<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KARANLIĞI AYDINLATAN IŞIK &#187; FAİLİ MEÇHUL</title>
	<atom:link href="http://www.arastiralim.com/tag/faili-mechul/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.arastiralim.com</link>
	<description>İnanç, Fikir, Resim, Tarih, Haber, Siyaset, Atatürk, Nur, Sağlık, Edebiyat, Fen</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:08:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Askeri Savcıya Örtbas Suçlaması</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/askeri-savciya-ortbas-suclamasi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/askeri-savciya-ortbas-suclamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 08:07:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=41453</guid>
		<description><![CDATA[Soruşturmaları askerler yaptığı sürece faili meçhuller açığa çıkmaz Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 1995 yılında öldürülen Mardin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden dosyasını &#8216;suikast şüphesi&#8217;yle yeniden açtı. Albay Rıdvan Özden Şehit albayın eşi Tomris Özden, askerî savcılığın yıllardır olayın üstünü örttüğünü savunurken, sivil savcılar tarafından başlatılan soruşturmanın &#8216;gerçeklerin ortaya çıkması için&#8217; önemli olduğunu söyledi. &#8216;PKK [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soruşturmaları askerler yaptığı sürece faili meçhuller açığa çıkmaz </strong></p>
<p>Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 1995 yılında öldürülen Mardin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden dosyasını &#8216;suikast şüphesi&#8217;yle yeniden açtı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-41454 aligncenter" title="Albay Rıdvan Özden" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/07/albay-ridvan-ozden.jpg" alt="" width="200" height="155" /></p>
<p style="text-align: center;">Albay Rıdvan Özden</p>
<p>Şehit albayın eşi Tomris Özden, askerî savcılığın yıllardır olayın üstünü örttüğünü savunurken, sivil savcılar tarafından başlatılan soruşturmanın &#8216;gerçeklerin ortaya çıkması için&#8217; önemli olduğunu söyledi. &#8216;PKK ile çatışmada şehit düştüğü&#8217; açıklanan eşinin otopsi yapılmadan toprağa verildiğini bildiren Tomris Özden, askerî mahkemelerin görev alanlarının sınırlandırılmasını &#8216;yargılamanın şeffaflaşması&#8217; için gerekli olduğunu belirtti. Şehit albayın eşi şunları söyledi: &#8220;Askerî suçlar askerî yargı tarafından soruşturulduğu sürece bu tür faili meçhuller açığa çıkmaz. Yargının sivilleşmesi bu açıdan çok önemli.&#8221;</p>
<p>Tomris Özden&#8217;e göre eşiyle ilgili askerî soruşturma &#8216;şeffaf bir şekilde&#8217; yapılmadı. &#8220;Bakın darbecilerin kanlı postal izi tam 14 yıldır evimde duruyor. Ben bu izi silemedim&#8221; diyen Özden, otopsi yapılsın talebine ise yıllardır cevap verilmediğini hatırlattı. Özden, &#8220;Gerçek neyse ortaya çıksın&#8217; diyorum. Ama duyan olmuyor. Olayın üstü örtülüyor.&#8221; diye konuştu. Gündemdeki askerî-sivil yargı tartışmalarını da hatırlatan Özden şöyle devam etti: &#8220;Askerî suçlar askerî yargı tarafından soruşturulduğu sürece bu tür faili meçhuller açığa çıkmaz. Yargının sivilleşmesi bu açıdan çok önemli. Belgeye &#8216;kâğıt parçası&#8217; diyen zihniyet benim eşimin ölümünü de soruşturup, yargılamadı. Olay hep örtbas edildi. &#8216;PKK ile çatışmada şehit düştü&#8217;, &#8216;Şakağından vuruldu&#8217; dediler. Otopsi yapmadan gömdüler. Oysa mermi izi eşimin şakağında değil ensesindeydi. Benim eşimi bugünküne benzer çete yapıları öldürdü. Nasıl bugün bu çetelerin ortaya çıkarılması için çaba sarf edilmiyorsa o zaman da benim eşimin olayı örtbas edilerek çeteler korundu.&#8221; Eşinin ölümüne benzer olayların hemen her yıl yaşandığını belirten Özden, birçoğunun üstünün örtüldüğünü hatırlatıyor. Özden, bu örtme biçiminin &#8216;şehit kanıyla vatan toprağı koruma&#8217; olarak topluma yansıtılmasından da şikâyetçi. Bu şekilde demokratikleşme ve şeffaflaşma çabalarının üstünün mahalle baskısıyla kapatıldığını belirtiyor.</p>
<p>Tomris Özden, medyanın tutumunu da eleştiriyor. Kocasının ölümünün peşine düştüğünden beri medyanın bir kesiminin sürekli kendisini hedef gösterdiğini belirten Özden şu değerlendirmelerde bulunuyor: &#8220;Bazı medya kuruluşları eşimin olayını araştıracağına beni hedef gösteriyor. Bana susmam için mahalle baskısı uyguluyor. Medya silahşörleri bana hep sus, dile getirme dedi. Aynı kalemler Ergenekon konusunda destekleyici şeyler yazıyorlar. Emin Çölaşan sürekli beni hedef haline getiriyor. Beni eleştiriyor. Gerçeklerin ortaya çıkmasını neden istemiyor acaba?&#8221;</p>
<p>Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı Albay Özden&#8217;i öldürenlerin PKK&#8217;dan ayrılan itirafçılar tarafından oluşturulan &#8216;Bıçak Timi&#8217;nden olabileceği iddialarını araştırıyor. Ergenekon savcılarının da cinayeti önümüzdeki günlerde açıklanması beklenen üçüncü iddianameye aldığı öğrenildi.</p>
<p><em>(www.aktifhaber.com, Temmuz 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/askeri-savciya-ortbas-suclamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhsin Yazıcıoğlu öldü mü, öldürüldü mü?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/muhsin-yazicioglu-oldu-mu-olduruldu-mu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/muhsin-yazicioglu-oldu-mu-olduruldu-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 19:28:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=41184</guid>
		<description><![CDATA[Hatırlarsınız. Daha “kaza”nın meydana geldiği ilk günlerde “şüphe”lerimi dile getirmiş ve “içime kurt düştüğünü” yazmıştım. Çünkü bu kaza “soru işaretleri” ile doluydu. Aradan geçen süreçte ise, soru işaretleri “koca bir çengel”e dönüştü ve halen kafamda asılı duruyor. Artık “soru”ları daha sesli soruyor ve diyorum ki; “Yeni bir Eşref Bitlis muamması mı oluşturulmak isteniyor?” Biliyorsunuz, 17 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hatırlarsınız. Daha “kaza”nın meydana geldiği ilk günlerde “şüphe”lerimi dile getirmiş ve “içime kurt düştüğünü” yazmıştım. Çünkü bu kaza “soru işaretleri” ile doluydu.<br />
Aradan geçen süreçte ise, soru işaretleri “koca bir çengel”e dönüştü ve halen kafamda asılı duruyor.<br />
Artık “soru”ları daha sesli soruyor ve diyorum ki;<br />
“Yeni bir Eşref Bitlis muamması mı oluşturulmak isteniyor?”<br />
Biliyorsunuz, 17 Şubat 1993’te, Eşref Bitlis’in uçağı da, havalandıktan kısa bir süre sonra düşmüş ve bütün “sabotaj” iddialarına rağmen, Askeri Savcılık düşme sebebi olarak “buzlanma”yı göstermişti. “Muamma” hâlâ devam ediyor. Eldeki “teknik veri”lerin tamamı bir “sabotaj”ı işaret ediyor olmasına rağmen, olayın üstü örtüldü.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/05/muhsin-yazicioglu-ve-ekibinin-olumu.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-39222 aligncenter" title="muhsin yazıcıoğlu ve ekibinin ölümü" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/05/muhsin-yazicioglu-ve-ekibinin-olumu.jpg" alt="" width="560" height="254" /></a></p>
<p>Bugün, hiç kimse “sabotaj” demiyor ama hiç kimse de bu olayın “kaza” olduğuna inanmıyor.<br />
Çünkü herkes biliyor ki; Eşref Bitlis o uçakla uçabilse ve Diyarbakır’a varabilse idi, büyük bir ihtimalle “çantasındaki dosyaları” açacak ve yine büyük bir ihtimalle “teröre son verecek” çözüm metodlarını açıklayacaktı.<br />
Gelin görün ki; uçak düştü, Eşref Bitlis öldü ve içinde “dosya”lar bulunan “çanta” da ortadan kayboldu.</p>
<p><strong>KAZA MI, PLANLI BİR SUİKAST MI?</strong></p>
<p>Enteresan değil mi; merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun da cesedi bulundu ama “çanta”sı ortada yok.<br />
O çantada, hangi “tanıklık” belgeleri vardı acaba? Ne hikmettir bilinmez, bu tür “kaza”(!)larda ilk önce “çanta”lar kayboluyor ortadan. Malûm; bir “şüpheli kaza”da ölen Adnan Kahveci’nin de çantası hâlâ bulunamadı!<br />
Ama, “sır” olan sadece “çanta”lar değil.<br />
Çantalar gibi, daha nice “sır”lar var ki; bu sırlar aydınlanmadan “helikopter kazası”(!) da aydınlanamaz.<br />
Hatırlarsınız. 27 Mart 2009 tarihli Ayna’da, içime düşen “kurt”lardan söz etmiş, kafamdan geçen “senaryo”ları paylaşmıştım sizlerle.<br />
Ve sormuştum:<br />
“Bu olay, gerçekten bir kaza mı, yoksa planlanmış bir suikast mı?”<br />
Malûm, Muhsin Bey; kendi imkânlarıyla kiraladığı helikopterle Sivas’tan Kahramanmaraş’a gelip, miting alanındaki vatandaşlara seslenirken, şöyle diyordu:<br />
“Devletten seçim yardımı almıyoruz.<br />
İlk defa helikopter kiralayıp miting yapıyoruz.”<br />
Nereden bilebilirdi ki;<br />
“İlk defa” kiralanan helikoptere “son defa” bineceğini? Nereden bilebilirdi ki; bindiği helikopterde “sinyal verici cihaz” bulunmadığını?<br />
Evet; Şevket Sabancı, Ali Sabancı ve Emine Kamışlı tarafından Ağustos 2000’de kurulan Esas Holding bünyesindeki Med Air şirketine ait helikopterde, “düştüğü yeri gösteren bir cihaz” neden yoktu?<br />
Hangi çağdayız Allah aşkına?<br />
Düşünebiliyor musunuz;<br />
Türkiye’de trafikte seyreden bir Mercedes otomobil, üretildiği Almanya’dan takip edilebiliyor.<br />
Araç şu anda nerededir, ne durumdadır; araçtan gelen “sinyal”lerle yeri tesbit edilebiliyor.<br />
Peki, bir “otomobil” firması bu kadar ayrıntıyı düşünürken, “koskoca helikopter” üreten firma, ona niye bir “sinyal cihazı” monte etmez? Ve de, böyle bir helikopterin uçmasına nasıl izin verilir?<br />
Düşünebiliyor musunuz;<br />
Trafikte seyreden bir otomobilin “farı kırık” ise, “ilkyardım çantası” bulunmuyorsa, bagajında “zincir, takoz, çekme halatı” yoksa, trafik polisi hemen durduruyor otomobili ve gerekiyorsa “trafikten men” ediyor.<br />
Peki, sormak gerekmez mi o zaman;<br />
Düşen helikopterin ait olduğu Med Air şirketinin pilotlarından Ali İbanoğlu’nun sözlerini nasıl değerlendireceğiz?<br />
Kaptan İbanoğlu diyor ki;<br />
“Helikopterin tam olarak nereye düştüğünü bilemiyoruz. Yerinin tesbiti için ise; ne bizde, ne helikopterde sinyal gönderen bir cihaz bulunmuyor!”<br />
Buyrun, burdan yakın.</p>
<p><strong>NTV, PİLOTU 37 DEFA NİYE ARADI?</strong></p>
<p>O günkü yazımda, daha başka sorular da sormuş, cevaplar aramıştım. Ancak aradan geçen 3 ay boyunca sorulara cevap bulmak yerine, “yeni yeni sorular”la karşılaştık!<br />
Evet, “yeni bulgu”lar, “yeni soruları” da beraberinde getirdi.<br />
“Son soru”dan başlayalım:<br />
Malûm, Vakit muhabirlerinin ulaştığı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı raporuna göre; Ayhan Şahenk’e ait Doğuş Grubu’na bağlı NTV Televizyonu, kaza günü helikopter pilotu Mustafa Kaya İstektepe’yi “tam 37 defa” aramış!<br />
Bu aramalardan 7 tanesinin, kazanın duyulduğu saatten önce olması son derece enteresan.<br />
Tabiî, diğer aramalar da enteresan.<br />
Bir televizyon kanalı, bir “helikopter pilotu”nu ısrarla niye arar ki? Arasa arasa, “haber” için arar. Peki ama “helikopter pilotu”nda ne gibi bir “haber” olabilir ki?<br />
Hele de “kaza”dan önce.<br />
Hem de “7” defa.<br />
Bakın, o da “ayrı bir soru” olmasına rağmen, İHA muhabiri İsmail Güneş’in, hem de “kaza öncesi”nde tam “113 defa” niye arandığını sormuyorum.<br />
Sormuyorum, çünkü;<br />
İsmail Güneş, bir “muhabir”dir ve bir televizyon kanalının onu araması gayet tabiîdir.<br />
Tabiî, bu doğal oluş, “şüpheleri” ortadan kaldırmıyor;<br />
“Niye 113 defa?”</p>
<p><strong>89 ARIZAYA RAĞMEN NASIL UÇTU?</strong></p>
<p>Biliyorsunuz, olayla ilgili olarak TBMM’de bir “komisyon” oluşturuldu. TBMM Araştırma Komisyonu pek çok kişiyi dinledi ve sonunda bir “rapor” yayınladı.<br />
Ve yine, bu süreçte BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu ve merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ziyaret edip “şüphe”lerini aktardılar.<br />
Peki, gerek Komisyon’a bilgi veren, gerek Başbakan’la görüşen kişilerin “şüphe”leri neydi?<br />
Buyrun, kısa anekdotlar halinde kafalarda gittikçe büyüyen o “şüphe”leri dillendirelim:<br />
BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili oluşturulan TBMM Araştırma Komisyonu’nun son toplantısında, pek çok uçak kazasında bilirkişilik yaptığı belirtilen, halen de özel bir havayolu şirketinde kaptan pilotluk yapan Fevzi Altunbulak şunları söylüyordu:<br />
- “Elektronik kayıtlarına göre o uçak kaza öncesinde değişik noktalardan 89 kez arıza yapmış. Ancak bu arızalar uçuş defterine kaydedilmedi. Çünkü kaydedilmiş olsa o uçağın yeniden uçuşa çıkması mümkün değil. 89 arızaya rağmen pilottan uçuşa devam etmesi istendi.”<br />
- Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun beyin cerrahı olan bacanağı Dr. Rafet Aslanoğlu kazadan önce helikopterde bulunanlara program sıkışıklığından dolayı paket yemek verildiğini ifade ederek, diyordu ki;<br />
“Adli tıp raporunda, helikopterdeki herkeste ‘tam’a yakın akut koroner damar tıkanıklığı tespit edildi. Bu bir tesadüf olamaz. 30 yaşlarında olan İHA muhabiri İsmail Güneş’te ‘tam’a yakın akut koroner damar tıkanıklığı var. Muhsin Bey’de de var. Bu hiç normal bir durum değil. Bunun böyle olması mümkün değil. Yemekte ilaç olma ihtimali var. Bu ilaç zehir olabilir.”<br />
- Muhsin Yazıcıoğlu’nun yakın arkadaşı BBP eski Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ da, Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’yi kaza duyulur duyulmaz aradığını söyleyip; sözlerini şu şekilde sürdürmüştü:<br />
“Kayseri Valisi Mevlüt Bilici, jandarma istihbarattan bir bilgi geldiğini, Muhsin Bey’in yaşadığını ancak bazı kırıkların olduğunu, bir ambulansla Kayseri’ye doğru hareket edildiğini bana aktardı. O gün verilen bilgiler çok önemli. Kayseri Valisi benim yakın arkadaşım. Vali Bey ile telefon konuşmamızda, ‘Bana gelen habere göre Yazıcıoğlu yaşıyormuş ancak yaralıymış. Ambulans hareket etmiş. Kayseri’ye geliyorlar. Bu bilgileri bana jandarma istihbarat verdi’ şeklinde konuşmuştu, sonra ifade değiştirdi. ‘Emniyetten geldi’ dedi. Bu durumun açığa kavuşturulması çok önemli. Vali Bey çıksın gerçekleri açıklasın.”<br />
Malûm; kaza sonrası helikopter enkazına ELT cihazı olmadığı ya da çalışmadığı için am 48 saat sonra ulaşılabildiği iddia edilmişti. Ali Sabancı’ya ait helikopterde ELT cihazının olup olmadığı, varsa çalışıp çalışmadığı günlerce gündemi meşgul etmiş, “bir kısım medya”da konuyla ilgili hiçbir habere yer verilmemesi dikkat çekmişti.<br />
TBMM Araştırma Komisyonu’na ELT cihazıyla ilgili sunulan ifadelerde, şöyle deniliyordu:<br />
- “Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, helikopterde yeni nesil Artex ME406 P cihazı olduğunu bildirmişti.<br />
Oysa, Telekomünikasyon Kurumu’nun belgesinde, helikopterde POITER 4000-10 marka ELT cihazının bulunduğu açıkça belirtiliyor.<br />
1 Şubat 2009 tarihinden itibaren COMPAS-SARSAT uyduları 121,5 Mhz üzerinden sinyal gönderen eski ELT sinyallerinin tespit edilemeyeceğini, bunun yerine yeni nesil ELT cihazının verdiği 406 Mhz sinyallerin alınacağı uluslararası yönetmeliklerle belirtiliyor.<br />
Bütün bu gerçekler ELT cihazının sonradan yerleştirilmiş olduğunu ve helikopterde eski model, uyduya sinyal gönderemeyen bir ELT cihazı bulunduğunu, yeni nesil ELT’nin ise kaza sonrası konulduğunu destekliyor.”<br />
Yine malûm ki;<br />
BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu 17 Haziran günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, kazaya ilişkin 55 sayfalık rapor sunmuştu.<br />
Topçu, kamuoyuna yansımayan bir bilgiyi Erdoğan’a aktararak “Düşen helikopteri üreten firma, kontrollerinde helikopterin yerinden kımıldatılmaması için 14 kırmızı bülten yayınlamış.<br />
Kontrollerde pilot ismi aynı olmasına rağmen 8 farklı imza var. Aksaklıklar gizlenmiş, helikopter uçurulmuş” diyor, Erdoğan da buna karşılık, “Raporu incelettireceğim. Gereği neyse o yapılacak” cevabını veriyordu.</p>
<p><strong>BELGELER KİMDEN, NİYE SAKLANIYOR?</strong></p>
<p>Gelen her yeni bilgi, “kuşku”ları daha da kuvvetlendirecek nitelikteydi.<br />
BBP Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda kazayı araştıran heyetin başkanı olan Ahmet Şanverdi, hazırladıkları “rapor”da, kuşkularını şöyle dile getiriyorlardı:<br />
“Yayınlanan ön raporlarda kesin hükme varmak için laboratuvar sonuçları ve helikopterde bulunan bazı aletlerin test edilmesinden sonra bir sonuca varılabileceğini açıkça beyan etmektedir.<br />
Başta Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Devlet Hava Meydanları, Kaza Kırım Ekibi ısrarlı müracaatlarımıza rağmen olayın aydınlanmasını sağlayacak belgeleri tarafımıza vermemişlerdir. Bize vermedikleri belgeleri TBMM Komisyonu’na da vermemişlerdir. Mesela olayın aydınlatılmasında hayati öneme haiz Helikopter Bakım Defterleri ile helikopterin teknik dosyası ne tarafımıza, ne de Meclis Komisyonu’na verilmemiştir.”<br />
Alın size sorunun hası:<br />
“Bu bilgiler niye verilmiyor. Birileri milletten bir şey mi gizliyor, yoksa birileri korunmaya mı çalışılıyor?”<br />
Görüyorsunuz ya;<br />
Olayın içine girdikçe, “içinden çıkılmaz” noktalara gidiliyor.</p>
<p><strong>HİÇ BİR CİNAYET MÜKEMMEL DEĞİLDİR!</strong></p>
<p>Hani, diyorum ki;<br />
Kafalar özellikle mi bulandırılmak isteniyor? Öyle ya; ortada ne kadar “soru” varsa, o kadar “şüphe” oluşur.<br />
“Şüphe”lerin çok olduğu yerde ise, “gerçek”ler güme gider.<br />
Açık ve net söyleyeyim;<br />
Bu “kaza”(!) eğer bir “derin devlet cinayeti” değilse, er veya geç çözülür ve sorumluların yakalarına yapışılır.<br />
Ama “derin devlet cinayeti” ise, korkarım ki, “yeni bir Eşref Bitlis vak’ası” ile karşı karşıya kalırız.<br />
“Faili meçhul” bir vak’a.<br />
Daha doğrusu “faili malûm” bir vak’a.<br />
Ama ne o “kaza”(!)yı araştıran var, ne de birilerinin yakasına yapışan.<br />
Hayır. Merhum Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin de aynı “esrarengizlik okyanusu”nda kaybolmalarını istemiyorum.<br />
Çünkü, çok iyi biliyorum ki;<br />
“Hiçbir cinayet mükemmel değildir!”<br />
En mükemmel cinayetler bile, küçük bir ipucu ile çözülebilir. Onun için, “helikopter kazası” da çözülmelidir. Çünkü hiç kimse, bunun bir “kaza” olduğuna inanmıyor.<br />
O halde, “cinayet” ihtimali öne alınmalı ve “ipuçları” buna göre değerlendirilmelidir.<br />
Sözün özü, bu dosya kapatılmamalıdır.</p>
<p><em>(Hasan Karakaya, Vakit, 2009-06-30)</em></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-41185" title="Yazar Hasan Karakaya" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/yazar-hasan-karakaya.jpg" alt="" width="140" height="138" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/muhsin-yazicioglu-oldu-mu-olduruldu-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çantası Hala Kayıp, Telefonu İse Düşündürücü</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/cantasi-hala-kayip-telefonu-ise-dusundurucu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/cantasi-hala-kayip-telefonu-ise-dusundurucu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 00:23:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=38706</guid>
		<description><![CDATA[BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun hayatını kaybettiği kazayla ilgili sır perdesi aralanmaya çalışılıyor. Komisyonda çok önemli iki soru soruldu: O telefon ve çanta nerede? BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun hayatını kaybettiği kazanın sır perdesi aralanamıyor. TBMM&#8217;de kurulan komisyon bugün kazayla ilgili Gülefer Yazıcıoğlu&#8217;nun da aralarında bulunduğu heyeti dinledi. Komisyonda Yazıcıoğlu&#8217;nun kayıp çantası soruldu. Eski BBP Genel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun hayatını kaybettiği kazayla ilgili sır perdesi aralanmaya çalışılıyor. Komisyonda çok önemli iki soru soruldu: O telefon ve çanta nerede? </strong></p>
<p>BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun hayatını kaybettiği kazanın sır perdesi aralanamıyor. TBMM&#8217;de kurulan komisyon bugün kazayla ilgili Gülefer Yazıcıoğlu&#8217;nun da aralarında bulunduğu heyeti dinledi. Komisyonda Yazıcıoğlu&#8217;nun kayıp çantası soruldu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-38707 aligncenter" title="Muhsin Yazıcıoğlu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/05/muhsin-yazicioglu.jpg" alt="" width="157" height="280" /></p>
<p>Eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili kurulan TBMM Araştırma Komisyonu, Yazıcıoğlu&#8217;nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, Genel Başkan Yardımcıları Mustafa Destici, Ahmet Şanverdi, Özel Kalem Müdürü Okan Köksal ile MKYK üyesi ve avukatı Kemal Yavuz&#8217;u dinledi.</p>
<p>Komisyon Başkanı Köylü, toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, BBP yetkililerinin olay yerinde yaptıkları çalışmaları ve ellerindeki bilgileri kendileriyle paylaştıklarını belirterek, &#8221;Biz de verdikleri beyanlardan hareketle araştırmamızı derinleştirerek sürdüreceğiz. Bize verilen bilgileri dikkate ve ciddiye alıyoruz. Dinlenmesi gereken kim varsa dinleyip araştıracağız. Adalet Bakanlığından soruşturma dosyasını istedik. Ondan sonra teknik elemanları çağıracağız. Herkesi dinledikten sonra bir kanaate varacağız. Sayın Yazıcıoğlu&#8217;nun eşi, üstünde durulması gereken şeyler söyledi. Anlatılanları ciddiye alıyoruz&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8221;İHMALİ OLANLAR CEZALANDIRILSIN&#8221; </strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/05/muhsin-yazicioglu-ve-ekibinin-olumu.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-39222 aligncenter" title="muhsin yazıcıoğlu ve ekibinin ölümü" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/05/muhsin-yazicioglu-ve-ekibinin-olumu.jpg" alt="" width="560" height="254" /></a></p>
<p>BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Şanverdi de AA muhabirine yaptığı açıklamada, kaza ile ilgili olarak ihmali olanların biran önce açıklığa kavuşturulmasını ve gereken cezayı almasını istedi. Ellerindeki bilgileri komisyonla paylaştıklarını ifade eden Şanverdi, &#8221;Özellikle kazanın olduğu ilk gün Kayseri Valisinin açıklamaları var, Valinin Genel Başkanla ilgili, &#8216;ayağı kırık, şuuru açık&#8217; şeklinde açıklamaları var. Sonra Kahramanmaraş Valisinin &#8216;Genel Başkan Göksun Hastanesine getirilecek&#8217; şeklinde beyanı vardı. Bu iki beyan çelişkili. Biz komisyona, Kayseri valisini kim yönlendirdi, bu bilgileri nereden aldı, bilgiyi aldığı yere bilgileri kim verdi, ayağının kırık olduğunu nereden biliyordu&#8221; diye sorduklarını ifade etti. &#8221;Gerçekten de Muhsin Yazıcıoğlu bulunduğu zaman ayağı kırıktı&#8221; diyen Şanverdi, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p><strong>YAZICIOĞLU&#8217;NUN ÇANTASI KAYIP! </strong></p>
<p>&#8221;Komisyon bize bu olayın üstüne gideceklerini söyledi. Genel Başkanın silahı, telefonları ve çantası vardı. Çantası hala kayıp. Telefonunun ise bir tanesi bize verildi, ancak hafızası silinmiş. Bunlardan ayrı olarak &#8216;ELS cihazı yok&#8217; denildi. Bunu, Başbakan, İçişleri Bakanı ve Hükümet sözcüsü söyledi. ELS cihazı olmadığı için sinyal alınamadığı açıklandı. Köylüler helikoptere ulaşınca, Ulaştırma Bakanlığının ön raporunda &#8216;ELS cihazı var ve çalışıyor&#8217; denildi. Varsa neden çalışmadı diye sorduğumuzda bize anteninin kırık olduğunu, onun için çalışmadığını açıkladılar. Ancak bütün uzmanların ortak görüşü, antenin kırık olması bir şey ifade etmeyeceği ve ELS cihazının çalışabileceği yönündedir. GPRS cihazının helikopterde olduğu yönünde Ulaştırma Bakanlığının raporunda hiç bahsedilmiyor. Ancak Almanya&#8217;dan uzmanlar geldiği zaman GPRS cihazını buldular. Fakat hafıza kartı yok. Cep telefonlarından ise 2. gün gece saat 03.00&#8242;e kadar sinyal alındığını bildirildi. Peki orası neden bir türlü bulunamadı? Neden uydudan istifade edilmedi?</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-38708 aligncenter" title="Muhsin Yazıcıoğlu tahliye 1987" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/05/muhsin-yazicioglu-tahliye.jpg" alt="" width="419" height="303" /></p>
<p>Koordinasyon eksikliği var ortada. Devlet kendi yazılı kanunlarını uygulamamış. Ne Ankara da ne de Kahramanmaraşta. Buralarda kanuna uygun olarak bir kriz merkezi kurulmadı. Orada İçişleri Bakanı, vali, sekreter bir de ben vardım. Kriz merkezinde ise bir harita, sağlık, iletişim uzmanı, pilot, asker olur. Bunların hiç birisi yoktu.&#8221;</p>
<p><em>(www.aktifhaber.com, Mayıs 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/cantasi-hala-kayip-telefonu-ise-dusundurucu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şüpheli ölümlerin listesi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/supheli-olumlerin-listesi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/supheli-olumlerin-listesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 16:20:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=34970</guid>
		<description><![CDATA[Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun ölümünün araştırılması için BBP&#8217;liler cenazede yoğun baskı yaptılar. Bunlardan biri de Şamil Tayyar&#8217;dı. Tayyar şüpheli ölümleri listeledi. Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar&#8217;ın yazısının ilgili bölümü: 17 Şubat 1992: Star TV’nin Yayın Koordinatörü Yekta Okur, Merter’den Mecidiyeköy’e giderken Unkapanı köprüsü üzerinde trafik kayıtlarına göre kaza sonucu öldü. Bir tanık aracın 34 F 1100 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun ölümünün araştırılması için BBP&#8217;liler cenazede yoğun baskı yaptılar. Bunlardan biri de Şamil Tayyar&#8217;dı. Tayyar şüpheli ölümleri listeledi. Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar&#8217;ın yazısının ilgili bölümü:</p>
<p><strong>17 Şubat 1992:</strong> Star TV’nin Yayın Koordinatörü Yekta Okur, Merter’den Mecidiyeköy’e giderken Unkapanı köprüsü üzerinde trafik kayıtlarına göre kaza sonucu öldü. Bir tanık aracın 34 F 1100 plakalı kamyon tarafından sıkıştırıldığını söyledi. Plaka araştırıldı, yıllar önce hurdaya çıkarılmış 1970 İnter marka bir kamyona ait çıktı.</p>
<p><strong>5 Şubat 1993:</strong> Adnan Kahveci, şüpheli kaza sonucu hayatını kaybetti. Milliyet Gazetesi ölüm haberini ‘Mucize formülüyle öldü’ manşetiyle verdi. Çünkü ölümünden birkaç gün önce Milliyet’e ziyaret eden Kahveci şöyle demişti: ‘Bu formülü açıklayamam ANAP Genel Başkanlığı için en büyük kozum.’</p>
<p><strong>3 Kasım 1996:</strong> Susurluk skandalı patladı. Erol Mütercimler, Aydınlık Dergisi’ne verdiği röportajda, ‘O kamyon o Mercedes’e çarpmasaydı asla İstanbul’a varamazdı’ dedi. Abdullah Çatlı’nın tüm sırlarını kaydettiği günlüğün de olduğu çanta hala kayıp. Haluk Kırcı, ‘O çanta bulunmadan Susurluk çözülemez’ dedi.</p>
<p><strong>29 Ağustos 1997:</strong> Emekli MİT görevlisi Ertuğrul Berkman, Susurluk Komisyonu Üyesi Fikri Sağlar’a sık sık gidip gelmeye başladıktan hemen sonra Eskişehir-Bozhöyük arasındaki bir kazada hayatını kaybetti. Sağlar, Berkman’ın ölümünü şüpheli bulduğunu açıkladı.</p>
<p><strong>9 Aralık 1997:</strong> Susurluk Komisyonu’nda çalışan, hakkında ‘MİT mensubu’ iddiaları çıkınca ayrılan emekli hakim Akman Akyürek, İstanbul’da aracını bir kamyonun sıkıştırması sonucu öldü. Kaza esnasında aracın hava yastıkları açılmadı. Baba Aziz Akyürek’in yorumu şöyle oldu: ‘Kazada kasıt var.’</p>
<p><strong>Kasım 1998:</strong> Susurluk Komisyonu Üyesi Fikri Sağlar’ın aracı Ankara Gölbaşı’nda bir kamyon tarafından sıkıştırıldı. Şarampole yuvarlanan Sağlar, ölümden döndü. Aracın ön sol lastik bijonlarının bağlı olduğu metal disk koptu. Bilirkişi raporunda bu durum metal yorgunluğuna bağlandı. Firma ise ‘Bu durum beş binde bir ihtimaldir’ dedi.</p>
<p><strong>6 Kasım 1999:</strong> Adı sıkça JİTEM’in kurucuları arasında geçen ve çevresinde ‘Yedi Bela’ lakabıyla bilinen emekli Tuğgeneral İsmet Yediyıldız, Trabzon’da geçirdiği trafik kazası sonucu öldü.</p>
<p><strong>21 Kasım 1999:</strong> Susurluk’un arkasında P2 Mason locasının olduğunu sıkça vurgulayan Susurluk Komisyonu Üyesi Bedri İncetahtacı, Esenboğa havalimanına giderken şüpheli trafik kazası sonucu öldü.</p>
<p><strong>27 Mart 2004:</strong> Şimdi Ergenekon şüphelisi olan İbrahim Şahin, Susurluk davasında yargılanırken hakime ‘konuşacağım’ dediği gün kaza geçirdi, doktor raporuna göre hafızasını kaybetti, Cumhurbaşkanı Sezer’in affına mazhar oldu.</p>
<p><strong>1 Temmuz 2001:</strong> Adı Telekulak skandalında geçen özel elektronik firma sahibi Cengiz Çelik, operasyondan kurtulmak için gittiği ABD’de Hürriyet’e konuştu: ‘Ağabeylerimin canı yanmasın diye dönmüyorum.’ Rahşan Affı’ndan yararlanıp yurda döndüğü gün Muğla yakınlarında trafik kazasında öldü.</p>
<p><strong>29 Mayıs 2003:</strong> Abdullah Çatlı’nın ortaklarından olduğu iddia edilen ve Ülkücü camianın önemli isimlerinden Efraim Barut, MHP’li eski milletvekili Mehmet Irmak’ın cenaze törenine katılmak üzere İstanbul’dan Ankara’ya doğru yola çıktı, Gebze yakınlarında bir kamyondan araca düşen torba yüzünden kaza geçirip öldü.</p>
<p><strong>2 Eylül 2003:</strong> Olay Vali Recep Yazıcıoğlu, Ankara Temelli yakınlarında şüpheli trafik kazasında hayatını kaybetti.</p>
<p><strong>16 Temmuz 2004:</strong> Askeri amaçlı yeni kripto cihazını deneyen TÜBİTAK uzmanlarından M. Ercan Kuruoğlu, Gelibolu yakınlarında geçirdiği şüpheli kazada can verdi. Yanında hayatını kaybeden Yücel Kenter yüzbaşı rütbesinde subaydı.</p>
<p>Bunun gibi çok örnek var. Ama hiç birinin üzerine ciddiyetle gidilmedi. İddialar hep karanlıkta kaldı. O nedenle, kamuoyu, kritik isimlerin kaza sonucu öldüğüne hiç inanmadı. Umarım, bu olay, ilk olur, Ergenekon’da olduğu gibi tüm iddiaların üzerine ciddiyetle gidilir.</p>
<p><em>(4-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/supheli-olumlerin-listesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uğur Mumcu öldürülmeseydi ne yazacaktı?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ugur-mumcu-oldurulmeseydi-ne-yazacakti.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ugur-mumcu-oldurulmeseydi-ne-yazacakti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 18:38:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=34357</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Balbay&#8217;ın günlüğüne göre, Genelkurmay gazeteci Uğur Mumcu&#8217;ya arşivlerini açmıştı ve PKK-MİT ilişkisini araştırdığından haberdardı. İşin ilginç tarafı, Mumcu&#8217;nun öldürülmesine neden olan olayların günlüklere yansımasının kartel gazetelerine yansıması oldu. Yıllarca Mumcu cinayeti üzerinden &#8216;irtica&#8217; haberleri üreten kartel bakın günlükleri nasıl işledi. Kartelin tetikçi gazetesi Vatan, darbe günlükleri ortaya çıkan Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay&#8217;ın Uğur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Balbay&#8217;ın günlüğüne göre, Genelkurmay gazeteci Uğur Mumcu&#8217;ya arşivlerini açmıştı ve PKK-MİT ilişkisini araştırdığından haberdardı. İşin ilginç tarafı, Mumcu&#8217;nun öldürülmesine neden olan olayların günlüklere yansımasının kartel gazetelerine yansıması oldu. Yıllarca Mumcu cinayeti üzerinden &#8216;irtica&#8217; haberleri üreten kartel bakın günlükleri nasıl işledi.</p>
<p>Kartelin tetikçi gazetesi Vatan, darbe günlükleri ortaya çıkan Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay&#8217;ın Uğur Mumcu ile ilgili notlarını bakın hangi başlıklarla haberleştirdi:</p>
<p>&#8220;Günlükte, dönemin Genelkurmay 2&#8242;nci Başkanı Büyükanıt, &#8220;Uğur ölmeseydi pazartesi buraya gelecekti. Arşivde çalışıyordu. Öcalan&#8217;ın kayınpederinin MİT&#8217;e çalıştığını saptamıştı&#8221; diyor.</p>
<p>Mustafa Balbay&#8217;a ait olduğu iddia edilen günlükte, yıllardır çözülemeyen gazeteci Uğur Mumcu suikastıyla ilgili de enteresan notlar yer alıyor. Günlükteki, dönemin Genelkurmay 2&#8242;nci Başkanı olan Mehmet Yaşar Büyükanıt&#8217;ın sözleri, Mumcu&#8217;nun PKK&#8217;nın derin ilişkilerini araştırdığı için öldürüldüğü iddialarını güçlendiriyor. İşte günlüğe göre Büyükanıt&#8217;ın sözleri.</p>
<p><strong>&#8216;Mumcu arkadaşımdı&#8217;</strong></p>
<p>&#8220;6 Nisan 2003 Pazar günü saat 12.30&#8242;da Genelkurmay Karargahı&#8217;nda Aslan Paşayla (Genelkurmay İstihbarat Başkanı olan Aslan Güner) görüşme. 45 dakika sonra, Yaşar Paşa (Genelkurmay 2. Başkanı olan Mehmet Yaşar Büyükanıt) geldi, &#8220;Ona günü anlatmam lazım, isterseniz bekleyin, en çok yarım saat sürer&#8221; dedi sonra ikisi birlikte geldiler. Yaşar Paşa, sivildi. Kırmızı ağırlıklı bir tişörtü vardı: &#8220;Uğur Mumcu benim arkadaşımdı. Buraya çok geldi gitti. Bizim arşivde çalıştı. En sevilen yazardı. Öldürülmeseydi ertesi gün, pazartesi buraya gelecekti. Arşivde çalışıyordu. Öcalan&#8217;ın karısının ( Kesire Öcalan) babasının MİT&#8217;e çalıştığını saptamıştı. Daha derin araştırmalar içindeydi.&#8221;</p>
<p><strong>Cinayetten 2 saat sonra</strong></p>
<p>Mumcu&#8217;nun kardeşi avukat Ceyhan Mumcu da, günlükte yer alan notları doğruladı. Kardeşinin saldırı sonucu öldüğü dönemde bu konuyu kendisinin de araştırdığını belirten Mumcu, şunları söyledi: &#8220;Uğur, &#8216;Kürt Dosyası&#8217; adında bir kitap yazıyordu. Bu kitapta Abdullah Öcalan&#8217;ın ilk kez mahkemeye çıkarılışından serbest kalışına kadar geçen süreçteki şüphelerini de aktarıyordu. Ayrıca 15 Ekim 1992&#8242;de yayımlanan &#8216;Kim bu Pilot Necati&#8217; başlıklı yazısı da bu konuyla ilgiliydi. Ancak kitabı tamamlayamadı.&#8221; Ceyhan Mumcu daha önceki bir röportajında da cinayetten 2 saat sonra Güreş ve Büyükanıt&#8217;ın eve geldiğini söylemişti: &#8220;Uğur öldürüldü, 2 saat sonra Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, Uğur&#8217;un evindeydi. Yanında Yaşar Büyükanıt da vardı. Doğan Paşa suikasttan önce Emniyet&#8217;i uyarmış, &#8216;Uğur&#8217;a bir şey yapacaklar, aman iyi koruyun&#8217; diye. Demek ki Genelkurmay&#8217;ın istihbaratı iyi çalışmış. O nedenle Güreş ve Büyükanıt Paşalar mutlaka dinlenmeli.&#8221;</p>
<p><strong>Tuğ&#8217;dan belgeleri alacaktı</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-34358" title="terorist-abdullah-ocalan" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/03/terorist-abdullah-ocalan.jpg" alt="" width="249" height="189" /></p>
<p>Mumcu&#8217;nun diğer randevusu ise 12 Mart 1971 döneminin askeri savcısı Baki Tuğ ileydi. 27 Ocak Çarşamba günü buluşacaklardı. İki gün önce, Baki Tuğ&#8217;un Meclis&#8217;teki odasında bir araya gelmişlerdi ve Tuğ&#8217;a, &#8220;Abdullah Öcalan&#8217;ın MİT&#8217;le ilişkilerini ortaya çıkardım&#8221; demişti. Tuğ Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı&#8217;ydı, &#8216;Araştıracağım&#8217; dedi, randevuyu verdi. Tuğ&#8217;un bilgileri önemliydi, çünkü 1972&#8242;de, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) 1. sınıf öğrencisi olan 22 yaşındaki Abdullah Öcalan, bildiri dağıtmak suçundan gözaltına alındığında Askeri Savcı Baki Tuğ&#8217;un önüne getirilmişti. Tuğ, boykotçu öğrenciler içinde en ağır cezayı Abdullah Öcalan ve iki arkadaşı için isterken, yargılama sırasında mahkemede görüş değiştirince Öcalan üç ay hapis cezasıyla kurtulmuştu.</p>
<p><strong>Devlet kullanmış olabilir</strong></p>
<p>Baki Tuğ, o günleri daha sonra şöyle anlatmıştı: &#8220;Apo&#8217;nun MİT mensubu olup olmadığı konusunda yardım istedi. &#8216;Arşivime bakayım&#8217; dedim. Araştırdım; Abdullah Öcalan&#8217;ın kayınpederi Ali Yıldırım, Milli İstihbarat&#8217;ta çalışan bir görevliydi. Öcalan, Ali Yıldırım&#8217;ın kızı Kesire ile evlenmişti. Bizde bulunan bilgi bu kadardı. Ama Uğur Mumcu&#8217;nun ömrü vefa etmedi. Bana gelip gitmesinden iki gün sonra da öldürüldü. Bunu araştırmasına şaşırmamıştım. Çünkü Milli İstihbarat Teşkilatı&#8217;nın görevi herkesten yararlanmaktır. O dönemde bir öğrenci olarak ondan da yararlanmak isteyebilirler. Bunda şaşıracak, yanlış düşünecek hiçbir şey yok.&#8221; Tuğ, Öcalan&#8217;ın 1980&#8242;den önce Devrimci Doğu Kültür Ocakları gibi Kürt örgütlere karşı mücadele etmiş olabileceğini belirtmişti.</p>
<p><strong>Son yazılarında hep MİT-PKK ilişkisini yazdı</strong></p>
<p>Uğur Mumcu, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde ölmeden önceki son 6 ayda hep PKK&#8217;yı yazmıştı. Cumhuriyet gazetesindeki 9 Ekim 1992 tarihli yazısında Uğur Mumcu şöyle yazmıştı: &#8220;Bugün PKK örgütü arasında kim bilir kaç ajan var? Yalnızca MİT ajanları mı? Ortadoğu ajan kaynıyor. Kürt örgütleri arasına sızmış kim bilir kaç CIA ajanı görev yapıyor?&#8221; diye soruyordu. 15 Ekim&#8217;de ise &#8220;Gazetecinin görevi gerçeği aramaktır. Kürt sorunu konusunda bu köşede yapmaya çalıştığımız da budur. Örneğin Abdullah Öcalan kimdir? PKK nasıl kurutulmuştur? Bunları araştırıyoruz. Bu araştırmaların başlangıç noktası Öcalan&#8217;ın kimliğidir. Apo&#8217;nun kontrgerillacılarla işbirliği yaptığı, PKK içindeki MİT ajanı bir pilotu kolladığı ve kayınpederinin MİT elemanı olduğu doğru mu?&#8221;</p>
<p><strong>Kanlı tuzak kuruluyor</strong></p>
<p>Öldürülmeden 16 gün önce, 8 Ocak 1993 tarihli yazısında da şunları yazmıştı: &#8220;Birileri Türk halkını Kürt halkına, Kürt halkını da Türk halkına düşman edici bir kanlı tuzak kuruyor. Yakında yayınlanacak bir yayınımda Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilere ışık tutacak ilginç belgeler açıklayacağım.&#8221;</p>
<p><strong>Kesire Avrupa&#8217;ya kaçtı</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-4218 aligncenter" title="kesire_ocalan.jpg" src="http://arastiralim.com/wp-content/uploads/2006/11/kesire_ocalan.jpg" alt="" width="199" height="298" /></p>
<p style="text-align: center;">Kesire Öcalan</p>
<p>Abdullah Öcalan, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi&#8217;nde okurken tanıştığı Elazığlı Kesire Yıldırım ile 24 Mayıs 1978&#8242;te evlendi. Çift, 3 ay Diyarbakır&#8217;da yaşadı. Onları Ankara&#8217;dan Diyarbakır&#8217;a götüren &#8220;Pilot Necati&#8221; ordudan ayrılmış ve Diyarbakır&#8217;da kum ticareti yapıyordu. (Pilot Necati 1982&#8242;de esrarengiz bir şekilde kullandığı zirai ilaçlama uçağının düşmesi sonucu öldü.) Öcalan bir süre sonra Suriye&#8217;ye kaçtı ve Kesire&#8217;yi de yanına aldı. Fakat Kesire, baskıcı politikalarına karşı çıkıp Avrupa&#8217;ya kaçtı, hakkında ölüm kararı çıkartan Apo&#8217;dan korunmak için kardeşi Hüseyin Yıldırım&#8217;la birlikte kimlik değiştirdi.&#8221;</p>
<p><em>(www.habervaktim.com, 3-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ugur-mumcu-oldurulmeseydi-ne-yazacakti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üzeyir Garih&#8217;i Ergenekon Örgütü mü öldürdü?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/uzeyir-garihi-ergenekon-orgutu-mu-oldurdu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/uzeyir-garihi-ergenekon-orgutu-mu-oldurdu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 21:31:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=39159</guid>
		<description><![CDATA[‘Üzeyir Garih’i Ergenekon öldürdü’ diyen Doğan Kasadolu ilk kez konuştu. Uzun zamandır devam eden Üzeyir Garih cinayeti ve Ergenekon bağlantısı haberlerine bir yenisi eklendi ve iş adamı Doğan Kasadolu bir açıklama yaptı: “Üzeyir Garih’in eski damadı bana, Üzeyir Garih’in öldürüldüğü gün büyük oğlunun evlerinden kelepçelenerek polisler tarafından götürüldüğünü ve susmaları için tehdit edildiklerini anlattı” dedi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>‘Üzeyir Garih’i Ergenekon öldürdü’ diyen Doğan Kasadolu ilk kez konuştu.</strong></p>
<p>Uzun zamandır devam eden Üzeyir Garih cinayeti ve Ergenekon bağlantısı haberlerine bir yenisi eklendi ve iş adamı Doğan Kasadolu bir açıklama yaptı: “Üzeyir Garih’in eski damadı bana, Üzeyir Garih’in öldürüldüğü gün büyük oğlunun evlerinden kelepçelenerek polisler tarafından götürüldüğünü ve susmaları için tehdit edildiklerini anlattı” dedi. Bu iddia ortalığı hayli karıştırdı. Yedi senedir katil diye bilinen Yener Yermez Fehmi Koru’ya bir mektup yazarak, aslında katil olmadığını söyledi. Gazetelerde, “Cinayette kullanılan bıçağa ilişkin üç Adli Tıp belgesi ve Üzeyir Garih’in kanlı gömleğinin şeması Ergenekon tutuklularından Doç. Dr. Ümit Sayın’ın evinde çıktı” haberleri yer aldı. Köşe yazarları yazılar yazdı. Kimisi bu iddialara inandı, kimisi komik buldu. Fakat iş gerçekten insanı çok merak ettirecek bir noktaya geldi. Ben de merak ediyor, bu konuyla ilgili birileriyle konuşmak istiyordum. Garih ailesini aradım, röportaj yapmak istediğimi söyledim. İzzet Garih şu aşamada kesinlikle konuşmak istemediğini söyledi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-28178 aligncenter" title="uzeyir-garih" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/12/uzeyir-garih.jpg" alt="" width="300" height="243" /></p>
<p>Bir zaman sonra televizyonda Doğan Kasadolu’yu seyrettim, iddialarını anlatırken. Sonra, Adalet Bakanlığı tarafından ruh sağlığının tespiti istendiğini okudum gazetede. Ve hemen Doğan Kasadolu’yu arayıp röportaj yapmak istediğimi söyledim. Kabul etti. Konuşmaya gittim. Çok ilginç biri çıktı karşıma. Röportajdan dönerken, elimde taşınması çok zor koca bir torba tutuyordum içi evrak dolu. Son dört yıl içinde neredeyse 50 tane şikayet dilekçesi vermiş, sayısız dava açmış biri Doğan Kasadolu. Üzeyir Garih dilekçesi bunlardan sadece bir tanesi. İddiaları gerçekten ilginç, ciddi, hatta korkutucu. Dolayısıyla, araştırma işinde başarılı muhabir arkadaşlarımla sohbet ederken bu iddiaları onlara anlattım. Onlar da bana birkaç telefon numarası buldu. Alarko’nun o dönemki Dış İlişkiler Koordinatörü Falih Tümay’la konuştum. “İthalat bölümü bana bağlıydı. Kesinlikle orada müdür olmadı bu zat. Üzeyir Bey getirmişti, işe yararsa diye. Ama birkaç iş yaptı ve memnun kalmadık. Maaş kesinlikle almamıştır. Üzeyir Bey’in dostu değildir, o da Yahudi olduğu için tanışıklığı olmuştur herhalde. Sonradan kendisine Müslüman’ım dedi, adını değiştirdi nasıl yaptıysa. Üzeyir Bey’in torunu ile ilgili anlattıklarının teki bile doğru değil. Yok öyle polis arabası, kelepçe falan. Amacı ne anlamadım” dedi. Evet, bir de siz okuyup karar verin. Kasadolu bir cinayetin ipuçlarından mı bahsediyor, yoksa tamamıyla yalan mı söylüyor?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Üzeyir Garih’i kim öldürdü?</span></p>
<p><strong>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe verdiniz. Ve Üzeyir Garih cinayetiyle ilgili, 7 senedir hiç söylenmemiş yeni açıklamalar yaparak akılları karıştırdınız. Nedir sizin Üzeyir Garih cinayetiyle ilgili bildikleriniz?</strong></p>
<p>Bir bilgim yok. Ama bana anlatılan bir şey var. Dilekçemde de söylediğim gibi, Üzeyir Garih benim kadim dostumdur. Alarko’da çalıştım. İshak Bey’le formel mesafeli bir ilişkim vardır ama Üzeyir Bey’le yakındım. 2001 yılında ölümünün ardından zaman zaman aileyi taziyeye gittiğimde, kızı Daila, oğlu İzzet, damadı Doron’la sohbetlerim oldu tabii.</p>
<p>İşte bu görüşmelerimizden birinde Üzeyir Garih’in damadı Doron bana, Üzeyir Garih’in öldürüldüğü cumartesi günü, öldürülüşünden çok kısa bir vakit sonra bir polis otosunun evlerine gelerek iki oğlundan büyüğünü kelepçe takarak götürdüklerini, daha sonra yaptıkları görüşmelerde eğer bu işin üzerine giderlerse cinayeti bu çocuğun işlediğini açıklayacakları şeklinde tehdit aldıklarını, bacakları titreye titreye anlattı. “Onları da öldürecekler mi” diye tüm aile üzüntüden çok korku içindeydi o günlerde ben gördüğümde.</p>
<p><strong>Siz hangi görevdeydiniz Alarko’da?</strong><br />
İthalat Koordinatörü’ydüm. Maaş bordrom da burada.</p>
<p><strong>Şu an ne iş yapıyorsunuz? Her yerde avukat olduğunuz yazıyor ama siz avukat değilsiniz aslında?</strong><br />
İş adamıydım ama şu an aktif bir ticaret hayatım yok. Geçinecek kadar param var. Gayrimenkullerim var. Kira gelirlerim var. Çok sıkışırsam satıyorum bir tanesini. Kabuğuma çekildim. Uğraştığım işler sonuçlanırsa on ikiden vuracağım ama. Avukat değilim ama beni rahatsız eden ne konu olursa yargıya götürmekten çekinmem. Hakkımı aramak için dava açmakta hiç tereddüt etmem. Öyle yetiştirildim. Bu yüzden avukat zanneden çok olur. 89 yılına kadar adliyeye girmemiş adamdım ben, şimdi çıkmıyorum o ayrı.</p>
<p>Alarko’nun eski Dış İlişkiler Müdürü Falih Tümay’la konuştum. Sizin Alarko’da İthalat Müdürü olmadığınızı, belki birkaç iş için yardım ettiğinizi, buna karşılık olarak da size bir bordro verilmediğini söyledi.<br />
Direkt Üzeyir Bey’le çalıştım. Başka birine bağlı değildim. Maaş aldım. Ayhan Yavrucuk’la beraber girdim Alarko’ya 1977 yılında.</p>
<p><strong>Bir de, aslında Yahudi olduğunuzu, asıl isminizin de David Kasado olduğunu söyledi. Ne zaman Müslüman oldunuz?</strong><br />
Bu konuda bir beyanda bulunmam. Herkes ne olduğumu bilir. Ben ciddi bir para harcıyorum, yargı çalışsın istiyorum. Benim amacım bu. Bu konu dışı. Dilin kemiği yok.</p>
<p><strong>Benim asıl merak ettiğim 7,5 sene önce anlattı size bunu damat Doron, sizin iddianıza göre. Siz bunu şimdi açıkladınız, neden?</strong><br />
Şimdi cesaret buldum. Çünkü daha önce böyle zemin oluşmamıştı. Ama köşe yazılarında falan bir iki şey çıkıyordu, çünkü dost ortamlarında anlatıyordum ben bunları gazeteci arkadaşlarıma. Yani hep işin içindeydim. Ama bu Eylül’de Ergenekon ve Üzeyir Garih cinayeti ile ilgili haberler gündeme gelmeye başlayınca, ilk haber Yenişafak gazetesinde sonra Vakit gazetesinde çıktı, benim için de zamanı gelmiş oldu. Çünkü daha önce bana düşen bir şey yoktu. Aileyi ilgilendiren bir durumdu. Ama Garih ailesinin avukatının hazırladığı dosyaya baktım, avukatın şikayet dilekçesi yok. Yüksek yargıtayda aileden kimsenin ifadesi yok bu konuda. Korkuyorlar. Haklılar. Yeni deliller ortaya çıkmaya başlayınca, Üzeyir Garih’in öldürülmesine üzülmüş olmam, Yener Yermez’in insanı tatmin etmeyen bir yargılamayla mahkum edilmesi, ayrıca benim de bir Ergenekon mağduru olmam bu dilekçeyi vermeme yetti. Bu dilekçeyi 3 ay önce 7 Ekim’de, Yargıtay Savcısı’na danışarak verdim.</p>
<p><strong>Nasıl yani?<br />
</strong>Bunu bir vatandaşlık hizmeti olarak gördüm, “İsterseniz bildiğimi yazıp dilekçemi vereyim, faydalı görürseniz kullanırsınız, bulmazsanız yırtıp atarsınız” dedim. “Ver, bakalım” dedi. Verdim, baktılar herhalde işe yarar buldular. Mevzu büyüdü birden.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Üzeyir Garih’i başka yerde öldürüp mezarlığa attılar, ölüm saati belli değil</span></p>
<p><strong>Yener Yermez için “İnsanı tatmin etmeyen bir yargılamayla mahkum edildi” dediniz. Siz o dönem davayı takip ettiniz mi?<br />
</strong>Dosya delilleri o çocuğu mahkum etmeye yetersiz. Davanın tekrar açılıp o çocuğun tahliye olması lazım. Gerçek katillerin de bulunması lazım. Bu kadar açık. Hak yerini bulmadı. Örgüt ya da Ergenekon karar verdi, suçu bu çocuğa attılar. Ayrıca iki bıçak kullanıldığı ortaya çıkıyor. Üç kişi tarafından öldürüldüğü, vücuttaki bıçak darbelerinden çok açık ortada. Hem sağda hem solda bıçak yarası var. Ölüm saati hâlâ belli değil. Dosyada yok. Üzeyir Garih’e tırnaktan bakılan test yapılmadı, ölüm saati ortaya çıkmasın diye tespit edilmedi. Başka yerde öldürüp oraya attılar. Bıçakta adamın parmak izi yok, Üzeyir’in kanı var. Pantolonda kan var ama pantolon kimin. 11 bıçak darbesi var, 9’u öldürücü. Öldürmüşler adamı. Küçük paralar için değil. Zaten Üzeyir yolda gördüğüne para veren, yardım eden biriydi. Vermezlik yapmaz ki. Fakirlikten gelmiş bir adam. Geçmişini unutmamış adam.</p>
<p><strong>Niye öldürdüler peki sizce Üzeyir Garih’i?<br />
</strong>Bilmiyorum ama mutlaka daha önce vermiş olduğu büyük paraları artık vermediği içindir. Zaten aile de bu yüzden sessiz. Ses çıkarırlarsa örgüte para verdikleri de çıkacak ortaya. Bunu istemiyorlar, olanları sineye çekiyorlar.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Garih ailesine yardım peşinde değilim, sadece bildiğimi anlattım</span></p>
<p><strong>İshak Alaton’la, Üzeyir Garih’in oğlu İzzet Garih’le ya da kızı Daila Garih’le hiç konuştunuz mu?<br />
</strong>Hayır konuşmadım. Niye konuşayım. Çözülmesini istemiyorlar ki onlar.</p>
<p><strong>Ama kadim dostumdur diyorsunuz Üzeyir Garih için, anlattıklarınız çok ciddi iddialar. Bu açıklamaları onlarla konuşarak yapsanız, daha dostça bir tavır olmaz mı sizce?</strong><br />
Ben aileye yardım peşinde değilim. Ben Üzeyir’le ilgili bildiklerimi ortaya koydum. Mahkemenin işine yarar ya da yaramaz, o da beni ilgilendirmiyor. Ben tanık olduğum bir olayı ortaya koydum.</p>
<p><strong>Üzeyir Garih’in damadı Doron Herzowitz’e güvenir misiniz? Çünkü “tanık olduğum” diyorsunuz ama aslında sadece dinlediğiniz bir olayı aksettiriyorsunuz. Doron Herzowitz’le konuştunuz mu tekrar mesela?<br />
</strong>Konuşmadım, istiyorsa hadi yalanlasın.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Korkmaz Yiğit Ergenekon’un Allah’ı ama dokunulmazlığı var, kimse ona dokunamıyor</span></p>
<p><strong>Ergenekon mağduruyum dediniz. Bu ne demek?</strong><br />
Korkmaz Yiğit Ergenekon’un Allah’ı, ama dokunulmazlığı var.</p>
<p><strong>Korkmaz Yiğit’le davalıksınız değil mi?</strong><br />
Siz Ergenekon dersiniz, ben örgüt diyorum, TMSF’nin başındaki Ahmet Ertürk derin mekanizma diyor. Ne dersek diyelim ortada bir örgüt var, Korkmaz Yiğit çok ciddi bir ayağı. Beni öldürmek istiyor, yok etmek istiyor yani. Bunu belgelerimle kanıtlarım size. Sayısız konuyla ilgili şikayet dilekçem var. Açılmış davam var. TMSF’de tahsilat bölümüne istihbarat taşıyordum 2004 yılında. Korkmaz Yiğit de Bank Ekspres’in sahibiydi. İzzet Saban Korkmaz Yiğit’in kasası, bütün paralar orada. Yönetim kurulunda ayrıca. 700 milyon dolar borçları var devlete. TMSF’nin bu paraları almasına yardımcı oldum. Bana tazminat davası açtı Korkmaz Yiğit, hakime söylüyor “Bunu Adli Tıp’a sevk edeceksin, bu adam deli.” Manevi tazminat davasıyla Adli Tıp’ın ne alakası var. Amaçları beni öldürmek. Bunu şikayet ettim hemen. Çünkü işi bilenler söylüyor, bunlar adliyenin en azgın şebekesi ve herkese tehditle iş yaptırıyorlar. Bana da deli raporu aldıracak. Verdiğim hiçbir dilekçenin hükmü olmayacak tabii. Bunun bir avukatı var, adını veremem, dava açılır. Bu işin profesyoneli. Bas parayı al kararı Adli Tıp’tan. Allah’a şükür ruh sağlığım iyi çıktı, yanında da zekam çok yüksekmiş, o da çıktı.</p>
<p><strong>Siz Korkmaz Yiğit’in açtığı dava üzerine mi ruh sağlığı tespitine gittiniz?<br />
</strong>Üzeyir Garih gündeme gelince bu sefer bunlar celallendi. Bunlarla işbirliği yapıyorlar çünkü. Tam bu olay çıktı, benim de deli olduğumu saptamaya çalışıyorlar. Tesadüf mü bu? Garih ailesi de böyle pasifize edildi işti. Tehditle. Dava dosyasında 15 tane eksik var belki. Ben tekinin üzerinde durdum, Doron’un beyanını söyledim. Bana güvenlik sağlasınlar, gerisini de anlatayım. Güvenlik de istemem aslında, anlatırım yani.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-28180 aligncenter" title="uzeyir-garih-olduruldu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/12/uzeyir-garih-olduruldu.jpg" alt="" width="157" height="169" /></p>
<p><strong>7 Ekim 2008’de Üzeyir Garih cinayetiyle ilgili verdiğiniz dilekçede, dördüncü sayfada iş Korkmaz Yiğit’e geliyor ve sonunda da tanık koruma programının güvencesine alınmak istiyorsunuz. İki farklı konuyu niye birleştirmeye çalışıyorsunuz?</strong><br />
Ergenekon bir yerde bitecek, bitmeli. Katkım olursa diye o dilekçeyi verdim. Bu adamlar duracak mı? Hayır! Teftiş Kurulu Başkanı’nın utanç verici suçları bunlar. Yargılanmalı.</p>
<p><em>(Sanem Altan, Vatan)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/uzeyir-garihi-ergenekon-orgutu-mu-oldurdu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üzeyir Garih tapınakta infaz edilmiş!</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/uzeyir-garih-tapinakta-infaz-edilmis.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/uzeyir-garih-tapinakta-infaz-edilmis.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 09:47:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=32352</guid>
		<description><![CDATA[Garih cinayeti hükümlüsü Yener Yermez&#8217;den şok iddia. Yermez, ünlü musevi işadamının üyesi olduğu bir tarikat yapılanması tarafından gizli bir tapınakta, ritüeller eşliğinde bıçaklanarak öldürüldüğünü ileri sürdü. Kameraya kaydedilen infaz sonrasında ise cesedi, sır kadın &#8216;Meral&#8217;in yanındaki kimliği meçhul şahıs Eyüp Mezarlığı&#8217;na bıraktı. Yener Yermez tarafından &#8216;bireysel&#8217; olarak işlendiği ileri sürülen Üzeyir Garih cinayetinin &#8216;organize&#8217; şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Garih cinayeti hükümlüsü Yener Yermez&#8217;den şok iddia. Yermez, ünlü musevi işadamının üyesi olduğu bir tarikat yapılanması tarafından gizli bir tapınakta, ritüeller eşliğinde bıçaklanarak öldürüldüğünü ileri sürdü. Kameraya kaydedilen infaz sonrasında ise cesedi, sır kadın &#8216;Meral&#8217;in yanındaki kimliği meçhul şahıs Eyüp Mezarlığı&#8217;na bıraktı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-28180 aligncenter" title="uzeyir-garih-olduruldu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/12/uzeyir-garih-olduruldu.jpg" alt="" width="157" height="169" /></p>
<p>Yener Yermez tarafından &#8216;bireysel&#8217; olarak işlendiği ileri sürülen Üzeyir Garih cinayetinin &#8216;organize&#8217; şekilde gerçekleştirildiği ileri sürüldü. Cinayet hükümlüsü Yermez&#8217;in şok ifadesine göre, Garih üyesi olduğu gizemli örgütün, gizli tapınağında infaz edildi. İddiaya göre, garip giysili kişilerin katıldığı törende bıçaklanarak öldürülen ünlü işadamının cesedi, daha sonra &#8216;Meral&#8217; adlı kadının kimliği meçhul arkadaşı tarafından Eyüp Mezarlığı&#8217;na bırakıldı. İnfazın kamera kayıtları ezberletilen Yermez ise cinayeti üstlendi.</p>
<p><strong>AYİN SONRASI BIÇAKLANDI</strong></p>
<p>Alarko Holding&#8217;in Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih&#8217;i 25 Ağustos 2001 tarihinde öldürmekten hüküm giyen Yener Yermez&#8217;in yeni iddiaları, &#8216;hükümlüsü&#8217; bulunmasına rağmen çok sayıda sır taşıyan cinayetin seyrini değiştirdi. Gündeme bomba gibi düşen iddiaya göre, Üzeyir Garih, mensubu olduğu tarikatımsı gizli bir yapılanmanın, üst birimi tarafından cinayet tarihinde gizli bir tapınağa davet edildi. Çok özel durumlarda kullanılan tapınaktaki davete icabet eden Üzeyir Garih için tören düzenlendi. Ayin ritüelleri taşıyan bu tören sonrasında garip giysiler içindeki çok sayıda örgüt üyesinin gözleri önünde, esrarengiz kadın Meral ve arkadaşı, farklı bıçaklarla Üzeyir Garih&#8217;i vahşi şekilde infaz etti. Yermez&#8217;in iddiasına göre, infaz sonrası ise ünlü işadamının cesedi, soruşturma dosyalarında adı geçen Meral&#8217;in yanındaki kimliği belirsiz bir kişi tarafından Eyüp Mezarlığı&#8217;na taşındı. Yermez&#8217;in, açılan yeni soruşturma kapsamında Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz&#8217;e ve polise verdiği iddia edilen ifadelerde şok edici bilgiler ortaya çıktı:</p>
<p><strong>YANINDAYDILAR</strong></p>
<p>&#8220;Olay günü Meral beni görevli olduğum Hasdal Kışlası&#8217;ndan aldı. Birlikte Eyüp&#8217;teki bir otelden oda ayırttık. Daha sonra, Piyer Loti tepesine çay içmek için çıktık. Meral, &#8220;Eyüp&#8217;te bir arkadaşımla buluşacağım, sen burada bekle&#8221;</p>
<p>diyerek ayrıldı. Uzun süre Meral gelmeyince yürümeye başladım. Eyüp Mezarlığı&#8217;nın içinde yürürken yerde kanlar içinde yatan Garih&#8217;i gördüm. Adamın yanında Meral ve arkadaşı duruyordu. Bana bir telefon verip olay yerinden ayrıldılar.”</p>
<p>&#8220;Meral ve yanındaki esrarengiz adamla tekrar Eyüp&#8217;te buluştuk. Beni de bindirdikleri arabayla Gaziosmanpaşa yakınlarında bir eve gittik. Eve yaklaştığımız sırada arabada gözlerimi bağladılar. Evde bana bir video kaset izlettiler. İzlediğim görüntülerde, Meral ve yanındaki adamın Garih&#8217;in bıçakla öldürme anı vardı. Kamera bir yere sabitlenmiş, cinayet anı 5-6 metre uzaktan çekilmişti. Kaseti defalarca izledikten sonra bana, cinayeti işlediğimi nasıl anlatacağımı ezberlettiler. Cinayeti üzerime alırsam bana para vereceklerini, aksi takdirde, beni ve ailemi yok edeceklerini söylediler.&#8217;</p>
<p><strong>Komutanları Ergenekon sanığı çıktı</strong></p>
<p>Garih cinayeti 8 yıl aradan sonra geçen yıl başlatılan Ergenekon soruşturmasıyla tekrar gündeme geldi. Adli Tıp uzmanıi Ümit Sayın&#8217;ın bilgisayarlarında Garih cinayeti dosyasıyla ilgili geniş bir arşiv ele geçirildi. Garih&#8217;in aile dostu işadamı Doğan Kasadolu da şok iddialarla ortaya çıktı. Bu iddilara göre, Üzeyir Garih&#8217;in öldürüldüğü gün bir polis otosuyla gelen kişiler, Garih&#8217;in küçük torununu kollarına kelepçe takarak gözaltına aldı. Kasadolu, bu kişilerle yaptıkları görüşmelerde bu işin üzerine giderlerse cinayeti bu çocuğun işlediğini açıklayacakları şeklinde tehdit aldıklarını ileri sürdü. Bütün bu iddiaların üzerine giden Yeni Şafak ise Üzeyir Garih&#8217;i öldürmek suçundan hüküm giyen Yener Yermez&#8217;in, Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli albay Fikri Karadağ ve Tuncay Güney&#8217;le &#8216;change oto&#8217; işinde tutuklanan teğmen Murat Oğuz&#8217;un emrinde askerlik yaptığı bilgisine ulaştı.</p>
<p><strong>Çatlı&#8217;nın çantası Meral&#8217;in elinde</strong></p>
<p>Susurluk kazasında kaybolan Abdullah Çatlı&#8217;ya ait çantanın kendisinde olduğunu ileri süren Ergenekon sanığı Sami Hoştan&#8217;ın yalan söylediği, asıl çantanın Yermez&#8217;in &#8216;bulunursa cinayet aydınlanır&#8217; dediği esrarengiz kadın &#8216;Meral&#8217; tarafından alındığı ileri sürüldü. Hem Garih cinayetindeki rolü hem de Veli Küçük&#8217;ten aldığı Çatlı&#8217;nın sır belgelerini Almanya&#8217;da &#8216;önemli&#8217; bir isme teslim ettiği düşünülen Meral, her yerde aranıyor.</p>
<p><em>(Ergün DİLER, Yenişafak, 2-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/uzeyir-garih-tapinakta-infaz-edilmis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Albay Kazım Çillioğlu&#8217;nun şüpheli ölümü</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/albay-kazim-cillioglunun-supheli-olumu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/albay-kazim-cillioglunun-supheli-olumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2009 19:12:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=30593</guid>
		<description><![CDATA[JİTEM&#8217;ci emekli Albay Abdülkerim Kırca&#8217;nın şüpheli intiharı, akıllara 3 Şubat 1994 yılında intihar eden Tunceli Jandarma Komutanı Albay Kazım Çillioğlu&#8217;nu getirdi. Çillioğlu&#8217;nun oğlu Tayfun Çillioğlu, Vakit&#8217;e şok açıklamalarda bulunarak, “Babamın ölümünün intihar olduğuna inanmıyoruz. Babam birilerinin çıkarlarına ters düştüğü için öldürüldü” iddiasında bulundu. Albay Kazım Çillioğlu İsmi Güneydoğu&#8217;da işlenen faili meçhul cinayetlerle gündeme gelen JİTEM [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>JİTEM&#8217;ci emekli Albay Abdülkerim Kırca&#8217;nın şüpheli intiharı, akıllara 3 Şubat 1994 yılında intihar eden Tunceli Jandarma Komutanı Albay Kazım Çillioğlu&#8217;nu getirdi.</strong></p>
<p>Çillioğlu&#8217;nun oğlu Tayfun Çillioğlu, Vakit&#8217;e şok açıklamalarda bulunarak, “Babamın ölümünün intihar olduğuna inanmıyoruz. Babam birilerinin çıkarlarına ters düştüğü için öldürüldü” iddiasında bulundu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-30594 aligncenter" title="albay-kazim-cilli" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/01/albay-kazim-cilli.jpg" alt="" width="100" height="164" /></p>
<p style="text-align: center;">Albay Kazım Çillioğlu</p>
<p>İsmi Güneydoğu&#8217;da işlenen faili meçhul cinayetlerle gündeme gelen JİTEM Diyarbakır eski Bölge Komutanı Albay Abdülkerim Kırca&#8217;nın, Ankara Güvercinlik Askeri Lojmanları&#8217;ndaki şüpheli intiharı, akıllara 3 Şubat 1994 yılında Tunceli Jandarma Komutanı Albay Kazım Çillioğlu&#8217;nun intiharını getirdi.</p>
<p><strong>ÇELİŞKİLER VE DERİN ŞÜPHELER</strong></p>
<p>O gün makamında ölü bulunduğu açıklanan Çillioğlu&#8217;nun, ölüm raporunda evinde intihar ettiği belirtilmişti. Ölümünden sonra sadece dış otopsi yapılarak ‘intihar etti&#8217; raporu verilen ve dosyası kapatılan Çillioğlu&#8217;nun şüpheli ölümü hakkında 8. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı da kovuşturmaya gerek olmadığı yönünde karar vermişti. Öldüğünde ise, Albay Çillioğlu&#8217;nun yanında, “Bu, Türklüğün var olma mücadelesidir. Bir an önce geniş kapsamlı düşünmeliyiz” yazılı bir not bulunması, akıllara etnik yapılara gizlenerek örgütlendiği tespit edilen Ergenekon&#8217;u getiriyor.</p>
<p><strong>“BU CİNAYETLERİN ARKASINDA DA ERGENEKON MU VAR?”</strong></p>
<p>Ergenekon iddianamesinde yer alan çok sayıda eylem, “Etnik ayrımcılığa teşvik” olarak yer almıştı. ETÖ üyelerinin etnik ayrımcılığı körükleyerek, kaos meydana getirmeye yönelik fiili çalışmalarda bulunduğu iddianamede belirtilirken, Çillioğlu&#8217;nun yanında bulunan notta Türklük vurgusu yapılması, “Bu cinayetlerin arkasında da Ergenekon mu var?” sorusunu gündeme getirdi.</p>
<p><strong>İKİ SUİKASTTAN KIL PAYI KURTULDU</strong></p>
<p>Ölümünden sonra sadece dış otopsi yapılarak ‘intihar etti&#8217; raporu verilen ve dosyası kapatılan Çillioğlu da, Kırca gibi JİTEM&#8217;in kurucuları arasında gösteriliyor. Merhum Eşref Bitlis&#8217;in düşen uçağında olması gerekirken son anda binmeyerek ölümden kurtulan Kırca, aynı yıl Tunceli Jandarma Genel Komutanlığı&#8217;na ait helikopterde olması gerekirken, son anda başka bir açıklanmayan görevinden dolayı helikoptere binmeyerek yine hayatta kalmayı başarmıştı. Çünkü o helikopter de düşmüş ve biri Kırca&#8217;nın mesai arkadaşı olmak üzere toplam 3 subay şehit olmuştu.</p>
<p>Çillioğlu&#8217;nun oğlu Tayfun&#8217;un Vakit&#8217;e anlattıkları ise dehşet verecek cinsten.</p>
<p><strong>“KENDİ İÇLERİNDE BÖLÜNME VARDI”</strong></p>
<p>Olayın intihar olduğuna asla inanmadığını belirten Tayfun Çillioğlu, “Biz aile olarak intihar olmadığına inanıyoruz. Kendisi hayat dolu bir insandı ve ordunun yetiştirebileceği önemli isimlerden biriydi. Çantalar dolusu ‘takdir belgesi&#8217; var. Aklımıza gelen, birilerinin çıkarlarına ters düşerek öldürüldüğü yönünde. Kendi içlerinde Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis&#8217;in şehit edilmesinin ardından bölünme olduğunu da duyduk. Bu bölünme, bir konuda anlaşmazlık meydana getirmiş olabilir. İçeride ve dışarıdaki durumdan rahatsız olduğu kesindir. Acaba babam içeriye sızan bazı hainleri gördü, onların işlerine canlı şahitlik etti ve bu yüzden onları deşifre etmesi mi engellendi? Babamı birileri etkisiz hale mi getirdi?” diye sordu.</p>
<p><strong>“BABAM ENGELLENİYORDU”</strong></p>
<p>Babasının terör örgütü PKK&#8217;ya karşı etkin mücadele veren biri olduğunu vurgulayan Çillioğlu, operasyonlarda zaman zaman babasının arkadaşları ile fikir ayrılıkları yaşadığını söyledi. Çillioğlu, “Operasyonlarda babamın yapmak istediği hamlelerin içeriden birileri tarafından engellendiği ve zaman zaman farklı düşüncelerden dolayı aralarında tartıştıklarını biliyoruz. Babam koltuğunda oturmadı, hep çalıştı. Mesai kavramı hiç olmadı ve terörle mücadele kapsamında en üst seviyede görev aldı. Onunla birlikte görev yapan arkadaşları onun ruh ve manevi özelliklerini çok iyi biliyorlar. Onlar da anılarını anlatmalı” diye konuştu.</p>
<p><strong>ŞOK İFŞAAT</strong></p>
<p>Şüpheli intihardaki en önemli ayrıntıyı ise Çillioğlu, şu sözleri ile anlattı: “Olayı aydınlatacağına inandığım ve sır olarak kalan en önemli durum; sanki babamın orada ‘ölü&#8217; olarak bulunabileceği hissiyle hareket edilmesidir. Babama arkadaşları gün içerisinde ulaşamadıklarını, yetkili mercilere iletince, Bölge Komutanlığı tarafından bir heyet oluşturulmuş. Heyet, babamın evine gelince direkt kapıyı kırarak içeri girmiş. Heyette ise otopsi raporu verecek yetkililerin bile olması ‘sanki özel bir hazırlık yapıldığı&#8217; görüntüsü veriyor. Sanki babamın ölümü bekleniyordu. Muhtemel bir sonuca varılmış ve heyet ona göre yönlendirilmiş. Bunun bir dayanağı olmasa, ölü bulma ihtimaline karşı hazırlık yapılarak gidilir mi? Bu konu hakkında o dönem yetkililerle konuşmalarımız oldu, ancak sonuç alamadık.”</p>
<p><strong>“BABAM DA ÇOK SEVDİĞİ EŞREF PAŞASIYLA ŞEHİT OLACAKTI”</strong></p>
<p>Merhum Eşref Bitlis Paşa ile babasının ilişkisinin en üst seviyede olduğunu belirten Çillioğlu, “Eşref Paşa, bölgede yaşanan olayları istişare etmek üzere babamı Ankara&#8217;ya davet etmişti. Babam gitmiş ve görüşmenin ardından, Eşref Paşa, babama kalmasını, beraber Diyarbakır&#8217;a aynı uçakla geçmeyi teklif etmiş. Babam, çok sevdiği ve saydığı Paşasına, ‘İznim yetersiz komutanım. Benim dönmem gerek&#8217; diyerek ayrı bir uçakla Diyarbakır&#8217;a döner. Eşref Bitlis Paşa&#8217;yı Diyarbakır&#8217;a götürecek uçak düşerken, o uçakta olması beklenen babam ise işi gereği binmemişti. Ve çok sevdiği Paşası o uçağın düşmesi sonucunda şehit olmuştu. Babamın Tunceli ve Diyarbakır&#8217;da görev yaptığı yerlerde yaşadığı çok sayıda sıkıntı var. Bu sıkıntılar içeriden ve dışarıdandı” diye konuştu.</p>
<p><em>(ASLAN DEĞİRMENCİ, 1-2009)</em></p>
<p>***</p>
<p><strong>Albay Kazım Çillioğlu&#8217;nu Ergenekon mu öldürdü?</strong></p>
<p>Güneydoğu’da 90’lı yılların başında çok sayıda üst düzey silahlı kuvvetler mensubunun hayatını kaybetmesi Ergenekon dosyasına girdi. Birçok üst düzey askeri görevlimiz bu dönemde şaibeli şekilde ya intihar etti, ya da ölü bulundu.Bu ölümlerden birisini sizlere anlatmak istiyorum.</p>
<p>1999 senesinde Eşref Bitlis’in ölümünün 6. yılı münasebetiyle kapsamlı bir yazı dizisi hazırlamıştım. Birkaç kanaldan gelen belgelerle de, Eşref Bitlis’in öldürülmesi olayını raporlarla yazı dizisi haline getirmiştim.</p>
<p>Yazı dizisi devam ederken, o dönemlerde hayatını kaybeden Tunceli Eski Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu’nun yakın bir akrabasından olayla ilgili çok kapsamlı bir dosya almıştım posta yoluyla.</p>
<p>Bugüne ışık tutacağını düşündüğüm olayın birçok ilginç noktası var.</p>
<p><strong>ÇELİŞKİLERLE DOLU ÖLÜM</strong></p>
<p>3 Şubat 1994’te Kazım Çillioğlu, Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı yaparken, lojmanında ölü bulundu. Ölüm sebebi raporlara göre intihar olarak geçti.</p>
<p>Ama ailesi intihar olduğuna asla inanmadı.</p>
<p>Çillioğlu’nun intihar edeceğine ailesi hiç ihtimal vermiyordu. Hatta merhum albay o gün oruçluydu.</p>
<p>Ölümünden sonra hemen otopsi yapıldı.</p>
<p>Ama dış otopsi yapıldı. Sadece parmaklardaki barut izine ve sağ şakağındaki mermi deliğine göre Çillioğlu’nun intihar ettiği raporu tutuldu ve dosya kapatıldı.</p>
<p>Çillioğlu, öldüğü gün yanında el yazısıyla, “Bu Türklüğün varolma mücadelesidir. Biran önce geniş kapsamlı düşünmeliyiz” yazan bir not bulundu. Notu yazanın Çillioğlu mu, yoksa başkası mı olduğu anlaşılamadı.</p>
<p>Çillioğlu’nun en ilginç yönü, merhum Eşref Bitlis paşayla olan yakınlığıydı.</p>
<p>Eşref Bitlis’in uçağı 17 Şubat 1993’te Diyarbakır’a giderken düşmüştü. Eşref Paşa, Kazım Çillioğlu’na “Diyarbakır’a aynı uçakla gidelim” demiş, ama Çillioğlu 15 Şubat’ta Diyarbakır’da olması gerektiğini söyleyip, uçakla değil kendi imkanlarıyla Diyarbakır’a gitmişti.</p>
<p>Ölümden dönmesinin ardından Çillioğlu’nun başına ikinci bir olay daha gelecekti. Helikopterle bir göreve gidecek olan Çillioğlu, göreve gitmekten son anda vazgeçip yerine yardımcısını gönderecekti. Ama son anda binmediği helikopter de düşmüş ve yardımcısı şehit olmuştu.</p>
<p>Bir süre sonra Çillioğlu’nun tayini Tunceli’ye çıktı. 3 Şubat 1994’te ise acı haber geldi.</p>
<p>Ölümle ilgili bugün hala karanlıkta kalan bazı noktaları kısa kısa paylaşmak istiyorum.</p>
<p>- Çillioğlu’nun ilk öldüğü yer, makam odası olarak açıklandı. Ama daha sonra raporlara &#8216;evinde intihar etti’ olarak geçti. Bu çelişkinin nedeni anlaşılamadı.</p>
<p>- Kazım Çillioğlu’nun ölümüne neden olan silah kayboldu ve bulunamadı. Mermi çekirdeğinin ve kovanının balistik incelemesi hiç yapılmadı.</p>
<p>- Otopsi aynı gün saat 21:00’de yapıldı. Ama ölüm saati 17:00-18:00 olarak yazıldı. Mesai saati olan o saatlerde neden Çillioğlu’nun makamında değil de evinde olduğu hiç araştırılmadı.</p>
<p>- Otopsi raporuna göre intihar ettiği iddia edildi. Ancak, lojmanlardaki kimse silah sesi duymadı. Bir iddiaya göre ise, albayın beylik tabancasındaki şarjöründe mermi eksik değildi.</p>
<p><strong>İZMİR’DEN DİYARBAKIR’A İLGİNÇ TAYİN</strong></p>
<p>Kutlu Aktaş’ın İzmir Valiliği yaptığı dönemde 13 Nisan 2002’de yayınladığı gizli ibareli bir yazıda o dönemin İzmir Alay Komutanı Kazım Çillioğlu’nun takip edildiği ve öldürülme tehlikesi altında olduğu da yazıldığı iddia ediliyordu. Sürekli hedef olan Çillioğlu’nun tayini tam bu dönemde Diyarbakır’a çıkması da ilginç bir nokta olarak kaldı.</p>
<p>Bu olay o gün kapatıldı bir daha açılmamak üzere. Ama ailesinin acısı hiç dinmedi. En son hatırladığım merhum albayın ailesi 1999 senesinde Bolu’nun Kaynaşlı Beldesinde yaşıyordu. Şu an neredeler bilmiyorum. Ama anlatacakları çok şey olduğuna eminim.</p>
<p><em>(Burak Orhan, 12-2008)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/albay-kazim-cillioglunun-supheli-olumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özal, Mumcu ve Eşref Bitlis&#8217;in ölümleri ardındaki sır</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ozal-mumcu-ve-esref-bitlisin-olumleri-ardindaki-sir.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ozal-mumcu-ve-esref-bitlisin-olumleri-ardindaki-sir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 14:21:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=28451</guid>
		<description><![CDATA[Suikastlar zinciri ve Kazıma Operasyonu Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin 5 Ekim 1992&#8242;de, Talabani ve Barzani güçleri ile PKK&#8217;ya yönelik başlattığı ortak operasyona &#8220;Kazıma&#8221; adı verildi. Operasyon, Türk ordusu ile &#8220;cephe düzeninde çatışmayı&#8221; göze alan PKK için büyük hezimet oldu. Kaçacak yer bulamayan bir grup PKK&#8217;lı, &#8220;yok olmaktansa teslim olmayı&#8221; tercih etti. Türkiye&#8217;nin de onayı ile 475 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suikastlar zinciri ve Kazıma Operasyonu</strong></p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin 5 Ekim 1992&#8242;de, Talabani ve Barzani güçleri ile PKK&#8217;ya yönelik başlattığı ortak operasyona &#8220;Kazıma&#8221; adı verildi.</p>
<p>Operasyon, Türk ordusu ile &#8220;cephe düzeninde çatışmayı&#8221; göze alan PKK için büyük hezimet oldu.</p>
<p>Kaçacak yer bulamayan bir grup PKK&#8217;lı, &#8220;yok olmaktansa teslim olmayı&#8221; tercih etti.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin de onayı ile 475 terörist Barzani&#8217;ye, bini aşkını da Talabani&#8217;ye teslim oldu.</p>
<p>Terör örgütü mensuplarının, güvenli bir koridordan güneye inmesi sağlandı.</p>
<p>450 kilometre güneydeki Zeli kampında toplandılar.</p>
<p>PKK&#8217;nın Kuzey Irak&#8217;taki varlığının neredeyse dörtte biri &#8220;teslim&#8221; oldu.</p>
<p>Türkiye&#8217;den gelecek kapsamlı bir af kararı beklediler. Silahlarını bıraktılar. Hatta Türkiye, silahlar için ödeme bile yaptı.</p>
<p>Kazıma Operasyonu resmi olarak, 15 Aralık 1992&#8242;de sona erdi.</p>
<p>O sırada DYP-SHP koalisyonu iktidardaydı. Başbakan Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı da Erdal İnönü&#8217;ydü.</p>
<p>Hükümet, 26 Kasım 1992&#8242;de jet hızıyla &#8220;Pişmanlık Yasası&#8221; çıkardı.</p>
<p>Suça karışmamış olanlar &#8220;af&#8221; ediliyordu. Lider kadrosu ve suça karışmış olanlara idam yerine 20 yıl, müebbet yerine de 15 yıl öneriliyordu.</p>
<p>Bütün bu sıcak gelişmeler yaşanırken, Türkiye&#8217;yi derinden sarsan dört olay yaşandı.</p>
<p>Bunlardan ikisi suikast, ikisi ise suikast şüphesi ağır basan olaylardı.</p>
<p>Gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993&#8242;te öldürüldü.</p>
<p>Mumcu&#8217;nun PKK ile ilgili önemli bilgilere ulaştığı için katledildiği sonradan ortaya çıktı. Ama bilginin ne olduğu hiçbir zaman aydınlanmadı.</p>
<p>17 Şubat 1993&#8242;te, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis&#8217;in uçağı düştü.</p>
<p>Eşref Paşa, Kazıma Operasyonu&#8217;nun hemen ardından, 17 Aralık 1992&#8242;de helikopterle Kuzey Irak&#8217;a geçti. Talabani ve Barzani ile görüştü.</p>
<p>Seyahat sırasında helikopteri Çekiç Güç uçakları tarafından sıkıştırıldı.</p>
<p>Beraberinde bulunan Necati Özgen Paşa&#8217;ya havada, &#8220;Kuzey Irak&#8217;a giden ilk Türk generaller bizleriz&#8221; demişti.</p>
<p>Talabani ve Barzani&#8217;ye işbirliği paketi önerdi. Ama &#8220;Kazıma Operasyonu&#8221;nun başarılı komutanı, hâlâ sır perdesini koruyan uçak kazası ile yaşamını yitirdi.</p>
<p>Türkiye&#8217;yi yasa boğan bir diğer acı, 17 Nisan 1993&#8242;te gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Turgut Özal aniden öldü.</p>
<p>Kuzey Iraklı liderlerden federasyon teklifine olumlu cevap alan Özal, yeni demokrasi hamlesi ile nihai çözüme ulaşmayı hedefliyordu.</p>
<p>Naaşından alınan saç ve kan örnekleri kaybolduğu için, öldürüldüğü şüphesi, sevenlerinin çoğu için ağır bastı.</p>
<p>Alacakaranlıklar kuşağında kafaları karıştıran bir diğer suikast Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın&#8217;a gerçekleştirildi.</p>
<p>Aydın, 23 Ekim 1993&#8242;te, helikopterle geldiği Lice&#8217;de fail-i meçhul, yöntemi meçhul bir şekilde öldürüldü.</p>
<p>PKK&#8217;ya en ağır darbenin indirildiği bu dönemde, siyasi istikrarsızlıklar ve suikastlar gündemi o kadar meşgul etti ki, Türkiye ayağına gelen fırsatları değerlendiremedi.</p>
<p>Teslim olmayan kanadın, özellikle sivil hedeflere saldırıları, Türkiye&#8217;nin cesur adımlar atmasını engelledi.</p>
<p>Cesur adım atabilenler de, ister gazeteci ister siyasetçi, birer birer yok edildi.</p>
<p>Sonuçta, Ocak 1994&#8242;te Zeli&#8217;de bulunan bin 500 kadar teslim olmaya hazır PKK&#8217;lı bombalandı. Çok azı hayatını kaybetti.</p>
<p>BUGÜN&#8217;e konuşan eski bir PKK&#8217;lı, kamptaki sayının 3 bin kadar olduğu ve bin kadarının öldüğünü iddia etti.</p>
<p>Geri kalanlar örgüte döndü. Daha kanlı şiddet eylemlerine yöneldiler.</p>
<p>Türkiye&#8217;ye kan kaybettirmek isteyenler, hedeflerine ulaştı.</p>
<p>Peki bunun hesabını kim verecek?</p>
<p><em>(Erhan BAŞYURT, 12-2008)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ozal-mumcu-ve-esref-bitlisin-olumleri-ardindaki-sir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneydoğu&#8217;daki ölüm kuyularından ilk O sözetti</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/guneydogudaki-olum-kuyularindan-ilk-o-sozetti.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/guneydogudaki-olum-kuyularindan-ilk-o-sozetti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2008 16:26:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=28215</guid>
		<description><![CDATA[Güneydoğu&#8217;daki &#8216;ölüm kuyuları&#8217;nı 1990&#8242;lı yıllarda Meclis&#8217;te Mehmet Fuat Fırat gündeme getirmiş ama sonuç alamamıştı. Fırat şimdi daha açık konuştu. Ergenekon davası ile gündeme gelen Güneydoğu&#8217;daki &#8216;ölüm kuyuları&#8217;nı 1990&#8242;lı yıllarda Meclis&#8217;te ilk gündeme getiren dönemin RP İstanbul milletvekili Mehmet Fuat Fırat oldu. Mehmet Fuat Fırat Fırat&#8217;ın anlattıkları gerçekten ürkütücü. Bugün 76 yaşında olan ve Ankara&#8217;daki evinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Güneydoğu&#8217;daki &#8216;ölüm kuyuları&#8217;nı 1990&#8242;lı yıllarda Meclis&#8217;te Mehmet Fuat Fırat gündeme getirmiş ama sonuç alamamıştı. Fırat şimdi daha açık konuştu.</strong></p>
<p>Ergenekon davası ile gündeme gelen Güneydoğu&#8217;daki &#8216;ölüm kuyuları&#8217;nı 1990&#8242;lı yıllarda Meclis&#8217;te ilk gündeme getiren dönemin RP İstanbul milletvekili Mehmet Fuat Fırat oldu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-28235 aligncenter" title="mehmet-fuat-firat" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/12/mehmet-fuat-firat.jpg" alt="" width="142" height="217" /></p>
<p style="text-align: center;">Mehmet Fuat Fırat</p>
<p>Fırat&#8217;ın anlattıkları gerçekten ürkütücü. Bugün 76 yaşında olan ve Ankara&#8217;daki evinde torunları ile zaman geçiren Şeyh Said&#8217;in torunu Mehmet Fuat Fırat, 1995-2002 yılları arasında Meclis&#8217;te bulundu. Fırat dönemin bakanlarına kayıpların bulunması için gitti ancak, &#8216;Kusura bakma askerleri aşamıyoruz&#8217; yanıtı aldı.</p>
<p>Fırat&#8217;a kayıp yakınları ve &#8216;kaybedilmek&#8217; istenenlerin anlattıkları ise akıllara durgunluk verecek türden. Telefon ile ulaştığımız Mehmet Fuat Fırat, &#8216;ölüm kuyuları&#8217;ndan milletvekili olduğu yıllarda söz edildiğini belirterek, &#8220;Sanıyorum bunu ilk olarak yüksek sesle söyleyen benim. İnsanların kaybedilip bu kuyulara atıldığını oralarda herkes konuşuyordu. Biliniyordu yani. Ama kimse ortaya çıkıp konuşamıyordu. Bunu bir çok kez basın mensuplarına veya parlamentodaki arkadaşlarıma anlattım. Ama o dönem şimdiki gibi ses getirmedi&#8221; diye konuştu.</p>
<p>O dönemde yaşananları anlatan Fırat, 1990&#8242;lı yılların sonunda Diyarbakır&#8217;dan şu anda ismini hatırlamadığı bir kişinin kendisine geldiğini ve yaşadıklarını anlattığını belirterek, şöyle dedi: &#8220;Diyarbakır&#8217;da sokakta yürürken birisinin kendisini takip ettiğini fark etmiş. O dönem de insanların faili meçhul cinayetlere kurban gittiği bir dönem. Fark ettirmeden yakınlarına haber vermiş. Adam onu takip ederken, yakınları da bu adamı takip etmeye başlamış. Bir çıkmaz sokağa girince, adamın üstüne atlayıp kıskıvrak yakalamışlar. Zorla konuşturdukları bu kişi, &#8216;JİTEM&#8217;den bazıları talimat veriyor. Biz de takip edip öldürüyoruz. Ardından da bankaya gidip hesabımıza yatırılan 33 milyon lirayı alıyoruz&#8217; demiş. Bu kişi ile bir süre irtibatım oldu, ama sonra o da kayıplara karıştı.&#8221;</p>
<p><strong>ÖYLE BİR DÖNEMDİ</strong><br />
HAK-PAR kurucularından ve eski genel başkanı Abdülmelik Fırat ile amca çocukları olan Mehmet Fuat Fırat, yine milletvekilliği sırasında Şırnak&#8217;ın Güçlükonak ilçesinden birisinin kendisine geldiğini belirterek, &#8220;Bana &#8216;bir yakınımızı jandarmalar aldı. Ama ne ölüsünü, ne dirisini vermiyorlar&#8217; diyerek yardım istedi. Ben de o zamanki bakanlardan Mehmet Yüceler&#8217;e durumu anlatarak yardım etmesini istedim. Bakan bana döndüğünde &#8216;kusura bakma askerleri aşamıyoruz&#8217; dedi. O zamanlar öyle bir dönemdi işte&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Giysilerini buldu oğlunu bulamadı</strong></p>
<p>Şırnak&#8217;ta 1995&#8242;te kaybolduktan 3 gün sonra giysileri bulunan 38 yaşındaki Salih Kabul&#8217;ün ailesi de bir haber alamamanın üzüntüsünü yaşıyor. 68 yaşındaki 12 çocuk annesi Meryem Kabul, oğlunun bir akşam çarşıya çıktığını ve kendisinden bir daha haber alamadığını belirterek, &#8220;Oğlumu her yerde aradım. Bana olayın takipçisi olacaklarını söylediler&#8221; dedi. Kaybolduğu günden 3 gün sonra oğlunun giysileri ile bir ayakkabısının bulunduğunu anlatan anne, &#8220;Silopi&#8217;de sahipsiz bir cesedin ölü bulunduğu defin ettikleri haberini duyduk. Oğlumun mezarını göstersinler&#8221; dedi.</p>
<p><em>(Sabah, 12-2008)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/guneydogudaki-olum-kuyularindan-ilk-o-sozetti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Garih Ergenekon&#8217;u bıraktığı için öldürüldü</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/garih-ergenekonu-biraktigi-icin-olduruldu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/garih-ergenekonu-biraktigi-icin-olduruldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 12:57:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=28168</guid>
		<description><![CDATA[Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih cinayetinin üzerindeki sis perdesi aralanıyor. Üzeyir Garih&#8217;e yakın bir ismin iddiasına göre, Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih, Ergenekon örgütüne düzenli olarak &#8216;bağış&#8217; yapıyordu. Yeni Şafak&#8217;tan Şaban Arslan&#8217;ın haberine göre Ergenekon örgütünün 1995 yılında Azerbaycan&#8217;da Elçibey&#8217;i iktidara getirmek için Aliyev&#8217;i devirmeyi planladığını ancak darbe girişimine finans desteğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih cinayetinin üzerindeki sis perdesi aralanıyor. Üzeyir Garih&#8217;e yakın bir ismin iddiasına göre, Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih, Ergenekon örgütüne düzenli olarak &#8216;bağış&#8217; yapıyordu.</p>
<p>Yeni Şafak&#8217;tan Şaban Arslan&#8217;ın haberine göre Ergenekon örgütünün 1995 yılında Azerbaycan&#8217;da Elçibey&#8217;i iktidara getirmek için Aliyev&#8217;i devirmeyi planladığını ancak darbe girişimine finans desteğini kesen Garih&#8217;in ipini çektiğini söyledi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-28178 aligncenter" title="uzeyir-garih" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/12/uzeyir-garih.jpg" alt="" width="300" height="243" /></p>
<p style="text-align: center;">Üzeyir Garih</p>
<p>Alarko Holding&#8217;in Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih, 25 Ağustos 2001 tarihinde, Eyüp Mezarlığı&#8217;nda, şeyhi Küçük Hüseyin Efendi&#8217;nin mezarını ziyaret ettikten sonra, arabasına binerken Yener Yermez tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Garih&#8217;i öldüren Yermez, polisin on günlük sıkı takibi sonucu yakalandı. Yener Yermez, kışlasından çarşı iznine çıkmış, mezarlıkta karşılaştığı Üzeyir Garih&#8217;ten para istemiş, alamayınca da bıçaklayarak öldürmüştü. Tutuklanarak hapse gönderilen Yener Yermez, uyuşturucu bağımlısı, psikopat kişilikli bir katildi. Bu, bilinen senaryoydu.</p>
<p>Alarko Holding İthalat Koordinatörü Doğan Kasadolu&#8217;nun açıklamalarının ardından Üzeyir Garih&#8217;e yakın bir başka isim daha Yeni Şafak&#8217;a cinayetle ilgili bilgi verdi. İddiaya göre, işadamı Üzeyir Garih&#8217;i, Ergenekon örgütü öldürdü. Gerekçe ise Üzeyir Garih&#8217;in, Ergenekon örgütü tarafından planlanan ve son anda başarısızlıkla sonuçlanan Azerbaycan&#8217;daki darbe planı için finans desteği sağlamayı reddetmesiydi. Eski Devlet Başkanı Ebulfeyz Elçibey&#8217;in akrabası olan Veli Küçük Paşa, Rusya ve başta Azerbaycan olmak üzere, Türk cumhuriyetlerinde yaptığı yatırımlarla ilgili pürüzlerin çözülmesinde, Alarko Holding&#8217;e yardım ediyordu. Alarko Holding&#8217;in Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih, bu yardım karşılığında, Ergenekon örgütüne düzenli olarak &#8216;bağış&#8217; yapıyordu.</p>
<p><strong>ORTAKLARIN ARASINI AÇAN &#8216;BAĞIŞ&#8217;</strong></p>
<p>Bu bağışlar, zamanla çok ciddi meblağlara ulaşınca, Üzeyir Garih&#8217;le, ortağı İshak Alaton arasında sorun çıktı. Alaton, bu bağışlara, artık karşı çıkıyordu. Bu anlaşmazlık derinleşmeye başlayınca, Üzeyir Garih, Ergenekon&#8217;a yıllardır yaptığı para yardımını tamamen kesmişti.</p>
<p><strong>VELİ PAŞA BAKÜ&#8217;YE YERLEŞECEKTİ</strong></p>
<p>O günlerde, Ergenekon örgütünün, Azerbaycan&#8217;da büyük bir operasyon hazırlığı vardı. Örgüt, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev&#8217;i devirip, Ebulfeyz Elçibey&#8217;i yerine geçirmeye çalışıyordu. 1993 yılında yine bir darbeyle görevden el çektirilen eski Cumhurbaşkanı Elçibey, Veli Küçük&#8217;ün akrabasıydı. Bu işi en çok, Veli Paşa istiyordu. Çünkü, örgütün Azerbaycan&#8217;dan çok ciddi geliri vardı ve bunun devamını sağlamak için bir şey yapması gerekiyordu. Hatta Veli Paşa, Azerbaycan&#8217;da Elçibey&#8217;i kullanarak yönetimi ele geçirmek, ardından da emekli olunca Bakü&#8217;ye yerleşmek istiyordu.</p>
<p>Aynı günlerde, Ergenekon, irtibatlı olduğu işadamları ile cemaat ve gruplara, &#8220;Elinizi cebinize atın&#8221; haberi gönderiyordu. Veli Paşa, bu talebi iletmek için Alarko Holding&#8217;e bir kuryesini göndermişti. Üzeyir Garih, artık örgüte para veremeyeceğini net bir şekilde bildirince, üzeri çizildi.</p>
<p><strong>İKİ KEZ KURYEYLE UYARDILAR</strong></p>
<p>Veli Paşa, Üzeyir Garih&#8217;e, kuryeler aracılığıyla iki kez &#8216;uyarı&#8217; yapmıştı ancak onu &#8216;ikna&#8217; etmeyi başaramamıştı. Garih&#8217;in içinde bulunduğu grup, Ergenekon&#8217;a açıkça tavır almıştı, artık hiç para ödenmiyordu. Veli Paşa, bu tutumu yüzünden, Üzeyir Garih&#8217;i hiç affetmeyecekti.</p>
<p><strong>ALBAY ERGENEKON</strong></p>
<p>Azerbaycan&#8217;daki darbe planının yapıldığı 1995 yılında, Ergenekon örgütüne adını veren Albay Necabettin Ergenekon, Adıyaman Jandarma Alay Komutanıydı. Azerbaycan&#8217;daki darbe girişimini, İstanbul&#8217;dan, Necabettin Ergenekon yönetti.</p>
<p>Ancak dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel&#8217;in Haydar Aliyev&#8217;e haber vermesi sonucu, Azerbaycan&#8217;daki darbe planları da Veli Paşa&#8217;nın Bakü&#8217;ye yerleşme hayali de bir başka bahara kaldı.</p>
<p><strong>DEMİREL&#8217;İN İHBARI PLANI BOZDU</strong></p>
<p>1995 yılının Mart ayında, Abdullah Çatlı ile Susurluk kazasından sonra adı ön plana çıkan özel timcilerden kurulan ekip, Türkiye&#8217;den Azerbaycan&#8217;a gitti. Özel timciler, Azerbaycan &#8216;da darbe yapacak kişilere silahlı ve bombalı eğitim veriyordu.</p>
<p>Haydar Aliyev&#8217;i devirip yerine Ebulfeyz Elçibey&#8217;i getirmek için her türlü hazırlık yapılmıştı. Ancak Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel&#8217;in Haydar Aliyev&#8217;i uyarması üzerine, darbe planları son anda suya düşüyordu.</p>
<p><strong>Eken ve Çatlı&#8217;dan patlayıcı eğitimi</strong></p>
<p>Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev&#8217;e darbe girişiminde bulunan OMON birliklerini, özel timci Korkut Eken, İbrahim Şahin ile Abdullah Çatlı&#8217;nın eğittiği biliniyor. Eken, Çatlı ve Ayhan Çarkın&#8217;ın da aralarında bulunduğu bir grup özel timci, 15 Mart 1995&#8242;teki darbe girişiminden üç ay önce Azerbaycan&#8217;a gitti. Özel timciler orada Türkiye&#8217; deki Özel Harekâtçıların Azerbaycan&#8217;daki karşılığı olan OMON birliğine sıkı bir eğitim verdiler. Dönemin Özel Harekât Başkanı İbrahim Şahin&#8217;in ise darbeci Cevadov&#8217;un daveti üzerine daha sonra Bakü&#8217;ye gittiği ve orada özel timcilerin OMON&#8217;a verdiği eğitim çalışmalarına katıldığı öğrenildi. Özel Harekâtçıların Azerbaycan&#8217;a giderken yanlarında yüklü miktarda patlayıcı götürdükleri de öne sürüldü.</p>
<p><strong>Fikri Karadağ&#8217;ın askeri Yermez</strong></p>
<p>Üzeyir Garih&#8217;in katili Yener Yermez&#8217;in, Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli albay Fikri Karadağ&#8217;ın askeri olduğu ortaya çıkmıştı. Karadağ o dönemde Hasdal&#8217;da alay komutanıydı</p>
<p>Üzeyir Garih&#8217;i öldürmek suçundan hüküm giyen Yener Yermez&#8217;in, Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli albay Fikri Karadağ ve Tuncay Güney&#8217;le &#8216;change oto&#8217; işinde tutuklanan Teğmen Murat Oğuz&#8217;un askeri olduğu ortaya çıkmıştı. Teğmen Murat Oğuz ile Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli albay Fikri Karadağ, Üzeyir Garih&#8217;in öldürüldüğü 2001 yılında Hasdal Kışlası&#8217;nda görev yapıyorlardı. Fikri Karadağ Mekanize Alay Komutanı, Murat Oğuz da Maliye Bütçe subayıydı.</p>
<p><strong>OĞUZ ASKER OLARAK KALDI</strong></p>
<p>Öte yandan Murat Oğuz, iddialara göre Tuncay Güney gibi Veli Küçük&#8217;e kuryelik yapmış olmasına rağmen halen orduda görevli kalmayı başardı ve hakkında hiçbir tahkikat yapılmadı. Üzeyir Garih ve ailesinin yakın dostu, Alarko Holding eski İthalat Koordinatörü Doğan Kasadolu&#8217;nun iddiasına göre, Garih&#8217;in öldürüldüğü 25 Ağustos 2001 günü Ortaköy&#8217;deki Alarko Sitesi&#8217;ne gelen bir polis otosundan inen kişiler, Üzeyir Garih&#8217;in kızı Dalia&#8217;nın 14 yaşındaki oğlu Tal&#8217;i kelepçeleyerek kaçırmıştı. Tal&#8217;i kaçıranlar, &#8220;Eğer sesinizi çıkartırsanız ve istediğimiz parayı vermezseniz, Garih&#8217;i bu çocuğun öldürdüğünü açıklarız&#8221; demişlerdi. Garih&#8217;in ailesi, sessiz sedasız, istenilen fidyeyi ödeyerek, Tal&#8217;i kurtarmıştı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-28179 aligncenter" title="uzeyir-garih-dua-ediyar" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/12/uzeyir-garih-dua-ediyar.jpg" alt="" width="270" height="367" /></p>
<p><strong>Cinayeti tehditle işledim</strong></p>
<p>Üzeyir Garih cinayetinde kullanılan delillerden 118. No&#8217;lu belge, soruşturma sırasında kaybolmuş, bu belge, Ergenekon Operasyonu kapsamında tutuklanan, Adli Tıp Farmakoloji uzmanı Doç. Dr. Ümit Sayın&#8217;ın bürosundan çıkmıştı. Zanlı Yener Yermez de cinayeti, bazı &#8216;güçler&#8217; tarafından tehdit edildiği için işlemek zorunda kaldığını iddia etmişti. Ancak Yermez, bu iddiasını detaylandırmaya cesaret edemedi. Yermez&#8217;in avukatı Mustafa Yalçınkaya, müvekkilinin olayı kimlerin kendisinin üstüne yüklediğini açıklayamadığını, cinayetin birden fazla faille işlendiğini ve olayda ikinci bir kesici alet bulunduğunun Adli Tıp Kurumu tarafından açıklandığını iddia etti. 20 Eylül 2002 tarihli duruşmada ifade veren Yermez ise &#8220;Bu cinayet böyle muamma olarak gidecek. Son sözüm bu&#8230;.&#8221; dedi. Mahkeme, Yener Yermez&#8217;i ömür boyu hapse mahkum etti. Mahkemeye göre cinayet, gasp ve adam öldürmeye yönelik bir saldırıydı ve örgütsel bir yönü yoktu. Garih&#8217;in vücudundaki yaraların iki ayrı kesici alete ait olduğu, cinayetin bir kişi tarafından değil en az iki kişi tarafından işlenildiği, Garih&#8217;in tırnak DNA&#8217;sının alınmaması ve Yermez&#8217;in kavgadan 20 dakika sonra bıçak alıp gelerek cinayeti işlemesi hiç mantıklı değildi. Garih&#8217;in 50 bin dolarlık Rolex saatine dokunulmaması ve cüzdanına el sürülmemesi, &#8220;Para istedim vermedi&#8221; diyen bir katilin anlattıklarıyla çelişiyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-28180 aligncenter" title="uzeyir-garih-olduruldu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/12/uzeyir-garih-olduruldu.jpg" alt="" width="157" height="169" /></p>
<p style="text-align: center;">Mezarlıkta öldürülen Üzeyir Garih</p>
<p><em>(www.aktifhaber.com, 12-2008)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/garih-ergenekonu-biraktigi-icin-olduruldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ceyhan Mumcu ile röportaj</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ceyhan-mumcu-ile-roportaj.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ceyhan-mumcu-ile-roportaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 10:21:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=19893</guid>
		<description><![CDATA[Yenişafak Gazetesi&#8217;nde yazan Mehmet Gündem&#8217;in İP Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu ile yaptığı bir söyleşi: Sadece Mumcu değil, Aksoy, Üçok, Kışlalı cinayetleriyle de ilgileniyorsunuz. Büyük fotoğrafı nasıl görüyorsunuz? Tabiî ki bu cinayetler çok planlı yapılmış. Umut operasyonunda tutuklanıp suikastlardan sorumlu görülen ve cezaevinde infazı süren üç kişi var. &#8220;İslamcı terör&#8221; söylemi sizi tatmin etti mi? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="ceyhan-mumcu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/08/ceyhan-mumcu.jpg" alt="" width="192" height="246" align="left" /><em>Yenişafak Gazetesi&#8217;nde yazan Mehmet Gündem&#8217;in İP Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu ile yaptığı bir söyleşi:</em></p>
<p><strong>Sadece Mumcu değil, Aksoy, Üçok, Kışlalı cinayetleriyle de ilgileniyorsunuz. Büyük fotoğrafı nasıl görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Tabiî ki bu cinayetler çok planlı yapılmış.</p>
<p><strong>Umut operasyonunda tutuklanıp suikastlardan sorumlu görülen ve cezaevinde infazı süren üç kişi var. &#8220;İslamcı terör&#8221; söylemi sizi tatmin etti mi?</strong></p>
<p>Hayır. Bu davadaki sanıklar Uğur&#8217;u tanımıyorlar, yani kişisel bir husumetleri yok. Aksoy ve Kışlalı da öyle&#8230; Fakat bu kişileri tetikçi olarak kullanmışlar. Karar vericiye ulaşılmadığı müddetçe bu cinayetler aydınlatılmış olamazlar.</p>
<p><strong>Siz karar vericilere ulaştınız mı?</strong></p>
<p>Bütün bu cinayetlerde Amerika ve İsrail aracılığı ile bir yol izlendiği kanısındayım.</p>
<p><strong>Nereden bu kanıya vardınız?</strong></p>
<p>Uğur&#8217;un son bir yıllık yazılarını ayrıntılı inceledim. Yüzde 64&#8242;ü ABD&#8217;nin Körfez Savaşı&#8217;na şiddetle karşı olduğu yazılardı. İsrail&#8217;in bölge ile ilgilenmesine dikkat çekiyordu. Son yıl içinde İran, türban ve laiklikle ilgili yazısı da hiç yok.</p>
<p><strong>Ergenekon iddianamesinde Mumcu&#8217;nun bölgeye gönderilen yüz bin silahın peşine düştüğü için öldürüldüğü söyleniyor.</strong></p>
<p>Astsubay Hüseyin Oğuz, Hüseyin Kıvrık isimli albayın Uğur&#8217;a böyle bir dosya verdiği iddiasında bulundu. Uğur&#8217;un dosyanın içeriğini doğrulamak için üst düzey Genelkurmay kademesiyle görüşmesinin hata olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Kim vardı o dönem Genelkurmay&#8217;ın üst kademesinde?</strong></p>
<p>Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş&#8217;ti, Genel Sekreteri Büyükanıt&#8217;tı, Ahmet Çörekçi etkindi, Hurşit Tolon Kurmay Başkanı&#8217;ydı ve Güreş&#8217;in yaveriydi. Bu işin üzerine ciddiyetle gidilecekse bence bu isimlerin ifadelerine başvurulmalı. Hatta dönemin MİT Müsteşarı Köksal Sönmez&#8217;in de.</p>
<p><strong>Silah iddiasının üzerine gittiniz mi?</strong></p>
<p>Genelkurmay&#8217;a hem biz hem de Meclis Araştırma Komisyonu yazı yazdı. Yok böyle bir şey diye cevap geldi. Şimdi bu senaryoya Perinçek&#8217;i eklediler. Genelkurmay&#8217;a sorduk yine aslı yok dediler.</p>
<p><strong>Bu cevaba inanmaya temayülünüz varmış…</strong></p>
<p>Perinçek&#8217;in de avukatıyım, iddia ortaya çıkınca Genelkurmay&#8217;a tekrar sordum; hayır, Makine Kimya&#8217;dan silah almadık, Barzani ve Talabani&#8217;ye de götürmedik ve dolayısıyla Perihçek&#8217;i de bu konuda kullanmadık diyorlar. Böyle bir şey olmuşsa bile Perinçek&#8217;i kullanacaklarını ihtimal vermiyorum, çünkü Perinçek&#8217;in o günkü konumu buna hiç de müsait değil, akredite bile değil.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-20559 aligncenter" title="gazeteci-ugur-mumcu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/08/gazeteci-ugur-mumcu.jpg" alt="" width="240" height="334" /></p>
<p><strong>Siz Mumcu ve diğer suikastları dış kaynaklı değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Güçlü şekilde İsrail bağlantısı görüyorum. İsrail, Barzani ve Talabani&#8217;ye Körfez Savaşı&#8217;nda 50 milyon dolar vermiş. Bunu sadece Uğur yazdı. İsrail Büyükelçiliği ısrarla Uğur&#8217;u davet etmiş ve görüşmeden birkaç sonra öldürülmüştü.</p>
<p><strong>Ne konuşmuşlar?</strong></p>
<p>Sorma fırsatım olmadı. İsrail Büyükelçiliği&#8217;nden randevu istedim vermediler. ABD karar verir, İsrail taşeronluğunu üstlenir ve işi İslamcı görünümlü bir örgüte yaptırır. Bence Danıştay saldırısı da öyle.</p>
<p><strong>Bu suikastlar neden çözülemiyor?</strong></p>
<p>Bu konuda devletin de zaafı var ama asıl olarak cinayetlere Türkler karar vermiş olsaydı mutlaka çözülürdü.</p>
<p><strong>Mumcu cinayeti tıpkı Dink cinayeti gibi göstere göstere mi geldi?</strong></p>
<p>Bence öyle oldu. Son 25 yıl boyunca herkes ona &#8220;aman kendine dikkat et&#8221; diyordu. Son zamanlarda &#8220;sana İslamcı görünümlü bir suikast yapılacak&#8221; diyenler artmıştı.</p>
<p><strong>Danıştay&#8217;ı önceden bildiğinizi söylediniz.</strong></p>
<p>Evet, o mahfillerde konuşulmuş. 14. dereceden mason biri haber verdi. Saldırı olacak demedi ama ima etti. Seni de öldürecekler ve sonra da &#8216;Ya Allah Bismillah Allahuekber&#8217; diyecekler. Kutuplaşmalar hedefleniyor, Mossad &#8216;ABD kötüdür de, İran da kötüdür&#8217;ü organize ediyor dedi. İki gün sonra Danıştay olayı gerçekleşti.</p>
<p><strong>Kimdi o kişi?</strong></p>
<p>Adının yazılmayacağına söz verdim, size söylerim ama yazılmamak şartıyla&#8230; Neyse Yeniçağ&#8217;a, Ulusal Kanal&#8217;a ve Cumhuriyet&#8217;e haber verdim ama saldırıdan önce ilgilenmediler.</p>
<p><strong>Bu önemli iddiayı Cumhuriyet neden yayınlamadı?</strong></p>
<p>Taşrada yayınladıklarını söylüyorlar ama görmedim. Komplo deyip ciddiye almamışlardır.</p>
<p><strong>Sizi tanımıyorlar mı, onlara göre bu konularda boş konuşan birisi misiniz ki?</strong></p>
<p>Hayır İbrahim Yıldız o işe değer vermemiştir. Gazetelerin Ankara muhabirlerini çok seviyorum ama İstanbul başka bir alem. Mustafa Kemal&#8217;in dediği gibi İstanbul&#8217;un çürümüş ve ahlaksız muhitinde hiçbir şey yapamazsın…</p>
<p><strong>Bu bilgi niye size geldi?</strong></p>
<p>Bilmiyorum, MİT Müsteşarı Emre Taner benim sınıf arkadaşımdı. Emre&#8217;nin selamı var dedi. MİT&#8217;ten mi bilmiyorum, bana mason kimliğini gösterdi.</p>
<p><strong>Danıştay saldırısı ile Mumcu cinayeti arasında kurgusal benzerlik görebiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Birbirine benziyorlar. Mumcu öldürüldüğünde &#8220;Mollalar İran&#8221;a, &#8220;Türkiye laiktir laik kalacak&#8221; sloganları atılıyordu, Danıştay olayında da hükümet ve İran suçlandı, katile de türban davası için yaptım dedirtip, dini içerikli slogan attırdılar.</p>
<p><strong>Devlet size hiç sordu mu, elinde ne var, nelere ulaştın?</strong></p>
<p>Hayır, devlet bizi hep üvey evlat saydı. Türkiye&#8217;de partizanlık, kadroculuk çok baskın durumda. 43 yıl CHP&#8217;de üyelik yaptım, gördüğüm şu ki, burada sürekli operasyon yapılıyor. Uyanık olmak lazım. Uğur, &#8220;bu tür suikastlarla kargaşa çıkartmak ve ülkeyi iç savaya götürmek isterler, tepkilere çok dikkat etmek lazım&#8221; derdi. Ben de bunu bir vasiyet olarak aldım, mollalar İran&#8217;a, Türkiye laiktir laik kalacak, Kasımpaşa imamı, biz kaç kişiyiz gibi çıkışlara hep karşı çıktım. Çünkü hep gizli amaçları bu tür şeylerle örtülüyordu.</p>
<p><strong>Uğur Mumcu&#8217;nun İslam&#8217;a bakışı nasıldı?</strong></p>
<p>Bence iyiydi. Bizim aileden kalma bir adetimiz vardı. Her Ramazan camide mevlit okuturduk, Uğur da hepsine gelir, o vaktin namazını kılar ve dua ederdi. Hatta bir defasında ayakkabısı çalındı.</p>
<p><strong>İnançlı mıydı?</strong></p>
<p>İnançlı olmasa camiden kaldırmazdık. Maltepe Camii&#8217;nde mukabele okuttum. Güldal&#8217;ı, Uğur&#8217;un mücadelesinden taviz veriliyor diye kışkırtmak istediler. Kimse bilmez ama Uğur pekçok caminin yapılmasına yardım etmiştir. Uğur&#8217;un hiçbir zaman dinsel değerlere saygısızlığı yoktu. Uğur&#8217;la bizim anlaşamadığımız ilk olay babamızın vefatından sonra kütüphanesindeki Abdulbaki Gölpınarlı&#8217;nın Kur&#8217;an tefsirini kimin alacağı konusu oldu, tefsir onda kaldı.</p>
<p><strong>Nasıl bir evde büyüdünüz, Uğur&#8217;la birlikte?</strong></p>
<p>Dedem Mehmet Akif&#8217;in arkadaşıydı. Onun dergahına gittiği için 90 gün hapis yatmış. Babam hafızdı, Saadetin Kaynak&#8217;la çok iyi arkadaşlardı, sık sık bize gelirlerdi. Ramazan&#8217;da bizde iftar yaparlardı. Ben de Uğur da iyi bir dini terbiye ve kültür aldık. Ramazanlarda birlikte Hacıbayram&#8217;a giderdik.</p>
<p><strong>Ergenekon&#8217;a nasıl bakıyorsunuz?</strong></p>
<p>Karışık… 99&#8242;dan sonraki eylemler diyor araya Mumcu&#8217;yu da koyuyor, Eşref Bitlis&#8217;i de. Bu tabloya göre ben Ergenekonculardan yana bir durumdayım ve hiçbir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı şimdi benim kadar ağır bir baskı altında değil. Bizimkilerin orada sanık olarak yer almasını iftira olarak nitelendiriyorum. Selçuk&#8217;un, Perinçek&#8217;in ne işi olabilir…</p>
<p><strong>Bavsavcının iddianamesine göre büyük faili meçhul cinayetlerde Ergenekon&#8217;un parmağı var. Perinçek&#8217;e yönelik suçlamalar da var.</strong></p>
<p>Uğur ile Perinçek çok yakındılar, beraber okudular, beraber hapis yattılar. Uğur her zaman Perinçek&#8217;i savunan yazılar yazdı. Bizim Perinçek&#8217;e bir sempati sebebimiz de, her darbede o yurt dışındadır, gelir ve hapis yatar. Uğur&#8217;a yönelik bir tezgahın içinde asla olamaz.</p>
<p><strong>İddialar sizde hiç mi kuşku oluşturmuyor?</strong></p>
<p>Hurşit Tolon, Şener Eruygur, Veli Küçük, bu işleri yapmış, inanamıyorum… Eğer bunlar örgütse biz ADD&#8217;de Eruygur ile ters düştük, hiçbir İP&#8217;li delege ona oy vermedi, eğer örgüt olsaydılar Perinçek bize &#8220;oy verin&#8221; derdi.</p>
<p><strong>Örgüt üyeleri içinde de ihtilaf olmaz mı?</strong></p>
<p>Hayır orada yoktu, hatta beni de kendi listelerine almak istediler. Fakat bizim önerilerimiz onlara marjinal geliyordu. Bakın Ergekon sayesinde bir daha darbe olmaz deniyor, halbuki derin devlet yerinde duruyor ve birileri birilerini tasfiye ediyor. İki konuda Fehmi Koru&#8217;yu mahkemede tanık göstereceğiz; Birincisi Koru köşesinde; Beyaz Saray&#8217;daki Erdoğan-Bush görüşmesinde Bush&#8217;un Ergenekon operasyonunun genişletilmesini istediğini yazdı. İkincisi de, Veli Küçük&#8217;te olan Ergenekon belgesinde kimin yazdığı karalanmış, fotokopisi Perinçek&#8217;te de var. Perinçek nereden aldığını söylüyor. Fehmi Koru&#8217;da asıl isim bende diyor, demek ki onda da var bir tane.</p>
<p><strong>Atatürkçü Düşünce Derneği Atatürk&#8217;ün anlaşılması için ne yaptı?</strong></p>
<p>Üzülerek söyleyeyim kalıcı anlamda hiçbir şey yapılmadı. Salon toplantılarında, kongre-lerde grupların hamaseti var, başka bir şey yok.</p>
<p><strong>Bugün ADD olmasa Atatürkçülük adına ne kaybedilir?</strong></p>
<p>Hiçbir şey kaybedilmez. Yönetim kurullarına geliyorlar aradan siyasete atılıyorlar. Bakın Nur Serter yönetime girdi ve milletvekili yapıldı ya, başkaları da oraya gelirsek Baykal bizi de görür mesajını aldılar. Bence Serter&#8217;in milletvekili yapılması çok yanlıştı. ADD bir siyasi rant uğruna kullanıldı.</p>
<p><strong>ADD, CHP&#8217;nin arka bahçesi mi oldu?</strong></p>
<p>Öyle niyetler var. Onlar bize biz onlara ADD&#8217;yi arka bahçeniz yaptınız diyoruz. İlk yönetim kurulunda 25 kişiden üçü İP&#8217;liydi. Sonra ikiye düştük. &#8220;ADD partiler üstü kalacak diyorlar&#8221; ama durmadan Baykal&#8217;a aday oluyorlar. Muammer Aksoy&#8217;un ölümünden sonra bu dernek böyle gitti.</p>
<p><strong>Sol dine dönük husumetini halletmeden bir çözüm siyaseti üretebilir mi?</strong></p>
<p>Asla yapamaz. Halkın değerleriyle ters düşen halkın dostu olamaz. Halkımız İslam dinini sevmiştir, benimsemiştir ve yaymıştır. Bugün Türkler İslam&#8217;ın yüz akıdır. Biz bunu keşfettik ama ne CHP ne de ADD bu gerçeği göremedi.</p>
<p><strong>CHP Atatürk&#8217;ü sansürledi</strong></p>
<p>43 yıllık CHP&#8217;li iken neden parti mi, dernek mi olduğu belli olmayan, İP&#8217;ye geçtiniz?</p>
<p><strong>İP, teşkilatları olan bir partidir.</strong></p>
<p><strong>CHP iktidar rüyası görebiliyor. İP&#8217;nin böyle bir rüyası da yok…</strong></p>
<p>İP&#8217;yi fikir bazında önemsiyorum. Rant beklentileri de yok.</p>
<p><strong>Bu şartlarda isteseler de olmaz ki…</strong></p>
<p>Tercihimin asıl nedenini söyleyeyim. Herkes Atatürk&#8217;ü sansürlüyor ve kendi çıkarlarına hizmet eder hale getiriyor. Bunu İnönü de yaptı, CHP de yapıyor. İP Atatürk&#8217;ün eserlerini ilk defa sansürsüz olarak yayınladı. CHP topluma Atatürk&#8217;ü hiç anlatmadı, ama hep onun arkasına sığındı. CHP iktidar olursa cinayetlerin üzerine gidebilir diye bir beklentiyle orada duruyor olabilir. Ben CHP&#8217;nin bu siyasetle adam olacağına inanmıyorum.</p>
<p><em>(2008)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ceyhan-mumcu-ile-roportaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laik ve batıcı Benazir Butto</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/laik-ve-batici-benazir-butto.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/laik-ve-batici-benazir-butto.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Dec 2007 08:30:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=14883</guid>
		<description><![CDATA[Benazir Butto 21 Haziran 1953 tarihinde Karaçi&#8217;de doğdu. Babası eski Pakistan devlet başkanı ve başbakanı Zülfikar Ali Butto, İngiltere&#8217;nin Oxford Üniversitesi&#8217;nde hukuk eğitimini yeni tamamlamıştı. Annesi ise İran Kürtlerinden Begüm Nusret Butto&#8217;dur. Benazir Butto Harvard ve Oxford üniversitelerinde eğitim gördü. 1973 yılında Harvard Üniversitesi&#8217;nde lisans eğitimini tamamladı. 1977 yılında ise Oxford Üniversitesi&#8217;de Uluslararası Hukuk ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p STYLE="text-align: center"><img ALT="laik-ve-batici-benazir-butto.jpg" SRC="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2007/12/laik-ve-batici-benazir-butto.jpg" /></p>
<p>Benazir Butto 21 Haziran 1953 tarihinde Karaçi&#8217;de doğdu. Babası eski Pakistan devlet başkanı ve başbakanı Zülfikar Ali Butto, İngiltere&#8217;nin Oxford Üniversitesi&#8217;nde hukuk eğitimini yeni tamamlamıştı. Annesi ise İran Kürtlerinden Begüm Nusret Butto&#8217;dur.</p>
<p>Benazir Butto Harvard ve Oxford üniversitelerinde eğitim gördü. 1973 yılında Harvard Üniversitesi&#8217;nde lisans eğitimini tamamladı. 1977 yılında ise Oxford Üniversitesi&#8217;de Uluslararası Hukuk ve Diplomasi dallarında üst lisans eğitimi gördü.</p>
<p>Butto Oxford Üniversitesi&#8217;ni bitirdikten sonra Pakistan&#8217;a geri döndü. Babasının tutuklanıp idam edilmesinden sonra bir süre ev hapsinde kaldı. 1984 yılında yurt dışına çıkmasına izin verilmesiyle, Büyük Britanya&#8217;ya taşındı ve orada sürgünde babasının muhalefet partisinin liderliğini yaptı. 1987 yılında çimento fabrikatörü Asif Ali Zardari ile evlendi. Çiftin Bilaval, Bahtiyar ve Asife adlarında 3 çocukları oldu.</p>
<p>Askeri cuntanın şefi Ziya ül Hak&#8217;ın 1988&#8242;de ölümünden sonra Pakistan&#8217;da 1977 yılından beri ilk kez serbest seçimler yapıldı. 19 Kasım 1988 tarihindeki bu seçimleri kazanan Butto, ilk kez bir müslüman ülkenin kadın başbakanı oldu. 2 Aralık&#8217;ta başbakan olarak göreve başladı. Yoğun yolsuzluk suçlamaları altında kalan hükümet 20 ay kadar sonra, askeri güçlerin desteğindeki devlet başkanı Gulam İshak Han tarafından, yeni seçimlere gidileceği gerekçesiyle devrildi. Ancak Butto aleyhindeki suçlamalar yargıya yansımadı. Yeni hükümeti Navaz Şerif kurdu. 1993 yılında Butto yeniden seçildiyse de, 3 yıl sonra hükümet yine yolsuzluk suçlamaları altında, devlet başkanı Faruk Leghari tarafından düşürüldü. Yüksek mahkeme de devlet başkanının kararını onayladı. Ancak Butto ve eşi Zardari hakkındaki suçlamaların doğruluğu kesinleşmedi.</p>
<p>Butto&#8217;ya yönelik eleştirilerin başlıca kaynağı Butto&#8217;nun ulusal reformları sonucu politik güçlerini yitirmeye başlayan Pencab bölgesindeki zengin toprak sahipleri ve bu bölgenin seçkinleriydi. Butto eski feodal yapıya karşı mücadele etti ve bu yapıyı Pakistan&#8217;ın stabilizasyonu önündeki engel olarak niteledi.</p>
<p>1999 yılında, Pervez Müşerref&#8217;in liderliğinde gerçekleşen askeri darbe sonrasında Pakistan&#8217;ı terk etmek zorunda kaldı. Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nin Dubai kentine yerleşti. 2002 yılında Pervez Müşerref pratikte Benazir Butto&#8217;nun tekrar başbakan seçilmesini önlemek amacıyla başbakanların en fazla iki dönem görev yapabilecekleri yolunda bir anayasa değişikliği yaptı.</p>
<p>2007 yılında Pervez Müşerref, Benazir Butto&#8217;yla Pakistan&#8217;a geri dönmesine zemin hazırlamak üzere müzakerelere başladı. Böylece Butto&#8217;nun Ocak 2008&#8242;de yapılacak olan başbakanlık seçimlerine muhalefet lideri olarak katılma olasılığı doğdu. Butto hakkında açılan davaların o zamana kadar sonuçlanması bekleniyordu.</p>
<p>Seçim çalışmalarına katılmak üzere Pakistan&#8217;a dönüş kararı alan Butto&#8217;ya karşı, El Kaide örgütünün saldırı tehdidinde bulunması üzerine, Müşerref, Butto&#8217;nun dönüşünü ertelemesini ve yüksek mahkemenin kendisiyle ilgili af istemine ilişkin kararını beklemesini istedi. Bu isteğe uymayan Benazir Butto, 18 Ekim 2007 gecesi, 8 yıllık sürgünden sonra Pakistan&#8217;a geri döndü. Ancak yandaşlarının sevgi gösterileriyle karşılanan Butto aynı gün bombalı bir suikast girişimine hedef oldu. Karaçi kenti yakınlarında gerçekleşen ve Benazir Butto&#8217;nun yara almadan kurtulduğu bu saldırıda 138 kişi yaşamını yitirdi, 248 kişi de yaralandı.</p>
<p>Butto, 27 Aralık 2007 tarihinde Ravalpindi&#8217;de düzenlediği seçim mitinginin ardından gerçekleştirilen intihar saldırısında hayatını kaybetti.</p>
<p>Bir intihar saldırganı, miting meydanından ayrılmak üzere olan Butto&#8217;nun aracına yaklaşarak, kendisine ateş açtı. Ardından da üzerindeki bombaları patlattı. Ensesinin arkasından ve göğsünden kurşun yarası alarak ağır yaralanan Benazir Butto hastaneye kaldırılarak ameliyata alındı. Ancak Butto&#8217;nun yerel saatle 18.16, Türkiye saati ile de 15.16&#8242;da öldüğü açıklandı.[2][3] Saldırıda en az 20 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı.[2] Butto´nun ölümünden sonra, Müşerref tüm ülkede üç günlük yas ilan etti. Ülkedeki 2008 seçim arefesinde gerçekleşen bu olay sonrası, burada bir iç karışıklıktan korkulmaktadır.</p>
<p><em>(Wikipedia)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/laik-ve-batici-benazir-butto.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yahudi kökenli MİT&#8217;ci Hiram Abas</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/yahudi-kokenli-mitci-hiram-abas.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/yahudi-kokenli-mitci-hiram-abas.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Dec 2007 09:12:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=14831</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Hiram Abas (1932, İstanbul &#8211; 26 Eylül 1990, İstanbul), Türk istihbaratçıdır. İran işgalindeki Güney Azerbaycan’dan göçen bir aileye mensuptu. Meşhur ressamlardan Osman Hamdi Bey, Abas&#8217;ın dedesi Mübarek Galip Eldem&#8217;in amcasıdır. Babası masondu. Bu yüzden oğlunun adını Yahudi efsanelerinin ünlü ismi Hiram Usta’nın adını koymuştur. Abas, ayrıcalıklı bir ailenin çocuğu olarak Saint Joseph Fransız Lisesi’nden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p STYLE="text-align: center"><img ALT="hiram-abas.jpg" SRC="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2007/12/hiram-abas.jpg" /></p>
<p>Mustafa Hiram Abas (1932, İstanbul &#8211; 26 Eylül 1990, İstanbul), Türk istihbaratçıdır.</p>
<p>İran işgalindeki Güney Azerbaycan’dan göçen bir aileye mensuptu. Meşhur ressamlardan Osman Hamdi Bey, Abas&#8217;ın dedesi Mübarek Galip Eldem&#8217;in amcasıdır. Babası masondu. Bu yüzden oğlunun adını Yahudi efsanelerinin ünlü ismi Hiram Usta’nın adını koymuştur. Abas, ayrıcalıklı bir ailenin çocuğu olarak Saint Joseph Fransız Lisesi’nden mezun oldu. Bu okul, misyonerlerin çok sıkı disiplininde eğitim verdiği için yabancı okullarda okuyanların dilinde ‘Papaz Mektebi’ olarak adlandırılır.</p>
<p>Hiram Abas yüksek eğitimini Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’de tamamladı. Askerliğini yedek subay olarak yaptıktan sonra MİT’e girdi. Bir süre İstanbul ve Ankara’da çalıştıktan sonra CIA’nın çeşitli okullarında dört yıl eğitim gördü. 12 Mart 1971 döneminde İstanbul’da görev yaptı. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra kendi isteğiyle emekli oldu. Dönemin TİSK Genel Başkanı Halit Narin’in yanında çalıştı. 1986 Ağustos’unda Hayri Ündül’ün MİT Müsteşarlığına getirildiği dönemde, MİT Müsteşar Yardımcısı olarak yeniden MİT’e döndü.</p>
<p>1986 yılından itibaren dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın MİT’in sivilleşmesi operasyonunun sembol ismi oldu. Suriye’nin PKK’yı barındırması üzerine Müslüman Kardeşler Teşkilatı yöneticilerini Türkiye’ye getirtti. Abas’ın en önemli çalışması Dev-Sol örgütü üzerineydi.</p>
<p>Daha sonra teşkilat içindeki güç savaşını kaybederek 1988 yılında emekli oldu. 26 Eylül 1990&#8242;da İstanbul&#8217;da arabasının içinde, Devrimci Sol silahlı birlikleri tarafından öldürüldüğü söylenektedir, fakat kendisi MİT içindeki örgütleşmenin bir diğer kolunda saf tutmuş olan Abdullah Çatlı tarafından da öldürülmüş olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/yahudi-kokenli-mitci-hiram-abas.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de ki siyasi cinayetlerin sorumlusu</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turkiyede-ki-siyasi-cinayetlerin-sorumlusu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turkiyede-ki-siyasi-cinayetlerin-sorumlusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Nov 2007 07:26:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=14050</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Faili meçhul cinayetler islamcıların üzerine yıkılmak isteniyor. Bu gibi olaylarda varsayım türetmeye kimsenin hakkı yok. Bir ülkede eğer siyasi cinayetler işleniyorsa o siyasi cinayetlerin sorumlusu istihbarat örgütüdür.&#8221; (ZAMAN, 19 KASIM 1990, Talat Turhan)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Faili meçhul cinayetler islamcıların üzerine yıkılmak isteniyor. Bu gibi olaylarda varsayım türetmeye kimsenin hakkı yok. Bir ülkede eğer siyasi cinayetler işleniyorsa o siyasi cinayetlerin sorumlusu istihbarat örgütüdür.&#8221;</p>
<p><em>(ZAMAN, 19 KASIM 1990, Talat Turhan)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turkiyede-ki-siyasi-cinayetlerin-sorumlusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bahriye Üçok</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/bahriye-ucok.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/bahriye-ucok.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Nov 2007 09:20:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=14019</guid>
		<description><![CDATA[1919&#8242;da Trabzon&#8217;da doğan Bahriye Üçok, Kandilli Kız Lisesi ve Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinden mezun oldu. Aynı zamanda Devlet Konservatuarı Opera bölümünü bitirdi. 10 yıllık lise öğretmenliğinden sonra, 1953’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi&#8217;nde Öğretim Üyesi oldu. 1954 yılında &#8220;İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlarla&#8221; adlı tezi ile doçentliğe yükseldi. Farsça ve Arapça bilen Üçok, İslâm dinini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2007/11/bahriye-ucok.jpg" alt="bahriye-ucok.jpg" /></p>
<p>1919&#8242;da Trabzon&#8217;da doğan Bahriye Üçok, Kandilli Kız Lisesi ve Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinden mezun oldu. Aynı zamanda Devlet Konservatuarı Opera bölümünü bitirdi. 10 yıllık lise öğretmenliğinden sonra, 1953’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi&#8217;nde Öğretim Üyesi oldu. 1954 yılında &#8220;İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlarla&#8221; adlı tezi ile doçentliğe yükseldi. Farsça ve Arapça bilen Üçok, İslâm dinini çağdaş, gerçekçi ve hoşgörüyle yorumladı. Bu nedenle 1960&#8242;lı yıllardan itibaren tehditler almaya başladı ve kendini güvencede hissetmediği için akademik çalışmalarına ara verdi. 1971’de ise kontenjan senatörü oldu ve aktif siyasete atıldı. 1977&#8242;de CHP&#8217;ye katıldı. 1983’de Halkçı Partinin kurucu üyesiydi. Ordu Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1989&#8242;da TV’deki bir açık oturumda, &#8220;İslâm&#8217;da Örtünmenin Zorunlu Olmadığını&#8221; açıkladı ve yoğun tehditler almaya başladı. 6 Ekim 1990’da da Ankara’daki evine gönderilen kitap paketini açmaya çalışırken içine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Bahriye Üçok&#8217;un hayatına mal olan bombayı kabul eden &#8220;kargocu kız&#8221; Gülay Calap, DTP Genel Başkan Yardımcısı seçildi.</p>
<p><em>(GAZETEPORT)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/bahriye-ucok.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet sırrı bir cinayet</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/devlet-sirri-bir-cinayet.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/devlet-sirri-bir-cinayet.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Oct 2007 07:01:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=13361</guid>
		<description><![CDATA[Hrant Dink öldürüldükten yarım saat sonra, muhbir Erhan Tuncel ile polis memuru Muhittin Zenit arasında yapıldığı belirlenen konuşmanın yankısı eşliğinde görülen davanın ikinci duruşmasında şok gelişmeler oldu. Mahkeme, polis muhbiri Erhan Tuncel’in dosyasını istemeyi unuttu; Dink’in avukatları dosyanın istenmesini talep edince ise, “İmha edildi, devlet sırrı” gerekçesiyle reddetti. (http://www.internethaber.com)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hrant Dink öldürüldükten yarım saat sonra, muhbir Erhan Tuncel ile polis memuru Muhittin Zenit arasında yapıldığı belirlenen konuşmanın yankısı eşliğinde görülen davanın ikinci duruşmasında şok gelişmeler oldu. Mahkeme, polis muhbiri Erhan Tuncel’in dosyasını istemeyi unuttu; Dink’in avukatları dosyanın istenmesini talep edince ise, “İmha edildi, devlet sırrı” gerekçesiyle reddetti.</p>
<p><a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=106916" target="_blank"><em>(http://www.internethaber.com)</em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/devlet-sirri-bir-cinayet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nobel ile gelen cinayet</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/nobel-ile-gelen-cinayet.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/nobel-ile-gelen-cinayet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 20:51:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=12441</guid>
		<description><![CDATA[ABD&#8217;de siyahiler, kendi taleplerini dile getirirken, bazı bölgelerde siyah-beyaz çatışmaları yaşandığı günlerdi. Martin Luther King bu hareketin en sağduyulu sesiydi ve geniş taraftar kitlesi buldu. Vietnam Savaşı&#8217;na karşı çıkan Nobel Barış ödüllü King, 4 Nisan 1968&#8242;de kaldığı otelin karşısında bulunan otelden açılan ateş sonucu öldürüldü. King&#8217;in ölümü bütün ülkede üzüntü yarattı. Şiddet yanlısı siyahiler, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2007/08/martin-luther-king.jpg" alt="martin-luther-king.jpg" /></p>
<p>ABD&#8217;de siyahiler, kendi taleplerini dile getirirken, bazı bölgelerde siyah-beyaz çatışmaları yaşandığı günlerdi. Martin Luther King bu hareketin en sağduyulu sesiydi ve geniş taraftar kitlesi buldu. Vietnam Savaşı&#8217;na karşı çıkan Nobel Barış ödüllü King, 4 Nisan 1968&#8242;de kaldığı otelin karşısında bulunan otelden açılan ateş sonucu öldürüldü. King&#8217;in ölümü bütün ülkede üzüntü yarattı. Şiddet yanlısı siyahiler, bir dizi eyleme girişti. Suikasta kurban giden ABD Başkanı Kennedy&#8217;in kardeşi Senatör Robert Kennedy, şiddet olaylarını durdurmak için bir zenci mahallesinde yaptığı konuşma ile olayları durdurmaya çalıştı. Fakat, King ve ağabeyi gibi o da 5 Haziran 1968&#8242;de bir Filistinli tarafından öldürüldü. Bu suikastları, ABD&#8217;de demokrasi ve insan haklarını istemeyenlerin gerçekleştirdiği iddiaları gündemden hiç silinmedi.</p>
<p><em>(Hürriyet, 2006)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/nobel-ile-gelen-cinayet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vietnam işgaline karşı çıkarak gelen cinayet</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/vietnam-isgaline-karsi-cikarak-gelen-cinayet.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/vietnam-isgaline-karsi-cikarak-gelen-cinayet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 20:45:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=12439</guid>
		<description><![CDATA[Olof Palme, (1927 &#8211; 1986), İsveçli siyasetçi ve devlet adamıdır. 1969-1976 yıllarıyla 1982-86 yılları arasında toplam 11 yıl Başbakanlık yapan Olof Palme, Amerika’nın Vietnam Savaşı’nı sert bir dille eleştirmiş, savaşı protesto eden gösterilerin ön saflarında yer almıştı. Bir şubat gecesi eşi ile sinemadan evine dönerken faili meçhul bir cinayete kurban gitti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2007/08/olof-palme.jpg" alt="olof-palme.jpg" /></p>
<p>Olof Palme, (1927 &#8211; 1986), İsveçli siyasetçi ve devlet adamıdır. 1969-1976 yıllarıyla 1982-86 yılları arasında toplam 11 yıl Başbakanlık yapan Olof Palme, Amerika’nın Vietnam Savaşı’nı sert bir dille eleştirmiş, savaşı protesto eden gösterilerin ön saflarında yer almıştı. Bir şubat gecesi eşi ile sinemadan evine dönerken faili meçhul bir cinayete kurban gitti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/vietnam-isgaline-karsi-cikarak-gelen-cinayet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeriat getirmek isteyen Ziya Ül Hak&#8217;a suikast</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/seriat-getirmek-isteyen-ziya-ul-haka-suikast.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/seriat-getirmek-isteyen-ziya-ul-haka-suikast.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 17:20:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=12419</guid>
		<description><![CDATA[Ziya Ül Hak (1924 -1988) Pakistan&#8217;ın altıncı devlet başkanıdır. Pakistan&#8217;da, seçimle yönetime gelen Zülfikar Ali Butto&#8217;yu 1977&#8242;de askeri darbe ile deviren generaldir. 1979 yılında Bhutto idam edilmiştir. Şeriat düzenini ilan eden Ziya ül Hak 1988&#8242;e hayatını kaybettiği şüpheli uçak kazasına kadar yönetimde kalmıştır. Ölümünün ardından seçimleri açık farkla kazanan Zülfikar Ali Bhutto&#8217;nun kızı Benazir Butto [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2007/08/ziya-ul-hak.jpg" alt="ziya-ul-hak.jpg" /></p>
<p>Ziya Ül Hak (1924 -1988) Pakistan&#8217;ın altıncı devlet başkanıdır. Pakistan&#8217;da, seçimle yönetime gelen Zülfikar Ali Butto&#8217;yu 1977&#8242;de askeri darbe ile deviren generaldir. 1979 yılında Bhutto idam edilmiştir. Şeriat düzenini ilan eden Ziya ül Hak 1988&#8242;e hayatını kaybettiği şüpheli uçak kazasına kadar yönetimde kalmıştır. Ölümünün ardından seçimleri açık farkla kazanan Zülfikar Ali Bhutto&#8217;nun kızı Benazir Butto başbakan olmuştur.</p>
<p>Merhum Ziya Ul Hak Arapların &#8216;tamuh&#8217; dedikleri ihtiraslı bir vizyona sahipti. Batı basını hakkında sık sık Afganistan üzerinden Orta Asya&#8217;da bir İslam İmparatorluğu kurmanın peşinde olduğunu yazıyorlardı. Tarihte Gazneliler veya benzeri imparatorluklar bu bölgede kurulmuştu. Ve gerçekten de Afganistan İslam dünyası için büyük bir itici güç olmuştu. Ümmet Afganistan üzerine seferber edilmişti. Bu gücün boşa çıkarılması ve ötelenmesi gerekiyordu. Ve gerçekten de bu rüyayı gerçekleştirebilecek kilit isimler bir bir ortadan kaldırıldılar. Bunlardan ilki Ziya Ul hak oldu ve ardından Abdullah Azzam gibi kilit isimler de ortadan kaldırıldılar. Böylece saha aktörlerden boşaldı. Bu bayrağın rüyacıları veya bu rüyanın bayraktarları ortadan kaldırılmış oldular. Bir kez daha bayrak yere düştü ve sahipsiz kaldı. Ziya Ul Hak&#8217;ın ölümünden sonra Pakistan Türkiye&#8217;deki 28 Şubat sürecine benzer bir şekilde türbülansa girdi. Kendisini bir türlü toparlayamadı. Yine kısır siyasetçiler işbaşına geçti. Bangladeş&#8217;te Hasina ile Halide Ziya arasındaki kısır çekişme misali Benazır Butto ile Nevaz Şerif ülkenin geleceğini kilitlemişlerdi. Bizde de 12 Eylül öncesinde Demirel ve Ecevit veya 12 Eylül sonrasında Çiller ile Mesut Yılmaz&#8217;ın yaptıkları ve Türkiye&#8217;nin yıllarını heba ettikleri gibi. Böylece altın fırsat heba edilmiş oldu.</p>
<p><a href="http://www.aktueldergi.org/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=1185" target="_blank"><em>(http://www.aktueldergi.org)</em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/seriat-getirmek-isteyen-ziya-ul-haka-suikast.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslamcılar&#8217;ın Deniz Gezmiş&#8217;i</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/islamcilarin-deniz-gezmisi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/islamcilarin-deniz-gezmisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Nov 2006 23:46:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=4273</guid>
		<description><![CDATA[17 Temmuz 1958’de Bitlis’e bağlı Kolongo’da doğan Metin Yüksel, İslami reformist Edip Yüksel&#8217;in küçük kardeşidir. Dokuz yaşında ailesiyle İstanbul&#8217;un Fatih ilçesine yerleşen Yüksel, eğitim hayatı boyunca öğrenci olaylarında ön saflarda rol aldı ve Akıncılar adı verilen bir öğrenci grubunun liderliğine yükseldi. İslami görüşleriyle tanınan ve sol görüşlü kişi ve örgütlerle mücadelede en çok tanınan isimlerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="imagelink" title="ecdad83_1_.jpg" href="http://arastiralim.com/wp-content/uploads/2006/11/ecdad83_1_.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><a class="imagelink" title="ecdad83_1_.jpg" href="http://arastiralim.com/wp-content/uploads/2006/11/ecdad83_1_.jpg"><img class="size-full wp-image-23768 aligncenter" title="sehit-metin-yuksel" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/09/sehit-metin-yuksel.jpg" alt="" width="400" height="269" /></a></p>
<p>17 Temmuz 1958’de Bitlis’e bağlı Kolongo’da doğan Metin Yüksel, İslami reformist Edip Yüksel&#8217;in küçük kardeşidir. Dokuz yaşında ailesiyle İstanbul&#8217;un Fatih ilçesine yerleşen Yüksel, eğitim hayatı boyunca öğrenci olaylarında ön saflarda rol aldı ve Akıncılar adı verilen bir öğrenci grubunun liderliğine yükseldi. İslami görüşleriyle tanınan ve sol görüşlü kişi ve örgütlerle mücadelede en çok tanınan isimlerden biri olan Yüksel, muhafazakar çevrelerin Deniz Gezmiş&#8217;i olarak anılmaktadır.</p>
<p>İzmir&#8217;deki İran Konsolosluğu&#8217;nda görüşmelerde bulunduktan sonra İstanbul&#8217;a dönen Metin Yüksel, ertesi gün 23 Şubat 1979&#8242;da cuma namazı çıkışı Fatih Camii&#8217;nin avlusunda kimliği belirlenemeyen kişilerce öldürüldü.</p>
<p>Görgü şahitlerinin anlattığına göre merhum kardeşimiz namazdan çıkınca , Fatih Camii’nin arka avlusunda gizlenenler, Metin&#8217;e adıyla hitap ettiler . Seslenişi duyan Metin, geri döndüğünde eli silahlı şahıslarla karşılaştı. Metin’in ayağına doğru bir kez ateş ettiler ve kurşun ayak parmağını sıyırdı. Birkaç saniye içinde geçen olayda ikinci kurşun Metin’in karnına saplanmıştı. Metin yere kapanmış kıvranıyor ve Kelime-i Şehadet getirmeye çalışıyordu , katiller başına üşüştü ve beynine iki el ateş ettiler. Metin’in oluk gibi akan kanları, Fatih Camii’nin avlu taşlarını kıpkırmızı yapmıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/islamcilarin-deniz-gezmisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşref Bitlis ve PKK</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/esref-bitlis-ve-pkk.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/esref-bitlis-ve-pkk.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2006 00:05:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=2737</guid>
		<description><![CDATA[Emekli Tümgeneral Osman Özbek anlatıyor: “Eşref Bitlis öldü, Ankara süreci, Washington süreci oldu. Bitlis yaşasaydı, BOP böyle gelişemezdi, PKK yaşayamazdı. Eşref Bitlis öldü, PKK yaşadı.&#8221; &#8220;Eşref Bitlis, önemli bir komutandı, PKK ile mücadelede hükümet tarafından özel yetkilerle donatılmış bir komutandı. Talabani ve Barzani ile ilişkileri yürütüyordu. Şimdi kim yürütüyor? Şimdi birisi(Talabani) Cumhurbaşkanı oldu. O zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Emekli Tümgeneral Osman Özbek anlatıyor:</strong></p>
<p>“Eşref Bitlis öldü, Ankara süreci, Washington süreci oldu. Bitlis yaşasaydı, BOP böyle gelişemezdi, PKK yaşayamazdı. Eşref Bitlis öldü, PKK yaşadı.&#8221;</p>
<p>&#8220;Eşref Bitlis, önemli bir komutandı, PKK ile mücadelede hükümet tarafından özel yetkilerle donatılmış bir komutandı. Talabani ve Barzani ile ilişkileri yürütüyordu. Şimdi kim yürütüyor? Şimdi birisi(Talabani) Cumhurbaşkanı oldu. O zaman Jandarma Genel Komutanı, Dışışleri Bakanlığı’nın yapacağı bazı diplomatik temasları, Eşref Bitlis komutanımız yapardı. Talabani ve Barzani’yi Ankara’ya çağırırdı, kim adına, hükümet adına, devlet adına… Daha sonra ABD ve İngiltere bundan rahatsız olduklarını açıkladı. Ardından Talabani ve Barzani’nin Türkiye’ye girişi yasaklandı. Komutan öldükten sonra Talabani ve Barzani Washington’a çağırılmaya başlandı. Bu, ‘Washington Süreci’… Komutan döneminde Talabani  ve Barzani Ankara’ya çağırılıyordu, bunun adı ‘Ankara Süreci’ydi… Ankara Süreci’nde biz etkiliydik, Washington Süreci’nde biz yoktuk.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/esref-bitlis-ve-pkk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuğla çekersem duvar yıkılır</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/tugla-cekersem-duvar-yikilir.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/tugla-cekersem-duvar-yikilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Aug 2006 22:57:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=2501</guid>
		<description><![CDATA[Mumcu cinayetinden sonra, Mehmet Ağar’ın  Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya söylediği bir söz: &#8220;Bu bir duvardır. Eğer ben bir tuğla çekersem duvar yıkılır!&#8221;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mumcu cinayetinden sonra, Mehmet Ağar’ın  Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya söylediği bir söz: &#8220;Bu bir duvardır. Eğer ben bir tuğla çekersem duvar yıkılır!&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/tugla-cekersem-duvar-yikilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Taner Kışlalı&#8217; nın son yazısı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ahmet-taner-kislali-nin-son-yazisi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ahmet-taner-kislali-nin-son-yazisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2006 15:55:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=2225</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet taner kışlalı&#8217;nın öldürüldüğü günün sabahı, 22 Ekim Cuma günü Cumhuriyet gazetesi&#8217;ne yayınlanmak üzere gönderdiği son yazısı: Kınıyorum ! Tuğgeneral Prof. Yalçın ışımer&#8217;i hiç tanımazdım. Önce tv&#8217;de gördüm, ardından gazetelere yansıyan birkaç tümcesini okudum. Ve gönülden alkışladım. Derken dinci ve gerici çevrelerden yaylım ateşi geldi. Merak ettim, GATA&#8217;daki öğretim yılını açış dersindeki konuşmasının tümünü buldum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet taner kışlalı&#8217;nın öldürüldüğü günün sabahı, 22 Ekim Cuma günü Cumhuriyet gazetesi&#8217;ne yayınlanmak üzere gönderdiği son yazısı:</p>
<p>Kınıyorum !</p>
<p>Tuğgeneral Prof. Yalçın ışımer&#8217;i hiç tanımazdım. Önce tv&#8217;de gördüm, ardından gazetelere yansıyan birkaç tümcesini okudum. Ve gönülden alkışladım.</p>
<p>Derken dinci ve gerici çevrelerden yaylım ateşi geldi.</p>
<p>Merak ettim, GATA&#8217;daki öğretim yılını açış dersindeki konuşmasının tümünü buldum. Özenle ve giderek artan bir coşku ile okudum.</p>
<p>Kendisine saygım katlanarak arttı. Ve o konuşmanın tümünü milyonlarca kişinin okumamış oluşundan dolayı hayıflandım. Özellikle de iki kişiyi üzülerek kınamak geldi içimden&#8230;</p>
<p>&#8221;-Türkçe ninnilerle büyüdük, dualarımız da Türkçe olacak…&#8221;&#8230;</p>
<p>&#8221;-Tanrı her yerdedir, her şeyi bilir. Kuşkusuz Türkçeyi de…&#8221;&#8230;</p>
<p>&#8221;-Tanrı arabistan sınırlarının çok ötesine taşmıştır. O, evrenin ulu yaradanıdır&#8217;&#8230;</p>
<p>&#8221;-Kuran&#8217;ı türkçeye çevirmedi, ATATÜRK&#8217;ün ricasını yerine getirmedi diye Akif&#8217;i aziz kılanlar, şimdilerde Mehmet akif Üniversitesi kurma çabasındalar. O üniversiteden çıkan kafalar, bilinmelidir ki al-azhar kafalı adamlar olacaklar. Arabın adamı olacaklar. Biz bu adamlara adam sen de demeyeceğiz, bu adamları belleyeceğiz.&#8221;&#8230;</p>
<p>Ama bizimkiler &#8221;belleme&#8221;yi sözlük anlamında değil de,&#8221;argo&#8221;daki anlamında değerlendirmekte ısrarlılar. Çünkü Türkçe değil osmanlıca düşünmeye alışmışlar. Belki de küfürlü düşünmeye alışmışlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ahmet-taner-kislali-nin-son-yazisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uğur Mumcu İsrail ile ne görüştü?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ugur-mumcu-israil-ile-ne-gorustu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ugur-mumcu-israil-ile-ne-gorustu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jun 2006 14:36:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=1342</guid>
		<description><![CDATA[Ceyhan Mumcu, kardeşi Uğur Mumcu’nun ölümünden önce meydana gelen çok önemli bir gelişmenin perde arkasını da şöyle aydınlatıyor: - “Uğur Mumcu, özellikle 07 Ocak 1993 tarihli MOSSAD ve Barzani başlıklı yazının yayınlandığı günden itibaren İsrail Büyükelçiliği tarafından arandı. İsrail Büyükelçisi, tam dört kez Uğur Mumcu’yu arayarak ısrarla görüşmek istediğini söyledi. Büyükelçi, Uğur Mumcu’nun görüşmenin üçüncü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ceyhan Mumcu, kardeşi Uğur Mumcu’nun ölümünden önce meydana gelen çok önemli bir gelişmenin perde arkasını da şöyle aydınlatıyor:</p>
<p>- “Uğur Mumcu, özellikle 07 Ocak 1993 tarihli MOSSAD ve Barzani başlıklı yazının yayınlandığı günden itibaren İsrail Büyükelçiliği tarafından arandı. İsrail Büyükelçisi, tam dört kez Uğur Mumcu’yu arayarak ısrarla görüşmek istediğini söyledi. Büyükelçi, Uğur Mumcu’nun görüşmenin üçüncü bir kişinin de hazır bulunduğu ortamda yapılması isteğini kabul etmedi. Yalnız görüşmeleri gerektiğini söyledi. Ankara’da bir restoranda yapılan görüşmeden kısa bir süre sonra suikaste uğradı.” Dönemin İsrail Büyükelçisi’nin görüşmede Uğur Mumcu ile neler konuştuğu hâlâ ‘esrarını’ koruyor! İşin peşini bırakmayan Ceyhan Mumcu, bir kaç defa İsrail Büyükelçiliği’nden randevu istiyor! Ancak kendisine olumlu ya da olumsuz herhangi bir cevap verilmiyor!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ugur-mumcu-israil-ile-ne-gorustu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mumcu&#8217;nun ağabeyi Ceyhan Mumcu anlatıyor</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/mumcunun-agabeyi-av-ceyhan-mumcu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/mumcunun-agabeyi-av-ceyhan-mumcu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jun 2006 19:39:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=1297</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Siyasi çözüm diyen kadronun arkasında olan ve PKK&#8217;ya destek veren, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapanlardır. Özellikle eroin ticaretini ellerine geçirenler hakkında en sağlıklı yayın yapan o tarihlerde Uğur&#8217; du. Üzerlerine gidiyordu. PKK örgütünün silah ve uyuşturucu ticareti ile güçlendiğini, esas kaynağının bu olduğunu, silah ve uyuşturucu mafyası ile iç içe bulunduğunu biliyordu. En çok kızdırdığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Siyasi çözüm diyen kadronun arkasında olan ve PKK&#8217;ya destek veren, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapanlardır. Özellikle eroin ticaretini ellerine geçirenler hakkında en sağlıklı yayın yapan o tarihlerde Uğur&#8217; du. Üzerlerine gidiyordu. PKK örgütünün silah ve uyuşturucu ticareti ile güçlendiğini, esas kaynağının bu olduğunu, silah ve uyuşturucu mafyası ile iç içe bulunduğunu biliyordu. En çok kızdırdığı kesim PKK ile uyuşturucu ve silah mafyasıydı. PKK&#8217;yı öncü savaşçı kabul edenler, onların yaptığı terörü haklı gösterenler ve onların legal olarak tanınarak fedc;:rasyonun kurulmasını isteyenlerin arkasında bulunduğu, Türk halkının bütünlüğüne düşman bir kadro&#8230; Uyuşturucunun üstüne gitmeyen kim? Silah kaçakçılığının üstüne gitmeyen kim? Behçet Cantürk&#8217;ün verdiği ifadelerle Kanada&#8217;da, Avusturya&#8217;da, Hollanda&#8217;da adam tutuklanıyor, ama adam Türkiye&#8217;de mahkemeye verilmiyor. Hem de niye verilmiyor? Ona hami olan MGK üyesi kim? Bebçet Cantürk&#8217;ün mahkemeye verilmesini engelleyen kim? Bütün bunların tersi olduğu taktirde uyuşturucu ve silah kaçakçıları teşhis edilmiş olacak. PKK kıskıvrak olacak ve arkasındaki devlet üst düzey yetkilileri de ortaya çıkacak. Mesele budur. Cinayetin çözümlenmesine engellemeler de bu yüzdendir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/mumcunun-agabeyi-av-ceyhan-mumcu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşref Bitlis</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/esref-bitlis-1933-1993.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/esref-bitlis-1933-1993.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jun 2006 19:29:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=1295</guid>
		<description><![CDATA[1952 yılında Kara Harp Okulu&#8217;ndan Teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1966 yılında Kara Harp Akademisini tamamladı. Almanya&#8217;da dil eğitimini tamamladıktan sonra 1969 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi&#8217;nden mezun oldu. 1973&#8242;de Alman Harp Akademisi&#8217;ni tamamladı. Bir yıl Kara Harp Akademisi&#8217;nde başöğretmen olarak görev yaptı. 1978&#8242;de Tuğgeneral oldu ve Bolu Komando Tugay Komutanlığına getirildi. 1982&#8242;de Tümgeneral ve Kıbrıs [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1952 yılında Kara Harp Okulu&#8217;ndan Teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1966 yılında Kara Harp Akademisini tamamladı. Almanya&#8217;da dil eğitimini tamamladıktan sonra 1969 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi&#8217;nden mezun oldu. 1973&#8242;de Alman Harp Akademisi&#8217;ni tamamladı. Bir yıl Kara Harp Akademisi&#8217;nde başöğretmen olarak görev yaptı. 1978&#8242;de Tuğgeneral oldu ve Bolu Komando Tugay Komutanlığına getirildi. 1982&#8242;de Tümgeneral ve Kıbrıs 28. Tümen Komutanı oldu. 1986&#8242;da Korgeneral rütbesi aldı. 1988&#8242;de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı oldu. 1990&#8242;da Orgeneral rütbesi aldı ve Jandarma Genel Komutanlığı&#8217;na atandı. Bitlis bölgede konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç Kuvvetlerinin Türkiye&#8217;den ayrılması gerektiğini açıklıyor ve ABD&#8217;nin Kuzey Irak&#8217;da oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti&#8217;nin Türkiye&#8217;nin zararına olduğunu söylüyordu. Bu nedenle ABD büyükelçiliği tarafından birkaç defa Hükümete şikayet edildiği iddia edildi. 17 Aralık 1992&#8242;de Çekiç Güç&#8217;e bağlı Amerikan savaş uçakları, kendilerine bildirildiği halde Irak&#8217;ın Selahattin kentine gitmekte olan Bitlis&#8217;in helikopterine taciz uçuşu yapar ve helikopteri inişe zorlarlar.Eşref Bitlis 17 Ocak 1993&#8242;de henüz çözümlenmemiş bir şekilde uçağının düşmesi sonucu öldü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/esref-bitlis-1933-1993.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşref Bitlis suikasti</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/esref-bitlis-suikasti-kitap.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/esref-bitlis-suikasti-kitap.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jun 2006 19:28:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=1294</guid>
		<description><![CDATA[Elinizdeki kitap, Cumhuriyet tarihinin en önemli suikastını aydınlatıyor. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993&#8242;te uçağına yapılan sabotaj sonucu yaşamını yitirmişti. Başlangıçta, &#8216;Buzlanma sonucu kaza&#8217; denmişti. Hem de zamanın Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş tarafından. Suikastın üzerinden dört yıl geçti. İşçi Partisi ve Aydınlık, uzun araştırmalardan sonra gerçeği ortaya çıkardı. Artık kimse &#8216;kaza&#8217; diyemiyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elinizdeki kitap, Cumhuriyet tarihinin en önemli suikastını aydınlatıyor. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993&#8242;te uçağına yapılan sabotaj sonucu yaşamını yitirmişti. Başlangıçta, &#8216;Buzlanma sonucu kaza&#8217; denmişti. Hem de zamanın Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş tarafından. Suikastın üzerinden dört yıl geçti.</p>
<p>İşçi Partisi ve Aydınlık, uzun araştırmalardan sonra gerçeği ortaya çıkardı. Artık kimse &#8216;kaza&#8217; diyemiyor. Olayı başından beri izleyen Akfırat, binlerce sayfa belgeyi inceledi, onlarca kişiyle görüştü ve bu kitabı kaleme aldı.</p>
<p>Kastedilen, bir orgeneralin canı değil, Türkiye&#8217;nin bağımsızlığı ve güvenliğidir. Bitlis&#8217;in uçağına sabotay, doğrudan CIA&#8217;nın emrindeki Çekiç Güç karargahındaki toplantıyı yöneten ABD görevlisi, Çiller&#8217;in hamisi Adana Konsolosu Elizabeth Shelton. CIA&#8217;cı Shelton&#8217;un ülkeyi apar topar terk etmesi ancak Çiller&#8217;in iktidardan alaşağı edilmesiyle mümkün oldu. Bu gerçek, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı tarafından bütün ayrıntılarına varıncaya dek saptanmıştır.</p>
<p>Kitap bunun kanıtlarını sergiliyor. Kitapta, Genelkurmayı Karargahı ile yakın mesai içindeki yetkili bir generalin, Org. Bitlis&#8217;i katleden Özel Harpçi subayların Çiller Özel Örgütü&#8217;nde görevli olduğunu röportajı da yer alıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/esref-bitlis-suikasti-kitap.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gaffar Okkan</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/gaffar-okkan-1952-2001.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/gaffar-okkan-1952-2001.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jun 2006 19:25:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=1293</guid>
		<description><![CDATA[1952 yılında Sakarya&#8217;nın Hendek İlçesi&#8217;nde doğdu. İlk ve ortaokulu orada tamamladıktan sonra Ankara Polis Enstitüsü&#8217;ne girdi ve 1970 yılında görevine başladı. Ege Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Okkan, İzmir, Eskişehir, Urfa ve 1993&#8242;de Mehmet Ağar&#8217;ın Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde Kars&#8217;ta görev yaptıktan sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü&#8217;ne atandı. Bu dönemde terör örgütü Hizbullah&#8217;a yönelik başarılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1952 yılında Sakarya&#8217;nın Hendek İlçesi&#8217;nde doğdu. İlk ve ortaokulu orada tamamladıktan sonra Ankara Polis Enstitüsü&#8217;ne girdi ve 1970 yılında görevine başladı. Ege Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Okkan, İzmir, Eskişehir, Urfa ve 1993&#8242;de Mehmet Ağar&#8217;ın Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde Kars&#8217;ta görev yaptıktan sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü&#8217;ne atandı.</p>
<p>Bu dönemde terör örgütü Hizbullah&#8217;a yönelik başarılı operasyonlarıyla sık sık gündeme gelen Okkan, Diyarbakır&#8217;da terörün gerilemesinde önemli rol oynadı. Güneydoğu&#8217;da Hizbullah&#8217;a ait hücre evleri, silahları, örgütün şehir ve dağ kadrolarını ortaya çıkaran Okkan, Diyarbakır&#8217;da sayıları hızla artış gösteren sokak çocuklarıyla da ilgilendi. Okkan, Diyarbakırspor&#8217;un yönetim kurulunda yer aldı.</p>
<p>Evli ve iki çocuk babası olan Gaffar Okkan, 49 yaşında uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/gaffar-okkan-1952-2001.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uğur Mumcu&#8217;nun araştırmaları</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ugur-mumcunun-arastirmalari.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ugur-mumcunun-arastirmalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jun 2006 19:12:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[FAİLİ MEÇHUL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://arastiralim.com/?p=1291</guid>
		<description><![CDATA[Mumcu&#8217;nun araştırmaları, başta Ortadoğu&#8217;da ABD&#8217;ye karşı üstünlük savaşı veren Almanya, Fransa ve onların maşası Yunanistan&#8217;ı rahatsız etmişti. Araştırmaların ucunun bir noktada kendilerine dokunacağını da hisseden CIA ve MOSSAD da gelişmelerden rahatsızdı. &#8220;Uğur Mumcu&#8217;nun ölümü ABD&#8217;nin düzenlediği, düzenlettiği ya da en 1tzından gözyumduğu bir operasyondur.&#8221; Eski MiT&#8217;çiler Mehmet Eymür ile Mahir Kaynak&#8217;ın yanı sıra Genelkurmay eski [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mumcu&#8217;nun araştırmaları, başta Ortadoğu&#8217;da ABD&#8217;ye karşı üstünlük savaşı veren Almanya, Fransa ve onların maşası Yunanistan&#8217;ı rahatsız etmişti. Araştırmaların ucunun bir noktada kendilerine dokunacağını da hisseden CIA ve MOSSAD da gelişmelerden rahatsızdı. &#8220;Uğur Mumcu&#8217;nun ölümü ABD&#8217;nin düzenlediği, düzenlettiği ya da en 1tzından gözyumduğu bir operasyondur.&#8221; Eski MiT&#8217;çiler Mehmet Eymür ile Mahir Kaynak&#8217;ın yanı sıra Genelkurmay eski istihbarat Daire Başka nı Yılmaz Doğrusöz bu kanaatte birleşiyorlardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ugur-mumcunun-arastirmalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
