Muzik calici calismiyor


FEN-TEKNOLOJİ

Güneşi Aynadan Gören Köy: Viganella

İtalya’da bir dağın eteğine kurulu 200 kişinin yaşadığı köy, 11 Kasım ile 2 Şubat günleri arasında güneş ışığı almıyor.Bu nedenle hem karanlık hem de normalden daha soğuk olan köy için yerel yöneticiler yıllardır çare arıyordu. Yaşlı köyün genç belediye başkanı, çareyi bir mimar arkadaşıyla birlikte buldu ve köyün eteklerine kurulu olduğu dağın tepesine dev bir ayna yerleştirildi. 5 metre yüksekliğinde ve 8 metre genişliğinde, tam 100 bin euro’ya mal olan ayna, güneşin hareketini takip ederek, ışınlarını köye yansıtmaya başladı. Viganella köyü, yaz aylarında doğal, kış aylarında ise yapay yoldan güneş ışığı alan ilk yerleşim birimi olarak tarihe geçti.

Bilgisayar, 7 bin 400 Yeni Hastalık Çıkarttı

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Genişletilmiş 23. Dönem Milletvekili Eşleri Toplantısı kapsamında AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları tarafından düzenlenen “İnternet ve Gençlik” konulu toplantının açılışında konuştu. Emine Erdoğan, “Teknolojiye hükmetmek yerine, teknolojinin ve değişimin esiri olmak da refah ve mutluluktan ziyade tatminsizlik ve mutsuzluk getiriyor. Teknolojinin bizi yönetmesine izin vermemeli, teknolojiyi biz yönetmeliyiz” dedi.

İletişim çağının, baş döndürücü bir hızla geliştiği ve her geçen gün yeni boyutlar kazandığı bir süreçte olunduğunu belirten Erdoğan, teknolojinin artık hayatın her alanında ve her anında kendisine vazgeçilmez bir yer edindiğine işaret etti.

Emine Erdoğan, şunları kaydetti:

“Teknolojiye bağlı olarak da elbette sosyal yaşam değişiklikler gösteriyor. Ben özellikle şu tezatlara dikkatinizi çekmek istiyorum. Küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz. Dünya küresel bir köy haline dönüşüyor. Ama buna rağmen insanlığın daha da yalnızlaştığını görüyoruz. Kitle iletişim araçları hayatımıza hayal dahi edemeyeceğimiz bir hız kazandırdı. Ama buna rağmen insanlığın acelesinin daha da arttığını, zamanının daha da daraldığını müşahede ediyoruz. Teknolojik ürünler hayatımızı daha da rahatlattı. Yaşantımızı daha da kolay bir noktaya getirdi. Ama buna rağmen insanların önemli bir çoğunluğu kendisine, ailesine, topluma vakit ayıramaz hale geldi.”

Emine Erdoğan, çamaşır makinelerinin, bulaşık makinelerinin, elektrik süpürgelerinin, mikserlerin, çay, kahve, kek makinelerinin olmadığı 20-30 yıl önceki dönemde, insanların kendilerine daha fazla vakit ayırdığını belirterek, otomobil, toplu taşım araçları, tren ve uçakların yaygınlaşmadığı d önemlerde insanların birbirini daha fazla ziyaret ettiğini anımsattı. Her icadın, keşfin, ilerlemenin ortaya çıkardığı yeni eserlerin, kuşkusuz insanların refahını, huzurunu ve mutluluğunu amaçladığını işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

“Ama teknolojiye hükmetmek yerine teknolojinin ve değişimin esiri olmak da refah ve mutluluktan ziyade tatminsizlik ve mutsuzluk getiriyor. Teknolojinin bizi yönetmesine izin vermemeli, teknolojiyi biz yönetmeliyiz. İnsani hasletlerimizi, toplumsal değerlerimizi özellikle de aile yapımızı tehdit eder bir boyuta ulaşmasına izin vermemeliyiz. Bugün bilgisayar ve internet modern yaşamın tabi bir parçası haline gelmiş, hayatımızın pek çok boyutunu köklü olarak değiştirmeye başlamıştır. Araştırmalar, günlük gönderilen elektronik posta sayınını 250 milyar, internette yayın yapan web sitesi sayısının 350 milyon, dünyada internete giren kişi sayısının ise 2 milyar civarında olduğunu belirtiyor.”

Emine Erdoğan, bilgisayar ve internetin her yönden hayatı kolaylaştırdığını ve farklı pencereler açtığını savunarak şunları söyledi:

“Uygun kullanıldığında bilgisayar da internet de bir kütüphane işlevi görebiliyor. Bilgi paylaşımı sağlayabiliyor. Yeni iletişim imkanları oluşturabiliyor. Ama her araçta olduğu gibi bilgisayar ve internette de ölçü kaçtığında, sınırlar aşıldığında maalesef istemediğimiz sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bilgisayar ve internetin sağladığı imkanların yanında özellikle genç kuşaklarımız arasında arz ettiği tehditlere karşı da dikkatli olmak durumundayız.

Bugün belki de gençlerimize yönelik tehditlerden birisi bilgisayar ve internet kullanımının gerçek amacının dışına çıkarak adeta bir bağımlılık noktasına gelmesidir. Dikkat ediniz uzmanlar, sadece bilgisayar kullanımına bağlı, daha önce olmayan 7 bin 400 civarında yeni hastalık türünün ortaya çıktığını belirtiliyorlar. Güney Kore’de bir gencin 50 saat bilgisayar oyunu oynadıktan sonra düşerek bayıldığını ve kurtarılamayarak hayatını kaybettiğini hepimiz ibretle izledik.”

Emine Erdoğan, dünyanın bir çok ülkesinde bilgisayar ve internete bağlı ölümlerinin yaşandığını, aile facialarının, dramlarının ortaya çıktığını gördüklerini ve okuduklarını anımsatarak, şöyle devam etti:

“Bilgisayar ve internetin bize sunduğu imkanları gözardı edemeyiz. Ancak, bu imkanları en doğru şekilde değerlendirmek, çocuklarımızı doğ ru şekilde yö nlendirmek, herkesten önce bize düşüyor. Çocuklarımızı sanal dünyayla baş başa bırakırken, onları gerçek hayattan koparmamak için önemli ve özverili bir mücadele vermemiz gerekiyor. Hiçbir şey ne insan hayatından ne de gelecek kuşaklarımızın sağlıklı yetişmesinden daha değerli olamaz. Özellikle bilgisayar ve internetin bize has, bize ait değerleri, aile değerlerimizi, toplumsal değerlerimizi törpülemesine izin veremeyiz.

Sokaklar çocukların cıvıltısıyla güzeldir. Parklar, oyun bah çeleri, çocuklar orada doyasıya oynadıkları, eğlendikleri ölçüde anlamlıdır. Eve kapanmış, bilgisayarına kilitlenmiş çocuklar, sadece kendilerine zarar vermekle kalmaz, toplumsal geleceğimizi de telâfîsi zor bir noktaya taşıyabilir. İşte onun için bilgisayar ve internet kullanımında ölçüyü tutturmak çok büyük hassasiyet arz ediyor. Anne-babalar bu alanda bilinçli hareket etmesi, bilgisayarı ve interneti bir tehdit olmaktan çıkaracak, amacı doğrultusunda kullanılan faydalı araçlar haline gelecektir.”

(Mayıs 2010)

***

South Korean man dies after games session

Online gaming is treated like a sport in South Korea

A South Korean man has died after reportedly playing an online computer game for 50 hours with few breaks.

The 28-year-old man collapsed after playing the game Starcraft at an internet cafe in the city of Taegu, according to South Korean authorities.

The man had not slept properly, and had eaten very little during his marathon session, said police.

Multi-player gaming in South Korea is extremely popular thanks to its fast and widespread broadband network.

Games are televised and professional players are treated, as well as paid, like sports stars.

Professional gamers there attract huge sums in sponsorship and can make more than $100,000 a year.

The man, identified by his family name, Lee, started playing Starcraft on 3 August. He only paused playing to go to the toilet and for short periods of sleep, said the police.

“We presume the cause of death was heart failure stemming from exhaustion,” a Taegu provincial police official told the Reuters news agency.

He was taken to hospital following his collapse, but died shortly after, according to the police. It is not known whether he suffered from any previous health conditions.

They added that he had recently been fired from his job because he kept missing work to play computer games.

(news.bbc.co.uk, 2005)

CERN Kabalist Bir Proje mi?

Günümüzün önde gelen kabalistlerinden Dr. Rav Michael Laitman’ı iyibilgi okuyucuları gayet yakından tanıyor. Kabalanın öğretilmesine ve yaygınlaşmasına kendini adamış Dr. Laitman, Bnei Baruch Kabbalah Eğitim & Araştırma Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı. Aynı zamanda felsefe konusunda doktorası, biyosibernetik dalında da yüksek lisansı var. Kendileri geçen sene Antalya’nın ev sahipliği yaptığı, 1’inci Avrasya Kabala Kongresi’nin önde gelen davetlilerindendi. Yaptığı bir açıklama ile bütün semavi dinlerin kökenine kabalayı yerleştirmeye kalkmıştı.

Rav Michael Laitman

Kabalacı Dr. Laitman bir kez daha karşımızda. Nasıl mı? İşte o hikaye:

Konumuz İnsanlık tarihinin en önemli deneylerinden biri sayılan, CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndaki deney. Evrenin sırrını ifşa etmek amacıyla yola çıkan CERN’deki bilimadamları, 2008′de başlayan deneyin devamını 30 Mart 2010′da, çizilen korku senaryolarını atlatarak, başarıyla gerçekleştirdi. Son deneyi yorumlayan, projede görevli Türk biliminsanı Dr. Bilge Demirköz deneyin yolaçabileceği sonuçları şöyle yorumlamıştı:

“Daha yüksek boyutlarda yaşıyor olabiliriz. Fakat farkında olmayabiliriz. Görmediğimiz boyutlar olabilir. Bu da evrenin sırrı olabilir. Bu boyutları şu anki doğada değil ama yüksek enerjilerde görme ihtimalimiz artıyor. Mesela burada bulmaya çalıştığımız olaylardan bir tanesi ekstra boyutların izini bulabilmek. Tüm maddeye kütlesini verdiğini düşündüğümüz ‘Higgs’ parçacığını bulmaya çalışıyoruz. Bunun olduğunu tahmin ediyoruz ve varsa bulmak istiyoruz.”

Böylesine önemli sonuçlar doğurabilecek bu deney ve CERN bütün dünyanın gündemindeyken, biz de iyibilgi olarak konuya dikkat çekmek amacıyla bir araştırmaya girdik. Tesadüfe bakın ki, yerin kilometrelerce altından bakın kimler ve neler çıktı? Birazdan, Dr. Laitman’ın bu projeye ‘dolaylı ve dolaysız yollardan’ nasıl dahil olduğunu okuyacaksınız. Biz nasıl haberdar olduk, diye soruyorsanız, cevabı çok basit. Laitman’ın kendi sitesinden. Ve açıklamaların hepsi, deneyin ilk bölümün gerçekleştiği 2008 senesine ait.

Öncelikle, CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda gerçekleştirilen parçaçık deneyi için Laitman gibi bir Kabalacı neden yorum yapar? Bir tarafta bilim, öbür tarafta bir mistik. İkisi bir araya nasıl gelirin cevabını merak ettik. Ve gördük ki, Dr. Laitman bu deneye iki yoldan dahil oluyor. Biri uzun zamandır öğrencim dediği, projede yer alan doktor ünvanlı bir şahıs yoluyla. Diğeri de kendi sitesinde, kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarla. Genelde bu sorular, deney öncesi üretilen felaket senaryoları üzerine kurgulanmış. Laitman da kimi zaman eski öğrencisi ile sohbet ederek, kimi zaman da soruları cevaplandırarak, CERN’deki deney ve Kabala hakkında detaylı bilgiler veriyor.

Başlangıç olarak şu soruyu ele alalım: Bu deney yüzünden oluşması muhtemel kara delikler, dünyanın sonunu getirir mi sorusuna şöyle bir yorum getiriyor, Sayın Laitman:

“İnsan kısıtlı algılara sahiptir, bu yüzden isteklerinin ve düşüncelerinin kaynağı olarak kendini görür, fiziksel hareketle şeyleri değiştirebileceğini sanır. Oysa gerçekte bu sadece yukarıdan, Yaratıcı (Çevreleyen Işığın – Ohr Makif) yoluyla gerçekleşebilir. O yüzden sakin olmanızı tavsiye ederim, keza bilim insanları kukla gibidir, bütün hareketleri Yaratıcı tarafından yönlendirilir.”

Konusunda uzman bilimadamlarının bile korku senaryoları ürettikleri bu deneye, Laitman’ın yaklaşımı ne kadar sakin, değil mi? Ortalıkta kara-delik senaryolarının gezdiği bir dönemde, Laitman bilim insanlarını ‘onlar zaten Ohr Makif’in kuklaları’ diye nitelendiriyor. Kim bu Ohr Makif denilen yaratıcı? Laitman’ın felaket senaryolarına karşı “güvencesi” ve bilgisi neye dayanıyor?

Yukarıdakine benzer, kendine yöneltilen soruları sitesinde cevaplandırmasının dışında, CERN ve Laitman arasındaki ilişki daha dolaysız ve kişisel boyutlara varabiliyor. Örneğin “Fiziğin kaderi, Büyük Hadron Çarpıştırıcısına bağlı” başlıklı yazısında şöyle denmiş:

İsviçre’deki küresel fizik deneyinin katılımcılarından biri olan eski öğrencim Dr. Valdas Rapsevichus ile LHC üzerine sohbet ettik. Özetle, fizik yeni veriler aldıkça gelişir. Yüksek enerji fiziği dalında, 30 yıla yakın bir zamandır ciddi anlamda yeni veriler alınmamıştı. Eğer bu LHC sayesinde yeni keşifler olursa, örneğin Higgs Boson parçacığı, süper-simetri vs. İşte o zaman fizik bir bilim olarak ilerleyebilir, ve bunun için ödenek alabilir. Eğer hiçbir keşif yapılmazsa, o zaman finansman duracak ve fiziğin bilim olarak sonu olacaktır.” (30 Ekim 2008′deki konuşması)

Çok ilginç, değil mi?

1) Deneyde çalışan bir bilim adamı (Dr. Valdas Rapsevichus), Kabalacı Laitman’ın uzun süredir öğrencisiymiş. Hem bir bilim adamı hem de Kabala öğrencisi.

2) Yeni keşifler olmazsa, finansman da bitecek ve fiziğin sonu gelecekmiş bir bilim dalı olarak. Kim finansman sağlayacak peki bu deneylere? CERN’e yatırılan milyarlarca avronun sahibi gerçekten hükümetler mi? Yoksa Laitman’ın bildiği, bizim bilmediğimiz bir finansör mü söz konusu?

Biz de sayın Laitman’a soruyoruz: Diyelim ki, petabytelarca verinin analiz edilmesinden sonra, bekleneni veremedi bu deney. O zaman fizik bir bilim olarak bitmiş sayılacaksa, yerine yeni bir şey gelecek mi? Mesela Kabala?

Laitman bu soruyu aslında cevaplamış. Hem de aylar önce!

Kendisine yöneltilen “Teklik maddesi ve Yüksek Işık (Partzufim ve Sefirot) bilimsel olarak kanıtlanırsa, o zaman Kabala öğretisi dünyayı ele geçirir! Ama öteki taraftan fizik, kabalanın bir parçası değilse, bu asla mümkün olmayacak. Bu yüzden kabalanın savunduğu şeyler gerçek dünyada mümkün olamaz” şeklinde bir ‘eleştiriye’ şu şekilde cevap vermiş:

Yüksek ışık (Sefirot) insan tarafından kendi içinde üretilmediği sürece varolmaz. Ayrıca insanlar bu ışığı yaratmak için gerekli olan algılardan yoksundurlar. O ışığı üretebilmek için algıları genişletmek gerekir. Kabbalah bu algıların geliştirilmesi için bir metodtur. Maddi olarak nitelendirdiğimiz dünyayı doğuştan edindiğimiz algılar sonucu vardır. Yüksek dünya ise Kabbalah sayesinde geliştirdiğimiz ruhani algılarımızla duyumsayabiliriz. Bu manevi algılarımızla hissetiğiz şey de ‘ışıktır’.

Kabbalah’ın bilimi, dünyamızın bilimini asla yenmeyecek, çünkü biz her ikisini birbirinden tamamen farklı iki dünya olarak algılıyoruz: maddi ve manevi.”

Laitman devam ediyor:

“Peki nasıl olacak? İnsanlar gayet basit bir şekilde kavrayacaklar ki, doğal algılarıyla edindikleri hisler, kendilerini tatmin etmeyecek, ve amacı bu algılarımız gelştirmek olan müspet bilimlerin ne kadar beyhude olduğu anlaşılacak. Bunu anladıklarında, kendi algılarını ve müspet ilimleri reddecekler, yüzlerini Kabbalah’a dönecekler.” (19 Haziran 2008′deki konuşması)

Kısaca toparlayalım. Bir Kabala uzmanı olan Prof. Laitman’ın uzun süreli öğrencilerinden biri, CERN’deki LHC deneyinde görev alıyor. Onunla yaptıkları bir programda, bu deney, fiziğin kaderini belirleyecek manasına gelen sözler ediliyor. Ve şöyle bir fikir ortaya atılıyor: Eğer keşif sağlanırsa, finansman gelir, fizik bir bilim dalı olarak devam eder. Yok eğer keşif sağlanmazsa, fizik bilimsel bir disiplin olarak sona erer. Laitman, bu sözlerinden tam 4 ay önce ise, müspet ilimlerin insanları tatmin etmeyeceğini ve herkesin kabalaya döneceğini ‘öngörüyor’.

Şimdi sıra iyibilgi sorularında:

  1. Laitman’ın, benim uzun süreli öğrencim dediği Dr. Rapsevichus dışında daha kaç tane kabalist, bu deneyde görev alıyor?
  2. Madem Kabala, beyhude olarak nitelendirdiği müspet ilimlerden daha iyi, neden Laitman’ın öğrencisi(leri?) bu projede yer alıyor? Madem bütün insanlık müspet ilimi bırakacak, kabalistler neden bu projeyle ilgileniyorlar?
  3. O kadar para harcanan bu proje ve deneyden hiçbir sonuç alınamazsa, yetkililer halka nasıl hesap verecek? Sonuçta bu para, katılımcı 20 ülkenin vatandaşlarının ödediği vergilere ait. Acaba birileri, bütün bu deney ile birlikte insanların müspet bilimlere olan güvenini mi sarsmayı hedefliyor?

Asıl tehlikeli soru şu: Kabala ne? Masum bir mistik akım mı? Yoksa işin içinde simya ve kara büyünün olduğu ezoterik bir öğreti mi? Kabala’nın Ohr Makif diye nitelendirdiği ve ışıkla bağdaştırdığı ‘yaratıcısı’ kim? Kabalistler, yerin altında ne arıyor?

(www.iyibilgi.com, Nisan 2010)

Bilimin Gerçek Sahiplerini Biliyor musunuz?

  • İbn Firnas’ın (Ö–808) Wright kardeşlerden 1023 sene önce uçağı yapıp uçmayı gerçekleştirdiğini.
  • Cabir bin Hayyan (721–805)’ın John Dalton, Otto Hahn, Enrich Fermi ve Albert Einstein’dan 1000 sene önce Atom üzerinde çalışmalar yaparak ilk defa atomu tarif edip atom bombasının şiddetinden bahsettiğini.
  • İbnün Nefis (?-1288) ilk defa kan dolaşımını bulmasına rağmen bunun 16. yy.da Michael Servitüs ve W. Hervey’e mâledildiğini.
  • Sabit Bin Kurra (835-902)’nın Anesteziyi ilk defa bulduğunu, Ali bin İsa (Xl.yy.)’nın ise ilk defa onu göz ameliyatlarında uyguladığını. Göz hakkında ilk defa müstakil bir eser hazırladığını, fakat bunun 1850 yılında Junkey’in buluşu gibi takdim edildiğini.
  • Kâşânî (?-1436)’nin binomal denklemleri kurup ilk defa çözmesine rağmen bunun kendisinden yıllarca sonra gelen Newton’a mâledildiğini.
  • Batlamyus felsefe ve Astronomi görüşünü çürütüp modern astronominin temel kanunlarını ortaya atan Zerkali (1029 – 1087) ve Bitruci (ÖI.1217) olmasına rağmen bunun Kopernik (1473-1543) ve Kepler’e mâledilerek astronominin babaları unvanının verildiğini.
  • Gök cisimlerinin elips yörüngede hareket ettiğine dair fikrin el-Birûnî’nin (973-1051) fikri olmasına rağmen Kepler’e mâledildiğini, Kopernik’in güneş teorisinin ise İbn-i Satir (1304-1376)’dan tıpatıp kopya edildiğini.
  • Paleontoloji (Fosil ilmi) ve sedimentolojiyi (Tortul ilmi) tecrübî olarak ele alıp eser veren İbn-i Sina olmasına rağmen Albert’e (Büyük) Albert unvanını kazandırdığını.
  • Akşemseddin (1389–1459)’nın mikrobu Pastör’den 400 sene önce keşfettiğini.
  • İbn-i Yunus (?,1009), saat kadranının kâşifi olmasına rağmen Galile’nin kâşif gösterildiğini, Newton’dan 700 sene önce fizik ve Astronomide oldukça önemli olan sarkacı da keşfettiğini.
  • Verem mikrobunu buldu diyerek kendisine Nobel tıp armağanı verilen R. Koçh’tan 150 sene önce verem mikrobunun Kambur Vesim (?-1761) tarafından bulunduğunu.
  • İzafiyet teorisinin El-Kindi (796–866) tarafından ilk defa ortaya atıldığını, Einstein’in ise onu birkaç matematik formülle örterek sahiplendiğini.
  • Hava basıncını keşfedenin Farabî (870–950) olmasına rağmen Toriçelli olduğuna herkesin inandırıldığını.
  • Subap, otomatik silindir, otomatik çeşme ve sürahilerin Cezerî (1136–1206) tarafından ilk olarak yapıldığını, aynı âlimin teorik olarak bilgisayar mantığını ortaya atarak onun mucidi olmasına rağmen günümüzde Charles Babage’ye mâledildiğini. Aynı âlimin sibernetiğin de kurucusu olduğunu.
  • Günümüzde Genel Jeolojik derslerinde üniversitelerde okutulan izosti teorisinin Kazvînî (1203-1283) tarafından ilk olarak ortaya atılmasına rağmen teorinin 1950′ler de Airy ve Pratt’i meşhur ettiğini. Aynı âlimin volkanoloji biliminin de kurucusu olduğunu jeotermal alanlarla ve manyetik kuzeyin değişmesi ile ilgili ilk bilgilerin sahibi olduğunu.
  • Yerçekimini, dünyanın hem kendi ekseni, hem de güneş etrafında döndüğünü dünyanın yuvarlaklığını delillerle tesbit edip dünyanın dönüş hızını hesaplayanın Bîrûnî (973-1051) olduğunu, bu konularda Muhyiddin Arabî (1164-1240), Ebül Heysem (965-1039) gibi bilginlerin de eserleri bulunmasına rağmen Newton ve Galile (1564-1642)’nin bunları sahiplendiğini.
  • Kaya ve fosil magnetizması veya paleomanyetizma’yı ilk defa keşfeden Birûnî olmasına rağmen 9 asır sonra 1940larda Konigsberger, E.O Theiller, T. Nogata’nın bu fikirlerin sahibi olarak gösterildiğini. Ayrıca Birunî Orojenez (dağ oluşması) ve paleocoğrafyaya ait ilk yorumları yapan ve saha jeolojisi raporu hazırlayan ilk alim olduğunu.
  • Bütün tabiat hadiselerini enerjiyle açıklayan felsefe doktrini olan Enerjitizm fikrinin bilindiği gibi Wilhem Ostvald (1553-1632)’a değil Davud-ül Kayseri’ye ait olduğunu.
  • Atomun parçalanabileceği fikrinin ilk defa Mevlânâ ve Pir Ali Nevi tarafından ortaya atıldığını.
  • Jeodezinin kurucusunun Birûnî olduğunu.
  • İlk rasathane ve Astronomi merkezinin Hace Nasuhddin Tûsi (1201-1274) tarafından kurulduğunu.
  • Sublimasyon, (katı halden buhar haline geçme) kalsinasyon, (ısı yardımı ile parçalanma) eritme fırınları yanında sayısız deney tüplerinin Cabir b. Hayyan tarafından ilk defa yapıldığını.
  • Harizmî’nin (780-850) sıfır, kök ve karekök kullanıp Cebirîn temelini atarak Algoritmanın sahibi olduğunu. Lineer ve Kuadratik sistemleri kurarak çözümlerini ortaya koyduğunu.
  • Maden arama usullerinden biri olan marfoloji ve bitkilerden faydalanarak ne çeşit bitkilerin hangi madenlere işaret ettiğini ilk defa ortaya atanın İbn-i Kuteybe (829–889) olduğunu.
  • Psikofizyolojinin kurucusunun Kindî olduğunu pozitif rasyonel sayıların El-Kerhî (1019-1029) tarafından keşfedildiğini.
  • Harizmi’nin Cebir ve Geometriyi ilk defa Astronomiye uygulayarak yeni Astronomi tabloları hazırladığını, Fenarî’nin Usturlabı icad ettiğini. Rasathanenin kurucusu ve mucidinin ise Uluğ Bey (1394–1449) olduğunu.
  • Battani (858-929)’nin Trigonometrinin kurucusu olduğunu, yaklaşık bin sene önce sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjant tariflerini ilk defa ortaya atıp yılı 365 gün 5 saat 46 dakika 22 saniye olarak hesapladığını.
  • Ebu Ma’şer (785-886)’in gel-git (Med-cezir) hadiselerini ilk defa tesbit ederek kaleme alan bilgin olduğunu.
  • Ali bin Abbas’ın (?-994) 1000 sene önce kılcal damarları keşfederek ilk kanser ameliyatı yaptığını (42), Ammar bin Ali’nin Xl.yy.da katarakt ameliyatını gerçekleştirdiğini.
  • Ayın hareketlerindeki intizamsızlığı ilk defa tesbit edip sekant ve kosekantı matematiğe kazandıran bilginin Ebül Vefa (940–990) olduğunu (44) sonradan bunun Kopernik’e verildiğini.
  • Lamberî yamuğunun Lambert’e ait olmayıp Ebül Heysem tarafından teşkil edildiğini, integralın Hocendî tarafından bulunmasına rağmen Fransız Fermat’a mâledildiğini.
  • Pi sayısının gerçek değerinin, ilk defa El-Kaşenî (?-1436) tarafından hesaplandığını ve kesin sonucu olmayan problemlerin yaklaşık çözümünü ve mükerrer logaritmayı (İterative Algorizm) icad edip hesaplamasını yapıp kullanan ilk âlim olduğunu.
  • İlk kağıt fabrikasının Abbasi vezirlerinden İbni Fazıl (739-805) tarafından kurulduğunu.
  • Kübik denklemlerin Ömer Hayyan (?-1123) tarafından kuadratik denklemlere indirgendiğini. F. Wopeke’nin bunun üzerine “cebiri geometriye geometriyi cebire uygulama şerefi müslümanlara aittir” dediğini.
  • Ebül-Leys:  (IX. yy.)’in parabol ve hiperbolü birleştirerek dokuz kenarlı poligonu ilk icad eden bilgin olduğunu Kinematik (x2+a=y2) metodunun ise Ibnül Hüseyin (X. yy.) tarafından bulunduğunu.
  • Pusulanın ilk defa Kabacaki (13. yy.) tarafından yapıldığını.
  • Depremlere ait ilk kitabın Dimışkînin (?-1176) “Kitabüz-Zelazil” olduğunu, Daha sonra ise XV. yy.da Celaleddin Suyuti’nin “Zel-zelename” olarak bilinen “keşfüzzelzel an vasfil zelzele” kitabından başka sismoloji ile ilgili eserin olmadığını.
  • Kimyada Kantitaf metodun Ebülkasım el-Kaşî (?-1436) tarafından bulunduğunu, Günümüzde ise altında Bianck ve Lovasier’in imzalarının olduğunu.

Biliyor muydunuz?

(Jeo. Müh. Nevzat Bayhan, Sızıntı)

Otomobilimizin Yakıtı Nereye Akıyor?

Benzinin 3.80, motorinin 3.10 TL’ye yaklaştığı Türkiye, dünyanın en pahalı akaryakıtını tüketirken; sürücüler de mecburen tasarrufa yöneliyor. Peki, bir yerden bir yere giderken 100 TL’lik akaryakıtın ne kadarı nereye harcanıyor?

Haberimize başlar başlamaz bir soru: Bir otomobilde yakıttan elde edilen enerjinin ne kadarı o otomobili ilerletmek, klima, farlar ve müzik sistemi gibi ekipmanları çalıştırmak için kullanılır? Cevabınızı bilmiyoruz ama bizim vereceğimiz cevaba şaşıracağınız kesin: Sadece yüzde 15’i. Peki, geri kalan enerji nerede kayboluyor? Motorda, yoğun trafikte, rölantide ya da trafik ışıklarında.

Bakın, 100 liralık benzini nerelere harcıyoruz (rakamlar, ortalamadır):

Motorda kaybolan (62,4 lira):

Motor, kimyasal enerjiyi mekaniğe çevirirken ısınma, sürtünme, egzoz, yanmayan yakıt ve diğer kayıplarla enerjisinin yüzde 62,4’ünü kaybeder. Değişken geometri, turbo besleme, direkt püskürtme gibi teknolojiler verimliliği artırır, kaybı azaltır. Dizel araçlar benzinli araçlara oranla yüzde 30-35 daha verimlidir ve yeni teknolojiler dizel araçların cazibesini daha da artırıyor.

Rölantide çalışırken kaybolan (17,2 lira):

Trafik ışıkları, sıkışık trafik gibi durumlarda boşa çalışan motor, yakıt harcar; ancak bunun kullanıcıya hiçbir yararı yoktur. Otomobil ışıklarda veya trafikte beklerken ‘start-stop’ gibi motoru durduran, gaza basıldığında da hızla çalıştıran sistemler bu enerjiyi geri kazanmaya çalışır.

Aktarma organlarında kaybolan (5,6 lira):

Yakıttan elde edilen enerjinin yüzde 5,6’sı şanzıman gibi aktarma organlarında kaybolur. Otomatikleştirilmiş manuel şanzımanlar ve CVT gibi kademesiz şanzıman sistemleri, bu kayıpları azaltmaya çalışır.

Aksesuarları çalıştırmak için (2,2 lira):

Klima, hidrolik direksiyon, cam silecekleri, farlar ve müzik sistemi enerjisini motordan alır. Yakıt ekonomisi gelişmelerinde yüzde 1 kadar enerji, bu sistemlerin daha tasarruflu kullanılmasıyla ve daha verimli hidrolik pompalarının geliştirilmesiyle sağlanır.

Hava direncini kırmak için (2,6 lira):

Otomobiller rüzgârı yarıp geçebilmek için enerji harcar. Harcanan enerji, hız arttıkça yükselir. Enerji tüketimi aracın şekliyle de doğrudan ilişkilidir. Havayı pürüzsüz biçimde yaran otomobiller sürtünme değerini yüzde 30’a kadar düşürürler.

Hareket ettirmek için (5,8 lira):

Duran bir aracı hareket ettirmek ve belirli bir hıza ulaştırmak için enerji harcanır. Gerekli enerji, aracın ağırlığı ile doğrudan ilişkilidir. Araç ağırlığını azaltmak için daha hafif malzemeler ve yeni teknolojiler kullanılır. Kullanıcı, frene her bastığında, durgunluğu aşmak için kullanılan enerji miktarını artırmış olur. Yani freni ne kadar çok kullanırsanız enerji tüketimini de o kadar artırmış olursunuz.

Sürtünme direncini kırmak için (4,2 lira):

Lastiği ileri götürmek için gereken kuvvettir. Lastiğin üzerine binen yük ile doğrudan ilişkilidir. Yeni teknolojilerle geliştirilen yüzey desenleri sayesinde, sürtünmesi azaltılmış lastik hamurlarıyla sürtünme direnci azaltılır. Aile araçlarında sürtünme direncinde sağlanan yüzde 6’lık iyileşme, yakıt tüketimini yüzde 1 azaltır.

(Alpay Sevim, Aksiyon, Mart 2010)

Cep Telefonunun Mucidi Yeni Telefonlardan Rahatsız

23 nisan 1973 yılında dünyada ilk kablosuz telefon görüşmesini yapan adam Martin Cooper, cep telefonlarını şu tarihte üstlenmeye çalıştığı rolden çok rahatsız. O yıllarda Motorola’nın taşınabilir telefon projesinde baş mühendis olara çalışan Cooper, geçtiğimiz günlerde Motorola tarafından düzenlenen bir konferansa katlarak şikayetlerini anlattı.

Martin Cooper ve cep telefonu

Martin Cooper ve cep telefonu

Aynı anda herşeyi yapmaya çalışan bu cihazlar aslında hiçbir şeyi düzgün yapamamaya doğru gidiyor şeklinde konuşan 80 yaşlarındaki Cooper, işlerin daha temel haline dönmesi gerektiğini düşünüyor. Teknolojinin geişmesine bir lafım yok diyen Cooper amca, yoğunlaşılması gereken şeyin temel işlevlerin mükemmel hale getirilmesi olduğunda ısrarcı.

(http://yahoyt.com, 11-2009)

İnternette Geleceğin Hedefi

İnternet 40′ına bastı, sıra ‘duvar’ı konuşturmaya geldi.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Leonard Kleinrock’un liderliğinde hayatımıza 1969′da giren internet, 40 yaşına bastı. Prof. Kleinrock, “40 yıl önce internet denildiğinde Facebook, Tweeter ya da YouTube akıllara gelemezdi. Bundan sonraki adım, internetin gerçek anlamda hayata dahil olması. Öyle zaman gelecek ki, konuştuğum duvarlar bana cevap verecek” dedi.

Prof Leonard Kleinrock

Prof. Leonard Kleinrock

Hayatın vazgeçilmez bir parçası olan ve teknolojinin en büyük nimeti kabul edilen internet, 40 yaşına bastı. 1969′da Kaliforniya Üniversitesi’nden (UCLA) Prof. Leonard Kleinrock’un liderliğini yaptığı bir grubun, iki bilgisayarı ortak ağ üzerinde iletişim kurabilir hale getirmesiyle başladığı kabul edilen internet serüveninin yeni yaşı törenle kutlandı. İnternetin babası olarak kabul edilen 75 yaşındaki Prof. Kleinrock, “Sıradaki adım, interneti gerçek anlamda hayata dahil etmek. İnternet her yerimizi kaplayacak. Öyle bir zaman gelecek ki, odanın içinde yürüyeceğim ve benim orada olduğumu bilecek. Konuştuğum duvarlar bana cevap verecek” dedi.

ABD ordusunun desteği

İki bilgisayarın birbiri ile iletişim kurması prensibine dayandırılarak başlatılan çalışmalar için ABD ordusunun Gelişmiş Araştırma Projeleri Ajansı kapsamında bütçe desteği sağlandığı hatırlatıldı. ‘ARPANET’ adını alan bu projenin, 29 Ekim 1969′da meyvesini vererek bilgisayardan bilgisayara ilk iletişim ağı temellerinin atıldığı vurgulandı.

Demokratikleşme serüveni

İnternetin bir çeşit demokratikleştirme serüveni olduğunu ve herkesin eşit söz hakkının bulunduğunu söyleyen Prof. Kleinrock, “Artık geri dönüş yok. Bunun fişini çekemeyiz. İnternet çağı ortada. 40 yıl önce internet denildiğinde Facebook, Tweeter ya da YouTube’un akıllara geleceğini hiç tahmin etmemiştim. İnternet her geçen gün hayatımızdaki yerini biraz daha artırıyor” yorumu yaptı.

Ateşten sonra en büyük

İnternetin “Ateşin keşfedilmesinden bu yana yapılmış en büyük teknolojik icat” olduğunu savunan Electronic Frnontier kurucularından John Perry Barlow, insanların kâr amacı gütmeden internet özgürlüğü için verdikleri mücadelenin, ‘internet kullanmanın’ engellenemez bir insan hakkı haline geldiğinin göstergesi olduğunu dile getirdi.

Çok ayrı bir güç

ABD’de kendi ismini taşıyan blog sitesi ile ünlü Arianna Huffington internetin, insanların bakış açılarını değiştirdiğini söyledi. İnternetin olaylara farklı açılardan bakılmasını sağlayarak kendini düşünmek yerine toplumu ve dünyayı dışardan görmesine yardımcı olduğunu söyleyen Huffington, “İnternet çok ayrı bir güç” dedi.

Bugün 1.7 milyar kişiyi kavradı

1985′te, 16 milyon kişi elektronik posta ile haberleşebilir hale gelmişken, asıl sıçrama, web tarayıcılarının devreye girmesiyle gerçekleşti.2001 yılında 513 milyon kişi internete bağlanabildi.Bugün dünyada 1.7 milyar kişinin internete bağlandığı tahmin ediliyor.

Balonu görüp internetten bildiren 40 bin dolar alacak

İnternetin 40 yaşına basması nedeniyle, ABD kıtası genelinde 10 büyük uçan balonu iki gün boyunca gökyüzünde serbest dolaşacak. Gördüğü balonunun nerede olduğunu bilgisayar kullanarak haber verecek olan ilk kişi, 40 bin dolar para ödülü kazanacak. Bu yolla internetin ne derece yaygınlaştığı da ortaya çıkacak.

İlk denemede sistem çöktü

29 Ekim 1969′da mühendis, bilgisayar uzmanı Leonard Kleinrock ve arkadaşlarının UCLA’daki laboratuarlarına konulan büyük gri kutu, yüzlerce kilometre uzaklıkta Stanford Araştırma Enstitüsü’ndeki (SRI) başka bir bilgisayara bağlandı.

Üniversite öğrencisi Charley Kline, UCLA’dan SRI’daki makineyle bağlantı kurmak için ‘login’ komutunu kullanacaktı. Ancak ilk deneme, ara birim işlem yapıcı için fazla geldi ve sistem daha şifreyi yazamadan çöktü.

Uğraşlar sonucunda bağlantı kuruldu, ancak bundan sonraki süreç daha yavaş işledi. 1981′e gelindiğinde şebekeye sadece 213 bilgisayar bağlanabilmişti.

(www.timeturk.com, 10-2009)