı kutuplu mıknatıslar karşı karşıya gelince, ortaya neden itme kuvveti çıkar?

Yerçekimi de bir muamma olarak karşımızda durmaktadır. Neden bir çekim vardır? Dünya’daki varlığın uzaya saçılıp gitmemesi için mi? Olabilir. Ancak yerçekiminin bir neticesi olan bu husus, “Yerçekimi neden var?” sorusunun cevabı değildir. Hem şuursuz bir varlık, diğer bir varlığı neden koruma ihtiyacı hissetsin ki?!

Elektrik, hayatımızda oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Yaptığı işleri görünce elektriğin ne olduğunu genellikle anladığımızı zannederiz. Hiç düşündük mü, elektrik nedir? Verilebilecek pek çok cevap bulunabilir. Ancak bu cevapların hiçbiri elektriğin bize neden hizmet ettiği gerçeğini izah etmez.

İnsan vücudu, yaklaşık 75 trilyon hücrenin ortak bir hayat için beraber hareket ettiği bir mu’cize makine gibi çalışır. Her bir hücre hayatın devamı için bağımsız olarak katkıda bulunmasına rağmen, insan vücudunda işlerin karışmaması, idrak sahiplerine çok şey ifade etmektedir. Duyduğumuz üzücü bir haber, gözlerimizden yaşların boşalmasına sebep olurken, korkunç bir hâdise tüylerimizi diken diken edebilir. Üzülen veya korkan hangi hücrelerimizdir?

Hücrelerin büyük çoğunluğu altı ayda bir yenilenmektedir. Eski hücre, yerini yenisine bırakırken, bilgisini de bırakmaktadır. Hücre zarı, hangi maddeleri alıp hangilerini almaması gerektiğine dâir ön bilgiye nasıl sahip olmaktadır? Hücre zarı kapı bekçiliği vazifesini kimden almaktadır? Böyle bir iş bölümünü kim yapmıştır?

Işık nedir? Nasıl ortaya çıkmıştır? Göz-madde-ışık koordinasyonu nasıl sağlanır? Işığın foton veya dalga şeklinde meydana gelmesinde belirleyici faktör nedir? Işık neden aydınlatır? Işığı meydana getiren fotonlar, bu bilgiye nasıl sahip olmuşlardır?

Şüphesiz bu soruların ilmî açıklamaları şu veya bu şekilde yapılmaktadır. İlim bize hâdiselerin nasıl gerçekleştiğini îzah etmeye çalışmaktadır. Ama bu hâdiselerin neden gerçekleştiğini izah edememektedir. Arının, balı nasıl ürettiği elbette bilinmektedir. Ama çok faydalı bir gıda olan balın, insanın hizmetine verilmesi gerektiğini şuur sahibi olmayan arılar nereden bilmektedir? Bu listeye daha pek çok soru eklenebilir. Bilim dünyasının ortaya koyduğu her yeni keşif, maddeye hükmeden bir gücün, varlık üzerindeki büyük hâkimiyetini ortaya koymaktadır. Kâinattaki müthiş âhengi, varlıkların işleyişindeki harika nizamı anlamak için, fen ilimlerinin îzah getiremediği bir yaklaşıma da açık bulunmak gerekir. Varlık âleminde meydana gelen hâdiseleri, peşin hükümlerden uzak şekilde anlamaya çalışan nazarlar, bugün ‘kâinattaki âhenk ve nizamın her şeye gücü yeten bir Yaratıcı’yı işaret ettiği’ hakikatine doğru kaymaktadır.

(Zaman, 12-2008)

Türkiye’de internet sansürü

Kurumlara bir önerim var: Pardus kullanın. Pardus yenilendi.
Sadece kullanmayın, üyelerinize eğitim verin. Pardus kullanmaya teşvik edin.
TÜBİTAK, kamu kuruluşlarında ve KOBİ’lerde kurulu bilgisayarların ulusal yazılım Pardus İşletim Sistemi ile çalıştırılması için “Güç Ortaklığı” projesini başlattı. Ayrıntılı bilgi TÜBİTAK’ın internet sitesinde ve www.ozgurlukicin.com’da.
Bu arada, Başbakan’ın youtube’a siz de girin sözlerinden sonra internet siteleri, youtube’a nasıl girileceğini yayınlamaya başladılar.
Yasalar ve yargıçlar ne kadar haşin olursa olsun, internet dünyasında onların üzerinden geçen bir yol mutlaka vardır.
Açık söyleyeyim, bu genç yazılımcılar, bu yasaları hazırlayanlardan daha zeki ve daha hızlılar.
Sanal dünya, siyasal gerçeklerin önünde koşuyor.
Gerçek dünyanın yasakçı ağa babalarının neler yapabileceklerini öngörüyor ve daha işin başında onların yapacaklarını nasıl aşacaklarının hesabını yapıyor.
Siz bu sitelere girişi yasaklayabilirsiniz ama, bir içerik linki ile sizin yasalarınız sanal dünyanın duvarlarına çarpıp paramparça olacaktır.
Gerçek dünyanın politik aktörleri, bu içerikleri sildirebilirler. O zaman da siz silme tuşuna bastığınız anda, o içeriği kopyalayarak yayınlayan bir başka merkez olduğunu unutmayın.
Hatta siz yanlışlıkla ya da içerik değişikliği ihtiyacı duyduğunuz ya da hosting parasını ödemediğiniz için bu veriler silinse bile verileriniz o merkez tarafından kaydedilecek ve yayınlanacaktır.
Yani yasakçıların hiçbir şansı yok.
İnternet ana omurgasını kapatsanız bile insanlar uydu bağlantısı ile yine ulaşacaktır bilgi kaynağına. Ya da GSM’ler ne güne duruyor. Masa üstü telefonlarla da bilgi kaynağına ulaşmak mümkün.
Bir internet sitesi var, akademisyenler için referans üretiyor. Bir başkası içerik sunuyor.
İnternet ortamında kriptolu haberleşme artık o kadar kolay ki. Çocuklar ve buna ihtiyaç duymayan profesyoneller bilmese de hackerlerın bu alemde yapamayacakları bir şey yok.
Bakın Başbakan nasıl youtube’a giriyormuş: www.youtube.com adresini explorer’a yazdığınızda karşınıza, “Erişimi mahkeme kararıyla engellenmiştir” yazısının bulunduğu koca bir beyaz sayfa çıkıyor. Ancak explorer’a www.vtunnel.com yazarsanız durum değişiyor. www.vtunnel.com adresini yazdıktan sonra karşınıza çıkan arama motoruna www.youtube.com yazın, bakın youtube karşınızda. Vtunnel.com’un içerik linkiyle yayınlanan youtube.com aynı hız ve sıcaklıkta internette emrinize amade. Ya da yasa ve yargıyı by-pass etmek için antisansur.com’u deneyebilirsiniz. Yasalar ve yargı engellerinin sanal ortamdaki koruyucu zırhı, mızrak karşısında bir örümcek ağı mesabesindedir.
İnternete karşı yasakçı bir anlayışla saldırıya geçenler, yel değirmenine karşı saldırıya geçen Don Kişot’tan daha ciddi bir iş peşinde değiller. Yasaklara yardım edenlerin yaptıkları da Şanso Pansa’lık!
Şeytanın varlığı nasıl bir realite ve ona karşı manevi bir korunma dışında korunmaya sahip değilsek, internet de öyle. Ve biz interneti doğru kullanarak bu konuda birçok kazanım elde edebiliriz. Yani internet tek başına şeytani bir aygıt değil. O bir iletişim ve bilişim aracı. Sizi ışık hızına ulaştırıyor. O zaman bu konuda umutla korku arasında bir yerde durmalı ve yüzümüzü umuda dönmeliyiz. O zaman bu işten kazançlı çıkarız.
İnternetten kaçarak değil, onu doğru ve etkin kullanarak onun zararlarına karşı bir savunma mekanizması oluşturabiliriz. Kuşkusuz bu işler yapanın yanına kâr kalmamalı. Elbette uluslararası sanal bir yargı ve denetime de ihtiyaç var. Ama bu işi abartmamak gerek.
Zaten kaçabileceğiniz bir şey değil artık internet. e-devlet, e-okul, e-iş projeleri ve media ile internet hayatımıza girdi. Geri dönüş de yok. O zaman şikâyet etmek yerine çözüm üretmeliyiz.
Hadi kızlar yazılım kurslarına! Sıradan kullanıcılar değil, uzman programcılar ve bilgi üreticileri, yöneticileri olmamız gerekiyor. Ve bu konuda uzmanlaşmak için yapacağınız yatırım, bir büfe yatırımı ya da dokuma tezgahı yatırımından daha az.
İnternet, hayatımızı radikal şekilde değiştirecek. Siyaset bu süreçten etkilenecek.
İnternetin faydaları, çocuk pornosu ve Atatürk’ü koruma çabalarından daha önemli ve öte şeyler.
Keşke bizim sermayedarlar da artık bu konuya yatırım yapsalar. İçerik sağlayıcı, içerik sunucu, program yazılımı gibi alanlarda bir şeyler yapsalar.
İnternet darbecilerin de işini zorlaştırıyor. Resmi ideoloji ve resmi tarihi de zorluyor. Resmi din algısını yerle bir ediyor.
Türkiye bir garip ülke. Dünyanın en şanslı ülkelerinden birinde yaşıyoruz, ama bir national database’imiz yok. Hostinglerimiz bile dışarıda. Youtube yasağını tartışıyoruz hâlâ. Entegre bir yazılım üssümüz, yazılım marketimiz, simülasyon merkezimiz bile yok. Abuk subuk tekno parklara çuvalla para ödüyoruz, ama hâlâ bir master plana sahip değiliz.
Kamu e devlet- e-belediyecilik gibi giderek bir HW, SW, bilgi çöplüğüne dönüyor. Yüzde bir diyeceğim ama abartılı bulunacak, onda bir maliyetle on katı daha hız ve etkinlikte, etkin kapasiteye sahip projeler üretebiliriz ama ihale açarak e’leşmeye çalışıyoruz.
Hâlâ Pendik projesi ve Eskişehir projeleri hayata geçirilebilmiş değil. El insaf. Sebeblerine bakarsanız öyle komik bahaneler ki!
Bu ülkede başbakan bile, yasal engelleri sanal yöntemlerle aşmak zorunda kalıyorsa, peki sizce biz nerede, ne zaman, nasıl bir yanlış yaptık ve nereden başlamalıyız bu yanlışı düzeltmeye?
Selam ve dua ile.

(Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2008-11)

The Drop Tower of the Bremen University

Fallturm Bremen is a drop tower at the Center of Applied Space Technology and Microgravity at the University of Bremen in Bremen. It has a 123-meter-high drop tube, in which for 4.74 seconds, or for over 9 seconds, weightlessness can be produced. The entire tower, formed out of a reinforced concrete shank, is 146 meters high. (Wikipedia)

The Universum Bremen

The Universum Bremen is a science museum in Bremen, Germany. Visitors are encouraged to interact with most of the approximately 250 exhibits. It receives on average 450,000 visitors annually. The Universum Bremen opened in September 2000 near to the University of Bremen, Germany.

3 km derinlikteki canlı

Güney Afrika’daki Mponeng altın madeninde; yerin üç kilometre altında, 60 derece sıcaklıkta, zifiri karanlıkta ve oksijensiz sularda yaşayan dünyanın en yalnız canlı türü bulundu.

Bu buluş, sadece bir tek biyolojik türün yaşadığı ilk ekosistem. Bu bakteri, oksijene ihtiyaç duymadan, su, hidrojen ve sulfat ile ihtiyaçlarını karşılayabildiği için dünya dışındaki bir ortamda yaşayabilecek canlıların araştırılmasında kullanılabilecek en uygun tür olarak görülüyor.

Jules Verne’in Dünyanın Merkezine Yolculuk kitabında, Profesör Lidenbrock’un, “Descende, Audaxviator, et terrestre centrum attinges”(Derinlere in cesur yolcu ve dünyanın merkezine ulaş) sözünden hareketle bakteriye “Cesur yolcu” anlamına gelen “Desulforudis audaxviator” adı verildi.

(samanyoluhaber.com, 2008)

Çin’lilerin gözetleme sistemi, Skype’deki mesajları kaydediyor

Araştırmacılar, Çin’in, anlık yazışma ve sesli iletişim programı Skype üzerinden gerçekleştirilen görüşmeleri takip ettiğini ortaya çıkarttılar. Kanadalı araştırma grubu Citizen Lab’ın, Çin’de siyaseten hassas olarak nitelendirilen kelimeleri içeren bir veri tabanı bulduklarını açıklaması endişeye neden oldu. Kamuya açık bulunan veri tabanının kişisel bilgileri de içerdiği belirtiliyor. Toronto Üniversitesi’nde, konuşlu bulunan Citizen Lab’in araştırmacıları, keşfettikleri ‘gözetleme’ sisteminin, Skype aracılığıyla gönderilen her sesli ve yazılı mesajı kaydettiğinin tespit edildiğini açıkladılar.

(www.turk.internet.com, 2008)

Tüm minerallerin sertlik şampiyonu: Elmas

Pırıl pırıl parlayan bir elmas ile sağlam bir matkap ucu arasındaki ortak nokta nedir? İşlenmemiş ham elmas “tüm minerallerin, tüm malzemelerin” sertlik şampiyonudur. Bu nedenle kristal elmas her türlü malzemeyi kesme, delme ve düzlemede, yani aşındırıcı olarak kullanılır.

Sertlik; dıştan gelen kuvvetlerle minerallerin çizilmeye karşı gösterdiği dirençtir. Mineralleri sertlikleri yardımıyla tanıma kolaylığı vardır. Bir mineral diğeri tarafından çizdirilerek izafi sertlik değeri belirlenebilir. Tüm minerallere sertliklerini belirlemek amacıyla puanlama yapan bilim adamları, elmasa 10 üzerinden 10 puan vermeyi uygun bulmuşlardır. Peki elması bu kadar sert yapan nedir?

Kurşun kalemlerde kullandığımız kırılgan ve yumuşak grafit uç ile elmasın aynı atomlardan oluşması oldukça dikkat çekicidir. Grafit de tıpkı elmas gibi karbon atomlarından oluşur. Ne var ki biri oldukça yumuşak iken diğeri alabildiğine serttir. Biri kara bir kömür parçası gibi iken diğer pırıl pırıl bir yüzeye sahip olabilmektedir. Biri doğada son derece bol bulunurken diğerine rastlamak çok zordur. Tabi ki tüm bu nedenlerden dolayı elmas, grafit ile kıyaslanamayacak maddi bir değere sahiptir. Peki karbon atomu nasıl olup da birbirinden bu kadar farklı iki kimliğe bürünebilmektedir?

İsterseniz bu farklılığa girmeden önce biraz elması oluşturan karbon atomlarından bahsedelim. Karbon atomu canlılar için son derece önemlidir. İngiliz kimyager Nevil Sidgwick de, Chemical Elements and Their Compounds (Kimyasal Elementler ve Bunların Bileşikleri) adlı eserinde bunu şöyle vurgular:

“Karbon, yapabildiği bileşiklerin sayısı ve çeşitliliği yönünden, diğer elementlerden tamamen farklı, özgün bir yapıdadır. Şimdiye dek karbonun yarım milyonun üzerinde farklı bileşiği ayrılmış ve tanımlanmıştır. Ama bu bile karbonun güçleri hakkında çok yetersiz bir bilgi verir, çünkü karbon tüm canlı maddelerin temelini oluşturur.”

Karbonun sadece hidrojen ile kurduğu farklı bağlar, “hidrokarbonlar” olarak bilinen büyük bir aileyi meydana getirir. Bu aile içinde; doğal gaz, sıvı petrol, gaz yağı, kerosen ve çeşitli makina yağları vardır. Etilen ve propilen olarak bilinen hidrokarbonlar ise petrokimya endüstrisinin temelidir. Başka hidrokarbonlar da benzen, toluen ve turpentin gibi bileşikler meydana getirir. Giysilerimizi güvelenmekten koruması için dolaplara konan naftalin bir başka tür hidrokarbondur. Klor veya florla birleşen hidrokarbonlar ise anestezi maddeleri, yangın söndürücüler ve buzdolaplarında kullanılan freonlar gibi farklı maddeleri oluşturur.

İşte elması elmas yapan karbon böylesine önemli bir atomdur. Elmasın kristal yapısı, kristal dünyasındaki en mükemmel örnektir. Bir benzeri daha yoktur. Elmas kristallerinde karbon atomları elmasa sertlik özelliğini kazandıracak ideal bir geometrik düzen içindedirler. Grafit de karbondan oluşmasına karşın atomları elmastaki gibi bir düzen ile sıralanmazlar. Bu durum bilim adamları tarafından “allotropi” olarak adlandırılır.

Bir elementin atomlarının uzayda farklı farklı şekillerde dizilmesiyle oluşan yapıya allotropi denir. Bu olayı gerçekleştiren atomlara da allotrop atomlar denir. Bu olayı şöyle de örnekleyebiliriz;

Bir tuğla fabrikasından üç ayrı parti halinde 10.000′er tane tuğla alalım ve bu tuğlalar birbirinin aynısı olsun. Biz bu tuğlaları üç ayrı ustaya verelim. Bu ustalar birbirinden bağımsız, istedikleri gibi birer duvar yapsınlar.
Acaba bu duvarlar birbirinin aynısı olur mu? Duvarların sağlamlıkları aynı mıdır? Tuğlaların sanatsal dizilişleri aynı mıdır?

Bu soruların cevabı evet ise allotrop duvarlar oluşmadı. Yok eğer cevaplar hayır ise allotrop duvarlar oluştu diyebiliriz. Oksijen gazı ile Ozon gazı oksijen atomlarının allotroplarıdır. Elmas, Grafit ve amorf karbon, karbon atomunun allotroplarıdır. Beyaz Fosfor ile Kırmızı Fosfor, fosfor atomunun allotroplarıdır. Rombik kükürt ile Monoklin kükürt’ te kükürtün allotroplarıdır.

Elması değerli kılan tüm özellikleri, oluşumu sırasında ortaya çıkan şartlara bağlıdır. Doğal elmasın oluşumu için olağanüstü koşullar, yani aşırı yüksek sıcaklık ve basınç gerekir. Elmas yerkabuğunun derinliklerinde doğar. Erimiş elmas içeren kısımlar yüzeye fışkırıp donabilir, ancak bu olay çok nadiren gerçekleşir. Bu nedenle yeryüzünde çok az sayıda elmas yatağı vardır. Zengin yatakların sayısı ise birkaçı geçmez. Doğal elmasın yapısı ve oluşum şekli bilim adamları için yol gösterici olmuş ve bu sayede yapay elmas üretilebilmiştir. Bazı denemeler sonunda, 100 bin atmosfer basınç ve üç bin derece sıcaklık altında tutulan grafit, elmas haline getirilmiştir. Ancak üretilen sentetik elmaslar, doğal olanları kadar değerli değil. Bu nedenle yapay elmaslar, çok sert yapılarından dolayı endüstride bir çeşit zımpara olarak kullanılmaktadır.

Elmaslar üç çeşittir:
A) Asil elmas: Asıl ve kıymetli olan elmastır. Ölçü birimi kırat (karat) tır. 1 kırat 0,205 gramdır. Mücevher olarak kullanılır.
B) Bort: Yarı saydam ve lifi yapılı bir elmastır. Asıl elmastan daha sert olduğu için, iyi cins elmasları traş etmede kullanılır. Ayrıca sondaj sanayisinde elmas kron yapımında kullanılır.
C) Karbonado: Şekilsiz ve siyah renkli bir elmas çeşididir. Bunun da sertliği asıl elmastan fazladır. Sondaj ekipmanları imalatında kullanılır.

Kimyager Sidwick’in de belirttiği gibi içinde sadece 6 proton, 6 nötron ve 6 elektron bulunduran karbon atomu tam bir mucizedir. Sadece atomlar arasındaki bir sıralama farklılığının bu kadar farklı sonuçlar doğurması ve bu sonuçların insanlığa büyük imkanlar sunması Allah’ın bir lütfu olduğunu anlamamıza yeter. Kaldı ki karbon atomunun canlılık için önemli olan herhangi bir özelliğinin dahi tesadüfen oluşması imkansızdır. Kısacası diğer her şey gibi karbon atomunu da tüm özellikleriyle birlikte Allah yaratmıştır.