Muzik calici calismiyor


EDEPSİZLİK

Halit Ziya Uşaklıgil Züppenin Önde Gidenidir

Ünlü yazar, gazeteci Hakkı Devrim, Aşk- ı Memnu’nun yaratıcısı Halit Ziya Uşaklıgil’i Züppe ilan etti. Devrim bu çıkışını Okan Bayülgen’in hazırlayıp sunduğu “Medya Kralı”nda yaptı.

Ünlü yazar gazeteci Hakkı Devrim

Hakkı Devrim

Armağan Çağlayan, Oylum Talu, Serenay Sarıkaya, Mustafa Üstündağ ve Emre Altuğ’un konuk olduğu programın demirbaş konuğu Hakkı Devrim olay yaratacak açıklamalarda bulundu. Kahkaha tufanıyla başlayan programda konu Aşk-ı Memnu’ya geldiğinde kahkahalar yerini ilginç anlara bıraktı.

Programda Hakkı Devrim “Bugüne kadar yapılmamış” bir yorumla hem Aşk-ı Memnu dizisini eleştirdi hem de dizinin uyarlandığı kitabın yazarı Halit Ziya Uşaklıgil’i “Züppe” ilan etti.

Aşkı Memnu Dizisi

Aşk-ı Memnu gibi bir aile Türkiye’de var mı ?” diye sorarak tartışmayı başlatırken, Oylum Talu ve Armağan Çağlayan “Tabi ki yok” yanıtını verdi.

Emre Altuğ ise sözlerini şu şekilde devam ettirdi:

Emre Altuğ: Bugüne kadar söylediğimiz, -Herkes kendinden bir şey bulacak- bir palavra mı ?

Bu soru üzerine Oylum Talu ve Armağan Çağlayan yanıt vermek isterken Hakkı Devrim “Bu benim işim” diyerek araya girdi ve canlı yayına damgasını vuran o sözleri sarfetti: Halit Ziya Uşaklıgil züppenin önde gidenidir. O hadiselerin hepsi 1910’da cereyan etti. 1910’da öyle bir Türk ailesi olma ihtimali var mı Allah rızası için?

Halid Ziya Uşaklıgil

Halid Ziya Uşaklıgil

Hakkı Devrim’in ağzından bu sözler ilk çıktığında stüdyodaki seyircilerden önce “Aaaa” nidaları yükselirken Devrim cümlesini bitirdiğinde stüdyodakilerden de alkış sesleri yükseldi. Hakka Devrim ilk şaşkınlığın ardından da sözlerini sürdürdü: “Bu çok beğendiğiniz romancınız monşerin önde gidenidir. Ve ailesini de perişan etmiştir. Çocuklarını, oğullarını ben iyi biliyorum. ”

Hakkı Devrim’in ardından stüdyodaki gergin havayı bozmak için araya Okan Bayülgen girdi. Bayülgen hem Hakkı Devrim’i frenlemek hem de tepkileri yumuşatmak için Hakkı Devrim’den bir ricada bulunup, züppelik için örnekler verdi. Program şu diyaloglarla devam etti:

Okan Bayülgen: Hakkı Ağabey bir de züppenin ne olduğunu izah eder misiniz ? Züppe belki yanlış anlaşılabilir.

Hakkı Devrim: Yani benim için züppenin bir numaralı özelliği kendi çevresine mensubiyetten adeta utanması, kendini bir başka çevreye ait göstermesidir.Tamamen var orada.

Hakkı Devrim ve Okan Bayülgen

Okan Bayülgen: Özellikle gençlikte herkes biraz züppedir. Okuduğu okulda okuduğu sınıfa ait değildir, okula ait değildir. Gittiği yere ait değildir. Kızların hepsi züppedir. Ay buraya mı geldik burası bize göre değil falan diyenler öyledir. Ay burası bomboş bir bakacağız çıkacağız diyen herkes züppedir. Yani züppelik böyle bir şeydir.

Hakkı Devrim: O kadar küçümsemeyin onun ustaları da vardır. Halit Ziya ustalarından biridir. Sokakta gördüğünüz züppeler gibi değil.

Okan Bayülgen: Daha entelektüeller vardır bohemlikler vardır vs. yani kötü birşey değil o kadar.

Hakkı Devrim: Hüseyin Rahmi Gürpınar değildir. O dürüstlük o gerçeklik yoktur. Hep böyle birşey anlatılır.

(www.8sutun.com, 12-2009)

Müstencenlik ve Vahapoğlu’nun Haltı

Yazar Ece Vahapoğlu’nun, kendisine yöneltilen bir soruya mukabil verdiği cevaba bakınız: “Bence en büyük sorun, harem-selâmlık yaşamdan kaynaklanıyor. Hormonların en deli çağında kıza erkek, erkeğe kız yasak. Ne yapsınlar? Homoseksüellik oranı artıyor.”

Yazar Ece Vahapoğlu

Ece Vahapoğlu

Güya bu kanaate, konuştuğu psikologların anlattıklarından ulaşmış! Halt etmiş! Zira, ilmî veriler ve araştırmalar bunun tam tersini ortaya koyuyor. Batı’da alabildiğine açıklık, müstehcenlik ve serbestlik var. O nisbette de homoseksüellik, ensest ilişkiler var!

Müstehcenlik, başta ferd olmak üzere, âile ve toplumu mahveden dehşetli bir kirlilik halini almış. Aslında müstehcenlik, açık-saçıklık insanların meşrû ve helâle karşı olan kuvve-i şeheviyelerini de kırar. Bunun dehşetli neticeleri, müstehcenliği tercih edenlerin hayatı incelendiğinde görülür. Müstehcenlik doyumsuzluğu getirir. Doyumsuzluk içinde kıvrananlar ise, cinsî sapmalara düşerler. AIDS gibi asrın vebası hastalıklar da herhalde bu gayr-i meşrû hayatın neticesi olsa gerek. Namus cinâyetleri, hırsızlık ve sâir kirliliklerde de müstehcenliğin rolü oldukça büyüktür. Açık-saçıklığın, kıskançlığı tahrik ettiği bir vâkıa. Bu tahriklerin neticesinde, ne gibi bir felâketin geleceğini hesaplayan bir âlet ise henüz icâd edilmemiş!

Örtünmenin fıtrî, yani tabiî bir ihtiyaç olduğunu vicdan tasdik ve teyid ediyor. Bilhassa kadınlar, “şehevî bakışlardan” rahatsız olduklarını her vesileyle açıklıyorlar. Ya bu psikolojik rahatsızlık, bir ömür boyu devam ederse, insanın duygularında ne gibi tahribatlar yapar? Sadece şunu söyleyebiliriz ki, erkekler, bayanları bakışlarıyla rahatsız ettikleri gibi, bayanlar da “nefret ve kin” oklarını erkeklere yöneltirler. Bunun da kadın-erkek münasebetlerinde olumsuz hisler uyandıracağı muhakkak. Duyulan bu tepkiyi feminizm hareketlerinde görmek mümkün.

Hollanda’da bir hastane, erkek hastaların ‘göz hapsine’ maruz kalmaları sebebiyle hemşirelerin pantolon giymelerini kararlaştırmış. Assen’deki hastanenin başhekimi Frits Korver, yaptığı açıklamada, kurum personelinin bu durumdan rahatsız olduklarını kendilerine bildirdiklerini söylemiş.

Kadının, yabancı, yâni mahrem erkeklerin bakışları altında müthiş bir sıkıntıya düştüğü hemen her vesileyle ifâde edilir. Aslında erkekler de aynı psikoloji içindedirler. Elbette kadın, erkeklerin şehevî ve hele nice ard niyet taşıdığı belli olmayan bakışlarından rahatsız olacaktır. Ve elbette, müstehcen bir kadın, erkeklerin nefsânî duygularını üzerine çekiyorsa, sıkıntıya düşme ihtimali yüksek olacaktır.

Batıda açık-saçıklık sebebiyle nice iğrençlikler de işleniyor. Devamlı müstehcen ortamda bulunan iki cins arasında gemlenemez kötü arzu ve isteklerin filizleneceği açık değil mi? Karşılıklı rızaya dayanarak veya zorla iğrenç fiiller işlemekten onları alıkoyacak nedir? Hapis korkusu mu? Sosyal baskı mı, serbest hayat düşüncesi mi, feminizm mi? Hangi ahlâkî değerler buna mâni olacaktır?

Gerek kültür, gerek iklim, gerekse “sınırsız hürriyet” anlayışı müstehcenlik ve sâir kötü alışkanlıklara karşı herhangi bir kayıt getirmiyor. Serseri mayınlar gibi ortalıkta dolaşan hevesâtın hangi hastalığı saçacağı, hangi hayata ne şekilde son vereceği belli değil. “Her şeyin bir bedeli vardır.” Avrupalılar, müstehcenliğin, gayr-i meşrû hayatın bedelini “cinsî sapmalar” şeklinde ve cezalarının bir kısmını peşin olarak görüyor. Ne yazık ki, kurtuluşuna vesile olacak hastaneyi yıkmaya, reçetesini yırtmaya, doktorunu kovmaya çabalıyor!

(Ali Ferşadoğlu, Yeni Asya, 2009-10-28)

ATV’de Ensest İlişki

Türk televizyonculuğu 40 yıldır çok şeyler gördü ama böylesi hiç olmadı.

Yaklaşık 2 yıl önce el değiştirip Çalık grubu’na geçen ATV ne din, ne ahlak, ne de insanlık ölçüsüne sığmayacak bir diziyi yayına soktu.

Her Salı 22.20′de yayınlanan dizinin adı Nefes.

ATV Rezil Dizi Nefes

Kanal D’nin yüksek rating alan dizisi Aşk-ı Memnu özentisinden yola çıktığı belli olan Nefes, Türk toplumunun değerlerini alt üst etti. Henüz 2 bölüm yayınlanan Nefes dizisi aile içindeki çarpık ilişkileri sahneleyen bölümleriyle Türk Televizyonlarının “en ahlaksız” yapımı olmaya aday.

Kızının doğumundan sonra kocasını terk eden ve sonrasında zengin bir adamla evlenen kadın ve kızının hikayesi bu.

Ancak daha 2. bölümde akıl almaz sahneler sergilendi.

Büyüyüp genç kız olan Nefes, annesinden intikam almak için üvey babasına ve üvey kardeşlerine kur yapmaya başlıyor ve annesine acı çektirmek için üvey kardeşleriyle ilişkiye giriyor.

Daha önce hiçbir televizyon yapımında görülmeyen bu sahne görüntüleri toplumdan büyük tepki aldı. Uzmanlar ensest ilişkileri normal gibi göstermenin mazur görülecek hiçbir tarafının olmadığını söylüyor.

Aile değerlerini törpüleyen, gençlerin ve çocukların ruh sağlığını derinden sarsan bu diziye şimdilik RTÜK bir yaptırım uygulamıyor.

Ama en önemlisi ATV’nin sahibi Ahmet Çalık’ın bu konu hakkında nasıl bir tutum sergileyeceği merakla bekleniyor.

Ahmet Çalık

Ahmet Çalık

(www.habervaktim.com, 10-2009)

Kilisede Sistemli Tecavüz Skandalı

Kanada’nın Nova Scotia eyaleti Katolik Kilisesi, Piskopos Raymond Lahey’in ve papazların skandalıyla sarsılıyor. Aralarında ülke genelindeki 5 piskopostan biri olan Raymond Lahey’in de bulunduğu kilise papazlarının, 1950′den bu yana çocukların ırzına geçtiğinin ortaya çıkması, Vatikan ile Kanada Katolik Kilisesi’ni zor duruma soktu.

Raymond Lahey

Mağdurlardan David Martin’in 2002′de intihar etmeden az önce yazıp bıraktığı mektup sonucu ortaya çıkan olayda, ilginç gelişmeler oldu.

Maktulün ağabeyi Ron Martin’in 2002′de açtığı davada suçlanan Rahip Hugh Vincent MacDonald, dava devam ederken 2004′te öldü. Ron Martin’in, davada ısrar etmesiyle derinleşen soruşturmada, Nova Scotia Antigonish Katolik Kilisesi papazlarının, 1950′den bu yana onlarca çocuğa tecavüz ettikleri belirlendi.

Bunun üzerine kilise yönetimi suçlamaları kabul ederek, mahkemeye anlaşma teklif etti. Mahkeme ile kilise arasında mağdur ailelerine verilmek üzere 15 milyon Kanada doları tazminatta anlaşmaya varıldı.

Anlaşma metnine kilise adına imza koyan ve davada da suçlu bulunan Piskopos Raymond Lahey, Vatikan’a istifasını sunarak görevinden ayrıldı. Geçtiğimiz günlerde ABD’ye giden Piskopos Lahey, Kanada’ya dönüşünde Ottawa Havaalanı’ndaki polis araması sırasında dizüstü bilgisayarında çocuk pornografisine rastlandığı için tutuklandı. Lahey’in çocuk pornografisi dağıtımı suçlamasıyla yakında hakim karşısına çıkarılacağı açıklandı.

Raymond Lahey, hem Vatikan;a hem de mağdur ailelerine bir mektup yazarak yaptıkları için özür diledi. Mahkeme kayıtlarına göre bulunan mağdur sayısının 39 olduğu belirtiliyor.

(aa, Ekim 2009)

***

Antigonish bishop steps down

The bishop of the Roman Catholic diocese of Antigonish has resigned.

Raymond Lahey, 69, announced Saturday he is stepping down.

His resignation comes on the heels of a $15-million settlement the diocese reached with people who said they were sexually abused by priests dating back to 1950.

Lahey announced the deal in the class-action lawsuit at news conference in Halifax on Aug. 7 and issued an apology.

“I want them to know how terribly sorry we are, how wrong this abuse was and how we are now trying to right these past wrongs,” he said then.

Lahey has presided over the diocese since 2003, when he was appointed by Pope John Paul II.

The Vatican has accepted Lahey’s resignation.

The archbishop of Halifax, Anthony Mancini, will oversee the Antigonish diocese until a replacement for Lahey is named.

Prior to his appointment in Antigonish, Lahey, a Newfoundland native, served as bishop for the diocese of St. George’s in Newfoundland. He was also a professor of theology at Memorial University in St. John’s.

Lahey is a graduate of the Saint Paul University seminary in Ottawa, the Gregorian University in Rome and Cambridge University in England.

(CBC)

Yarbay’a Zina Terfisi

Her yıl düzenlenen YAŞ toplantılarında binlerce masum dindar subay ve astsubay, sudan gerekçelerle ordudan atılırken, evli askeri Hakim Zekeriya Duran’ın fuhuş yaptığı iddialarından sonra istifa etmek istemesine rağmen ‘Yarbaylık’tan ‘Albay’lığa terfi ettirildiği ortaya çıktı.

Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’nde görevli askeri Hakim Zekeriya Duran’ın beş yıldızlı bir otelin aşçısı olan S.Ö’nün eşi Ş.Ö ile yasak aşk yaşadıktan sonra terfi ettirildiği ortaya çıktı. Geçtiğimiz Temmuz ayında S.Ö’nün eşi Ş.Ö’ye açtığı boşanma davasıyla ortaya çıkan skandala göre, Askeri Hakim Albay Zekeriya Duran üç yıl boyunca Ş.Ö. ile birlikte oldu. Bu durumu öğrenen Ş.Ö’nün kocası ise hem askeri savcılığa suç duyurusunda bulundu hem de boşanma davası açtı. Zina olayını doğrulayan Duran’ın, bunun üzerine istifa etmek istediği, ancak Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’nun ısrarı üzerine istifasını geri çektiği öğrenildi. Askeri teamüllere aykırı hareket eden Zekeriya Duran, yarbaylıktan albaylığa terfi ettirildi.

EVLİ BİR KADINLA ÜÇ YIL BİRLİKTE OLDU

Kendisi de evli olan ve evli ve iki çocuk sahibi bir kadınla da üç yıl boyunca birlikte olan Albay Zekeriya Duran’ın, Genelkurmay’ın hukukçusu olarak görev yapmaya devam edecek olması manidar bulunuyor. Duran, Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un evinin aranması sırasında Tolon’un evine gitmişti. Duran aynı zamanda Dağlıca baskını nedeniyle Genelkurmay Askeri Savcılığı adına bilgi isteyen kişi olarak biliniyor.

SKANDAL, MESAJLARLA ORTAYA ÇIKTI

Genelkurmay Başkanlığı’nın hukuki incelemelerinde ön planda olan Albay Duran’ın zinada bulunduğunun ortaya çıkması, Ş.Ö’nün kocası S.Ö’nün boşanma davası açmasıyla ortaya çıkmıştı. Ankara’da beş yıldızlı bir otelin aşçısı olarak çalışan S.Ö’ye, boşanma davası açmadan önce kendisine gelen mesajlarda ve video kayıtlarında karısının kendisini aldattığı söylenmişti. S.Ö., bunun üzerine eşinin yanına giderek CD’yi bir kez de birlikte izlemek istemiş, ancak eşi Ş.Ö., karakola sığınmıştı. Bayan Ş.Ö., karakoldaki ifadesinde Yarbay Duran ile 3 yıldır yasak aşk ilişkisi içinde olduklarını itiraf etmişti.

“BEN ASKERİM, KOCAN BANA BİR ŞEY YAPAMAZ”

S.Ö.’ye gelen altı mesajda, askeri savcılıkta görevli hakim Yarbay (şimdi Albay) Zekeriya Duran’ın, S.Ö’nün eşi Ş.Ö’yü kandırarak cinsel ilişkiye girdiği ve bunu da videoya kaydederek internete yüklediği belirtilmişti. Mesajlarda, Duran’ın Ş.Ö’yü başka kişilere de teklif ettiği, kendisinin asker olmasından dolayı ‘Kocan bana bir şey yapamaz’ dediği yazılmıştı. Eşine iftira atıldığını düşünen S.Ö ise eşi Ş.Ö ve o dönemde Yarbay olan Zekeriya Duran’ın çekilmiş seks görüntüleri ve otomobildeyken çekilmiş görüntülerinin olduğu bir zarf almış ve daha sonra boşanma davası açmıştı.

“BANA NASIL ULAŞTINIZ?”

Söz konusu iddialarla ilgili Vakit’in ulaştığı Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’nde görevli Askeri Hakim Albay Zekeriya Duran’ın, sorularımızı cevaplamaktan kaçınarak, “Bana nasıl ulaştınız? Size telefon numaramı kim verdi? Konuşmak istemiyorum” demesi dikkat çekti.

“BENİM HAYATIM SİZİ İLGİLENDİRMEZ!”

İddialarla ilgili ulaştığımız S.Ö’nün eşi Ş.Ö’nün ise sinirli ve panik hali dikkat çekti. Ş.Ö’ye, karakolda verdiği ifadelerde Duran ile üç yıl süren ilişkilerini itiraf etmesini hatırlatmamız üzerine panikleyen Ş.Ö, “Size ne benim hayatımdan, size ne benim ilişkimden, bana nasıl ulaştınız, benim hayatım sizi ilgilendirmez. Sizinle konuşacak bir şeyim yok, gidin avukatımla konuşun” dedi.

S.Ö’YÜ GENELKURMAY’A ÇAĞIRMIŞLARDI

Hem Duran’ın hem de Ş.Ö’nün üç yıldır birlikte olduklarını itiraf ettiği zina skandalından sonra aldatılan koca S.Ö, Albay Duran hakkında Cumhuriyet Savcılığı ve Genelkurmay Adli Müşavirliği’nde suç duyurusunda bulunmuştu. S.Ö.’yü cep telefonundan arayan ve kendisini “Genelkurmay’da görevli Başçavuş Ömer” diye tanıtan bir kişi “Adli Müşavirimiz görüşecek” gerekçesiyle Genelkurmay’ın önüne çağırmış, ancak S.Ö. gitmeyip bu durumu da savcılığa ayrı bir dilekçeyle 7 Temmuz’da bildirmişti.

YARBAY: SOSYAL İLİŞKİM VAR

Askeri Savcı Albay Zekeriya Duran, iddialar ile ilgili olarak kendini böyle savunmuştu: “Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur. Hanımefendiyle benim sosyal bir ilişkim var. Zaten hanımefendinin derdest bir boşanma davası var. Hanımefendi saygın bir bayan, son derece saygın bir isim. Ben cinsel ilişki görüntülerinden bilgi sahibi değilim ve o görüntülerin bana ait olup olmadığını söyleyemem. Ama bir eve iki kamera konuluyorsa, bunlar lazer güdümlü ve uzaktan kumanda ile yönlendirilip takip edilebiliyorsa, bunun baştan sona bir komplonun ürünü olduğu anlaşılıyor. Komployu düzenleyenler akıllarınca masum bir koca buluyor ve kamuoyuna böyle yansıtmaya çalışıyor ve onun üzerinden de yıpratma harekatına girişiyor. Biz de bunu soruşturuyoruz, tahkikatını yürütüyoruz. Bu kocanın nasıl kullanılmak istendiğini de biliyorum…”

- Sizin cinsel ilişki anında çekilmiş görüntülerinize ne diyeceksiniz?

- Ben o görüntüleri görmedim. Görmediğim bir görüntü hakkında tek bir söz söylemem. Araçtaki görüntüler ise sosyal ilişki anında çekilmiş görüntülerdir.

ZEKERİYA DURAN KİMDİR?

Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’nde görevli Albay Zekeriya Duran, TSK’nın içindeki yolsuzluk ve rüşvet davalarına baktı. Duran, TSK’daki askeri inşaat ihalelerini de incelemişti. Ergenekon soruşturması kapsamında Ankara’da gözaltına alınan Hurşit Tolon’un evine gelerek yapılan işlemlerde görev alan Duran, bir gazetenin Dağlıca baskını haberlerinden sonra, Genelkurmay Askeri Savcılığı adına bilgi isteyen kişi olarak biliniyor.

(YENER DÖNMEZ, VAKİT, 09-20009)

Cumhuriyetin çocuğu Çilek tecavüzcü mü?

Şirketlerine iş başvurusu yapan başörtülü bayana hakaret ederek başvurusunu reddeden organizasyon, müzik, menajerlik ve reklam şirketi Çilek Grubu yetkilisi Emir Onur Çilek’in tecavüz suçlamasıyla yargılandığı, 2004 yılında hakkında kırmızı bültenle arama kararı çıkarıldığı ortaya çıktı.

Emir Onur Çilek

Kendisinin laik Atatürk Türkiye’sinde yaşayan cumhuriyet çocukları ve muhafızlarından oluşan bir kurumda çalıştığını belirten Emir Onur Çilek’in ABD’de üniversite öğrenimi gören 17 yaşındaki Nermin K.’ya tecavüz edip intiharına neden olduğu gerekçesiyle 20.5 yıl hapsi istenmiş.

31 Temmuz 2003′te tutuklanan Çilek, ifadesinde 19 yaşında zannettiği Nermin K.’nın dernek toplantısı için evine geldiğini, kendisini öpmek istediğini, yine kendi isteğiyle elbiselerini çıkardığını ve zor kullanmadan birlikte olduklarını öne sürmüş. Olayın etkisinden kurtulamayan Nermin K., 6 gün sonra, ağabeyinin evde olmadığı sırada kendisini asarak intihar etmiş.

TÜRKİYE’DE YARGILANDI AMA AKLANDI

Savcılık, Emir Onur Çilek hakkında 18 yaşından küçük Nermin Karga’nın zorla ırzına geçip kızlığını bozmak ve zorla alıkoymaktan TCK 416/1, 418/2, 430/1 maddeleri uyarınca 10.5 yıldan 20.5 yıla kadar ağır hapis istemiyle dava açtı.

Tutuklanan Çilek 4 gün sonra kefaletle bırakıldı. Mahkemede video kayıtları incelenmiş, Çilek’in yaşadığı apartmandaki güvenlik görevlilerinin ifadeleri alınmış, DNA testleri yapılmış. Savcılık, Çilek’e karşı kanıt bulamamış ve yapılan tüm testler, alınan ifadeler Çilek’i akladı ve savcılık davadan vazgeçmiş.

TÜRK-AMERİKAN GENÇLİK DERNEĞİ BAŞKANI

Emir Onur Çilek, lise 1 ve 3′üncü sınıfları Avusturya’da okuduktan sonra, 2001 yılında Florida Eyaleti’nin Miami kentine yerleşti. Annesiyle birlikte ev tutan Emir Onur Çilek, liseyi burada bitirdi. St. Thomas Üniversitesi Politika Mühendisliği bölümüne kaydını yaptırdı. Çilek, arkadaşıyla birlikte, Türk-Amerikan Gençlik Derneği’ni kurdu ve başkan seçildi. Tecavüz iddiasıyla tutuklanınca başkanlıktan istifa etti.

REFERANSLARI CHP, ADD, BİZ KAÇ KİŞİYİZ, YENİ PARTİ

Referansları arasında Atatürkçü Düşünce Derneği, CHP, Biz Kaç Kişiyiz ve Yeni Parti gibi kurum ve kuruluşları da gösteren Çilek grup, yayınlanan haberlerden sonra internet sitesinde bulunan referanslar bölümünü pasif etti. Referanslarımız bölümü tıklandığında açılmıyor. Dün açılan bölümde bu kurumlar referans olarak gösterilmişti.

BAŞÖRTÜLÜ BAYANIN İŞ BAŞVURUSUNA BU ŞEKİLDE CEVAP VERMİŞTİ

17 yaşındaki genç kıza tecavüz edip intiharına neden olduğu gerekçesiyle 20.5 yıl hapsi istenen ve 2004′te İnterpol tarafından kırmızı bültenle arandığı ortaya çıkan Laik, Atatürkçü, Cumhuriyet çocuğu ve Muhafızı Çilek, iş başvurusunda bulunan genç bir bayana ise şu maili atmıştı:
Şeyma Hanım;
Başvurunuzu inceledik. Üzgünüz.
Laik Atatürk Türkiye’sinde yaşayan, cumhuriyet çocukları ve muhafızlarından oluşan bir kurum olarak sizin gibi başörtüsü, türban, tesettür şeklindeki bez parçalarını dini inançlar ile hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen bu şekilde gösteren, tamamen siyasi amaç güden, din üzerinden ticaret, din üzerinden siyaset yaparak din sömürüsü yapan insanları bünyemizde barındırmıyoruz.
Unutmayınız; Demokrasi gericiliğin önünü açmak değildir.
İş arayışınızda başarılar.
Fatih bölgesini denemenizi şiddetle tavsiye ederiz.
İyi Çalışmalar. Emir Onur Çilek Çilek Grup (info@cilekgrup.com) Gönderme tarihi: 22 Temmuz 2009 Çarşamba 19:24:35

(www.habervaktim.com, Temmuz 2009)

Skandal paşadan yeni bir skandal daha

AK Parti hükümetine oy veren halka, “Yüzde 46’lık aptal kesim ne yaptığını görecek. Türk halkı karaktersiz” diyerek ağır hakaretler eden Erdek Mayın Filo Komutanı Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz’in, Türk Halkına hakaretler eden ikinci ses kaydını yayınlıyoruz. İkinci şok ses kaydında abisi Engin Gürdeniz ile sohbet eden Cem Gürdeniz, metroyu kullanan halkı ayı olmakla itham ediyor, onları aşağılıyor.

Şok ses kaydında, vatana hizmet eden askerleri köpek bakıcısı ve kızının evini taşıtmakla ünlenen Tümamiral Cem Gürdeniz, metroyla işe gidip gelen İstanbul halkına ayı olmakla itham ediyor. Gürdeniz, Metro ile işe gidip gelmekle bir sürü ayı ile muhatap olmak zorunda kalacağını söyleyen abisine, “Olsun canım. Ama işte ne güzel bedava hayvanat bahçesi ya. Çeşit çeşit ayı, ne olacak anasını satayım. Çeşidi bol. Ulan bu ülke bitmiş” diyor.

İste o ses kaydının tamamı:

Cem Gürdeniz: Ama ben sana bir şey diyim mi? Ben seni şöyle takdir ediyorum. İstanbul’da yaşamak korkunç zor bir şey ya. Yani ben var ya büyük konuşmayım ama ben İstanbul’da ben çok zor yaşarım ha.

Engin Gürdeniz: Aynen öyle

Cem Gürdeniz: Ben İstanbul’da var ya depresyona girerim ya manik depresif yada bir iki adam öldürür hapse düşerim.

Engin Gürdeniz: Şeye gideceksin. Şöyle Sarıyer’de, Tarabya’da,, Boğaz’da kaldığın müddetçe aşağı maşağı gitmeyecen oralarda yaşarsın.

Cem Gürdeniz: Ha öyle olur, öyle olur, öyle olur.

Engin Gürdeniz: Çok güzel öyle. Ne bileyim Fener’de yaşayacaksın. Ne biliyim.

Cem Gürdeniz: Ha öyle olur. Emekli olunca çalışmak çok zor ya. Metro’ylan gidip gelmek işe, en güzeli o bence.

Engin Gürdeniz: O zaman da bir sürü ayıyla beraber oluyorsun.

Cem Gürdeniz: Olsun canım. Ama işte ne güzel bedava hayvanat bahçesi ya.

Engin Gürdeniz: Evet doğru söylüyorsun bedava hayvanat bahçesi.

Cem Gürdeniz: Çeşit çeşit ayı, ne olacak anasını satayım.

Engin Gürdeniz: Çeşidi bol.

Cem Gürdeniz: Çeşidi bol. Ulan bu ülke bitmiş. Şimdi TRT FM diye bir radyo. Ben maket yaparken radyo dinliyorum. Orada bir tek onu çekiyor. Abi bak Friday Night tamamı. Ne dinlemek istersin; müzik dinlemek istersin, müzikler beş para etmiyor. Arada ‘neşeli günler’ diye program yapıyorlar. Abi programda çocuklukta yapılan muziplikleri anlatıyorlar. Program bu.

Engin Gürdeniz: Ne güzel.

Cem Gürdeniz: Hay sizin sülalenizi s……m.

Engin Gürdeniz: Ne güzel o ya.

Cem Gürdeniz: Abi işsiz güçsüz takımı, şimdi biri, kız anlatıyor; ben ilkokula giderken diyor, annem diyor, işte tuvalete girmemi istemezdi diyor. O yüzden tuvalete girmezdim, ama her akşam eve gelirken donuma işerdim, diyor. Hah, hah, ha.

EMRİNDEKİ ASKERLERİ ÖZEL İŞLERİNDE KULLANDI

Ergenekon soruşturması iddianamesinde ismi geçen Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz, daha öncede vatanı korumak için milletin evladını gönderdiği askeri birlikte askerleri köpek bakıcısı yapmıştı. Daha sonra Türk milletine ve hükümete karşı ağır hakaretler eden Gürdeniz, İstanbul’daki kızının evini askeri personele, hem de askeri resmi plakalı araçla taşıttırdığı ortaya çıkmıştı.

(www.habervaktim.com, Temmuz 2009)

İbo Şov’da Erbil Rezaleti

Yıldız Tilbe’yi konuk ettiği programda ağza alınmayacak küfürler ettiği için Atv’den kovulan İbrahim Tatlıses’in İbo Şov’u, yeni kanalında Mehmet Ali Erbil, Fatih Ürek’in bel altı sohbeti ile başladı.

M. Ali Erbil

İbrahim Tatlıses

Uzun bir aradan sonra yeni bir kanalda programına başlayan İbrahim Tatlıses’in ilk konukları canlı yayında sarfettiği sözlere hareketleri yüzünden RTÜK tarafından cezalandırılan şovmen Mehmet Ali Erbil, Fatih Ürek ve Petel Dinçöz’dü. Erbil ile Ürek’in müstehcen diyalogları ise “rezilliğin bu kadarı” dedirtti.

İşte Mehmet Ali Erbil ve Fatih Ürek arasında geçen diyalog:

Mehmet Ali Erbil: Bunlar kim?

İbrahim Tatlıses: Onlar protokol.

Mehmet Ali Erbil: Ben böyle şeyleri çok takarım bilirsiniz ha! Ne Cumhurbaşkanı dinlerim ne de Başbakan bilirsiniz. (Alkışlar)

Mehmet Ali Erbil: Hoşgeldiniz. Nereye oturuyorum? Oturacağım yeri göstersene (Bir anda koltuktaki Fatih Ürek’in kucağına oturuyor).

Fatih Ürek: Ay beni görmedin mi?

Mehmet Ali Erbil: Allah belanı vermesin!

Fatih Ürek: Görüyor ama görmüyor. Ben nasıl görülmem Maliciğim.

Mehmet Ali Erbil: Bismillahirrahmanirrahim. Şeytan doldurur valla. Ben sana birşey söyliyeyim mi İbrahim, bunun kini şeytan da dolduramaz.

Fatih Ürek: Ya doldurursaaa.

Mehmet Ali Erbil: Fatih beni yakalayamaz, yakalasa da gagalayamaz. Fatih beni yakalayamaz yakalasa da gagalayamaz.

RTÜK’E ŞİKAYET YAĞMURU

Öte yandan Haber 7′nin elde ettiği bilgilere, bu diyalogdan dolayı dün akşamdan beri RTÜK’te yüzlerce şikayet içeren telefon ve e-posta gelmiş durumda.

İKİSİ DE EKRANDAN ‘MİM’Lİ!

İbrahim Tatlıses ve Mehmet Ali Erbil, daha önce programlarında yaşanan olaylardan dolayı bir çok kere cez almıştı. Tatlıses Atv’de iken Yıldız Tilbe’yi konuk ettiği programda konuğu ile canlı yayında ikici üçüncü şahıslara küfür etmiş ve daha sonra da programı ekrandan kaldırılmıştı. Mehmet Ali Erbil ise yaptığı şov programında, sütüdyodaki bir konuğun pantolununu indirmiş ve bu harektinden dolayı hem programı kanaldan kaldırılmış hem de RTÜK tarafından cezalandırılmıştı.

(www.haber7.com, 03 Temmuz 2009)