Muzik calici calismiyor


FEN-TEKNOLOJİ

Cep Telefonunun Mucidi Yeni Telefonlardan Rahatsız

23 nisan 1973 yılında dünyada ilk kablosuz telefon görüşmesini yapan adam Martin Cooper, cep telefonlarını şu tarihte üstlenmeye çalıştığı rolden çok rahatsız. O yıllarda Motorola’nın taşınabilir telefon projesinde baş mühendis olara çalışan Cooper, geçtiğimiz günlerde Motorola tarafından düzenlenen bir konferansa katlarak şikayetlerini anlattı.

Martin Cooper ve cep telefonu

Martin Cooper ve cep telefonu

Aynı anda herşeyi yapmaya çalışan bu cihazlar aslında hiçbir şeyi düzgün yapamamaya doğru gidiyor şeklinde konuşan 80 yaşlarındaki Cooper, işlerin daha temel haline dönmesi gerektiğini düşünüyor. Teknolojinin geişmesine bir lafım yok diyen Cooper amca, yoğunlaşılması gereken şeyin temel işlevlerin mükemmel hale getirilmesi olduğunda ısrarcı.

(http://yahoyt.com, 11-2009)

İnternette Geleceğin Hedefi

İnternet 40′ına bastı, sıra ‘duvar’ı konuşturmaya geldi.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Leonard Kleinrock’un liderliğinde hayatımıza 1969′da giren internet, 40 yaşına bastı. Prof. Kleinrock, “40 yıl önce internet denildiğinde Facebook, Tweeter ya da YouTube akıllara gelemezdi. Bundan sonraki adım, internetin gerçek anlamda hayata dahil olması. Öyle zaman gelecek ki, konuştuğum duvarlar bana cevap verecek” dedi.

Prof Leonard Kleinrock

Prof. Leonard Kleinrock

Hayatın vazgeçilmez bir parçası olan ve teknolojinin en büyük nimeti kabul edilen internet, 40 yaşına bastı. 1969′da Kaliforniya Üniversitesi’nden (UCLA) Prof. Leonard Kleinrock’un liderliğini yaptığı bir grubun, iki bilgisayarı ortak ağ üzerinde iletişim kurabilir hale getirmesiyle başladığı kabul edilen internet serüveninin yeni yaşı törenle kutlandı. İnternetin babası olarak kabul edilen 75 yaşındaki Prof. Kleinrock, “Sıradaki adım, interneti gerçek anlamda hayata dahil etmek. İnternet her yerimizi kaplayacak. Öyle bir zaman gelecek ki, odanın içinde yürüyeceğim ve benim orada olduğumu bilecek. Konuştuğum duvarlar bana cevap verecek” dedi.

ABD ordusunun desteği

İki bilgisayarın birbiri ile iletişim kurması prensibine dayandırılarak başlatılan çalışmalar için ABD ordusunun Gelişmiş Araştırma Projeleri Ajansı kapsamında bütçe desteği sağlandığı hatırlatıldı. ‘ARPANET’ adını alan bu projenin, 29 Ekim 1969′da meyvesini vererek bilgisayardan bilgisayara ilk iletişim ağı temellerinin atıldığı vurgulandı.

Demokratikleşme serüveni

İnternetin bir çeşit demokratikleştirme serüveni olduğunu ve herkesin eşit söz hakkının bulunduğunu söyleyen Prof. Kleinrock, “Artık geri dönüş yok. Bunun fişini çekemeyiz. İnternet çağı ortada. 40 yıl önce internet denildiğinde Facebook, Tweeter ya da YouTube’un akıllara geleceğini hiç tahmin etmemiştim. İnternet her geçen gün hayatımızdaki yerini biraz daha artırıyor” yorumu yaptı.

Ateşten sonra en büyük

İnternetin “Ateşin keşfedilmesinden bu yana yapılmış en büyük teknolojik icat” olduğunu savunan Electronic Frnontier kurucularından John Perry Barlow, insanların kâr amacı gütmeden internet özgürlüğü için verdikleri mücadelenin, ‘internet kullanmanın’ engellenemez bir insan hakkı haline geldiğinin göstergesi olduğunu dile getirdi.

Çok ayrı bir güç

ABD’de kendi ismini taşıyan blog sitesi ile ünlü Arianna Huffington internetin, insanların bakış açılarını değiştirdiğini söyledi. İnternetin olaylara farklı açılardan bakılmasını sağlayarak kendini düşünmek yerine toplumu ve dünyayı dışardan görmesine yardımcı olduğunu söyleyen Huffington, “İnternet çok ayrı bir güç” dedi.

Bugün 1.7 milyar kişiyi kavradı

1985′te, 16 milyon kişi elektronik posta ile haberleşebilir hale gelmişken, asıl sıçrama, web tarayıcılarının devreye girmesiyle gerçekleşti.2001 yılında 513 milyon kişi internete bağlanabildi.Bugün dünyada 1.7 milyar kişinin internete bağlandığı tahmin ediliyor.

Balonu görüp internetten bildiren 40 bin dolar alacak

İnternetin 40 yaşına basması nedeniyle, ABD kıtası genelinde 10 büyük uçan balonu iki gün boyunca gökyüzünde serbest dolaşacak. Gördüğü balonunun nerede olduğunu bilgisayar kullanarak haber verecek olan ilk kişi, 40 bin dolar para ödülü kazanacak. Bu yolla internetin ne derece yaygınlaştığı da ortaya çıkacak.

İlk denemede sistem çöktü

29 Ekim 1969′da mühendis, bilgisayar uzmanı Leonard Kleinrock ve arkadaşlarının UCLA’daki laboratuarlarına konulan büyük gri kutu, yüzlerce kilometre uzaklıkta Stanford Araştırma Enstitüsü’ndeki (SRI) başka bir bilgisayara bağlandı.

Üniversite öğrencisi Charley Kline, UCLA’dan SRI’daki makineyle bağlantı kurmak için ‘login’ komutunu kullanacaktı. Ancak ilk deneme, ara birim işlem yapıcı için fazla geldi ve sistem daha şifreyi yazamadan çöktü.

Uğraşlar sonucunda bağlantı kuruldu, ancak bundan sonraki süreç daha yavaş işledi. 1981′e gelindiğinde şebekeye sadece 213 bilgisayar bağlanabilmişti.

(www.timeturk.com, 10-2009)

Küçük Bir Dikkat Testi

Üç işlemi bir dakikadan kısa sürede yapabilecek misiniz?

Aşağıdaki şekilde C’yi bulun:

Dikkat Testi-1

Şimdi de N’ yi bulun:

Dikkat Testi-2

Son olarak 6′ yı bulun:

Dikkat Testi-3

ABS, AC, MSR, ASR,BAS ne demek?

Otomotiv sektörünün son teknolojiyi kullanmasıyla ortaya çıkan birbirinden donanımlı araçlar, daha fazla konfor ve güvenlik sunmanın yanı sıra sürücülerin bilmek zorunda olduğu bazı elektronik kısaltmaları da beraberinde getiriyor.

Türkiye’de bundan 10 yıl önce genellikle sade donanımlı otomobiller kullanan sürücülere, özellikle son 5 yıldır adeta teknoloji harikasına dönen araçlar daha büyük sürüş keyfi yaşatırken, bir yandan da otomobillerin elektronik donanımlarını en iyi şekilde öğrenmenin zorunluluğunu getiriyor.

Sürüş güvenliğini en üst seviyeye çıkaran ve daha önceleri genellikle üst sınıf otomobillerde görülmesine alışık olunan elektronik donanımların, alt sınıftaki modellerde de yaygınlaşmaya başlaması sonucu, bir süre öncesine kadar ”AC (Air Condition)”, ”ABS (Antiblock Brake System), ”EBD (Electronic Brake Distributor)” gibi terimlere aşina olan sürücüler, artık ”ESP”, ”BAS”, ”MSR”, ”ASC+T” gibi kısaltmalarla da sıklıkla karşılaşıyor.

Otomobil Terimleri

Araba modellerinde kullanılan ve sürücülerin öğrenmek için neredeyse sözlük yardımına ihtiyaç duyacağı bazı elektronik donanımların kısaltmalarının anlamları şöyle:

ESP: Elektronik Stabilite Programı (ESP), sensörler sayesinde otomobilin seyir halinde çizgisini korumasına yardımcı olur. Böylece, araç savrulmadan stabil bir şekilde seyrini sürdürür.

BAS ya da EBA: ”Brake Assist System” ve ”Emergency Brake Assist”in kısaltmaları olan BAS ve EBA, sürücünün fren pedalına sert basması halinde devreye girerek, fren gücünü tam olarak devreye sokar.

ABS: ”Antiblock Brake System”in kısaltması olan ABS, sürücülere, tekerlekler kilitlenmeden fren yapma olanağı sağlar. Ani frenler veya ıslak zeminlerde devreye giren ABS, kullanılan aracın manevra ve kontrol yeteneğini artırarak, sürücüye yardımcı olur.

MSR: ”Motor Schleppmomenten Regelung”un kısaltması olan MSR, özellikle kaygan zeminlerde, sürücünün ayağını gaz pedalından çekmesiyle oluşacak kaymayı, motor torkunu kullanarak önlemeye çalışır.

ASR: ”Anti Schlupf Regelung”un kısaltması olan ASR, araçların patinaja düşmeleri önler. Türkçe’ye antipatinaj sistemi olarak çevrilebilecek ”ASR”, patinaja geçildiğinde çekiş olan tekerleklere giden gücü kontrol eder ve tutunmayı sağlar.

EBD: ”Electronic Brake Distributor”ün kısaltması olan ”EBD”, fren yapılması halinde gücün ön ve arkadaki akslara dengeli şekilde dağılmasını sağlar. Böylece, güvenli fren yapılmasına yardımcı olur.

ASC+T: ”Elektronik çekiş kontrol sistemi” olarak tanımlanan sistem, aracı seyir halindeyken sensörler aracılığıyla sürekli takip eder. Sürücü, tehlike yaratacak durumlarda aracına gaz verse bile, sistem motor gücünü sınırlar.

EPB veya APB: Klasik el freninin yerine geçen bu sistemde, el freni, anahtar kontak yuvasından çıkarıldığında otomatik olarak devreye girer. Sistem, bazı modellerde, motor yeniden çalıştığında, bazı modellerde de bir butona basılarak devreden çıkarılır.

Tiptronic: Araçlardaki şanzımanın manuel ya da otomatik olarak kullanılmasına olanak sağlar.

Cruise Control: Otomatik hız kontrol sistemi olarak tanımlanan ”Cruise Control” sürücü tarafından devreye sokulduğunda, aracın hızını sabitler. Sistem devreden çıkarılmak istendiğinde, gaza, frene ya da sistemi çalıştıran düğmeye yeniden basılması gerekir. Günümüzdeki bazı yeni nesil modellerde kullanılan, ”Akıllı Cruise Control” ise sensörler aracılığıyla öndeki araçla olan mesafenin daraldığını tespit eder etmez, aracı yavaşlatır ve daha sonra hızı tekrar ayın seviyeye otomotik olarak getirir.

SRS: araba kabinindeki sürücü ve yolcuların bir kaza anında korunması amacıyla geliştirilen ”Airbag” veya ”SRS (Suplementary Restraint System)”, Türkçe’ye ”hava yastığı” olarak geçti. Emniyet kemeriyle birlikte kullanılmaları halinde maksimum koruma sağlayan hava yastıkları, çarpışma sırasında, çok kısa bir süre içinde otomatik olarak devreye girer.

(Milliyet, 2005)

Güvercin İnternetten Hızlı Çıktı

Güney Afrika’nın lider İnternet servis sağlayıcısı Telkom’un yavaşlığından bıkan bir grup çektikleri çileyi herkese göstermek için çok ilginç ve eğlenceli bir yol denediler. Aralarında 90 km mesafe bulunan iki nokta arasında 4 GB boyutunda bir veriyi taşımak için Telkom’un karşısına çok eski bir rakip çıkardı.

İki nokta arasında 4 GB’lık veri aktarımı yapmak için Telkom’un ADSL hattına rakip olarak bir posta güvercini çıkarıldı. Ayağına bağlanan 4 GB’lık USB belleği 1 saatten biraz fazla sürede hedefine ulaştıran güvercin Telkom’a açık ara fark attı. Aynı süre içinde ADSL hattı üzerinden gönderilmek istenen veri ancak %4 seviyesine ulaşabildi.

(Timeturk, 10-09-2009)

Büyük Galaksiler Küçükleri Yutuyor

Uzayda da büyük balık küçük balığı yutuyor. Azman galaksilerin kendilerinden küçün galaksileri yutarak, yamyamlıkla büyüdüğü bilimsel makale konusu oldu.

İngiliz bilim dergisinde yayımlanan bir makaleye göre, en yakın komşu gök ada, Andromeda galaksisi tarafından soğrulan veya parçalanan cüce galaksi kalıntıları, galaksilerin “kozmik yamyamlıkla” genişledikleri modelini doğruluyor.

Kanada Victoria’daki Herzberg Astrofizik Enstitüsünden Alan McConnachie ve meslektaşları Nature dergisindeki makalelerinde, “M31′in (Andromeda’nın diğer adı) gelgit etkisi tarafından tahrip olan cüce galaksilerden geriye kalan yıldız ve gök cisimleri tespit ettik” ifadesini kullandılar.

Gözlem sırasında elde edilen görüntülerin, Andromeda’nın şiddet dolu geçmişi ve en çok bilinen uydu komşusu “Üçgen” ile ilişkileri konusunda büyük bilgi sağladığı yorumunu yapan bilim adamları, Andromeda’nın ortasındaki diskin çevresinde yer alan yoğun bölgede, ortaya çıkmaları için yeterince gaz yoğunluğu bulunmamasından ötürü tam oluşmamış yıldızlar keşfettiklerini belirttiler.

Üçgen adlı galaksinin de, “M31 ile son karşılaşmalarının kanıtlarını taşıyan” yıldızsal bir yapı ile çevrili olduğunu ve milyonlarca yıldızın Üçgen’in dışına püskürtülmüş halde bulunduğunu belirten astronomlar, bu “karşılaşmanın”, 2 milyar yıldıza sahip Üçgen’in, 100 milyar yıldızı bulunan dev komşusu Andromeda’ya “sadece” 130 bin ışık yılı yaklaşmasıyla birkaç milyar yıl önce meydana geldiğini tahmin ediyorlar.

Gök bilimcilere göre, bu geçiş sırasında Andromeda’nın diskinin de karışması, Üçgen’in devasa komşusunu beslediğini gösteriyor.

Astronomlar, bu durumun, daha küçük galaksilerin galaksilere katılımıyla, “galaksilerin hiyerarşik oluşum modeli” ilkesini doğruladığını belirtiyorlar.

Uluslararası astronom ekibi, Andromeda’nın Samanyolu’nun 2,5 milyon ışık yılı (1 ışık yılı: 9 bin 500 milyar km) uzağında bulunan “banliyösünü” gözlemlemek için Kanada-Fransa-Hawai teleskobunu kullandılar.

(AA, 09-2009)

ABD’li Astronotlar Aya Gitti mi?

“Aslında Ay’a hiç gidilmedi. Bu Amerikalıların kocaman bir yalanı” diyenleri sevindirecek ve iddialarını güçlendirecek bir gelişme daha yaşandı. Ay’a ilk adımı atan Amerikalı astronotların dönemin Hollanda Başbakanı’na verdikleri Aytaşı sahte çıktı.

AY’DAN GELEN KÜTÜK

Ay’a ilk adımı atan Amerikalı astronotlar Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’in 1969′da dönemin Hollanda Başbakanı’na verdikleri Ay’dan getirilen kaya parçası sahte çıktı. Amsterdam’daki devlet müzesinin sorumluları müzede bulunan ve her yıl on binlerce ziyaretçiyi müzeye çeken, 500 bin dolar civarında değer biçilen kaya parçasının aslında taşlaşmış ağaç parçası olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmayı yapan Xandra Van Gelder, müzenin taşı saklamaya devam edeceğini söyleyerek, “Bazı sorular cevaplanmamış olmakla birlikte iyi bir hikaye. Epey gülebiliriz buna” diye konuştu. Kaya parçası eski Hollanda Başbakanı Willem Drees’e Neil Armstrong, Michael Collins ve Edwin “Buzz” Aldrin tarafından çıktıkları dünya turu sırasında, Ay’a ilk ayak bastıkları görevin ardından verilmişti.

ORİJİNAL GÖRÜNTÜLER DE KAYIP

Şüphelendiren gelişmeler sadece sahte “aytaşı”yla sınırlı değil. Bilindiği gibi Ay’a ilk insanın ayak bastığı tarihi görüntülerin de stüdyoda çekildiği yönünde eleştiriler bulunuyor. Üstelik Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’nın “insanın aya ilk ayak bastığı 1969′da çekilmiş orijinal görüntülerin kayıp olduğu ve tüm aramalarına rağmen henüz bulamadıkları” şeklinde resmi açıklamaları da mevcut. Açıklamaya göre kayıp kayıtlar arasında astronotların sağlık durumları ve uzay aracının durumu hakkındaki bilgiler de bulunuyor.

Rahmetli üstad Necip Fazıl da o yıllarda “Ay Yalanı” başlıklı çarpıcı bir yazı yazarak olaya başka bir açıdan yaklaşmıştı. İşte Büyük Doğu’nun 1969 yılında yayımlanan 4. sayısındaki nefis yazısı;

AY YALANI

Necip Fazıl KISAKÜREK

Tekrar münasebet kurduğum “Bugün” gazetesinde çıkan “Ay Hikayesi” isimli ilk yazımı okuyanlar, delalet ve ihtilatları bakımından bu son derece mühim dava üzerindeki fikirlerime dikkat etmişlerdir. Günlük gazeteye nisbet, daha geniş bir tahlil ve terkib tezgahı ve mücerred fikir yatağı mecmua olarak şimdi Büyük Doğu sütunlarında bu davayı,  tam entelektüel planda, en derin ve mahrem köklerine kadar irca etmek mevkiinde bulunuyorum.

Her şeyden evvel bildireyim ki, bu mevzuda inceden inceye tetkik ve takib ettiğim Batı matbuatı, bana hadisenin, İngiltere müstesna, dünyanın hiçbir yerinde tam manalandırılamadığını göstermiştir.  İngiltere’deki manalandırma ise malum İngiliz gurur ve istihzacı sinsiliği (İngiliz sinizmi) içinde ancak sathî ve kısmîdir.  İngilizler “Perişan edilen Dünya dururken Ay’la bu kadar uğraşmaya değmez!” hükmünden başka bir teşhise varabilmiş değiller. Hadise, umumiyetle dünyada, parmak ısırma ve çene düşürme tesiri doğurmuş ve müsbet bilgiler harikası olarak gözlere mucize çapında görünmüştür. Sadece “Anglo-Sakson”larla Cermenler ihtiyatlı, İslav’lar kıskançlıkları yüzünden şüpheli, Latin’ler ise her zamanki mizaçları icabı hayran ve feveranlıdır. Şu var ki, henüz Garb’ın büyük fikir laboratuarından hüküm çıkacak kadar vakit de geçmiş değildir.

Evet,  Ay’a gidiş davası bizim gözümüzde fezaya sığmayacak kadar büyük, Samanyolu çapında bir kuyruklu yalan.

Bu yalanı sakın, Ay’a gidilemediği ve insanoğlunun Amerikanvari bir film senaryosuyla aldatıldığı manasına almayınız! İlk yazımda işin bu tarafına da bir pay ayırmış ve “Ay’a gidildiğini kabul etmek, gidilmediğine hükmetmek kadar zordur!” demiş olmama rağmen, bugün hem de Ay’a gidişi kat’i bir vakıa sayarak kaydediyorum ki ortada, bütün insanlığa yutturulmaya çalışılan mutlak bir yalan vardır. O da, Ay’a gidildiği değil, bu münasebetle müsbet bilgiler marifetine biçmek istedikleri yeni ehliyet ve selahiyettir. Evet; Ay’a gimiş olmak vesilesiyle, günün müsbet bilgiler mutekidi maddeci insanı, kainatın esrarını aydınlatmakta kendini en ehliyetli ve selahiyetli “dedektif” olarak satmaya hazırlanmaktadır. Öyle bir “dedektif”ki, zabt ve fethi muhal bilinen ötelere ait itikatları tek tek tutuklayıp kelepçelemek, karakol nezarethanesine tıkmak, nihayet fezanın son tahtaperdesine copla vurarak “Her şey bu kadar ve gerisi insanoğlunun uydurması!” hükmünü vermek, yani bütün sebep ve neticeleriyle kainatın tek izahçısı ve “raportör”ü mevkiine geçmek istidadında. . . Bu tavır, Ay’a gidenlerden veya onları gönderenlerden ziyade, hadisenin seyircilerinde ve inananlarında, kısacası Batılı yarı münevverde ve taklitçisi Doğulu çeyrek aydında şimdiden başlamıştır.

Nuruosmaniye Caddesinde bir kitapçıda otururken, kapıda turist arabalarına karşı favorili ve top enseli iki gencin şöyle konuştuğunu duydum:

- Boşlukta ne yapmışlar, ne görmüşler, ne bulmuşlar?

- Allah’ın (haşa) yatak odasına girmişler ama hiçbir şey bulamamışlar!

Yakın zamanlarda ölen Rus astronotu “Gagarin” demiş ti ki;

- Fezayı dolaştım, Allah diye bir şeye rastlamadım!

Bu aşağının bayağısı küfür nev’ini yabana atmayın! Onu neyin ve nasıl doğurduğuna dikkat edin! Düşünün ki saniyede 300 bin kilometre hızla akan ışık, küremizden Ay’a bir buçuk saniyeden az bir zamanda varmaktadır. Buna karşılık, fezanın o da ölçülebilen kadarıyla belirttiği mesafe, ışığın bir milyar yılda varabileceği bir uzaklık arz ediyor. Ve akıllara zarar verici bu korkunç kemiyetin belirdiği keyfiyet, mekan ifadesiyle zamanı aşıyor. Benim ışığını şu anda gördüğüm bir “Galaksi”, bir milyar sene evvelki haliyle karşımdadır veya onu bugünkü haliyle görebilmek için bir milyar sene beklemek lazımdır. Bu arada da o, ya var, ya yoktur;ya varlığını muhafaza etmekte, yahut çoktan eriyip gitmiş bulunmaktadır. Ve bu akıl yırtıcı mesafe mefhumu kim bilir, küllî hakikatın önünde ne kadar cüz’î bir varlık ifadesi! O feza ki, belirttiği kemiyet cinneti hiçbir sabit noktaya dayanmamakta;onun içinde en uzak yıldıza kadar bütün kainat, kendi ve birbiri etrafındaki hareketlerinden başka, topyekun bir istikamete doğru kaymakta, her an yer değiştirmektedir.

Astronomi ilminin fezada hecelediği her harfi İlahî varlığa bir delalet kabul eden büyük temsilcisi “Flamaryon”, işte fezaya bu toptan bakışın terkibî manasını getirirken, feza mikyasına göre bize 1 milimetrenin milyarda biri kadar kabul edebileceğimiz Ay’a gitme davasını, insanoğlunun kainatı zabt ve kainat esrarına hükmetme başarısı diye ele almak ve bundan feza çarpı feza kadar derin ruh hakikatlarını inkar neticesini çıkarmak, sadece eşeklik ve bizzat kendi ilimlerinde cahilliktir.

Mevlana’nın harika bir teşbihi var: Bir katır işiyor. Yerde bir idrar birikintisi. Pisliğe bir saman çöpü düşüyor ve üstüne bir sinek konuyor. Ve sinek kendisini okyanusta zannediyor!

İşte son müsbet bilgi harikasının ahmak şımarıklıklarını izah eden şaheser tablo!

Yoksa dava, harika olmaya harikadır;fakat mucize olmak bakımından, mahalle çocuklarının malum uzuvlarıyla yaptıkları havada kavis çizme yarışından daha adi ve basit. Eğer bu harika , şımartacağı ve İlahî esrar hududuna tecavüz ettireceği yerde, teslimiyeti ve iman emrinde kainat fethine memur insanî memuriyeti dile getirmeye vesile olsaydı-ki zaten işin hakikati bu olmak gerekir-İslam davasına tam intibak eder, müsbet bilgilere de hakiki rütbesi verilmiş olurdu.

Kafalara dank etmesi lazımdır ki, Allah’ın kudretine had tanımayan İslam dininin korkabileceği hiçbir keşif yoktur ve bu hakikatın mahfuz tutulması şartıyla ve eğer yapılabilirse, Güneşe elektrik faturası kesmek ve Merih’e teleferik işletmek bile caizdir.

Hristiyanlığın başarısı gibi gösterilmek istenen hadiseye, düne kadar dünyanın döndüğünü bile inkar eden Hıristiyanlıktır ki, İslam gözüyle bakamaz. Eğer bakabilseydi makinenin keşfinden sonra ruh emrinden sıyrılmaya başlayan müsbet bilgileri maiyetine almayı bilir ve bu günkü Batı buhranının doğmasını engellerdi.

Müsbet bilgilerin,  ruh emrinden sıyrılıp muallakta kaldığı ve binbir keşif oyuncağına rağmen insanoğlunu teselli edemediği bir hengamede onun kendisine yeni bir müeyyide ve idealleştirme iklimi araması diye ifade edebileceğimiz hadise, işte böyle, biri tam küfre, öbürü tam imana sapan iki yol ağzında bulunuyor.  Hadiseden en büyük ibret ve fayda dersini almak da Müslümanlara düşüyor.

Bakalım “Vatikan”dan teleskopla fezayı seyreden Papa’dan,  Ay emperyalizmasını dünya emperyalizmasına çevirmek için,  tam da astronotların yere indiği gün yabancı ülkelere seyahate çıkan Amerika Başkanına kadar, tutacakları istikamet ne olacak?

Dava, Ay yalanını Ay gerçeğine çevirebilmektedir.

(www.habervaktim.com, 09-2009)

Ölümcül Teknoloji 3G Türkiye’de

Büyük nimet diye pazarlanan 3G’nin içinden bakın ne çıktı? İşte 3G gerçeği:

3G geldi! Reklâmlar aracılığı ile ortada bir bayram havası var. Reklâm sloganı “merak etmiyor musun” diyor. Biz merak ediyoruz ama geleceğimizi! Sağlık sorunları göz önüne alındığında kazandıracak mı, yoksa kayıplar mı artacak?

“Tehlikeli Oyuncak” kitabının yazarı, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölüm Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Şeker sorularımızı yanıtladı.

3G ne anlama geliyor?

“3G, kablosuz sistemlerin yani hücresel ağ sisteminin en gelişmişi. Önceden tanıdığımız 1G ve 2G’ye göre çok büyük yenilikleri var. Şu ana kadar sesli iletişim aracı olarak kullandığımız cep telefonunda, artık görüntü, bilgi aktarımı, sayısal veriler, TV, faks, internet, medya haberciliği gibi büyük iletişim kolaylığı getiriyor.”

Çevre ve insan sağlığı üzerinde ne gibi etkileri olacak?

“Bu sistemde iletişim aracı olarak kullandığımız, bir odayı dolduran bütün elektrik aksamını bir telefona soktular. Maalesef para kazanırken çevre ve insan sağlığını hiç düşünmüyorlar. Bu teknoloji ile beraber bugüne kadar 1 baz istasyonu olan yerde, artık 9 tane baz istasyonu olacak! Yani baz istasyonu sayısı çok artacak. İngiltere’de 3G ile beraber baz istasyonu sayısı 50.000–70.000 civarında artış göstermiş.

Daha çok baz istasyonu; daha çok radyasyon, daha çok manyetik kirlilik demek! 3G hem insan hem de çevre sağlığı açsından büyük riskler içeriyor.

İsveç’te, 3G’de bulunan 3 UMTS sistemini test etmişler. İnsan vücudu üzerinde çok önemli zararları olduğunu görmüşler.

TV istasyonunda çalışan kişiler, çalıştıkları ortama girince bir ağırlık ve baş ağrısı hissederler, yoğun stres yaşarlar. Bunun sebebi o istasyonda bulunan alıcı ve vericilerdir.

Bazı alışveriş merkezlerine giren insanlar da rahatsızlık duyarlar, rahat nefes alamazlar, kalp hastaları daha fazla rahatsız olur. Bunun sebebi de o alışveriş merkezinde bulunan baz istasyonlarının sebep olduğu kuvvetli radyasyondur.

2G’nin DNA’yı olumsuz etkilediği, kansere sebep olduğu birçok ülkede yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlandı. Bu araştırmaların çoğunu Tehlikeli Oyuncak kitabımda açıklamıştım. Eylül ayında Hayykitap’tan yayımlanacak ikinci kitabımda da son araştırmaları açıklayacağım!”

Çocukların geleceğini nasıl etkileyecek?

“Baz istasyonuna ilk 300 m mesafede oynayan çocukların, diğer çocuklara oranla %500 daha fazla kanser olma riski taşıdıkları yine bilimsel araştırmalarla kanıtlandı. Okul, hastane, park gibi alanların çevresinde kesinlikle baz istasyonu ve yüksek gerilim hattı bulunmaması gerekiyor. Bizim ülkemiz maalesef bu konuda da gariplikler ülkesi! Birçok hastane, park ve okul çevresi baz istasyonları ile çevrili.

Anne ve babalar cep telefonunu çocuklara ödül olarak kesinlikle vermemeli! Çünkü bu ödül değil, onların hayatıntan sağlıklarını çalan ölümcül bir alet!

Dikkat edin baz istasyonlarında örümcekler yaşamaz, kuşlar da çevresine yuva yapmaz! Elektromanyetik kirlilik hayvanları ve doğal hayatı da çok olumsuz etkiliyor. Yeni sistem doğal hayatı tehdit ediyor!”

Hangi hastalıklarda artışlar görülecek?

“Kalp ameliyatı geçirmiş olanlar İstanbul gibi büyük metropollerde yaşayamaz hale gelecek.

Alerji vakalarında büyük artışlar gözlenecek. İsveç’te yapılan bir araştırmada 3G sisteminin gelmesinin ardından alerji vakalarından büyük artış gözlenmiş.

Almanya’da yapılan bir araştırmada da çocuklarda erken ergenlik ve obezite, kadınlarda menopoz sorunlarında artışlar ortaya çıkmış.”

Peki, hem çevre hem de insan sağlığını korumak için çözüm ne?

“Cep telefonlarının mümkün olduğunca az kullanılması gerekiyor. Çünkü sağlığa tamir edilemeyecek derecede büyük zararlar veriyor. Mevcut sistem insanları korumuyor.

Sigara konusunda devlet ve toplum çok geç uyandı ama artık büyük hassasiyet gösteriliyor. Çok geç olmadan cep telefonu konusunda da aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekiyor. Bunun için, sivil toplum örgütlerine, devlete ve özellikle telefon kullanan vatandaşlara büyük görev düşüyor.”

(Nihal Doğan’ın röportajı, 29.07.2009)