<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KARANLIĞI AYDINLATAN IŞIK &#187; DERİN HABER</title>
	<atom:link href="http://www.arastiralim.com/tag/derin-haber/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.arastiralim.com</link>
	<description>İnanç, Fikir, Resim, Tarih, Haber, Siyaset, Atatürk, Nur, Sağlık, Edebiyat, Fen</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:08:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Türk Dünyası Üzerindeki İçten Dıştan Tezgahlar</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turk-dunyasi-uzerindeki-icten-distan-tezgahlar.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turk-dunyasi-uzerindeki-icten-distan-tezgahlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 21:46:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=57945</guid>
		<description><![CDATA[Batı deyince, Rusya’sından bütün Avrupa’sı, bütün Amerika’sına kadar bizzat yaşayarak şunu gördüm ki: En üst seviyesinden sokaktaki garibanına kadar hepsinin kafasında tek bir şey vardır: “Endülüs’ü sildik, burası hala duruyor”. Bu acıklı duruma bizi “kültür mühendisleri” getirdi, bilhassa Amerika’nın, İngiltere’nin kültür mühendisleri yaptılar bu işi. Zaten bir ülke, bir millet içinden dağıtılırsa, topa, tüfeğe ihtiyacı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Batı deyince, Rusya’sından bütün Avrupa’sı, bütün Amerika’sına kadar bizzat yaşayarak şunu gördüm ki: En üst seviyesinden sokaktaki garibanına kadar hepsinin kafasında tek bir şey vardır: <em>“Endülüs’ü sildik, burası hala duruyor”.</em></p>
<p>Bu acıklı duruma bizi “kültür mühendisleri” getirdi, bilhassa Amerika’nın, İngiltere’nin kültür mühendisleri yaptılar bu işi. Zaten bir ülke, bir millet içinden dağıtılırsa, topa, tüfeğe ihtiyacı kalmaz artık. Evet top, tüfek, lazerli silahlar, füzeler vb. vb de olmalı.</p>
<p>Batılı, Türklerin kendilerine güvendikleri zaman pek çok işi başardıklarını görüyor. İçerden engellemelere rağmen halk, bu millet, bir sürü iş becerdi. Hatta başka ülkelere işçi olarak gitti, işveren oldu. Onun için bu içerdeki ve dışarıdaki düşmanlar son derece endişe ediyorlar. Dolayısıyla bu düşmanlar, adım adım, bilhassa son 50 yıldır hızlanarak, “bu işi kökünden nasıl hallederiz?” ile uğraşmışlardır.</p>
<p>Yıllarca haçlı seferleri yaptılar, bir türlü beceremediler bu işi; sonunda dediler ki: <em>“Biz bu işi içinden halledeceğiz. Bunları içinden bozarsak, Türklük ve Müslümanlık şuuru bırakmazsak ve nihayet birbirine düşürürsek, kim olduğunu, feleğini şaşırmış hale getirirsek, dinini, tarih şuurunu yok edersek, o zaman bu işi biz rahatça hallederiz”</em>. Bu plan yürümektedir Türkiye’de.</p>
<p>İşte Batı bizden aldıkları ilimleri bize karşı güç oluşturmak için kullanıp güçlendikçe bizi ortadan kaldırmanın yollarını aramaya başlamıştır. Bu işe özellikle 1700 başlarında soyunmuşlar. Fiziki olarak Türklerle başa çıkmamız mümkün değil demişler. Onun için biz olsa olsa bunları içinden yıkabiliriz demişler. Araştırmışlar, bakmışlar ki Türk’ün kuvveti tasavvuftan, gelenek ve göreneklerinden, insanlık anlayışı gibi hasletlerden geliyor. Dolayısıyla biz bunları içinden bozarsak bu işi ancak öyle hallederiz. Ne kadar sürer demiş İngiliz. “Biz, belki torunumuz da sonucu göremeyecek, ama biz ondan sonra için çalışıyoruz” demiş. İngiliz bu planla Hicaz’da Vahabilik gibi sahte bir mezhep kurdu. Şimdiki Suud kralları da bunların torunlarıdırlar. Vahabiler ilk iş olarak Hicaz’da bulunan 300-500 bin Türkü kestiler. (İngiliz Hindistan’da da sahte Ahmedi mezhebini kurdu).</p>
<p>1838’de İngilizler dünyanın küreselleştiğine dair bir edebiyatla ve Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki bazı idarecileri satın alarak Gümrük Birliği anlaşması imzalattılar. İngiliz malları Türkiye’ye doldu. O zamanlar Ankara’nın nüfusu 90 bin civarındaymış, büyük bir el dokuma sanayii varmış ki, dünyaca meşhur kumaşlar üretilirmiş. Bu anlaşmadan 10-15 yıl sonra Ankara’nın nüfusu 30 bine düşmüş. Dokuma sanayiimiz ölmüş. Ardından Tanzimat Fermanı ile köşe başlarındaki bazı adamların da gayretleriyle çözülme başladı. Fransa’ya rasgele, amaçsız öğrenci gönderilip sahte sömürge aydınları yetiştirildi.</p>
<p>Norveç ve İsviçre halk oylamalarına binaen AB’ye girmedi. İngiliz halkı bile AB’de ulusal egemenliklerinden vazgeçmek istemiyor. Fransa’da da aynı şekilde kuvvetli sesler yükseliyor. AB fikrinin arkasında yatan ülkülem (“ideoloji”) ile hiç de yeni olmayan, kökleri 1700’lere giden “Yeni Dünya Düzeni” arasında bağıntı var. Fransa’nın önemli bazı siyaset adamları son aylarda bu “Yeni Dünya Düzeni” oyununa karşı çıktılar. Ama Türkiye’de de olduğu gibi üstlerde birileri “Yeni Dünya Düzeni” ve onun kuyruğu AB’ye uluslarını, adeta emr-i vakilerle sürükleme peşinde. Bu üstlerdekilerin kime, niye ve nasıl hizmet ettikleri elbet bir gün belli olacak.</p>
<p>III. Dünya Savaşı çıkar mı? Nasıl çıkar, onun üstüne tahmini birşeyler diyebilirim. İnşallah çıkmaz. Tabii daha önemlisi İslam ülkelerine karşı bir “Hıristiyan Cihadı” açılmıştır. Yani, Haçlı Seferi. Bush Haçlı Seferi desin-demesin, olaya baktığın zaman bütün İslam ülkelerine karşı bir haçlı seferi görülüyor. “Peki 11 Eylül’de mi başladı?” “Hayır.” Bin yıldır böyledir. Ama bu son Haçlı Seferi yeni başlamadı. 100 senedir devam eden bir Haçlı Seferidir. Bu olaylar son noktayı koymadır. İslam ülkeleri zaten perişandır. Herbiri bir sömürge durumundadır. Hepsinin başında dışardan ayarlı krallar vardır. Sahte neft yağı (petrol) bunalımı olduğu zaman Amerika’da ahali diyordu ki, sokakta benzin kuyruğunda: “Bu petrol niye Arapların oluyormuş? Gidelim oraları fethedelim”. Nitekim 20 sene sonra bir Körfez savaşı icat edip zaten denetimlerinde olan petrol bölgesine iyice yerleştiler.</p>
<p>“Şimdi Körfez savaşının asıl sonucu nedir?” Dikkat edin. Yan ürün gibi görünen şey asıl sonuçtur. “O nedir peki?” Amerika Suudi Arabistan’ı ve Kuveyt’i fiilen işgal etti. Bir sürü askeri üssü, yüz binlerce askeri var çölün ortasında. Arapların da haberi yok. Amerika hem petrol bölgesine yerleşti hem de Suudi Arabistan ve Kuveyt’in hazinesini soydu. “Ben sizi korudum” bahanesiyle. Kral aileleri ağlaşıyor. Üstelik borçlandılar. Hem işgal edildiler, hem hazineleri soyuldu.</p>
<p>Avrupa’da Müslüman düşmanlığı tarihten beri çoktur. Ama Amerika’da Müslüman nedir, Türkiye nerdedir, bunlardan ahalinin pek haberi olmaz. Amerika’nın ahalisi cahil bırakıldığı için. Dolayısıyla da fazla düşmanlıkları da yoktu. Yeni kavram-formül ile birlikte Müslüman dünyası düşman ilan edildi. Amerika böyle karar verdiği zaman basın-yayına da 1-2 kitap yazdırırlar. Huntington gibi adamlara. Sonra bunların çığırtkanlığını yaparlar. Birkaç gün içinde aniden bir hava oluşuverir. Yani birileri düşman olarak gösterilir. Her zaman yapmışlardır. Dolayısıyla bu olaylar, bir başlangıç noktası seçmek gerekirse, 91’de bu lafların ortaya çıkmasıyla başladı diyebiliriz. Tabii öncesinde de planlanıyordu. Kimse sanmasın ki, 11 Eylül’de bir olay oluverdi de, ondan sonra ortalık karıştı. Öyle değil. Tüm olaylar adım adım düşünülerek planladı. Sizler de biraz düşünürseniz bir adımları farkedersiniz.</p>
<p>Tarih bir tahterevalli gibidir. Bunun matematiksel denklemlerini yazabilirim. Beş yüz sene Batı tarafı yükselir, öbür tarafı aşağı iner, beş yüz sene de tersi olur. Şimdi sıra bize gelmiştir. Batı, Amerika’sıyla Avrupa’sıyla içinden çürüyor. Onun için sıra bize geliyor kimse merak etmesin.</p>
<p><em>(</em><em>Hedef Türkiye</em><em>,</em><em> Profesör Dr. Oktay Sinanoğlu)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turk-dunyasi-uzerindeki-icten-distan-tezgahlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Monica&#8217;dan Nesrin&#8217;e İsrail, Bunu Hep Yapıyor!</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/monicadan-nesrine-israil-bunu-hep-yapiyor.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/monicadan-nesrine-israil-bunu-hep-yapiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jul 2010 21:46:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=56680</guid>
		<description><![CDATA[Evli bir kadın olan Nesrin Baytok’la zina ilişkisi ortaya çıkan torun-torba sahibi Deniz Baykal, 4 gün süren suskunluğunu bozup, kameraların önüne geçiyor ve CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ettiğini açıklıyordu. İstifa ederken de, ilginç şeyler söylüyordu. Meselâ, diyordu ki; &#8220;Bu kara kampanyaya teslim olmayacağım. Sadece CHP Genel Başkanlığı koltuğunu bırakıyorum. İstifa etmiş olmam, teslim olma değil, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evli bir kadın olan Nesrin Baytok’la zina ilişkisi ortaya çıkan torun-torba sahibi Deniz Baykal, 4 gün süren suskunluğunu bozup, kameraların önüne geçiyor ve CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ettiğini açıklıyordu. İstifa ederken de, ilginç şeyler söylüyordu. Meselâ, diyordu ki; &#8220;Bu kara kampanyaya teslim olmayacağım. Sadece CHP Genel Başkanlığı koltuğunu bırakıyorum. İstifa etmiş olmam, teslim olma değil, bir meydan okumadır!<br />
CHP&#8217;de, bu kirli tezgâhlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım, hem Türkiye siyasetini hem CHP’yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkan tanıyacak hem de CHP’ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir.&#8221;<br />
Aynı Baykal, 15 Haziran günü çıktığı Uğur Dündar’ın Arenası’nda da diyordu ki;<br />
Başbakan’ın bilgisi ve onayı dahilinde birtakım şeylerin yapıldığı kanısındayım. Her geçen gün, bunun böyle olduğu daha çok ortaya çıkıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-53613  aligncenter" title="Deniz Baykal ve Nesrin Baytok" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Deniz-Baykal-ve-Nesrin-Baytok.jpg" alt="" width="247" height="245" /></p>
<p style="text-align: center;">Deniz Baykal ve Nesrin Baytok</p>
<p><strong>HEDEFTE CHP DEĞİL, AK PARTİ VAR!</strong></p>
<p>Bu sözlerinden de anlaşılıyor ki;<br />
Baykal, kendisine bir komplo kurulduğuna inanıyor. Baykal’a göre, komployu kuran, Hükümetten veya Başbakan Tayyip Erdoğan’dan başkası değil!<br />
Malûm, daha önce de yazdık;<br />
Nesrin Baytok ve o zina evini ayarlayan, Baytok ve Baykal’ı çırılçıplak soyup yatağa girmelerini sağlayan Hükümet midir ki, komplo suçlamasına maruz kalsınlar? Sen nefsine ve cinsel arzularına engel olamayıp, harama uçkur çözmüşsen, Hükümet ne yapsın? Kafana silâh dayayıp, seni zorla mı götürdüler o eve? Dipçik zoruyla mı soktular o yatağa?<br />
Bunları çok yazdık, çok tartıştık.<br />
Ama, bu olayın, üzerinde pek fazla durmadığımız bir yönü daha vardı.<br />
Kaset skandalının asıl hedefi Deniz Baykal ve CHP miydi, yoksa AK Parti mi?<br />
Baykal, her ne kadar, bu olayın CHP’yi yeniden tanzim etmek için tezgâhlandığını söylese de, bazı gelişmeler onu gösteriyor ki, bu operasyonun hedefinde CHP değil, AK Parti iktidarı vardır!<br />
Yani, asıl amaç Baykal’ı düşürmek değil, Erdoğan Hükümeti’ni düşürmektir!</p>
<p><strong>CLINTON’A KARŞI MONICA OPERASYONU</strong></p>
<p>Ortaya böyle bir iddia attığımıza göre, elbette bunun kanıtlarını da göstermemiz gerekir!<br />
Ne dersiniz, dünde kalan bir olaydan söz edelim mi? Meselâ, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton ile Monica Lewinski arasında Oval Ofiste gerçekleşen oral ilişkiye bir bakalım mı?<br />
29 Ocak 1998’de yazdığım bir yazıda, bu skandalla ilgili olarak demişim ki;<br />
Skandalın baş aktristi olan Monica Lewinsky, aslında Yahudi asıllı bir kadındır!<br />
Bunun da ötesinde;<br />
Clinton ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun arası, son aylarda pek iyi değildir.<br />
Clinton, kendisiyle görüşme talebinde bulunan Netanyahu’yu tam 5 defa refüze etmiştir!<br />
Ürdün’de Hamas liderine karşı girişilen Mossad operasyonuna da karşı çıkmıştır Clinton!<br />
Eeee, tabiî, Mossad unutmamış bu hasımlığı!<br />
Bir misilleme için;<br />
Uzun süredir fırsat kolluyormuş!<br />
İşte, tam bu noktada; Yahudi asıllı Monica Lewinsky adlı kadının ortaya çıkıp veya çıkarılıp, Clinton’a sarılırkenki görüntülerinin televizyon ekranlarında peş peşe yayınlanması, hattâ daha ayrıntılı sahnelerin yayınlanacağının işaretlerinin verilmesi, size de garip gelmiyor mu?<br />
Ne enteresan değil mi;<br />
Oval Ofis’te oral seks skandalının patlak verdiği yıllarda İsrail Başbakanı olan Benyamin Netanyahu, bugün de Başbakan’dır!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-56767  aligncenter" title="Benyamin Netanyahu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Benyamin-Netanyahu.jpg" alt="" width="202" height="273" /></p>
<p style="text-align: center;">Benyamin Netanyahu</p>
<p>Mehmet Barlas’ın dün yazdığı gibi;<br />
İsrail hep aynı ama,<br />
Ona karşı olanlar hep değiştiriliyor!<br />
Kısa bir hatırlatma yapmış Barlas;<br />
Düşünün ki; İsrail o günden bugüne ne işgal ettiği topraklardan çekildi, ne de Kudüs’ün başkent olmasından vazgeçildi. Ayrıca daha sonra 1973’teki Yom Kipur Savaşı ile işgal daha yerleşik hale geldi.<br />
Ama Birleşmiş Milletler’de İsrail aleyhindeki kararlara öncülük eden ülkelerde 1967’den bu yana sayısız rejim değişiklikleri ve darbeler oldu.<br />
Pakistan’ı, İran’ı, Türkiye’yi hatırlayın.<br />
İsterseniz Sovyetler’i bile hatırlayın.<br />
1993 yılında yeniden Filistin yönetimine verilen Gazze, 2007’den bu yana da İsrail ablukasına hedef olmuş durumda.<br />
Peki ne değişmedi?<br />
İsrail-Amerikan stratejik kader birliği daha da pekişti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-56766  aligncenter" title="Monica Lewinsk ve Bill Clinton" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Monica-Lewinsk-ve-Bill-Clinton.jpg" alt="" width="297" height="396" /></p>
<p style="text-align: center;">Monica Lewinsk ve Bill Clinton</p>
<p><strong>MONICA, BEYAZ SARAY’A NASIL SOKULDU?</strong></p>
<p>Peki, değişmeyen ama kendi karşıtlarını sürekli değiştiren İsrail ile, CHP üzerinden AK Parti’ye operasyon düzenlenmesinin ne ilgisi var?<br />
Bu ilgiyi kurabilmek için, Monica Lewinski’nin Beyaz Saray’a nasıl sokulduğunu ve orada neler yaptığını bilmekte yarar var. Önceki günkü Takvim’de, MOSSAD’dan Monica tuzağı başlıklı bir haber vardı ve olayın perde arkası şöyle anlatılıyordu:<br />
ABD tarihin en başarılı başkanı olarak gösterilen Bill Clinton, Beyaz Saray&#8217;daki 2. döneminde İsrail&#8217;in çıkarlarına karşı çıkmaya başlamıştı.<br />
1997&#8242;de Washington&#8217;da bulunan dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu&#8217;ya, &#8220;İşgal ettiğiniz Filistin topraklarını hemen terk edin. Siz kendinizi süper güç olarak tanımlıyorsunuz. Süper güç siz değil biziz&#8221; dedi.<br />
İşte bu açıklamalar, İsrail&#8217;i fena halde kızdırmıştı.<br />
Beyaz Saray&#8217;dan ayrılan İsrail lideri Netanyahu, Clinton&#8217;ın muhaliflerinden aşırı sağcı Jerry Falwell&#8217;le gizli bir yemek yedi. Clinton&#8217;ı saf dışı bırakmaları konusunda operasyonun startını veren İsrail, gizli servis MOSSAD&#8217;ı devreye soktu.<br />
İsrail Gizli Servisi, 2 yıl önce Beyaz Saray&#8217;a yerleştirilen stajyer Monica&#8217;nın görevini yaptığını ve ellerinde bulunan bir elbisenin Clinton&#8217;ı zor durumda bırakacağını Netanyahu&#8217;ya söyledi.<br />
Peki neydi bu elbise?<br />
MOSSAD, 1995&#8242;te Yahudi ailenin çocuğu olan Monica Lewinski&#8217;yi, Beyaz Saray&#8217;a stajyer olarak göndermeyi başarmıştı. Clinton&#8217;ın Yahudi danışmanı Lieberman, bu konuda MOSSAD&#8217;a yardımcı olmuş ve Monica&#8217;ya birçok ayrıcalık sağlamıştı. Beyaz Saray&#8217;a gece giriş kartı olan tek stajyer, ajan olduğunu bile bilmeyen Monica&#8217;ydı. Clinton&#8217;ın bayanlara karşı olan zaafını bilen MOSSAD, Monica&#8217;yı çok iyi kullanmıştı.<br />
Monica, açık-saçık giyimi ve sevimli tavrı ile Clinton&#8217;ın dikkatini çekmeyi başardı ve 1995 Aralık ile 1996 Ocak&#8217;ta Oval Ofis&#8217;te Clinton&#8217;a oral seks yaptı. Sonra da spermlerin bulunduğu elbiseyi sakladı.<br />
1998&#8242;de de medyaya servis edilen bu skandal, dünya gündemine bomba gibi düştü.<br />
17 Ağustos tarihinde Clinton, büyük jüriye verdiği ifadede Lewinski ile uygunsuz ilişkiye girdiğini kabul etti.<br />
Yaklaşık 8 ay süren &#8216;Oval Ofis&#8217; skandalı, Clinton&#8217;ı çok yıpratırken, İsrail&#8217;in istediği oldu. İsrail&#8217;in ABD&#8217;den talep ettiği her şey senatodan çıktı. Başkan Clinton da hepsini imzalamak zorunda kaldı.</p>
<p><strong>NESRİN HANIM, CHP’YE NASIL GİRDİ?</strong></p>
<p>Ne ilginç değil mi;<br />
Monica Lewinski’nin Beyaz Saray’a sokulması ile Nesrin Baytok’un CHP’ye sokulması olayı, birbirine çok benziyor!<br />
Hele hatırlayın o günlerde yazılanları:<br />
Mühendis Nesrin Baytok&#8217;un yükseliş öyküsü, 1990&#8242;larda başladı. Kitap pazarlamacısı olarak SHP Genel Merkezi&#8217;ne giden Baytok, partinin etkili isimlerinden olan Erol Çevikçe ile tanıştı ve Genel Merkez&#8217;de işe başladı.<br />
Baytok, 1991-1992 döneminde partinin genel sekreteri olan Deniz Baykal&#8217;ın özel kaleminde görev aldı.<br />
Tarsuslu&#8217;olan Baytok, iddialara göre Kafkas kökeni sayesinde Önder Sav&#8217;ın da desteğini aldı. Baytok ile Baykal arasında yakınlaşma olduğu dedikoduları parti çevrelerinde yıllar önce yayıldı.<br />
Dedikodular, Baykal&#8217;ın eşi Olcay Hanım&#8217;ın da kulağına gitti. Aile içinde gerilim yaratan bu konu, dışarıya sızdırılmadı.<br />
Baytok, Baykal tarafından 2007 seçimlerinde Mersin&#8217;den milletvekili adayı yapılmak istendi. Ancak iddialara göre Nesrin Hanım Mersin&#8217;i beğenmedi ve Ankara&#8217;dan aday olmak istediğini söyledi. Amacına ulaşan Baytok, Ankara milletvekili olarak Meclis&#8217;e girdi.</p>
<p><strong>TEK HEDEF BAYKAL DEĞİLDİ!</strong></p>
<p>Tabii; Monica-Nesrin benzerliğinden yola çıkıp, Nesrin Baytok’u da CHP’nin içine MOSSAD’ın soktuğunu iddia ediyor değilim.<br />
Ama, düşünmüyor değilim;<br />
Zina Evi’ndeki uygunsuz görüntüleri çekmek için oraya kamera yerleştiren MOSSAD olamaz mı?<br />
Böylece, yıpranan ve Hükümet karşısında etkisiz bir muhalefet yapan Baykal’ı CHP’nin başından indirip, yerine bir başkasını getirmeyi hesaplamış olamazlar mı?<br />
Nesrin Hanım veya kocası Can Baytok’un böyle bir senaryoda rol alıp almadıklarını elbette bilmiyorum. Hem sonra, Monica da, MOSSAD operasyonunda rol almış değildi ki! O da, ajan olarak sokulduğunu bilmeden kullanılmıştı!<br />
Bana öyle geliyor ki;<br />
CHP’nin başından Baykal’ı indirip, yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu getirenler, planlarını da önceden yapmışlardı! Kılıçdaroğlu’na Gandi diyerek, onun kafasına Ecevit kasketi geçirerek, bir rüzgar estirmeye çalışanların amacı, AK Parti iktidarına karşı CHP alternatifini güçlendirmekti!<br />
Bugün Kılıçdaroğlu rüzgarından bahsedip, CHP’nin yelkenlerini şişirmek isteyenlerin amacı budur!<br />
AK Parti gitsin, CHP gelsin!</p>
<p><strong>BU OYUN TERSİNE DÖNECEKTİR!</strong></p>
<p>Bu propagandaların İsrail merkezli olduğunu görmek için, herhalde müneccim olmaya gerek yok! Çünkü İsrail, gerçekten zor durumda kalmış, iyice sıkışmıştır! Alın işte, dün de Avrupa Parlamentosu kınadı İsrail’i.<br />
Hem de, 56 ret, 56 çekimser oya karşılık 470 oyla!<br />
İsrail, bu siyasî ablukaya karşı, Gazze’ye uyguladığı ekonomik ablukayı gevşettiğini açıklamak zorunda kalmıştır ki, bu da ne kadar sıkıştığının bir göstergesidir.<br />
Türkiye’nin İsrail’e uygulayacağı yaptırımlar da birkaç güne kadar açıklanacaktır. İşte o zaman, İsrail, çok daha yalnızlaşacaktır!<br />
Kısacası, ava gidenlerin avlandığı gibi, İsrail’in planları da, bu defa ters tepecektir!<br />
Yani, Mehmet Barlas’ın dikkat çektiği durum, bu defa tersine dönecektir! Hani, Barlas; İsrail hep aynı ama ona karşı olanlar sürekli değiştiriliyor diyor ya, bu defa değişen AK Parti iktidarı değil, Netanyahu iktidarı olacaktır!<br />
Tabii, Ver oyunu CHP’ye, gitsin İsrail’e gibi bir durum ortaya çıkmazsa!<br />
Hiç şüpheniz olmasın ki; Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İsrail’e yönelik ılıman açıklamaları da CHP’yi iktidar yapmaya yetmeyecektir.<br />
İsrail, hakettiği cezayı mutlaka görecektir!<br />
Benim bildiğim Erdoğan,<br />
Bu cinayetleri İsrail’in yanına komaz!<br />
Gelişmeleri izlemeye devam!</p>
<p>CHP’de bir uçkur vak’ası daha!<br />
İtiraf etmeliyim ki, yanıldım. Ben, CHP’nin sonunun, Atatürk istismarı ve laiklik gibi söylemlerinden, yani diskurdan olacağını sanıyordum. Ama, galiba; CHP’nin sonu diskurdan değil, uçkurdan olacak!<br />
Alın işte, Baykal’ın uçkuru bitmeden, bu defa da Muharrem İnce’nin uçkuru girdi devreye.<br />
Fatma Büyükkömürcü adlı, CHP için fahrî olarak çalışan bir kadın, geçtiğimiz Çarşamba günü gitmiş Ankara Savcılığı’na ve CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin tacizlerini anlatmış tek tek!<br />
İddialarına göre; lisede öğrenci olan kızının bir sorununu halletmek için Muharrem İnce ile görüşen Fatma Büyükkömürcü, daha sonra cinsel içerikli telefonlar almaya başlamış!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-56768  aligncenter" title="Chp Yalova Milletvekili Muharrem İnce" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/06/Chp-Yalova-Milletvekili-Muharrem-İnce.jpg" alt="" width="296" height="287" /></p>
<p style="text-align: center;">Muharrem İnce</p>
<p>Muharrem Bey, kadına o kadar askıntı olmuş ki, işler abaza olduğunu söyleyip, Şu Apartman 1 Numara’ya gel demeye kadar varmış!<br />
Kadın, bu tacizleri, CHP’li kurmaylara da iletmiş. Ama ilgilenen olmamış! Bir avukat tutmuş ama o da oyun oynamış kendisine!<br />
Bu uçkur olayının sonu nereye varır, bilemiyorum. Savcılık, İnce’nin ifadesine mi başvurur, yoksa takipsizlik mi verir, bilemem.<br />
Belki Muharrem İnce de ortaya çıkar, Baykal gibi komplo der!<br />
Ama, kanaatim değişmeye başladı.<br />
CHP’nin sonu, diskurdan değil, galiba uçkurdan olacak!</p>
<p><em>(Hasan Karakaya, Vakit, Mayıs 2010)</em><br />
<img class="alignnone size-full wp-image-41185" title="Yazar Hasan Karakaya" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/yazar-hasan-karakaya.jpg" alt="" width="140" height="138" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/monicadan-nesrine-israil-bunu-hep-yapiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çiller Örtülü Ödenekten Ne Harcadı?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/ciller-ortulu-odenekten-ne-harcadi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/ciller-ortulu-odenekten-ne-harcadi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 18:53:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=54241</guid>
		<description><![CDATA[Örtülü ödenekten harcanan paraları kimse bilmiyor. Çünkü gizli. Pakdemirli ilk kez o harcamalara ilişkin konuştu; Eski Bakan Ekrem Pakdemirli’yle bu konudaki çalışmalarını ve Türk siyasi tarihinin önemli ekonomik olaylarını konuştuk. Çiller’in “Açıklarsam savaş çıkar” dediği örtülü ödenek konusunu sorduğumuz Pakdemirli, “Ben Çiller’in kuaför paralarının oradan ödendiğini biliyorum. Ama normal de görüyorum. Çiller, Clinton’la buluşmaya gidiyorsa, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Örtülü ödenekten harcanan paraları kimse bilmiyor. Çünkü gizli. Pakdemirli ilk kez o harcamalara ilişkin konuştu;</p>
<p>Eski Bakan Ekrem Pakdemirli’yle bu konudaki çalışmalarını ve Türk siyasi tarihinin önemli ekonomik olaylarını konuştuk. Çiller’in “Açıklarsam savaş çıkar” dediği örtülü ödenek konusunu sorduğumuz Pakdemirli, “Ben Çiller’in kuaför paralarının oradan ödendiğini biliyorum. Ama normal de görüyorum. Çiller, Clinton’la buluşmaya gidiyorsa, Türkiye’yi temsil noktasında yeni kıyafet alıp imajını da yenileyecek tabii. Başbakan maaşı buna yetmez” dedi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-54263  aligncenter" title="Ekrem Pakdemirli" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Ekrem-Pakdemirli.jpg" alt="" width="220" height="297" /></p>
<p style="text-align: center;">Ekrem Pakdemirli</p>
<p>Merhum Sadri Alışık’ın 3 milyon dolara mal olan karaciğer naklinin de Özal’ın isteğiyle devlet tarafından karşılandığını ifade eden Pakdemirli, “Türkiye sempatizanı NY Times yazarlarına onun bayramında 100 bin liralık hediye de alırsın. Ama, örtülü ödenekten alınan paralarla ne harcandığını sadece Başbakan ve Maliye Bakanı bilir. Her ay da evrakları ikisi birlikte yakarlar” dedi.</p>
<p><em>Gazete Habertürk&#8217;ten Ayşegül Güven&#8217;e konuşan Pakdemirli&#8217;nin sözleri şöyle:</em></p>
<p><strong>GAZETECİYE ARABA ALINIR, FÖN PARASI ÖDENİR</strong></p>
<p>Benim siyasi tarihte en çok merak ettiğim konu, kimsenin bilmediği Çiller zamanındaki örtülü ödenek olayı. Örtülü ödeneği sadece Maliye Bakanı ve Başbakan bilir. Başbakan parayı zaten Maliye Bakanı’ndan talep eder. Ama Tansu Hanım neler olduğunu Demirel’e de anlatmıştı. Açıklarsam savaş çıkar demişti. Onu işin gizliliğini anlatmak için yaptı. Örtülü ödenek kullanma talimatına göre Maliye Bakanı evrakları görür. Ondan sonra Başbakan’ın kendisi ya da tayin edeceği bir bakanla bir araya gelir ve evrakları yakarlar. Her ay ödeme yapılır. Harcama yapılır. Özel harcamalar yapılır ya da bir gazeteciye araba alınır. Her şey olabilir. Burası Türkiye. Ben Çiller’in kuaför paralarının oradan ödendiğini biliyorum.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-54264  aligncenter" title="Tansu Çiller Kuaför" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Tansu-Çiller-Kuaför.jpg" alt="" width="236" height="324" /></p>
<p style="text-align: center;">Tansu Çiller</p>
<p>Ama anormal görmüyorum. Neden görmüyorsunuz? Çiller, Clinton’la buluşmaya gidiyorsa saçını başını yaptıracak tabii. Yeni bir elbise de alacak. Maaşıyla halledebilmesi mümkün değil. Dolayısıyla Türkiye’yi temsil noktasında böyle harcamalar yapılabilir. Sonra diyelim ki New York Times’da iki tane Türkiye’ye sempati duyan yazar var. Ona onun bayramında 100 bin liralık bir hediye alsan, alırsın.</p>
<p><strong>SADRİ ALIŞIK&#8217;IN KARACİĞERİNE 3 MİLYON DOLAR DEVLET YARDIMI</strong></p>
<p>Sadri Alışık’ın karaciğerinin değiştirilmesi için 3 milyon dolar gerekiyordu. Özal beni bu konuda ikna etti. Ben vermek konusunda kararsızdım. Ama Özal hiçbir zaman beni ikna etmeden bir şey yapmadı. Ya ben onu, ya o beni ikna ederdik. Bana ‘Osmanlı’da sarayda sanatkârlara, meddahlara önem verilirdi değil mi’ dedi. ‘Sadri Alışık’a da biz sahip çıkalım’ deyince verdik 3 milyon dolar. Nakil yapıldı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Saidri-Alışık-Alkol-Bağımlısıydı.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-54265  aligncenter" title="Saidri Alışık" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Saidri-Alışık-Alkol-Bağımlısıydı-560x374.jpg" alt="" width="560" height="374" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Sadri Alışık Gerçek Hayatında da Alkol Bağımlısıydı</p>
<p><em>(Mayıs 2010)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/ciller-ortulu-odenekten-ne-harcadi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TBMM&#8217;deki Gizemli İşaretler</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/tbmmdeki-gizemli-isaretler.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/tbmmdeki-gizemli-isaretler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 03:31:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50612</guid>
		<description><![CDATA[TBMM&#8217;deki garip ve bir o kadar gizemli semboller, işaretler ne anlama geliyor? Ne zaman kim tarafından konuldu? Bu esrarengiz işaretler, masonlukta ve tapınakçı inanışta ne anlama geliyor? TBMM&#8217;deki bu gizemli işaretler arasında yer alan &#8220;Kadeh&#8221; sembolünün masonluktaki yeri ne? Kadeh sembolü masonlar için niye bu kadar önemli? Kadeh sembolünün, Masonluk gibi Tapınakçı örgütlenmelerin bugünlere kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TBMM&#8217;deki garip ve bir o kadar gizemli semboller, işaretler ne anlama geliyor? Ne zaman kim tarafından konuldu? Bu esrarengiz işaretler, masonlukta ve tapınakçı inanışta ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>TBMM&#8217;deki bu gizemli işaretler arasında yer alan &#8220;Kadeh&#8221; sembolünün masonluktaki yeri ne? Kadeh sembolü masonlar için niye bu kadar önemli? Kadeh sembolünün, Masonluk gibi Tapınakçı örgütlenmelerin bugünlere kadar uzanan &#8220;Kutsal Kase&#8221; inancıyla arasındaki bağ ne? Doların üzerinde yer alan ve tüm dünyada en çok tartışılan masonik sembol olan &#8220;Üçgen ve göz&#8221; TBMM&#8217;nin neresine nasıl yerleştirildi? Bu inanılmaz soruların cevaplarına geçmeden önce, bu esrarengiz Masonik sembollerin yer aldığı şu andaki TBMM binasının yapılış tarihine dönmekte fayda var. Çünkü şu andaki Meclis Binası&#8217;nın yapımında başrol oynayan en önemli iki isim, çok önemli iki büyük sırra sahipti. Peki bu sırlar neydi?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/TBMM-Mason-İşaretleri.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-50549  aligncenter" title="TBMM Mason İşaretleri" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/TBMM-Mason-İşaretleri-560x136.jpg" alt="" width="560" height="136" /></a></p>
<p><strong>Nazilerden kaçan mimarın sırrı!</strong></p>
<p>TBMM&#8217;nin mimarı dünyaca tanınmış Avusturyalı mimar Prof. Clemens Holzmeister&#8217;di. 1886 yılında doğan ve 1983 yılında hayata veda eden Holzmeister&#8217;in ilginç bir hikayesi vardı. 1930&#8242;lu yıllarda Nazi&#8217;lerin Almanya&#8217;da iktidarı ele geçirmesinden sonra birçok Yahudi&#8217;nin yanı sıra, bilim adamı, sanatçı, politikacı alelacele ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50545  aligncenter" title="Clemens Holzmeister" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Clemens-Holzmeister.jpg" alt="" width="360" height="457" /></p>
<p style="text-align: center;">Clemens Holzmeister</p>
<p><strong>&#8220;Her tarihte biraz efsane, her efsane de biraz tarih vardır.&#8221;</strong></p>
<p>Masonluk tarihi de Hiram Usta efsanesi ile başlamıştı. Hiram Usta Süleyman Mabedi&#8217;nin mimarıydı. Bir iddiaya göre, asıl adı Horemheb&#8217;ti. Mısır&#8217;daki &#8220;yaşamevi&#8221; denen tapınakta yetişmişti. Kral Süleyman (Süleyman Peygamber) tek tanrı inancını simgeleyen görkemli bir tapınak yaptırmak isteyince, mimarlarıyla ünlü Mısır&#8217;dan genç ve hırslı Horemheb uygun görülmüştü.</p>
<p>Muharref Tevrat kaynaklı bir başka iddiaya göre ise Hiram Usta, Sur ülkesinden &#8220;Dul  kadının oğluydu&#8221;. Hiram, tunç işinde ve mimarlıkta yetenekliydi. Süleyman Tapınağı&#8217;nın yapımı sırasında büyük bir güce sahip olmuştu. Tapınağın yapımında tam 20 bin işçi çalışıyordu. Hiram bu işçileri üç dereceye ayırmıştı; çırak, kalfa ve usta. Hiram her bir dereceye mimarlığın sırlarıyla birlikte, gizli kelimeler öğretmişti. Bu sayede, çırakları, kalfaları, ustaları birbirinden ayırabiliyordu. Hiram usta, İşçiler arasında kurduğu bu yapı ile sahip olduğu gücü daha da arttırmıştı. Bir el işaretiyle 20 bin işçi aynı anda çalışmaya başlıyor, yine bir el işaretiyle bir anda durabiliyordu.</p>
<p><strong>9 Ustanın yemini</strong></p>
<p>Efsaneye göre Hiram Usta, Mabed&#8217;in bitimine doğru, bir gece tapınağın içinde gezerken, ustaların gizli kelamını öğrenmek isteyen üç kalfa tarafından, üç darbe ile öldürüldü. Hiram Usta&#8217;nın öldürüldüğünü duyan 9 ustası O&#8217;nun mezarı başında yemin etti. Dünya üzerinde Hiram Usta&#8217;nın adını sonsuza kadar yaşatmak ve yaptıkları her esere O&#8217;nun sembollerini yerleştirmek üzere and içti.</p>
<p><strong>9 usta 9 ayrı yöne dağıldı.</strong></p>
<p>O günden bu yana Masonlar, yaptıkları her esere bazan açık bazan gizli Masonik sembolleri yerleştirdiler. Bu bir çeşit imzaydı. Masonlar yaptıkları kiliselere dahi Masonik semboller koyuyorlardı. İngiltere&#8217;nin Edinburg kenti yakınlarındaki &#8220;Rosslyn Şapeli&#8221; en çarpıcı örneklerden biriydi. Bir Kilise olmasına rağmen Masonik sembollerle doluydu.  (Tamer Ayan, Bilinen En Eski Masonik Kuruluş İskoçya Royal Order, Mimar Sinan, 1998).</p>
<p><strong>Ziraat Bankası&#8217;ndaki esrarengiz heykel</strong></p>
<p>Masonlar Türkiye&#8217;de yaptıkları eserlere de kendi sembollerini yerleştirdiler. Bunlardan en bilineni Mithat Paşa&#8217;nın kurduğu Karaköy Ziraat Bankası&#8217;ndaki heykeldi. Harun Yahya&#8217;ya ait Yahudilik ve Masonluk adlı esere göre, Karaköy Ziraat Bankası&#8217;daki &#8220;elinde mason tokmağı olan heykel&#8221; Hiram Usta&#8217;ya aitti. Tevrat kaynaklıydı. Muharref Tevrat&#8217;da &#8220;Ve sağ elini işçilerin tokmağına saldı; ve tokmakla Sisera&#8217;yi vurdu, başını ezdi&#8221; ayeti vardı. (Tevrat-Hakimler- Bab) Hemen yanındaki kadın heykeli de &#8220;Dul Kadın&#8221;ı sembolize ediyordu.  Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası&#8217;nın resmi web sayfasındaki listeye göre de Mithat Paşa Masondu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Dul Kadın Heykeli" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/06/istanbul-karakoy-mason-dul-kadin-heykeli.jpg" alt="" width="250" height="414" /></p>
<p><strong>TBMM mimarının ilginç hikayesi</strong></p>
<p>TBMM&#8217;nin halen çalışmalarını sürdürdüğü görkemli binanın inşaatına 1938 yılında başlandı. Binanın yapımı uzun zaman aldı. Çünkü dönemin şartlarında parasal kaynak bulmakta büyük zorluklar çekildi. Binanın yapımı sırasında patlak veren  İkinci Dünya Savaşı da sıkıntılara yol açtı. Bu nedenle, binanın yapımına ancak aralıklarla devam edilebildi. 1957&#8242;den sonra yapımı hızlandırılan yeni Meclis Binası, 6 Ocak 1961&#8242;de hizmete açılabildi.</p>
<p>Binanın Mimarı dünyaca tanınmış Avusturyalı mimar Prof. Clemens Holzmeister&#8217;di. 1886 yılında doğan ve 1983 yılında hayata veda eden Holzmeister&#8217;in ilginç bir hikayesi vardı. 1930&#8242;lu yıllarda Nazi&#8217;lerin Almanya&#8217;da iktidarı ele geçirmesinden sonra birçok Yahudi&#8217;nin yanı sıra, bilim adamı, sanatçı, politikacı alelacele ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı. Avusturya&#8217;nın, Nazi Almanyasına bağlanmasından sonra da aynı şey Avusturya için sözkonusu oldu. Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister de ülkesini terk edip Türkiye&#8217;ye sığınanlar arasındaydı. Nazi&#8217;lerden kaçmıştı. Çünkü nedense Naziler, Avusturya&#8217;ya girdiklerinde onun peşine takılmıştı. Hatta Avusturya&#8217;daki çalışma ofisini basmışlar, ofisin altını üstüne getirmişlerdi.</p>
<p>Burada araya girip bir parantez açmamız gerekiyor. Tarihi kayıtlarda Avrupa&#8217;daki Nazi iktidarında Hitler ve adamları özellikle iki kesimin peşine düşmüştü. Yahudiler ve Masonlar. Bu yüzden nazi iktidarlarının hakim olduğu ülkelerden kaçanların büyük çoğunluğu ya &#8220;Yahudi asıllı&#8221; ya da açık-gizli &#8220;Masondu&#8221;</p>
<p>Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Mason Locaları Üstadı Azamlarından Kaya Paşakay bir röportajında ilginç bir ayrıntı veriyordu. Üstadı Azam Paşakay&#8217;a göre; &#8220;Nazi Yönetiminde Masonlar çok taciz edildikleri ve kötü şartlara mahkum edildikleri için gönye ve pergel rozetlerini kullanmayıp yakalarına mine çiçeği takmaya başlamışlardı&#8221; Almanlar&#8217;da mine çiçeği; &#8220;Beni unutma&#8221; anlamına geliyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-53621  aligncenter" title="Kaya Paşakay" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Kaya-Paşakay.jpg" alt="" width="295" height="196" /></p>
<p style="text-align: center;">Kaya Paşakay</p>
<p>Türkiye&#8217;ye geldiğinde yakasında mine çiçeği olup olmadığını bilmiyoruz ama TBMM&#8217;nin mimarı Holzmeister, Naziler&#8217;in ofisini bastığı, bu yüzden kaçarak Türkiye&#8217;ye sığınmak zorunda bıraktığı bir isimdi.</p>
<p><strong>Temelini atan Meclis Başkanı Masondu</strong></p>
<p>TBMM Binasının yapımında başrol oynayan bir başka önemli isimde, Abdülhalik Renda idi. 1881 yılında doğdu ve 1948 yılında öldü. Mimarlığının Holzmeister&#8217;in üstlendiği, TBMM&#8217;nin temeli 26 Ekim 1939 yılında Abdülhalik Renda tarafından atıldı. Çünkü dönemin Meclis Başkanı O&#8217;ydu. Tesadüfe bakın ki; Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası&#8217;nın resmi listesine göre Mason devlet adamlarından biriydi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50546  aligncenter" title="Atatürk 1937 Antakya Gezi Dönüşü Abdülhalik Renda İle El Sıkışıyor" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Atatürk-1937-Antakya-Gezi-Dönüşü-Abdülhalik-Renda-İle-El-Sıkışıyor.jpg" alt="" width="482" height="334" /></p>
<p style="text-align: center;">Atatürk, Antakya Gezi Dönüşü Abdülhalik Renda ile El Sıkışıyor, 1937.</p>
<p><strong>Esrarengiz semboller TBMM&#8217;nin neresinde?</strong></p>
<p>Garip ve bir o kadar gizemli işaretler TBMM&#8217;nin anıtsal nitelik taşıyan Şeref Holü ile Genel Kurul Salonu&#8217;nun bulunduğu orta mekanın arasında yer alıyor. Adı &#8220;Mermer salon ve sütunlu galeri&#8221; olarak biliniyor. İlginç olan bu esrarengiz sembollerin, 475 bin 521 metrekare gibi çok büyük bir arazi üzerine oturan TBMM&#8217;nin sadece bu bölümünde yer alıyor olması. Başka hiçbir yerde bu tür semboller yok. Esrarengiz sembollerin konuşlandırılmış olduğu bu yer fiziksel olarak da oldukça çok ilginç bir özelliğe sahip; TBMM arazisinin en yüksek noktasına inşa edilen TBMM Ana Binası&#8217;nın, ortasına denk geliyor.</p>
<p>Peki TBMM&#8217;deki bu esrarengiz işaretler hangileri ve Masonik sembolizmde ne anlama geliyorlar?</p>
<p><strong>En bilinen Masonik sembol: Üçgen</strong></p>
<p>TBMM Genel Kuruluyla, Şeref Girişi arasında yer alan bu işaretlerden en dikkat çekeni &#8220;Üçgen&#8221; Farklı şekil ve boyutlarda oldukça ilginç &#8220;üçgen&#8221;ler ilk bakışta geometrik birer şekilmiş gibi dursa da, dikkatli bakıldığında çok ilginç ayrıntılar veriyor.  Ama bu ayrıntılara geçmeden önce Üçgen ve Masonluk bağlantısına ilişkin bilgilere bakmakta fayda var. Üçgen masonların en çok kullandıkları ve en fazla önem verdikleri sembollerden birisi.</p>
<p>Masonların, kendi yayın organlarında Masonik allegori&#8217;ye örnek olarak &#8220;Hiram Efsanesi&#8221; gösterilirken, Masonik Sembole örnek olarak da &#8220;üçgen&#8221;i göstermeleri dikkat çekicidir.</p>
<p>Türkiye Hür ve Kabil edilmiş büyük masonlar Locası&#8217;nın resmi yayın organı Tesviye&#8217;de yer alan bilgiler bu konuda oldukça aydınlatıcıdır: &#8220;Üstadı Muhterem kürsüsünün arkasında, eşkenar üçgen vardır.</p>
<p><strong>2000 yıllık efsane kutsal kadeh TBMM&#8217;de!</strong></p>
<p>Üstadı Muhterem, birinci ve ikinci Nâzır kürsülerini birleştiren hatlar üçgen oluşturur, Önceki Üstadı Muhteremin sembolü dik kenarlı üçgendir.&#8221;</p>
<p>Aynı dergide yer alan ilginç bir ayrıntıya göre, &#8220;Piramitlerin yanlarının üçgen olması da bir mimari tesadüf değildi!&#8221; Buna göre  &#8220;Eski Mısır&#8217;da, eşkenar üçgen Tanrı ile Nur&#8217;un sembolüydü!&#8221;</p>
<p>Masonların resmi yayın organı Mimar Sinan Dergisi&#8217;ne göre de Üçgen, &#8220;Operatif Masonlar tarafından Teslis&#8217;in (Hristiyanlıktaki Baba-Oğul ve Kutsal Ruh üçlemesi) sembolü olarak kabul edilmis ve böylece bugünkü spekülatif masonluğa intikal etmisti.&#8221;</p>
<p><strong>Üçgen içinde göz TBMM&#8217;de</strong></p>
<p>Ancak Masonik sembolizmde en bilinen ve en çok konuşulan sembollerden biri de &#8220;Üçgen ve Göz&#8221;ün birlikte kullanıldığı semboldü. Bu sembol Meşhur Amerikan dolarının üzerinde de bulunması nedeniyle de bugün artık herkesin bildiği Masonik bir şekildi.</p>
<p>&#8220;Her şeyi gören göz&#8221; olarak da nitelendirilen bu sembolün kökeni Mısır&#8217;a dayandırılıyordu. Putperest Mısır&#8217;da &#8220;Ra&#8221; kelimesi,  &#8220;güneş tanrısı anlamına&#8221; geliyordu. İmparatorun altında &#8220;Naacaller&#8221; denen bir yönetici sınıf bulunuyordu. Bu yöneticilerde &#8220;Kutsal Sırlar Kardeşliği!&#8221;nin üyesiydiler.</p>
<p>Masonik inanışa göre Kayıp Krallıktan, Mısır&#8217;a oradan da günümüz Masonluğuna kadar uzanan bu sembolde, &#8220;Güneş Tanrısı RA&#8221;, &#8220;Nokta&#8221; ile ifade ediliyordu. Üçgen içinde yer alan Nokta ise, &#8220;Tanrının gözünün daima insanların üzerinde olduğunun!&#8221; göstergesiydi.</p>
<p>Resimde de görüldüğü gibi TBMM&#8217;nin Mermer Salonu&#8217;nda tam ortasında Üçgen içinde nokta çok net bir şekilde görülmektedir. Ancak TBMM&#8217;deki bu garip üçgen ve nokta işaretleri sadece bununla da sınırlı değil. Yine aynı bölümde Mısırdaki piramitleri andıran görüntüsüyle üçgen ve tam üzerine yerleştirilmiş daire (Büyük Nokta) çok da yoruma yer bırakmayacak açıklıkla kendini anlatıyor.</p>
<p><strong>Masonlukta Üç Nokta&#8217;nın sırrı</strong></p>
<p>Bir gizli semboller topluluğu olan Masonluk&#8217;ta en az üçgen kadar önemli bir diğer sembolde &#8220;üç&#8221; rakamı. Kendisini &#8220;Alegori perdesi arkasına gizlenmiş sembollerle tasvir edilen bir ahlak sistemi olarak&#8221; tanımlayan Masonlukta &#8220;Üç&#8221;ün özel bir anlamı vardı. Bu yüzden Masonik semboller arasında en sık rastlanan şekillerden biride &#8220;Üç nokta&#8221;ydı.</p>
<p>Çünkü Masonluğun babası kabul edilen Hiram Usta&#8217;nın meslek sırlarını elde edemeyince onu öldüren kalfa sayısı Üç&#8217;tü. Karanlıktan yararlanarak mabedin Üç kapısında gizlenmişlerdi. Hiram Üçüncü darbede ölmüştü.</p>
<p>Mason Locaları&#8217;nda yemin kürsüsünün üzerinde üç kutsal kitap bulunurdu. Bu üç kitabın yanında da üç sütun.</p>
<p><strong>Masonluğun üç temel derecesi vardı; çırak, kalfa ve usta!</strong></p>
<p>Masonik törende, Üstadı Azam, sol elinde tuttuğu kılıcın namlusunu Mason adayının başının üstüne uzatır ve namlusunun üstüne çekiçle üç kere vururdu.</p>
<p>Masonlukla ilgili araştırmalarıyla tanınan Aytunç Altındal&#8217;a göre Üç nokta, bütün Mason localarında kullanılan bir sembol. Altındal&#8217;ın iddiasına göre &#8220;Üç nokta&#8221; aynı zamanda &#8220;Masonik Tanrıyı simgeliyor.&#8221;</p>
<p>Üç nokta; Masonik G&#8217;nin yani &#8220;God&#8221;un simgesel karşılığıydı.</p>
<p>İşte bu bilgilerden sonra mevcut TBMM&#8217;de bizi şaşırtan bir başka sembolle karşılaşıyoruz. Bu Sembol resimde de net bir şekilde görüldüğü gibi &#8220;Üçgen İçinde Üç Nokta!&#8221;</p>
<p><strong>Kadeh sembolü neyi ifade ediyor?</strong></p>
<p>TBMM&#8217;deki bu esrarengiz işaretler arasında beklide en çarpıcı olanlardan biri &#8220;Kadeh Sembolü&#8221; Yine resimlerde  görüleceği gibi TBMM&#8217;nin Mermer zemini üzerine yerleştirilmiş farklı &#8220;Kadeh&#8221; sembolleri dikkat çekiyor. Tabii dikkatli bakan gözler için. Ve bu kadeh sembollerini ayrıntılı şekilde değerlendirdiğimizde, ilginç ve bir o kadar çarpıcı ayrıntılar bizi yakalıyor. Bu ayrıntılara ve Masonik anlamına geçmeden önce bir soru sormakta fayda var? Bu sembolleri sıradan birer geometrik şekil olarak değerlendirebilir miyiz? Üçgen ve üçgen içinde nokta gibi sembolleri tesadüfen konulmuş birer geometrik şekil olarak değerlendirsek bile, o zaman kadeh sembolünü nasıl açıklayabiliriz? Çünkü kadeh açıktır ki bir geometrik şekil değildir!</p>
<p>Peki neydi bu Kadeh&#8217;in hikayesi? Neden bu şekiller arasına açık bir şekilde  Kadeh sembolü yerleştirilmişti. Masonlar için neden bu kadar kutsaldı? Burada tıpkı  Hiram Usta gibi Tapınak Şövalyelerinden, Masonluğa uzanan 2000 yıllık bir efsane karşımıza çıkıyordu; &#8220;Kutsal Kadeh&#8221; efsanesi!</p>
<p><strong>Masonluk yemininde kadeh</strong></p>
<p>Bir Mason adayı Masonluğa kabul töreninde yemin ederken elinde kadeh tutar. Türkiye Masonları&#8217;na ait Çırak, Kalfa-Usta dergisinden öğrendiğimize göre  &#8220;Çırak derecesinde, ilk yemin yapılırken, sağ el kalbin üzerine konuyor. Ve sol elde ise bir Kadeh tutuluyor!&#8221;</p>
<p>Masonlara göre &#8220;içinde saf su&#8221; olan bu kadeh, safiyetin sembolü.  Ancak bir çok kaynağa göre, Masonluktaki Kadeh sembolü, gerçekte Tapınak Şövalyelerinin &#8220;Kutsal kase&#8221; inancıyla bağlantılı. Da-Vinci Şifresi gibi büyük yankılar uyandıran onlarca kitaba, Indiana Jones gibi onlarca filme ve hatta BBC gibi etkin yayın organlarında belgesellere konu olan &#8220;Kutsal Kase&#8221; efsanesi neydi?</p>
<p>Bir rivayete göre Kutsal Kase, Hz. İsa&#8217;nın çarmıha gerilerek idam edilmesinden önce Havarileri ile yediği son akşam yemeğinde şarap içtiği Kadehti!. Bir diğer rivayete göre ise Hz. İsa&#8217;nın çarmıha gerilişi esnasında Arimatea&#8217;lı Yusuf&#8217;un, İsa&#8217;dan akan kanı doldurduğu kaseydi.</p>
<p>Ancak Kutsal Kase konusundaki asıl fırtına birçok akademisyeninde itibar ettiği üçüncü iddiadan sonra koptu. Gerçekte Kutsal Kadeh, Hz. İsa&#8217;nın soyunu temsil ediyordu.</p>
<p><strong>Mecdelli&#8217;nin Sembolü &#8220;M&#8221;</strong></p>
<p>Vatikan&#8217;ı sarsan son yılların en popüler kitabı Dan Brown&#8217;un Da Vinci Şifresi&#8217;ne göre, Kutsal Kase sırrına sahip Sion Tarikatı, bu sırrı korumalarının yanı sıra yaptıkları eserlerde İsa&#8217;nın soyunu taşıyan Mecdelli Meryem&#8217;e saygılarını gösteren gizli sembollere yer veriyorlardı. Bu Sembolde &#8220;M&#8221; harfi idi.</p>
<p>Hristiyan dünyasını derinden sarsan bu iddiaya göre Hz. İsa, çarmıha gerilmeden önce Mecdelli Meryem ile evlenmiş ve ondan bir çocuğu olmuştu. Tapınakçılar ve Masonlar için Kutsal Kase bu soyu temsil eden bir simgeydi. Gerçekte korunan ve saklanan Kutsal Kase değil, İsa&#8217;nın soyundan gelen çocuktu. Ve Büyük Siyon Krallığı kurulduğunda tahta geçirilecekti.</p>
<p><strong>Ve Mecdelli Meryem&#8217;in Sembolü &#8220;M&#8221;</strong></p>
<p>TBMM&#8217;deki esrarengiz işaretlerden biri de &#8220;M&#8221; şeklindeki semboldü. Bu esarengiz semboller arasında &#8220;üçgen&#8221; ve &#8220;kadeh&#8221; sembolünden sonra en fazla yer verilen sembol buydu. Bir tarafından bakınca &#8220;W&#8221;, diğer tarafından bakınca ise &#8220;M&#8221; görüntüsü veriyordu.</p>
<p>Peki bu esrarengiz harfin anlamı neydi? Neyi anlatmak istiyordu? İşte burada da çarpıcı bir ayrıntı bizi yakalıyor. Çünkü Masonların köklerini dayandırdığı Tapınakçı inanışa göre &#8220;M&#8221; harfi; Mecdelli Meryem&#8217;in sembolü idi. Hristiyan dünyasında Madgelenalı Maria olarak anılıyor.</p>
<p>Vatikan&#8217;ı sarsan son yılların en popüler kitabı Dan Brown&#8217;un Da Vinci Şifresi&#8217;ne göre, Kutsal Kase sırrına sahip Sion Tarikatı, bu sırrı korumalarının yanı sıra yaptıkları eserlerde İsa&#8217;nın soyunu taşıyan Mecdelli Meryem&#8217;e saygılarını gösteren gizli sembollere yer veriyorlardı. Bu Sembolde &#8220;M&#8221; harfi idi.  Dan Brown&#8217;un iddiasına göre  Leonardo Da Vinci bu yüzden &#8216;İsa&#8217;nın Son Akşam Yemeği&#8221; tablosunda Mecdelli Meryem&#8217;i simgelemek için M harfine yer vermişti. Leonardo Da Vinci, Sion Tarikatı üyesiydi. 1400&#8242;lü yılların sonunda, 10 yıl süreyle bu karanlık örgütün başkanlığını yapmıştı!</p>
<p><strong>Mason Locası&#8217;ndaki ikinci Nur Gönye!</strong></p>
<p>Yine bu esrarengiz şekiller arasında Masonların en tanınmış sembollerinden biri olan &#8220;Gönye&#8221;yi görmek mümkün. Türkiye Masonlarının yayın organı Tesviye&#8217;ye göre Gönye, &#8220;Kutsal kitaplardan sonra Locayı aydınlatan ikinci Büyük Nur&#8217;dur.</p>
<p>Tesviye&#8217;de Gönye&#8217;nin sembolik anlamı ise şu sözlerle ifade edilmektedir:</p>
<p>&#8220;Gönye&#8217;nin yatay ve dikey hatları, karşı düşünceleri birleştirir, hakikati arayan Masonun düşüncesinin temeli, kullandığı ifadeler, savlar fevkalâde düzenli olmalıdır; inşaatta kullanılan her cilâlı taşın tam yerine oturabilmesi için dik açılarının gönye ile kontrol edilmesi gerekir, inşaatta ahenk ancak böyle sağlanır. Dik açıları tutmayan taşlarla yapılan inşaat en ufak sarsıntıda yıkılır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-53622  aligncenter" title="Gönye" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/05/Gönye.gif" alt="" width="300" height="362" /></p>
<p>Gönye Üstadı Muhteremin bijusudur. Gönye yeryüzünü, dört yönü temsil eder, altın sikke, resim ve diğer sembollerle birlikte, büyük inşaatların temel taşlarının altına gönye konurdu.&#8221;</p>
<p>Aynı kaynaktan öğrendiğimize göre 1507 yılında inşa edilen, İrlanda&#8217;daki Limerick köprüsünün temelinde bir Gönye bulunmuştu ve  Gönye&#8217;nin yüzüne kazılan İngilizce metinde &#8220;Gönye&#8217;nin yardımıyla ölçülen dikey hat gibi, sevgi ve yardım ilkelerine uyarak yaşamaya gayret göstereceğim&#8221; yazısı yer alıyordu.</p>
<p><strong>Daire ve ortasındaki nokta</strong></p>
<p>TBMM&#8217;deki bu esrarengiz işaretler arasında, yılan, daire içinde nokta gibi yine Masonik sembolizmde karşılığı olan bir çok çarpıcı şekil net bir şekilde kendini gösteriyor.</p>
<p>Yılan Dünya çapında tartışmalara neden olmuş ilk kez Rusya&#8217;da ortaya çıkarılan Sion Liderleri&#8217;nin Protokolü&#8217;nde karşımıza çıkıyor. Sion Protokolü&#8217;ne göre &#8220;Kudüs&#8217;ten çıkıp Dünya&#8217;yı dolaşan Yılan&#8217;dan bahsediliyor&#8221; Kökeni yine Mısır Tapınaklarına kadar uzanan yılan sembolü, Gizli Dünya Devleti&#8217;ne göre ise: &#8220;Dünya Hakimiyeti&#8217;ni garanti eden, her şeyi kaplayan ve içine alan paranı gücü.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yılan, kendi kuyruğunu ısırınca Dünya hakimiyeti garantilenmiş olacak.&#8221;</p>
<p>Bazı kaynaklara göre bu sembol aynı zamanda Dolar&#8217;ı sembolize ediyor. Doların dünya ekonomisi üzerindeki gücünü.</p>
<p>Yine resimde açık bir şekilde görülen Daire içinde Nokta görüntüsü, tanınmış Masonik sembollerden biri. Evrenin gizemini simgeliyor. Daire Evreni, ortasındaki nokta ise  dünyayı, Masonik literatürde ise &#8220;gerçek locayı&#8221; simgeliyor.  (Harun Yahya- Kabala ve Masonluk)</p>
<p>Rowena ve Rubert Shephard adlı yazarların 1000 sembol adlı kitabına göre ise Daire ve tam ortasındaki nokta, Antik dünyada erkek dünyasını- egemenliğini simgeliyor. Tam bu noktada tarihin Tapınak Şövalyelerine ve Sion Tarikatı ile şimdinin Mason Localarına kadınların alınmadığını ve sadece erkeklerin üye olabildiğini hatırlıyoruz.</p>
<p>Ancak resimde de görüleceği gibi iki daire &#8220;8&#8243; rakamı görüntüsü verecek şekilde yerleştirilmiş. Millî Gazete&#8217;nin okurlarına hediye olarak verdiği ve bir dönem yankı uyandıran Gizli Dünya Devleti isimli esere göre; 33 Derece&#8217;li Masonik hiyerarşide; 8&#8242;inci derece&#8217;nin Masonik ünvanı  &#8220;Bina Emini!&#8221;</p>
<p>9&#8242;uncu derece&#8217;deki masonun ünvanı ise &#8220;Maitre Elu Des Neuf&#8221; yani &#8220;Dokuzların Seçilmiş Üstadı&#8221; Bu ilginç yazı diziye başlarken; Hiram Usta&#8217;nın mezarı başında O&#8217;nun adını sembollerle sonsuza dek yaşatmaya and içen 9 Usta&#8217;dan bahsetmiştik. 9 Usta bu amaçla Dünyanın 9 ayrı yönüne dağılmışlardı.</p>
<p><em>(Milli Gazete, Mart 2007)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/tbmmdeki-gizemli-isaretler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polis Arşivlerindeki Gizli Belgeler</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/polis-arsivlerindeki-gizli-belgeler.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/polis-arsivlerindeki-gizli-belgeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 03:26:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50553</guid>
		<description><![CDATA[Emniyet Genel Müdürlüğü, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, polis arşivlerinde yer alan gizli dosyaları gün ışığına çıkardı. Kubilay olayı, Nurculuğun yükselişi ve çarşaftan modern kıyafete geçen kadınların başlarına gelen olaylar bu belgelerde yer alıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü, 1998 yılında Cumhuriyet’in 75. yıldönümü nedeniyle, polis arşivlerini kamuoyuna açma kararı aldı. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında meydana gelen önemli olaylarla ilgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emniyet Genel Müdürlüğü, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, polis arşivlerinde yer alan gizli dosyaları gün ışığına çıkardı. Kubilay olayı, Nurculuğun yükselişi ve çarşaftan modern kıyafete geçen kadınların başlarına gelen olaylar bu belgelerde yer alıyor.</p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü, 1998 yılında Cumhuriyet’in 75. yıldönümü nedeniyle, polis arşivlerini kamuoyuna açma kararı aldı. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında meydana gelen önemli olaylarla ilgili tüm yazışmaları toplayan Emniyet, bu belgeleri bir kitapçıkta bir araya getirdi. “Polis Arşiv Belgeleri’nde Gerçekler” adı verilen kitapçık, Araştırma Planlama ve Koordinasyon (APK) Dairesi Başkanı A. Nihat Dündar ve oluşturduğu komisyon tarafından hazırlandı. Tarih Araştırma Genel Müdürlüğü’ne belge olarak sunuldu, birkaç kopyası da politikacı ve üst düzey bürokratlara gönderildi.</p>
<p>Çalışmanın önsözü eski emniyet genel müdürlerinden Necati Bilican tarafından yazıldı. Bilican, “Zaman zaman gün ışığına çıkarılan paha biçilmez bu belgeler bizim en büyük en değerli hazinelerimizdir ve düşmanlarımızın yüzüne günü geldikçe tokat gibi inecek kadar inkar edilemez dokümanlardır” dedi.</p>
<p><strong>DOSYALARDA NELER VAR?</strong></p>
<p>Dosyalarda Cumhuriyetin kuruluş yıllarında meydana gelen önemli olaylar yer alıyor. Bu olaylar, özellikle tarikatlar ve türban sorununun daha o yıllarda başgösterdiğini kanıtlıyor. Dosyalarda yer alan önemli olaylardan bazıları bugünden itibaren NTVMSNBC sayfalarında yazı dizisi olarak yayınlanacak. Dört günlük dizide yer alan ana başlıklar şunlar:</p>
<p><strong>Çarşafı, peçeyi atan kadınların başına neler geldi?</strong></p>
<p>Modern kıyafete geçen kadınlar, bir yandan dinci çevrenin tepkisini çekerken, diğer yandan da tacizlere maruz kaldı. Tutanaklarda, kadınların bazen fiziksel, bazen de “ne iyi mallarımız varmış” gibi sözlerle taciz edildiği anlatılıyor.<br />
Cumhurbaşkanlığı dahil, devletin en üst kademelerinde dillendirilen irtica tehlikesi, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki polis arşiv belgelerinde yer alıyor. Bu belgeler tarikatların Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte nasıl Cumhuriyet karşıtı bir kimliğe bürünerek örgütlendiğini ve irticayla nasıl mücadele edildiğini gösteriyor.</p>
<p>Belgelerde o dönem çarşaf ve peçenin hangi amaçlarla kullanıldığına ve tarikatların konumlarına ilişkin gizli istihbarat notları, çarşaf, peçe gibi örtülerin kullanımının kaldırılmasına ilişkin ilk uygulama planları, sorunlar, önlemler ve genelgeler yer alıyor. Kadınların büyük bir kısmının çarşaf, peçe ve peştemalden kurtulduklarına sevindikleri, ancak çevre baskısıyla tekrar örtüye büründükleri de gözlemlenmiş.</p>
<p><strong>YIL 1935. KADINLAR PEÇE VE ÇARŞAFTAN YENİ KURTULUYOR</strong></p>
<p>22 Temmuz 1935 tarihinde 6936/11795 sayı numarasıyla dönemin İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından bir genelge yayınlandı. Genelge, “Dahiliye Vekâleti Emniyet İşleri Umum Müdürlüğü” antetiyle “Umumi Müfettişliklere ve Valiliklere” başlığını taşıyor. Çarşaf ve peçenin kaldırılmasının kadınların toplum içerisinde sosyal konumu yükselttiğine dikkat çekilen genelgede, şu tespitlere yer veriliyor:</p>
<p>“Son yapılan araştırmalarda ve incelemelerde peçenin ve çarşafın az çok her yerde kalkmaya başladığını Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde tamamıyla ve başka yerlerde kısmen kalktığını ve bu yerlerden büyük kasabalarımıza gelenlerin hepsinin çarşaf ve peçeyi kaldırdıkları halde memleketlerine döndükleri vakit adet ve muhitin dedikodusuna kapılarak çarşaf ve peştamala bürünmekte oldukları anlaşıldı.</p>
<p>Kötü huylu veya niyetli kadın ve erkekler yüzlerine peçe takarak maksat ve hüviyetlerini gizleyebilirler.</p>
<p>Bunlar hakkında da polisin daima uyanık bulunması gerekir. Mesela büyük şehirlerde vapur, tramvay, kahve ve gazino gibi yerlerde böyle peçelilerin önüne geçilmelidir.”</p>
<p>Belgelere göre Şevki adında bir peştemal imalatçısı, ekmeğini bu işten kazandığını söyleyerek kadınların açılmasına isyan etti. İmalatçının kopardığı gürültü Mustafa Kemal&#8217;e kadar gidince polis teşkilatı paniğe kapıldı. Polis, Şevki&#8217;yi hamamlar için peştemal üretme konusunda ikna etti.</p>
<p><strong>PEŞTAMAL ÜRETİCİSİ ŞEVKİ’DEN ATATÜRK’E MEKTUP</strong></p>
<p>Bu genelgeden sonra Aydın Emniyet Müdürlüğü, 17 Ağustos 1935 tarihli ve 4615/1678 sayılı “gizli” bir yazı yolluyor. Yazı, çarşaf ve peçe gibi örtülerle nasıl mücadele edildiğinden çok, Şevki ismindeki bir peştamal imalatçısıyla ilgili. Şevki peştemal yasağına isyan ediyor, hatta şikayetini Atatürk’e kadar iletiyor. Girişkenliği mülki idare amirlerinin gözünü de korkutuyor. Öyle ki polis Şevki’yi hamamlarda kullanılacak peştamal üretmesi konusunda ikna etmeye çalışıyor.</p>
<p><strong>KADINLARA ‘NE İYİ MALLARIMIZ VARMIŞ’ DİYE LAF ATTILAR</strong></p>
<p>Afyon Valiliği 18 Kasım tarihinde Ankara’ya bir yazı gönderiyor:</p>
<p>“Afyon’da peçe ve çarşafların kaldırılması hakkında belediyemizin verdiği kararın ilimiz halkınca iyi karşılanarak daha tatbika başlanalı bir hafta olduğu halde şimdiye kadar peçe ve çarşaftan başka bir şey kullanmayan kadınlarımızın yüzde doksanı medeni kıyafeti giymeye başladığı bir sırada memleketin kötü huylu bazı kişileri, buna engel olacak şekilde (ne iyi yerli mallarımız varmış) ve daha çirkin şekilde tecavüzatta ve sarkıntılıklarda bulundukları duyularak, buna karşı polisimiz harekete geçmiş ve bu kötülükte ön ayak olanlara çok şiddetli ihtarlarda bulunmuş ve kadınların gelip geçtiği çarşı, pazar ve genel caddelerde gözcülüğe başlattırılmıştı.</p>
<p>Dünkü gün İzmir İstasyon Caddesi’nden çocuğuyla geçen Nurcu mahallesinden Mevlüt kızı ve İsmail karısı 20 yaşlarında Emine’ye Afyon’un Mecidiye mahallesinden Kırkalı oğullarından Ahmet oğlu Abdurrahman’ın söz attığı ve daha ileri giderek kolundan tutup sürüklemeye başladığı ve yetişilerek kurtarılmış olduğu ve mütecavizin tutularak tüzeye teslim edildiğini saygılarımla sunarım.”</p>
<p>Çorum Emniyet Müdürlüğü de dört gün sonra bir yazı gönderiyor. Yazıda yapılan söylentilerin giderek etkisini kaybettiği belirtilirken, köylü kadınların şehirlerden geldiklerinde çarşaf ve peçelerini attığının altı çiziliyor:</p>
<p>“Pazarlara gelen ve şehir kıyısında çarşaf giyen köylü kadınlar, şimdi kendi kıyafetleriyle çarşafsız gelmektedirler.”</p>
<p><strong>ÇARŞAF VE PEÇENİN KALDIRILMASI DÜNYA BASININDA</strong></p>
<p>Peçe ve peştamal kararının alınması ve uygulamaya konulması dünya basınında yer alıyor. 11 Eylül 1935 tarihli New York Herald Tribune Gazetesi&#8217;nde haber, &#8220;Türkiye kadınlarına harem elbiselerini atmak emri verilmiştir&#8221; başlığıyla yayınlanıyor. Bu haber, 13 gün sonra 24 Eylül günü İçişleri Bakanlığı Basın Genel Direktörlüğü tarafından &#8220;Gizli Bülten&#8221; olarak kaydediliyor.</p>
<p><strong>PEÇE, ÇARŞAF VE PEŞTAMAL YASAĞI HAKKINDA TAMİM</strong></p>
<p>Bu başlığı taşıyan belgede, dönemin İçişleri Bakanı tarafından yayınlanan genelgede Ordu iline ilk kez konulan peçe ve çarşaf yasağıyla, peçe ve çarşaf kullanımının irticayla bağlantıları anlatılıyor:</p>
<p>“Peçe ve çarşaf yasağı hakkında muhtelif teşekküllerce alınan tedbir ve kararların tatbikatta zorluklar doğurduğu görüldüğünden mevzuun tevhit ve telifi zarureti hasıl oldu. Bu itibarla aşağıdaki esas dahilinde işin takibini dilerim.</p>
<p>Bilgisini ve yaşayışı ilerlemiş milletler arasında mevki almış olan milletimizin seviyesi yükselmiş ve siyasi rüştünü ispat etmiş bulunan kadınlara lâyık olduğu medeni hakkını vermek her vatandaş için vatani ve insani bir borçtur. Medeni vasıflarla donanmış bir milletin kadınlarında görülmesi asla yakışık almayan peçe ve çarşaflara ötede beride ara sıra rastlanmaktadır. Bunlara ilaveten lüzumsuz yere şemsiye ve atkı kullandığı görülmektedir. Neslimizin elde ettiği bugünkü muvafakıyet prensibe, rejime itaat ve sadakat sayesindedir, Türk medeni rejimi ise asla bu gibi çirkin ve alelacayip kıyafetlere taraftar değildir. Her vatandaş şunu iyice bilmelidir ki, inkılaba, rejime uymayanlar irticaa meyyal ve bu çirkin arzu ve meyil ile malûl (hasta) telâkki edileceklerdir. Bu, medeni haklarını çok iyi kullanan erkeklerin eşleri için milli ve kanuni bir vazife ve borçtur.</p>
<p>Bilgileri, görgüleri itibariyle Orduluların hiçbir idari tedbire mahal bırakmadan bu neticeyi fiilen teyit edeceklerine kani olmakla beraber 23 Nisan 937 tarihinden itibaren Peçe, Çarşaf, Peştamal ve emsali gayri medeni kıyafetler yasağını koymuş bulunuyorum. Esbabı mucibesi şudur:</p>
<p>A- Kadına medeni hakkını vermek.</p>
<p>B- Zabıta vazifesini zorlaştırmamak ve emniyeti temin etmek.</p>
<p>C- İrticai alamet ve zihniyetleri ortadan kaldırmak olduğuna göre bu neticeyi elde etmeye mani her tedbir ve şekil çarşaf ve peçe gibi ceza tehdidi altında bulunan yasaklardan olduğu da göz önünde tutulmalıdır.</p>
<p>Bu tarihten sonra böyle kıyafetle görüleceklerin adreslerini şehirlerde, kasabalarda zabitai belediye ve polis memurları ve köylerde muhtar, ihtiyar meclisi azaları tespit ederek mahallin en büyük mülkiye memuruna bildirecek ve bunlar vilayet idaresi kanunu gereğince beş liradan yirmi beş liraya kadar para cezasıyla cezalandırma yönüne gidilecektir.”</p>
<p><strong>YIL 1940. HİÇBİR KÖYLÜ KADININ YÜZÜNDE PEÇE YOK</strong></p>
<p>Aradan beş yıl geçiyor. Aydın Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği 25 Nisan 1940 tarihli “gizli” yazısında aslında bir şikayete yanıt veriyor. Şikayetin konusu kıyafetler. Yazının bir savunma niteliği olduğu gözleniyor. Üst başlıkta, “Medeni kıyafete aykırı kisve taşıyanlar hakkında” diye belirtilen yazıda, Aydın’da erkek kıyafetlerinin medeni şekilde olduğu anlatılıyor ve kadınların kasabalarda çok medeni şekilde giyindiği, köylü kadınlar arasında da gericilik görülmediği vurgulanıyor. Kadınların zirai çalışmalardan başka iktisadi ve ticari hayata da atıldığı kaydediliyor, hiçbir köylü kadının yüzünde peçe olmadığı belirtiliyor.</p>
<p><strong>Dönemin İçişleri Bakanı: Nurcular tek tek belirlensin</strong></p>
<p>1946’da İçişleri Bakanı olan Şükrü Sökmensüer, valilere talimat yolluyor: “Her ilde, şeyh, halife, mürit diye anılanlar, tarikat şefleri, mensupları ve irtica faaliyetlerine katılan herkes köy köy, kasaba kasaba gizlice tespit edilsin.”</p>
<p>1946 yılında dönemin içişleri bakanı Şükrü Sökmensüer, yurt genelinde yayılan irtica tehlikesini fark edip polis teşkilatına bir tamim gönderdi. Bu tamimde, özellikle Nakşibendi tarikatının “saf ve cahil halkı, dini kullanarak kötü emellerine alet ettiği” ifade edildi. Tamimden 6 ay sonra da bir genelge yayınladı. Genelgede irtica tehlikesinin endişe verici boyutlara ulaştığı belirtilerek, tüm polis teşkilatının alarma geçmesi sağlandı. İrticai faaliyette bulunanların nerede olursa olsun tespit edilmesi istendi.</p>
<p>Şükrü Sökmensüer’in gönderdiği tamimde şöyle deniliyor:</p>
<p><strong>ÖNAYAK OLANLAR NAKŞİLERDİR</strong></p>
<p>1- Bakanlığa intikal eden bilgilere göre, eski tarikat mensuplarının son zamanlarda tarikatçılığı canlandırmak amacıyla faaliyete geçtikleri anlaşılmaktadır. Bu alandaki faaliyetin bilhassa seçimler sırasında daha bariz bir şekil alması dikkati çekmiştir.</p>
<p>Bilindiği üzere; memleketimizde en ziyade yayılmış ve yerleşmiş olan tarikat, Nakşibendi tarikatıdır. Bununla beraber zaman zaman yurt içinde baş gösteren önemli irticai olaylara ön ayak oldukları görülenler de Nakşilerdir. Bu defa ki kaynaşmaların da daha ziyade Nakşiler arasında başladığı ve bu tarikat mensuplarının ezcümle Karadeniz bölgemizin bazı ilerinde ve seçimler esnasında partilerle birlikte hareket eder gibi bir tavır aldıkları sezilmiştir.</p>
<p><strong>ZEHİRLEYİCİ, BOZGUNCU HAVA YARATTILAR</strong></p>
<p>Her fırsattan faydalanmasını bilen tarikat mensupları ve diğer geri düşünceli eşhasın, seçim propagandalarını da istismar etmekten geri kalmadıkları, saf ve cahil halkı idlâl ve iğfale çok müsait olan din konusunu muzur maksatlarına âlet ettikleri görülmüş ve bu kimselerin yarattıkları zehirleyici ve bozguncu havanın yurdun birçok yerlerinde bazı menfî tezahürlerine şahit olunmuştur.</p>
<p>Son günlerde bu konuda sarf edilen faaliyet ve tespit edilen olaylar mevzii olmakla beraber bu sahadaki sinsi çabalayışların Menemen olayı gibi birden gelişmesi ve tarih boyunca eşlerine rastlanan hadiselerin meydana gelmesi ihtimalden uzak tutulmalıdır.</p>
<p>İrtica konusu, bir an evvel ve kökünden halli gereken bir memleket davasıdır. Neticesiz icraat, geri düşünceli zümrenin cesaretini arttırmaktan başka işe yaramamaktadır. Bu itibarla tedbirler, muhitin icaplarına uygun ve müessir bir şekilde alınmalı ve mahalli savcılar ile işbirliği yapılarak suç delilleri mahkemeleri tatmin edecek şekilde hazırlanmalıdır.</p>
<p><strong>SOVYET HUDUDUNA YAKIN MINTIKA TEHLİKELİ BÖLGE</strong></p>
<p>Tarikat çabalayışlarının Karadeniz bölgemizde oldukça kapsamlı bir durum arzetmesi, Sovyetler hududuna yakın olan bu mıntakada daha uyanık davranılmasını gerektirmektedir.</p>
<p>Sovyetlerin, halkımızın hassas bulundukları din konusundan faydalanmaya ve geri düşünceli zümreyi maksatlarına alet etmeye teşebbüs etmeleri ve bunlar arasından elemanlar teminine çalışmaları ihtimali önemle gözönünde tutulmalıdır.</p>
<p>Bazı yerlerde müftülerin ve resmi sıfatı olan diğer din adamlarının tarikat işleriyle ilgilendikleri anlaşıldığından, bu gibiler hakkında idare üstleri, derhal kanunî yetkilerini kullanmalıdırlar.</p>
<p>Tedbirlerin bu esaslar dahilinde ve gereği gibi alınmasını bir kere daha önemle rica ederim.</p>
<p><strong>BAKAN 6 AY SONRA GENELGE YAYINLADI</strong></p>
<p>Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Sökmensüer, yayınladığı tamimden 6 ay sonra yeni bir genelge yayınlamak zorunda kalıyor. İstihbarat bilgilerin ve gelişen olayların değerlendirilmesiyle hazırlanan beş sayfalık genelgede irtica faaliyetlerin endişe verecek boyutta oluştuğunu kanıtlarıyla anlatılıyor. Yan başlığında “Son zamanlarda arttığı görülen gerileme çabalayışlarına karşı sıkı ve önleyici tedbirler alınmasına dair” şeklinde not olan genelge, aynı zamanda tarihi bir belge özelliğini taşıyor:</p>
<p>“Cumhuriyetin ilanıyla başlayan büyük inkılabımızın en önemli cephelerinden birinin, din maskesi altında asırlardır memleketimizde her türlü ilerleme imkanlarını kösteklemiş ve Türk milletini medeniyet alemine kuvvetli ve canlı bir uzuv olarak katılmaktan alıkoymuş olan köhne müessese ve insanların ve batıl inançların özlü hamlelerle merhale merhale yıkılması olduğu malumdur.</p>
<p><strong>İRTİCAYI HORTLATMAKTAN VAZGEÇMEDİLER</strong></p>
<p>Türk Milletinin yetiştirdiği en büyük dehanın nurundan feyiz alan bu köklü inkılâp hamlelerinin, başta yurt ve milletini seven aydınlar olmak üzere, bütün halk tabakaları tarafından derin bir anlayış ve tasviple karşılandığı ve tamamıyla benimsenerek cemiyetimizin bünyesine sindiği muhakkak olmakla beraber, daha başlangıçtan itibaren bu yüzden menfaatleri bozuk olan veya siyasi ihtiraslarını bu yolda tatminden başka çare görmeyen inkılâp düşmanı unsurlar, faaliyetlerini sinsi bir surette devam ettirerek, saf halkı zehirlemekten ve fırsat buldukça irticayı hortlatmaktan vazgeçememişler ve devlet ve milletin başına zaman zaman dert açmışlardır.</p>
<p>Şeyh Sait isyanı, Menemen hadisesi, Rize şapka olayı, Bursa’da Türkçe ezan aleyhindeki nümayiş gibi vak’alar bunların en önemlilerindendir.</p>
<p>Son yıllarda, bunlar gibi ayaklanma mahiyetinde olmamakta beraber, irtiaci olayların gittikçe arttığı, inkilâbımızın selameti için üzerinde hassasiyetle durulması gereken tezahürler gösterdiği dikkati çekmektedir.</p>
<p>946 yılında, gerileme çabalayışlarında, bir önceki yıla nazaran yüzde 80 nisbetinde bir artış görülmektedir. 947 yılının ilk dört ayı içinde tespit edilen rakamlar ise, bu artışın endişe verecek ölçüde devam ettiğini isabet etmektedir.</p>
<p><strong>IRKÇI VE KOMÜNİSTLER GİBİ İRTİCACILAR DA DEMOKRASİDEN ‘FAYDALANMAK’ İSTİYOR</strong></p>
<p>Irkçılık ve komünistlik gibi vatan ve millet düşmanı diğer cereyanlarla birlikte irtica unsurlarının da demokratik gelişmelerden faydalanmak istedikleri anlaşılmaktadır.</p>
<p>Seçimler dolayısıyla, yurdun birçok yerlerinde irticayı körükleyen aşırı ve çok zararlı propagandalar yapılmıştır.</p>
<p>Matbuat kanununda yapılan son demokratik değişiklikten cür’et alan irtica, yayın sahasında da faaliyetini arttırmış bulunmaktadır.</p>
<p>İrtica konusunda memlekete ve inkilâba en çok zararı dokunmuş olan tarikatcılık faaliyetleri de son zamanlarda hız almış ve hatta yeniden bazı tarikatlar türemiş bulunmaktadır. Bu cümleden olmak üzere Ankara’da Pilâvoğlu isminde birisinin kurduğu Ticani tarikatının, yeni olmasına rağmen, binlerce müridi bulunduğu ve bunların şeyhlerine fanatik bir şekilde bağlı oldukları tespit edilmiştir.</p>
<p>Bilhassa alevi ve Nakşibendî tarikatları, üzerinde ayrıca durulacak bir önem taşımaktadırlar. Bu tarikatlar memleketin her tarafına yayılmış ve kök salmış durumdadırlar. Bilhassa Nakşibendî tarikatı birlik harekete en elverişli bir tarikat olması ve mensuplarının Kudbülaktabın (Sait Nursi) her emrine kayıtsız ve şartsız boyun eğmeleri bakımından, politika oyunlarına alet olacak ve adeta siyasi teazzuv halini alacak özelliktedir. Şeyh Sait’in isyanı alevlendirmek için bu özelliklerden kuvvet alıp faydalandığını ve Menemen hadisesinin de Nakşibenî ğavsı olan Erbilli Şeyh Esat’ın tahriki eseri olduğunu hatırlatmakta ve bunlardan günün birinde yurda daha büyük zararlar da gelebileceğini gözden uzak tutmamakta büyük fayda vardır.</p>
<p>İnkılabımızın en aziz ülküsü olan yekpare bir millet olarak yaşamak ve gelişmek yolunda önümüze çıkan diger zararlı cereyanlarla olduğu gibi, son zamanlarda memleketimizde genişlemek istidadını gösteren tarikatçılık faaliyetleri ve dini maske yapan tahriklerle de en şiddetli şekilde mücadele etmek, inkilap ve milliyet prensiplerimizin korunması için hayati bir zaruret haline gelmiştir.</p>
<p>Bu mücadelede daima uyanık bulunmak ve başarılı sonuçlar elde etmek için aşağıda yazılı hususların uygulanması lüzumlu görülmektedir:</p>
<p><strong>İvedi! Nurcular orduya sızıyor</strong></p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı’ndan İçişleri Bakanlığı’na Aralık 1959’da gönderilen yazışmada, Nurculuğun ordu bünyesinde yayıldığı yazıyordu. Ordu içinde faaliyet gösteren Nurcuların belirlenmesi isteniyordu.</p>
<p>“Nakşilik: yakın tarihimizde başlıca irtica hareketlerinde daima ön planda gelen tarikatlar arasındadır.” Uyarı niteliğindeki, genelge ve tamimlere bir de Sarayköy Kaymakamı’nın raporu da eklenecekti.</p>
<p>Yıl 1953. Tarih 7 Temmuz.</p>
<p>Sarayköy Kaymakamı Orhan Zaim tarikatlarla ilgili bir rapor yazıyor. Zaim, raporunda önce tarikatların İslami kaidelerin yer ve zamana göre başka başka yorumlanarak ortaya çıktığını vurguluyor, sonra tarikatların iç yüzünü şöyle anlatıyor:</p>
<p>“İlk çıkış anında halkın yararına çalışan ve onları eğiten tarikatlar zamanla bu özelliğinden sıyrılarak onları sömürmeye, çağın getirdiği yeniliklere karşı olmaya ve insanların yararına olan gelişmelere de taassup içinde karşı durmaya başlamışlardır.</p>
<p>Bu bozuluşun yanında, gerçek konumunda kalanların olmasına karşılık çoğunluğun halkı sömürmeye yönelik hareketleri ve bilgiden yoksun insanları körü körüne kendilerine bağlamaları ve onları amaçları doğrultusunda kullanmaları, kontrol altına alınmalarını gündeme getirmiştir.”</p>
<p>Dönemin belirlenen tarikatlarını “Kadirilik, Rıfailik, Halvetilik, Yeseviyye, Nakşibendilik, Mevlevilik, Bektaşilik, Melamilik, Şazelilik ve Celvetilik” şeklinde sıralayan Kaymakam Zaim, bu tarikatların tüm faaliyetlerini, örgütlenme yöntemlerini de tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. Kaymakam Zaim, altı çizilmesi gereken bir tarikata o dönemde işaret ediyor ve bu tarikatın ismini “Nakşibendilik” olarak açıklıyor:</p>
<p>“Takriben 700 sene evvel Horasan’da Baahettin Mehmet Nakşibendi tarafından kurulmuştur. Taşkent ve Semerkant’ta derhal geniş bir yayılma alanı temin eden Nakşilik, bilhassa İç Anadolu’da süratle yayılmıştır. Şark illerimizde, Kayseri, Sivas, Ankara mülhakatı, Çorum, Kastamonu, Antalya (Alanya ve Akseki’de) vilayetlerinde büyük bir yoğunluk gösteren Nakşilik yakın tarihimizde başlıca irtica hareketlerinde daima ön planda gelen tarikatlar arasındadır.</p>
<p>Menemen-Kubilay hadisesine ismi karışan ve tutukluyken ölen Esat Efendi, tarikatın başlıca halifelerindendi. Oğlu Şeyh Ali Efendi de aynı hadiseyle alakalı görülmüş, mahkemeye tevdi edilmiş ve asılmıştır.</p>
<p>Tarikatın bir de Halidi kolu mevcuttur ki memleketimizdeki Nakşi tekkelerinin çoğu da bu koldandır.</p>
<p>Yakın tarihlerde ölen ve Kutup diye anılan Halidi kolundan Küçük Hüseyin Efendi öldüğü zaman iki halife bırakmıştı. Bunlardan biri Haşim Mardini’nin babası olup yakın zamanda vefat eden Ömer Fevzi Mardini’ydi. Diğeri ise İstanbul’da Suadiye’de ikamet eden Süleymaniye Camii başimamıyken emekli olan Hafız Kudsi’dir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Özellikleri:</span></p>
<p>- Bu tarikin mensupları gayet mutaassıp kimselerdir. Kendilerinden olmayan kimselerle konuşmadıkları ve tarikattan olmayan kimselerin selamını almadıkları iddia olunmaktadır.</p>
<p>- Top sakal koyuverirler ve bıyıkları kırkıktır.</p>
<p>- Şapka giymemeye gayret ederler, bere giymeye meraklıdırlar.</p>
<p>- Beş vakit namazlarını büyük itinayla kılarlar ve hatta sünnetleri iki yerine dört rekat olarak kılarlar.</p>
<p>- Bir araya toplanıp şeyhin başkanlığında tespih çekerler, zikirleri gizlidir. Başları öne düşmüş, gözleri kapalı tespih elde hareket eder, buna ‘Murakabeye (düşünce) daldılar’ denir.”</p>
<p><strong>NURCULAR ORDU İÇİNDE ÖRGÜTLENİYOR</strong></p>
<p>Polis arşiv belgelerinde Genelkurmay Başkanlığı’nın bir belgesi de yer alıyor. Polisin arşivinde bulunma nedeni, Genelkurmay Başkanlığı’nın İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir belge olması.</p>
<p>“Çok gizli” ve “ivedi” damgalı bu belge 9 Aralık 1959 tarihini taşıyor. Antetinde, “T.C. M.M.V. (Milli Müdafaa Vekaleti) Erkânıharbiye-i Umumiye Riyaseti Karargâhı Ankara” şeklinde başlık olan belgenin konusu da “Muzır faaliyetler Hk.” olarak belirtiliyor. “Milli Müdafaa Vekili Etem Menderes” imzalı belgede Nurculukla ilgili İçişleri Bakanlığı’ndan yardım isteniyor.</p>
<p><strong>SAİD NURSİ’NİN GAYESİ PARA DEĞİL</strong></p>
<p>Polis Arşiv Belgeleri dosya çalışmasında İçişleri Bakanlığı’nın Genelkurmay Başkanlığı’na nasıl bir yanıt verdiğine dair bir belge bulunmuyor ama dönemin istihbarat örgütü olan MAH’ın (şu andaki Milli İstihbarat Teşkilatı) bir “gizli” yazısı bulunuyor. 30 Aralık 1959 tarihini taşıyan bu istihbarat notu Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yazılıyor. Belge, Samsun’da Nurcuların faaliyetine ait bir istihbarat bilgi notundan oluşuyor:</p>
<p>“Samsun Nurcularından Mustafa Bağışlayıcı, Tevfik Furtun, Osman Tüfekçi, Hürrem Tüysüz, Ali Rıza Sağlamer, Hamdi Sağlamer, Mühittin Gür, Abdullah Tüfekçibaşı ve Mahmut Yılmaz adlı şahısların aleyhlerine açılan davada beraat edeceklerini ve her fırsatta hiç çekinmeden ve hatta hakim huzurunda bile, bu uğurda kafaları kesilse dahi mücadeleden yılmayacaklarını, bir vatandaşı Nurculuğa çevirdikten sonra ölmeye hazır olduklarını, bu şekilde ölürlerse şehitlik mertebesine ulaşacaklarını, kendilerine mani olmaya çalışanların hüsrana uğrayacaklarını, hiçbir serveti olmayan Said Nursi’nin bir kulübede oturduğu ve yüz milyon üyesi bulunduğunu, bunlardan birer kuruş almak suretiyle servet sahibi olacak bu şahsın buna tenezzül etmediğini, gayelerinin;</p>
<p>1. Kadınların açık saçık gezmemeleri, resmi dairelerde çalıştırılmamaları,</p>
<p>2. Pazar tatilinin eskisi gibi cumaya çevrilmesi,</p>
<p>3. Lâiklik prensiplerinin kaldırılması,</p>
<p>4. Dini akidelerin kuvvetlendirilmesi olduğu</p>
<p>ve Kur’an yolunda din yolunda kanlarını, canlarını vereceklerini ve (elimize fırsat geçerse, ki bu fırsat geçecektir, yapacağımızı biz biliriz)’ şeklinde konuştukları duyulmuştur.”</p>
<p><strong>Fethiye Müftüsü: Nurcular Atatürk’ü teccal* olarak görür</strong></p>
<p>Fethiye Müftüsü Mehmet Dirlik, 14 Nisan 1966’da Kaymakamlığa bir yazı gönderdi. Yazıda Fethiye’de Nurcuların Atatürk’ü “teccal” olarak gördüğü, şapka takan herkese “teccalin mikrobu” dediği belirtiliyor.</p>
<p>Polis arşiv belgeleri, “Çarşaf-Peçe-Peştamalla Örtünme Sorunu” başlıklı çalışma bir tespitle sonlanıyor. Yan başlıkta yazının özeti olarak “Nurculuk ve Gericilik faaliyetleri hk.” şeklinde belirtilmiş tespit sıradan bir insan tarafından değil bir din adamı tarafından yapılıyor, bir müftüden.</p>
<p>Fethiye Müftüsü Mehmet Dirlik imzasını taşıyan bu tespit resmi olarak Kaymakamlığa, 14 Nisan 1966 tarihinde gönderiliyor:</p>
<p><strong>GERİ DÜŞÜNCELERLE İLERİ MİLLETLER SEVİYESİNE ULAŞILMAZ</strong></p>
<p>“Müftülük görevini üzerime aldığım tarihten bu yana aşağı yukarı kazaya bağlı bütün köyleri dolaştım. Vatandaşlarla ve köylerdeki din adamları arkadaşlarımızla tanıştık. Hasbıhaller etti bu günki feza devrinde aya ulaşılmaya çalışıldığı bir devirde iptidai ve geri düşüncelerle memleketimizin kalkınıp ileri milletler seviyesine ulaşamayacağını ancak geri değil ileri düşüncelerle bir memleketin kalkınabileceğini ve ilerlemeye dinin engel olmadığını daha yardımcı olduğunu Hazreti Peygamber’in, ‘okumakla ilimle çalışanların ibadet etmiş insanlar kadar muteber olurlar’ sözünü hatırlatarak telkinlerde bulundum.</p>
<p><strong>NURCULAR VE TECCALLAR DİYE AYRILACAKLAR</strong></p>
<p>Fakat kökü taşrada bulunan ve birkaç senedir Fethiye’nin birçok köylerini kapsayan Nurcular, Müslüman dininini kabul etmediği, Mukkades kitabımızda da yeri bulunmayan bambaşka ayrı bir (hatta vatandaşı birbirinden ayıran, ikilik yaratma metodlarla başka bir din yolu takip edilmektedir ve bu durum önlenmediği takdirde bir iki sene içinde bütün Fethiye köylerini kaplıyacak, camilere devam eden hakiki Müslümanlardan bunların yollarına kapılacak, camilerimiz boy kaldığı gibi vatandaşlarımızda, Nurcular ve Teccallar adı altında ikiye ayrılıp önlenmesi çok güç bir durum olacaktır.)</p>
<p><strong>BU BÜYÜK TEHLİKE ÖNLENMELİ</strong></p>
<p>Namus ve şerefimle üzerime devir aldığım vazifemde noksanlık bırakıp ileride günahkâr olmamaklığım için Büyük Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Rejimi’nin bir çocuğu olarak ve bu rejime kutsal dinin her türlü baskı ve tazyikten uzak olarak salim bir şekilde gelişeceğine inanan insanlar olarak gerek dinimizin ve gerekse Büyük Atamız ve O’nun kurduğu rejimin korunması bakımından bizzat görüp müşahede ettiğim tehlikelerden birkaçını yüksek bilgilerinize arzetmeyi uygun buldum. Bu büyük tehlikenin önlenmesine ve kandırılmış cahil vatandaşların gittiği yolların yanlış olup doğru yola gitmelerinin memleket millet menfaatlarına rejimin selametine olacağının kendilerine duyurulup inandırılmasına delaletlerini dilerim.</p>
<p><strong>GAYELERİ ATATÜRK REJİMİNİ KÖKÜNDEN YIKMAK</strong></p>
<p>Gayeleri Atatürk rejimini kökünden yıkmak ve yerine kendi arzuladıkları bir rejimi kurmaktır. Bunda muvaffak olabilmek için peşinen vatan sathına yayılmak ve ikilik çıkarmak ekseriyeti aldıktan sonra arzuladıkları idareyi kurmak için teşebbüse geçmektir. Nitekim bizim Fethiyemizde durum tehlikeli bir şekil almıştır. Mesela; (Kadıköy, Çamurköy, Güneşli Köyü, Gebeler, Alaçatı, Ören ve Ceylan köylerinde Nurcular ekseriyeti almış, elemanları şehir kıyılarına yerleşmiş kolları ise bütün köylerde cahil vatandaşları kandırarak Nurcu yapmaktadırlar. Fethiye’de İsmail Dalamanlı isminde bir ayakkabı ustası ile Fethiye’nin Tuzla mevkiinde oturur, Alaçatı köyünden Mustafa Aydın ve oğlu Necati Aydın ve gene Alaçatlı Haçı Sadık Aydın ve isimlerinin tespitine imkan bulamadığım birçok Alaçatılı ve diğer köylerden müritler ve Zorlar köyünden Yusuf Tanış ismindeki şahıs baş mürit olarak merkez gözü ile baktıkları Adapazarı’ndaki ve Mehdi olarak tanıdıkları Yakup ismindeki şahısla münasebet temin ederek teşkilatlarını kuvvetlendirmektedirler.</p>
<p>Sevgili vatanımızın ve milletimiz ve cumhuriyet rejiminin ve bu rejimin yaratıcısı Büyük Atatürk ve O’nun inkılapları ve milletteki Atatürk sevgileri için durumu tehlikeli gördüğümden önlenmesi için yüksek ittilalarınıza saygılarımla arz eder gereğinin yapılmasını dilerim.”</p>
<p><strong>Said Nursi nereye defnedildi?</strong></p>
<p>Polis arşiv belgelerinde yer alan iki önemli belge, Said Nursi’nin cesedinin Emirdağ veya Isparta’ya nakledildiğini ve Isparta Şehir Mezarlığı’na gömüldüğünü gösteriyor.</p>
<p>Nurculuk tarikatının lideri Said Nursi’nin cesedinin nereye gömüldüğü hâlâ tartışılıyor, bilinmiyor. Uçakla Akdeniz’e atıldığı söylentileri bile kitap konusu oldu, gazetelerin manşetlerini süsledi. Polis arşiv belgelerinde yer alan iki önemli belge, Said Nursi’nin cesedinin nakline ve tekrar defnine ait. Bu belgelerde Said Nursi’nin cesedinin Emirdağ veya Isparta’ya naklinin izin belgelerine ait Isparta Şehir Mezarlığı’na gömüldüğüne dair resmi bilgiler yer alıyor.</p>
<p><strong>ÇARŞAFLA MÜCADELE KOMİTESİ VE MANTO DAĞITMA KERVANI</strong></p>
<p>Dönemin Devlet Başkanı Cemal Gürsel’e Gaziantep’ten bir mektup geliyor. Mektup, 26 Aralık 1960 tarihini taşıyor. Mektubu, “Çarşafla Mücadele Komitesi” adına Türkan Gencer adında bir hanımefendi yazıyor. Bu mektupta, özellikle kadınların da örgütler kurarak Atatürk Devrimleri’ne destek verdiği ortaya çıkıyor. Üzerindeki notlardan mektubun önce 4 Ocak 1961 tarihinde Başbakanlığa, sonra 7 Ocak 1961 tarihinde de İçişleri Bakanlığı’na gönderildiğini anlıyoruz. Mektupta özetle şöyle deniliyor:</p>
<p>“İskenderun’da Atatürk’ün heykeline karşı girişilen tecavüzü O’nun ulu kişiliğinde temsil ettiği Türk Milletine ve Devrimlerine yöneltilmiş bayağı bir hareket olarak Gaziantep çarşafla mücadele komitesi adına nefretle lânetliyoruz.</p>
<p>Biz, 27 Mayıs devrimiyle yeniden açılan Atatürk Devrimlerinin yolunda yürümek, aydın yurttaşlar olarak üstümüze düşen görevleri yerine getirmek amacı ile, ekim başlarında çarşafla mücadele komitesini kurduk. Valilik makamının geniş desteğine mazhar olan komitemiz, Basın-Yayından belediyeye, Milli eğitim teşkilatından terziler derneğine kadar çeşitli kurumlarla işbirliği yaparak iki buçuk aydır çarşafla ve geri zihniyetle savaşmaktadır. Tertip ettiğimiz manto dağıtma kervanlarında tanesi 21 liradan hazırlatılan halk tipi mantolardan beş yüzü merasimle çarşaflı hanımlara giydirilmiştir. Bununla birlikte bu kadarını asla yeter görmemekte kıyafet devriminin zihniyeti içinde çarşaf davasının kökünden halledilmesi için bunun bir hukuk problemi olarak ele alınmasının uygun olacağı düşüncesindeyiz.”</p>
<p><strong>Kubilay’ı katleden ‘mehdi’ olaydan önce ne içmişti?</strong></p>
<p>Kubilay, Mehdi Mehmet’in yakasına yapışır ve yaptıklarının uğursuzluğunu anlatır. Yere düştüğü anda kurşunla yaralanır. Kalkıp camiye doğru ilerlerken yine düşer. Onu uzaktan gören Mehmet başını keser ve bayrak direğine takar. Halkı da iştirake çağırır.</p>
<p>Bugüne kadar defalarca yazılmış, okunmuş, anlatılmış olan Kubilay Olayı, ilk kez polisin arşiv zabıtlarından birebir ve tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. Bu belgelerden “İrtica Ayaklanması” diye de adlandırılan Kubilay Olayı’nda neler yaşandığını, gelişmelerin nasıl takip edildiğini bulmak mümkün.</p>
<p>“Mustafa Fehmi Kubilay: 23 Aralık 1930 tarihinde, yedek subaylığını yaptığı sırada Menemen’de bir grup yobaz ve tarikat üyesi tarafından 24 yaşında şehit edilen öğretmen. Terzi çıraklığı yaparken Antalya Öğretmen Okulu’nun imtihanlarını kazandı. Üç yıl Antalya ve bir yıl da İzmir Öğretmen Okulu’nda okudu. Bursa Öğretmen Okulu’nu bitirdi. (1926) Askerlik görevini yapmak üzere gittiği Menemen’de genç bir öğretmeni korumak isterken ayaklanan şeriatçılar tarafından başı kesilerek öldürüldü. Adına Menemen’de bir anıt yapıldı ve Bursa Öğretmen Okulu’na büstü kondu.</p>
<p>Bir tarikatın Manisa-Balıkesir bölgesindeki elebaşısı olan Laz İbrahim Hoca tarafından kışkırtılanlar, bu tarihte Manisa sokaklarında topluca harekete geçerek gösterilere başladılar. Başlarındaki Derviş Mehmet adlı yobaz, Menemen’in 72 bin Müslüman Arap tarafından kuşatıldığını, halkın yeşil bayrak altında toplanması gerektiğini ilan etti. Olay kısa zamanda tam bir irtica hareketi niteliğini aldı. Menemen’de yedek subaylığını yapan Mustafa Fehmi Kubilay, olayı mangasıyla bastırmak için başkaldıranların üzerine yürüdü. Topluluğu korkutarak dağıtmak amacıyla manevra mermisi taşıyan askerlere ateş emrini verdi. Asiler Kubilay’ı önce yaraladılar, sonra bir caminin musalla taşında başını kesip yeşil bayrağın tepesine takarak bir süre kasaba sokaklarında dolaştırdılar. Bu sırada kendilerine engel olmak isteyen Şevki ve Hasan adlı iki bekçiyi de öldürdüler. Ordu birlikleri hemen olay yerine gelerek şeriatçıları dağıttı. Bu arada Derviş Mehmet ve iki adamı öldürüldü. Balıkesir, Manisa ve Menemen’de sıkı yönetim ilan edildi. General Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan askeri mahkeme 2 bin 200 sanığı yargıladı. Bu sanıklardan bazıları beraat etti, bazıları çeşitli cezalara çarptırıldı. 29’u ise Kubilay’ın şehit edildiği yerde asıldı.</p>
<p><strong>MÜRTECİLER, ESRAR ÇEKİP TEKBİR GETİRİYORLAR</strong></p>
<p>“T.C. Dahiliye Vekâleti Hususi Kalem Müdürlüğü” antetli ve “Vali Kazım” imzalı bir diğer belgenin üzerinde Menemen 24/12/930 tarih ve saat 17/40 notları düşülmüş. Vali Kazım Kubilay olayının ayrıntılarını bir raporla şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Emirlerine sırasıyla cevap arzediyorum. Menemen jandarmasının 40 mevcutlu hapishanesi ve katilleri vardır. Birisi santraldadır. Hükûmet meydanının yüz metre karşısında bayrak diken ve esrar çekmiş bir halde tekbirlerle bağıran mürteciler aynı zamanda kasabadaki kuvvetlerinin 180 müsellah kişi olduğunu bağıra bağıra söylemişler. Bunlara karşı kullanacak kuvvetini görmeyen jandarma kumandanı Yüzbaşı Fahri Bey bizzat meydana atılmış ve müsellah şekillerin yanına kadar gelmiş, dağılmalarını istemiş, ihtar ve nasihat etmiş. İşin fenalaşacağını görmüş o esnada 8 sokak ağzı olan bu meydana yavaş yavaş işgüç adamları ve reçber gelmeye başlamış olduğundan hemen telefona gelerek mevki kumandanlığını haberdar etmiş ve kaza kaymakamına da hemen haber göndermiş ve bizzat posta ve telgraf müdürü dahi hem kaymakamın evine hemde en yakın/ bir nizamiye tabur kumandanının hanesine koşarak bizzat gördüğü vaziyeti haber vermiştir.</p>
<p>O esnada alayın askerleri talime çıkmak üzere hazırlanıyormuş, alay kumandanı müfrezelere emir vermiş ve bahusus kasabada şayi olan tevatire göre İzmir ve Bergama yollarının şakiler ve müsellah mürteciler tarafından tutulduğu hakkındaki şayia üzerine daha geniş tedbirler almaya başlanmış ilk müfreze şehit zabit vekili Kublay beyin müfrezesiymiş. Kublay bey müfrezesi ile otuz kırk metreye kadar gelmiş kendisi daha ileriye atlamış ve şakilerden ikisinin yakasına yapışmış. Boğuşunca hainlerden birisi ateş edip Kublay beyi yaralamış ve yarasının tesiriyle kırk metre açıktaki camiin havlusuna doğru çekilmiş. Müfrezesi şimdi bulunduğum telgrafhane binasının az ittisalindeki sokak başına kadar geldiği halde geri çekilmiştir. Bu çekilme hareketi müfrezenin korku ve talaşından mı yoksa bir tesir ve bir teheyyüçten veya kumandansız kalışındanmı bunları tetkik ve tespithatına rağmen fırka kumandanı Cavit Paşa’yı Manisa’dan telgraf başına davet ettim. Çünkü nizamiye alay kumandanı telefonla bendenize dediki müfreze kumandanı ahalinden bir kimse vurmamak ve yaralamamak için ateş ettirmemek ihtimali vardır. Tetkik neticesini bildireceğim. Bu gün tesadüfen kolordu kumandan vekili Mustafa paşa hazretleri dahi iki saat evvel geldiler. Vaziyet üzerine müzakere ettik, her iki kumandan maiyetlerini isticvab ile ve bu vaziyeti tesbit ile meşgul bulunuyorlar. Yarın İzmir’den geçerken bendenize uğrayacaklar. Ve tesbit ettikleri vaziyeti söyleyeceklerdir.</p>
<p>Müfreze herhangi sebeple olursa olsun bu suretle sahneden daha geriye çekilerek mevkii tedbil edince yaralı zabit yalınız kalmış ve bizzat mehti denilen derviş Mehmet tarafından hançerle boğazlanmıştır. Bunun daha acısı şudur ki sokak başlarında o anda mevcut duran seyirci insanlar temaşa etmişlerdir. Bu insanları tespit için çalışılıyor. Bu sırada ikinci yetişen nizamiye müfrezesi saldırmış ve bizzat zabit bile makinalı tüfek kullanarak hainleri yere sermiştir. Kumandan paşalar ilk müfrezenin bu elim vaziyetini müfrezenin kumanda ve idaresindeki zaaf ve noksanlara atfediyorlar. Ve bir de jandarma bölük kumandanının telefonla muzaheret istediği sırada Kublay Bey müfrezesinin sabit bir noktaya doğru gelip jandarma yüzbaşısıyla buluşamaması da bozuk bir nokta telakki olunuyor. Askerlerin umum ve manevi vaziyeti mucibi şükrandı. Bugün kumandan paşalarla buradaki müşterek tetkikatından sonr sarih bir rapor arzedecektim. Bugün Manisa’da müteaddit eşhaş geldiği gibi bu gecede civar köylerden gelmektedir.</p>
<p>Manisa ile Menemen arasındaki köylerden hangilerinin ve ne suretle alâkadar olduğunu İzmir’den zeval raporuyla ve şifre ile arzetmiştim. Vali muavini dün gece maslahat icabiyle burada kalmış idi. Bugün bendeniz buradayım. Bu gece İzmire avdet edeceğim. Yine vali muavini Saip bey gelecektir. İlk tahkikatın şumüllü ve nafiz bir nazarla tespiti haizi ehemmiyettir. İzmir polisi de buranın ilk tahkikatına yardım için bir kaç liyakatli sivil memur göndermiştir. Jandarma için dahi burada işlenecek noktalar vardır. Bir iki gün zarfında onları da isticvabi yapılacaktır. Yalınız şimdi kaza jandarmaı en faal adliye vezaifi karşısında bulunduğu cihetle bu işler hafifleyince onların da fezlekesi yapılacaktır. Bugün büyük ve heyecanlı bir ihtifal yapıldı. Bütün mebuslarla Cumhuriyet Halk Fırkası ve İzmir Belediyesi ve Türk Ocağı ile maarif zümresi namına heyetler ve çelenkler geldi. İnkılâp ve Cumhuriyetin fedakâr şehidi olan zabit vekili Kublay bey ile iki bekçinin cenaze merasimini hürmetle tetviç olundu efendim.”</p>
<p><strong>ATATÜRK, KUBİLAY’IN ARDINDAN NE DEDİ?</strong></p>
<p>Kan Demir’in Şehit Kubilay adlı kitabına göre, Atatürk, Kubilay’ın ardından şunları söylemişti:</p>
<p>“Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyet’in mefkûreci muallim heyetinin kıymetli uzvu Kubilay Bey temiz kanı ile Cumhuriyet’in hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.”</p>
<p><strong>REFİK HALİT KARAY’IN DÖNÜŞ SEVİNCİ</strong></p>
<p>Tan Gazetesi’nin 2 Haziran 1938 günlü sayısından alınan bir haber kupüru da polis arşiv belgelerine girmiş. 150’liklerden Gazeteci-Yazar Refik Halid Karay’a, af yasasından faydalanarak Türkiye’ye dönmeden önce, telgrafla düşünceleri soruluyor, O da yanıt veriyor: Haber, “Refik Halit’ten Telgraf” başlığıyla veriliyor. “Halebe bir telgraf çektik. Refik Halit’ten yurda kavuşmaya ait duygularını sorduk. Bize telgrafla şunları anlatıyor:</p>
<p>Dönüş sevincim katmelidir.</p>
<p>Sevgili yurdumu ne halde bıraktım? Nasıl bir harika ile karşılaşacağım.</p>
<p>Dumanı yaslı tüten bir fabrika bacası tanırdım: Zeytinburnu.</p>
<p>Ankarada tek bina taşhandı.</p>
<p>Bankalarda dilimiz ötmez, şirketlerde sözümüz sökmezdi.</p>
<p>Trende Türkçemi Rumlaştırmadan biletçiye meram anlatamazdım.</p>
<p>Tokatliyanda frenkçe söylemezsem garsona dilediğimi kolayca yaptıramazdım.</p>
<p>Plajlarımızda yüzen yabancılara kıyıdan korkarak bakar, Avurapadan dönerken hudutta şapkamı pencereden atardım.</p>
<p>Memlekette toprağın kurusu bizim, yaşı elindi.</p>
<p>Bıraktığım haldeki bu vatan yerine istiklal ve mucize ülkesine kavuşmaktan duyduğum heyecan içinde şu yaşımda ağlar güler ilân bebeklerine döndüm.</p>
<p>Mütemadiyen tekrarladığım söz: Yaşa Atatürk, beni gurbette de göğsümü kabartarak yaşatan Atatürk. Refik Halit Karakayış.” (Belge no: 8- Sayfa no: 22)</p>
<p><em>(Adnan Gerger, ntv.com.tr)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/polis-arsivlerindeki-gizli-belgeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mossad, CIA, Mafya, Bilderberg, Masonluk ve Yeni Dünya Düzeni</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/mossad-cia-mafya-bilderberg-masonluk-ve-yeni-dunya-duzeni.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/mossad-cia-mafya-bilderberg-masonluk-ve-yeni-dunya-duzeni.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 03:26:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50564</guid>
		<description><![CDATA[1953 -1961 arası CIA Başkanlığı yapan, Amerikan istihbarat servislerini yeniden düzenleyen ve CIA&#8217;i kuran mason Allen Dulles, ABD&#8217;li senatör ve mafya avukatı mason Thomas Dewen, CIA ve mafyaya maddi destek veren milyarder H. Hughes, Hollanda Prensi Bernard&#8217;ın ortağı mason Maximilian Kohnstamm, CIA Başkanı Bedell Smith, ABD Uluslararası İşler Servisi&#8217;nin Müdürü Braden, Yahudi mafya babası ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1953 -1961 arası CIA Başkanlığı yapan, Amerikan istihbarat servislerini yeniden düzenleyen ve CIA&#8217;i kuran mason Allen Dulles,</p>
<p>ABD&#8217;li senatör ve mafya avukatı mason Thomas Dewen,</p>
<p>CIA ve mafyaya maddi destek veren milyarder H. Hughes,</p>
<p>Hollanda Prensi Bernard&#8217;ın ortağı mason Maximilian Kohnstamm,</p>
<p>CIA Başkanı Bedell Smith,</p>
<p>ABD Uluslararası İşler Servisi&#8217;nin Müdürü Braden,</p>
<p>Yahudi mafya babası ve mafyayı CIA yararına çokuluslaştıran kişi Meyer Lansky,</p>
<p>CIA Uluslararası İşler Müdürü, Avrupa Hareketi&#8217;ni yöneten mason Joseph Retinger;</p>
<p>Bu kişiler, yeni dünya düzenini CIA-mafya-masonluk üçgeniyle gerçekleştirmek için çalışmaları başlatan kişilerdir.</p>
<p>Bu kişiler ve bu kişilerle iş birliği içinde hareket edenler, 50&#8242;li yılların başından itibaren, izledikleri politikanın, Avrupa&#8217;da rahatsızlık oluşturduğunu fark edip, daha etkili bir yolla Avrupa&#8217;ya hükmetmeye karar verdiler. Bu da lobi örgütleriyle olacaktı:</p>
<p>&#8220;1952&#8242;de Avrupa Hareketi&#8217;nin Genel Sekreteri, mason Joseph Retinger Avrupa&#8217;ya dönüşünde uluslararası örgüt kurmanın gerekliliğini açıklar. İlk kuruluş toplantısında CIA Başkanı William Donovan, CIA&#8217;den Bedell Smith, Hollanda Prensi Bernhard ve NATO Genel Sekreteri Joseph Luns önderliğinde toplanan kişiler gelecekteki Bilderberg kulübün ilk temellerini atarlar. Bu toplantıya katılan diğer kişilerin çoğunluğu da masondur.&#8221; (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata)</p>
<p>1954 yılında ise mason Joseph Retinger&#8217;in başkanlığında Bilderberg kulüp kuruldu. Bu kulübün üyeleri arasında masonlar, politikacılar, gizli servis üyeleri, CIA başkanları, mafya üyeleri bulunmaktaydı. Bilderberg&#8217;in kurucularının ve yeni üyelerinin bazıları şu isimlerdi:</p>
<p>Petrol tröstü David Rockefeller,</p>
<p>NATO Genel Sekreteri mason Brosio,</p>
<p>CIA Avrupa Bölüm Şefi mason Gigliotti,</p>
<p>İtalyan üstad-ı azamı Cartini,</p>
<p>CIA kurucularından mason Allen Dulles,</p>
<p>CIA Uluslararası İşler Müdürü, Bilderberg Genel Sekreteri, aynı zamanda mason Joseph Retinger,</p>
<p>CIA Başkanı mason William Donnovan,</p>
<p>CIA&#8217;den mason Braden,</p>
<p>ABD&#8217;li senatör mason Martin,</p>
<p>Belçika Dış İşleri Bakanı mason Van Zeeland.</p>
<p>&#8220;Bu kişiler Avrupa organizasyonunda önemli rol oynadılar. Avrupa Ekonomik Birleşme Derneği, Avrupa Kültür Merkezi, Avrupa Hareketi, Avrupa Konseyi gibi organizasyonların tümünde bu isimleri görmek mümkün.&#8221; (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata)</p>
<p>&#8220;Bilderberg&#8217;i ilk başta CIA kurdu. Ama daha sonra kendisi Bilderberg politikasının bir enstrümanı haline dönüştü. CIA başkanını Bilderberg seçer. David Rockefeller korumasında, CIA&#8217;den Walters ve Rocca, Trilateral komisyonun temellerini attılar. CIA&#8217;den Merriman ve D. Abshire Bilderberg toplantılarına katılanlardan bazıları.&#8221; (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata)</p>
<p>&#8220;David Rockefeller, banker Rothschild, Henry Kissinger, Brzezinski 70&#8242;li yıllarda bu lobileri örgütleme işini ele alırlar. Kissinger politik hayata Rockefeller ve CIA sayesinde gelmiştir. Brzezinski de Rockefeller tarafından korunmuştur. David Rockefeller, Trilateral ve Nelson Rockefeller, Bilderberg Başkanı olarak bu örgütlerde alınan kararlarda önemli rol oynamışlardır.&#8221; (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata)</p>
<p><strong>Mafyanın Merkezi Sicilya, Yahudilerin En Yoğun Bulunduğu Yerdir</strong></p>
<p>Mafya, hakkında çok konuşulan ama ne olduğu tam olarak bilinmeyen konulardan biridir. Mafyanın dünyanın pek çok ülkesinde etkili olabilmesinin ana nedenlerinden biri ise, önemli istihbarat servislerinde çalışanlarla yapılan gizli iş birlikleridir. Bu iş birliklerinden çoğu zaman serviste görev yapan çoğunluğun haberi olmaz. Bu nedenle pek çok insan, gizli servislerin mafyayı çökertmek için uğraştığını, ancak bunda bir türlü başarılı olamadığını düşünür. Fakat işin iç yüzü pek de göründüğü gibi değildir.</p>
<p>&#8220;Amerikan ticari hayatının hiçbir aşaması, mafyanın yatırım teklifleri şeklindeki sızmasından güvende değil. Amerikan hayatındaki etkisine rağmen mafya küçük. Hepsi İtalyan asıllı. Özellikle Sicilya&#8217;dan, bunların çoğu da Yahudi. Mafya olan herkes kan ve ateş yemini ile bağlanıyor. Rejimlere ya da küçük gruplara bağlanıyorlar. Bu grupların başında rejim babaları ya da teğmenler geliyor ki onlar da emirlerini klanın babasından alıyorlar.&#8221; (Time, The Mafia Big, Bad, and Booming, 1977)</p>
<p>&#8220;Sicilya&#8217;da uzun süreli ve geniş bir Yahudi yerleşmesi vardı.&#8221; (Yahudi Dünyası, İletişim yayınları)</p>
<p>&#8220;Sicilya mafyasının uluslararası uyuşturucu satışı işinde Kuzey ve Güney Amerika&#8217;nın suç aileleriyle uzun süreden beri bağlantıları vardı.&#8221; (Newsweek, 8 Haziran 1992)</p>
<p>Mafya, Kontrgerilla, CIA, Mossad Ortaklığının Kilit İsmi: Yahudi Banker Meyer Lansky</p>
<p>&#8220;Yahudi olan Meyer Lansky&#8217;nin asıl adı Meyer Suchowljansky.&#8221; (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy)</p>
<p>&#8220;II. Dünya Savaşı sonrası, Meyer Lansky Florida&#8217;da kumarhaneler imparatoru haline geldi. Al Capone ve Salvatore Luciano ile iş birliği yaptı.&#8221; (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy)</p>
<p>&#8220;Kumar, içki ve fuhuştan kazandığı tüm paraları İsviçre&#8217;de Yahudi banker Tibor Rosenbaum&#8217;un yönettiği International Credit Bankası&#8217;na değişik yollardan gönderiyordu. International Credit Bankası&#8217;nı yöneten Yahudi Rosenbaum bir hahamdı. Hahamlığını ve aşırı dindarlığını Avrupalı hazineci rolüyle çok iyi bağdaştırmıştı. Haham yetiştiren bir aileden geliyordu. International Credit, kurulmasından kısa bir süre sonra Avrupa&#8217;dan İsrail&#8217;e yollanan tüm yardımların ilk geçit noktası durumundaydı ve özellikle silah yardımlarının. Müşterileri arasında Israel Corporation en önemli yeri tutar. Bunun yöneticilerinden biri Yahudi Banker Rothschild&#8217;dir. 1967&#8242;de Life dergisi bu skandalı ortaya çıkarır. İsrail-Haham Rosenbaum-Rothschild-Mafya-Lansky bağlantısı açıklanır. Rosenbaum&#8217;un İsrail&#8217;deki temsilcisi İsrail Gizli İstihbarat Örgütü Shin Beth&#8217;in şefi Amos Manor&#8217;dur.&#8221; (Israel Connection: La Mafia en Israel, Jacques Derogy)</p>
<p>&#8220;Lansky ve yakın arkadaşı Yahudi Doc Stacher hakkında, Senatör Robert Kennedy döneminde büyük soruşturmalar açılır. Bunun üzerine Doc Stacher İsrail&#8217;e giderek hapis cezasından kurtulur. Tel-Aviv&#8217;e yerleşir.&#8221; (Israel Connection: La Mafia en Israel, Jacques Derogy)</p>
<p>1968&#8242;de Robert Kennedy öldürülür. Cinayetin failleri her zaman olduğu gibi bulunamaz:</p>
<p>&#8220;1970 sonunda Lansky, İsrail&#8217;e çok gizli bir giriş yapar. Burada Stacher&#8217;la buluşur. İsrail&#8217;deki sosyal kuruluşlara yardımda bulunur. Ilan adlı bir kuruluşa başkan olur. Kudüs&#8217;te kendi adına bir sinagog yaptırmak için bağışta bulunur. Zaten daha önce ABD&#8217;de de kendi adına bir sinagog yaptırmıştır. ABD&#8217;de Amerikan Yahudilerini Birleştirme Derneği&#8217;ne de önemli yardımlarda bulunmuştur.&#8221; (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy)</p>
<p>&#8220;II. Dünya Savaşı sonrası tüm dünyada kontrgerilla hareketi başlatılır. Bu hareket için ABD&#8217;den 38 milyon dolarlık bir yardım gelir, özellikle CIA&#8217;den. 3 milyon dolar da başka şirket ve patronlardan alınmıştır. Bu olayın kurucuları arasında CIA şeflerinin yanında bir isim göze çarpar, Yahudi mafya babası Meyer Lansky.&#8221; (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy)</p>
<p>&#8220;Amerikan gizli servislerini yeniden düzenleyen, CIA&#8217;i kuran ve 1953-1961 arası Başkanlığını yapan mason Allen Dulles, Meyer Lansky&#8217;nin avukatlığını yapmıştır.&#8221; (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy)</p>
<p>Meyer Lansky örneği mafya-gizli servisler bağlantısının en çarpıcı örneklerindendir:</p>
<p>&#8220;Meyer Lansky bütün organize suçların en parlak beyniydi. Lansky, namusuyla ticaret yapan bir işyeri kursaydı diye anlatıyordu bir FBI görevlisi, şimdi General Motors&#8217;tan bile büyük bir imparatorluğun sahibi olurdu. Kariyeri boyunca içki kaçakçılığından, bütün Amerika&#8217;ya yayılan kumarhanelerinden, tefecilikten ve borsadan kazandıklarıyla 300 milyon doların üzerinde ciddi bir servet sağladı. En büyük arzusu İsrail&#8217;de sessizce bir köşede yaşamaktı.&#8221; (Aktüel, 13-19 Ağustos 1992)</p>
<p>&#8220;Anthony Summers&#8217;ın &#8220;Resmi ve Gizli: J. Edgar Hoover&#8217;in Gizli Yaşamı&#8221; adlı kitabında FBI şefi Hoover&#8217;in eşcinsel olduğu ve bu gerçeği saptayan mafya babası Meyer Lansky&#8217;nin bunu Hoover&#8217;e karşı ölünceye kadar koz olarak kullandığı belirtiliyor. FBI şefi Hoover&#8217;in kadın kılığına girmiş ve cinsel ilişki halindeki fotoğrafları OSS şefi William Donnovan tarafından Meyer Lansky&#8217;e veriliyor ve bu fotoğrafların Meyer Lansky tarafından hayati koz olarak kullanıldığı söyleniyor.&#8221; (Hürriyet, 6 Şubat 1993)</p>
<p>Anthony Summers, Meyer Lansky-Hoover bağlantısını anlatmaya şöyle devam etmektedir:</p>
<p>&#8220;Meyer Lansky, Hoover&#8217;in eşcinsel olduğuna ilişkin somut kanıtları, FBI&#8217;ın faaliyetlerine karışmasını önlemek için kullandı. Hoover&#8217;in ölümünden iki yıl öncesine, 1970&#8242;e kadar Lansky&#8217;e hiçbir federal suçlama yöneltilmedi. Bir ara vergi kaçırdığı öne sürüldüyse de bu bir sonuç vermedi ve 1983&#8242;te ölünceye kadar özgürce yaşadı.&#8221; (Hürriyet, 6 Şubat 1993)</p>
<p>Meyer Lansky&#8217;nin ilginç bir bağlantısı da P2-Mafya-Vatikan üçgeninin önemli ismi Sindona iledir:</p>
<p>&#8220;Sindona, Mc Caffrey ve Borghese bir İtalyan bankası olan &#8216;Universal Banking Corp.&#8217;a ortaklardı ve bu banka Meyer Lansky ve mafya için önemli bir hareket sahasıydı. Banco Ambrosiano&#8217;nun iflası Vatikan&#8217;a bir milyar dolara mal oldu ve Başkanı Roberto Calvi&#8217;nin ölümüyle sonuçlandı.&#8221; (The World Order, A Study in the Hegemony ou Parasitism, Eustace Mullins)</p>
<p>Meyer Lansky&#8217;nin finanse ettiği Haganah ve Stern terör çeteleri ise İsrail&#8217;in kurulmasında önemli rol oynadılar:</p>
<p>&#8220;İsrail Devleti, Macar Yahudisi olan Tibor Rosenbaum tarafından kurulmuştu, kendisi İsviçre&#8217;deki International Credit Bank&#8217;taki kontrolüyle Haganah ve Stern terörist çetelerine silah ve para sağladı. International Credit Bank, Meyer Lansky&#8217;nin mafya ve gizli operasyonları için yabancı bankasıydı ve gizli operasyonları için Mossad&#8217;ın Avrupa Fonu&#8217;nu idare ediyordu.&#8221; (The World Order, A Study in the Hegemony ou Parasitism, Eustace Mullins)</p>
<p>Buraya kadar ele alınan bilgilerin de gösterdiği gibi, &#8220;Mossad&#8217;ın -ya da İsrail&#8217;in- en büyük yardımcıları İsrail dışında yaşayan bazı Yahudilerdir&#8221; yargısı doğruluk payı içermektedir. Bunun bir örneği de, mafyanın Avrupa&#8217;daki bağlantı merkezi olarak bilinen International Credit Bank&#8217;ın yöneticisi, Yahudi mafya babası Lansky ve Yahudi banker Rothschild ile ortak çalışan Rosenbaum&#8217;dur:</p>
<p>&#8220;Rosenbaum, Cenevre&#8217;deki International Credit Bank&#8217;ın sorumlu yöneticilerinden olup, aynı zamanda mafya ve Hollanda Kralı Bernhard ile ilişkileri vardır. Rosenbaum Macaristan&#8217;da doğmuş, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda o ünlü Yahudi direniş örgütünün önde gelen isimlerinden olmuştur. Koyu bir Siyonist olarak, kurulduğu günden bu yana İsrail Devleti&#8217;ni hararetle savunmaktadır.</p>
<p>1949 yılında, İsviçre ve İsrail arasındaki ticari ilişkileri sağlayan Helvis Management Corporation&#8217;ı Rosenbaum yönetir. Rosenbaum&#8217;un, İsrail İşçi Partisi&#8217;nin finansörü ve İsrail&#8217;i ekonomik açıdan destekleme politikasının mimarı Pinhas Sapir ile yakın dostluğu vardır. Gerçekte mafyanın Avrupa&#8217;daki bağlantı noktasını oluşturan International Credit Bank&#8217;ın 1960&#8242;dan başlayarak yöneticisi durumuna geçen Rosenbaum, Las Vegas gazinolarından kaçırılan milyonlarca doların Edmond Rothschild&#8217;in tasarrufları ile yanyana bulunmasını sağlamaktadır.</p>
<p>Siyonistlerin kanunsuz işlerini örtbas etmek ve dokunulmazlık elde etmek için sık sık uyguladığı bir yöntem olan Büyükelçilik sıfatı almak, Rosenbaum tarafından da kullanılmıştır.</p>
<p>O devirde IOS Şirketini kuran Bernie Cornfield ile sıkı bir iş birliği içinde olan Rosenbaum, aynı zamanda Liberya&#8217;nın Avusturya&#8217;daki Büyükelçisi sıfatıyla da Batı Afrika yöneticileri arasında etkin bir yere sahiptir. Finans ve politika ilişkilerini, Rosenbaum&#8217;un Cenevre&#8217;deki bankası aracılığıyla gerçekleştiren Cornfield&#8217;in müşterileri, verilen hizmetin karşılığını, IOS şirketinin hisse senetlerini yeniden satın alarak ödemektedirler.</p>
<p>Birlikte gayet iyi çalışan iki ortaktan Cornfield, serüvenci, hayalperest bir kişidir. Rosenbaum ise onun tam tersine, kılı kırk yaran, düzenli olarak sinagoga giden, sofu bir kişidir. Ama, finans alanında büyük bir adı vardır. Nitekim, kendisine büyük güven duyan İsrail hükümeti, 1968 yılında ihtiyaç duyduğu askeri malzemenin satın alınma işlerini Rosenbaum&#8217;a bırakmıştır. Bir keresinde, o sıralar İsrail Başbakanı olan Şimon Peres, &#8216;Ulusal Güvenlik&#8217; gerekçesiyle 24 saat içerisinde 7 milyon dolara gereksinim duymuş ve o an Rosenbaum&#8217;a başvurmuştur. Rosenbaum parayı sağlamıştır.</p>
<p>Arap devletleri tarafından boykot edilen Yahudi kuruluşlarının başında gelen International Credit Bank&#8217;ı kullanan Rosenbaum, Lozan&#8217;daki Ortadoğu petrol şirketlerinden İsrail adına petrol satın alır.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p>&#8220;Life dergisi 1968 yılındaki bir sayısında, Rosenbaum&#8217;un ortağı Sylvain Fredman&#8217;ın mafya babası Meyer Lansky ile birlikte çalıştığını, Miami&#8217;den transfer ettiği 350 bin doları Cenevre&#8217;deki bankada, &#8216;Maral 2818&#8242; nolu hesaba yatırdığını açıklamıştır. Kumarda yitirdiği paraları karşılamak için kasayı zimmetine geçiren muhasebeci Rosenbaum da, Edmond Rothshild tarafından yönetilen ve kontrol edilen Israel Corporation&#8217;a başvurur.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p>&#8220;Israel Corporation&#8217;ın işlevi, Siyonist çevrelerden topladığı paraları İsrail&#8217;deki yarı resmi ve resmi sektörlere, örneğin denizyolları taşımacılığı yapan Zim gibi şirketlere yatırmaktadır.İsrail Sanayi ve Ticaret Bakanlığı eski genel müdürlerinden ve Israel Corporation&#8217;ın yöneticilerinden Michael Tsur, dostu Rosenbaum için şirket fonlarından çektiği 8.5 milyonu avans olarak verir. Aslında, yine Rosenbaum&#8217;a ait olan Liechtenstein Prensliği&#8217;nin başkenti Vaduz&#8217;daki International Credit Bank&#8217;ın hesabına transfer edilen meblağın toplamı 14 milyon dolardır. Çünkü sadece Israel Corporation&#8217;ın hesabından değil, Zim Navigation ve Oil Rafineries adındaki İsrail şirketlerinin Lüksemburg ve Vaduz gibi yerlerde bulunması, açılan soruşturmaların sonuçsuz kalmasını sağlar. Cenevre&#8217;deki International Credit Bank&#8217;ın İsrail&#8217;de çok büyük yatırımları vardır.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p><strong>Meyer Lansky ve Tehlikeli Bağlantıları</strong></p>
<p>Amerika&#8217;nın ünlü mafya babalarından Bugsy Siegel, 1947&#8242;de Lansky&#8217;nin (sağda) adamları tarafından öldürülmüştür.</p>
<p>Mafya babası Meyer Lansky&#8217;nin garip ve tehlikeli bağlantıları, P2 ve Vatikan&#8217;ın kara para bankeri Sindona&#8217;dan, Rosenbaum&#8217;a, Nixon&#8217;dan, Soğuk Savaş&#8217;ın mimarı Truman&#8217;a, CIA şefi Dulles&#8217;ten, Yahudi bankerler Rothschild ve Rockefellerlar&#8217;a kadar dayanmaktadır. Bu gizli ilişkiler ağında, Meyer Lansky de önemli bir rol üstlenmişti. Mafya patronu Meyer Lansky&#8217;nin Nixon-Sindona-Rosenbaum-Rotschild-Rockefeller&#8217;la birbirinden ilginç bağlantıları Charles Levinson&#8217;ın ünlü &#8220;Vodka-Cola&#8221; kitabında şöyle anlatılmaktadır:</p>
<p>&#8220;Richard Nixon&#8217;ın belli başlı iki koruyucusu vardı. Bunlardan birisi Pepsi-Cola şirketinin Başkanı Donald Kendall idi. Nixon, Kendall için, kapitalistlerin malı olan şurubu Brejnev&#8217;in vodkası ile değiş tokuş yaptı. Öteki koruyucusu ise mafyanın finansör patronu Meyer Lansky&#8217;den başkası değildi.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p>&#8220;Sindona ve Rosenbaum gibi Nixon&#8217;un dışında olduğu sanılan olayların, aslında Doğu ile yapılan iş birliğini simgeledikleri bilinmektedir. Gerçekte bu finans güçleri, Vodka Cola iktidarında, yasal olmayan yollarda muazzam meblağları bir yandan öte yana aktardılar. Müşterileri arasında Moskova Narondy Bankası (Londra&#8217;daki Sovyet Bankası), Vatikan ve İtalyan Komünist Partisi gibi birbirleriyle çelişen güçleri birarada barındırdılar. Tüm bu skandallar süresince, iş adamları ile Vodka-Cola yandaşları arasında yoğun ilişkilerin kurulduğunu hep birlikte göreceğiz.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p>&#8220;Nixon&#8217;ın Doğu ile ilişkilerini genişletmesi sırasında, mafya ile olan bağlantısını, herhangi bir New Yorklu&#8217;ya benzeyen, silik soluk yüzlü Meyer Lansky gerçekleştiriyordu. Meyer Lansky otuz yıldan bu yana mafyanın asıl patronu olarak görülüyordu. Gerçek bir mali uzman olan Lansky, Capone, Dillinger, Lucky Lucinao, Frank Nitri gibi mafya patronlarından daha uzun yaşamayı başarmıştı. Şimdi de &#8216;Cosa Nostra&#8217; devrinin yöntemlerini günümüzün ekonomik gerçeklerine mükemmel bir şekilde uyguluyordu. Bankaları, şirketleri kontrol ediyor, sendikanın parasını en önemli sınai ve mali yatırımlarda değerlendiriyordu. Böylece mafyayı Amerikan ekonomisinin gerçek bir parçası durumuna sokmuştu. Lansky bu gizli kapaklı işleri, bankacılık dalaverelerini çok iyi biliyordu. Las Vegas&#8217;ta &#8216;Laundring&#8217; adını verdiği haraca bağlama sistemini o kurmuştu. Bu sisteme göre, mafyanın kontrolü altındaki her gazinonun kapanışında bir adamı geliyor, buradan sonra haraçları getirdiği çantayı havaalanına götürüyor ve bu para aynı gün Bahama Adaları, Porto Rico, İsviçre ya da bir başka yerde açılan hesaba yatırılıyordu. Böylece ABD vergi yasalarının denetiminden kurtulan bu paralar iş yerlerini satın almak, istenilen siyasi akımları finanse etmek için kolaylıkla kullanılıyordu. Zaten kimse Lansky&#8217;nin kamu işleriyle yakından ilgilenmediğini söyleyemezdi. Roosevelt, Truman, Eisenhower ve Nixon&#8217;un başkanlık seçimlerinde adaylıklarını onun desteklediğini bilmeyen yoktu. Lansky ile Nixon arasındaki yakın ilişkiler, 1940 yılında Nixon, Duke Üniversitesi&#8217;nde hukuk bölümünde öğrenciyken başladı. Nixon, o zamanlar sürekli aşk romanları okuyan, bir gün FBI ajanı olmayı arzulayan, içine kapanık bir tipti.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p>&#8220;Nixon, bu hayalleri gerçekleşmeyince, Lansky&#8217;nin Batı yakasındaki sendikal işleriyle ilgilenen Bugsy Siegel ile birlikte, avukatlık bürosunda çalışmaya başladı. 1941&#8242;de, Siegel&#8217;in girişimiyle, Havana&#8217;ya gizli bir ziyarette bulundu. Daha sonra, anılarını yazarken, buraya &#8216;yerel bir avukatlık bürosu almak için geldiğini&#8217; belirtti. Oysa kaldığı otel mafyanın, görüştüğü kişiler ise Lansky&#8217;nin iş yaptığı kişilerdi, Lansky o zamanların vergi kaçırma ve karanlık işler yapma şampiyonu olarak Karayibler&#8217;e büyük önem vermekteydi. Gazino işletmek, kadın ticareti ve esrar satışı, geri kalmış yörelerin yöneticilerine de gelir sağladığı için, bu işlere izin veriliyordu. Karayibler sayesinde cinayet sendikası büyük bir servet yaptı. Nixon&#8217;un Küba&#8217;ya yaptığı ilk gezi sırasında, Lansky, Diktatör Fulgencio Batista&#8217;nın en güvenilir sağ kolu durumundaydı. Bu serveti haklı gösterebilmek için, aralarına onurlu siyaset adamlarının alınmasına karar verdi. 1946&#8242;lardan sonra &#8216;Karayibler&#8217;in Amerikan kıyılarına kızılların yaklaşmasını önleyecek en son Hür Dünya Parçası&#8217; olduğu kampanyası açıldı. Sözde anti-komünist ve mafya yanlısı gruptan Florida senatörü George Smathers, bu güçler sayesinde Maliye Komisyonu&#8217;na seçildi. Truman ile poker, Eisenhower ile golf oynadıktan sonra geleceğin Başkanı Nixon ile dostluk kurmakta gecikmedi.</p>
<p>Bugsy Siegel&#8217;in California&#8217;daki halefliğini üstlenen Mickey Cohen, Nixon&#8217;un her kampanyasına önemli miktarda bağışlarla katıldı.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p>&#8220;Nixon ABD başkanlık seçimlerine iki kez adaylığını koyan, New York eski valisi ve Cumhuriyetçi Parti Seçim Komitesi&#8217;nin etkin üyesi Thomas Dewey&#8217;in yardımlarıyla 1952&#8242;de Eisenhower&#8217;in yardımcılığına atandı. Dewey, 1943 yılında mafya babası Lucky Luciano&#8217;nun salıverilmesine izin veren kişiydi. Luciano o tarihten sonra Sicilya&#8217;ya yerleşti ve ABD&#8217;ye gidecek olan mafya üyelerine lojistik destek sağladı. Dewey&#8217;in özellikle, Meyer Lansky&#8217;ye ait Mary Carter Paint Company&#8217;nin bünyesinde CIA&#8217;in eski Başkanı Allen Dulles ile ilişkileri çok önemlidir. Bu şirketin ortakları arasında yer alan bebek yüzlü Charles Rebozo ile Nixon arasında kurulan dostluk yan yana oturmaya değin vardı. Hatta, her ikisinin &#8216;aydınlar, liberaller&#8217; konusunda aynı duyguları paylaştıkları, bu zümrelerin ABD&#8217;nin maneviyatını kemirdiklerini iddia ettikleri görüldü.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p>&#8220;İsviçre Exchange and Investement Bank, Lansky&#8217;nin İsviçre&#8217;de kullandığı tek banka değildi. Elinin altında tutuğu John Pullman ve özellikle Tibor Rosenbaum aracılığı ile müşterileri arasında Rothschild ailesinden tutun da İsrail Devleti&#8217;ne, Hollanda Prensi Bernhard&#8217;a (Bilderberg&#8217;in kurucularından ve mason) değin kişilerin yer aldığı International Credit Bank&#8217;ı da kontrol ediyordu.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p>&#8220;Lansky 1970 yılında, yürürlükteki yasaların şekilden ibaret olduğunu gösteren en şaşırtıcı girişimi gerçekleştirdi. Resort International aracılığı ile Peloguin&#8217;in başında olduğu yeni bir şirketi 2 milyon dolar sermaye ile kurdu. Amerikan hisse senetleri borsasına kote edilen Resort International 1969 yılı Ocak ayında, Pan-Am&#8217;ın, Gulf Western&#8217;deki 900 bin hissesini satın aldı. Lansky&#8217;nin şirketi bundan bir ay sonra, David Rockefeller&#8217;a ait Chase Manhattan Bank&#8217;la gizli görüşmeler yaparak 1.5 milyon hisse senedinin daha sahibi olma yollarını aradı.&#8221; (Vodka-Cola, Charles Levinson)</p>
<p>&#8216;Dünyanın en büyük mafya babası&#8217; Yahudi Meyer Lansky, İsrail&#8217;e bağlılığını her yönüyle ispat etmiş durumda. Meyer Lansky dünyanın en güçlü Yahudi organizasyonu B&#8217;nai B&#8217;rith&#8217;i de finanse etmişti.</p>
<p>İsrail&#8217;in sadık dostu olan ve sonradan oraya yerleşen Lansky, birçok yakınıyla birlikte, B&#8217;nai B&#8217;rith&#8217;in ve Amerika&#8217;daki İsrail Lobisi&#8217;nin finansal destekçisi olmuştur.&#8221; (The Spotlight, 15 Mart 1993)<br />
<strong>ADL ile bağlantılı kara para simsarı Michael Milken</strong></p>
<p>Uluslararası B&#8217;nai B&#8217;rith&#8217;in bir kolu olan ADL (Anti Defemation League) teşkilatının oldukça ilginç bir öyküsü vardır. Görünüşte yalnızca propaganda amaçlı olan kuruluşu biraz araştırınca, çok değişik hedefleri olduğu ortaya çıkmaktadır. Pek çok insan ADL&#8217;nin Amerika&#8217;da etkin olan Yahudi lobilerinden biri olduğunu ve en önemli faaliyetinin de ABD&#8217;nin iç ve dış politikasını İsrail lehine yönlendirebilmek için hükümet üzerinde baskı yaptığını düşünür. ADL&#8217;nin bu yönde faaliyet gösterdiği ve bu çalışmalarında da oldukça başarılı olduğu doğrudur ancak ADL&#8217;nin bu başarıyı hangi yollarla elde ettiği çok önemli bir noktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar ve çeşitli kaynaklarda yer alan bilgiler, ADL&#8217;nin çoğu zaman gayrımeşru yollarla mafya ile olan bağlantısı ile gelir elde ettiğini ve bu geliri bazı ABD&#8217;li politikacılara rüşvet vermek için kullandığını göstermektedir:</p>
<p>&#8220;ADL sadece bir Yahudi hakları lobisi değildir. Bağlı olduğu B&#8217;nai B&#8217;rith bünyesinde kurulduğundan beri İngiliz gizli servisleriyle ve çeşitli gizli örgütlerle iş birliği içinde olmuştur. ADL ırkçı Ku Klux Klan&#8217;a yakındır. Bunun yanı sıra Kolombiya&#8217;daki Medellin kokain karteliyle yakın ilişki içindedir. &#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>ADL&#8217;nin, dünyanın en büyük mafya babası &#8220;Organize Suçun Yönetim Kurulu Başkanı&#8221; Yahudi Meyer Lansky ile birlikte organize ettiği kirli işler de oldukça ilginçtir:</p>
<p>&#8220;Moe Dalitz, altmış yıldan beri organize suçların en önemli ismi ve bunların &#8216;Yönetim Kurulu Başkanı&#8217; Meyer Lansky&#8217;nin sağ koludur. Meyer Lansky Küba&#8217;ya giderek ilk kumar, uyuşturucu ve para ağını kurarken, Moe Dalitz onun özel haklara sahip ortağıydı. Benjamin &#8216;Bugsy&#8217; Siegel da bir başka ortaklarıydı.</p>
<p><strong>Viski Baronu Edgar Bronfman, ADL&#8217;nin Moskova&#8217;daki dostu</strong></p>
<p>Lansky ve Siegel Cinayet Şirketi&#8217;ni, ya da Meyer ve Bugsy Çetesi&#8217;ni kurarak kanunsuz içki ve uyuşturucu trafiğinin yasaklarını deldiler. Lansky&#8217;nin 1983&#8242;teki ölümünden iki sene sonra Moe Dalitz ADL&#8217;nin gönüllü hizmetkarı olarak tanımlandı. Uyuşturucu parasının gücü arttıkça, ADL&#8217;nin politik ve finansal etkinliği de arttı. Hisse hırsızları Ivan Boesky ve Michael Milken ve uyuşturucu bankerlerinden Edmund Safra ile Moe Dalitz, ADL&#8217;nin savaş sandığına milyonlar akıttılar.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;1929&#8242;da Meyer Lansky&#8217;nin New York &#8216;suç komutanlarından&#8217; Frank Erickson, Sterling Ulusal Bankası&#8217;nı (Sterling National Bank) kurdu. Erickson para aklama konusunda uzmandı. 1926&#8242;da Arnold Rothstein öldürülünce yerine Lansky geçti ve &#8216;Ulusal Suç Şirketi&#8217;nin Yönetim Kurulu Başkanı&#8217; oldu.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;Theodore Silbert, ADL&#8217;nin ön plandaki adamıydı. ADL banka hesaplarını Sterling Ulusal Bankası&#8217;na yatırıyordu ve bankanın hisselerine yatırım yapıyordu. ADL&#8217;nin yatırım yaptığı diğer şirket ise Amerikan Banka ve Sigorta Şirketi (American Bank and Trust Company-ABT)&#8217;ydi. Bu şirketin başında ADL-New York komiseri ve B&#8217;nai B&#8217;rith Uluslararası Başkanı Philip Klutznick vardı.</p>
<p>ADL&#8217;nin Sterling Ulusal Bankası&#8217;yla olan ilişkisi Theodore Silbert&#8217;ten sonra da devam etti. Bankanın uzun zaman Başkanı ve ADL&#8217;nin adamı olan Maxwell Raab, Meyer Lansky&#8217;nin International Airport Hotel Corporation&#8217;da iş ortağıydı. Reagan Yönetimi sırasında ABD&#8217;nin İtalya Büyükelçisi oldu.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;1963&#8242;te ADL finans kaynaklarını artırmak için Hollywood yapımcısı Dore Schary&#8217;yi Ulusal Yönetim Kurulu Başkanı olarak atadı. Bu dönemde Schary, Metro Goldwyn Mayer Stüdyoları&#8217;nda çok güçlüydü. Schary, suç şirketinin önde gelenlerinden Abner &#8216;Longie&#8217; Lwillman ile yakın arkadaştı. Lwillman, Lansky&#8217;nin Hollywood film endüstrisine girmesini sağlayan kişiydi.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;1970&#8242;lerde ADL&#8217;den Kenneth Bialkin, hukuk firması &#8216;Willkie, Fart and Ballagher&#8217; aracılığıyla Robert Vesco&#8217;nun &#8216;Investors Overseas Service&#8217; (IOS) şirketini devralmasını sağladı. Şirketin kurulması için gerekli finansı Rothschild ailesi sağlamıştı ve şirket Bernie Cornfeld tarafından kurulmuştu. IOS, Meyer Lansky&#8217;nin uluslararası suç şirketi için cephe rolü oynuyordu. IOS &#8216;satış personeli&#8217; uluslararası sınırlarda nakit dolu bavullarla dolaşıyorlardı. Paraların bir kısmı yerel yatırımcılardan geliyordu, fakat çoğunluğu Lansky&#8217;nin kumar, fuhuş ve şantaj yoluyla elde ettiği gelirden geliyordu.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;Bu nakitler İsviçre&#8217;nin en dolandırıcı ve gizli bankalarındaki hesaplara yatırılıyordu. Bankaların bir kısmı IOS takımına dahildi. Cenevre&#8217;deki International Credit Bank ve Nassav, Bahama&#8217;dan Bank of World Commerce, Lansky&#8217;nin işleri için kullanılıyordu. BCI, Mossad memurlarından Tibor Rosenbaum&#8217;a aitti; BCI&#8217;ın Ofis Müdürü Sylvain Ferdman, Lansky&#8217;nin yakınlarındandı ve Bank of World Commerce müdürü Alvin Malnik ise Lansky&#8217;nin &#8216;muhasebecisi&#8217;ydi.</p>
<p>Lansky ve adamları, yer altı bankacılık operasyonlarını İsviçre&#8217;den Karayipler&#8217;e taşıyarak ABD&#8217;ye kokain ve Marihuana kaçakçılığını artırmaya karar verince, ADL ve Kenneth Bialkin eliyle bu organizasyonu düzenlediler.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;Meyer Lansky&#8217;nin rüyası gerçekleşiyordu: Organize suç ortaklarını ABD ekonomisini oluşturanların yerine oturtuyordu ve ADL buna adım adım yaklaşmıştı.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>ADL, tüm Filistinlilerin yok edilmesi tezini savunan fanatik haham Kahane&#8217;nin kurduğu terör grubuyla da iş birliği içindeydi:</p>
<p>&#8220;Jewish Defense League (JDL)&#8217;in kurucusu Haham Meir Kahane&#8217;nin biyografisini yazan Robert Friedman&#8217;ın belirttiğine göre, bu militan Yahudi grubu, kurulduğundan beri gizli tutulan üç kişilik bir komite tarafından yönetiliyordu. Bu komitede, İsrail Başbakanı ve Mossad operasyonları şefi İzak Şamir, sağ kanat İsrail parlamenteri Geula Cohen ve Brooklyn ADL Başkanı Bernard Deutsh vardı.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;Son 20 senedir Wall Street avukatlarından Kenneth Bialkin ADL&#8217;nin önde gelen isimlerinden biri olmuştur. ADL&#8217;nin ulusal yönetim komitesinde yer alan Bialkin, 1982-86 yılları arasında Ulusal Başkan olmuştur.</p>
<p>Bialkin&#8217;in şöhretinin asıl nedeni, Amerika&#8217;nın uyuşturucu dünyasındaki rolüne yaptığı katkıydı. Kenneth Bialkin&#8217;in perde arkasındaki manevraları olmasaydı, Kolombiya&#8217;daki Medellin Kokain Karteli&#8217;nin ABD&#8217;de çıkarma yapması mümkün olmayacaktı. Bialkin, Edmund Safra ve American Express ayrılığını yumuşattığı gibi, finansör Robert Vesco ile Medellin Karteli&#8217;nin lojistik şefi Carlos Lehder Rivas arasındaki iş birliğini de sağladı. Sonuç olarak Karayipler&#8217;den ABD&#8217;ye ulaşan kaçakçılık yolları birleşerek 1980&#8242;lerde Amerikan sokaklarını marihuana ve kokain ile doldurdu.</p>
<p>Carter döneminde ve Reagan&#8217;dan önceki diğer dönemlerde, ABD ekonomisi çalıntı para için uygun hale gelmişti. &#8216;Uyuşturucu dolarları&#8217; ABD&#8217;de dolup taşıyordu ve Bialkin anladı ki, eğer bu parayı toplayacak büyük bir finansal firma kurarsa, karı sınırsız olacaktı.</p>
<p>Hızlı bir ilerlemeyle Bialkin, Lehman Brothers ile Kuhn, Loeb and Co.&#8217;nin birleşmesini sağladı. Shearson Hayden Stone ise Loeb Rhodes&#8217;i satın aldı. 1984&#8242;te bu kuruluşların hepsi American Express Company tarafından satın alındı ve adını sonra Shearson Lehman American (Amex) Express olarak değiştirdi. Bialkin bu şirkette yönetim kurulunda bir yer edindi. Bialkin&#8217;in yakın arkadaşı Henry Kissinger ise, birçok uluslararası şirketin danışmanlığını yapmanın yanısıra, Amex&#8217;in yönetim kuruluna katıldı.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;1983&#8242;te Bialkin bu sefer Amex ortaklığının, Edmund Safra&#8217;nın Cenevre&#8217;deki Ticari Kalkınma Bankası (Trade Development Bank) ile birleşmesini sağladı. Bu şirketin büyük hissedarlarından biri de, Meyer Lansky&#8217;nin adamlarından olan Carl Lindner&#8217;di. Lindner United Fruit (Brands) Company&#8217;nin sahibi oldu. 1978&#8242;deki resmi rakamlara göre ABD&#8217;ye giren kanunsuz uyuşturucuların %20&#8242;si, Güney ve Orta Amerika&#8217;dan United Brands aracılığıyla kaçırılıyordu ve bu şirket ABD istihbaratı ve organize suçlarla uzun süredir bağlantıdaydı.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;Kasım 1985&#8242;te İsrail ajanı Jonathan Pollard tutuklanınca, Kenneth Bialkin İsrail&#8217;e giderek uygun savcıların atanmasını ayarladı.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>ADL&#8217;nin Rusya&#8217;daki üyesi Yahudi Bronfman hanedanı da oldukça faaldi. Rus mafyasının patronu &#8220;Viski İmparatoru&#8221; Edgar Bronfman&#8217;ın ilginç politik ilişkileri de vardı:</p>
<p>&#8220;ADL&#8217;nin &#8216;Moskova&#8217;daki dostlarından biri de Edgar Bronfman&#8217;dı. Üçüncü nesil Bronfmanlar başarıyla babalarının kaçakçılık işini sözde kanuni bir &#8216;Seagram Viski İmparatorluğu&#8217;na dönüştürdüler. Bu dönüşümü ABD Hazine Dairesi destekledi ve uzun süredir büyük suçlarla elde ettikleri paraların aklanmasına karşılık olarak birkaç milyon dolarlık vergi aldılar.</p>
<p>Bronfman ailesi bu anlaşmadan mültimilyoner olarak çıktı. 1972&#8242;de Montreal&#8217;de Kanada Suç Komisyonu bir rapor yayınlayarak Mitchell Bronfman&#8217;ın şehrin en büyük gangsterlerinden Willy Obront ile suç ortağı olduğunu söyledi. Bu ikili uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanıyordu.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p>&#8220;Bronfman, Dünya Yahudi Kongresi&#8217;nin (World Jewish Congress) kontrolünü devralarak bunu ADL&#8217;nin uluslararası bir koluna dönüştürdü ve Ulusal Komisyonu&#8217;nda yer aldı. 1986&#8242;da Bronfman&#8217;ın Yahudi Kongresi&#8217;nden bir yardımcısı Doğu Almanya&#8217;daki acımasız komünist rejimle bağlantı kurdu. Bronfman&#8217;ın Seagram Şirketi, Doğu Almanya&#8217;nın Komünist Partisi SEO&#8217;in alkollü içki dağıtıcısı oldu.</p>
<p>1988&#8242;de Edgar Bronfman, Doğu Berlin&#8217;e giderek SEO lideri Erich Honecker ve partiden Hermann Axen ile görüştü. Bu ziyarette Bronfman, Doğu Alman liderine Washington&#8217;da Ronald Reagan&#8217;la görüşme ayarlama sözü verdi. Edgar&#8217;ın kardeşi ve iş ortağı Charles ise Honecker diktatörlüğünün yakın arkadaşıydı. Kendisi Kanada-Doğu Alman Dostluk Birliği&#8217;nin başkanıydı ve iki ülke arasındaki pasaportlarda vizeleri kontrol edebiliyordu.&#8221; (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review)</p>
<p><em>(www.masonluk.net, Mart 2008)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/mossad-cia-mafya-bilderberg-masonluk-ve-yeni-dunya-duzeni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taliban Niye Devrildi, İpekçi Niye Öldürüldü?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/taliban-niye-devrildi-ipekci-niye-olduruldu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/taliban-niye-devrildi-ipekci-niye-olduruldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 10:23:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50760</guid>
		<description><![CDATA[Hani;  &#8220;Bu pilav çok su kaldırır&#8221; diye bir söz vardır ya, öyle görünüyor ki, önceki gün tahliye edilen Mehmet Ali Ağca da, daha çok konuşulacak, çok tartışılacak. Hele hele, bu şekilde oynamaya devam ederse, daha çook senaryo yazılır, çok oyun konulur sahneye. Dolayısıyla da; Ağca’nın kurgu mu yaptığı, yoksa gerçekleri mi açıkladığı hiçbir zaman anlaşılamaz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hani;  &#8220;Bu pilav çok su kaldırır&#8221; diye bir söz vardır ya, öyle görünüyor ki, önceki gün tahliye edilen Mehmet Ali Ağca da, daha çok konuşulacak, çok tartışılacak. Hele hele, bu şekilde oynamaya devam ederse, daha çook senaryo yazılır, çok oyun konulur sahneye. Dolayısıyla da; Ağca’nın kurgu mu yaptığı, yoksa gerçekleri mi açıkladığı hiçbir zaman anlaşılamaz. Ama, anlaşılan bir gerçek var; o da, Ağca’nın; birileri tarafından tetikçi olarak kullanıldığı! İnkâr edilemez bir gerçektir ki; Ağca, birilerinin yazdığı senaryonun aktörüdür! Adına, ister Ergenekon deyin, ister Derin Devlet veya başka bir şey! Bugün Alparslan Arslan’ı Danıştay cinayetinde kullanan hangi odak, hangi mahfil ise, Ağca’yı da İpekçi cinayetinde ve Papa suikastinde kullanan onlardır! Ağca, bir oyun kurucu değildir, sadece bir oyuncudur!<br />
Azmettiriciler perde arkasındadır!<br />
Derinlerde, karanlıklarda!</p>
<p><strong>TETİKÇİYE SALDIR, AZMETTİRİCİYİ ALKIŞLA!</strong><br />
Olayın özü ve özeti budur.<br />
Terslik ise şurada!<br />
Özellikle kartel medyası; eşeğini dövemeyip, semerini döven insanların mantığı ile yaklaşmaktadır olaya.<br />
Dünkü gazetelerde manzara buydu. Sadece bir tetikçi olan Ağca’ya kıyasıya saldırıyorlar ama azmettiricilere tek lâf etmiyorlar!<br />
Oysa, İpekçi Cinayeti, tam da Ergenekon tarzı bir cinayettir!<br />
Ne tuhaftır ki;<br />
Ergenekon tetikçisi’ne saldıran medya, Ergenekon’un kendisine tek söz söylemiyor, aksine Ergenekon avukatlığını sürdürüyor!<br />
Bu yaman çelişkiyi, lütfen bir kenara not edin! Çünkü, bu çelişki dolayısıyladır ki; Derin Devlet veya Ergenekon ya da Kontrgerilla rahatlıkla at oynatmakta, kendisine yeni tetikçiler bulmakta, düşmanlarını onlar eliyle ortadan kaldırmakta, istediği zaman kaos oluşturabilmektedir!<br />
Şunu söylemek mümkün:<br />
Azmettiricilerle değil de, tetikçilerle uğraşan medya, bir anlamda cinayetlere yardım ve yataklık etmektedir!<br />
Medya, semer yerine eşekle uğraşsa, belki bu cinayetler, suikastler ve kaos son bulur!<br />
Öyle ya;<br />
Dün Ağcaları bulan ve kullanan mahfil ve odaklar, bugün Alparslan Arslan’ları, yarın da başka tetikçileri bulur ve kullanır!</p>
<p><strong>ABD, TALİBAN’I DEVİRDİ, ÇÜNKÜ!</strong><br />
Bunu böylece belirttikten sonra, gelelim başlıktaki soruya.<br />
Taliban niye devrildi,<br />
İpekçi niye öldürüldü?<br />
Açık ve net söylüyorum;<br />
Dünyada meydana gelen savaşların, isyanların cinayetlerin ve sabotajların perde arkasında petrol vardır, silâh vardır, uyuşturucu vardır!<br />
Afganisan’ı işgal edip Taliban’ı deviren ABD’nin hedefi, kesinlikle terörle mücadele filan değildi. ABD’nin amacı, uyuşturucu trafiğini kontrol altına almaktı!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50768  aligncenter" title="British soldier keeps watch while on foot patrol in a poppy field in Musa Qala, Helmand province, Afghanistan on March 2009" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/British-soldier-keeps-watch-while-on-foot-patrol-in-a-poppy-field-in-Musa-Qala-Helmand-province-Afghanistan-on-March-2009.jpg" alt="" width="560" height="394" /></p>
<p style="text-align: center;">Bir İngiliz askeri Afyon tarlasında nöbet tutuyor, Afganistan, 2009.</p>
<p>Görüyor ve duyuyorsunuz;<br />
İşgal altında olmasına rağmen Afganistan’da olaylar bir türlü sona erdirilemiyor. Hemen her gün patlama, hemen her gün onlarca ölü!<br />
O halde niye sürüyor işgal?<br />
Elbette uyuşturucu için!<br />
Cüneyt Arvasi’nin önceki günkü İşgal artı Afganistan, eşittir uyuşturucu başlıklı yazısı, çok enteresandı. Afganistan’ın, dünya afyon üretiminin yüzde 90’ını gerçekleştirdiğini ifade eden Cüneyt Arvasi, yazısında BM Uyuşturucu ve Suç Dairesinin rakamlarını aktararak diyordu ki;<br />
Taliban döneminin sona erdiği 2001 yılında 185 metrik tonlara kadar inen yıllık afyon üretimi, 2004 yılında 4200 metrik tona, 2008 yılına gelindiğinde ise 8500 metrik tona yükseldi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50765  aligncenter" title="Afganistanda Aile Boyu Uyuşturucu Bağımlılığı" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Afganistanda-Aile-Boyu-Uyuşturucu-Bağımlılığı.jpg" alt="" width="560" height="348" /></p>
<p style="text-align: center;">Afganistan&#8217;da Aile Boyu Uyuşturucu Bağımlılığı</p>
<p>Geometrik olarak katlanan bu hasat, yüzlerce ton saf uyuşturucu madde anlamına geliyor.<br />
Narkotik uzmanlarına göre bu üretimin yıllık değeri 400 milyar doları aşıyor.<br />
Mantıksızlık da işte tam burada başlıyor.<br />
Afganistan, terörizmle mücadele iddiası ile 2001 yılında ABD tarafından işgal edildi. Fakat aynı topraklarda terörizmin en önemli finans kaynağı olan uyuşturucu üretiminde rekor patlamalar yaşandı.<br />
Peki, bu ne anlama geliyor?<br />
Uluslararası uyuşturucu işlerinde, istihbarat örgütleri, politikacılar, bürokratlar, kaçakçılar ve terör örgütleri arasında ittifaklar kurulabiliyor. Bunun yığınla örneği var.<br />
Bu zincirin halkaları içinde, bankalar ve banka dışı mali kuruluşlar da yer alıyor.<br />
Para aklama işlerini kolaylaştıracak finansal araçlar her geçen gün daha da çeşitlenirken, dünyada bir yıl içinde 700 milyar dolar uyuşturucu parasının el değiştirdiği söyleniyor.<br />
Bu paralar bir şekilde yıkanıyor ve sistemin içine giriyor.<br />
Sistem de, bu paraları, ABD düşmanı ülkelerle savaşan örgütlere aktarıyor!<br />
Yani, bu paralar iç savaş çıkarmada, kaos çıkarmada kullanılıyor! Bunun, başka izahı yok!</p>
<p><strong>GÜN SAZAK TEKERE TAŞ KOYUNCA!</strong><br />
Öyle sanıyorum ki; bu işgal ve uyuşturucu ilişkisi, meseleyi yeterince açıklamaya yeterlidir!<br />
Şimdi diyeceksiniz ki;<br />
İyi, hoş da, Afganistan’da Taliban’ın devrilmesiyle, Türkiye’de Abdi İpekçi’nin öldürülmesi arasında ne gibi bir ilişki, ne gibi bir bağlantı var?<br />
Bu bağlantıyı görebilmek için, o günlere, yani Abdi İpeki’nin vurulduğu 1 Şubat 1979’un öncesine gitmek gerekir. Çünkü, o günleri bilmezsek, taşları yerine koymamız ve olayın derinliğini görmemiz mümkün olmaz!<br />
Ne oldu İpekçi vurulmadan önce?<br />
Takvim’den Emin Pazarcı, iki günlük yazısında o günleri şöyle anlatıyordu:<br />
21 Temmuz 1977’de İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti kurulmuş, MHP’li Gün Sazak, Parlamento dışından Gümrük ve Tekel Bakanı olarak görev almıştı.<br />
O dönemde gümrükler kevgir gibiydi. Devlet otoritesi yok olmuş, kaçakçılar dilediği gibi at oynatıyordu. Koskoca fabrikalar yapılıyor, ancak Türkiye’ye sokulan makineler için tek kuruş bile gümrük vergisi ödenmiyordu.<br />
Bilanço korkunçtu. Devletin resmi raporlarına göre, gümrüklerdeki kaçakçılıktan, devletin her yıl petrole ödediği para kadar kaybı vardı.<br />
Bir yandan her türlü makine gümrüklerden kaçak olarak giriyor, diğer taraftan silah ve uyuşturucu kaçakçılığından büyük rantlar elde ediliyordu. Sigara ve hammadde kaçakçılığı ise alıp yürümüştü.<br />
İşte böyle bir dönemde koltuğa oturan Gün Sazak, işe son derece kararlı başlamıştı.<br />
Rivayete göre, bütün önemli bürokratları tek tek yanına çağırıp, masanın bir yanına silah, diğer yanına da bir çanta para koyup, bakın demişti:<br />
Benim silahım da var, param da. Kararlıyım ve gümrüklerdeki kaçakçılığı önleyeceğim. Herkes ayağını ona göre denk alsın. Ardından da bir kontrolörler kurulu oluşturup, güvenilir, sağlam, ahlaklı pek çok ismi bakanlıkta görevlendirmişti.<br />
Gümrüklerdeki kaçakçılık yavaş yavaş yok olmaya başlamıştı. Daha sonra, o dönemde Türkiye’nin alışık olmadığı gelişmeler yaşandı. Sosyal Demokrat Abdi İpekçi, sağcı damgasını yiyen yazarların bile yazamayacağı bir yazı kaleme aldı.<br />
Yazıda mealen şöyle deniliyordu:<br />
Ülkücülerle ilgili peşin hükümler var. Anlaşılıyor ki, biz bu peşin hükümleri gözden geçirmeliyiz. MHP’li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak, olağanüstü bir çaba ile gümrüklerdeki kaçakçılığı önledi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50766  aligncenter" title="Gün Sazak ve Alparslan Türkeş" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Gün-Sazak-ve-Alparslan-Türkeş.jpg" alt="" width="374" height="594" /></p>
<p style="text-align: center;">Gün Sazak ve Alparslan Türkeş</p>
<p><strong>O DOSYA, HÂLÂ BULUNAMADI!</strong><br />
Kaçakçılık çeteleri, Gün Sazak yüzünden rantlarını kaybetmişken, Milliyetçi Cephe Hükümeti düşürüldü. Adalet Partisi’nden 11 milletvekili istifa ettirildi ve Ecevit tarafından yeni bir hükümet kuruldu.<br />
İlginçtir, transfer edilen bu isimlerden biri olan Tuncay Mataracı da Gümrük ve Tekel Bakanlığı’na getirildi. Mataracı ile birlikte kaçakçılar için yine saadet dönemi başladı. Hatta işler o kadar ileri gitti ki, kaçakçıların talebi için gümrüklere yapılan tayinlerde bir tarife bile oluşturuldu. Her işin bir bedeli vardı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50767  aligncenter" title="Tuncay Mataracı" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Tuncay-Mataracı.jpg" alt="" width="360" height="303" /></p>
<p style="text-align: center;">Tuncay Mataracı</p>
<p>Siyasi yelpazenin iki ayrı kutbunda bulunan, ancak kaçakçılık konusunda birbirine destek veren Gün Sazak ile Abdi İpekçi’nin akıbetleri de aynı oldu. Abdi İpekçi, Mehmet Ali Ağca’nın silahından çıkan kurşunlarla can verdi. Gün Sazak da taşeron bir örgüt olan Dev-Sol militanları tarafından öldürüldü.<br />
1970’li yılların çatışma ve 1980’lerin darbe ortamı ortadan kalktıktan sonra, sağlıklı düşünen çevreler, Abdi İpekçi ile ilgili bazı gerçekleri de keşfetmeye başladılar.<br />
Abdi İpekçi, not defterine gümüş, eroin ve silah kaçakçılığı ile ilgili bazı notlar almıştı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-35530  aligncenter" title="gazetece-abdi-ipekci-ceseti" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/gazetece-abdi-ipekci-ceseti.jpg" alt="" width="400" height="311" /></p>
<p style="text-align: center;">Öldürülen Abdi İpekçi</p>
<p>Çok önemli bir kaçakçılık dosyası üzerinde çalışıyorum, yakında açıklayacağım demişti. Cinayetten kısa bir süre önce, içinde İpekçi’nin özel telefon numaraları, adresler ve notlar bulunan defteri kaybolmuştu.<br />
O dönemde Türkiye’deki kaçakçılık işlerini Bekir Çelenk ve Abuzer Uğurlu gibi isimler yönetiyordu. Merkez, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da bulunan Vitoşa Otel’di. Türkiye’nin ünlü kaçakçıları, burada bir araya geliyorlar ve Bulgaristan Hükümeti’nin de bilgisi dahilinde kaçakçılık organizasyonları yapıyorlardı.<br />
Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye yapılan silah kaçakçılığını da bizzat Sovyet Gizli Servisi KGB yönetiyordu.<br />
Bekir Çelenk hayatını kaybettikten sonra, Mehmet Ali Ağca ilginç bir açıklama yaptı.<br />
Abdi İpekçi Suikastı’nın sırları Bekir Çelenk’le birlikte gömüldü.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50769  aligncenter" title="Bekir Çelenk" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Bekir-Çelenk.jpg" alt="" width="140" height="188" /></p>
<p style="text-align: center;">Bekir Çelenk</p>
<p><strong>VUR EMRİ MASON LOCASINDAN!</strong><br />
Bu satırlar, İpekçi’nin niye öldürüldüğünü anlamaya ve anlatmaya herhalde yeterlidir!<br />
Bir defa daha söyleyelim;<br />
Irak ve Afganistan niye işgal edildiyse, Saddam ve Taliban niye devrildiyse, Gün Sazak niye öldürüldüyse; Abdi İpekçi de o sebeple öldürülmüştür!<br />
Yani, petrol, silah ve uyuşturucu kaçakçılığını önlemeye çalıştıkları için!<br />
Haa, şunu da ekleyelim:<br />
Abdi İpekçi’nin öldürülmesi emrini verenler, kendisinin de içinde yeraldığı mason locasıdır! Çünkü İpekçi; kendi locasının, Türkiye’de silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını öğrenmiş, belki de bunu yazmaya hazırlanıyordu!<br />
Tetikçinin tahliyesi dolayısıyla gürültü koparıp, ortalığı velveleye verenler, her ne hikmetse olayın bu boyutuna hiç girmiyor!<br />
Semerlere vuruyorlar ama,<br />
Eşeklere hiç dokunan yok!<br />
Kaçakçılığa gelin, kaçakçılığa!<br />
Uyuşturucuya gelin, uyuşturucuya!<br />
Baronlara ve Ergenekonlara gelin!<br />
Savaş ve cinayetlerin sırrı orada!</p>
<p><strong>Bekir Çelenk Kimdir?</strong></p>
<p><strong></strong><img class="alignnone size-full wp-image-50769" title="Bekir Çelenk" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Bekir-Çelenk.jpg" alt="" width="140" height="188" /><br />
Ünlü uyuşturucu ve silah kaçakçısı. Gaziantep doğumlu. Trabzon’da 1967’de ortaya çıkarılan bir silah kaçakçılığı olayına adı karıştı. Türkiye’de aranırken, İngiltere’de oturma izni aldı. Bu olaydan sonra İstanbul’a yerleşti ve Nilüfer Koçyiğit’le evlendi. CIA denetiminde silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan Henri Arslanyan’la tanıştı. Adamı Ömer Mersan, 1980’de Sofya’da Vitoşa Oteli’nde buluştuğu Ağca’ya Hintli Joginder Singh pasaportunu verdi. 1980’de Türkiye’den kaçtı. 1985’te İstanbul’a gelerek teslim oldu. Kaçakçılık suçlarından yargılanan Çelenk, 14 Ekim 1985’te Mamak Askeri Cezaevi’nde geçirdiği kriz sonucu öldü. Ağca’nın yurtdışına kaçırılmasında rol oynadığı belirtilen Çelenk’in, Ağca’ya üç milyon mark vererek Papa’yı öldürmesini istediği ileri sürüldü.</p>
<p><em>(Hasan Karakaya, Vakit, 	2010-01-20)</em><br />
<em><img class="alignnone size-full wp-image-41185" title="Yazar Hasan Karakaya" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/yazar-hasan-karakaya.jpg" alt="" width="140" height="138" /><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/taliban-niye-devrildi-ipekci-niye-olduruldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıtdışı Siyaset</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kayitdisi-siyaset.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kayitdisi-siyaset.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 23:03:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=50414</guid>
		<description><![CDATA[Mızrak çuvala sığmıyor. Özel Harp Dairesi&#8217;nden emekli Yarbay Şenol Özbek çarpıcı bilgiler veriyor: “Ordudaki bazı insanların cuntacı faaliyetler içine girdiği açık. Hedefleri iç savaş. Suikastlar yapılabilir” diyor. Yeraltından çıkan silahlar boşuna değil. Denizaltında ele geçirilen patlayıcılar ve sabotaj planları hayal ürünü değil yani. Bunları bilmek için örgüt üyesi olmak, kahin olmak gerekmiyor. Daha önce farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mızrak çuvala sığmıyor. Özel Harp Dairesi&#8217;nden emekli Yarbay Şenol Özbek çarpıcı bilgiler veriyor: “Ordudaki bazı insanların cuntacı faaliyetler içine girdiği açık. Hedefleri iç savaş. Suikastlar yapılabilir” diyor. Yeraltından çıkan silahlar boşuna değil. Denizaltında ele geçirilen patlayıcılar ve sabotaj planları hayal ürünü değil yani. Bunları bilmek için örgüt üyesi olmak, kahin olmak gerekmiyor. Daha önce farklı ülkelerde yaşanan tecrübeler bunu gösteriyor. Bunlar beklenen şeyler. Şenol Özbek de bu kaygısını dile getiriyor. Ama bunların tasfiye aşamasında sorun çıkarmalarına rağmen başarılı oldukları tek bir ülke bile olmadı. Aksine direniş ne kadar güçlü, tasfiye ne kadar sorunlu oldu ise, örgüt o oranda büyük zarar gördü ve bedel ödedi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50418  aligncenter" title="Emekli Yarbay Şenol Özbek" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/emekli-Yarbay-Şenol-Özbek.jpg" alt="" width="300" height="218" /></p>
<p style="text-align: center;">Emekli Yarbay Şenol Özbek</p>
<p>Hiçbir şansları yok. Onları oraya yerleştiren irade, bugün onların gitmesini istiyor. Bu konuda kararlı ve gerektiğinde acımasız olabilir. Oyun bitti! Oyuncular oyunun bitmemesini istiyorlar. Oysa yeni oyun ve oyuncular sahne almak için bekliyor. Tıpkı bir zamanlar sizin başkalarını iktidardan uzaklaştırıp onların koltuklarına sizin oturduğunuz gibi. Şimdi demir almak zamanıdır ve sıra sizde. Soğuk savaş bitti. Japon dağlarında savaşın bittiğine inanmak istemeyen Japon savaşçısına benziyorsunuz.</p>
<p>Özel Harp Dairesi&#8217;nin tarihini anlayabilmek için basında çıkan şu kronoloji çok açıklayıcı: 1933’de Nazi Partisi Nasyonal Sosyalistler&#8217;in Almanya&#8217;daki yükselişine denk gelecek şekilde savaş öncesi Türkiye&#8217;de, 1949’da bugünkü Milli Güvenlik Kurulu adını alacak olan Yüksek Müdafaa Meclisi kuruldu. Görevi milli seferberlik planlarının hazırlanması ve seferberlik halinde valiliklere verilecek görevlerin tespitiydi. 1949’da MGK’nın görev tanımına &#8216;seferberlik&#8217; konularının yanı sıra &#8216;İç ve dış güvenlik konularına karşı hazırlık yapma&#8217; yetkisi de eklendi. 1947’de Bernard Baruch, ilk kez Doğu ve Batı Blok&#8217;u tanımlamasıyla birlikte &#8216;Soğuk Savaş&#8217; kavramını kullandı. Türkiye, bu yeni dengede, Amerika’nın müttefiki idi. 1948’de Türkiye&#8217;den bir grup subay, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ne gayri nizami harp eğitimi almak üzere gönderildi. 1952’de 27 Eylül’de Amerika’nın isteği, Milli Savunma Yüksek Kurulu&#8217;nun tavsiyesiyle, Milli Avcı Birlikleri kurulmasına ilişkin kanun yürürlüğe girdi. Bu kanunla, gayri nizami harp yapabilecek örgütlenmeyi sağlamak ve düşman işgali sırasında savunma birlikleri kurmak üzere görevlendirildi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50415  aligncenter" title="Bernard Baruch" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Bernard-Baruch.jpg" alt="" width="260" height="340" /></p>
<p style="text-align: center;">Bernard Baruch</p>
<p>Özel Harp Daire Başkanlığı görevinde bulunan Korgeneral Daniş Karabelen kimdi? O, Osmanlı&#8217;nın son döneminde Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;nın bir subayıydı. Filistin&#8217;de çarpışan 5. Ordu&#8217;da görev aldı. Cemal Paşa ve Ali Fuat Cebesoy ile birlikte cephede bulundu. Ama asıl bağlı olduğu kişi Süleyman Askeri&#8217;ydi. Karabelen, milli mücadelenin ilk yıllarında Karakol Cemiyeti&#8217;nde çalıştı. Ardından ordunun çeşitli kademelerinde görev yaptı. Tümgeneral rütbesindeyken Özel Harp Dairesi&#8217;ni kurdu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50416  aligncenter" title="Daniş Karabelen" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Daniş-Karabelen.jpg" alt="" width="196" height="315" /></p>
<p style="text-align: center;">Daniş Karabelen</p>
<p>İnternetten derlediğim bilgilere göre, “1969’un 8 Eylül&#8217;ünde gazeteci İlhami Soysal, Özel Harp Dairesi subaylarından Yarbay Raci Tekin tarafından öldüresiye dövüldü. Yarbay Tekin&#8217;le beraber Astsubay Başçavuş Yüksel Aşçıoğlu ve Astsubay Sadık Görmez de Soysal&#8217;a saldırmışlardı. 1960&#8242;lı yıllarda Masonlar üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Soysal, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural hakkında yazdığı yazılardan dolayı tehditler alıyordu. İsmet Paşa, Soysal&#8217;ı birkaç kez üstü kapalı bir şekilde Orgeneral Tural&#8217;ı araması ve işi tatlıya bağlaması konusunda uyarmıştı. O gün Soysal&#8217;a saldıran Yarbay Raci Tekin, delil yetersizliğinden beraat etti ve Kıbrıs&#8217;a yollandı. Kıbrıs, Özel Harp Dairesi&#8217;nin staj sahası gibiydi. Raci Tekin, Ergenekon tutuklusu Muzaffer Tekin&#8217;in babasıdır.”</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-50417  aligncenter" title="Salih Raci Tekin" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2010/01/Salih-Raci-Tekin.jpg" alt="" width="113" height="147" /></p>
<p style="text-align: center;">Salih Raci Tekin</p>
<p>1977’de Kanlı 1 Mayıs&#8217;ta Taksim&#8217;de toplanan binlerce kişilik kalabalığın üzerine ateş açanların da Özel Harpçi olduğu. Avukat Rasim Öz, katliam belgelerinin Daire&#8217;nin arşivinde olduğunu iddia ediyor. Uzun lafın kısası, bu örgütü Amerika kurdu. Sorun Genelkurmay’a, “Özel Harp” diye bir örgüt var mı?” diye; “Yok” diyecektir. Hem yok, hem varsa, işten asıl sorun o. Demek ki, varolan yapı illegaldir. Oraya girip araştırma yapmanıza gerek yok. Eğer JİTEM resmen yok, fiilen varsa, TSK içinde illegal bir yapılanma var demektir. Bu da suçun isbatıdır. Aynı durum BÇG için de sözkonusudur. O yapının kendisi zaten illegaldir. Bu adres, kayıtdışı siyasetin merkezidir. Bizim Sovyet bu işin bittiğini kabul etmek istemiyor. Varlığını kanıtlamak için de şimdi sağa sola hediye paketleri gönderdiğine bakmayın, hâlâ daha fazlasını yapacak güce sahip. Yarın düğmeye basabilir. İşte kızılca kıyamet de o zaman kopar. O zaman ne olacaksa olur. Yeter ki, işler o noktaya gelmesin. Basına bazı bilgiler sızıyorsa, bir sızdıran var. O kişiler de o sistemin parçası. Yani, bunun anlamı şu, bu hesaplaşma derin yapının kendi iç hesaplaşması gibi bir şey aynı zamanda.</p>
<p>“Bazıları Özel Harp Dairesi&#8217;ni Amerika&#8217;nın kurdurduğunu unutuyor ve &#8216;Bu Amerikan operasyonudur, TSK&#8217;ya saldırı var&#8217; diyor. Karşı kesim ise, bu operasyonların Amerika&#8217;nın bir projesi olduğunu görmek istemiyor ve &#8216;Özel Harp Dairesi&#8217;ni dağıtırsak demokrasi gelecek&#8217; diyor.” Bana kalırsa bu tesbiti de yabana atmamak gerek. Celal Kazdağlı, “Aslında proje, ABD istihbarat örgütü CIA’ye aitti. Komünizme karşı bütün ülkelerde ‘vatansever’ unsurlara dayanan bir örgüt kurmaktı amaç. Fikir, İkinci Dünya Savaşından hemen sonra ortaya atıldı. Asıl kadrolar, Nazi Almanya’sının kurduğu Gestapo personelinden devşirildi ve o model örnek alındı. NATO öncesi CIA tarafından çekirdek kadrosu oluşturulan bu Gladio yapılanması, NATO ile birlikte 16 üye ülkede gerçekleştirildi. Bu ülkelerin hepsinde ordu ve güvenlik birimleri içinde yer aldılar ve bir de Nazilerin SS örgütlerine benzer paramiliter örgütlenmelere gittiler. Türkiye de benzer yapıya onay verdi” diyor.</p>
<p>“Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir, her görüldüğü yerde ezilmelidir” diye, “Komünizmle Mücadele Dernekleri”ni örgütleyip, iç savaş kışkırtıcılığı yapanlar da bunlardı. Herkesi kullandılar. Sağ-sol, Alevi-Sünni, Kürt-Türk, ilerici-gerici tartışmaları bunların başının altından çıktı. Darbeler bunların eseri idi. Bunlar için, din, mezhep, tarikat, ideoloji, siyaset, etnik kimlik, kültürel kimlik, her şey çatışma konusu haline getirildi. Kayıtdışı siyaset dediğimiz işte budur. Kayıtdışı ekonomi, kayıtdışı siyasetin örtülü KİT’idir, bir yanı ile de.</p>
<p><em>(Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2010-01-07)</em><br />
<em><img class="alignnone size-full wp-image-35642" title="abdurrahman-dilipak" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/abdurrahman-dilipak.jpg" alt="" width="239" height="203" /><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kayitdisi-siyaset.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahmi Koç&#8217;un Ergenekon İlişkisi</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/rahmi-kocun-ergenekon-iliskisi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/rahmi-kocun-ergenekon-iliskisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 21:13:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=49818</guid>
		<description><![CDATA[Koç Adası&#8217;nda saklamışlar Ergenekon iddianamesinin yer alan belgelerdeki iddialar bitmiyor. Delil belgelerinde geçen bir iddia da şöyle: “Koç, Sabancı suikastından haberdardı ancak haber vermedi. Koç, Fehriye Erdal’ı adasında sakladı.” Ergenekon sanıkları ile ilişki içinde olduğu ortaya çıkan Koç’lar, sanıklara da sahip çıkmıştı. Terörist Fehriye Erdal Özdemir Sabancı “ÇATLI İLE CIA’Cİ SUBAYLAR ORGANİZE ETTİ” İşçi Partisi&#8217;nde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Koç Adası&#8217;nda saklamışlar</strong></p>
<p>Ergenekon iddianamesinin yer alan belgelerdeki iddialar bitmiyor. Delil belgelerinde geçen bir iddia da şöyle: “Koç, Sabancı suikastından haberdardı ancak haber vermedi. Koç, Fehriye Erdal’ı adasında sakladı.” Ergenekon sanıkları ile ilişki içinde olduğu ortaya çıkan Koç’lar, sanıklara da sahip çıkmıştı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49819  aligncenter" title="Terörist Fehriye Erdal" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Terörist-Fehriye-Erdal.jpg" alt="" width="243" height="188" /></p>
<p style="text-align: center;">Terörist Fehriye Erdal</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-19765  aligncenter" title="oldurulen-ozdemir-sabanci" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/08/oldurulen-ozdemir-sabanci.jpg" alt="" width="187" height="191" /></p>
<p style="text-align: center;">Özdemir Sabancı</p>
<p><strong>“ÇATLI İLE CIA’Cİ SUBAYLAR ORGANİZE ETTİ”</strong></p>
<p>İşçi Partisi&#8217;nde yapılan aramalarda ortaya çıkan ve Ergenekon iddianamesinin 416 numaralı delil klasöründe yer alan 10 sayfalık belgede, Özdemir Sabancı suikastını Susurluk&#8217;taki kazada ölen Abdullah Çatlı ile Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı içindeki CIA’ci subayların organize ettiği iddia ediliyor. Cinayetin Dev-Sol&#8217;un üzerine kalacak şekilde düzenlendiği kaydediliyor. DHKP-C örgütünün lideri Dursun Karataş’ın para karşılığında olayı üstlendiği anlatılan belgede, Rahmi Koç’un yanı sıra eski Başbakanlar Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller ve Çiller’in eşi Özer Çiller’in de adı sıkça geçiyor. Belgede aynen şu ifadeler geçiyor:</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-19693  aligncenter" title="abdullah-catli" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/08/abdullah-catli.jpg" alt="" width="160" height="252" /></p>
<p style="text-align: center;">Abdullah Çatlı</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-49820" title="Tansu Çiller ve  eşi Özer Çiller" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Tansu-Çiller-ve-eşi-Özer-Çiller.jpg" alt="" width="320" height="197" /></p>
<p style="text-align: center;">Tansu Çiller ve  eşi Özer Çiller</p>
<p><strong>CİNAYETİN ASKER AYAĞINDA KİMLER VAR?</strong></p>
<p>“Başta Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın adamı Hüseyin P., Karataş’a parayı bizzat götürdü, verdi. Karataş’a, Yunanistan’da Muhaberat elemanı olarak görev yapan, Atina’daki Arap Öğrenciler Birliği Başkanı olan Suriyeli ile birlikte gitti. Para Hollanda Guldeni olarak verildi. Yunanistan’dan Fransa’ya geçerek parayı verdiler. Karataş’ın parayı Gulden olarak istemesi üzerine küçük çaplı bir kriz çıktı. Türkiye’de o kadar Gulden bulunamadı. Hollanda’dan bir şirket aracılığıyla City Bank üzerinden Yunanistan’a parayı transfer ettiler. Hüseyin P. o sıra Atina’da idi.”</p>
<p><strong>TETİĞİ P. ÇEKTİ</strong></p>
<p>“Sabancı&#8217;ya karşı suikastın organizasyonu Abdullah Çatlı&#8217;ya verildi. Çatlı bunun yanı sıra silahları içeriye sokacak ve işi Dev Sol&#8217;cuların üzerine kalacak şekilde tertipleyecekti. Cinayet günü Çatlı ile Özel Harpçi esrarengiz yüzbaşı Hüseyin P. ve 3 adamıyla Baltalimanı&#8217;nda Oba Restoran&#8217;ta buluştular. Çay içtikten sonra arabaya binip Sabancı Center&#8217;in karşısındaki İETT garajına girdiler. Çatlı önceden İETT garajının müdürünü ayarlamıştı. Hüseyin P. ve adamları cep telefonlarını, özel bir kanaldan haberleştikleri telsizleri arabada bırakıp binaya girdiler. Tetiği Hüseyin P. çekti. Suikastı gerçekleştirdikten sonra garaja tekrar gelen 5 kişi, Sarıyer&#8217;e araçla gittikten sonra dağıldı.”</p>
<p><strong>ÇİLLER KİMİN YAPTIĞINI BİLİYOR</strong></p>
<p>“Çiller&#8217;in ve kocasının cinayetten haberi vardı. Ya onlar istedi ya da göz yumdular. Sabancı suikastının amacını ve çok ayrıntılı olmasa da kimin yaptığını biliyor.”</p>
<p><strong>SABANCI ÇİLLER’İ REDDETTİ</strong></p>
<p>“Sabancı, silah fabrikası kurup orduya mal satmak için hazırlık yapıyordu. Koç’a bu alanda da rakip olmak için. Özer Çiller, Sabancı’ya ortak olma önerisi götürdü. İsrail patentiyle yapmayı teklif etti. Montajı Türkiye’de olacaktı. Sabancı, Özer Çiller’in bu kadar güçlenmesinin kendini rahatsız edeceğini gördü ve istemedi. Mesut Yılmaz da Sabancı’nın Çiller’le ortak olmasını istemedi. Sabancı, Çiller’in bu teklifine karşı durdu ve ANAP’la birlikte davrandı. Işın Çelebi’yi yönetime aldı.”</p>
<p><strong>RAHMİ KOÇ’UN ERGENEKON İLİŞKİSİ</strong></p>
<p>İddianamede Rahmi Koç’un isminin geçtiği de biliniyor. İddianamede, Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç&#8217;un Ergenekon Terör Örgütü üyeleriyle yaptığı görüşmeler yer alıyor. Rahmi Koç, Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile buluşmak istemiş, Ergenekon zanlısı Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk’la holding binasında görüşmüş.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49821  aligncenter" title="Papaz ve Rahmi Koç" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Papaz-ve-Rahmi-Koç.jpg" alt="" width="345" height="268" /></p>
<p style="text-align: center;">Papaz ve Rahmi Koç</p>
<p><strong>KOÇ’UN ERGENEKON TAVRI</strong></p>
<p>Koç Holding yetkililerinin Ergenekon sanıklarına sahip çıkmış olmaları da dikkat çekiyor. Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan ATO Başkanı Sinan Aygün’ü, Yönetim Kurulu Üyesi İnan Kıraç da İlhan Selçuk&#8217;u serbest bırakılır bırakılmaz ziyaret ederek, soruşturmaya karşı bir duruş sergilemişti. Koç’un bu tavrı kamuoyunda büyük tepki toplamıştı.</p>
<p><strong>KOÇ, FEHRİYE ERDAL’I ADASINDA SAKLADI</strong></p>
<p>“Rahmi Koç’un Sabancı suikastınden haberi var. Haber vermedi. Çatlı, Fehriye ve diğer iki kişinin saklanması için Koç’un adasını kullandı. Çünkü Koç’un adasına polis de asker de operasyon yapamaz. Koç, Çatlı’nın burayı kullandığını biliyor. Ada Marmara’da. Rahmi Koç’un izni olmadan kimse giremez. Adaya rıhtım yapanlar bile malikanenin olduğu bölgeye sokulmuyor. Tel örgüyle çevrilmiş bir alanın içinden dışına çıkamıyorlar. Koç, bildirmedi, çünkü ÖKK’nın operasyonu olduğunu öğrendi.”</p>
<p><em>(Cafesiyaset, Ağustos 2008</em><em>)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/rahmi-kocun-ergenekon-iliskisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıllarca İrtica Üretilen Uğur Mumcu Cinayeti Aydınlanıyor</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/yillarca-irtica-uretilen-ugur-mumcu-cinayeti-aydinlaniyor.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/yillarca-irtica-uretilen-ugur-mumcu-cinayeti-aydinlaniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 20:37:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=49718</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Balbay&#8217;ın günlüğüne göre, Genelkurmay gazeteci Uğur Mumcu&#8217;ya arşivlerini açmıştı ve PKK-MİT ilişkisini araştırdığından haberdardı. Günlükte, dönemin Genelkurmay II. Başkanı Büyükanıt, &#8220;Uğur ölmeseydi pazartesi buraya gelecekti. Arşivde çalışıyordu. Öcalan&#8217;ın kayınpederinin MİT&#8217;e çalıştığını saptamıştı&#8221; diyor. Mustafa Balbay&#8217;a ait olduğu iddia edilen günlükte, yıllardır çözülemeyen gazeteci Uğur Mumcu suikastıyla ilgili de enteresan notlar yer alıyor. Günlükteki, dönemin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Balbay&#8217;ın günlüğüne göre, Genelkurmay gazeteci Uğur Mumcu&#8217;ya arşivlerini açmıştı ve PKK-MİT ilişkisini araştırdığından haberdardı. Günlükte, dönemin Genelkurmay II. Başkanı Büyükanıt, &#8220;Uğur ölmeseydi pazartesi buraya gelecekti. Arşivde çalışıyordu. Öcalan&#8217;ın kayınpederinin MİT&#8217;e çalıştığını saptamıştı&#8221; diyor.</p>
<p>Mustafa Balbay&#8217;a ait olduğu iddia edilen günlükte, yıllardır çözülemeyen gazeteci Uğur Mumcu suikastıyla ilgili de enteresan notlar yer alıyor. Günlükteki, dönemin Genelkurmay II. Başkanı olan Mehmet Yaşar Büyükanıt&#8217;ın sözleri, Mumcu&#8217;nun PKK&#8217;nın derin ilişkilerini araştırdığı için öldürüldüğü iddialarını güçlendiriyor. İşte günlüğe göre Büyükanıt&#8217;ın sözleri:</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48798  aligncenter" title="Orgeneral Yaşar Büyükanıt" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Orgeneral-Yaşar-Büyükanıt.jpg" alt="" width="440" height="292" /></p>
<p style="text-align: center;">Mehmet Yaşar Büyükanıt</p>
<p><strong>&#8216;Mumcu arkadaşımdı&#8217; </strong><br />
&#8220;6 Nisan 2003 Pazar günü saat 12.30&#8242;da Genelkurmay Karargahı&#8217;nda Aslan Paşayla (Genelkurmay İstihbarat Başkanı olan Aslan Güner) görüşme. 45 dakika sonra, Yaşar Paşa (Genelkurmay 2. Başkanı olan Mehmet Yaşar Büyükanıt) geldi, &#8220;Ona günü anlatmam lazım, isterseniz bekleyin, en çok yarım saat sürer&#8221; dedi sonra ikisi birlikte geldiler. Yaşar Paşa, sivildi. Kırmızı ağırlıklı bir tişörtü vardı: &#8220;Uğur Mumcu benim arkadaşımdı. Buraya çok geldi gitti. Bizim arşivde çalıştı. En sevilen yazardı. Öldürülmeseydi ertesi gün, pazartesi buraya gelecekti. Arşivde çalışıyordu. Öcalan&#8217;ın karısının ( Kesire Öcalan) babasının MİT&#8217;e çalıştığını saptamıştı. Daha derin araştırmalar içindeydi.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-4218  aligncenter" title="kesire_ocalan.jpg" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2006/11/kesire_ocalan.jpg" alt="" width="199" height="298" /></p>
<p style="text-align: center;">Kesire Öcalan</p>
<p><strong>Cinayetten 2 saat sonra</strong><br />
Mumcu&#8217;nun kardeşi avukat Ceyhan Mumcu da, günlükte yer alan notları doğruladı. Kardeşinin saldırı sonucu öldüğü dönemde bu konuyu kendisinin de araştırdığını belirten Mumcu, şunları söyledi: &#8220;Uğur, &#8216;Kürt Dosyası&#8217; adında bir kitap yazıyordu. Bu kitapta Abdullah Öcalan&#8217;ın ilk kez mahkemeye çıkarılışından serbest kalışına kadar geçen süreçteki şüphelerini de aktarıyordu. Ayrıca 15 Ekim 1992&#8242;de yayımlanan &#8216;Kim bu Pilot Necati&#8217; başlıklı yazısı da bu konuyla ilgiliydi. Ancak kitabı tamamlayamadı.&#8221; Ceyhan Mumcu daha önceki bir röportajında da cinayetten 2 saat sonra Güreş ve Büyükanıt&#8217;ın eve geldiğini söylemişti: &#8220;Uğur öldürüldü, 2 saat sonra Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, Uğur&#8217;un evindeydi. Yanında Yaşar Büyükanıt da vardı. Doğan Paşa suikasttan önce Emniyet&#8217;i uyarmış, &#8216;Uğur&#8217;a bir şey yapacaklar, aman iyi koruyun&#8217; diye. Demek ki Genelkurmay&#8217;ın istihbaratı iyi çalışmış. O nedenle Güreş ve Büyükanıt Paşalar mutlaka dinlenmeli.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-19922  aligncenter" title="ceyhan-mumcu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/08/ceyhan-mumcu.jpg" alt="" width="192" height="246" /></p>
<p style="text-align: center;">Ceyhan Mumcu</p>
<p><strong>Tuğ&#8217;dan belgeleri alacaktı </strong><br />
Mumcu&#8217;nun diğer randevusu ise 12 Mart 1971 döneminin askeri savcısı Baki Tuğ ileydi. 27 Ocak Çarşamba günü buluşacaklardı. İki gün önce, Baki Tuğ&#8217;un Meclis&#8217;teki odasında bir araya gelmişlerdi ve Tuğ&#8217;a, &#8220;Abdullah Öcalan&#8217;ın MİT&#8217;le ilişkilerini ortaya çıkardım&#8221; demişti. Tuğ Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı&#8217;ydı, &#8216;Araştıracağım&#8217; dedi, randevuyu verdi. Tuğ&#8217;un bilgileri önemliydi, çünkü 1972&#8242;de, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) 1. sınıf öğrencisi olan 22 yaşındaki Abdullah Öcalan, bildiri dağıtmak suçundan gözaltına alındığında Askeri Savcı Baki Tuğ&#8217;un önüne getirilmişti. Tuğ, boykotçu öğrenciler içinde en ağır cezayı Abdullah Öcalan ve iki arkadaşı için isterken, yargılama sırasında mahkemede görüş değiştirince Öcalan üç ay hapis cezasıyla kurtulmuştu.</p>
<p><strong>Devlet kullanmış olabilir</strong></p>
<p>Baki Tuğ, o günleri daha sonra şöyle anlatmıştı: &#8220;Apo&#8217;nun MİT mensubu olup olmadığı konusunda yardım istedi. &#8216;Arşivime bakayım&#8217; dedim. Araştırdım; Abdullah Öcalan&#8217;ın kayınpederi Ali Yıldırım, Milli İstihbarat&#8217;ta çalışan bir görevliydi. Öcalan, Ali Yıldırım&#8217;ın kızı Kesire ile evlenmişti. Bizde bulunan bilgi bu kadardı. Ama Uğur Mumcu&#8217;nun ömrü vefa etmedi. Bana gelip gitmesinden iki gün sonra da öldürüldü. Bunu araştırmasına şaşırmamıştım. Çünkü Milli İstihbarat Teşkilatı&#8217;nın görevi herkesten yararlanmaktır. O dönemde bir öğrenci olarak ondan da yararlanmak isteyebilirler. Bunda şaşıracak, yanlış düşünecek hiçbir şey yok.&#8221; Tuğ, Öcalan&#8217;ın 1980&#8242;den önce Devrimci Doğu Kültür Ocakları gibi Kürt örgütlere karşı mücadele etmiş olabileceğini belirtmişti.</p>
<p><strong>Son yazılarında hep MİT-PKK ilişkisini yazdı</strong></p>
<p>Uğur Mumcu, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde ölmeden önceki son 6 ayda hep PKK&#8217;yı yazmıştı. Cumhurİyet gazetesindeki 9 Ekim 1992 tarihli yazısında Uğur Mumcu şöyle yazmıştı:</p>
<p>&#8220;Bugün PKK örgütü arasında kim bilir kaç ajan var? Yalnızca MİT ajanları mı? Ortadoğu ajan kaynıyor. Kürt örgütleri arasına sızmış kim bilir kaç CIA ajanı görev yapıyor?&#8221; diye soruyordu. 15 Ekim&#8217;de ise &#8220;Gazetecinin görevi gerçeği aramaktır. Kürt sorunu konusunda bu köşede yapmaya çalıştığımız da budur. Örneğin Abdullah Öcalan kimdir? PKK nasıl kurutulmuştur? Bunları araştırıyoruz. Bu araştırmaların başlangıç noktası Öcalan&#8217;ın kimliğidir. Apo&#8217;nun kontrgerillacılarla işbirliği yaptığı, PKK içindeki MİT ajanı bir pilotu kolladığı ve kayınpederinin MİT elemanı olduğu doğru mu?&#8221;</p>
<p><strong>Kanlı tuzak kuruluyor</strong></p>
<p>Öldürülmeden 16 gün önce, 8 Ocak 1993 tarihli yazısında da şunları yazmıştı: &#8220;Birileri Türk halkını Kürt halkına, Kürt halkını da Türk halkına düşman edici bir kanlı tuzak kuruyor. Yakında yayınlanacak bir yayınımda Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilere ışık tutacak ilginç belgeler açıklayacağım.&#8221;</p>
<p><strong>Kesire Avrupa&#8217;ya kaçtı</strong></p>
<p>Abdullah, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi&#8217;nde okurken tanıştığı Elazığlı Kesire Yıldırım ile 24 Mayıs 1978&#8242;te evlendi. Çift, 3 ay Diyarbakır&#8217;da yaşadı. Onları Ankara&#8217;dan Diyarbakır&#8217;a götüren &#8220;Pilot Necati&#8221; ordudan ayrılmış ve Diyarbakır&#8217;da kum ticareti yapıyordu. Pilot Necati 1982&#8242;de esrarengiz bir şekilde kullandığı zirai ilaçlama uçağının düşmesi sonucu öldü. Öcalan bir süre sonra Suriye&#8217;ye kaçtı ve Kesire&#8217;yi de yanına aldı. Fakat Kesire, baskıcı politikalarına karşı çıkıp Avrupa&#8217;ya kaçtı, hakkında ölüm kararı çıkartan Apo&#8217;dan korunmak için kardeşi Hüseyin Yıldırım&#8217;la birlikte kimlik değiştirdi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49719  aligncenter" title="Pilot Necati ve Apo" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Pilot-Necati-ve-Apo.jpg" alt="" width="275" height="265" /></p>
<p><em>(Vatan, 03-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/yillarca-irtica-uretilen-ugur-mumcu-cinayeti-aydinlaniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okkan Suikastinde Şok İddia</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/okkan-suikastinde-sok-iddia.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/okkan-suikastinde-sok-iddia.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 20:23:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=49559</guid>
		<description><![CDATA[Güneydoğu&#8217;da yıllarca Genelkurmay&#8217;ın kadrolu tercümanı olarak görev yapan Yıldırım Beğler, çarpıcı iddialarda bulundu. Dönemin Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan&#8217;ı Hizbullah&#8217;ın değil, Özel Kuvvetler&#8217;e bağlı bir ekibin öldürdüğünü iddia eden Beğler, olay günü yaşadıklarını Cihan&#8217;a anlattı. Yıldırım Beğler Okkan&#8217;ı Özel Kuvvetler&#8217;e bağlı C Timi&#8217;nin katlettiğini, olay günü bu timdeki askerleri PKK kıyafetiyle gördüğünü öne süren Beğler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneydoğu&#8217;da yıllarca Genelkurmay&#8217;ın kadrolu tercümanı olarak görev yapan Yıldırım Beğler, çarpıcı iddialarda bulundu. Dönemin Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan&#8217;ı Hizbullah&#8217;ın değil, Özel Kuvvetler&#8217;e bağlı bir ekibin öldürdüğünü iddia eden Beğler, olay günü yaşadıklarını Cihan&#8217;a anlattı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49560  aligncenter" title="Yıldırım Beğler" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Yıldırım-Beğler.jpg" alt="" width="193" height="197" /></p>
<p style="text-align: center;">Yıldırım Beğler</p>
<p>Okkan&#8217;ı Özel Kuvvetler&#8217;e bağlı C Timi&#8217;nin katlettiğini, olay günü bu timdeki askerleri PKK kıyafetiyle gördüğünü öne süren Beğler, kendisinin de bir dönem C Timi&#8217;nde görev aldığını savundu. Beğler, suikastı gerçekleştiren &#8216;C-Timi&#8217;nin bindirildiği uçağın Malatya&#8217;da düşmesiyle bu ekibin ortadan kaldırıldığını iddia etti.</p>
<p>Bölgede şahit olduğu faili meçhul cinayetlerle ilgili Sabah gazetesindeki itirafları geçtiğimiz aylarda büyük ses getiren Yıldırım Beğler, 1995 yılında Türkiye&#8217;ye getirilmiş Kerküklü bir Türkmen. Güneydoğu&#8217;da 14 yıl Genelkurmay&#8217;ın kadrolu tercümanlık yaptığı belirtilen ve komutanlarla yakın ilişkiler kuran Beğler, bir dönemin kara kutusu sayılacak isimlerden. Norveç&#8217;in başkenti Oslo&#8217;ya iki saat uzaklıktaki bir köyde siyasi mülteci olarak yaşayan Beğler, Cihan&#8217;a yeni açıklamalar yaptı.</p>
<p><strong>&#8220;SUİKAST SONRASI 3-4 AY SÜLEYMANİYE&#8217;DE SAKLANDILAR&#8221;</strong></p>
<p>Gaffar Okkan suikastından önce &#8220;Gaffar Okkan PKK&#8217;ya yardım ve yataklık yapıyor, PKK ile bağlantısı var. Diyarbakır&#8217;ı karıştıracak. Vatan hainidir. Bunun ölmesi lazım&#8221; şeklinde söylentiler çıkarıldığını, daha sonra da Okkan&#8217;ın katledilmesi görevinin C Timi&#8217;ne verildiğini ileri süren Beğler, şunları söylüyor: &#8220;C Timi o zaman Diyarbakır&#8217;daydı. Bir gün C timi Habur sınır kapısına geldi. Üstleri başları kirliydi. Belli ki bir görevden gelmişler. Normalde biz iki silah taşırız. Gündüzleri normal M-16, geceleri keleş ve yanında tabanca; kıyafet olarak da bir asker üniforması, bir de PKK&#8217;lıların giydiği üniforma. C timi tamamen PKK üniforması içindeydi gördüğümde.&#8221;</p>
<p>Suikast sonrası C Timi&#8217;nin o gece Mete (Ergenekon sanığı Emekli Albay L.G.) ile toplantı yaptığını ve onlara, &#8220;Basın gidin Kuzey Irak&#8217;a. Millet sizi burada görmesin&#8221; emrini verdiğini söyleyen Beğler, tim üyelerinin de o gece üzerlerindeki terörist kıyafetleriyle Süleymaniye&#8217;ye geçtiğini ileri sürdü. Beğler, &#8220;Süleymaniye&#8217;de 3 veya 4 ay kaldılar. 4 ay sonra ortalık bayağı sakinleşmişti. Bu süre zarfında, Okkan suikastını Hizbullah gibi örgütler üstlendi.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>BİZ İŞKENCE YAPIYORDUK, GAFFAR OKKAN &#8220;DEMOKRATİK AÇILIMI&#8221; SAVUNUYORDU</strong></p>
<p>Gaffar Okkan&#8217;ın zeki ve ileri görüşlü biri olduğunu vurgulayan Beğler, &#8220;Bugünlerde AK Parti&#8217;nin &#8216;tatlı dille&#8217; yaptığı açılımı Okkan, ta o zamanlarda düşünüp yapmaya çalışıyordu. Bizim gibi düşünmüyordu. Biz PKK&#8217;lı yakalayınca asıp kesiyorduk. O ise bu yolun yanlış olduğunu biliyordu. İşkence yaparak bir yere varılmayacağını, her şeyin karşılıklı anlayış ve hoşgörüyle olması gerektiğini düşünüyordu. Bizler ise bir kişinin arabasında Şivan Perver kaseti yakalayınca bile o kişinin hayatını burnundan getiriyorduk.&#8221; ifadelerini kullanıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-43017  aligncenter" title="Gaffar Okkan" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/gaffar-okkan.jpg" alt="" width="180" height="262" /></p>
<p style="text-align: center;">Gaffar Okkan</p>
<p>C Timi&#8217;nin özellikle 1990&#8242;dan 2001 yılına kadar çok büyük olaylara imza attığını ve Gaffar Okkan suikastının bu hadiseler yanında küçük bile kaldığını da savunan Beğler, &#8220;Bu timde görev yapan askerler bunu vatan-millet için yaptıklarına inanıyorlardı.&#8221; şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>MALATYA&#8217;DA DÜŞEN CASA TİPİ UÇAKTA SUİKAST TİMİ VARDI</strong></p>
<p>Okkan cinayetinden sonra Ergenekon davası sanığı L.G. ile üst düzey bir komutanın toplantı yaptığını söyleyen Yıldırım Beğler, Kuzey Irak&#8217;tan gelen C Timi&#8217;nin önce iki helikopterle Diyarbakır&#8217;a, oradan da uçakla Antep&#8217;e geçmesi emri verildiğini aktardı. Bu uçak, 16 Mayıs 2001&#8242;de Malatya&#8217;da düşen CASA tipi askeri uçaktı. Uçakta bulunan 34 kişi hayatını kaybetti. Beğler, &#8220;Gaffar Okkan cinayeti faillerinin hepsi, yani C Timi&#8217;nin 20 kişilik tüm kadrosu da bu uçaktaydı.&#8221; diyor.</p>
<p>Beğler, C Timi&#8217;nin deşifre olduğu için ortadan kaldırıldığını savunuyor: &#8220;Patlak vermeseydi infaz edilmezdi. MAK&#8217;ta (Muharebe Arama Kurtarma Birliği) bu böyledir: Eğer açığa çıkmazsan, düşman tarafından deşifre edilmezsen bin yıl yaşarsın. Tersi bir durumda ise hemen infaz edilirsin.&#8221;</p>
<p>Bir dönem kendisinin de C Timi&#8217;nde görev yaptığını söyleyen Beğler, &#8220;C timinin başında Rıza kod adlı Yüzbaşı H.B. vardı. O da Malatya&#8217;da düşen uçakta şehit oldu.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>ŞU AN JİTEM DEĞİL, &#8220;MAK&#8221; TEHLİKELİ</strong></p>
<p>Yıldırım Beğler, Okkan suikastını gerçekleştirdiğini savunduğu C Timi&#8217;nin bağlı olduğu MAK hakkında da bilgi verdi. Özel Kuvvetler içerisinde &#8216;asıl işi&#8217; MAK grubunun yaptığını söyleyen Beğler, bu yapının bünyesinde 20-30 tim olduğunu ve her timin başında da bir yüzbaşı ve bir üsteğmen ile 12 başçavuş bulunduğunu söyledi. Okkan cinayetinde kullanılan C timinin en etkin timlerden biri olduğunu öne süren Beğler&#8217;in önemli bir iddiası daha var: &#8220;Şu an JİTEM tehlikeli değil. Şu an için en tehlikeli birim MAK&#8217;tır.&#8221;</p>
<p>Ergenekon&#8217;un alt ve orta kadrosundan birçok kimsenin yakalanmasına rağmen üst yönetiminden birçok kimsenin halen dışarıda olduğunu söyleyen Beğler, şöyle devam ediyor: &#8220;Bunlar güvenlik şirketlerini ele geçirmişler. Hatta şöyle bir şey var: MAK şöyle bir plan yapmıştı; her generalin başına bir tane özel astsubay vermişti. Şu an ne kadar tugay komutanı varsa, hepsinin yanında emir subayı olarak bir tane eski MAK&#8217;çı var. Neden eski MAK&#8217;çıları seçiyorlar bunun için? Böylelikle bütün paşaları kontrol altına alıyorlar. Emir subayı ne demek, emir subayı? Paşa öksürse emir subayının haberi olur. Paşa çay içse emir subayının haberi var. İstediği zaman paşayı etkisiz hale getirebilir veya öldürebilir de. Gidin kontrol edin. Herhangi bir tugay komutanını çağırın deyin ki, &#8216;Komutanım yandaki emir subayın kökeni nedir?&#8217; Komutan, &#8216;Özel kuvvetten&#8217; diyecektir. Özel Kuvvetten nereden? &#8216;MAK&#8217;çı&#8217;. Bu, L.G.&#8217;nin planıydı.&#8221;</p>
<p><strong>KOALİSYON DÖNEMLERİNDE ÇOK RAHATTIK</strong></p>
<p>AK Parti iktidar olduktan sonra MAK&#8217;ın yavaş yavaş tasfiye edildiğini söyleyen Beğler, &#8220;Aslında AK Parti kazandığı gün bizim işin sonu gelmişti. Emir geldi ve yavaş yavaş sayımızı azalttılar. AK Parti öncesindeki koalisyon hükümetleri döneminde çok rahattık. Kimse bize bir şey demiyordu. Hatta onlar diyordu &#8216;yap&#8217; diye.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Öte yandan Yıldırım Beğler, Malatya&#8217;da düşen CASA uçağıyla ilgili ilginç bir ayrıntı daha veriyor. Beğler, nişanlısını görmek için uçağa binmek isteyen Başçavuş Ümit Başaran&#8217;a, Ergenekon sanığı L.G.&#8217;nin önce izin vermediğini; ama Başaran&#8217;ın ısrarı üzerine izin vermek zorunda kaldığını söylüyor.</p>
<p>16 Mayıs 2001&#8242;de Malatya&#8217;da düşen CASA tipi askeri uçakta Başaran da dahil olmak üzere 34 kişi şehit olmuştu. Uçaktakilerin büyük çoğunluğunun Özel Kuvvetler&#8217;den olduğu açıklanmıştı. Kaza sonrası ciddi soru işaretleri belirirken, Şemdin Sakık, uçakta &#8220;Yeşil&#8221; kod adlı Mahmut Yıldırım&#8217;ın da bulunduğunu iddia etmişti.</p>
<p><em>(CİHAN, 12-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/okkan-suikastinde-sok-iddia.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresil Felaketçilerin Yalanı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kuresil-felaketcilerin-yalani.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kuresil-felaketcilerin-yalani.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 17:35:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=49400</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda gündemin modası haline gelen küresel ısınma, kuraklık ve kıyamet senaryoları gibi meselelerin aslı tam olarak anlatıldığı gibi değil. Yüzyılın büyük planlarından birisinin kod adı : &#8221; İZRYEHOSA=2014 &#8220;( İsrailoğulları Yahova Beklenen Kralı. Krallığın beklenen tarihide 2014) olan büyük senaryonun bir parçasıdır. Hareket planı tüm dünya insanlarının zihninde kuraklığa bağlı küresel bir felaketin senaryosunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda gündemin modası haline gelen küresel ısınma, kuraklık ve kıyamet senaryoları gibi meselelerin aslı tam olarak anlatıldığı gibi değil. Yüzyılın büyük planlarından birisinin kod adı : &#8221; İZRYEHOSA=2014 &#8220;( İsrailoğulları Yahova Beklenen Kralı. Krallığın beklenen tarihide 2014) olan büyük senaryonun bir parçasıdır. Hareket planı tüm dünya insanlarının zihninde kuraklığa bağlı küresel bir felaketin senaryosunu yerleştirmektir. Korku psikolojisi ile bu operasyona beş yüz milyar dolar kadar (bilinen) finans sağlanmıştır. Dünya çapında kampanyalar düzenlenerek, yazılı ve görsel medya kullanılarak insanlığa bu bilinç aşılanmaktadır. Dev kampanyalar (özellikle ikinci, üçüncü dünya ülkeleri ve tabi ülkemizde) düzenlenip küresel felaket haberleri günlerce medya yolu ile halka sunulmuştur. Bu kampanyalar için çeşitli kaynaklar bazı medya ve tv kuruluşlarına destek vermiştir. Bu konuda bazı kurumlar aracı olmuştur. Görünüşte her şey legaldir. Bu işlerin dünya çapındaki oyuncuları, bilim adamları, gazeteciler, kurum ve kuruluşlar sempozyumlar ve etkinlikler düzenleyerek destek olmuşlardır. Gerçek amaç Büyük Ortadoğu Projesinin temel sebebi olan Büyük İsrail Projesi ile bizzat alakalıdır. Bu korku havası ile İsrail, emelini gerçekleştirmek istediği topraklardaki insanları kendi istekleriyle ya da metazori olarak göç ettirmek istemektedir.</p>
<p>Değerli madenler ve su yatakları bu projenin bir parçasıdır. Yanlış politikalar yüzünden yurdumuzda da tarım toprakları, su yatakları ve göller hızla kurutulmaktadır. Dikkatinizi çekerim kurumamakta; kurutulmaktadır. Birçok resmi belgede şu ibareler yer almaktadır: &#8220;Kuruyan göllerin sularının çekilme nedeni yanlış tarım ve sulama politikalarıdır.&#8221; Yağmurun yağmaması ve kuraklık belli aralıklarla belli senelerde görülmektedir. Ana sebep bu değildir. Bu tetikleyici bir sebeptir sadece. Mesela yağan yağmuru tutacak yeterli baraj yapılmamaktadır. Daha birçok örnek verilebilir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49401  aligncenter" title="Küresel Isınma Hatırası" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Küresel-Isınma-Hatırası.jpg" alt="" width="320" height="467" /></p>
<p>Bizim anlatmak istediğimiz küresel felaket senaryosunun aslında bir İsrail projesi olmasıdır. Tohumlarımızın nesli bilinçli şekilde tüketilmiştir. Genetik tarım adı altında İsrail`den tohum alınmaktadır. Genleri ile oynanmış bu tohumların Türk insanının genetik yapısına uygun hastalık hormonları taşıdığı ehlince araştırılsa ortaya çıkacaktır. Karakıta Afrika`daki 12 ülkede, elmas madenleri yüzünden aynı şer güçler AİDS mikrobunu yaymışlardır. Ve tıpkı küresel felaket senaryo yalanı gibi AİDS hastalığı da büyük kampanyalar sonucu insanlığın zihnine enjekte edilmiştir. Her ülkenin kültür ve inanç yapısına göre AİDS hastalığının bir homoseksüel hastalık olduğu beyinlere kazınmıştır. Oysa istatistikler bunu yalanlamaktadır. Çıktığı günden bugüne kadar AİDS`ten ölen insanların % 82,7`si kadındır. Araştırmak isteyenler intenette AİDS ile alakalı istatistiklere girebilir. Çarpıcı bir başka durum ise bu hastalığın Afrika`nın sadece 12 ülkesinde 35 milyon kişiyi öldürmesidir. 12 ülkenin özelliği bu ülkelerin hepsinde değerli elmas madenlerinin bulunmasıdır. Madenleri işletenlerin %100`ü Yahudiler ve batılı beyazlardır. Bir başka çarpıcı gerçekte 12 ülkede 35 milyon insanı öldüren AİDS mikrobu sadece siyahları öldürmektedir ve bu ülkelerdeki beyaz efendilere bu hastalık bulaşmamaktadır. Nedeni AİDS mikrobunun sadece siyahları öldürecek şekilde genlerine uygun olarak üretilmesidir. Bunları da istatistiklerde bulabilirsiniz. Peki ne olmuştur? Bu AİDS hastalığı dünyaya lanse edildikten sonra Afrika`daki zenciler iğfal edilmiş, aç bırakılmış ve milyonlarca insan soykırıma uğramıştır. Çıkartılmak istenen sonuç: &#8220;Bütün bunların sorumlusu AİDS hastalarıdır!&#8221; Çünkü o topraklar siyonizmin ve batılı güçlerin rüyalarını ve kurdukları haremlerdeki kadınların boyunlarını süslemektedir.</p>
<p>Gelelim küresel felaket çığırtkanlıklarına. Burada yapılmak istenen yukarıdakilerle aşağı yukarı aynıdır: İnsanlar göç ettirilecek ve bu insanlar kuraklığa bağlı kolera, tifo veya adı sanı duyulmamış hastalıklar yayılarak telef edilecek ve bu topraklar boşaltılıp İsraillilerin yerleşmesine zemin hazırlanacak. Dilerseniz bir beyin fırtınası yapalım: Topraklarımızda bu tip olaylar olsa, devletten de kanun çıksa ve buralar terk edilecek dense ne olur? Ankara`da suların kesilmesinde kuraklığa bağlı yağmurun yağmayışı sebep gösterilerek medyaya bir sürü bilgi yansıdı. Ankara belediye başkanı Ankaralı hemşerilerine Ankara dışına tatile çıkmalarını önerdi. Bu tamamen iyi niyetli bir öneri olmasına rağmen demek ki zaruri hallerde böyle öneriler resmi olmasada şifahen mümkün olabiliyor. Bu örneği vermemizin sebebi Allah korusun çok ciddi bir kuraklıkta devletin politikasının ne olacağı hakkındaki merakımızdır.</p>
<p>Hiçbir insanın ya da toplumun gücü kıyameti koparmaya yetmez, kıyametin sahibi Allah`tır. Rahman suresinde insan, yaratılışın dengesini bozmaması yönünde uyarılır. Bazı ayetler insanın bozduğu denge yüzünden cezasını çekeceğini söyler ama insanoğlu kıyameti asla koparamaz. Tabiri caizse Allah dünyayı bir ev gibi yaratmış, evi yerli yerince dayamış döşemiş ve anahtarlarını insana vermiştir. Bu insan evin içindeki her şeyi bozabilir, iradesiyle evi çöp eve çevirebilir lakin evi yıkamaz buna gücü yoktur. Çünkü evin yani mülkün sahibi Allah`tır. Bir örnek daha: &#8220;Kıyametin vaktini yalnızca Allah bilir.&#8221; (Lokman süresi 30. ayet ) Bu ayete göre beşer kıyameti yapma gücüne sahipse yapacağı vaktide biliyor demektir ki bu yüce İslam inancına, yüce kitabımız Kuran`a terstir. İstedikleri kadar nükleer bomba patlatsınlar, istedikleri kadar daha bilmediğimiz operasyonlar yapsınlar İsrafil Aleyhisselam sûra Bush`un, İsrail`in veya bir başka şer gücün bombasının sesiyle üfleyecek değildir. O yüce Allah`tan aldığı emir ile sûra üfler. Anlatmak istediğimiz dünya küresel şeytanların üflemelerine gelmeyecektir. Küresel felaketin bu anlattığım çerçevede tekrar düşünülüp araştırılmasını istirham ediyorum. &#8220;İZRYEHOSA=2014&#8243; kodu ile kodlanan, İsrail`in Yahovasının beklenen krallığını daha çok bekletelim. Türkiye bu tür anlaşmalara imza atmaz.</p>
<p><em>(Oktan Keleş, www.netpano.com, 12-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kuresil-felaketcilerin-yalani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tohum Savaşları Devam Ediyor</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/tohum-savaslari-devam-ediyor.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/tohum-savaslari-devam-ediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 20:35:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=49149</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği gibi İsviçre&#8217;de gerçekleştirilen CERN Deneyi için Türk Bilim adamlarından oluşan bir ekip kurulmuş ve bu ekip oradaki çalışmalarda yer almıştı. Basında isimleri çıkan bu bilim adamlarımızdan Prof. Dr. Engin Arık Isparta yakınlarında 30 Kasım 2007 tarihinde düşen yolcu uçağında hayatını kaybetmişti. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık&#8217;ın ve ekibi İsviçre&#8217;nin Fransa sınırı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği gibi İsviçre&#8217;de gerçekleştirilen CERN Deneyi için Türk Bilim adamlarından oluşan bir ekip kurulmuş ve bu ekip oradaki çalışmalarda yer almıştı. Basında isimleri çıkan bu bilim adamlarımızdan Prof. Dr. Engin Arık Isparta yakınlarında 30 Kasım 2007 tarihinde düşen yolcu uçağında hayatını kaybetmişti. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık&#8217;ın ve ekibi İsviçre&#8217;nin Fransa sınırı yakınlarında kurulu, &#8220;European Organization for Nuclear Research&#8221; (CERN)deki Atlas Deneyi&#8217;nde çalışıyorlardı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49150  aligncenter" title="Prof. Engin Arık" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Prof.-Engin-Arık.jpg" alt="Prof. Engin Arık" width="400" height="270" /></p>
<p style="text-align: center;">Prof. Dr. Engin Arık</p>
<p><strong>CERN ekibinin öldürülme sebeplerini biliyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de Tohumculuk Bankası için de bir ekip kuruldu. Ancak bu ekip, CERN Deneyi&#8217;ndeki gibi isimleri  deşifre edilmedi. Kurulan bu ekipte yer alanların isimleri hiçbir şekilde basında yer almadı. Tohumculuk  ve gıda güvenliği alanında faaliyette bulunan bu ekip, Türkiye&#8217;deki orijinal tohumları topluyor, çoğaltıyor ve  bilinmeyen yerlerde depoluyor. Türkiye için hayati öneme sahip tohumlar, gıda güvenliğimiz için güvenli yerlerde depolanmış durumdadır. Kurulan bu ekip, çalışmalarını çok gizili bir şekilde sürdürmektedir. Bu konuda çalışmaların olduğunu &#8216;sezenler&#8217; ekibe ulaşamadıkları için ilginç yöntemlerle bu ekibe ulaşmaya çalışmaktadırlar. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar çabaları beyhudedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49151  aligncenter" title="6 Nükleer Fizikçi Isparta Uçak Kazasında Öldü" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/6-Nükleer-Fizikçi-Isparta-Uçak-Kazasında-Öldü.jpg" alt="6 Nükleer Fizikçi Isparta Uçak Kazasında Öldü" width="435" height="232" /></p>
<p style="text-align: center;">6 Nükleer Fizikçinin Isparta Uçak Kazasında Şüpheli Öümü (11-2007)</p>
<p>Son zamanlarda bazı kişilerin bitkilerle ilgili  –asıl branşları olmamasına rağmen- televizyonlarda ve basında oldukça sık yer aldığını  ve hatta kitaplarının çok sattığını görmekteyiz. Yazılı ve görsel basında öne çıkan bu kişiler, bir nevi çığırtkanlık  yapmaktadırlar. Yapılan bu çığırtkanlık elbette boşa gidecektir. Ancak o çığırtkanlara da buradan sesleniyoruz: &#8220;Tuzak kurmayın, hile yapmayın. Bu ekibi deşifre edemezsiniz.&#8221;</p>
<p>Bizim burada kurulan bu ekipten söz etmemizin sebebine gelince; milletimizin içi rahat olsun. Zannedilmesin ki Devletimiz hiçbir çalışma yapmıyor, gıda savaşlarına hazırlıklı değil, tohumculuk konusunda bir hazırlığı yok. Sanılmasın ki tohumculuk konusunda piyasayı başıboş bıraktı? Türkiye için çok önemli bir konuda duyarsız davranılıyor sanılmasın diye bu küçük açıklamaları yapıyoruz. Davulla zurnayla yapılmaz bazı işler. Hayran olduğunuz ülkelerin çalışmalarına karşı, en âlâ çalışmalar bizde de yapılıyor. İçiniz rahat olsun. Bu ekip dışında da, tohumla ilgili çalışmaların yapıldığını basından öğrendik. Hatta bu konuyu yazılı ve görsel basın her ne kadar gündeme getirmese de Netpano bu haberi manşetine taşımıştı.</p>
<p>Tohumculuğumuzu yok etmek isteyenlerin önemli adımlar attıklarını, belli aşamaya kadar planlarını uyguladıklarını söyleyebiliriz. Ancak İsrail&#8217;in ve şeytanilerin bir planları varsa bizimde onlara karşı planlarımız var.</p>
<p>Gıdaların genleriyle oynayarak öyle tohumlar yapıyorlar ki, böcekler sadece o tohumları yemiyor, onların ürettikleri tohumlar dışındakileri yiyor. Kendi tohumları dışındaki hububatı yok eden virüsler geliştirdiklerini biliyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-49155  aligncenter" title="Tohum Savaşları" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Tohum-Savaşları.jpg" alt="Tohum Savaşları" width="380" height="363" /></p>
<p>Anadolu köylüsüne, çiftçilerimize de buradan bir uyarı yapmak lazım:  Tanımadığınız insanlar, özelliklede yabancılar, köyünüzde kasabanızda sizlerin önem vermediğiniz bitkileri topluyorlarsa bunları hemen güvenlik güçlerine ihbar edin. Güvenlik güçlerine bu şahısların çalışmalar yaptıklarını acilen bildirin. Çünkü bunlar tohumlarımızı, bitkilerimizi toplayarak bir nevi karşı silah yapıyorlar.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bazı sivil toplum kuruluşları tohum savaşlarına karşı kendileri de bazı yöntemler geliştirmişlerdir. İşte bunlardan biri olan Pembe Domates Ağı (PDA)  hakkında bir yazarımız şunları söylemektedir:</p>
<p>&#8220;PDA&#8217;nın pembe domatese sahip çıkması, Anadolu&#8217;da yetişen 3 binden fazla endemik/kendine has tarımsal bitki türünün korunması açısından da çok önemli. Çünkü binlerce yıldır bu topraklarda yetişen ve henüz lezzeti bozulmamış türler, 2011&#8242;de yürürlüğe girecek &#8216;Tohumculuk Yasası&#8217; ile yok olma tehdidi altına girecek.</p>
<p>Bu tehlikeyi gören Ziraat Odaları, Anadolu çiftçisine kurulan tuzak konusunda sivil toplumu harekete geçirmeye çalışıyor.</p>
<p>Pembe domatesin yok olmasına karşı örgütlenen PDA, &#8216;Tohumculuk Yasası&#8217;na karşı da etkin bir kampanya yürütüyor.</p>
<p>2006 yılında çıkan 5553 sayılı yasa, 2011&#8242;den itibaren ancak &#8216;kayıt altına alınmış tohumların&#8217; ekimine olanak tanıyacak. Tohumuna patent alamayan çiftçiler ise, tekel durumundaki uluslararası şirketlerin insafına terk edilecek. Dünya tohumculuğu 6 büyük tekelin elinde bulunuyor, Türkiye&#8217;de tohum ıslahı yapan şirketlerin yüzde 90&#8242;ını ise bu tekeller oluşturuyor.</p>
<p>2011&#8242;den itibaren kayıt altına alınmamış tohumlukları satan köylüler, ağır para cezasına çarptırılacak ve el konulan ürünler imha edilecek. Böylece Anadolu&#8217;nun zengin türleri doğallığını yitirecek.</p>
<p>Gözlem Gazetesi&#8217;nin Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı ve Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Kamil Okyay Sındır&#8217;la görüşerek yayımladığı haber, Türkiye&#8217;nin 2007&#8242;de üye olduğu Uluslararası Yeni Çeşitleri Koruma Birliği&#8217;nin (UPOV) dayatmasıyla buğday başta olmak üzere biyoçeşitliliğin yok olma tehlikesine dikkat çekiyor.</p>
<p>Oysa Anadolu&#8217;da yetişen 11 bin farklı bitki türü, Avrupa&#8217;nın toplamı kadar.</p>
<p>Ziraatçiler,UPOV üyeliği ile Türkiye&#8217;nin genetik çeşitliliğinin yağmalanacağını, tarım ilacı ve gübre kullanımının yaygınlaşmasıyla toprakların, ürünlerin, suların kirleneceğini, sağlıksız kuşaklar yetişeceğini savunuyorlar.</p>
<p>Tohumculuk Yasası&#8217;na &#8216;dur&#8217; denilmeli.</p>
<p>&#8216;Biyogüvenlik Yasası&#8217;da süratle Meclis&#8217;ten geçmeli.</p>
<p>Yaşasın PDA hareketi, pembe domateslerin özgürlüğü.&#8221;</p>
<p>Bütün bunlara hak vermemek elde değil. Tohumculuk Kanunu&#8217;nun sakıncaları ile ilgili  geniş tartışmalar yapılmış (5) hatta Kanun&#8217;un Meclis Genel Kurulu&#8217;nda kabulü sırasında da  bu tartışmalar devam etmişti.</p>
<p><em>(Erol Derman, www.netpano.com, 12-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/tohum-savaslari-devam-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genelkurmay, Anayasa Mahkemesi Üyelerini Fişlemiş</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/genelkurmay-anayasa-mahkemesi-uyelerini-fislemis.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/genelkurmay-anayasa-mahkemesi-uyelerini-fislemis.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 04:32:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=49027</guid>
		<description><![CDATA[Genelkurmay&#8217;ın, 2005 yılında Anayasa Mahkemesi üyelerini de andıçladığı ortaya çıktı. Andıçta; hangi üyenin ne zaman emekli olacağı, yerine kimlerin gelebileceği ve hangi üye hakkında nasıl bilgiler bulunduğu tek tek anlatılıyor. YÖK&#8217;ün meslek liselerinin önünü açan katsayı kararını iptal eden Danıştay için istihbarat topladığı ortaya çıkan Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nın, 2005 yılında Anayasa Mahkemesi üyeleri için çok ciddi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genelkurmay&#8217;ın, 2005 yılında Anayasa Mahkemesi üyelerini de andıçladığı ortaya çıktı. Andıçta; hangi üyenin ne zaman emekli olacağı, yerine kimlerin gelebileceği ve hangi üye hakkında nasıl bilgiler bulunduğu tek tek anlatılıyor.</p>
<p>YÖK&#8217;ün meslek liselerinin önünü açan katsayı kararını iptal eden Danıştay için istihbarat topladığı ortaya çıkan Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nın, 2005 yılında Anayasa Mahkemesi üyeleri için çok ciddi faaliyetlerde bulunduğu ortaya çıktı. Genelkurmay İç Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Anayasa Mahkemesi üyelerinin Seçimi” başlıklı andıçta, 26 Haziran 2005&#8242;te yaş haddi sebebiyle emekliye ayrılan Mustafa Bumin&#8217;den sonra Anayasa Mahkemesi&#8217;nin başına gelebilecek adaylarla ilgili çalışmalar ve AK Parti&#8217;nin Anayasa Mahkemesi&#8217;ni etkisizleştirmek için yasal çalışma içerisinde olduğu belirtiliyor.</p>
<p><strong>SEZER, VASIFLI ÜYELER SEÇMEK İÇİN İNCELEME YAPIYOR</strong></p>
<p>Mahkeme üyelerinin 65 yaşını doldurduktan sonra emekliye ayrıldığı ve mahkemenin 11 asıl 4 yedek üyeden oluştuğuna dair bilgilerin de yer aldığı notta, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından atanmış olan Ertuğrul Ersoy&#8217;un 1 Ocak 2005 ve 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından atanmış olan Fazıl Sağlam&#8217;ın 23 Şubat 2005&#8242;te emekliye ayrıldığı ve bu iki üye yerine henüz görevlendirme yapılmadığı belirtilirken; Cumhurbaşkanı Sezer&#8217;in aradan uzun süre geçmesine rağmen neden görevlendirme yapmadığı şu şekilde açıklanıyor: “Aradan 3 aya yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı&#8217;nın yeni üye seçmemesinin nedenleri bilinmemekte; ancak uzun görev yapabilecek uygun vasıftaki üyeleri seçebilmek için inceleme yaptığı değerlendirilmektedir.”</p>
<p><strong>KILIÇ VE ADALI İÇİN “HAKLARINDA MENFİ BİLGİ MEVCUT” İFADESİ</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin halihazırdaki başkan ve üyeleri hakkında kısa bilgiler, görev sürelerinin sona ereceği tarihler ve hangi kontenjandan seçildiklerine dair bilgilerin yer aldığı notta, dönemin Başkanvekili Haşim Kılıç ile üye Sacit Adalı için “Hakkında menfi bilgi mevcut” ifadeleri kullanılıyor. Andıçta, üyelerle ilgili şu bilgiler yer alıyor:</p>
<p><strong>HANGİ ÜYE, NE ZAMAN EMEKLİ OLUYOR?</strong></p>
<p>Mustafa Bumin (Başkan, 26 Haziran 2005&#8242;te emekli olacak, Danıştay)</p>
<p>Haşim Kılıç (Başkanvekili, hakkında menfi bilgi mevcut, 2015, Sayıştay)</p>
<p>Sacit Adalı (Üye, hakkında menfi bilgi mevcut, 2010, YÖK)</p>
<p>Fulya Kantarcıoğlu (Üye, 2013 Danıştay)</p>
<p>H. Tülay Tuğcu (Üye, 2007, Danıştay)</p>
<p>Ahmet Akyalçın (Üye, 2014, Yargıtay)</p>
<p>Mehmet Erten (Üye, 2014, Yargıtay)</p>
<p>Serdar Özgüldür (Üye, 2020, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi)</p>
<p>Necmi Özler (Üye, 2010, Askeri Yargıtay)</p>
<p>Mustafa Yıldırım (Yedek üye, 2010, Emekli Vali, Üst Kademe Yöneticisi)</p>
<p>Cafer Şat (Yedek üye, 2010, Yargıtay)</p>
<p>Ali Güzel (Yedek üye, 2008 Yargıtay)</p>
<p>Fettah Oto (Yedek üye, 2011, Danıştay)</p>
<p><strong>“SEZER, EMEKLİ OLMADAN VASIFLI İKİ ÜYE ATAYACAK”</strong></p>
<p>Vakit&#8217;in ele geçirdiği andıçta, Genelkurmay&#8217;ın Anayasa Mahkemesi üyelerini nasıl sınıflandırdığı ve ilgilendiği Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer&#8217;in emekli olmadan yapacağı atamalarla ilgili ifadeler de göze çarpıyor. Notta, “Basında yer alan bir haberde; Mustafa Bumin&#8217;den yerine, üyelerden Ahmet Akyalçın, Mehmet Erten, Tülay Tuğcu, Sacit Adalı ve Mustafa Yıldırım&#8217;ın aday olduğuna dair bilgi mevcuttur. Anayasa Mahkemesi kararları, asıl üyelerin salt çoğunluğu (6 oy) ile alınmakta; ancak Anayasa değişikliklerine iptal kararı verebilmesi için üçte iki (8 oy) oy çokluğu aranmaktadır. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer&#8217;in görev süresi 2007 yılında sona ermektedir. Görev süresi sona ermeden önce boş olan iki üyelik için uygun vasıflardaki kişilerden atama yapacağı değerlendirilmektedir” ifadeleri yer alıyor.</p>
<p><strong>AK PARTİ İLE İLGİLİ ANAYASAL İFADELER!</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi ile ilgili olarak “2007 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri, yine aynı yıl yapılacak olan genel seçimlerden önce Meclis&#8217;te çoğunluğu elinde bulunduran AK Parti&#8217;nin kendine müzahir bir kişiyi bu makama getirebileceği ve görev süresinin sona ereceği 2014 yılına kadar Mahkemede çoğunluğu ele geçirebileceği kıymetlendirilmektedir” ifadelerinin kullanıldığı bilgi notunda, “Ancak, son zamanlarda Anayasa Mahkemesi hakkında yaşanan tartışmalar ve bu konuda verilen beyanlar dikkate alındığında, AK Parti&#8217;nin, Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu&#8217;nu değiştirerek Anayasa Mahkemesi&#8217;nde çoğunluğu elde edebilmelerini sağlayan bir yasal düzenlemeyi TBMM&#8217;den geçirecekleri muhtemeldir. Nitekim, AK Partili milletvekillerinin ‘Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kaldırılmasından ziyade yapısal değişikliğin şart olduğu&#8217; görüşünde birleştikleri ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin üçte birinin Meclis tarafından seçilmesini öngören bir yasa değişikliği taslağı üzerinde çalıştıklarına dair basında haberler yer almaktadır” ifadeleri de yer alıyor.</p>
<p><strong>YARGITAY VE DANIŞTAY&#8217;DAN MEDET UMMUŞLAR</strong></p>
<p>Andıçta, AK Parti&#8217;nin uygulayabileceği hareket tarzlarından bir diğerinin ise Anayasa değişikliğine giderek Anayasa Mahkemesi&#8217;ni etkisizleştirecek bir düzenlemeyi TBMM&#8217;den geçirmek olduğuna değinilerek bunun neler yapılabileceğine dair yapılan değerlendirmede, “Anayasa Mahkemesi&#8217;nin mevcut Kuruluş Kanunu&#8217;na göre Cumhurbaşkanı&#8217;nın atama yetkisi sınırsız değildir. Cumhurbaşkanı, ancak 3 asıl ve bir yedek üyeyi doğrudan seçme hakkına sahiptir. Kalan üyelikler için çeşitli kurullar (Yargıtay, Danıştay gibi) tarafından kendisine sunulan adaylar arasından bir seçim yapmak durumundadır” deniliyor.</p>
<p><strong>GENELKURMAY BAŞKANI, SEZER&#8217;LE MAHKEME ÜYELERİNİ GÖRÜŞMÜŞ</strong></p>
<p>Bilgi notundaki değerlendirmede şöyle deniliyor: “AK Parti&#8217;nin, Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu&#8217;nu değiştirerek Anayasa Mahkemesi&#8217;nde çoğunluğu elde edebilmelerini sağlayan bir yasal düzenlemeyi TBMM&#8217;den geçirebileceği; ancak Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kuruluşu ve görevleri Anayasa&#8217;da düzenlendiğinden (EK-D), bu tür düzenlemenin Anayasa değişikliği yapılması ile mümkün olacağı değerlendirilmektedir. Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin&#8217;in de emekli olmasıyla boş bulunan üç asıl üyelik için Cumhurbaşkanı&#8217;nın yapacağı atamaların takip edilmesine ve gelişmelere göre uygun zamanda Sn. Genkur. Bşk. Tarafından Sn. Cumhurbaşkanı ile yapacağı görüşmede gündeme getirilmesinin uygun olacağı kıymetlendirilmektedir.”</p>
<p><em>(Yener Dönmez, Vakit, 15 Aralık 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/genelkurmay-anayasa-mahkemesi-uyelerini-fislemis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O İyi Çocuk Kimdi?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/o-iyi-cocuk-kimdi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/o-iyi-cocuk-kimdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 21:13:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=48792</guid>
		<description><![CDATA[İddia çarpıcı: Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın “İyi çocuk” dediği Ali Kaya, Abdullah Öcalan’a da korumalık mı yapmıştı? Şemdinli Olayı&#8217;na Karışan Astsubay Ali Kaya Şehid analarına ve Cumartesi annelerine sormak istiyorum, bu haberler sizin için ne anlama geliyor? ASDER, şehid aileleri dernekleri bu konuda ne yapıyorlar? HSYK, Ali Kaya’nın da dahil olduğu davanın savcısı konusunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İddia çarpıcı: Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın “İyi çocuk” dediği Ali Kaya, Abdullah Öcalan’a da korumalık mı yapmıştı?</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48793  aligncenter" title="Şemdinli Olayı Astsubay Ali Kaya" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Şemdinli-Olayı-Astsubay-Ali-Kaya.jpg" alt="Şemdinli Olayı Astsubay Ali Kaya" width="301" height="236" /></p>
<p style="text-align: center;">Şemdinli Olayı&#8217;na Karışan Astsubay Ali Kaya</p>
<p>Şehid analarına ve Cumartesi annelerine sormak istiyorum, bu haberler sizin için ne anlama geliyor? ASDER, şehid aileleri dernekleri bu konuda ne yapıyorlar?<br />
HSYK, Ali Kaya’nın da dahil olduğu davanın savcısı konusunda elini niye çabuk tuttu, neden acımasızdı ve Büyükanıt’ın sözlerine verilen tepki neden birilerini telaşlandırdı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Hükümetin bu konudaki sessizliğine, savcının görevden alınmasına sebeb olan gerçek de bu bilgi miydi yoksa!<br />
Haberin devamı şöyle: “Rozerin ona (Ali Kaya’ya) “Sizi daha önce tanıyorum” deyince, “Hayır tanımıyorsun, nerden tanıyorsun” diye karşı çıktı. Rozerin; “Ben senin köylünüm, birlikte az mı karlı yollarda ortaokula gittik ve senin hep hayalin polis olmaktı” dedi. Ali Kaya; “Yanlışınız var, insanlar çift doğmuş. Beni karıştırıyor olmalısınız” dedi. Rozerin de “Peki öyle olsun” dedi, ama Ali Kaya durumun farkına varmış ve tedirgin olmuştu. Öcalan söz konusu dönemde şöyle bir demeç vermişti: “Benim ne yaptığımı, ne yediğimi, günde kaç kere WC’ye gittiğimi dahi biliyorlar, evimin merdivenlerinin kaç adet basamak olduğunu, hepsini biliyorlar ama amaçlarına ulaşamadılar.” Ali Kaya durumun farkına varmıştı, artık kaçması lazımdı, Rozerin de onu oyalamak ve daha fazla bilgi almak amacıyla, Ali Kaya’ya Öcalan’ın güvercinlerinin olduğu yere doğru gidip konuşmak istediğini, hem de güvercinlere bakabileceklerini söyledi. Ali Kaya “tamam” dedi. Rozerin; Ali Kaya’ya, “Neden kaçtınız, suçunuz neydi, gerçek adınız neydi?” diye sordu. Ali Kaya; “Gerçek adım Yusuf Kara, kod imim ise Rüstem, üzerimdeki kimlik ise sahte ve kaçmak için kullandım. Yusuf Kara olarak aranıyorum ve pasaporttaki ismim de Ömer Gençoğlu” diye yanıtlar. Rozerin; “Yurtdışına çıkmak için bunca masraf yapacağına dağa kaçardın, neden dağa çıkmadın” diye sorar. O da; “Benim dağa çıkma gibi bir niyetim önceden yoktu. Sonra Suriye’de çaresiz kalınca anladım ki, benim yerim PKK’nin yanıdır” der. Rozerin üç saat gibi uzun bir süre onu oyalamaya çalışır, fakat o da durumun farkına varır ve acil olarak en yakın olan köye gitmesinin gerekli olduğunu söyler. Rozerin bütün çabalarına rağmen gitmesine engel olamadı ve Ali Kaya kaçıp gitti. Ali Kaya’yı Öcalan’a öneren Pılıng Kamışlo’da kalıyordu. Kamışlo bölgesi PKK milisleriyle doluydu ve hemen orayı terk etmezse her an PKK’nin eline geçebilirdi. Ali Kaya, Kamışlo’daki özel ajanlara haber uçurdu ve “Acil olarak Pılıng için ne gerekiyorsa yapılsın ve Şam’daki TC büyükelçiliğine getirilsin” talimatı verdi. Pılıng kod adlı ajan da böylece sağlama alınır. Öcalan; bu olayı yıllarca kendisini aklamak için farklı anlattı durdu. Ancak; Ali Kaya’yı deşifre eden Rozerin, bu olaydan sekiz ay sonra, Hizil Çayı’nın kenarında PKK tarafından “ajandır” diye vuruldu! Şu anda mezarı Siyah Kaya Dağ Tabur Komutanlığı’na bağlı bir alandadır ve mezarı da topçu ateş pisti olarak kullanılmaktadır. Rozerin’in mezarı Hizil Çayı’nın Kürdistan bölgesindeki Sınaht Deresi’ne 300 metre kala eski bir Saddam karakolunun bulunduğu yerdedir. Ancak; Saddam’dan kalma karakol kullanılamaz halde ve şimdi de PKK tarafından öldürülen Kürd gençlerinin mezarlarına “bekçilik” ediyor. Karakolun ismi de Saddam Karakolu’dur. O karakol civarında hiçbir neden yokken kim bilir kaç tane Kürd fidanı yatmaktadır! Ve ne acıdır ki, Rozerin’in kız kardeşi hâlâ DTP içinde aktif çalışabiliyor.”</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48585     aligncenter" title="Teröristbaşı Öcalan Yaklanmadan Önce" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Teröristbaşı-Öcalan-Yaklanmadan-Önce.jpg" alt="Teröristbaşı Öcalan Yaklanmadan Önce" width="440" height="501" /></p>
<p>Bu haber geçen gün bizim “Arşiv”de çıktı. Bilmiyorum savcılar bu iddiaları takip ediyor mu? İçişleri, Adalet Bakanlıkları bu konuları soruşturuyorlar mı? TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu ne yapıyor?<br />
Ben bir kez daha alıntılamak istedim. DTP’liler, PKK’lılar bu iddialara ne cevap veriyor merak ediyorum. “Kürt Ergenekonu” iddiaları hep geçiştiriliyor. Kesire olayı, kayınpederi, üniversite yıllarında başlayan istihbarat görevi. Gerçekten Şam’da, Apo’nun kaldığı apartmanda bir zamanlar üstte askeri ataşemiz, altta istihbarat görevlisi mi oturuyordu?<br />
Genelkurmay başkanının ‘iyi çocuk’u, Apo’nun koruması mıydı? Çevik Bir, Mesut Yılmaz filan hep bu oyunu biliyorlar mıydı? Uğur Mumcu bunun için mi öldürüldü, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, Cem Ersever bu sırra mı kurban edildi?<br />
O zaman “bebek katili” söylemleri neyin nesi idi? Kim kimdir? Kimin eli, kimin cebinde?<br />
Birileri Türklerle ve Kürtlerle dalga geçiyor. Bu konuda hükümetin söyleyeceği bir şey yok mu? Büyükanıt susmaya devam edecek mi? Eğer her şey bir kurgu idiyse, bunca zaman, bunca insan ne adına kurban verildi?<br />
Yukarıdaki iddialar Azat Ararat isimli birine ait. Nasname, “Azat Ararat mahlası ile bundan böyle bildiklerini kamuoyu ile paylaşmak isteyen kişi, uzun süre PKK içerisinde çalışmış, Öcalan’a çok yakın olmuş, PKK’deki kirli ilişki ve faili PKK olan cinayetlere de tanıklık etmiştir. Özel nedenlerden dolayı gerçek ismi ile yazması uygun görülmemiştir.” diye bir not düşmüş haberine. Anlaşılan, bu iddiaların arkası gelecek. Bizim dışımızda, derinlerde gizli bir hesaplaşma yaşanıyor.<br />
Açılımdan önce bu derin gerçeği çözmemiz gerekiyor. O zaman belki de gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Birtakım siyasilerin, liderlerin kodlarını da öğreneceğiz. “Türkiye neden böyle” sorusunun cevabını bulacağız.<br />
Gerçek şu ki, birileri bu ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerine kendilerine iktidar ve servet üretiyor. Bunlar media, mafia, sermaye, siyaset, bürokrasi, STK içine gizlenmiş bir çete. Aralarında şeyh de var, fahişe de. Her şeyi istismar ediyorlar. Herkesi, her şeyi kullanıyorlar.<br />
Şimdi Büyükanıt’ın, bu iddialar karşısında yeniden sorgulanması gerekiyor. Sadece onun değil, artık çoğunun isimlerini bildiğimiz daha birçok kişinin. Hükümetin de, MİT, Emniyet, MGK, TSK yetkililerini çağırıp, alacağı bilgileri, toplumla paylaşması gerekiyor. Bu derin gerçek ortaya çıkmadıkça hiçbir açılım hedefine varmayacaktır.<br />
Apo bazı gerçekleri söylemek konusunda neden isteksiz?. Yoksa o da mı bazı şeylerden korkuyor? Bir korku cumhuriyetinde mi yaşıyoruz? Korku tüneline mi girdik yoksa?<br />
Sorular cevabını arıyor. Söylenti ve kuşku, en vahim gerçekten daha tehlikelidir. Selam ve dua ile.</p>
<p><em>(Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2009-12-10)</em><br />
<em><img class="alignnone size-full wp-image-35642" title="abdurrahman-dilipak" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/04/abdurrahman-dilipak.jpg" alt="abdurrahman-dilipak" width="239" height="203" /><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/o-iyi-cocuk-kimdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Grip Aşısı ile Milyonları Öldürecekler</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/grip-asisi-ile-milyonlari-oldurecekler.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/grip-asisi-ile-milyonlari-oldurecekler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 14:34:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=48663</guid>
		<description><![CDATA[Finlandiya eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde’den domuz gribi hakkında çor cesur açıklama. Domuz gribi aşısının bir aldatmaca olduğunu itirafa eden Dr. Kilde, “Bu aşı ile mümkün olduğunca dünya nüfusunun çoğu öldürülmek isteniyor” dedi. Dr. Rauni-Leena Luukanen Kilde Bu düşüncenin eski ABD Başkanlarından Henry Kissinger’e ait olduğunu söyleyen Dr. Kilde, 14-15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Finlandiya eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde’den domuz gribi hakkında çor cesur açıklama. Domuz gribi aşısının bir aldatmaca olduğunu itirafa eden Dr. Kilde, “Bu aşı ile mümkün olduğunca dünya nüfusunun çoğu öldürülmek isteniyor” dedi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48669  aligncenter" title="Dr. Rauni-Leena Luukanen Kilde" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Dr.-Rauni-Leena-Luukanen-Kilde.jpg" alt="Dr. Rauni-Leena Luukanen Kilde" width="300" height="330" /></p>
<p style="text-align: center;">Dr. Rauni-Leena Luukanen Kilde</p>
<p>Bu düşüncenin eski ABD Başkanlarından Henry Kissinger’e ait olduğunu söyleyen Dr. Kilde, 14-15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Bilderberg toplantısında bu kararın alındığını belirtti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48670  aligncenter" title="Yahudi asıllı Eski ABD dışişleri bakanı Henry Alfred Kissinger" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Yahudi-asıllı-Eski-ABD-dışişleri-bakanı-Henry-Alfred-Kissinger.jpg" alt="Yahudi asıllı Eski ABD dışişleri bakanı Henry Alfred Kissinger" width="300" height="447" /></p>
<p style="text-align: center;">Yahudi asıllı Eski ABD dışişleri bakanı Henry Alfred Kissinger</p>
<p>Dr. Kilde, bir televizyona yaptığı açıklamasında, “<span style="text-decoration: underline;">ABD, hiçbir maddi kayıp yaşamadan hatta milyarlarca dolar kazanarak dünya nüfusunu üçte iki oranında azaltmayı hedeflemektedir</span>” diye konuştu.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne domuz gribinin ölümcül bir salgın olduğu yönünde beyanda bulunması için baskı yaptıklarını belirten Rauni Kilde, “Böylece aşıyı tercihli değil zorunlu yapmak istiyorlardı. Özellikle hamile kadınların ve çocukların ilk önce aşı ile zorunlu tutulması gelecek nesilleri hedeflediğini göstermektedir” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Finlandiya hükümetinin sınıflandırmayı kabul etmediğini ve hastalığın derecesini normal hastalık olarak gösterdiğini ifade eden Kilde sözlerini şöyle sürdürdü; “Hiç kimse aşının bir yıl, beş yıl ya da 20 yıl sonra ne gibi etkilerinin olacağını bilmiyor: Mutlak kısırlık mı? Kanser mi? Ya da ölümcül herhangi bir hastalık mı?”</p>
<p>Dr. Rauni Kilde, “Amerikan yönetimi ileride bundan dolayı doğacak herhangi bir sıkıntıdan dolayı ilaç şirketlerine bir sorumluluk yüklenmemesi için şimdiden önlemini aldı ve onları tüm sorumluluklardan muaf tuttu. Bu bile işin ciddiyetini göstermeye yeter” dedi.</p>
<p><em>(Aslı Yüce, www.timeturk.com, 12-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/grip-asisi-ile-milyonlari-oldurecekler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kofi Annan&#8217;ın Rengi Belli Oldu</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kofi-annanin-kunyesi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kofi-annanin-kunyesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 22:58:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=48622</guid>
		<description><![CDATA[Değerli okurlarım; bugüne kadar hiç eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve arkasındaki gizli gücün ne olduğu konusunda fikir telakisi yapıp hiç düşündünüz mü? Kofi Annan Uzunca bir dönemdir Kıbrıs’ın ve Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan şu meşhur Annan Planı hakkında bugüne kadar o kadar çok şeyler yazılıp çizildi ki; ama hiç kimse bu planı yazdığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım; bugüne kadar hiç eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve arkasındaki gizli gücün ne olduğu konusunda fikir telakisi yapıp hiç düşündünüz mü?</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48631  aligncenter" title="Kofi Annan" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Kofi-Annan.jpg" alt="Kofi Annan" width="331" height="351" /></p>
<p style="text-align: center;">Kofi Annan</p>
<p>Uzunca bir dönemdir Kıbrıs’ın ve Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan şu meşhur Annan Planı hakkında bugüne kadar o kadar çok şeyler yazılıp çizildi ki; ama hiç kimse bu planı yazdığı söylenen Bay Kofi Annan’ın kim olduğunu araştırma zahmetinde bulunmadı veya bulundurulmadı.</p>
<p>Global kapitalizm için çok önemli planların gerçekleşmesi beklenen kritik yılların BM Genel Sekreterliği koltuğuna Kofi Annan adında daha önceden adı sanı duyulmamış, karizmatik, kibar bir Ganalı siyahın oturması şahsen öteden beri benim hep ilgimi çekmiştir.</p>
<p>Kofi Annan’ın biyografisine baktığımda bu kadar hızlı yükselmesinin sebebini anlamak mümkün değil; çünkü Kofi Annan’ın kariyeri bırakın büyük diplomatik başarılara imza atılmış imzaları, baştan aşağıya eline, yüzüne ve gözüne bulaştırdığı başarısız görevlerle dopdolu.</p>
<p>Siyah renkte olduğu için genelde Afrika’yla ilgili görevlere verilen Kofi Annan, Somali’deki görevinde tam bir başarısızlığa imza atmış ve Raunda katliamında ise göz göre göre gelen felaketi önleyememiştir.</p>
<p>Bu boyuttaki iki başarısızlığa imza atan bir diplomat bırakın Birleşmiş Milletler’in başına geçmek bir yana, işinden bile olması gerekirdi, fakat böyle olmadı.</p>
<p>Peki Kofi Annan gibi başarısız bir diplomatı dünyanın en prestijli işine getiren güç neydi?</p>
<p>Bu sorunun cevabını bulabilmek için Kofi Annan’ın geçmişine bakmak gerekir.</p>
<p>Kofi Annan bir Gana vatandaşı ama sıradan bir Ganalı değil, bakınız Gana’yı esas olarak iki kabile yönetir, bunlar Fanteler ve Ashanteler’dir.</p>
<p>Bu iki kabile İngilizlerin bölgeyi sömürgeleştirmesinden önce yüzyıllarca bu topraklara hakim olmuştur.</p>
<p>Kofi Annan, anne tarafından Fante baba tarafından ise yarı Ashente kabilesinden, yani Gana’nın seçkinlerinden biri olarak doğmuş ve ayrıca babasının bir kabile şefi olması dolayısıyla da zenci bir aristokrat’tır.</p>
<p>İngiliz sömürge yönetimin sonlarına doğru bu iki kabileler yeni yönetime oldukça kolay uyum sağlamış durumdadır.</p>
<p>Kofi Annan’ın kabile şefi babasına bölgenin kaynaklarını sömüren Yahudi Lever Kardeşler Şirketi yüksek maaşlı bir müdürlük pozisyonu vermişlerdir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48623  aligncenter" title="Lever Firma Kurucusu İngiliz William Hesketh Lever," src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Lever-Firma-Kurucusu-İngiliz-William-Hesketh-Lever.jpg" alt="Lever Firma Kurucusu İngiliz William Hesketh Lever," width="260" height="384" /></p>
<p style="text-align: center;">Lever Kardeşler Şirket Kurucusu İngiliz William Hesketh Lever</p>
<p>Evet yanlış okumuyorsunuz bu şu an dünyanın en büyük temizlikçi kimyasal ürün şirketlerinden olan bildiğimiz Lever.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48624  aligncenter" title="Unilever Ürünleri" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Unilever-Ürünleri.jpg" alt="Unilever Ürünleri" width="375" height="457" /></p>
<p style="text-align: center;">Unilever Ürünleri</p>
<p>Ayrıca Kofi Annan’ın babasının en önemli özelliklerinden biride Gana’daki en saygın masonlarından birisi olmasıdır.</p>
<p>Kofi Annan ülkesindeki bu  seçkin durumunun da etkisiyle Ford bursuyla ABD’ne okumaya gönderilir ve mezuniyetin ardından Birleşmiş Milletlere girer.</p>
<p>Kendisi gibi Ganalı aristokrat olan zenci bir bayanla evlenen Kofi Annan, kariyerinin ilk dönemleri oldukça sönük geçer ve genelde Birleşmiş Milletler adına bozuk yemek ve ilaçları insani yardım adı altında soydaşlarına dağıtmakla geçer.</p>
<p>Kofi Annan bir süre sonra karısından boşanır ve son derece özel bir kadınla ikinci evliliğini yapar.</p>
<p>Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır sözünü haklı çıkarırcasına, Kofi Annan ikinci evliliğinden sonra bugün oturduğu koltuğa roket hızıyla yükselmeye başlar.</p>
<p>Bir zamanların önemsiz işlerin adamı Kofi Annan bir anda BM’nin en popüler ve en gözde diplomatı haline gelir.</p>
<p>Peki bu özel kadının sırrı nedir? Kofi Annan’ın ikinci eşi ilk karısının tam aksine son derece güzel, bir İsveçli olan Nane Lagergren’dir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48625  aligncenter" title="Mr. Annan and his second wife Nane Lagergren Annan" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Mr.-Annan-and-his-second-wife-Nane-Lagergren-Annan.jpg" alt="Mr. Annan and his second wife Nane Lagergren Annan" width="313" height="220" /></p>
<p style="text-align: center;">Annan ve ikinci eşi Nane Annan</p>
<p>Bir ressam ve başarılı bir avukat olan bayan Nane Lagergren’in amcası ise son derece ünlü birisidir. Yahudiler tarafından kahraman ilan edilen ve Steven Spielberg tarafından çekilen filme konu olan Schindler gibi, Nane Lagergren amcası da Yahudilerin gözünde bir kahraman haline gelmiş olan Raoul Wallenberg’dir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48626  aligncenter" title="Raoul Wallenberg" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Raoul-Wallenberg.jpg" alt="Raoul Wallenberg" width="255" height="397" /></p>
<p style="text-align: center;">Raoul Wallenberg</p>
<p>Bugün Kudüs’te ‘ Yahudi Soykırımında ’ ölenlerin anısına 1953 yılında inşa edilen Yad Vashem anıtının bulunduğu bölgede ‘ Doğruların Caddesi’ adında bir sokak vardır.</p>
<p>Bu sokağın her iki yanında Yahudilerin soykırımından kurtulmasına yardım eden 600 kişinin anısına dikilmiş ve her birinin üzerine de adları yazılı 600 ağaç sıralanmaktadır.</p>
<p>Bu ağaçlardan birisi ise Kofi Annan’ın karısının amcasının ismini taşır. Öğrendiğim bilgilere göre zamanında Raoul Wallerberg, Macaristan’da 30 bin Yahudi’yi toplama kamplarına gitmekten kurtarıp sağladığı İsveç pasaportlarıyla İsrail’e göndermiştir.</p>
<p>Bir mimar olan Raoul Wallenberg, 1936 yılında yeni bir devlet kurma çabası içindeki Yahudilerin giderek çoğalan göçlerle yerleştikleri Hayfa’da bir bankada çalışmıştır.</p>
<p>Burada çeşitli Yahudi gruplarıyla temasa geçen Raoul Wallenberg’in Yahudilerin davasına gönül verdiği ve İkinci Dünya Savaşı sırasında İsveç Hükümeti’nin de desteği ile 30 bin Yahudi’yi kurtarmış olduğu o günlerden bugünlere bir efsane olarak dilden dile nesiller boyu anlatılmaktadır.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Sovyetler tarafından ajan olduğu gerekçesiyle tutuklanan Raoul Wallenberg’den bir daha bu tutuklamadan sonra haber alınamamıştır.</p>
<p>Sovyetler Raoul Wallenberg’in savaşta öldüğünü söylerken, İsveçliler ise onun hala hayatta olabileceğine inanmaktadır.</p>
<p>Raoul Wallenberg adına kurulan dev insani yardım vakfı özellikle Brezilyalı Yahudiler tarafından finanse edilmekte ve başta Kofi Annan’ın karısı olmak üzere pek çok kişi bu vakfın üye listesinde yer almaktadır.</p>
<p>Bu listede Yahudi kurtarıcılardan biri olarak ödüllendirilen kendisi Sabetayist Yahudi’si olan ve geçtiğimiz yıl ölen 1944 yılındaki Rodos konsolosu Selahattin Ülkümen ve bugün Birleşmiş Milletler Protokol Dairesi’nde çalışmakta olan Mehmet Ülkümen gözüme çarpan Türklerdendir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48627  aligncenter" title="Selâhattin Ülkümen" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Selâhattin-Ülkümen.jpg" alt="Selâhattin Ülkümen" width="367" height="238" /></p>
<p style="text-align: center;">Selâhattin Ülkümen</p>
<p>Diğer tanıdık isimler ise eski Kıbrıs Rum Kesimi Yönetimi Cumhurbaşkanı Glaskof Klerides ve geçtiğimiz günlerde ölen eski başkan Tasos Papadopulos’dur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48628  aligncenter" title="Tasos Papadopulos" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Tasos-Papadopulos.jpg" alt="Tasos Papadopulos" width="322" height="252" /></p>
<p style="text-align: center;">Tasos Papadopulos</p>
<p>Burada insanın elinde değil ama düşünesi geliyor, herhalde bu isimlerin Kofi Annan’ın karısının Yahudi kahramanı amcasının anısına kurulmuş olan vakfa üye olmaları ne kadar büyük bir tesadüf oluşu acaba gerçekten tesadüf mü? Sorusunu akla getirmiyor değil hani.</p>
<p>Listenin tamamına bakıp şaşırmak isteyenler http://www.raoulwallenberg.net adresine bir bakabilirler.</p>
<p>Bu Raoul Wallenberg adına kurulmuş birde insan hakları derneği bulunmaktadır.</p>
<p>Bu dernek 2001 yılından beri özel bir üniversitede (İstanbul Bilgi Üniversitesi) açtıkları merkezde Türk hakim, savcı ve polislerine insan hakları dersleri vermektedir buda meraklısının bilgi dağarcığında bulunsun isterseniz.</p>
<p>Ancak Kofi Annan’ın hikayesindeki asıl heyecanlı kısım bundan sonra başlıyor.</p>
<p>Kofi Annan’ın karısının da üye olduğu Wallenberg ailesi Avrupa’nın en zengin ve güçlü ailelerinden, öyle ki Wallenberg’ler İsveç ekonomisinin %50’sini kontrol altında tutuyorlar.</p>
<p>Investor AB adındaki dev holdingleri aracılığıyla 9 milyar dolarlık bir fonu kontrol ediyorlar.</p>
<p>Ayrıca Astra Zenece, ABB, Atlas Corpo, Elektrolux, Ericsson, Gambro, OM, Sabb AB, SEB ve WW-Data gibi pek çok şirkette açık hisseleri ve dünyanın pek çok yerinde gizli yatırımları bulunmaktadır.</p>
<p>Kofi Annan’ın karısının da bu milyarlarca dolarlık servetin ortaklarından biri olduğu düşünülürse, Bay Kofi Annan’ın ne kadar şanslı bir adam olduğu sanırım kolayca anlaşılır.</p>
<p>Wallenberg ailesi Türkiye’de Koç Holding ve Transturk Holding ile son derece sıkı fıkı dostlar, Peter Wallenberg ile Rahmi Koç’un Milletlerarası Ticaret Odası’nın başkanlığında halef ve selefler, dolayısıyla kapsamlı bir ticaret ve biraderlik ilişkileri bulunmakta, Süren ailesinin de zenginliklerinin kaynağı olan Transturk Holding’i neredeyse hediye edenlerde Wallenberg ailesinden başkası değil.</p>
<p>Bu Wallenberg ailesinin en büyük özelliği ise kaybetmeyi hiç sevmedikleri için işlerinde hep çift taraflı oynamalarıdır.</p>
<p>Örneğin; İkinci Dünya Savaşı’nda ailenin kahraman evladı Raoul Wallenberg, Macaristan’daki Yahudileri Alman rejiminden kurtarmaya çalışırken, Wallenberg’lerin bankası Enskilda, Almanya’ya savaşı finanse etmesi için büyük çapta borçlar veriyor ve kendi fabrikalarında imal ettikleri ‘ SKF ’ top mermilerini Almanlara satıyordu.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı’nda Alman ordusunun top mermilerinin büyük çoğunluğunu Wallenberg’ler üretmiştir.</p>
<p>Günümüzde uluslararası pek çok ortamda Wallenberg’ler oldukça etkilidir.</p>
<p>Nitekim 2003 Ocak’ta Davos’ta Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ve sağ kolları Cüneyd Zapsu pek çok kapitalist patrona Seehof Oteli’nde büyük bir yemek ziyafeti vermişlerdi.</p>
<p>Ve Marcus Wallenberg’de bu yemeğin baş konuklarındandı.</p>
<p>Bu yemek sonrası gecenin ilerleyen saatlerinde Victoria Oteli’nde Recep Tayyip Erdoğan uluslararası para spekülatörü George Soros ile gizlice görüşmelerinde yanlarında Marcus Wallenberg’inde olduğunun artık sıradan sokaktaki sade insanlarında bunu bilmesinin bir sakıncası yoktur sanırım.</p>
<p>Değerli okurlarım; Kısaca özetleyecek olursam; Yahudi lobisi ve global kapitalizmin desteğini karısı kanadıyla elde eden mason bir Afrikalı kabile şefinin oğlu, başarısız ama karizmatik diplomat Kofi Annan kendisine yazdırılan plan üstüne yapılacak Kıbrıs görüşmelerinde tarafların anlaşamadığı konularda boşlukları ve yüz binlerce sayfayı kendisinin dolduracak olması ile buradan kelimenin tam anlamıyla KKTC ve Türkiye darağacındaki ipten kıl payı dönmüş olduğunu bugün bendeniz daha iyi anlıyorum.</p>
<p>Bugün düşünüyorum da es kaza KKTC’nin ve Türkiye’nin geleceği Kofi Annan gibi birisinin kalemine teslim edilmiş olsaydı acaba bugün halimiz nice olurdu?</p>
<p><em>(Harun Gökyiğit, 2008)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kofi-annanin-kunyesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gladyo: Biraderlerin Vurucu Gücü</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/gladyo-biraderlerin-vurucu-gucu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/gladyo-biraderlerin-vurucu-gucu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 11:39:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=47859</guid>
		<description><![CDATA[NATO&#8217;nun İtalya&#8217;daki biriminin ismi Latince&#8217;de ‘kısa kılıç&#8217; anlamına gelen Gladyo olarak nitelenirken, bu isim daha sonra NATO&#8217;nun cephe gerisi operasyonlarının genel ismi olarak anıldı. Suikast ve sabotaj düzenleme, kaos çıkarma, düşman ülkelerdeki Komünizm karşıtı ya da ayrılıkçı hareketleri örgütleyerek düşmanı zayıflatma gibi amaçlarla kurulan Gladyo doğrudan Amerikan istihbarat örgütü CIA tarafından finanse edilip eğitildi. İşte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>NATO&#8217;nun İtalya&#8217;daki biriminin ismi Latince&#8217;de ‘kısa kılıç&#8217; anlamına gelen Gladyo olarak nitelenirken, bu isim daha sonra NATO&#8217;nun cephe gerisi operasyonlarının genel ismi olarak anıldı. Suikast ve sabotaj düzenleme, kaos çıkarma, düşman ülkelerdeki Komünizm karşıtı ya da ayrılıkçı hareketleri örgütleyerek düşmanı zayıflatma gibi amaçlarla kurulan Gladyo doğrudan Amerikan istihbarat örgütü CIA tarafından finanse edilip eğitildi. İşte Gladyo&#8217;nun bilinmeyenleri:</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler&#8217;e karşı ittifak kuran Sovyetlerin başını çektiği Doğu Bloku ve kendisini ‘Özgür Dünya&#8217; olarak nitelendiren ve başını ABD&#8217;nin çektiği Batı dünyası Yalta&#8217;da bir araya geldiğinde çok az kişi aslında bir araya gelenlerin düşmanlar olduğunu düşünüyordu. Savaş sona ermişti ancak teamüller gereği galip devletler ile mağlupların oturup anlaşması yerine, galipler, ABD, SSCB ve İngiltere, bir araya gelerek dünyanın paylaşımını görüştü. İngiltere Başbakanı Winston Churchill&#8217;in de hazır bulunduğu Yalta adasında ABD Başkanı Franklin Roosevelt ve SSCB lideri Josef Stalin dünyayı paylaşırken, birbirlerinin alanlarına müdahale etmeme üzerine de anlaştı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48215  aligncenter" title="Joseph Stalin Franklin Roosevelt ve Winston Churchill, Potsdam, 1945" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Joseph-Stalin-Franklin-Roosevelt-ve-Winston-Churchill-Potsdam-1945.jpg" alt="Joseph Stalin Franklin Roosevelt ve Winston Churchill, Potsdam, 1945" width="560" height="438" /></p>
<p style="text-align: center;">Joseph Stalin, Franklin Roosevelt ve Winston Churchill, Potsdam, 1945.</p>
<p><strong>DÜŞMANLAR YENİ BİR SAVAŞ İÇİN ANLAŞTI</strong></p>
<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın sona ermesinden hemen sonra yapılan Yalta Konferansı&#8217;nda dünyanın paylaşılması kararı, bir anlamda yeni bir savaş anlamına geliyordu. Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği ve Avrupa&#8217;nın neredeyse yerle bir olduğu İkinci Dünya Savaşı Almanya ve müttefiklerinin yenilgisiyle sona ererken, Nazi tehdidinin ortadan kaldırılmasıyla geleceği umut edilen barış yerini bir kez daha 45 yıl sürecek bir ‘savaşa&#8217; bıraktı. Adına Soğuk Savaş denilen ve 1990 yılına kadar süren ‘gerilim siyaseti&#8217;, hem Sovyetler&#8217;in himayesindeki Doğu Bloku&#8217;nu hem de ABD&#8217;nin himayesindeki adına ‘Özgür Dünya&#8217; denilen ülkeleri birbirlerine karşı savunmaya itti.</p>
<p><strong>NATO&#8217;YA KARŞI VARŞOVA KURULDU</strong></p>
<p>Batı Avrupa ülkeleri Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Fransa ve İngiltere&#8217;nin1948 yılında imzaladığı Brüksel Anlaşması ile olası bir Sovyet işgaline karşı ortak hareket etme kararı alırken, böyle bir ortaklığa ABD&#8217;nin de dahil edilmesinin Avrupa&#8217;yı daha da güçlendireceği görüşü benimsendi. Brüksel Anlaşması&#8217;na imza atan ülkeler Amerika&#8217;da bir araya gelerek ABD&#8217;nin katılımıyla 1949 yılında NATO&#8217;yu kurdu. NATO&#8217;nun kurulması, Sovyetler&#8217;in başını çektiği Doğu Bloku ülkelerini de harekete geçirdi ve Batı Almanya&#8217;nın NATO&#8217;ya katılmasını fırsat bilen Doğu Bloku, Polonya&#8217;nın başkenti Varşova&#8217;da bir araya gelerek 1955&#8242;te Varşov Paktı&#8217;nı (Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşması) kurdu.</p>
<p><strong>NATO&#8217;NUN CEHPE GERİSİNDEKİ GÜÇLERİ</strong></p>
<p>Savaş (İkinci Dünya Savaşı) sonrası ortaya çıkan ‘her an savaş olabilir&#8217; durumunun teyakkuze geçirdiği taraflar tam 45 yıl boyunca perde arkasında büyük bir mücadele yürüttü. Batı Avrupa&#8217;da Komünist ve diğer sol partilerin güçlenmesi, Sovyet tehdidi olarak algılanırken NATO bu tehdidi bertaraf etmek için kendi bünyesinde her ülkede özel birimler oluşturdu. Sovyet işgaline karşı cehpe gerisinde bir direniş başlatmak amacıyla ABD ve İngiltere tarafından kurulan adına ‘Stay-Behind&#8217; denilen kontrgerilla yapılanması NATO&#8217;ya üye ülkelerin hepsinde farklı isimler altında yeniden organize edildi.</p>
<p><strong>SUİKAST, KAOS ÇIKARMA, CEHPE GERİSİNİ ÖRGÜTLEME</strong></p>
<p>Örgütün İtalya&#8217;daki biriminin ismi Latince&#8217;de ‘çift başlı kılıç&#8217; anlamına gelen Gladyo olarak nitelenirken, bu isim daha sonra NATO&#8217;nun cephe gerisi operasyonlarının genel ismi olarak anıldı. Suikast ve sabotaj düzenleme, kaos çıkarma, düşman ülkelerdeki Komünizm karşıtı ya da ayrılıkçı hareketleri örgütleyerek düşmanı zayıflatma gibi amaçlarla kurulan Gladyo doğrudan Amerikan istihbarat örgütü CIA tarafından finanse edilip eğitildi.</p>
<p><strong>GRAMSCİLERİN MUSSOLİNİ&#8217;DEN İNTİKAMI</strong></p>
<p>Tüm NATO ülkelerinde başta içerideki düşmana yakınlık gösterebilecek unsurları (Komünist partiler ve sol dernekler) kontrol eden ve NATO bünyesinde CIA tarafından yönetilen bu örgütlerin en çok konuşulanı İtalya&#8217;daki Gladyo örgütü. İkinci Dünya Savaşı öncesind Duçe lakaplı Benito Mussolini, İtalya&#8217;da aralarında Antonio Gramsci&#8217;nin de bulunduğu Komünist Parti yöneticileri ve üyelerini sert bir şekilde bastırırken, Komünistler bu sefer savaş sırasında kaçan Mussolini&#8217;yi idam ederek intikamlarını almıştı. Sol-sağ ayrışmasının en keskin olarak görüldüğüülkelerden biri olan İtalya&#8217;da İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra yıkılan Fazişm&#8217;den sonra güçlenen Komünist partiler, ABD tarafından SSCB&#8217;nin İtalya&#8217;daki uzantıları olarak değerlendirildi. İtalya&#8217;da kurulan Gladyo, bu sebeple sadece olası Sovyet işgaline karşı cephe gerisindeki faaliyetlerinin dışında, içerideki ‘düşmanın&#8217; güçlenmesini önlemek için iç politikada büyük bir rol oynadı.</p>
<p><strong>‘28 ŞUBAT STRATEJİSİ&#8217; OLUŞTURULDU</strong></p>
<p>İlk defa 1953 yılında İtalyan Savunma Bakanlığı bünyesinde oluşturulan NATO&#8217;ya bağlı Gladyo, 1970&#8242;lı yıllarda Komünistlerin yükselen desteğiyle İtalyan siyasetine yön vermek amacıyla Türkiye&#8217;deki 28 Şubat ve 2007 Temmuz seçimleri öncesi üretilen “Gerilim Stratejisi” planı benzeri planlar devreye sokuldu. 1920&#8242;li yıllarda Mussolini&#8217;nin 1937 yılında ölene kadar hapiste tuttuğu Komünist Parti lideri Antonio Gramsci&#8217;nin “Hegemonya” kavramıyla ortaya koyduğu toplum mühendisliği çalışmaları ekonomiden, siyasete, sivil toplum örgütlerine kadar tüm kurumlar üzerinde Gladyo eliyle gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>BAŞBAKAN, GLADYO&#8217;NUN VARLIĞINI KABUL ETTİ</strong></p>
<p>İtalya&#8217;da 1970&#8242;li yıllarda meydana gelen bombalama olayları, Başbakan Aldo Moro&#8217;nun Kızıl Tugaylar isimli sol bir örgüt tarafından kaçırılıp öldürülmesi olayı (1978), Bologna tren istasyonundaki bombalama olayı (1980) hep Gladyo ile irtibatlandırıldı. İtalya&#8217;da siyaset-mafya ve faili meçhul cinayetleri araştıran Yargıç Felice Casson&#8217;un Roma&#8217;daki askeri istihbarat arşivinde elde ettiği belgelerde varlığı resmileştirilen Gladyo, 24 Ekim 1990 yılında dönemin Başbakanı Giulio Adreotti tarafından da kabul edildi. 7 defa İtalyan Başbakanlığı yaparak bu alandaki rekoru Süleyman Demirel ile paylaşan Andreotti, parlamentoda yaptığı açıklamada İtalya&#8217;nın NATO&#8217;nun cehpe gerisindeki ‘Stay Behind&#8217; ordusuna sahip tek ülke olmadığını itiraf etti. Andreotti aynı zamanda İtalya&#8217;da hükümet olan herkesin Gladyo&#8217;nun varlığı konusunda bilgilendirildiğini de söyledi.</p>
<p><strong>OLAĞANÜSTÜ HAL İLAN ETMEK İÇİN BOMBALI SALDIRI DÜZENLEDİLER</strong></p>
<p>Andreotti&#8217;nin açıklamalarıyla ilk defa devlet tarafından varlığı kabul edilen Gladyo, İtalya&#8217;da 1990&#8242;lara kadar işlenen birçok siyasi cinayet ve bombalama olayıyla irtibatlandırıldı. Gladyo&#8217;nun İtalya&#8217;da Soğuk Savaş dönemi boyunca izlediği “Gerilim Stratejisi” ilk defa 1964&#8242;te “Operation Solo” ismi verilen sessiz bir darbeyle General Giovanni de Lorenzo Sosyalist bakanların hükümetten ayrılmak zorunda bırakmasıyla uygulamaya konuldu. 1969 yılında Milan&#8217;ın Piazza Fontana bölgesindeki Milli Tarım Bankası&#8217;na yönelik faşist grupların gerçekletirdiği bombalama eyleminin CIA destekli bir Gladyo operasyonu olduğu belirlendi. Bombalama olayında 17 kişi hayatını kaybederken, 88 kişi yaralanmıştı. Bombalama olayından çok daha sonra itiraflarda bulunan dönemin Avanguardia Nazionale isimli neo-faşist hareketin üyelerinden Vincenzo Vinciguerra, bombalamanın amacının siyasi ve askeri otoriteyi olağanüstü hal ilan etmeye zorlamak amaçlı olduğunu söyleyecekti.</p>
<p><strong>P2 MASON LOCASI DEVREYE GİRİYOR</strong></p>
<p>Piazza Fontana olayından bir yıl sonra İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda İtalyan ordusunda komutanlık yapmış olan ve Mussolini taraftarlarınca ‘kahraman&#8217; olarak görülen Junio Velrio Borghese başarısız bir darbe girişiminde bulundu. Darbenin başarısız olmasından sonra Borghese İspanya&#8217;ya kaçarken, olayla ilgili olarak tanıkların ifadelerinde Borghese&#8217;nin darbe planı için P2 Mason Locası lideri Licio Gelli ve Sicilya mafyası ile işbirliği yaptığı öne sürüldü. 1972 yılında Peteano köyü yakınlarındaki bir bombalama olayında 3 polis hayatını kaybetti ve bu olayı olayda kullanılan patlayıcılar dikkate alındığında Kızıl Tugaylar isimli örgütün yaptığı açıklandı. Ancak olayı araştıran Savcı Felice Casson 1984&#8242;te bombalama olayından sonra polisin olayın üzerini örttüğünü ve Kızıl Tugaylar&#8217;ın kullandığı patlayıcılar kulllandığına dair açıklamaların gerçek dışı olduğunu ortaya çıkardı.</p>
<p><strong>İSTİHBARAT SERVİSİ YARDIM ETTİ</strong></p>
<p>Olayı gerçekleştiren Komünizm karşıtı faşist bir örgütlenme olan Avanguardia Nazionale&#8217;nin üyesi Vincenzo Vinciguerra tarafından gerçekleştirildiği ve olaydan hemen sonra Vinciguerra&#8217;nın İspanya&#8217;ya kaçmasında İtalyan gizli servisinin yardım ettiği belirlendi. 1984&#8242;teki duruşmasında Vinciguerra, Peteano katliamının nasıl gerçekleştirildiğini ve olayın devletin içindeki Gladyo yapılanmasının nasıl organize ettiğini detaylarıyla anlattı.</p>
<p><strong>P2 MASON LOCASI ÜYESİ TUTUKLANDI</strong></p>
<p>“Gerilim Stratejisi”nin en yoğun yaşandığı İtalya&#8217;da Peteano saldırısından iki yıl sonra gerçekleştirilen katliamda Gladyo&#8217;nun P2 locası ayağını deşifre etti. 1974&#8242;te Italicus Express treninde 12 kişinin öldüğü bombalama olayı ile Brescia kentinde gerçekleştirilen ve 8 kişinin öldüğü Piazza della Loggia bombalama olayları, askeri istihbarat lideri ve P2 Mason locası üyesi Vito Miceli&#8217;nin tutuklanmasına sebep oldu. Miceli, devlete karşı komplo kurma suçlamasıyla tutuklandı.</p>
<p><strong>BAŞBAKAN ALDO MORO&#8217;NUN ÖLDÜRÜLMESİ</strong></p>
<p>Bombalama olayları ve suikastlerle çalkalanan İtalya belki de en dramatik olaylarından birini 1978 yılında yaşadı. 1976 yılı seçimlerinde yüzde 34 oranında oy alarak büyük başarı elde eden İtalyan Komünist Partisi ile adına ‘Tarihi Uzlaşma&#8217; adı verilen uzlaşmayı sağlayan Hıristiyan Demokrasi Partisi lideri Başbakan Aldo Moro, 16 Mart 1978 yılında Kızıl Tugaylar örgütü tarafından kaçırıldı. Kaçırıldıktan sonra süren görüşmelerde serbest bırakılacağı düşünülen Moro, Mayıs 1978&#8242;de öldürüldü ve cesedi bir arabanın bagajında partisinin Roma&#8217;daki merkezi yakınlarında bulundu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48216  aligncenter" title="Aldo Moro" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Aldo-Moro.jpg" alt="Aldo Moro" width="300" height="411" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-48217" title="Aldo Moro ceseti" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Aldo-Moro-ceseti.jpg" alt="Aldo Moro ceseti" width="500" height="328" /></p>
<p style="text-align: center;">Aldo Moro</p>
<p><strong>GLADYONUN BAŞINDA BİR MASON</strong></p>
<p>İtalyan askeri istihbaratı, Moro&#8217;nun öldürülmemesi karşılığında 16 arkadaşlarının serbest bırakılmasını isteyen Kızıl Tugaylar&#8217;ı dinlemedi ve aksine örgüte yönelik baskınlar düzenledi. Moro&#8217;nun öldürülmesinden sonra P2 Mason Locası&#8217;nın üyesi olan İtalyan gizli servisinin lideri ihmalkarlıkla suçlandı. Moro&#8217;nun öldürülmesiyle ilgili araştırma yapan Gazeteci Mino Pecorelli, Aldo Moro&#8217;nun kaçırılmasının devlet için gizli örgütün izin verdiğini söyledi.</p>
<p><strong>BAĞLANTILARI ORTAYA ÇIKARAN GAZETECİ ÖLDÜRÜLDÜ</strong></p>
<p>Moro&#8217;nun kaçırılıp öldürülmesi ile Gladyo arasında bağlantılar ortaya çıkaran Gazeteci Pecorelli de bir yıl sonra öldürüldü. Dönemin Başbakanı Giulio Andreotti&#8217;nin emriyle öldürüldüğü iddia edilen Pecorelli ismi P2 Mason Locası&#8217;nın eski liderlerinden Licio Gelli&#8217;nin listesinde bulundu. Pecorelli suikastinin emrini verdiği gerekçesiyle 2002 yılında 20 yıl hapse mahkum edilen eski Başbakan Giulio Andreotti&#8217;nin cezası yüksek mahkeme tarafından temyiz edildi ve Andreotti hapis yatmaktan kurtuldu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48218  aligncenter" title="Gazeteci Pecorelli" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Gazeteci-Pecorelli.jpg" alt="Gazeteci Pecorelli" width="448" height="228" /></p>
<p style="text-align: center;">Mino Pecorelli</p>
<p><strong>BOLOGNA TREN İSTASYONU KATLİAMI VE P2 LİDERİNİN TUTUKLANMASI</strong></p>
<p>İtalya, Aldo Moro&#8217;nun öldürülmesinin şokunu yaşarken iki yol sonra bu sefer Bologna tren istasyonuna konulan bombanın infilak etmesi sonucu 85 kişi hayatını kaybetti. Parlamentoda terör üzerine kurulan komisyonu, yaptığı araştırmada kanlı olayın Gladyo&#8217;ya uzandığı sonucunu ortaya koydu. 1995 yılında Nuclei Armati Revoluzionari isimli neo-faşist bir örgütün üyeleri Valerio Fioravanti ve Francesca Mambro ömür boyu hapse mahkum edildi. Olayla ilgili olarak P2 Mason Locası&#8217;nın lideri Lici Gelli de soruşturmayı başka tarafa yönlendirdiği gerekçesiyle hapis cezası aldı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48219  aligncenter" title="Bologna Tren İstasyonu, 1980" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/Bologna-Tren-İstasyonu-1980.jpg" alt="Bologna Tren İstasyonu, 1980" width="497" height="324" /></p>
<p style="text-align: center;">Bologna Patlaması, 1980</p>
<p><strong>MORO&#8217;NUN MEKTUPLARINI BULAN GENERAL ÖLDÜRÜLDÜ</strong></p>
<p>Aldo Moro suikasti ve Bologna bombalamalarıyla çalkalan İtalya 1982 yılında da Aldo Moro&#8217;nun Gladyo&#8217;ya ilişkin mektuplarını bulan ve 1979&#8242;da öldürülen Gazeteci Mino Pecorelli&#8217;nin öldürüleceği iddiasında bulunduğu General Alberto Dalla Chiesa da bir suikaste kurban gitti. 1990 yılında dönemin Başbakanı Giulio Andreotti&#8217;nin varlığını kabul ettiği ve NATO üyesi tüm ülkelerde benzeri yapılanmaların olduğunu itiraf ettiği Gladyo, diğer ülkelerde farklı isimler adı altında örgütlendi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-48220  aligncenter" title="General Alberto Dalla Chiesa" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/12/General-Alberto-Dalla-Chiesa.jpg" alt="General Alberto Dalla Chiesa" width="500" height="323" /></p>
<p style="text-align: center;">General Alberto Dalla Chiesa Suikastı</p>
<p><strong>DİĞER AVRUPA ÜLKELERİNDEKİ GLADYO TİPİ YAPILANMALAR</strong></p>
<p>Gladyo&#8217;nun İtalya&#8217;da deşifre olmasıyla birlikte diğer Avrupa ülkelerindeki benzeri yapılanmalar da hükümetler eliyle sessiz bir şekilde dağıtıldı. Belçika&#8217;da askeri istihbarat servisi SGR, Yunanistan&#8217;ta Operation Sheepskin, Fransa&#8217;da Rainbow (Plan Pleu olarak başlamıştı), Danimarka&#8217;da Absalon isimleriyle örgütlenen NATO&#8217;nun cephe gerisi yapılanmaları İngiltere, Almanya, İspanya, Portekiz, Avusturya, Norveç&#8217;te istiharat örgütleri bünyesinde çalıştı. NATO&#8217;nun Türkiye&#8217;deki Gladyo benzeri örgütlenmesinin Özel Harp İdaresi olduğu iddia edilirken, örgütün kod isminin Ergenekon olduğu belirtiliyor.</p>
<p><strong>AVRUPA PARLAMENTOSUNUN GLADYO KARARI</strong></p>
<p>İtalya ve diğer Avrupa ülkelerinde deşifre olan Gladyo 22 Kasım 1990 yılında Avrupa Parlamentosu&#8217;nda alınan bir kararla kınandı ve tam bir soruşturma yapılması istendi. Kararda, 40 yıl boyunca mevcut istihbarat örgütlerine paralel olarak Avrupa Topluluğu üyesi ülkelerde gizli örgütlenmelerin olduğu ve bu örgütlerin demokratik kontrolden kaçtığı belirtilerek, bu örgütlerin ABD ve NATO tarafından kontrol edildiği kaydedildi. Tüm üye ülkelerdeki bu illegal yapılanmaların ortadan kaldırılması çağrısı yapılan kararda, NATO, ABD ve Avrupa Topluluğu üyesi ülkeler nezdinde soruşturma yapılması çağrısı yapıldı. Avrupa Parlamentosu&#8217;nun 19 yıl önce almış olduğu bu karar tam olarak yerine getirilmiş değil.</p>
<p><strong>GLADYO VE MASON LOCASI İLİŞKİSİ</strong></p>
<p>İtalya&#8217;daki Gladyo itiraflarından sonra diğer Avrupa ülkelerindeki benzeri örgütlerin varlığı kabul edildi ve bu örgütler Sovyetler&#8217;in yıkılmasından sonra sessiz bir şekilde dağıtıldı. Gladyo üzerine birçok kitap yazmış ve araştırma yapmış olan İngiliz Gazeteci Philip Willan&#8217;a göre 1990&#8242;lardan sonra Gladyo&#8217;nun ortadan kalktı. P2 Mason Locası ve Gladyo arasındaki ilişkiyi sorduğumuz ünlü Gazeteci Willan, her iki örgütün de gizli olduğunu ve Gladyo&#8217;nun başındaki asker ve istihbarat yöneticilerinin Mason olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><strong>MASON LOCASININ EN ETKİLİ GAZETEYİ KONTROLÜ</strong></p>
<p>Gladyo&#8217;nun gün ışığına çıkarılması konusunda medyanın İtalya&#8217;da önemli bir rol oynadığına işaret eden Willan, aynı şekilde Gladyo&#8217;nun gün yüzüne çıkarılmaması için de başka medya gruplarının çalışmasına dikkat çekiyor: “Medya, birkaç dürüst ve zeki savcıyla birlikte İtalya&#8217;daki Soğuk Savaş döneminin komplolarını gün ışığına çıkarma konusunda önemli bir rol oynadı. La Unita, Paese Sera, La Republica ve L&#8217;Espresso gibi gazete ve dergiler, işlenen birçok suçun kamuoyunun gündemine taşınmasında önemli rol oynadı. Aynı şekilde medyanın bu konudaki önemi P2 Mason locası tarafından da kavrandı ve loca İtalya&#8217;nın en etkili gazetesi olan Corriera della Sera&#8217;nın kontrolünü ele aldılar. Medyada kendilerine yakın bir gazeteciler ağı kurdular. P2 Locası&#8217;nın medya ve yargı üzerindeki kontrolü nedeniyle gerçeklerin ortaya çıkmasını geciktirdi ve bu yüzden hala tam olarak ne olduğu konusunu tam olarak bilmiyoruz” dedi.</p>
<p><strong>GLADYO VE P2 MASON LOCASI: GÖRÜNMEZ BİRER ORDU</strong></p>
<p>P2 Mason Locası ile Gladyo arasındaki ilişkiye dair olarak Willan, her ikisinin gizli bir yapılanmaya sahip olduğunu ve bu ikisi arasındaki ilişkinin tam olarak açığa çıkarılmadığını kaydediyor: “Her iki organizasyon da Komünizm karşıtıydı. P2 Locası&#8217;nın Gladyo üzerinde büyük etkisi olduğu büyük bir ihtimal. Çünkü, askeri ve istihbarat örgütünün yöneticileri locanın üyesiydiler. P2 Locası&#8217;nın başındaki eski isim Licio Gelli ile röportaj yaptığımda bana, ‘Her ikisi de görülmez birer ordu&#8217; demişti. Yine aynı şekilde Gladyo&#8217;da görevli bulunanlardan bazılarının Benito Mussolini&#8217;nin destekçileri ve İspanya İç Savaşı&#8217;nda General Franco için gönüllü savaşmış kimseler olduğunu söylemişti.”</p>
<p><em>(</em>Mehmet Nedim Aslan, <em>www.habervaktim.com, 11-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/gladyo-biraderlerin-vurucu-gucu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurtlar Vadisi Gladio. Özal, nasıl öldürüldü?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/kurtlar-vadisi-gladio-ozal-nasil-olduruldu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/kurtlar-vadisi-gladio-ozal-nasil-olduruldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 19:50:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=47861</guid>
		<description><![CDATA[Filmi izledikten sonra, ağzımdan çıkan ilk söz; Bu film çok konuşulur, çok tartışılır oldu. Gerçekten de, bu film çok tartışılır. Verdiği mesajlarla çok tartışılır, 1993’ten bu yana yaşadığımız olaylara tuttuğu ışık dolayısıyla çok tartışılır. Müzik kalitesiyle konuşulur, görüntüleriyle konuşulur, tiplemeleriyle konuşulur. Ve elbette, İskender Büyük rolünü oynayan Musa Uzunlar’ın performansı ile konuşulur. Hasılı kelâm bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Filmi izledikten sonra, ağzımdan çıkan ilk söz; Bu film çok konuşulur, çok tartışılır oldu. Gerçekten de, bu film çok tartışılır. Verdiği mesajlarla çok tartışılır, 1993’ten bu yana yaşadığımız olaylara tuttuğu ışık dolayısıyla çok tartışılır. Müzik kalitesiyle konuşulur, görüntüleriyle konuşulur, tiplemeleriyle konuşulur. Ve elbette, İskender Büyük rolünü oynayan Musa Uzunlar’ın performansı ile konuşulur. Hasılı kelâm bu film; hem çok konuşulur, hem de çok tartışılır!<br />
Efendim, Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutacak önemli olayları konu edinen Kurtlar Vadisi Gladio filminin galası önceki akşam, Sütlüce’deki Haliç Kongre Merkezi’nde yapıldı.<br />
Yönetmenliğini Sadullah Şentürk’ün yaptığı, senaryosunu Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan’ın yazdığı, başrolünü Musa Uzunlar’ın oynadığı filmin galasına biz de davetliydik. Filmi; Haber Müdürümüz Nazif Karaman’la birlikte izledik.<br />
Hemen sağımdaki koltukta ise, Kurtlar Vadisi Pusuda, Psikopat Cevat’ın adamı olarak bilinen ve yakmak lâzım ağam replikleriyle öne çıkan Yılmaz yani Bekir Aslantaş vardı.<br />
Kendisiyle, uzun süre sohbet imkânımız oldu.</p>
<p><strong>ÖMER LÜTFİ METE’YE VEFA</strong><br />
Filmin konusuna geçmeden önce, Pana Film yöneticilerini kutlamak istiyorum. Filmin gösterileceği gün vefat eden Ömer Lütfi Mete’yi anıp, rahmet dilediler.<br />
Çünkü, merhum Ömer Lütfi Mete; vefat edene kadar senarist ve danışman olarak Kurtlar Vadisine epey katkıda bulunmuştu. Pana Film de; galada, onu unutmadı ve henüz film başlamadan önce sahneye çıkan Raci Şaşmaz, yaptığı kısa konuşmada; Ömer Lütfi Mete’nin kitapları ve öğütleriyle vatanın nasıl sevileceğini öğrendiklerini ifade ederek dedi ki;<br />
<img class="alignnone size-full wp-image-47864" title="Ömer Lütfi Mete" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/ÖMER-LÜTFİ-METE.jpg" alt="Ömer Lütfi Mete" width="342" height="321" /><br />
Ömer Lütfi Mete, bu gala gecesinde bizi bırakarat gitti. Gitmek için de özel bir gün seçti. Onun burada olup, bu filmi izlemesini çok isterdim.<br />
Ama inanıyorum ki, o zaten şu an aramızda ve bu filmi kendisine ithaf ediyorum.<br />
Sadece bu da değil;<br />
Öğrendim ki;<br />
Ömer Lütfi Mete’nin dünkü cenaze törenine Polat, yani Necati Şaşmaz başta olmak üzere Pana Film yöneticileri de katılmış ve hatta tabutunu omuzlamışlar ki, bu vefa duygusu çok hoşuma gitti.</p>
<p><strong>ÖZAL ÖLMEDİ, ÖLDÜRÜLDÜ!</strong><br />
<img class="alignnone size-full wp-image-47862" title="Turgut Özal Öldürüldü" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Turgut-Özal-Öldürüldü.jpg" alt="Turgut Özal Öldürüldü" width="480" height="379" /></p>
<p>Bunu da böylece ifade ettikten sonra, artık filmin konusuna geçebiliriz. Sinemalarda bugün gösterime girecek filmin konusu, özetle şöyle:<br />
Bir derin devlet ajanının, yıllar boyu hizmet ettiği Gladio ile hesaplaşma öyküsü.<br />
İskender Büyük, derin devlet adına sayısız eylemde bulunmuş emekli bir istihbaratçıdır.<br />
Karanlık geçmişi nedeniyle sanık sandalyesine oturtulduğunda; yanında baronun gönderdiği genç ve tecrübesiz avukat Ayşe&#8217;den başka kimse yoktur.<br />
Yargılanmasına göz yumanlarla hesaplaşmaya karar veren İskender Büyük, tüm bildiklerini bir bir anlatmaya başlar.<br />
İskender&#8217;in karanlık geçmişinin sayfaları arasında ülkeyi yerinden sallayacak gerçekler gizlidir.<br />
Bu şok gerçeklerin işaret ettiği tek adres ise ‘Gladio’dur.<br />
Anlattıklarıyla Gladio’nun ikinci adamı Fuat Aras&#8217;ı saklandığı yerden çıkarmaya karar verir.<br />
Ancak bu yolun sonunda İskender Büyük&#8217;ü hiç tahmin etmediği başka bir sürpriz beklemektedir.<br />
Yine bir oyunun parçası olmuştur.<br />
Üstelik bu defa oturtulduğu yer, konuşma şansının olduğu bir sanık sandalyesi dahi değildir.<br />
Glaido yapılanması ve Türkiye’de 1993’ten bu yana yaşanan olaylara Glaido’nun etkisinin anlatıldığı filmde merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümü ve Glaido’nun entrikaları anlatılıyor.<br />
Filmde Özal’ın ölmediği, öldürüldüğü; İskender Büyük tarafından mahkemede itiraf ediliyor.<br />
Görev, Glaido’nun Türkiye’deki 2 numarası tarafından veriliyor. Özal’ın zehirlenmesi için zehirli portakallar, kasalarla Köşk’e sokuluyor.<br />
Özal, koşu bandındayken içtiği portakal suyundan dolayı yere düşerek hayatını kaybediyor.<br />
Bu arada, zehirlenen bir adamın, ambulansa konularak hastane hastane dolaştırılması da ayrıntılarıyla veriliyor!<br />
O sahneleri izledikten sonra;<br />
Özal’ın ölmediğini tam aksine öldürüldüğünü görüyorsunuz!<br />
Tabiî, bu bir senaryo!<br />
Ama, gerçeğe çok yakın bir senaryo!</p>
<p><strong>TAZIYA TUT, TAVŞANA KAÇ TAKTİĞİ!</strong><br />
Filmde, PKK ve terörist başı Abdullah Öcalan’ın, Gladio ile ilişkileri de anlatılıyor.<br />
Gladio’nun 2 numarası olan Fuat Aras, bir yandan İskender ve arkadaşlarına Apo’ya suikast talimatı verirken, bir yandan da Apo’ya telefon açıyor: Orayı hemen terk et!<br />
Yani; tazıya tut, tavşana kaç taktiği!<br />
Apo, suikasttan, o telefon sayesinde kurtuluyor! İskender’in arkadaşları ölüyor, İskender ise, kendilerine kurulan tuzaktan canını zor kurtarıyor!<br />
Zaten, Gladio ile hesaplaşma da bunun üzerine başlıyor! O güne kadar vatan için savaştığını zanneden İskender, o günden sonra Gladio’nun elinde bir oyuncak olduğunu anlıyor! Ama yine de, Özal’ın öldürülmesi konusunda verilen talimatı yerine getiriyor!<br />
Çünkü, Gladio’nun iddiasına göre; Özal, Kerkük ve Musul’a girecek, bunun karşılığında Kürtlere federasyon verecektir!<br />
Bu ise, Gladio’nun işine gelmemektedir.<br />
Çünkü Gladio; Uyuşturucu ve petrol kaçakçılığından çok büyük paralar kazanmakta, bu paralar da 2 Numara’nın kasasına akmaktadır.<br />
O halde, Özal öldürülmelidir!<br />
Hem de, vatanseverler eliyle!<br />
Evet, vatan ve millet için savaştıklarını sanan tetikçiler eliyle!<br />
Tabiî, o tetikçilerden bazıları da öldürülmelidir! Tıpkı, Cem Ersever’in öldürülmesi gibi!<br />
Çünkü, Cem Ersever de bir derin devlet ajanı olmakla birlikte, sonunda vatan için değil, Gladio için savaştığını, onlar tarafından kullanıldığını, dahası uyuşturucu ve petrol kaçakçılığından elde edilen paralarının Gladio’ya aktığını tesbit etmiştir!<br />
O halde, ortadan kaldırılmalıdır!<br />
Cem Ersever’in öldürülmesi, tarihe faili meçhul cinayet olarak geçse de, film diyor ki, faili malûm!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-47863  aligncenter" title="Öldürülen JİTEM Kurucusu Binbaşı Cem Ersever" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Öldürülen-JİTEM-Kurucusu-Binbaşı-Cem-Ersever.jpg" alt="Öldürülen JİTEM Kurucusu Binbaşı Cem Ersever" width="189" height="316" /></p>
<p style="text-align: center;">Öldürülen JİTEM Kurucusu Binbaşı Cem Ersever</p>
<p><strong>GLADİO, AHTAPOT GİBİ. HER YERDE!</strong><br />
Filmde, dikkatimi çeken 2 mesaj vardı:<br />
Gladio bir ahtapot gibi, her yerdedir!<br />
Karada vardırlar, Havada vardırlar, Denizde vardırlar!<br />
O kadar her yerdedirler ki;<br />
4 yıldızlı general olarak karşınıza çıkabilirler.<br />
Ya da; bir avukat, işadamı, gazeteci veya yargı mensubu olarak!<br />
Her yerdeler ve herkesi kullanıyorlar!<br />
Filmi izlerken, gazetelere yansıyan manşetler geldi gözlerimin önüne!<br />
Hani, cunta plânlarında, kamuoyu oluşturma ve kamuoyunu yönlendirme taktikleri vardı ya!<br />
Hani, seçilmiş yayın organlarında yayınlatılması plânlanan haberler vardı ya!<br />
Hani; haber ve yazılarda;<br />
- Türban takmaya zorlanan bir genç kızın Güzin Abla’ya yazması.<br />
- Cemaatten yardım amacıyla toplanan paralarla tarikat şeyhinin lüks hayat yaşaması.<br />
- Türkiye dinci bir toplum haline geliyor, Arap ülkelerine daha fazla benzemeye başladı.<br />
- Öğretmenlere göre eğitim hızla dinselleşiyor.<br />
Dedirtilecekti ve gazeteler de, bunları aynen dikte edildiği gibi haber yapıp, yazılar yazmışlardı ya; işte onlar geldi gözlerimin önüne!<br />
O an, kendi kendime dedim ki;<br />
Gladio, gerçekten her yerde!<br />
PKK ile ilişki kuran onlar, Öcalan’ı kurtaran onlar, uyuşturucu ve petrol kaçakçılığını yöneten onlar, birçok kişiyi kullanan onlar ve tekerlerine çomak sokanları ortadan kaldıran onlar!<br />
Bir ahtapot gibiler!<br />
Kolları her yerde!<br />
Türkiye’deki koruma-kollama iddialı tüm darbeler ve 28 Şubat Süreci, onların eseridir!<br />
ABD’den icazet almışlar ve darbe yapmışlardır!<br />
Gladio’nun 2 numarası, Fuat Aras adlı bir profesördür de, 1 Numara kimdir, bilinmiyor!<br />
İskender Büyük öyle diyor ya;<br />
Adı John mudur, George mudur?<br />
Bir Numara’nın kim olduğunu ne bileyim ben?</p>
<p><strong>TÜRKİYE’NİN BAŞI BELÂDAN KURTULMAMALI</strong><br />
Filmde, bir mesaj daha vardı:<br />
Türkiye’nin başına dünya kadar belâ sarılmalı ki; Türkiye, dünyanın başına belâ olmasın!<br />
Peki, bu belâları kim saracak?<br />
Elbette Gladio!<br />
Gövdesi ve kolları Türkiye’nin her yerinde olan ama başı dışarıda olan Gladio!<br />
İyi de, nasıl temizlenecek bu Gladio!<br />
İskender, ihbar ve itiraflarıyla, bir yol açtı! Darbeci Baro ve avukatları engellemek istese de, duyarlı hakim ve savcılar konuya el attı!<br />
Yani, dosya açık, dâvâ sürüyor!<br />
Filmin sonunu görmek için,<br />
Galiba ETÖ Dâvâsının sonunu bekleyeceğiz!<br />
Çekimleri İstanbul ve Antalya’da gerçekleştirilen Kurtlar Vadisi Gladio filminin The Endini öğrenmek için, galiba, gözlerimizi Silivride devam eden mahkemeye çevirmemiz gerekecek!<br />
Ben, filmi böyle okudum.<br />
Bakalım, sizler nasıl okuyacaksınız!</p>
<p><em>(Hasan Karakaya, Vakit, 	2009-11-20)</em></p>
<p><em><img class="alignnone size-full wp-image-41185" title="Yazar Hasan Karakaya" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/yazar-hasan-karakaya.jpg" alt="Yazar Hasan Karakaya" width="140" height="138" /><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/kurtlar-vadisi-gladio-ozal-nasil-olduruldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>11 Eylül&#8217;e 50 Soru</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/11-eylule-50-soru.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/11-eylule-50-soru.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 23:21:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=46895</guid>
		<description><![CDATA[Pepe Escobar 11 Eylül’le ilgili görmezden gelinen 50 soruyu sordu. 11 Eylül olaylarının üzerinden sekiz yıl geçti. George W. Bush yönetimi bitti gitti. “Küresel terörle savaş” ise Barack Obama tarafından ” overseas contingency operations” (muhtemel acil durum harekâtları) olarak yeniden adlandırıldı. Obama’nın yeni stratejisi – savaşı tırmandırma stratejisi – Afpak’ta sahnede. Usame bin Ladin ölmüş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;">Pepe Escobar 11 Eylül’le ilgili görmezden gelinen 50 soruyu sordu.</span></p>
<p>11 Eylül olaylarının üzerinden sekiz yıl geçti. George W. Bush yönetimi bitti gitti. “Küresel terörle savaş” ise Barack Obama tarafından ” overseas contingency operations” (muhtemel acil durum harekâtları) olarak yeniden adlandırıldı. Obama’nın yeni stratejisi – savaşı tırmandırma stratejisi – Afpak’ta sahnede. Usame bin Ladin ölmüş de olabilir yaşıyor da olabilir. El Kaide, içerisinde her şeyi barındıran bir teşekkül. 11 Eylül – neocon’ların yeni Pearl Harbor’ı – 21.yy başındaki en karanlık yap-boz oyunu olma özelliğini muhafaza ediyor.</p>
<p>Amerikan kurumsal medyasının ve yönetici seçkinlerin siyasi tetikçilerinin 11 Eylül saldırılarıyla ilgili gerçek bir soruşturma yapılması çağrısını beklemek nâfile. Örtbas etmek kaide haline gelmiş. Ancak “Büyük Satranç Tahtası’nın” müellifi, eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski bile “terörle savaşın efsânevi bir tarihi anlatı” olduğunu Amerikan Kongresi’nda kabul etti.</p>
<p>Aşağıdaki sorular – 11 Eylül Komisyonu tarafından büsbütün görmezden gelinmiştir – 11 Eylül buzdağının sadece tepesidir. Şapka çıkarılacak çalışmayı yapanlar: 911Truth.org, whatreallyhappened.com, ae9/11 truth, İtalyan belgeseli Zero ve Asia Times Online okuyucu e-postaları.</p>
<p>Bu soruların hiçbirisi, resmi anlatıyla ikna edici bir şekilde cevaplanmış değil. Baskıyı sürdürüp sürdürmemek, Amerikan sivil toplumuna kalmış bir iş. Olaydan sekiz yıl sonra varılacak en temel hüküm şu: 11 Eylül hakkındaki resmi anlatı basitçe kabul edilemezdir.</p>
<p><strong>ELLİ SORU</strong></p>
<p>1) FBI, 11 Eylül sorumlusu olarak (ölü ya da diri) Usame bin ladin hakkında niçin resmen dava açmıyor? Bunun nedeni, bizzat FBI’nın da kabul ettiği üzere, ABD yönetiminin inandırıcı tek bir delil bile üretemeyişi midir?</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46896  aligncenter" title="Usame bin ladin" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Usame-bin-ladin.jpg" alt="Usame bin ladin" width="240" height="298" /></p>
<p style="text-align: center;">Usame Bin Ladin</p>
<p>2) Falçatayla silahlandığı iddia edilen 19 müslüman, olay yeri incelemesi yapılmaksızın, 72 saatten daha az bir süre içerisinde nasıl teşhis edildi?</p>
<p>3) United Airlines ve American Airlines’ın aynı gün yayınladığı yolcu listesinde bu 19 isimden hiçbiri niçin yoktu?</p>
<p>4) FBI’nın yayınladığı “orjinal” listedeki sekiz ismin canlı ve farklı ülkelerde yaşıyor olmaları nasıl söz konusu olabilir?</p>
<p>5) Dindar cihatçı Muhammed Atta intihar saldırısı için yola düşmüşken çantasında niçin bir uçuş elkitabı, bir üniforma ve son arzusu vardı?</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46897  aligncenter" title="Muhammed Atta" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Muhammed-Atta.jpg" alt="Muhammed Atta" width="242" height="240" /></p>
<p style="text-align: center;">Muhammed Atta</p>
<p>6) Muhammed Atta, en az altı donanma eğitim üssünün bulunduğu Opa Locka’daki uçuş simülasyonunda niçin eğitim aldı?</p>
<p>7) Tek bir karakutu bile bulunamazken, Muhammed Atta’nın pasaportu mûcizevi bir şekilde Dünya Ticaret Merkezi enkazında nasıl bulunabilir?</p>
<p>8- Dört uçuşun ortalıktan yok olan, imha edilemez sekiz karakutusu kimin elinde?</p>
<p>9) Amerika’da muhtemel bir terörist saldırı olabileceğine dair uluslararası kırmızı alarm verildiğini göz önüne alınca – buna eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın 6 Ağustos 2001 tarihli iç yazışması da dâhildir – uçuş güzergâhlarından sapan ve radardan kaybolan kaçırılmış dört uçağın Amerikan hava sahasında bir buçuk saatte fazla uçmasına nasıl izin verildi? İşin cabası, bu süreç zarfında Pentagon’un mükellef savunma sistemleri devre dışıydı.</p>
<p>10) Amerikan Hava Kuvvetleri komutanı James Joche, Dünya Ticaret Merkezi’ne (New Jersey’deki McGuire hava üssüne sadece 7 dk uzaklıkta) ve Pentagon’a (aynı üsse 10 dk uzaklıkta) çarpan iki uçağı neden engellemeye çalışmadı? Roche’un Pentagon’a çarpan uçağa cevap vermek için en az 75 dakikası vardı.</p>
<p>11) George W. Bush Florida’daki okulda “My Pet Goat” adlı çocuk hikayesini okumayı niçin sürdürdü ve güvenliği için gizli servis tarafından niçin saklanmadı?</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46898  aligncenter" title="Bush Çocuklara Hikaye Okurken" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Bush-Çocuklara-Hikaye-Okurken.jpg" alt="Bush Çocuklara Hikaye Okurken" width="295" height="294" /></p>
<p>12) Bush, dediği üzere, DTM’ne çarpan ilk uçağı canlı olarak nasıl görmüş olabilir? Önceden bir bilgisi mi vardı yoksa medyum mu?</p>
<p>13) Bush, kendisinin ve Andrew Card’ın, DTM’ne çarpan ilk uçağı gördüklerinde bunun küçük uçakla yapılan bir kaza olduğunu düşündüklerini söyledi. FAA ve NORAD kaçırılmış bir uçak olduğunu zaten bilirlerken bu nasıl mümkün olabilir?</p>
<p>14) Dört farklı uçaktaki transponder’lar (alıcı-verici cihazlar) nasıl olur da aynı anda, ulusun merkezi Washington’a çok yakın aynı coğrafi bölgede kapalı olur ve hiç kimse Pentagon’la temas kurmaya çalışmaz?</p>
<p>15) Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Andrew hava üssünde savaş uçağı bulunmadığına dair gelen ilk haberleri ve sonra uçak vardı ama yüksek alarm düzeyinde değildi şeklinde ikinci haberleri açıklayabilir mi?</p>
<p>16) Washington’daki DC Ulusal Hava Muhafızları 11 Eylül’de niçin görevi başında değildi?</p>
<p>17) New Jersey’deki McGuire hava üssündeki 305′nci intikal kolu 7 dk içinde müdahale edebileceği halde DTM’ye çarpan ikinci uçağı niçin durdurmadı?</p>
<p>18- Andrew hava üssündeki 459′ncu filoya ait herhangi bir savaş uçağı sadece 16 kilometre ötede Pentagon’a çarpan uçağı niçin durdurmadı? Pentagon, çarpma anına ait görüntüleri tam olarak niçin yayınlamıyor?</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46899  aligncenter" title="Pentagon ve 11 Eylül" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/Pentagon-ve-11-Eylül.jpg" alt="Pentagon ve 11 Eylül" width="560" height="392" /></p>
<p style="text-align: center;">Kaza Sonrası Pentagon</p>
<p>19) Tecrübeli pek çok pilot – Amerikan müttefiki Mısır’ın eski bir jet pilotu olan Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek dâhil – kaçırılan uçaklarla böylesine karmaşık manevraları ancak as pilotların yapabileceğini söylerken bazılar da bunun yalnızca uzaktan kontrolle olabileceğinde ısrar ediyorlar. Uçağı kaçıranların bu göreve uygun olduklarına inanılabilir mi?</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46900  aligncenter" title="11 September" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/11-September.jpg" alt="11 September" width="500" height="291" /></p>
<p>20) Hatırı sayılır derecede pek çok şahit, DTM’nin her iki kulesinde de birden fazla patlama gördüklerine ve patlama sesi duyduklarına dair yemin ediyorlar.</p>
<p>21) Hatırı sayılır derecede saygın mimar ve mühendis, resmi anlatının yazılı tarihteki en büyük bina çöküşünü (ikiz kulelerin çöküşünü) ve bir uçağın bile çarpmadığı DTM’nin 7 no’lu binasının çöküşünü açıklamadığında nasıl olurda ısrarlı olurlar?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/İkiz-Kulelerin-Yıkılışı.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-46901  aligncenter" title="İkiz Kulelerin Yıkılışı" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/11/İkiz-Kulelerin-Yıkılışı.jpg" alt="İkiz Kulelerin Yıkılışı" width="560" /></a></p>
<p>22) DTM inşaat müdürü Frank de Martin’e göre “binayı birden fazla jet uçağına direnecek şekilde inşa ettik.” İkinci uçak, birinci kuleyi neredeyse ıskalıyordu; yakıtın büyük bir kısmı kulenin dışındaki bir patlamada yandı. Ancak ilk çöken bu kule oldu ki ikinci kulede delik olmasına rağmen. Jet yakıtı hızla yandı ve bir Boeing 707 çarpsa bile kulenin çökmesini engellemek için özel olarak tasarlanmış kulenin merkezindeki altı adet çelik borunun erimesi için gereken 2.000 derecelik sıcaklığa ulaşamadı. Bir Boeing 707, kuleye çarpan Boeing 757 ve 767′den daha fazla yakıt taşımaktadır halbuki.</p>
<p>23) Vali Rudolph Giuliani, DTM enkazını geri dönüşüm amacıyla Çin ve Hindistana gönderilmesini hemen alelacele niçin kararlaştırdı?</p>
<p>24) Pensilvanya’da düşen uçağın kaza alanından 13 km ötede niçin metal parçaları bulundu? Uçak aslında Dick Cheney’in emriyle düşürüldü mü?</p>
<p>25) Boru hattı meselesi. Büyükelçi Wendy Chamberlain 10 Ekim 2001 tarihinde Pakistan petrol bakanıyla telefonda ne görüştü? Ona, 1990′larda yapılması planlanan fakat Taliban’ın geçiş ücreti talep etmesi yüzünden geri durulan Unocal’ın TAP (Türkmenistan-Afganistan-Pakistan) doğalgaz boru hattının şimdi tekrar gündemde olduğunu mu anlattı? (aradan iki ay sonra, üç ülke lideri boru hattı anlaşmasını imzaladılar).</p>
<p>26) Eski Unocal lobicisi ve G.W. Bush’un gözdesi Afgan Zalmay Halilzad Afganistan’da ne işler çeviriyor?</p>
<p>27) Pakistan eski Dışişleri bakanı Niyaz Niak, 2001 Temmuz ortalarında, Amerika’nın Usame bin Ladin’e ve Taliban’a Ekim ayına kadar saldırmayı zaten planladığını nasıl söyleyebilir? Pakistanlı diplomatlar, Temmuz’da Ceneviz’de yapılan G-8 zirvesinde bu konunun gizlice müzakere edildiğini söylüyor.</p>
<p>28- Amerika’nın Yemen büyükelçisi Barbara Bodine, 2001 Temmuz’unda, FBI ajanı John O’Neill’e el Kaide’nin mâli operasyonlarını soruşturmaktan vazgeçmelerini söyledi – O’Neill hemen DTM’deki bir güvenlik görevine geçti ve 11 Eylül’de hayatını kaybedenler arasında oldu.</p>
<p>29) Taliban ve Pakistan istihbarat servisi ISI arasındaki mahrem ilişkilere, ISI ve CIA arasındaki mahrem ilişkilere bakınca, bin Ladin ölü mü yoksa diri mi yahut ISI ve/veya CIA için değerli bir varlık olmayı sürdürüyor mu hâlâ?</p>
<p>30) Bin Ladin 4 Temmuz’da Pakistan Quetta’dan gelip Dubai’deki bir Amerikan hastahanesine kabul edildi ve 11 Temmuz’a kadar tedavi gördü mü?</p>
<p>31) Bin Ladin grubu Tora Bora’daki mağaraları 1980′lerde Sovyetlere karşı cihat sırasında CIA’nin yakın işbirliğiyle mi inşa etti?</p>
<p>32) 2001 Kasım’ında General Tommy Franks, bin Ladin’in Tora Bora’da saklandığından nasıl emin olabildi?</p>
<p>33) Bill Clinton 1999 Ekim’inde bin Ladin’i vurma operasyonunu niçin iptal etti? O zamanın Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref aynı tarihlerdeki bir örtlü operasyonu niçin iptal etti? Ve Müşerref aynı şeyi 2001 Ağustos’unda niçin tekrarladı?</p>
<p>34) George W. Bush, 11 Eylül’den dokuz ay önce bin Ladin Görev Gücünü niçin dağıttı?</p>
<p>35) 13 Aralık 2001′de bin Ladin’in 11 Eylül saldırılarını “itiraf ettiği” (sahte) video görüntüleri, çekildiği tarihten (9 Kasım) sadece iki hafta sonra nasıl bulundu?; (Kuzey ittifakı ve ABS askerlerinin henüz orada olmadıkları bir tarihte) gerçekten Celalabad’da mı bulundu?; (berbat edilen) birincisinden sonra, başka bir tercümeyle o görüntüleri yeniden yayınlamaya Pentagon’u zorlayan kimdi?</p>
<p>36) ISI başkanı Tuğgeneral Mahmud Ahmed 8 Ekim 2001′de, Amerika’nın Afganistan’ı bombalamaya başladığı gün âniden niçin “emekli oldu”?</p>
<p>37) Ahmed, 11 Eylül haftasında (4 Eylül’de) Washington’da ne işler çeviriyordu? Ahmed, 11 Eylül sabahı, Capitol Hill’de Bob Graham ve Porter Gross’la kahvaltı yapıyordu ki bu iki kişi 11 Eylül Komisyonu üyesi oldu ve komisyon, bu iki üyesi hakkında soruşturma açmayı reddetti. Ahmed, 12 ve 13 Eylül’de Dışişleri Bakanı yardımcısı Richard Armitage ile kahvaltı yaptı (bu tarihte Pakistan “terörle savaşta” işbirliğini müzakere ederken), CIA ve Pentagon’un üst düzey yetkilileriyle görüştü. Müşerref 13 Eylül’de, Ahmed’i Afganistan’a göndererek Taliban’dan bin Ladin’in iadesini talep edeceğini duyurdu.</p>
<p>38- Hindistan istihbaratına göre bir ISI çalışanı, Muhammed Atta’ya 2001 yazında 100.000 dolar havale gönderdi. Bu kişi kimdi? Bin Ladin’in bilgi teknolojisi uzmanı, daha sonra Amerikalı gazeteci Daniel Pearl’ün Karaçi’de katledilmesini sağlayan Ömer Şeyh miydi gerçekten? ISI ve 11 Eylül arasında bu sayede mi doğrudan bağlantı kuruldu?</p>
<p>39) FBI, Muhammed Atta ve Mervan el Şehhi ile 8 Eylül 2001′de, New York’ta Helmsley Oteli’ndeki Harry’s Bar’da buluşan şaibeli iki karakter hakkında soruşturma yürüttü mü?</p>
<p>40) Dışişleri Bakanlığı Asya işlerinden sorumlu müdür Christina Rocca ve Taliban büyükelçisi Abdusselam Zâif 2001 Ağustos’unda İslamabad’da buluştuklarında neler görüştüler?</p>
<p>41) Bir el Kaide mensubunun Afgan ulusçusu komutan Ahmed Şah Mesud’u, nâmı diğer “Pençşir Aslanı’nı” 11 Eylül’den sadece iki önce öldüreceğini Washington biliyor muydu? Mesud, Taliban ve el Kaide’ye karşı savaşıyordu – Rusya ve İran desteğinde. Kuzey İttifakı’na göre Mesud’u öldüren ISI-Taliban-el Kaide ekseniydi. Halen yaşasaydı, Amerika’nın Afganistan’da bir loya jirga (büyük konsey) tesis edip, yönetime CIA’nin Hamid Karzai’si gibi bir kukla yerleştirmesine asla müsaade etmeyecekti.</p>
<p>42) Muhammed Atta’nın Hamburg’da bir apartman hücresindeki oda arkadaşı olduğu göz önüne alınınca, Yemenli Remzi Binalşib isminin 11 Eylül bağlamında ortaya çıkması niçin yaklaşık dört ay gerektirdi?</p>
<p>43) Ayakkabı bombacısı Richard Reid ISI’nın adamı mıydı?</p>
<p>44) Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya istihbaratı, 25 pilotun intihar saldırısı için eğitim gördüğü bilgisini 2001′de CIA’e iletti mi?</p>
<p>45) Alman İstihbarat servisi başkanı August Hanning, CIA’e teröristlerin ticâri uçaklarla saldırma planı yaptıklarını ne zaman anlattı?</p>
<p>46) Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, patlayıcı yüklü uçaklarla Amerika’da saldırı düzenleneceğini CIA’e ne zaman anlattı?</p>
<p>47) Mossad direktörü Efraim Halevy yaklaşık 200 teröristin Amerika’ya muhtemel saldırısından CIA’e ne zaman bahsetti?</p>
<p>48- Taliban, “ya üzerine altın serili halı teklifimizi kabul edersiniz ya da sizi bombalı halının altına gömeriz” diyen bir Bush yönetimi yetkilisinin henüz 2001 Şubat’ında yaptığı bu uyarıyı anlamış mıydı?</p>
<p>49) Northrop-Grumman, Global Hawk teknolojisini – insansız uçakları uzaktan kontrol etmeye imkan veren bir teknoloji &#8211; 2001 Ekim’inden bu yana kullanıyor mu? Global Hawk’ı ticari bir uçağa yerleştirdi mi? Global Hawk, ticari uçaklarda artık mevcut mu?</p>
<p>50) Cheney, 11 Eylül’de tüm gün yaptıklarının detaylı bir zaman çizelgesini vermeye gönüllü olacak mı?</p>
<p><em>(Çeviren: M. Alpaslan Balcı, 10-2009)</em></p>
<p><strong>Fifty questions on 9/11</strong></p>
<p>It&#8217;s September 11 all over again &#8211; eight years on. The George W Bush administration is out. The &#8220;global war on terror&#8221; is still on, renamed &#8220;overseas contingency operations&#8221; by the Barack Obama administration. Obama&#8217;s &#8220;new strategy&#8221; &#8211; a war escalation &#8211; is in play in AfPak. Osama bin Laden may be dead or not. &#8220;Al-Qaeda&#8221; remains a catch-all ghost entity. September 11 &#8211; the neo-cons&#8217; &#8220;new Pearl Harbor&#8221; &#8211; remains the darkest jigsaw puzzle of the young 21st century.</p>
<p>It&#8217;s useless to expect US corporate media and the ruling elites&#8217; political operatives to call for a true, in-depth investigation into the attacks on the US on September 11, 2001. Whitewash has been the norm. But even establishment highlight Dr Zbig &#8220;Grand Chessboard&#8221; Brzezinski, a former national security advisor, has admitted to the US Senate that the post-9/11 &#8220;war on terror&#8221; is a &#8220;mythical historical narrative&#8221;.</p>
<p>The following questions, some multi-part &#8211; and most totally ignored by the 9/11 Commission &#8211; are just the tip of the immense 9/11 iceberg. A hat tip goes to the indefatigable work of 911truth.org; whatreallyhappened.com; architects and engineers for 9/11 truth; the Italian documentary Zero: an investigation into 9/11; and Asia Times Online readers&#8217; e-mails.</p>
<p>None of these questions has been convincingly answered &#8211; according to the official narrative. It&#8217;s up to US civil society to keep up the pressure. Eight years after the fact, one fundamental conclusion is imperative. The official narrative edifice of 9/11 is simply not acceptable.</p>
<p><strong>Fifty questions</strong></p>
<p>1) How come dead or not dead Osama bin Laden has not been formally indicted by the Federal Bureau of Investigation (FBI) as responsible for 9/11? Is it because the US government &#8211; as acknowledged by the FBI itself &#8211; has not produced a single conclusive piece of evidence?</p>
<p>2) How could all the alleged 19 razor-blade box cutter-equipped Muslim perpetrators have been identified in less than 72 hours &#8211; without even a crime scene investigation?</p>
<p>3) How come none of the 19&#8242;s names appeared on the passenger lists released the same day by both United Airlines and American Airlines?</p>
<p>4) How come eight names on the &#8220;original&#8221; FBI list happened to be found alive and living in different countries?</p>
<p>5) Why would pious jihadi Mohammed Atta leave a how-to-fly video manual, a uniform and his last will inside his bag knowing he was on a suicide mission?</p>
<p>6) Why did Mohammed Atta study flight simulation at Opa Locka, a hub of no less than six US Navy training bases?</p>
<p>7) How could Mohammed Atta&#8217;s passport have been magically found buried among the Word Trade Center (WTC)&#8217;s debris when not a single flight recorder was found?</p>
<p>8) Who is in the possession of the &#8220;disappeared&#8221; eight indestructible black boxes on those four flights?</p>
<p>9) Considering multiple international red alerts about a possible terrorist attack inside the US &#8211; including former secretary of state Condoleezza Rice&#8217;s infamous August 6, 2001, memo &#8211; how come four hijacked planes deviating from their computerized flight paths and disappearing from radar are allowed to fly around US airspace for more than an hour and a half &#8211; not to mention disabling all the elaborate Pentagon&#8217;s defense systems in the process?</p>
<p>10) Why the secretary of the US Air Force James Roche did not try to intercept both planes hitting the WTC (only seven minutes away from McGuire Air Force Base in New Jersey) as well as the Pentagon (only 10 minutes away from McGuire)? Roche had no less than 75 minutes to respond to the plane hitting the Pentagon.<br />
11) Why did George W Bush continue to recite &#8220;My Pet Goat&#8221; in his Florida school and was not instantly absconded by the secret service?</p>
<p>12) How could Bush have seen the first plane crashing on WTC live &#8211; as he admitted? Did he have previous knowledge &#8211; or is he psychic?</p>
<p>13) Bush said that he and Andrew Card initially thought the first hit on the WTC was an accident with a small plane. How is that possible when the FAA as well as NORAD already knew this was about a hijacked plane?</p>
<p>14) What are the odds of transponders in four different planes be turned off almost simultaneously, in the same geographical area, very close to the nation&#8217;s seat of power in Washington, and no one scrambles to contact the Pentagon or the media?</p>
<p>15) Could defense secretary Donald Rumsfeld explain why initial media reports said that there were no fighter jets available at Andrews Air Force Base and then change the reports that there were, but not on high alert?</p>
<p>16) Why was the DC Air National Guard in Washington AWOL on 9/11?</p>
<p>17) Why did combat jet fighters of the 305th Air Wing, McGuire Air Force Base in New Jersey not intercept the second hijacked plane hitting the WTC, when they could have done it within seven minutes?</p>
<p>18) Why did none of the combat jet fighters of the 459th Aircraft Squadron at Andrews Air Force Base intercept the plane that hit the Pentagon, only 16 kilometers away? And since we&#8217;re at it, why the Pentagon did not release the full video of the hit?</p>
<p>19) A number of very experienced airline pilots &#8211; including US ally Egyptian President Hosni Mubarak, a former fighter jet pilot &#8211; revealed that, well, only crack pilots could have performed such complex maneuvers on the hijacked jets, while others insisted they could only have been accomplished by remote control. Is it remotely believable that the hijackers were up to the task?</p>
<p>20) How come a substantial number of witnesses did swear seeing and hearing multiple explosions in both towers of the WTC?</p>
<p>21) How come a substantial number of reputed architects and engineers are adamant that the official narrative simply does not explain the largest structural collapse in recorded history (the Twin Towers) as well as the collapse of WTC building 7, which was not even hit by a jet?</p>
<p>22) According to Frank de Martini, WTC&#8217;s construction manager, &#8220;We designed the building to resist the impact of one or more jetliners.&#8221; The second plane nearly missed tower 1; most of the fuel burned in an explosion outside the tower. Yet this tower collapsed first, long before tower 2 that was &#8220;perforated&#8221; by the first hit. Jet fuel burned up fast &#8211; and by far did not reach the 2000-degree heat necessary to hurt the six tubular steel columns in the center of the tower &#8211; designed specifically to keep the towers from collapsing even if hit by a Boeing 707. A Boeing 707 used to carry more fuel than the Boeing 757 and Boeing 767 that actually hit the towers.</p>
<p>23) Why did Mayor Rudolph Giuliani instantly authorized the shipment of WTC rubble to China and India for recycling?</p>
<p>24) Why was metallic debris found no less than 13 kilometers from the crash site of the plane that went down in Pennsylvania? Was the plane in fact shot down &#8211; under vice president Dick Cheney&#8217;s orders?</p>
<p>25) The Pipelineistan question. What did US ambassador Wendy Chamberlain talk about over the phone on October 10, 2001, with the oil minister of Pakistan? Was it to tell him that the 1990s-planned Unocal gas pipeline project, TAP (Turkmenistan/Afghanistan/ Pakistan), abandoned because of Taliban demands on transit fees, was now back in business? (Two months later, an agreement to build the pipeline was signed between the leaders of the three countries).</p>
<p>26) What is former Unocal lobbyist and former Bush pet Afghan Zalmay Khalilzad up to in Afghanistan?</p>
<p>27) How come former Pakistani foreign minister Niaz Niak said in mid-July 2001 that the US had already decided to strike against Osama bin Laden and the Taliban by October? The topic was discussed secretly at the July Group of Eight summit in Genoa, Italy, according to Pakistani diplomats.</p>
<p>28) How come US ambassador to Yemen Barbara Bodine told FBI agent John O&#8217;Neill in July 2001 to stop investigating al-Qaeda&#8217;s financial operations &#8211; with O&#8217;Neill instantly moved to a security job at the WTC, where he died on 9/11?</p>
<p>29) Considering the very intimate relationship between the Taliban and Pakistan&#8217;s Inter-Services Intelligence (ISI), and the ISI and the Central Intelligence Agency (CIA), is Bin Laden alive, dead or still a valuable asset of the ISI, the CIA or both?</p>
<p>30) Was Bin Laden admitted at the American hospital in Dubai in the United Arab Emirates on July 4, 2001, after flying from Quetta, Pakistan, and staying for treatment until July 11?</p>
<p>31) Did the Bin Laden group build the caves of Tora Bora in close cooperation with the CIA during the 1980s&#8217; anti-Soviet jihad?</p>
<p>32) How come General Tommy Franks knew for sure that Bin Laden was hiding in Tora Bora in late November 2001?</p>
<p>33) Why did president Bill Clinton abort a hit on Bin Laden in October 1999? Why did then-Pakistani president Pervez Musharraf abort a covert ops in the same date? And why did Musharraf do the same thing again in August 2001?</p>
<p>34) Why did George W Bush dissolve the Bin Laden Task Force nine months before 9/11?</p>
<p>35) How come the (fake) Bin Laden home video &#8211; in which he &#8220;confesses&#8221; to being the perpetrator of 9/11 &#8211; released by the US on December 13, 2001, was found only two weeks after it was produced (on November 9); was it really found in Jalalabad (considering Northern Alliance and US troops had not even arrived there at the time); by whom; and how come the Pentagon was forced to release a new translation after the first (botched) one?</p>
<p>36) Why was ISI chief Lieutenant General Mahmud Ahmad abruptly &#8220;retired&#8221; on October 8, 2001, the day the US started bombing Afghanistan?</p>
<p>37) What was Ahmad up to in Washington exactly on the week of 9/11 (he arrived on September 4)? On the morning of 9/11, Ahmad was having breakfast on Capitol Hill with Bob Graham and Porter Goss, both later part of the 9/11 Commission, which simply refused to investigate two of its members. Ahmad had breakfast with Richard Armitage of the State Department on September 12 and 13 (when Pakistan negotiated its &#8220;cooperation&#8221; with the &#8220;war on terror&#8221;) and met all the CIA and Pentagon top brass. On September 13, Musharraf announced he would send Ahmad to Afghanistan to demand to the Taliban the extradition of Bin Laden.</p>
<p>38) Who inside the ISI transferred US$100,000 to Mohammed Atta in the summer of 2001 &#8211; under orders of Ahmad himself, as Indian intelligence insists? Was it really ISI asset Omar Sheikh, Bin Laden&#8217;s information technology specialist who later organized the slaying of American journalist Daniel Pearl in Karachi? So was the ISI directly linked to 9/11?</p>
<p>39) Did the FBI investigate the two shady characters who met Mohammed Atta and Marwan al-Shehhi in Harry&#8217;s Bar at the Helmsley Hotel in New York City on September 8, 2001?</p>
<p>40) What did director of Asian affairs at the State Department Christina Rocca and the Taliban ambassador to Pakistan Abdul Salam Zaeef discuss in their meeting in Islamabad in August 2001?</p>
<p>41) Did Washington know in advance that an &#8220;al-Qaeda&#8221; connection would kill Afghan nationalist commander Ahmad Shah Massoud, aka &#8220;The Lion of the Panjshir&#8221;, only two days before 9/11? Massoud was fighting the Taliban and al-Qaeda &#8211; helped by Russia and Iran. According to the Northern Alliance, Massoud was killed by an ISI-Taliban-al Qaeda axis. If still alive, he would never have allowed the US to rig a loya jirga (grand council) in Afghanistan and install a puppet, former CIA asset Hamid Karzai, as leader of the country.</p>
<p>42) Why did it take no less than four months before the name of Ramzi Binalshibh surfaced in the 9/11 context, considering the Yemeni was a roommate of Mohammed Atta in his apartment cell in Hamburg?</p>
<p>43) Is pathetic shoe-bomber Richard Reid an ISI asset?</p>
<p>44) Did then-Russian president Vladimir Putin and Russian intelligence tell the CIA in 2001 that 25 terrorist pilots had been training for suicide missions?</p>
<p>45) When did the head of German intelligence, August Hanning, tell the CIA that terrorists were &#8220;planning to hijack commercial aircraft?&#8221;</p>
<p>46) When did Egyptian President Mubarak tell the CIA about an attack on the US with an &#8220;airplane stuffed with explosives?&#8221;</p>
<p>47) When did Israel&#8217;s Mossad director Efraim Halevy tell the CIA about a possible attack on the US by &#8220;200 terrorists?&#8221;</p>
<p>48) Were the Taliban aware of the warning by a Bush administration official as early as February 2001 &#8211; &#8220;Either you accept our offer of a carpet of gold, or we bury you under a carpet of bombs?&#8221;</p>
<p>49) Has Northrop-Grumman used Global Hawk technology &#8211; which allows to remotely control unmanned planes &#8211; in the war in Afghanistan since October 2001? Did it install Global Hawk in a commercial plane? Is Global Hawk available at all for commercial planes?</p>
<p>50) Would Cheney stand up and volunteer the detailed timeline of what he was really up to during the whole day on 9/11?</p>
<p>Pepe Escobar is the author of Globalistan: How the Globalized World is Dissolving into Liquid War (Nimble Books, 2007) and Red Zone Blues: a snapshot of Baghdad during the surge. His new book, just out, is Obama does Globalistan (Nimble Books, 2009).</p>
<p><em>(Pepe Escobar, Asia Times, 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/11-eylule-50-soru.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gizli Vatikan Devleti</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/vatikan-devleti.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/vatikan-devleti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 20:04:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=46280</guid>
		<description><![CDATA[Vatikan’ın gizli ilişkileri Vatikan’ın servetinin tam olarak ne kadar olduğu hiç bir zaman açıklanmayan bir sırdır. Yıllık gelirleri bazı kalemlerde açıklanır, yaptığı açıklamalar biraz da abartılarak gösterilir ancak mal varlığı tam olarak asla açıklanmaz. Vatikan tam bir “Bezirgan” gibidir; daima gelirlerinin azlığından yakınır ama ilginçtir ki her geçen yıl biraz daha zenginleşir, biraz daha fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vatikan’ın gizli ilişkileri</strong></p>
<p>Vatikan’ın servetinin tam olarak ne kadar olduğu hiç bir zaman açıklanmayan bir sırdır. Yıllık gelirleri bazı kalemlerde açıklanır, yaptığı açıklamalar biraz da abartılarak gösterilir ancak mal varlığı tam olarak asla açıklanmaz. Vatikan tam bir “Bezirgan” gibidir; daima gelirlerinin azlığından yakınır ama ilginçtir ki her geçen yıl biraz daha zenginleşir, biraz daha fazla para kazanır. Vatikan maliyesi yılda iki kez incelenir. Mali komisyonda kardinaller vardır ve başkan da (Prefektür denir) Amerikalı Kardinal Edmund Szoka’dır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46281  aligncenter" title="Edmund Szoka" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/Edmund-Szoka.jpg" alt="Edmund Szoka" width="260" height="422" /></p>
<p style="text-align: center;">Cardinal Edmund Szoka</p>
<p><strong>DÜNYANIN SERVETİ SIR EN KÂRLI ŞİRKETİ</strong></p>
<p>Vatikan şu anda dünyanın en zengin devletlerinden biridir. Ünlü Vatikan uzmanı Peter Hebblethwaite’nin dediğine göre de bu devlet hiç bir özel girişimcinin ya da kapitalistin baş edemeyeceği kadar katı “Sosyalistce” kurallarla yönetilmektedir. Aynı uzmana göre bu nedenle Vatikan yeryüzündeki tek Sosyalist Tanrı-Devleti sayılmalıdır. Gerçekten de Vatikan’da hiç bir devletin yapamayacağı bir “sistem” ve yönetim anlayışı yürürlüktedir. Gördükleri işe göre dünyada en az maaş ve ücret alan insanlar buradadır. Buna rağmen toplam 1000 kişiyi geçmeyen Vatikan bürokrasisi, 2500 işçisiyle dünyanın en kalabalık dinsel topluluğunu (yaklaşık 900 milyon) hiç bir aksama olmadan yönetmektedirler. Bu gerçeği yeni öğrenen bir Amerikalı zengin kendini tutamamış ve “Aman Tanrım! Meğer dünyanın en kârlı şirketi Vatikan’mış” deyivermişti. 600 kişinin yönlendirdiği 900 milyon insan koşulsuz olarak Vatikan’a bağlıdırlar ve onun emirlerine tabidirler. Dahası, onu korumak, geliştirmek ve gerçekte daha da zenginleştirmekle yükümlüdürler. Bu emeklerine karşılık Papa’dan alabilecekleri tek “gelir” her Pazar günü Papa’nın onlar adına yaptığı şükran “Duası”dır, o kadar.</p>
<p><strong>DÜNYAYI SARAN AĞ</strong></p>
<p>Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Bu yayınlar 24 saat süreyle bütün dünyayı bir ağ gibi sarmaktadırlar. Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katolikler’den kesilen Kilise Vergisi; Aidatlar; Bağışlar; Şirket Gelirleri; Hisse Senedi-Tahvil-Bono gelirleri; Bankacılık ve Faiz gelirleri; hediyelik eşya satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Basın yayından elde edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın diğer bir gelir kaynağı da Hıristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı kazançlardır. Bu açıdan bakıldığında Vatikan’ın kendi Tanrısı’nı (İsa) ve dinini en iyi pazarlayan holding olduğu apaçık görülebilir!Vatikan’ın gelirleri sadece bunlar değildir. Vatikan, dünyanın önde gelen bir çok şirketinde hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrimenkulü vardır. Bir çok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde çok kâr getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a bağlı olarak çalışan “Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği” onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı, yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de kârlı yatırımları ve ortaklıkları vardır.Sözün kısası, 200 milyon nüfuslu ABD’yi yönetebilmek için sadece Washington’da 250.000 devlet memuru bulunduğu düşünülürse Vatikan “Mucizesi (!)” daha iyi anlaşılır. İhraç malı olarak sadece “Dualar ve Emirleri” olan bir devletin dünyanın en kalabalık topluluğunu yönetip dünyanın en zengin devletlerinden biri olabilmesi başka hangi sözcükle tanımlanabilir ki.</p>
<p><strong>VATİKAN’DA İKTİDAR KAVGASI</strong></p>
<p>Böylesine zengin ve güçlü bir devletin başında kim olmak istemez ki? Bu nedenle Vatikan’ın içinde sürekli bir mücadele yaşanmaktadır. Vatikan’da etkileri ve güçleri tartışılamayacak başlıca altı akım vardır. Bunlardan ikisi “Laik”, dördü “Dinsel” niteliktedir. Laikler OPUS DEI (Tanrı’nın İşleri demektir) ile Malta Şövalyeleri’dir. OPUS DEI, İspanyol asıllıdır ve sadece 65 yıllık bir örgüttür. Buna rağmen günümüzde Vatikan’da en etkili olan “Laik” kurumdur. Gizli bir örgüt olan OPUS DEI’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmakta fakat her ülkede örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmaktadır. Vatikan pasaportu taşıyan bu Kardinaller’in dokunulmazlıkları vardır ve sadece Papa’ya karşı sorumludurlar. Curia bile bunlara diş geçirememektedir. Malta Şövalyeleri ise öncekinden çok daha eski ve köklü, aristokratik bir örgüttür. Bu da önceki gibi kapalı devre işleyen bir örgüttür ve ününü Türklere karşı Katolik inancını savunarak edinmiştir. İlkin Rodos’ta kurulmuş, burası Osmanlı’nın eline geçince Malta’ya sürülmüşlerdir. Türklüğe ve İslamiyet’e kökten karşı bir örgüttür.</p>
<p><strong>ENGİZİSYONUN MUCİDİ</strong></p>
<p>Vatikan’ın iç siyasetinde ve çekişmelerinde dört dinsel akım etkili olmaktadır. Bunlardan birincisi, Dominiken tarikatıdır. Bunlar için en önemli olan husus kurum olarak Kilise’nin sürekliliğinin korunması ve her koşul altında savunulmasıdır. Dominikenler, “Önce Kilise” diyen tarikattir. Aristokratik ama aynı zamanda da gaddar ve dogmatik olmakla tanınırlar. Ortaçağ’ın Engizisyon Mahkemeleri’ni bunlar kurdurmuşlar ve milyonlarca insanı -özellikle de cadı diye nitelendirdikleri kadınları- yaktırmışlardır.Dominikenler’in tam karşısında Fransiskan tarikatı vardır. Bunlar içinse önce Roma’daki Kilise değil, “Önce Hıristiyanlık” gelir. Fransiskanlar yoksullardan yana, din adına karşılıksız çalışan keşişler topluluğudur. Onlar için önce Kilise veya Papa değil, Hıristiyanlığın yeryüzünde egemen olması önemlidir.Üçüncü topluluk Fransiskanlar kadar çalışkan ama Dominikenler kadar acımasız olabilen Cizvitler tarikatıdır. Bunlar Katolik aleminin “Entellektüelleri” konumundadırlar. Bunlar için önemli olan ise “Papalık Makamı”dır. Papaların kendileri veya Kilise’nin kendisi değil, “Papalık Makamı”nın korunması ve savunulması öncelik taşımaktadır. Cizvitler bu anlayışla bir çok Papa’ya -halen Papa olan 2. John Paul da dahil- karşı çıkmışlardır. Papaları yücelten OPUS DEI ile Papalık Makamı’nı yücelten Cizvitler kavgalıdırlar. Cizvitlere göre OPUS DEI, Papa-Tapınıcılığı (Papolatry) yapmaktadır. Cizvitler en hızlı misyoner örgütüdür. OPUS DEI dördüncü akımın temsilcisidir. Onlara göre Papa’nın kimliği, Kilise’nin de, Papalık Makamı’nın da üstündedir. Papa, Tanrı-Krallığı’nın kutsal önderidir. Böylesine yüce bir mertebeye erişebilen kişi de elbette “Olağanüstü” bir kişidir. Bu nedenle OPUS DEI, böylesine olağanüstü bir kişi tarafından temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi ikinci planda görür. Vatikan Devleti’nin uluslararası “Resmi” ideolojisi ise işte bu dört akımın ortak paydalarıyla oluşturulmuş olan ve tüm Hıristiyan alemini bir çatı altında toplamayı öngören Ekümenizm Hareketidir.</p>
<p><strong>KİRLİ İŞLERİNDE MAFYAYI KULLANAN DEVLET</strong></p>
<p>Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandalla doludur. Bugüne kadar gelip geçmiş 263 Papadan kaçının eceliyle, kaçının cinayete kurban giderek öldüğü belli değildir. En yakın örnek, bugünkü Papa’dan önce Papa seçilen ve sadece 33 gün Papalık yapabilen I. John Paul’dur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46282  aligncenter" title="John Paul I" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/John-Paul-I.jpg" alt="John Paul I" width="260" height="325" /></p>
<p style="text-align: center;">I. John Paul</p>
<p>Vatikan uzmanı araştırmacı David Yallop’un belgeleriyle açıkladığına göre bu Papa Vatikan’ın içindeki bir “Konspirasyon=Fesat Örgütü” ile “P2 Mason Locası”nın ortak girişimiyle öldürülmüştür. Vatikan’da gece sapasağlam yatıp sabaha ceset olarak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir durumdur.Vatikan’ın özellikle 2 Dünya Savaşı sırasında güçlendirdiği müthiş bir istihbarat ağı vardır. Vatikan’ın içinden çeşitli ulusların -başta Fransa, Polonya ve Almanya- istihbarat örgütleriyle birlikte çalışan Kardinaller çıkmıştır. Bunlardan bazıları daha sonra Papa yapılmışlardır. Örneğin 1978’de eceliyle ölen Papa 6. Paul, gizli istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş bir Kardinal olarak tanınıyordu. Vatikan “Kirli” işlerinde daima taşeron kullanan bir devlettir. Bu pis işleri temizlemek Mafia’nın görevidir.Vatikan’ın siyaset aleminde de yarı-gizli yarı-resmi desteklediği partiler ve siyasetçiler vardır. Bunlara en iyi örnekler Almanya’daki CDU/CSU (Hıristiyan Demokratlar) ve İsviçre’deki CVP (Hıristiyan Halk Partisi) çizgisidir. Vatikan’ın bu ve diğer bir çok siyasi yapıyla, örneğin öğrenci ve işçi kuruluşlarıyla, organik bağları vardır.  Vatikan, BM’de, UNESCO’da, FAO’da, AB’de ve OAS (Amerika Devletleri Örgütü) de “gözlemci” statüsündedir.“Vatikan nedir?” sorusunun gerçek yanıtı da işte bu ilişkilerdedir. Vatikan, ekonomi-politiğiyle “Devlet Sosyalizmi”ni uygulayan -kendisi sosyalizme karşı olsa da- bir Kilise Devleti’dir. Toplumsal-Tarihsel bağlamında ise işlevleri itibarıyla “Dogmatik-Dinci” bir devlettir. Bu özelliğiyle de günümüzde çok sık kullanılan Fundementalizm’in (köktenciliğin) çağımızdaki en eski ve en güçlü temsilcisidir. Gerçekten de Vatikan, Dünya’da devlet çapında örgütlenebilmiş ilk Fundamentalist Tanrı-Krallığıdır.</p>
<p>İnanılması güç sırları, gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla Vatikan,tam anlamıyla Dünya’nın en “esrarengiz” devletidir. En iyimser deyişle Vatikan, Papalarıyla birlikte anılan, Papa’nın yaşadığı yer diye bilinen minik bir devlet olarak tanınmaktadır. Kuşkusuz bu kısa açıklamada doğruluk payı vardır ama çok, hem de çok eksik bir tanımlamadır bu. Eksik bilgilenme ise, herkes kabul eder ki, hiç bilgi sahibi olmamaktan daha sakıncalı ve tehlikelidir. İşte Türkiye’de Vatikan’la ilgili bu eksik bilgilendirmeyi biraz olsun giderebilmek amacıyla “Vatikan Nedir?” sorusuyla girmekte yarar görüyorum.</p>
<p><strong>VATİKAN DEĞİL LATERAN</strong></p>
<p>Günümüzde Vatikan diye bilinen yerleşim alanı yeryüzündeki tek “Tanrı-Kenti” statüsündedir. Vatikan bu özelliği nedeniyle “Kutsal-Kent”tir. Bu Tanrı-Kenti aynı zamanda bir “Devleti” içinde barındırır. Vatikan yeryüzündeki tek “Tanrı-Kenti ve Devleti”dir. Vatikan’dan başka “Tanrı-Devleti” yani “Teokrasi” yoktur, fakat halen de kutsal sayılan bir çok kent vardır. (Örneğin, Kudüs, Kom, Hinduların, Budistlerin ve Şintoistlerin kutsal kentleri gibi).Vatikan’ın bugünkü statüsü 1870’de İtalya’da bulunan Papa-Devletleri’nin, İtalyan Ulusal Birliği’nin kurulabilmesi amacıyla ilga edilmeleriyle başlamış ve son hukuki şeklini Faşist Diktatör Mussolini ile Vatikan’ın Dış İşleri Bakanı Kardinal Gaspari arasında 26 Ekim 1926’da imzalanan “Concordat” (Mukavele) ile almıştır. Böylelikle Vatikan İtalya’da “devlet içinde devlet” statüsü edinmiştir. Vatikan’a tüm girişler Roma’nın sınırlarından yapılabilmektedir. Diğer bir deyişle Vatikan, İtalya Devleti’nin tüm haklarından yararlanabilen fakat kendi bayrağına ve egemenliğine sahip ayrı bir devlettir.Vatikan adı, ilginçtir ki, Hıristiyanlığın ilk 1350 yıllık döneminde hiç ağıza alınmamıştır. Çünkü 1267’ye kadar böyle kutsal sayılmış bir yerleşim alanı yoktu. O zamana kadar Papalar Vatikan’da değil Lateran diye bilinen yerleşim alanında otururlardı. Papalar yaklaşık 1000 yıl buradan yönetmişlerdi Katolik alemini. 14. Yüzyıl’da Papalar, Fransa’nın şimdi tiyatro şenlikleriyle tanınan Avignon şehrinde yaşamaktaydılar. Bunlar Hıristiyanlığın en tartışmalı Papalarıydılar. Fransa kralları tarafından korunan bu Papalar 13. Ve 14. Yüzyıllara damgalarını vurmuşlardı. Papaların Vatikan’a geçişleri 1377 yılında, Avignon’daki Papaların sultasının yıkılmasından sonra olmuştur. Bu nedenle “Lateran Kilise Kararları” daima Vatikan kararlarına öncelik sağlamıştır. Bugünkü Vatikan’ın tesisi sırasında da yine Lateran Sözleşmeleri (Treaties) rol oynamıştır.</p>
<p><strong>MİNİK DEVLET=BÜYÜK GÜÇ</strong></p>
<p>Bugünkü Vatikan, yerleşim alanı itibariyle, kalın surlarıyla birlikte 44 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Çevresindeki surlar bir saatte dolaşılabilir. 1527’de İspanyolların işgaline uğrayan Vatikan’ın yıkılan surları ve binaları yeniden inşa edilmişlerdir. Vatikan’ı İsviçreli Katolik askerler, geleneksel giysileri içinde korumaktadırlar. Ünlü Devlet kuramcısı Makyavel, aynı zamanda “prens” olan Papaların kendilerini paralı asker olan İsviçrelilere korutmasını sert bir dille eleştirmişti. Ona göre bu paralı askerler, kendilerine daha fazla para veren düşmanlara Papa’yı satabilirlerdi. Makyavel’in dediği doğruydu. Nitekim bir kaç kez Papalar, İsviçreli askerlerin ihanetine uğramışlardı. Ama yine de Papalar kendilerini İsviçreli paralı askerlere korutmaktan vazgeçmemişlerdi. Nedeni de çok ilginçti. İsviçreli paralı askerler ihanet etseler bile Vatikan’ın hiç bir sırrını açıklamıyorlardı. Vatikan’ı gizemli bir Kilise-Devleti yapan budur işte. Öğretiye göre “Vatikan’da öğrenilen sırlar öbür dünyada bile açıklanmaz.” Vatikan’ın sırlarını açıklayanların ve nesiller boyunca ailelerinin canları ve malları güvenlikte olmaz. Çünkü Vatikan gerçekten de inanılması güç sırları barındıran, gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla tam anlamıyla “esrarengiz” sayılan bir yerdir ve bu şöhretini de yüzlerce yıldır sadece kendisine sakladığı sırlarının başkalarınca öğrenilebilmesini önleyerek edinmiştir.</p>
<p><strong>SİYASİ VE DİNSEL YAPTIRIM SAHİBİ</strong></p>
<p>Vatikan, kendi pasaportu, kendi devlet kuruluşları ve bürokratları olan bir devlettir. Nedir ki, bu devleti diğer devletlerden ayıran temel farklılıklar vardır. Bunları kısaca sayalım.Vatikan Devleti’nin gece yerleşik nüfusu 600 kişidir. Bu sayı sürekl i konuk sayılan kişilerle birlikte 1014 olur. Gündüz nüfusu ise 3599’a yükselir. Bunlar Vatikan’da görev yapan işçiler ve diğer memurlardır. Vatikan Pasaportu bizzat Papa tarafından verilir. Bu pasaport geçicidir. Vatikan istediği zaman tek taraflı olarak iptal edebilir ya da hiç vermemiş gibi kayıtlardan çıkartabilir. Pasaportun özelliği hiç bir ırk ya da milliyet gözetilmeden verilebiliyor olmasıdır. Ne var ki tek koşulu, pasaport alacak şahsın Katolik Kilisesi’ne kayıtlı dindar olarak tanınmış bir Katolik olmasıdır.Vatikan’da altı dikkatle çizilmesi gereken bir özellik vardır. Çoğunlukla devlet olarak bilinen Vatikan ile “Papalık Makamı” bir ve aynı (özdeş) sanılmaktadır. Bu eksik bilgilenmedir. Papa, Katoliklerin başı olarak yeryüzündeki tüm Katoliklerin “Kutsal Pederi”dir, ama sadece ve sadece Vatikan Devleti’nin Devlet Başkanı’dır. Tüm Katolikler’in “Devlet Başkanı” değildir. Bu görevinde Papa’nın bir Başbakanı, bir Senatosu ve Bakanları vardır. Bunlar da siyasi yaptırımları itibariyle sadece Vatikan’la tanımlı ve sınırlıdırlar. Ancak, dinsel yaptırımları itibariyle tüm Katolikleri bağlarlar.</p>
<p><strong>VATİKAN DEVLETİNİN BEYNİ “CURİA”</strong></p>
<p>Devlet ve siyasi erk olarak Vatikan’ın en önemli ve güçlü kurumu, “Curia”dır. Bu kurum Devlet olarak Vatikan’ın beynidir.Vatikan’ın 1983’de kabul edilen en son Anayasası’nın (Code of Canon Law) 360. paragrafında Curia, “Papa’nın adına ama Kiliselerin hayrına ve yararına çalışma yapmakla yükümlü kılınmış bir kurumdur.” Curia, Papalık Sekreteryası (Devlet Bakanlığı); Kilise Kamu İşleri Konseyi (CPAC); Katolik Cemaatleri (Congregations);Yargı Kurumları ve diğer enstitülerden oluşmaktadır. Curia’yı oluşturan bu bakanların, deyim yerindeyse “sinir sistemi” Kilise Kamu İşleri Konseyi’ dir. Vatikan’ın yukarıda sözü edilen Anayasasına göre Curia, çok önemlidir ki, “Dini / Ruhani” bir kuruluş olarak değil, tartışmasız “Dünyevi / Seküler” bir kuruluş olarak bizzat Tanrı tarafından değil, bizzat insan tarafından oluşturulmuş bir birim olarak kabul ve tasdik edilmiştir. Dolayısıyladır ki, Vatikan’ın bu dünya ile ilgili tüm işleri, başta da siyasi, diplomatik ve ekonomik kararlarla, uluslararası ilişkileri “Dinsel” değil, “Dünyevi” olan bu kurum aracılığıyla ele alınır ve yönlendirilir.Curia ilk kez 1605’de diğer ülkelerdeki Kardinal Büyükelçileriyle çalışan Devlet Bakanlığı olarak kurulmuş, daha sonra 1721’de kendi içinde tüm Papa Devletlerinin Başbakanlığı adı altında bir makama sahip olmuştur. Papalığın Başbakanı aynı zamanda Dış İşleri Bakanıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki Curia, Tanrı tarafından öngörülmüş bir kurum olmadığı için gerekli görüldüğü takdirde Papa’nın emriyle ilga edilebilir.</p>
<p><strong>KUŞBAKIŞI VATİKAN</strong></p>
<p>Vatikan’daki “Tanrı-Devleti”nde irili ufaklı 200’den fazla bina vardır. Vatikan’ın üçte biri bina, üçte biri park ve üçte biride kaldırımdır. Papalık makamının bulunduğu yere Roma’yla Vatikan’ı ayıran ünlü Bronz Kapı’dan girilir. Vatikan “Kent ve Devleti”ne giriş ise Bronz Kapı’nın yaklaşık 300 metre kadar sağında yer alan Saint Anne Kapısı’ndan yapılır. Araçlar ve halk Vatikan’a ancak buradan giriş yapabilirler. Kapılarda İsviçreli Muhafızlar beklerler. Dilerlerse kimlik denetimi yapabilirler; içeriye sokup sokmamakla serbesttirler. Bronz Kapı ise sadece önemli törenlerde açılır. Bu kapıdan içeri girildikten yaklaşık 150 metre kadar ileride genişçe bir avlu ile buna bakan mahzeniyle birlikte beş katlı bir saray bulunur. Papalar işte burada otururlar. Pencereleri Vatikan’ın ve dünyanın en ünlü ve görkemli binasına bakar. Bu bina St. Peter Kilisesi’dir. 70.000 metre karelik bir alanı kaplayan bu Kilise, Vatikan “Tanrı-Kent”in en yüksek binasıdır.Bronz Kapı’nın tam karşı sınırında, Papa’nın helikopteri için yapılmış olan küçük iniş pisti vardır. Onun sağında Vatikan Radyosu, onun yanında da yabancı öğrencilerin kaldıkları yurt binası yer almaktadır. Bu iki binanın arasında park bulunur. Park’ın ucunda “Curia” sarayı vardır. Devlet olarak Vatikan buradan yönetilir. Parkın diğer alt yanına doğru İlahiyat Akademisi (Kardinaller Koleji) bulunur. Burası bir bakıma Papalığın Senatosu gibidir. Kolejin önünde Vatikan Müzesi, yanında paha biçilmez arşiviyle Vatikan Kütüphanesi yer alır. Bunlara bitişik binada Vatikan’ın “Laik Konsey” binası vardır. Vatikan’da bir de işçi sendikası vardır ve o da bu binadadır. Papanın sarayının uzantısında ise Vatikan Bankası bulunur. Az ilerisinde de Vatikan’ın resmi yayını olan “Osservatore Romano” gazetesinin yönetildiği bina vardır.</p>
<p><strong>PAPA 2. JOHN PAUL’Ü TAHTA OTURTAN ÖRGÜT</strong></p>
<p>Ölen Papa’nın yerine seçilecek olan Kardinal’i, Papalığın Senatosu sayılan Kardinaller Koleji’nin üyeleri belirlerler. Ancak tüm Kardinaller bu seçime katılamazlar. Yaşları genellikle 80 ve daha yukarı olanlar bu zor ve meşakkatli seçime dayanamayacakları gerekçesiyle oy kullanmaya çağrılmazlar. Kardinaller Koleji’nde bazı değişiklerle -örneğin ölüm, hastalık, bunama- 110 ile 120 arasında Kardinal bulunur. 2. John Paul’un seçimine 111 kardinal katılmıştı. Papaların seçimi Sistine Chapel denilen küçük kilisede yapılır. Papanın ölümünden sonra çağrılı olan Kardinaller bu küçük kiliseye alınırlar ve Papayı seçinceye kadar bir daha dış dünyayla görüştürülmezler. Bu seçim bazen günlerce bazen haftalarca hatta aylarca sürer. Ve Papanın seçildiği bu küçük kilisenin bacasından tüttürülen beyaz dumanla dünyaya duyurulur. Dumandan sonra karar değiştirilemez. Kim seçilmişse tüm Katolik aleminin ona itaat etmesi gerekir. Böylece 900 milyon insana sözünü geçirtecek olan bir önder sadece 100 kadar yaşlı insanın verecekleri oylarla seçilmiş olur. Papalar Teslis’de (Trinite) yeralan Kutsal Ruh tarafından İsa’nın Havarileri’nin en büyüğü ve ilk Papa kabul edilen Aziz Peter’in vekili olarak seçilirler. Papa seçiminde oy birliği değil oy çokluğu aranır. Papalık seçimlerinde Vatikan’ın tüm iç dengeleri ve uluslararası siyaset çok önemli bir yer tutar. Gerçi inanca göre Papa’yı Kutsal Ruh seçiyordur ama gerçekte CIA’sından KGB’sine ve MOSSAD’a kadar tüm istihbarat örgütleri de Kutsal Ruh’un seçiminde parmak oynatıyorlardır. Örneğin 2. John Paul adını alarak Papa olan Krakov Kardinali Karol Wojtyla (Voytila) hiç kimsenin favorisi olmadığı halde Papa seçilivermişti. Bu nedenle 2. John Paul’un “Olağanüstü” bir gücü olduğuna inanılmıştı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46287  aligncenter" title="Papa II. Jean Paul , Karol Jozef Wojtili" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/Papa-II.-Jean-Paul-Karol-Jozef-Wojtili.jpg" alt="Papa II. Jean Paul , Karol Jozef Wojtili" width="240" height="395" /></p>
<p style="text-align: center;">Papa II. Jean Paul</p>
<p>İsviçreli parlamenter ve toplum bilimci Jean Ziegler’in dediğine göre OPUS DEI kendisiyle Komünizm kadar mücadele edilmesi gereken, gizli çalışan aşırı sağcı bir harekettir. Ve işte Polonyalı Kardinal, şair ve aktör Karol Wojytla’yı, Papa 2. John Paul olarak Vatikan’daki tahta oturtan bu örgüttür. Karol, Papa seçilince Cizvitlerin başı Peter Pedro Arrupe hemen muhalefete başladı. OPUS DEI tarafından seçtirilen Papa’yı tanımamakla tehdit etti. 1983’e kadar Cizvitler 2. John Paul’a karşı muhalefet ettiler. Bu arada Papa’ya suikastler düzenlendi. Portekiz’de oturan Arrupe’nin taraftarı bir papaz, Papa’yı tahtında otururken bıçakla saldırarak öldürmek istedi. Papa ise OPUS DEI’nin Vatikan’da tüm dizginleri eline alıncaya kadar bekledi. 1983’te Cizvitlere karşı taarruza başladı. Kişisel yetkisini kullanarak Cizvitlere yeni bir önder seçilmesini sağladı. Bu, 54 yaşındaki Hollandalı Cizvit Hans Kolvenbach’dı. Bu seçimde Papa’nın adamı diye bilinen Kolvenbach’ın seçilmesi Cizvitleri yeniden ateşledi. Bu kez doğrudan OPUS DEI’yi hedef alan saldırılara başladılar. Ve OPUS DEI’yi, aynen, Katolik Kilisesi’ndeki Mason Locaları olarak tanımladılar. Buna karşılık Papa da onları Latin Amerika’da Marksistlerle dayanışma halinde olmakla suçladı. Papa bir risale yayınlayarak Marksizmi kınadı. Cizvitler de buna karşı Papa’nın Latin Amerika’daki kapitalist sömürüyü, adaletsizlikleri ve işkenceleri görmemezlikten gelmekte olduğunu ve yoksulları insan yerine koymadığını vurguladılar. Konu daha sonra İnsan Hakları tartışmalarına geldi. Cizvitler ısrarla insan haklarını savundular. Papa da köşeye sıkışınca Vatikan’ın daima insan haklarından yana olduğunu yayınladığı bir risaleyle tekrarladı. Tartışma büyüdü. Bu arada Papa, tarihte ilk kez olarak doğrudan OPUS DEI üyesi olduğu açıklanmış olan bir gazeteciyi, 48 yaşındaki ABC gazetesinin Roma muhabiri İspanyol asıllı Joaquin Navorro-Valls’ı Vatikan’ın basın sözcüsü yaptı. Böylelikle sadece Kardinallere ayrılmış olan böylesine önemli bir göreve tarihte ilk kez dinadamı olmayan, Laik bir kişi atanmış oldu. Papa, ayrıca, 1984’e kadar Cizvitler tarafından yönetilen Radyo Vatikan’ın başına da yine Laik bir şahsı atamıştı.</p>
<p><strong>OPUS DEI’NİN KURULUŞU VE MİSYONU OPUS DEİ</strong></p>
<p>(Tanrı’nın İşleri) adlı gizli örgüt 2 Ekim 1928 de Madrid’te kurulmuştu. Kurucusu sıradan bir papazdı. Adı, Jose Maria Escriva de Balaguery Albas’tı. Escriva’nın amacı din adamlarını değil, ama en az onlar kadar Katolikliğe sadık Laik iş ve meslek sahiplerini biraraya getirerek Papa’ya Vatikan dışında destek olacak varlıklı ve iyi eğitim görmüş elit bir kadroyu oluşturmaktı. Oluşturdu da. Böylelikle Vatikan’a bağlı fakat onun içinde yer almayan ilk Laik muhafızlar örgütü kurulmuş oldu. Doktorlar, işadamları, gazeteciler, yazarlar, avukatlar, mimarlar vb. vb. bir arada OPUS DEI için çalışmaya başladılar. Çeşitli ülkelerdeki aynı meslek sahipleriyle ilişkiler kurdular. Bu ilişkileri sağlayabilmek için iki anahtar kavram seçmişlerdi. Kendisini uygar, barışsever ve eşitlikçi, demokrat kabul eden hiç bir aydının bunlardan sakınması mümkün değildi. OPUS DEI bu kavramları kullanarak bir çok ülkede konferanslar, seminerler ve toplantılar düzenledi. Böylece oluşturulan “Dayanışma” grupları gerçekte tek amaca hizmet ediyordu: OPUS DEI’nin Vatikan içindeki yerini güçlendirmeye.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-46283  aligncenter" title="Jose Maria Escriva" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/Jose-Maria-Escriva.jpg" alt="Jose Maria Escriva" width="233" height="292" /></p>
<p style="text-align: center;">Jose Maria Escriva</p>
<p><strong>DİKTATÖRLERE OPUS DEI DESTEĞİ</strong></p>
<p>Escriva, Diktatör Franko’ya çok yakın bir dinadamıydı. OPUS DEI vargücüyle onu destekledi. Karşılığında da Franko Kabinesinden 10 Bakanlık aldı. Böylece çok büyük bir servet edinme şansını elde etti. Bu sermayeyle yeni ve uluslararası şirketler kurdurdu. Özellikle İspanya’nın turizm sektöründeki gelirlerinden büyük pay almaya başladı. Daha sonra inşaat sektörüne girdi. Sonra da Eğitime. Çeşitli ülkelerde okullar açmaya başladı. Halen OPUS DEI’nin dünyada 428 üniversitesi ve sayısız okulu vardır. Peru, Kolombiya ve Guatamala’da yatırımlara başladı. Daha sonra da Şili de General Pinochet ile temas kurdu. Bu diktatörü de sonuna kadar destekledi.</p>
<p><strong>PAPALIĞA HİZMET EDEN AHTAPOT</strong></p>
<p>Escriva ilk kez 1950’de Vatikan’ın dikkatini çekebilmişti. Papa 12. Pius, Escriva’ya ve OPUS DEI’ye Katolikliğe hizmet eden “Seküler Enstitü” statüsü verdi. Daha sonra 1960 yıllarında Papa 23. John’dan ve sonraki Papa 6. Paul’dan da yakınlık gördü Escriva. Komünizme karşı özellikle Polonya’da yürütülen gizli, yeraltı çalışmalarında dinadamı olmayan meslek sahibi üyeleri çok çalıştılar. Böylece Escriva, “Preletür” (Bölgesiz Dini Yetkili) sıfatını kazandı. OPUS DEI bundan sonra daha da gelişti. İngiliz araştırmacı Michael Walsh’ın deyimiyle bu örgüte OPUS DEI değil ACTOPUS DEI (Ahtapotun İşleri) denilmeliydi. OPUS DEI gittiği her ülkede ilkin mesleğinde çabuk yükselmek isteyen hırslı, yerleşik ahlaki değerlere önem vermeyen şahıslarla, kendilerini çok önemseyen fakat nedense adlarını duyuramamış aydınları avladı. Özellikle Basın ve TV’de bunları destekledi. Mesleklerinde adlarını duyurmalarını sağladı. Sonra da bunları kullanarak ülkede her istediğini yaptırır hale geldi.</p>
<p><strong>OPUS DEI’NİN ZÜRİHTE UYGULADIĞI USTA TAKTİK</strong></p>
<p>Escriva 26 Haziran 1975’de öldü. Yerine yıllardır yanında bulunan Dr. Diez Sollano geçti. OPUS DEI artık uluslararası bir güç haline gelmişti. Yaklaşık 80 ülkede 75.000 üyesi olduğu tahmin ediliyordu. Protestanlığı ile övünen İngiltere ve Almanya ile Protestanlığın kalesi sayılan Alman-İsviçresi’nde bile bu korkutucu Katolik örgütü kendisine yer açmış ve Katolikliği yaygınlaştırmaya başlamıştı. Örneğin İsviçre’nin Zürich şehri Protestanlığın kalesi olarak tanınırken şimdi Katolikler’in egemenliğine girmişti. OPUS DEI ustaca bir taktikle Zürich’e özellikle Katolik ülkelerden işçilerin gelmesini ve iltica ederek yerleşmelerini sağlamıştı. Böylelikle kentin nüfusu 10 yıl içinde Katoliklerin lehine değişmişti.</p>
<p><strong>AHTAPOTUN TÜRKİYE’YE UZANAN KOLU</strong></p>
<p>Görünüşte tam bir Seküler örgüt gibi çalışan OPUS DEI gerçekte sadece Katolikliğin egemenliğini temin etmeye uğraşıyordu. Bu gerçek Escriva’nın bölge kumandanlarına gönderdiği ve Non Ignoratis (Gözden Kaçmasın) başlıklı mektubunun 1970’li yıllarda basına sızdırılmasıyla anlaşıldı. Escriva mektubunda kendilerinin Seküler sayılmalarının sadece bir taktik olduğunu ve tek hedeflerinin bu maske altında Katolikliği egemen din olarak yerleştirmek olduğunu vurguluyordu ve bu hususun gözden kaçırılmaması gerektiğini söylüyordu. OPUS DEI önderi Escriva, Papa yaptırdığı 2. John Paul tarafından ölümünden 15 yıl sonra Aziz yapılmak için sırada bekleyen 2000 kişinin önüne geçirildi. Normal olarak 300 yıl beklenmesi gerekirken Escriva 15 yılda Aziz olma yoluna girdi. Halen Vatikan’da en önemli kurumlardan biri olan “Hıristiyanlık-Dışı Dinler ve İnançsızlar” Bakanlığını elinde tutan OPUS DEI bu kurum aracılığıyla özellikle Müslüman ülkelerle ilişki kurmuştur. Türkiye’de de OPUS DEI’yle iş ve ticaret ilişkileri içinde olanlar vardır hiç kuşkusuz. OPUS DEI, vargücüyle tüm kiliseleri birleştirmeyi öngören Ekümenizm hareketini desteklemektedir. Bu nedenle Vatikan tarafından hazırlanmış olan Ekümenizm hareketi nedir bunu bilmekte yarar vardır.</p>
<p><strong>VATİKAN’IN TÜRKİYE’Yİ NASIL GÖRDÜĞÜNÜ ORTAYA KOYAN AÇIKLAMA</strong></p>
<p>13 Kasım’da Papa 2. John Paul Ermenistan Kilisesi’nin başı 2. Karakin ile Vatikan’da bir görüşme yaptı. Bu görüşmeden sonra Papa’nın yaptığı açıklama Türkiye’yi ve Türkleri hedef alan en ağır hakaretleri içeriyordu ve Vatikan’ın Türkiye’yi nasıl gördüğünü apaçık ortaya koyuyordu. Papa yanına 2. Karakin’i alıp yaptığı açıklamada 20 Yüzyıl’da yaşanmış olan tüm soykırımların sorumlusu olarak Türkleri göstermiş ve lanetlemişti. Yıllardır Vatikan’ı şakşaklayanlar bile bu açıklama karşısında şaşkınlığa sürüklendiler. Milliyet Gazetesi “Papa Bunadı” diye başlık attı.</p>
<p><strong>UYUMAYALIM!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Gazeteci-yazar Aytunç Altındal şöyle der:</span> &#8220;Avrupa İslam alemini ve özellikle Türkiyeyi saat be saat kontrol ediyor. Bugün Türkiyeyi Avrupa ve Amerikaya rapor eden tam 21 kuruluş var. Bu kuruluşlarda 40-50 kişi var ve çok iyi Türkçe biliyorlar.&#8221;  <em>(Zaman, 3-12-1994)</em></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> Zülfü Livaneli Milliyet’deki köşesinde;</span> Amerika haber alma teşkilatı CIA’da üst düzey görevde bulunmuş birisiyle CNN’de yapılan bir konuşmayı nakleder:<br />
Proğramcı soruyor: &#8220;Eskiden Sovyetler Birliğinde bir çok ajanınız vardı. Rusya ile dost olduk bu ajanlar çekildi. Peki bu ajanlar şimdi nerede? Çünkü siz ajanlara bir yere yığarsanız,orası karışacak demektir. Söyleyin bakalım, hangi ülke karışacak?&#8221; Yetkilinin hiç beklemeden verdiği cevap: &#8220;Türkiye!&#8221; Proğramcı: &#8220;Türkiye de nereden çıktı?&#8221; Yetkili: &#8220;Önümüzdeki dönemde dünyanın en çok karışacak ülkesi Türkiyedir. Şu anda Türkiye, gizli servislerin ajandasında 1 numaraya yerleşmiştir. Dünya ajanları o bölgede (Güneydoğu ve Ege) toplandı.&#8221;</p>
<p><em>(Aytunç Altındal, www.netpano.com)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/vatikan-devleti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NASA Uzmanına Casusluk Davası</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/nasa-uzmanina-casusluk-davasi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/nasa-uzmanina-casusluk-davasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 21:28:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=46239</guid>
		<description><![CDATA[ABD Savunma Bakanlığı ve NASA için çalışan bir bilim adamına İsrail için casusluk yapmaya teşebbüs suçlamasıyla dava açılıyor. Ay’da suyu bulan ABD’li bilim adamı Stewart Nozette, İsrail gizli servisi Mossad ajanı sandığı bir FBI üyesine hassas devlet sırlarını satarken yakanlandı. Nozette, ABD’nin uzay çalışmalarından nükleer sırlara kadar pek çok bilgiye sahip. Adalet Bakanlığı, Stewart David [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Savunma Bakanlığı ve NASA için çalışan bir bilim adamına İsrail için casusluk yapmaya teşebbüs suçlamasıyla dava açılıyor.</p>
<p>Ay’da suyu bulan ABD’li bilim adamı Stewart Nozette, İsrail gizli servisi Mossad ajanı sandığı bir FBI üyesine hassas devlet sırlarını satarken yakanlandı. Nozette, ABD’nin uzay çalışmalarından nükleer sırlara kadar pek çok bilgiye sahip.</p>
<p>Adalet Bakanlığı, Stewart David Nozette’in bir İsrail istihbarat görevlisine gizli bilgiler iletmeye çalışmakla suçlandığını söyledi. 52 yaşındaki uzman pazartesi günü FBI ajanları tarafından gözaltına alındı. Davada İsrail ya da onun adına hareket eden herhangi bir kişi suçlanmıyor. Nozette mahkum olduğu takdirde ömür boyu hapis cezası alabilir.</p>
<p><strong>Stratejik projelerde çalıştı</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><img class="size-full wp-image-46240  aligncenter" title="Stewart David Nozette" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/10/Stewart-David-Nozette.jpg" alt="Stewart David Nozette" width="449" height="298" /></strong></p>
<p style="text-align: center;">Stewart David Nozette</p>
<p>Stewart David Nozette, 1989 ve 1990 yıllarında Beyaz Saray’da Ulusal Uzay Konseyi’nde, daha sonra ayda su olduğunun saptanmasını sağlayan radarın denemelerinde çalıştı. Daha sonra 10 yıl Enerji Bakanlığı’nın Livarmore Ulusal Labaratuarında görev yapan Nozette, burada da yeni teknolojilerin geliştirilmesinde rol aldı. Adalet Bakanlığı, Nozette’in 1989 ile 2006 yılları arasında Amerikan savunmasıyla ilgili en gizli kapsamındaki bilgilere ulaşma imkanı olduğunu kaydediyor.</p>
<p><strong>Tuzağa düştü</strong></p>
<p>Geçen ay kendisini İsrail ajanı olarak tanıtan bir FBI ajanı Nozette ile temasa geçti. Nozette, iddiaya göre, izleyen günlerde FBI ajanına Amerikan uyduları, erken uyarı sistemleri, büyük çaplı saldırılar karşısında kullanılabilecek savunma ve misilleme yöntemleri, haberleşme, istihbarat ve savunma stratejisinin diğer bazı önemli boyutları hakkında bilgiler içerek mektuplar iletti. Nozette’e 11 bin dolar ödeme yapıldığı söyleniyor.</p>
<p><em>(www.netpano.com, 10-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/nasa-uzmanina-casusluk-davasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arabistanı Osmanlı&#8217;dan Koparan İngiliz Ajan</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/arabistani-osmanlidan-koparan-ingiliz-ajan.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/arabistani-osmanlidan-koparan-ingiliz-ajan.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 21:18:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=44781</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı coğrafyasında Arapları isyan ettirerek savaş ortamı yaratan Batılı ajanlar, öncelikle para ve kadın meraklısı Arap şeyhlerini elde ettiler. İngiliz asılı Kim Philby , Arapların Osmanlıya isyanında başrol oyuncusu idi. 1930’lu yılarda ABD petrol şirketleri adına çalışmaya başladı. ABD’li Yahudilerin kontrolündeki ARAMCO şirketinin kuruluşuna da yardımcı oldu. Hayatını para kazanma uğruna idealize edenler. Çıkarları uğruna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı coğrafyasında Arapları isyan ettirerek savaş ortamı yaratan Batılı ajanlar, öncelikle para ve kadın meraklısı Arap şeyhlerini elde ettiler.     İngiliz asılı Kim Philby , Arapların Osmanlıya isyanında başrol oyuncusu idi. 1930’lu yılarda ABD petrol şirketleri adına çalışmaya başladı.     ABD’li Yahudilerin kontrolündeki ARAMCO şirketinin kuruluşuna da yardımcı oldu.</p>
<p>Hayatını para kazanma uğruna idealize edenler. Çıkarları uğruna neler yapmazlar ki! Bu sözlere en iyi örnek John Philby adındaki İngiliz olsa gerek. 1885-1960 yılları arasında yaşayan Philby’nin çalışmaları ülkesi İngiltere adına olduğu kadar, eylem alanı olması bakımından Osmanlı’yı da yakından ilgilendiriyordu. I. Dünya Savaşı’nın patlaması üzerine İngiliz ordusu tarafından Arabistan cephesinde Bağdat harekatında finans işlerinde görevlendirildi. Savaş ortamında işbirliği yapılacak olan aşiret reislerine verilecek para ve silahın miktarını, ödeme şartlarını o belirleyecekti. Türk ordusu savaş ortamında mücadele ederken, o Arap isyanının başarılı olması için ülkesinin bütün imkanlarını seferber etti.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-44886  aligncenter" title="Harry St John Philby" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/09/harry-st-john-philby.jpg" alt="" width="286" height="423" /></p>
<p style="text-align: center;">Harry St. John Philby</p>
<p>1916 yılı içinde Basra yakınlarında yanında ünlü casus Gertrude Bell olduğu halde kendisini ziyaret eden Wahhabi reislerinden Suudi  emirine verilecek maaş miktarını ayarlamıştı. 1917 yılında önce Suudi şeyhlerini görmüş, çöl ortamında seyahat ederek Mekke’ye gelmişti. O’nun bu yolculuğu İngiltere Kraliyet Coğrafya Cemiyeti tarafından ödüllendirildi. Ama o, savaşın sonlarına doğru Suudilerin daha ılımlı olduğu görüşlerinden hareket ederek desteğini de onlara vermeye başladı. Philby’nin görevi, İngiltere Gizli Servisi adına Arabistan yarımadası ve Irak’ta dağıtılacak para veya rüşveti koordine etmekti.</p>
<p>1920 yılında Osmanlı’dan ayrılan Irak’ta yeni bir devleti inşa etme çalışmaları başlatıldı. Gertrude Bell ile birlikte çalışan Philby, öncelikle Irak’ın İç güvenlik işleri, daha sonra da zengin petrol yataklarının bölüşülmesi İngiltere adına imtiyazının elde edilmesine çalıştı.</p>
<p>1921 yılında İngiltere İstihbarat Servis şefi olarak Filistin bölgesine gitti. Yahudilerin serbest göçü ve kutsal topraklara yerleşmesine yardımcı oldu. Çalışmaları esnasında ünlü casus Lawrence ile aralarında görüş ayrılıkları vardı. Osmanlı’nın çöküşü ile birlikte ABD’li petrol şirketlerinin görevlendirdiği Alan Dulles ile görüşmeleri oldu. Sonra Filistin’in geleceği hususunda görüşmeler yapmak üzere İngiltere’ye gitti. Winston Churchill,  Siyonist hareketin lideri Haim Weizman, Baron Rotschild ile görüşmeler yaptı. İngiliz Gizli Servisi, Filistin’den ayrılacak Müslümanların Arabistan topraklarına yerleştirilmeleri için 20 milyon pound’luk bir rüşvetin Suudi şeyhlere verilebileceğini gizlice bildirdi. İngiltere, Süveyş-Yemen-Basra deniz yolunun güvenliğinin sağlanması için Suudilerle anlaşmak istiyordu.</p>
<p>Philby aracılığı ile Suudilere para ve silah desteği verildi. Suudiler, Hicaz bölgesinin hakimi Şerif Hüseyin üzerine saldırarak onun hakimiyetine son verdiler. Philby, Suudilerle birlikte çalışırken   Cidde’deki Osmanlı yöneticilerinin kaldığı tarihi binaya yerleşti.</p>
<p>Philby. 1930 yılında İslamiyete geçti. Şeyh Abdullah adını aldı. Suudilerin danışmanı olarak İngiltere ile görüşmelere katıldı. Ancak 1933 yılında ABD’nin Standart şirketi ile Suudilerin anlaşmasına yardımcı oldu. SOCAL adıyla kurulan şirket Suudi Arabistan petrollerinin çıkarılmasını 60 yıl süreyle üzerine aldı.  İngiliz gizli servisi, yıllardır para ödediği Philby’in bu davranışları karşısında onu tutuklama saf dışı etme politikası izledi.</p>
<p>Ve 1936 yılında ABD’nin  Teksas Standart şirketi ile Suudiler arasında Süveyş’in doğusunda kalan topraklardaki enerji kaynaklarının çıkarılma imtiyaz anlaşması imzalandı. Anlaşma esnasında Philby, Suudiler adına danışman olarak görüşmelere katıldı. Arab-Amerikan Petrol şirketi “ARAMCO” bu şartlarda kuruldu. Ve bu anlaşmadan dolayı Philby’e yüksek komisyon “rüşvet” verildi.</p>
<p>Philby, Londra’ya gitti. Yahudi önderlerden Ben-Gurion ile görüşmeler yaptı. Yahudiler’den de para alarak Suudilerin onaylaması halinde Yahudi göçünün Filistin’e hızlanacağı vaadinde bulundu. Suudi petrolünü satmak için Nazi Almanyası ve İspanya ile gizlice temaslarda bulundu. 1940 yılında ülkesi İngiltere’ye geldi. Liberal Partiden seçimlere katıldı. Geçmiş yılarda İngiltere Gizli Servisi adına çalışan John Philby, tutuklandı. Cezaevine kondu. Kurşuna dizilmesi söz konusu idi. Ancak böyle bir işlem gerçekleşmedi. Ve bir süre sonra serbest bırakıldı. Yeniden İngiliz istihbaratı adına çalışmaya başladı. 1943 yılında yeniden Yahudi önderlere yanaştı. Suudi kralına 20 milyon pound ödenmesi halinde Filistin’de Yahudi göçüne karşı Arabların tepkisinin olamıyacağı görüşlerini dillendirdi. Bahsi geçen 20 milyon pound için ABD’nin aracı ve kefil olması isteniyordu. Ancak görüşmelerde bir anlaşma olmadı.</p>
<p>II. Dünya Savaşı 1945 yılında sona erdi. Taif’e geldi. Köle pazarında 18 yaşında genç bir kadını satın aldı ve onunla evlendi.  Savaş sonrası hem Amerikan Gizli Servisi, hem de petrol şirketi ARAMCO ve hem de Siyonistler onunla ayrı ayrı ilişkiler kurdular. Herkes kendi çıkarı için onu kullanıyordu. O ise arabuluculuğu karşılığında alacağı paraları düşünüyordu.</p>
<p>1953 yılına kadar Suudi kralının danışmanı olarak görev yaptı. Kralın ölmesi üzerine, yeni seçilen kralı eleştirdi. Gözden düştü. Arabistan’dan sürüldü. Lübnan’a yerleşti. Birinci karısından oğlu Kim Philby ile aynı evde beraber yaşamaya başladı. 1955 yılında Mısır ile İsrail arasında Süveyş krizi patlak verdi. O esnada oğlu Kim, İngiltere adına “MI6” adına ajanlık yapıyordu.  John Philby, Mısır’a silah desteği vermesi için Sovyetler ile görüşmelere devam etti. Nasır ile Ruslar arasındaki ilişkilerin gelişmesine yardımcı oldu. Ve 1960 yılında Beyrut’ta öldü. Müslüman mezarlığına defnedildi. Oğlu KİM PHİLBY, İngiliz İstihbaratının (SIS ) sorumluluk verdiği üst düzey bir ajandı. 1963 yılında Beyrut’ta kayboldu. Bir Sovyet gemisine binerek izini kaybettirdi. İngiliz istihbaratanın bu çok deneyimli casusu Rusya’ya gitti. Ve bu tarihten sonra Sovyetler birliği adına çalışmaya başladı. 1988 yılında öldüğünde Philby  adıyla casusluk tarihinde silinmeyecek izler bırakarak gitti. “Paranın dini imanı olur mu?” sözleri onlar için geçerliydi. Ortadoğu’da süregelen çatışmalar, dökülen kanların sorumlusu kim veya kimler sorusu sorulduğundu Philby örnekleri tarih sahnesine çıkıyordu.</p>
<p><em>(Cezmi YURTSEVER, 17 Eylül 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/arabistani-osmanlidan-koparan-ingiliz-ajan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dairenin parası nereden? O isimler neden?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/dairenin-parasi-nereden-o-isimler-neden.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/dairenin-parasi-nereden-o-isimler-neden.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 02:34:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=43021</guid>
		<description><![CDATA[Haber merkezimizdeki muhabir arkadaşlarımız, olayı dört koldan araştırıyor. Kimi Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Emekli Oramiral Güven Erkaya’nın evini araştırıyor, kimi de oğlunun şirketlerini. Herhalde, Erkaya’nın kızı ve damadı da sıradadır. Son derece ilginç bilgi ve belgelere ulaşıyorlar. Bu bilgi ve belgeler sonrasında, insan ister istemez soruyor: Nereden buldular ya da neden o ismi verdiler? Bugünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haber merkezimizdeki muhabir arkadaşlarımız, olayı dört koldan araştırıyor. Kimi Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Emekli Oramiral Güven Erkaya’nın evini araştırıyor, kimi de oğlunun şirketlerini. Herhalde, Erkaya’nın kızı ve damadı da sıradadır. Son derece ilginç bilgi ve belgelere ulaşıyorlar. Bu bilgi ve belgeler sonrasında, insan ister istemez soruyor: Nereden buldular ya da neden o ismi verdiler?<br />
Bugünkü manşet haberimizde de okuyacağınız gibi; Erkaya, İstanbul’un en lüks sitelerinden biri olan Etiler’deki Alkent Sitesinden bir daire satın almış. Bu daire, sıradan bir daire değil!<br />
Muhabir arkadaşlarımız daire ile ilgili teknik bilgi verirken, şunları söylüyor:<br />
Etiler Alkent Sitesi, Alarko Holding tarafından inşa edildi ve İstanbul jet sosyetesinin en çok tercih ettiği sitelerden biri oldu. Etiler Ak Merkez’e yürüme mesafesinde bulunan ve içinde 643 daire barındıran site, koruluk içinde bulunuyor. Sitedeki daire fiyatları ise dudak uçuklatıyor. En kötü stüdyo dairelerin bile 500 bin dolara satıldığı sitede, Erkaya ailesinin dairesinin fiyatının 1,5 milyon dolar olduğu belirtiliyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-30072  aligncenter" title="guven-erkaya" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/01/guven-erkaya.jpg" alt="" width="160" height="223" /></p>
<p style="text-align: center;">Güven Erkaya</p>
<p><strong>BÖYLE BİR DAİREYE MAAŞ YETMEZ!</strong><br />
Peki; Güven Erkaya; fiyatı 1,5 milyon dolar olan bu daireyi, hangi para ile ve nasıl aldı?<br />
Öyle ya;<br />
1997’de emekli olan Güven Erkaya, yıllarca asker maaşı aldı! İllegal BÇG’nin mimarlarından biri olmasından dolayı; kendisine örtülü ödenekten veya bir başka kaynaktan ayrıca para verildi mi, bilmiyorum.<br />
Ama, şunu çok iyi biliyorum:<br />
Böyle lüks bir daire; ne asker maaşıyla alınır, ne de emekli maaşıyla!<br />
İsterseniz, oturun hesap yapın;<br />
1,5 milyon doları denkleştirebilmek için, birkaç milyar maaşla, acaba kaç yıl çalışmak gerekir?<br />
Hem sonra;<br />
Alınan bu maaştan mutfağa para ayıracaksın, giyim-kuşama para ayıracaksın, iki çocuğun masraflarına para ayıracaksın! Öyle ya; onların da okul masrafları var, harçlıkları var!<br />
Buna bir de; elektrik, su, doğalgaz masraflarını eklerseniz; oramiral maaşı bile almış olsa, ay sonunu zor getirir!<br />
İki yakası, biraraya zor gelir! Biraz önce dedim ya; ortada böyle bir manzara varken, insan, sormadan edemiyor;<br />
Güven Erkaya, bazılarının rüyasında bile göremeyeceği 1,5 milyon dolar gibi bir parayı nereden buldu da, o lüks daireyi aldı?<br />
Bu kadar parayı bir araya getirebilmek için; ömrü boyunca hiçbir şey içmemesi ve hatta üniforması dışında hiçbir şey giymemesi gerekir! Ama, insanız. İnsan yemeden, içmeden ve giymeden duramaz ki!<br />
Mecburen yiyecek, mecburen içecek ve mecburen giyecek. Bunlara da para harcayacak!<br />
Para harcayacak harcamasına da, o zaman 1,5 milyon dolarlık daireyi nasıl alacak, o kadar parayı nereden bulacak?</p>
<p><strong>İLHAMİ ERDİL’DEN FARKI NEYDİ?</strong><br />
Her ne kadar;<br />
Bu mesele, zenginin malı, züğürdün çenesini yorarmış boyutuna varsa da, sormaya devam edeceğiz!<br />
Malûm, bu soru emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil’e de sorulmuş ve servetinin kaynağını açıklayamadığı için de hem Alkent Sitesi’ndeki daireleri elinden alınmış, hem de Oramiral rütbesi sökülüp, er seviyesine düşürülmüş, üstelik mahkûm edilip, hapis yatmıştı!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-28425  aligncenter" title="emekli-oramiral-ilhami-erdil" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/12/emekli-oramiral-ilhami-erdil.jpg" alt="" width="176" height="223" /></p>
<p style="text-align: center;">İlhami Erdil</p>
<p>Hayır; İlhami Erdil’e sorulan nereden buldun? sorusunun Güven Erkaya’nın ailesine de sorulması gerektiğini istiyor değilim. Ama, bu meselenin, bir şekilde açıklığa kavuşturulması gerektiğine inanıyorum!<br />
Öyle ya;<br />
Her iki komutanın aldığı Deniz Kuvvetleri Komutanı maaşı aynı iken ve İlhami Erdil’e; Senin maaşın bu daireyi almaya yetmez denilirken, Güven Erkaya aynı siteden bir daireyi, acaba hangi para ile aldı?<br />
Kimbilir, belki de;<br />
Babadan zengindir!<br />
Öyle ise, bunu da bilmek, hakkımız!<br />
İşte bunun için soruyoruz;<br />
Güven Erkaya, bu daireyi babasından kalan mirasla mı satın almıştır, yoksa emekliliğinden sonra Korkmaz Yiğit’ten aldığı danışmanlık ücreti ile mi?</p>
<p><strong>TAM DA BUGÜNLERDE YOLSUZLUK HABERLERİ!</strong><br />
Bu soruları sorarken, hiç kimse; işin içinde bir hinlik olduğunu düşündüğümü sanmasın! Gazetelerde yer alan; Bir kalemde 150 milyon dolarlık rant sağlanmış başlıklı haberlere rağmen, Güven Erkaya hakkında, aklıma hiç yolsuzluk yapmış olabileceği ihtimali gelmiyor!<br />
Malûm, geçtiğimiz günlerde gazetelerde yayınlanan bir haberde şöyle deniliyordu:<br />
Ergenekon sanıkları emekli Orgeneral Şener Eruygur ve Mustafa Balbay’da ele geçirilen darbe günlüklerinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki yolsuzlukların ayrıntılı olarak anlatıldığı ortaya çıktı. Emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlüklerde, sadece güdümlü mermiler projesinde 150 milyon dolarlık açıktan söz ediliyor ve ‘Paralarımızın nasıl sokağa atıldığını gördük’ deniyor.<br />
Sözkonusu günlüklerin 15 Mayıs 2001 tarihli bölümünde, özetle şöyle deniliyor:<br />
İsrail’den alınacak güdümlü mermiler projesinde 150 milyon dolar fazlalık varmış. R.Y., Tuğa, N.K., parayı paylaşacakmış. Durumu Yener’e bildirdim, projenin hiç değilse Eylül 2001’e ertelenmesini sağlamasını istedim.<br />
Bu 150 milyon dolarlık fazlalığı paylaşanlar hakkında soruşturma açıldı mı, bilmiyorum.<br />
Ama, şunu çok iyi biliyorum:<br />
Bu 150 Milyon Dolar ile Etiler’deki Alkent Sitesi’nden tam 100 daire alınabilir! Hatta; sadece kat değil, yat bile alınabilir!<br />
Öyle ya;<br />
150 milyon dolarlık rant ile neler yapılmaz ki? Kat da alınır, yat da!</p>
<p><strong>YOKSA TAZMİNAT DÂVÂLARINDAN MI?</strong><br />
Altını çize çize söylüyorum;<br />
Erkaya’nın servetinin altında da böyle bir yolsuzluk olabileceği ihtimalini kesinlikle düşünmüyorum!<br />
Biraz önce dediğim gibi;<br />
Bu kadar para, babasından miras kalmış olabilir! Ya da, Korkmaz Yiğit’e yaptığı danışmanlıktan kazanılmış olabilir!<br />
Ama, bir paranın kaynağı merak uyandırıyorsa, bu merakın da giderilmesi gerektiğine inanıyorum!<br />
Çünkü, bildiğim kadarıyla; Erkaya ailesinin malvarlığı, Alkent’teki daire ile sınırlı değil. Sanıyorum, iki-üç daireleri daha var!<br />
Acaba, bu daireleri de tazminat dâvâlarından kazandıkları paralarla mı aldılar? Bizim Abdurrahman Dilipak’ın evini sattırıp zenginleştikleri gibi, bu daireleri de tazminattan mı kazandılar acaba?<br />
Hiç duymadım. Ama, niye olmasın?<br />
Pekala tazminat zengini olabilirler!<br />
Nasıl olsa, arkalarında yargı var!<br />
Tazminat dâvâları zenginleşme aracı olamaz diye karar veren, ama Erkaya ailesinin zenginleşmesine göz yuman yargı!</p>
<p><strong>1868 VE 1481’İN SIRRI NE?</strong><br />
Neresinden bakarsanız bakın; bu işte bir gariplik, bir müphemlik var. Hatta, esrarengizlik var demek bile mümkün!<br />
Sadece lüks dairenin satın alınışında değil, Erkaya’nın oğlu Ö. Argun Erkaya’nın şirketlerinde, daha doğrusu şirketlerin isimlerinde de bir gariplik var!<br />
Muhabir arkadaşlar, oğul Erkaya’nın şirketlerinin vergi durumunu incelerken, şöyle bir gariplik görmüşler:<br />
Ö. Argun Erkaya’nın, Restoran, Kafeterya ve Gıda şirketinin başında, 1868 rakamı var.<br />
Acaba bu 1868’in sırrı ne?<br />
Araştırınca gördüm ki;<br />
1868’in önemli olayları arasında Danıştay’ın kuruluşu var, Kızılay’ın kuruluşu var!<br />
Hayır, bunlar şirkete isim verilmesine ilham olmuş olamaz!<br />
Olsa olsa Galatasaray Lisesinin kuruluşu olabilir! Öyle ya; Galatasaray Lisesi, 1 Eylül 1868’de Sultan Abdülaziz tarafından kurulmuş!<br />
Galiba, Ö. Argun Erkaya da Galatasaraylı!<br />
Peki, 1481 tarihi neyin nesi?<br />
Çünkü efendim, Ö. Argun Erkaya’nın sahibi olduğu Turizm, Otelcilik ve Ticaret şirketinin başında da 1481 rakamı var!<br />
Acaba, 1481’de ne oldu?<br />
Bir sevinç ifadesi olarak Galatasaray Lisesi’nin kuruluş tarihini şirketine isim olarak koyan Argun Erkaya, Fatih Sultan Mehmed’in ölüm tarihini de diğer şirketine isim olarak vermiş olabilir mi?<br />
Elbette bilmiyorum. Ama, 7. Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed’in 3 Mayıs 1481’de öldüğünü çok iyi biliyorum!<br />
1481’de, bunun dışında çok önemli bir olay cereyan etmediğine göre; Argun Erkaya’nın Fatih’in ölümünden sevinç duyduğu söylenebilir mi acaba?<br />
Değilse, bu tarihlerdeki sır ne?<br />
Öyle sanıyorum ki;<br />
Daire işini aydınlığa kavuşturduğumuzda, herhalde diğer fasit dairelerden de kurtuluruz!<br />
Gözüm, kulağım Vakit muhabirlerinde.<br />
İnanıyorum ki; bu sırları çözecekler ve karanlıkları aydınlatacaklardır!<br />
Ben onları izliyorum.<br />
Sizler de Vakit’i izlemeye devam edin!</p>
<p><em>(Hasan Karakaya, Vakit, 2009-08-21)</em></p>
<p><strong>ERKAYA&#8217;NIN OĞLU ARGUN MASON ÇIKTI</strong></p>
<p>28 Şubat sürecinde dindar insanlara yaptığı baskılarla bilinen Batı Çalışma Grubu&#8217;nun kurucusu Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Güven Erkaya&#8217;nın oğlu Argun Erkaya&#8217;nın, Büyük Mason Mahfili&#8217;nin İstanbul üyelerinden birisi olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Güven Erkaya&#8217;nın varislerinden oğlu Argun Erkaya&#8217;nın ilginç bir bağlantısı tespit edildi. Galatasaray Lisesi mezunu olan Argun Erkaya&#8217;nın Büyük Mason Mahfili&#8217;nin İstanbul kayıtlarında ismi yer alıyor.</p>
<p>Argun Erkaya&#8217;nın isminin yanında baba adı olarak &#8220;Güven&#8221; ismine yer verilmesi dikkat çekiyor. Galatasaray Lisesi camiası ile iyi ilişkileri bilinen Argun Erkaya, Galatasaray Spor Kulübü&#8217;nün yurtdışı gezilerini organize eden Pacha Tour&#8217;un da genel müdür yardımcılığını yapmıştı.</p>
<p>Argun Erkaya şimdilerde ise Levent&#8217;teki Galatasaray Sosyal Tesisleri içindeki 1481 isimli restaurantı işletiyor. Büyük Mason Mahfili&#8217;nin listesinde Argun Erkaya&#8217;dan önce gelen isimler ise dikkat çekiyor. Buna göre Argun Erkaya&#8217;dan önce listede şu isimler yer alıyor; Onnik oğlu Hüsüman Ardaşeş, Levon oğlu Orakyan Aret, Hasan oğlu Argun Karagöz, Şevket oğlu Argun Yelutaş ve Serkis oğlu Ari Gürman.</p>
<p><em>(Aktif Haber, 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/dairenin-parasi-nereden-o-isimler-neden.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gaffar Okkan&#8217;ı Hangi Paşa Öldürttü?</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/gaffar-okkani-hangi-pasa-oldurttu.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/gaffar-okkani-hangi-pasa-oldurttu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 20:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=43015</guid>
		<description><![CDATA[3&#8242;üncü Ergenekon davasının eklerinde vahim iddialar var. Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan 3’üncü iddianamenin ek klasörlerinde, 4 gizli tanığın ifadeleri ayrıntılı bir şekilde yer alıyor. İfadelerine imza yerine parmak izi basan İlkadım, Anadolu, Gurbet ve Mehmet kod adlı gizli tanıklar, Okkan suikastından Gazi olaylarına kadar Türkiye’yi sarsan birçok olayla ilgili vahim iddialarda bulunuyor. Ek klasörlerdeki gizli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>3&#8242;üncü Ergenekon davasının eklerinde vahim iddialar var. Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan 3’üncü iddianamenin ek klasörlerinde, 4 gizli tanığın ifadeleri ayrıntılı bir şekilde yer alıyor.</p>
<p>İfadelerine imza yerine parmak izi basan İlkadım, Anadolu, Gurbet ve Mehmet kod adlı gizli tanıklar, Okkan suikastından Gazi olaylarına kadar Türkiye’yi sarsan birçok olayla ilgili vahim iddialarda bulunuyor.</p>
<p>Ek klasörlerdeki gizli tanık ifadeleri arasında en çarpıcı olanı olağanüstü hal döneminde köy koruculuğu yaptığını söyleyen İlkadım’a ait. İlkadım ifadesinde, o dönemde bölgede yakalanan terör örgütü mensuplarına ve yöre halkına korkunç işkenceler yapıldığını öne sürüyor. İşte gizli tanığın dilinden vahim iddialar:</p>
<p><strong>KULAK KESTİLER</strong></p>
<p>1993-1994 yıllarında Cudi’de düzenlenen bir operasyon sonrasında yakalanan 7 PKK’lının sorgusu sırasında, Uzman Çavuş Cengiz Sonay teröristlerden birinin kulağını kesti. Örgütün yönetici kademesinden olan bu teröristler daha sonra kum ocağına götürülerek kurşuna dizildi.</p>
<p><strong>6 KÖYLÜYÜ TABURA GÖMDÜLER</strong></p>
<p>1994-1995 yılları arasında Görümlü’de düştüğümüz pusuda 2 askerin şehit olması üzerine, Görümlü Bölük Komutanı olan Mehmet Zekeriya Öztürk, köy halkından 6 kişiyi gözaltına aldı. Sonra da köylüleri öldürtüp, taburun içerisindeki boş alana gömdürdü.</p>
<p><strong>YEŞİL’LE TUNCAY GÜNEY BİR ARADA</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-28477 aligncenter" title="derin-adam-tuncay-guney" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/12/derin-adam-tuncay-guney.jpg" alt="" width="220" height="167" /></p>
<p style="text-align: center;">Tuncay Güney</p>
<p>Silopi’de görev yaptığım sırada Tuncay Güney, İlçe Jandarma Komutanlığı’na geldi. Daha sonra Güney’e Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım da katıldı. Yeşil buradan sınırı geçti ve Kuzey Irak’a gidip peşmerge komutanıyla buluştu.</p>
<p><strong>SUİKAST TALİMATI ERSÖZ’DEN</strong></p>
<p>2001 yılında Diyarbakır’a gittim. O zaman Levent Ersöz İl Jandarma Alay Komutanı’ydı. Levent Ersöz bazı uzman çavuş ve astsubayları makamına çağırdı ve ’Diyarbakır’da çok önemli bir göreve gidiyorsunuz’ dedi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-30412 aligncenter" title="emekli-tuggeneral-levent-ersoz" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/01/emekli-tuggeneral-levent-ersoz.jpg" alt="" width="280" height="280" /></p>
<p style="text-align: center;">Levent Ersöz</p>
<p>4 araçtan birini ben kullandım. Şehirde 3’ü asker 7 kişi lav silahı ve tüfeklerle bizden ayrıldı. 20 dakika sonra silah sesleri duydum. Geriye gelenlerle buradan ayrıldık. O gün Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı öldürdüklerini sonradan öğrendim. Korkumdan konuşamadım. Levent Ersöz o zaman çok kudretli bir adamdı. “</p>
<p><strong>Okkan ve 5 polis suikasta kurban gitti</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-43017 aligncenter" title="Gaffar Okkan" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/gaffar-okkan.jpg" alt="" width="180" height="262" /></p>
<p style="text-align: center;">Gaffar Okkan</p>
<p>Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001 günü Emniyet Müdürlüğü binasından ayrıldıktan hemen sonra Şehitlik Semti Sezai Karakoç Bulvarı’nda makam aracının içinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Saldırıda Okkan’ın yanı sıra Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un yeğeni Atilla Durmuş, Mehmet Sepetçi, Mehmet Kamalı, Sabri Kün ve Selahattin Baysoy adındaki beş polis memuru da yaşamını yitirdi.</p>
<p><strong>HİZBULLAHÇILAR MAHKUM OLDU</strong></p>
<p>Suikastın ardından, 26 Hizbullah militanın olayı gerçekleştirdiği iddia edildi. Bu isimlerden bazıları yakalanabildi. Yapılan yargılamada, Hizbullah liderlerinden Mehmet Beşir Varol, 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Aynı davada yargılanan, örgütün Diyarbakır sorumlusu Mehmet Çiçek’in de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması kararlaştırıldı.</p>
<p><em>(www.aktifhaber.com, 08-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/gaffar-okkani-hangi-pasa-oldurttu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Susurluk&#8217;ta ABD Parmağı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/susurlukta-abd-parmagi.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/susurlukta-abd-parmagi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2009 21:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=42564</guid>
		<description><![CDATA[FBI&#8217;ın Türkçe tercümanından bomba itiraflar: ABD, Susurluk’tan korktu skandalın üzerini kapattı. İşte ABD&#8217;yi korkutan o gerçekler: 11 Eylül sonrasında ABD istihbaratında yaşananları gözler önüne sermek için büyük bir mücadele veren eski FBI tercümanı Sibel Edmonds bu kez de Ortadoğu ve Orta Asya’daki gizli operasyonlarda Türkiye’nin taşeron olarak kullanıldığını, Susurluk çetesinin de bunun bir parçası olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>FBI&#8217;ın Türkçe tercümanından bomba itiraflar: ABD, Susurluk’tan korktu skandalın üzerini kapattı. İşte ABD&#8217;yi korkutan o gerçekler:</strong></p>
<p>11 Eylül sonrasında ABD istihbaratında yaşananları gözler önüne sermek için büyük bir mücadele veren eski FBI tercümanı Sibel Edmonds bu kez de Ortadoğu ve Orta Asya’daki gizli operasyonlarda Türkiye’nin taşeron olarak kullanıldığını, Susurluk çetesinin de bunun bir parçası olduğunu ileri sürdü.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-42566 aligncenter" title="Sibel Edmonds" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/sibel-edmonds.jpg" alt="" width="229" height="304" /></p>
<p style="text-align: center;">Sibel Edmonds</p>
<p>Tercümanlık yaptığı FBI’daki usulsüzlükleri dile getirmesinin ardından 2002 yılında Amerikan istihbaratı tarafından işine son verilen, ancak 11 Eylül sürecinde Bush yönetiminin bir numaralı düşmanı haline gelen Sibel Edmonds bir kez daha Amerika’yı karıştırdı. Daha önce El Kaide tarafından düzenlenen ve dünyada askeri-siyasi dengelerin yeniden şekillenmesine sebep olan İkiz Kule saldırısının Amerikan istihbaratının bilgisi dahilinde gerçekleştiğini iddia ederek ortalığı ayağa kaldıran 38 yaşındaki Türk asıllı Edmonds, bu kez de ABD’de Demokratlar’ın en büyük internet sitesi Daily Kos’ta yayınlanan “Bomba iddialar” başlıklı röportajında ABD’nin Orta Doğu ve Orta Asya’da Türkiye ile ortak gizli operasyonlar düzenlediğini, El Kaide ve Taliban’ın da 11 Eylül’den önce ABD hesabına çalıştığını ileri sürdü. Edmonds, “Amerika’nın adamı” olarak nitelendirdiği El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in de İkiz Kule eyleminden önce ABD tarafından operasyonlarda kullanıldığını kaydetti.</p>
<p><strong>‘ABD çıkarları kollandı’ </strong></p>
<p>Bu iddialarına kanıt olarak FBI’da geçirdiği süre içerisinde karşılaştığı istihbarat raporları ve diyalogları gösteren Edmonds, ABD’nin El Kaide ve Taliban ile bağlantı konusunda da Türkiye’yi taşeron (proxy) olarak kullandığını belirtti. Edmonds’un Türkiye’de bomba etkisi yaratacak en önemli iddiası ise Susurluk skandalıyla ortaya çıkan derin devlet oluşumunun da ABD’nin bu gizli yapılaşmasının bir parçası olduğu şeklinde. Edmonds’a göre ABD yaklaşık 10 yıldan beri Türkiye’nin Ortadoğu ve Orta Asya’daki etkisi kullanılarak bu bölgelerde Türk ajanlarının da yardımıyla ayaklanmalar ve Amerikan çıkarlarını kollayan operasyonlar düzenliyor. Susurluk’un önde gelen isimleri de bunun bir parçası. Edmonds’a göre MİT’in Kontr-terör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür ile ABD’nin eski Türkiye büyükelçileri Grossman ile Edelman Türkiye’deki oluşumun en önemli liderleri arasındaydı.</p>
<p>Edmonds’a göre ABD’nin bölgedeki gizli operasyonlarının Susurluk’un çözülmesi durumunda açığa çıkmasından korkan ABD’liler başarılı bir şekilde bu skandalın hasıraltı edilmesini sağladı.</p>
<p><strong>Ladin ABD’nin adamıydı</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-42565" title="Ladin ABD nin adami mi" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/08/ladin-abd-nin-adami-mi.jpg" alt="" width="415" height="298" /></p>
<p>Edmonds ABD’nin Orta Asya’daki operasyonları konusunda şu iddiaları ortaya attı:</p>
<p>* Amerikalılar’ın Özbekistan, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan’da huzursuzluk yaratmak istediği zamanlar Çin ve Rusya’dan gelecek tepkileri bertaraf etmek ve parmak izini bu bulaştırmamak için kullandığı ülke Türkiye oldu.</p>
<p>* Bölgedeki hem pan-Türk hem de Pan-İslam etkileri nedeniyle NATO müttefiki Türkiye’nin bölgedeki etkisi ABD’den çok daha fazlaydı.</p>
<p>* Türkiye bölgede Taliban ve El Kaide’yi kullanarak etkisini artırdı. Yaklaşık 10 yıl önce bu bölgede başlayan operasyonlarda Türk ajanlar kullanıldı. Amaç bu bölgedeki enerji kaynakları ve askeri gücü ele geçirmekti.</p>
<p>* Bin Ladin, Taliban ve El Kaide 11 Eylül’den önce Amerika için çalıştı.</p>
<p>* Çin’in Şincan bölgesindeki Uygurlar’ı da Türkiye’nin nüfuzunu kullanarak ABD kışkırtıyor. Son olaylar da Amerika’nın bu bölgede yaratmak istediği karışıklık nedeniyle çıktı.</p>
<p><strong>18 ismi sitesinde yayınladı </strong></p>
<p>Edmonds, ABD’nin Ortadoğu ve Orta Asya’daki gizli operasyonlarının içinde yer aldığını iddia ettiği 18 ismin fotoğraflarını da web sitesinden yayınladı. Listede Richard Perle, ABD’nin eski Ankara Büyükelçilerinden Eric Edelman, Marc Grossman’ın yanısıra Mehmet Eymür’ün adı da yer alıyor.</p>
<p><strong>Azerbaycan darbesi </strong></p>
<p>Azerbaycan’daki darbe girişimiyle Türkiye’nin bağlantısı Susurluk Raporu’nda yer almıştı</p>
<p>Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından görevlendirilen Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk Raporu’nda Azerbaycan’daki darbe girişimine de yer verilmişti. Ancak kamuoyuna açıklanan raporun Azerbaycan’la ilgili bölümü devlet sırrı nedeniyle yayınlanmamıştı. Raporun sansürlenen 12 sayfalık bölümü yıllar sonra Ergenekon iddianamesinin eklerinde yer aldı. Buna göre Azerbaycan’daki darbe girişimi raporda şöyle anlatılıyordu:</p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü yurtdışına açılırken, MİT eski elemanı olup, Türkiye’ye dönen Abdullah ÇATLI’yı ele almış ve dış operasyonlar için istihdam etmiştir. MİT’in Azerbaycan’daki Darbe Girişimi başlıklı not’u uzun olduğu için Ek: (8) olarak sunulmuştur.</p>
<p>Bu not’un tetkikinden görüleceği üzere ve özetle darbe; “Azerbaycan’ın karışıklığından kaynaklanmış, Ayvaz GOKDEMİR’in zımni desteği sağlanarak, Acar OKAN, Kamil YÜCEOKAL’ın Türkiye’den katkısı ile Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov, eski Başbakan Suret Hüseyinov ve Omon birlikleri kumandanı Ruşen Cevadov ve Elçibey’in iştirakiyle yapılacak ihtilâl, Azerbaycan’daki Türk görevlilerinden MİT Bakü temsilcisi Ertuğrul GÜVEN’in, TİKA görevlisi Ferman DEMİRKOL’un ve Din Hizmetleri Müşaviri Abdülkadir SEZGİN’in ihmali, kusuru veya tertibi ile oluşmuştur. MİT ise 10 Mart 1995 de gelişmeleri haber almış, Sn. Cumhurbaşkanı vasıtasıyla Haydar ALİYEV’i ikaz etmiştir.”</p>
<p>Ferman Demirkol’un kime bağlı olduğu sualimize cevaben Sn.Müsteşar adı geçenin MİT elemanı olduğunu teyit etmiştir. Raporun teklifler bölümünde ise “Azerbaycan’da Darbe Girişimi ve Türk tarafının tutumu ayrı bir soruşturmaya konu olmalıdır” denilmişti.</p>
<p><strong>Trafik kazasıyla ortaya çıkan karanlık ilişkiler </strong></p>
<p>Susurluk skandalının ardından oluşan iyimser hava kısa sürede yok oldu. Uzayan davalar siyasilerin ‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ sözünü boşa çıkardı.</p>
<p>3 Kasım 1996’da Susurluk’ta bir Mercedes kamyonun altına girdi. Mercedes’te bulunanların kimliği açıklandığında cumhuriyet tarihinin en önemli skandallarından biri ortaya çıktı. Kazada Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ, 1980 öncesi birçok kanlı eyleme imza atan Abdullah Çatlı ile sevgilisi Gonca Us yaşamını yitirmiş, DYP milletvekili Sedat Bucak ise ağır yaralanmıştı. Kamuoyu günlerce katliam zanlısı, siyasetçi ve bip polis şefini bir araya getiren ilişkiler ağını tartıştı. Karanlık ilişkilerin ortaya çıkmasını isteyen yüzbinlerce vatandaş, “Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakiak Karanlık” eylemine katıldı. Mitingler düzenlendi. Ancak dönemin hükümeti ise bu talepleri küçümsedi. Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, eylemle ilgili olarak “mum söndü oynuyorlar”, Başbakan Erbakan ise skandalla ilgili olarak “fasa fiso” dedi. Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ise “Devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir” diyerek, karanlık ilişkiler içinde olduğu iddia edilen güvenlik güçlerine sahip çıktı. Refah-Yol hükümetinin 28 Şubat süreci sonucunda düşmesinin ardından iktidara gelen Mesut Yılmaz, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkan Vekili Kutlu Savaş’ı olayı araştırması için görevlendirdi. Savaş ünlü Susurluk Raporu’nu kaleme aldı. Ancak uzun tartışmalar ve yargılamaların ardından kamuoyunu tatmin eden bir sonuç çıkmadı. Skandalla ilgili bir çok iddia aradan yıllar geçtikten sonra açılan Ergenekon davalarında da gündeme geldi.</p>
<p><strong>YENİ HAKİM DAVAYI 3 AYDA BİTİRMİŞTİ </strong></p>
<p>SUSURLUK’TAKİ ünlü Kazanın ardından kamuoyunda büyük tepki oluştu ve yüzbinlerce insan “Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık” adı verilen eyleme katıldı. Siyasiler karanlık ilişkilerin açığa çıkarılacağına dair sözler verdi.</p>
<p>İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11 Kasım 1996’da başlattığı soruşturma 6 Mart 1997’de tamamlandı. İstanbul 6 Nolu DGM’de açılan dava, 2 Haziran 1997’de görülmeye başlandı. Bir yıl sonra davada tutuklu yargılanan sanık kalmadı. Özel Harekat Dairesi eski Başkan Vekili İbrahim Şahin ve MiT eski görevlisi Korkut Eken’in 6’şar yıl, diğer 12 sanığın da 4’er yıllık ağır hapis cezasının Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nce onandığı yargı süreci, yaklaşık 4 yıl 7 ay sürdü. Mehmet Ağar hakkında görevsizlik kararı verildi, Sedat Bucak’ın dosyasını ise ana davayla birleştirdi. Bu davada Bucak beraat etti.</p>
<p>Davayı 12 Şubat 2001’de karara bağlayan 6 No’lu DGM, sanıklardan İbrahim Şahin ve Korkut Eken’i, “cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak ve bu teşekkülü yönetmek” suçundan 6’şar yıl, eski polisler Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Oğuz Yorulmaz, Enver Ulu, Mustafa Altunok, Ercan Ersoy ve Ziya Bandırmalıoğlu, Bucak’ın şoförü Abdülgani Kızılkaya, “katliam hükümlüsü” Haluk Kırcı, “uluslararası uyuşturucu kaçakçısı” Yaşar Öz, öldürülen Topal’ın iş ortakları Sami Hoştan ve Ali Fevzi Bir’i de “cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak” suçundan 4’er yıl ağır hapis cezasına mahkum etti.</p>
<p><strong>Çetinbaş sonuçlandırdı </strong></p>
<p>İstanbul 6 No’lu DGM’de, 2 Haziran 1997’de görülen davaya heyet başkanı olarak çıkan Sedat Karagül, Kasım 2000 tarihinde yapılan atamalarda istanbul Cumhuriyet Savcılığı’nda görevlendirildi. Uzun süre burada kendisine görev verilmesini bekleyen ve daha sonra da üye hakim olarak istanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne atanan Karagül, 26 Eylül 2001’de geçmiş hizmetlerine uygun bir görev verilmediği gerekçesiyle emekliye ayrıldı. Davayı, Sedat Karagül’ün yerine atanan Metin Çetinbaş’ın başkanlığındaki heyet davayı 3 ay içerisinde sonuçlandırdı.</p>
<p><em>(www.aktifhaber.com, 08-2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/susurlukta-abd-parmagi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;yi Ayağa Kaldıracak Haber</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turkiyeyi-ayaga-kaldiracak-haber.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turkiyeyi-ayaga-kaldiracak-haber.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 20:47:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=41201</guid>
		<description><![CDATA[Taha Kıvanç, yazısında, bugüne kadar pek kimselerin bilmediği korkunç ayrıntıları ele almış. Bu yazılanlar Türkiye`yi ayağa kaldırır! Önce bir düzeltme yapayım. Erdoğan Aktaş`ın `Türkiye`nin Nabzı` programının sonuncusunda medyanın durumunu tartıştık; orada bir yanlış yapmışım: Süleyman Demirel`in Çankaya`da oturduğu dönemde medya üzerinde uyguladığı baskılara örnek istendiğinde, zihnimden `Fevzi Kahraman` adı geçtiği halde dilimden `Dr. Yalçın Özer` [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Taha Kıvanç, yazısında, bugüne kadar pek kimselerin bilmediği korkunç ayrıntıları ele almış. Bu yazılanlar Türkiye`yi ayağa kaldırır!</strong></p>
<p>Önce bir düzeltme yapayım. Erdoğan Aktaş`ın `Türkiye`nin Nabzı` programının sonuncusunda medyanın durumunu tartıştık; orada bir yanlış yapmışım: Süleyman Demirel`in Çankaya`da oturduğu dönemde medya üzerinde uyguladığı baskılara örnek istendiğinde, zihnimden `Fevzi Kahraman` adı geçtiği halde dilimden `Dr. Yalçın Özer` sözcükleri çıktı.</p>
<p>Demirel sevmediği yazarlar hakkındaki kanaatlarını etkili olacağını düşündüğü kişilere açıkça söylerdi. O sırada Türkiye gazetesinin başında şimdi İhlas Haber Ajansı genel müdürü Fevzi Kahraman bulunuyordu ve büyük yenilikler planladığı biliniyordu. Planlar henüz niyet safhasındayken Kahraman görevden alındı. Eski cumhurbaşkanına teessüflerini bildirmek için Ankara`ya kadar gittiğini hatırlıyorum Fevzi Kahraman`ın.</p>
<p>Bana bu düzeltme fırsatını Yeniçağ gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar verdi; `Yalçın Özer`in Türkiye gazetesindeki işine son verilmesi dönemin güçlü kişisi Org. Çevik Bir`in gazete patronuyla görüşmesi sonrasında gerçekleşti` bilgisini sunan Önkibar.</p>
<p>Okuyalım:</p>
<p>`Olayın içinde olan biri olarak gerçek şudur: 28 Şubat sürecinde İhlas Grubu da yakın izlenmedeydi. Bendeniz Mehmet Ağar`ı araya sokarak Çevik Bir`den randevu aldım. Randevuya Enver Ören`le beraber gittik. Enver Bey Genelkurmay`da `Size teslim olmaya ve emirlerinizi almaya geldim` dedi. Bu arada Enver Bey dolu sürahiye çarptı, sürahi yere düştü ve Erol Özkasnak bir miktar ıslandı. Çevik Paşa bir müddet sonra `Sizden hiç bir ricam yok; sadece Yalçın Özer bizi Emniyet`le korkutmasın, polisle bizi mukayese etmesin. Onların da silahı var demesin yeter` dedi. Enver Ören bunun üzerine; `Mesajımı aldım, Yalçın Özer bittiii` dedi. Çevik Paşa`Hayır ikaz edin yeter` dedi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-41202 aligncenter" title="Gazeteci Yalçın Özer" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/gazeteci-yalcin-ozer.jpg" alt="" width="180" height="197" /></p>
<p style="text-align: center;">Yalçın Özer</p>
<p>`Görüşmenin yapıldığı akşam Yalçın Özer`in yazıları ânında kesildi ve merhum Özer, Enver Bey`in bu tutumu nedeniyle bir süre sonra kahrından öldü. Ören de utancından Yalçın Bey`in cenazesine bile katılamadı.`</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-41203 aligncenter" title="Medya Patronu Enver Ören" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/medya-patronu-enver-oren.jpg" alt="" width="240" height="193" /></p>
<p style="text-align: center;">Enver Ören</p>
<p>Ne güzel, hem bir yanlışı düzelttim, hem de Dr. Yalçın Özer`e rahmet dileme fırsatı buldum. Dün bizim gazetede çıkan dönemin Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı`nın makam odası içerisine kendisinden başkasının girmesine izin vermediği bir `kozmik oda` inşa ettirdiği haberini okuduğumda, aklıma hemen Avni Özgürel`in geçen hafta Radikal`de yazdığı `olay` geldi. Adını vermediği `Bir` asker kişiyi anlatıyordu yazısında; `Ortadoğu`da söz ve iddia sahibi ülkelerin (herhalde `İsrail` kast ediliyor, TK) askeri karar vericilerinin gözünde `en muteber şahıs` sayılıyor` imiş o `Bir` asker kişi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-41227 aligncenter" title="İsmail Hakkı Karadayı" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/ismail-hakki-karadayi.jpg" alt="" width="240" height="259" /></p>
<p style="text-align: center;">İsmail Hakkı Karadayı</p>
<p>`Kozmik oda` inşa ettiren komutan, kurum içi iletişimi de denetim altına almış; hem de bir altındaki komutana bile haber vermeden. `Herkes kurum dışına çıktıktan sonra` diyor Radikal yazarı, `Bilgi işlem elemanları istihbarat personeliyle birlikte bütün bilgisayarlarda kimin hangi dosyalar üzerinde çalıştığını kontrol edip ister kayıtlı ister silinmiş olsun, mutadın dışında bir şey gördüklerinde bunu ertesi sabah `1 numara`nın önüne koyuyorlardı.`</p>
<p>Kuşkulu ortamlar için yerinde bir tedbir. Dönemin güçlü `Bir` komutanının bilgisayarında `Ortadoğu ülkelerinden birinin en üst düzey askeri yetkilisi` ile yazıştığı fark edilmiş denetimlerde. Gönderdiği notta şu yazıyormuş: Bu ağustosta İstanbul`a gitmem söz konusu; aksi halde Ankara`ya işin başına gelmem mümkün değil. Sonrasında büyük kulis dönecek haliyle. Ertesi sene emekli de edebilirler. İki ihtimale göre de planımı yaptım. Şayet emekli ederlerse cumhurbaşkanı olmayı düşünüyorum.`</p>
<p>Gönüllerde ne aslanlar yatıyor, görüyorsunuz.</p>
<p><strong>Depremi Değerlendiren Komutan!</strong></p>
<p>Yazıda bir ayrıntı daha var ki, işte o müthiş: Güçlü `Bir` komutan emekliliğe hazırlanırken 17 Ağustos (1999) depremi olmuş. Kafasında daha yüksek bir koltuk ve oradan da Çankaya var ya, bunu fırsat bilmiş o komutan.</p>
<p>Gerisini Avni Özgürel`den okuyalım: `Onbinlerce insan enkaz altında yardım beklerken bir zamanlar kurumunun göz bebeği olan kişi ` fırsat bu fırsat` diyerek Ankara`ya sıkıyönetim ilânı için şantaj yapıyor, `Sıkıyönetim ilân edin, kurtarayım İstanbul`u` diyordu. Dediği yapılsa olağanüstü halin gereği olarak hakkındaki emeklik kararı yürürlükten kalkacak, önü bir daha engellenemeyecek şekilde açılacaktı.`</p>
<p>Karargâh restini görmüş ve emeklilik yazısı elden gönderilmiş; kendisi için `devir-teslim` töreni de yapılmamış. Sonra? `Sonra ödüller aldığı ülkelerin himayesinde hiçbir şart altında üzerine gelinmeyeceği güvencesiyle köşesine çekildi` diyor Radikal yazarı.</p>
<p>`Demokrasi` vurgusu yapanlar, aslında, `kozmik oda inşası` ve `sefertasıyla işe gitme` ihtiyacını ortadan kaldırmak istiyorlar.</p>
<p><em>(www.tumgazeteler.com, 2009-06-30)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turkiyeyi-ayaga-kaldiracak-haber.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Turkcell&#8217;le Bağlan Jandarmaya</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/turkcell-jandarmaya-calismis.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/turkcell-jandarmaya-calismis.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 12:39:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=40954</guid>
		<description><![CDATA[Turkcell, Jandarma İstihbarat&#8217;la iyi çalışmakla yetinmemiş, Jandarma&#8217;ya dinleme cihazları alımını da fonlamış. İşte Taraf&#8217;ta çıkan şok belge. Türkcell&#8217;in sahibi Mehmet Emin Karamehmet Ergenekon İddianamesi&#8217;nin eklerine göre Turkcell, Jandarma İstihbarat&#8217;a 600 bin dolarlık örtülü alımla, internet iletişimini izleme cihazları temin etti. İkinci Ergenekon iddianamesinin ekinde yer alan belgeler, Turkcell&#8217;le Jandarma İstihbaratı arasındaki ilişkilere dair çarpıcı bilgiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Turkcell, Jandarma İstihbarat&#8217;la iyi çalışmakla yetinmemiş, Jandarma&#8217;ya dinleme cihazları alımını da fonlamış. İşte Taraf&#8217;ta çıkan şok belge.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-40955 aligncenter" title="Mehmet Emin Mehmet ergenekon jandarma ve turkcell" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/mehmet-emin-mehmet-ergenekon-jandarma-ve-turkcell.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p style="text-align: center;">Türkcell&#8217;in sahibi Mehmet Emin Karamehmet</p>
<p>Ergenekon İddianamesi&#8217;nin eklerine göre Turkcell, Jandarma İstihbarat&#8217;a 600 bin dolarlık örtülü alımla, internet iletişimini izleme cihazları temin etti.</p>
<p>İkinci Ergenekon iddianamesinin ekinde yer alan belgeler, Turkcell&#8217;le Jandarma İstihbaratı arasındaki ilişkilere dair çarpıcı bilgiler ortaya koyuyor. GSM operatörü Turkcell&#8217;in kayıtlarına göre İngiltere&#8217;deki Cambridge Lake adlı firmaya ödenen 600 bin doların &#8216;yazılım&#8217; karşılığı gösterilmesine karşın gerçekte &#8216;GSM ekipmanı&#8217; için yapıldığı belgelendi.</p>
<p>MASAK(Mali Suçları Araştırma Komisyonu) tarafından hazırlanan rapora göre Aytaç Yalman ve Şener Eruygur&#8217;un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde Jandarma İstihbaratı&#8217;na istihbarat faaliyetleri için ekipman ve cihaz satan Hakan Şanlı&#8217;nın olayda aracılık yaptığı anlaşıldı.</p>
<p>Oysa Ergenekon davasında tutuksuz olarak yargılanan Hakan Şanlı Turkcell&#8217;le iş yapmadığını, Turkcell de Şanlı&#8217;yla herhangi bir iş ilişkisinin olmadığını açıklamıştı. Turkcell&#8217;in &#8216;yazılım&#8217; için ödendiğini söylediği 600 bin dolarla Jandarma&#8217;ya Rus firmalarından GSM ekipmanı mı satın alındı sorusu gündeme geldi.</p>
<p>Hakan Şanlı gerek MASAK soruşturması sırasında gerekse Ergenekon davası sürecinde verdiği ifadelerde Cambridge Lake aracılığıyla Rus firmalarından satın aldığı ve &#8216;yolcu beraberinde yurda sokulan&#8217; internet takip sistemleri&#8217;ni Jandarma İstihbaratı&#8217;na teslim ettiğini, faturasız olarak gerçekleştirilen bu satışın bedelinin örtülü ödenekten karşılandığını anlatmıştı.</p>
<p><strong>Masak esrarı araladı</strong></p>
<p>Ergenekon&#8217;un ikinci iddianamesinin eklerindeki 105 numaralı klasörde, Rem Mümesillik ve Dış Tic. A.Ş.&#8217;nin ortağı ve yöneticisi olan Hakan Şanlı&#8217;nın Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı&#8217;yla yaptığı alışverişlerle ilgili ayrıntılı bilgiler ve belgeler yer aldı.</p>
<p>Bunlar arasında Hakan Şanlı&#8217;nın hesabına 9 Ağustos 2002&#8242;de Turkcell tarafından yapılan havale de incelendi. Klasörde bu konuda MASAK tarafından hazırlanan 6 Ekim 2008 tarih ve 2008-İNCR/GK-903/1 sayılı rapor yeraldı. Belgelere göre, Şanlı&#8217;ya Turkcell tarafından yapılan 600 bin dolarlık para transferi inceleme konusu oldu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-40958 aligncenter" title="Asker Turkcell" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/asker-turkcell.jpg" alt="" width="282" height="284" /></p>
<p>Konu, Ergenekon soruşturması sırasında gözaltına alınan Şanlı&#8217;ya soruldu. Şanlı ilk ifadesinde Turkcell&#8217;le herhangi bir alışverişi olmadığını, bu transferin &#8216;Jandarmaya satmış olduğu cihazların resmi kayıtlara intikal ettirilememesi sebebiyle olduğunu&#8217; belirtti. MASAK konuyu Turkcell&#8217;e de sordu.</p>
<p>Turkcell, İngiltere&#8217;deki Cambridge Lake firmasından &#8216;telekomünikasyon sinyalleşmelerinde arıza giderme ve kalite testlerinde kullanılan bir ürün olan GSM Protocol Analyser isimli bir cihaz aldığını&#8217; bildirdi.</p>
<p>Turkcell&#8217;in cevabında, &#8216;Alımı yapılan ürünün bir yazılım olması itibariyle de internet üzerinden şirketin veri tabanına bağlanmak ve firma tarafından tahsis edilen şifre kullanılarak kendi veritabanına yüklendiği&#8217; kaydedildi. Sözkonusu firmanın talebi üzerine 600 bin doların Hakan Şanlının hesabına havale edildiğini açıklandı.</p>
<p>Belgelere göre Şanlı da bu parayı parça parça Cambridge Lake&#8217;in hesabına aktardı. MASAK raporunda yeralan bilgilere göre Rem bu ticaretten yüzde 2.5 komisyona denk düşen 15 bin doları elden aldı.</p>
<p>Ancak MASAK&#8217;ın İngiltere&#8217;yle ikili anlaşmalara dayanarak yaptığı resmi başvuru üzerine adı geçen firmanın o zamanki yöneticisi Dean La-vey&#8217;den gelen yazılı cevaplar bambaşka bir gerçeği ortaya çıkardı:</p>
<p>&#8220;O zamanlar Ankara&#8217;daki Rem&#8217;in bir çalışanı olan Bay Hakan Şanlı&#8217;dan 600 bin dolar aldığımızı teyit edebilirim. Ödemeler Rus şirket Sigtronic tarafından doğrudan REM&#8217;e sağlanan GSM Tabanlı ekipman karşılığıydı. Bahse konu ekipman için danışmanlık hizmeti verdik. Biz bu parayı ücretimizi düştükten sonra Moskova&#8217;daki Esciom Ltd&#8217;ye gönderdik.&#8221;</p>
<p>La-vey, Rus firmalarına yapılan havalelerin dekontlarını da resmi cevabına ekledi. La-vey&#8217;in bu açıklaması Hakan Şanlı&#8217;nın olayda basit bir aracı olmadığını, önemli bir rol üstlendiğini ortaya koydu.</p>
<p><strong>Cambridge Lake Jandarma&#8217;ya da satış</strong></p>
<p>Şanlı&#8217;nın hesabına Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman olduğu dönemde 954 bin 500 USD, Şener Eruygur döneminde de 30 bin dolar yatırılmıştı. Şanlı, bu paraların &#8216;örtülü ödenek kapsamında Jandarma İstihbarat Başkanlığı&#8217;na internet üzerinden teknik takip sağlamak üzere kurulan sistemlerin teçhizatlarının sağlanması için&#8217; ödendiğini açıklamıştı.</p>
<p>Teçhizatların Türkiye&#8217;ye nasıl sokulduğu konusunda şu ilginç bilgiyi vermişti: &#8216;Doğrudan yurtdışından cihazlar yolcu beraberinde yurda sokularak İstihbarat Dairesi Başkanlığı&#8217;na teslim edilmiştir.&#8217;</p>
<p>Şanlı, Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı&#8217;na tanesi 300 bin dolardan dört adet internet takip cihazı sattığını açıklamış ve bunlardan üçünün yerini bildirmişti: &#8216;Birisi ODTÜ&#8217;ye biri Mecidiyeköy&#8217;e birisi de Ankara Ulus&#8217;a takıldı.&#8217;</p>
<p><em>(Taraf, Mayıs 2009)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/turkcell-jandarmaya-calismis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABD&#8217;li gazeteciden dehşet verici iddialar</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/abdli-gazeteciden-dehset-verici-iddialar.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/abdli-gazeteciden-dehset-verici-iddialar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 20:29:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=40585</guid>
		<description><![CDATA[Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl&#8217;ın istenmeyen ırkları kısırlaştırma planının ayrıntılarını açıkladığı üprertici iddialarla şok olacaksınız! F. William Engdahl &#8220;Norveç &#8216;Teki Tohum Deposu Dünyayı Ele Geçirme Planının Bir Parçası&#8221; Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) devlerinin insanlık için gerçek bir kıyamet yaratacağını söylüyor. İddiaları son derece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl&#8217;ın istenmeyen ırkları kısırlaştırma planının ayrıntılarını açıkladığı üprertici iddialarla şok olacaksınız!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-40552 aligncenter" title="F. William Engdahl" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/f-william-engdahl.jpg" alt="" width="195" height="274" /></p>
<p style="text-align: center;">F. William Engdahl</p>
<p><strong>&#8220;Norveç &#8216;Teki Tohum Deposu Dünyayı Ele Geçirme Planının Bir Parçası&#8221;</strong></p>
<p>Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) devlerinin insanlık için gerçek bir kıyamet yaratacağını söylüyor. İddiaları son derece ürkütücü. Norveç&#8217;teki küresel tohum deposuyla amaçlanan arî üstün ırk yaratmak mı yoksa istenmeyen ırkları yiyeceklerle kısırlaştırmak mı? &#8220;Kıyamet tohum deposu&#8221; olarak da bilinen Svalbard hariç dünyadaki diğer tohum depolarını bekleyen &#8220;kıyamet&#8221;i kim koparacak? Engdahl sorularımızı yanıtladı.</p>
<p>Yeni Aktüel Dergisini 29 Kasım &#8211; 5 Aralık 2007 tarihli 125. sayısında &#8220;Kıyamet Kapısı&#8221; başlığıyla kapak konusu olarak işlediğimiz ve 26 Şubat 2008&#8242;de tamamlanacağını duyurduğumuz &#8220;proje&#8221;, tamamlandı. Norveç&#8217;in kuzeyindeki Spitsbergen adasında &#8220;Svalbard Küresel Tohum Deposu&#8221; adı verilen o ambar, Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başladı. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu&#8217;na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna &#8220;kıyamet tohum deposu&#8221; da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini biraraya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-40622 aligncenter" title="Svalbard Küresel Tohum Deposu" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/svalbard-kuresel-tohum-deposu.jpg" alt="" width="457" height="647" /></p>
<p style="text-align: center;">Svalbard Küresel Tohum Deposu</p>
<p>Buraya kadar her şey gayet iyi niyetli görünüyor. Ancak Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl&#8217;ın bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri var.</p>
<p>Engdahl, tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini düşünüyor. Spitsbergen&#8217;in buzlaşmış kayalıklarının altında &#8220;dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme&#8221; planlarının yattığını iddia eden Engdahl, teorisini ambar projesi finansörlerinin kimlikleri ve geçmişleri hakkında ayrıntılı hatırlatmalar yaparak ispatlıyor. İlk baskısı 2007&#8242;de yapılan, Nisan 2009&#8242;da Türkçe&#8217;ye çevrilen &#8220;Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar&#8221; adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile &#8220;kıyamet muhafızları&#8221; dediği finansörlerin kimlikleri, neler yaptıkları ve Svalbard Küresel Tohum Deposu üzerindeki hedefleri hakkında konuştuk.</p>
<p><strong>Kıyamet muhafızları</strong></p>
<p><strong>- Svalbard Küresel Tohum Deposu&#8217;nun finansörleri kimler?</strong></p>
<p>Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma&#8217;da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998&#8242;e dek New York merkezli Nüfus Konseyi&#8217;nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller&#8217;ın nüfus popülasyonunu düşürmek amacıyla 1952&#8242;de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey. Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood Dream Works Animation&#8217;a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman, ABD&#8217;nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation&#8217;ın da kurul başkanıydı.</p>
<p>Örgütün finansörleri ise;</p>
<p>- Geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika&#8217;daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft&#8217;un kurucusu Bill Gates!</p>
<p>- Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD&#8217;li DuPont / Pioneer Hi-Bred!</p>
<p>- Yine bir ABD&#8217;li GDO devi Monsanto!</p>
<p>- İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta!</p>
<p>- 1970&#8242;lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla &#8220;Yeşil Devrim&#8221; diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller!</p>
<p>- ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada&#8217;dan da devlet fonları aktarılıyor.</p>
<p>Yani özetle, GDO tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor.</p>
<p>Dünyanın pek çok ülkesinde &#8220;zaten var olan&#8221; tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard&#8217;a muhtaç kalınacaktır?</p>
<p><strong>Ebu Garib tohumları nerede?</strong></p>
<p><strong>- Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak&#8217;a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib&#8217;de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra o tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard&#8217;da biraraya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tek elden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.</p>
<p><strong>&#8220;Ari ırk yaratma projesi&#8221;</strong></p>
<p><strong>- Peki tekel olma arzusunun temelinde yatan tek sebep ekonomik mi?</strong></p>
<p>Hayır. Bunu açıklamak için önce kıyamet muhafızlarının kimliklerinden ve geçmişte neler yaptıklarından biraz söz edelim. Rockefeller 1971&#8242;de Uluslararası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık Grubu olan CGIAR&#8217;ı kurdu. CGIAR, üçüncü dünya ülkelerinin bilim adamlarının ve agronomistlerinin (tarım uzmanı) &#8220;modern tarım ürünü&#8221; kavramlarında uzmanlaşmaları ve ABD&#8217;de öğrendiklerini ülkelerine götürmeleri ile yakından ilgilendi. GDO&#8217;lu &#8220;Gen Devrimi&#8221;nin yaygınlaşması için paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdular. CGIAR, daha etkin olabilmek için BM Gıda ve Tarım Örgütünü (FAO), BM İlerleme Programı&#8217;nı ve Dünya Bankası&#8217;nı da işin içine dâhil etti.</p>
<p><strong>&#8220;Rockefeller Hitler&#8217;in de finansörüydü&#8221;</strong></p>
<p><strong>Üstün ırk yaratma projesi tanı olarak nasıl bir şey?</strong></p>
<p>Rockefeller Vakfının ve zengin finans kurumlarının 1920&#8242;lerden beri genetik olarak üstün ırk yaratmayı meşrulaştırmak için kullandıkları öjenik bilimi daha sonradan genetik mühendisliği olarak değiştirilmiştir. Hitler ve Naziler buna ari üstün ırk diyorlardı. Hitler&#8217;in öjenik çalışmaları da bugün Svalbard&#8217;a milyonlarca dolar akıtan Rockefeller Vakfı tarafından finanse edilmişti. Rockefeller Vakfı, Third Re-Ich&#8217;s Kaiser VViIhelm Instilutcs&#8217;nün ari ırk öjenik çalışmalarını finanse ediyordu. 2. Dünya Savasında ABD resmi olarak savaşa Hitler Almanya&#8217;sının karsısında olarak girerken, Rockefeller Standard Oil Group, illegal olarak Alman Luftvvaffe ve VVehrmacht birliklerine petrol nakline devam etti. Bununla ilgili ABD Senato araştırması da yapıldı.</p>
<p>Rockefeller Vakfı insanı &#8220;gen dizilimlerine&#8221; indirgemeye çalışan sözde moleküle! biyoloji bilimini yaratmıştı ve sonunda insan («elliklerini istenen şekilde değiştirmeyi amaçlıyorlardı. Hitler&#8217;in Öjenikçi bilim adamları 2. Dünya Savasından sonra sessi/ce ABD&#8217;ye götürülmüş ve Çeşitli yaşam formlarının genetik olarak tasarlanması konusun da ilk adımları atmışlardır.</p>
<p><strong>Gıdalar ile negatif ojenik</strong></p>
<p><strong>Amaç tarım yani gıdalar üzerinden üstün ırk yaratmak mı?</strong></p>
<p>Aslında daha da kötüsü. Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler tarafından fonlanan öjenik (üstün ırk yaratma) lobisinin 1920&#8242;den beri biricik amacı &#8220;negatif öjenik&#8221;tir. &#8220;Negatif ojenik&#8221; istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok edilmesidir. Aile Planlaması Enternasyonalin kurucusu, koyu öjenikçi ve Rockefeller ailesinin yakın dostu Margaret Sanger, 1939&#8242;da Harlem&#8217;de &#8220;Negro (Zenci) Projesi&#8221; adı altında bir proje başlattı. Bu projenin ne olduğunu bir arkadaşına yazdığı mektupta açıkça dile getiriyordu: &#8220;Negro (Zenci) nüfusu ortadan kaldırmak istiyoruz&#8221;.</p>
<p><strong>20 yıllık kısırlaştırma projesi</strong></p>
<p><strong>Negatif öjenik bir kısırlaştırma projesi mi?</strong></p>
<p>Örnekler üzerinden gidelim. Küçük bir Kaliforniya biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, genetik mühendisliği marifetiyle, yendiğinde erkeği kısırlaştıran bir mısır geliştirdiklerini açıkladı. Epicyte, Svalbard&#8217;ın iki sponsoru olan DuPont ve Syngenta ile teknolojilerini yaymak için ortaklık kurmuştu. Çok ilginçtir ki Epicyte, genetiği değiştirilmiş sperm öldürücülü mısırı ABD Tarım Bakanlığfndan (USDA) aldığı araştırma fonuyla geliştirmişti. Bir başka örnek; 1990&#8242;larda BM Dünya Sağlık örgütü, Nikaragua, Meksika ve Filipinler&#8217;de 15 ila 45 yaşları arasındaki milyonlarca kadının tetanoza karşı aşılanması için bir kampanya başlattı. Erkekler de tetanoz olabilirdi ama aşı erkeklere yapılmadı. Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise organizasyonu olan Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi. Test sonuçları ile, Dünya Sağlık örgütü&#8217;nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaş­taki kadınlara dağıttığı aşıların Chorionic Gonadotrophin (hCG) içerdiği ortaya çıktı.</p>
<p>Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla birleştiğinde kadınların hamile kalmasını engelleyen antikorları üretiyordu. Daha sonradan ortaya çıktı ki Rockefeller Vakfı, Rockefeller Nüfus Konseyi, Dünya Bankası ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Dünya Sağlık örgütü (WHO) için tetanoz taşıyıcın bir kısırlaştırma aşısı üretmek için 1972&#8242;de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı. Ayrıca Svalbard Kıyamet Tohum Deposu&#8217;nun ev sahibi Norveç hükümeti kısırlaştırıcı aşının üretilmesi için 41 milyon dolar bağış yapmıştı!</p>
<p><strong>Hibrid tohumlarla tekel tuzağı</strong></p>
<p><strong>Rockefeller&#8217;in gelişmekte olan ülkelerde yürüttüğü Yeşil Devrim çalışmalarına bu açıdan bakınca korkunç görünüyor…</strong></p>
<p>Rockefeller Vakfı 1946&#8242;da sadece adı yeşil olan &#8220;Yeşil Devrim&#8221;i başlattı. Neydi Yeşil Devrim? 60&#8242;larda Rockefeller&#8217;in çalıştığı Meksika, Hindistan gibi ülkelerde daha çok ürün veren ıslah edilmiş tohum çeşitleriyle açlık sorununu büyük ölçüde çözmeyi vaat ediyordu. Yıllar sonra. Yeşil Devrim&#8217;in aslında Rockefeller ailesinin ileride tekelleştirebilecekleri bir tanın ısı geliştirme planı olduğu ortaya çıktı; tıpkı yarım yüzyıl önce petrol endüstrisi işinde yaptıkları gibi.</p>
<p><strong>Nasıl tekelleştiler?</strong></p>
<p>Yeşil Devrim gelişmekte olan piyasalarda yeni hibrid tohumların üretilmesine dayanıyordu. Hibrid tohumlar üreyemedikleri için çiftçilerin her sene tohum alması gerekiyordu. Hibrid to­hum patentlerinin DuPont / Pioneer Hi-Bred&#8217;in ve Monsanto&#8217;nun başını çektiği bir avuç dev tohum şirketinin elinde toplanması daha sonra GDO&#8217;lu tohum darbesi için yolu açtı. Hibrid to­humlar ve bu tohumların ihtiyaç duyduğu kimyasal gübreler, çiftçileri tarım ve petro-kimya şirketlerine bağımlı hale getiriyordu. Bu gübreler Rockefeller kontrolündeki büyük petrol şir­ketlerinin ürünüydü. Ot ve böcek ilaçlan da petrol ve kimya devleri için ek pazarlar oluşturuyordu.</p>
<p>Yeşil devrim aslında bir &#8220;kimyasal darbeydi&#8221;. Gelişmekte olan ülkelerin yüksek miktardaki gübre ve ilaç girdisini finanse etmeleri mümkün değildi. Bu nedenle Dünya Bankasından kredi notu alarak ve ABD hükümetinin garantisi altındaki Chase Bank ve diğer New York bankaları aracılığıyla özel borçlar aldılar.</p>
<p><strong>Sonuç?</strong></p>
<p>Bankalara ve tefecilere borçlanan çiftçiler genellikle topraklarını kaybettiler, iş aramak için şehirlere göç ettiler; fabrikaların ucuz işçi açığı da kapanmış oldu.</p>
<p><strong>Patentli biyolojik silah Peki ya bugün?</strong></p>
<p>Bugün de Gates ve Rockefeller Afrika&#8217;da Yeşil Devrim adı altında bir pro jeye daha milyonlar yatırıyor. Amaç yine GDO tohumların ve kimyasalların yaygınlaştırılması. Bunun için pek çok teşvik ve kampanyalara başvuruyorlar.</p>
<p><strong>Büyük bir tekelleşme tehdidiyle karşı karşıyayız</strong></p>
<p>Plan işlerse tüm dünya birkaç tohum devinin kölesi olacak. Washington&#8217;dan gelen emirler doğrultusunda Washington&#8217;un siyasetlerine karşı olan üçüncü dünya ülkelerine tohum ver meme olasılığı da var. Ayrıca pirinç, mısır, buğday ve soya gibi dünyanın temel gıda üretimi için patentli tohumların üretimi korkunç bir biyolojik silah olarak da kullanılabilir. Genetik müdahalelerle öldürücü gıdalara çevrilebilirler.</p>
<p><em>(Yeni Aktüel, Aralık 2007)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/abdli-gazeteciden-dehset-verici-iddialar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genelkurmay&#8217;ın STK Andıç&#8217;ı</title>
		<link>http://www.arastiralim.com/genelkurmayin-stk-andici.html</link>
		<comments>http://www.arastiralim.com/genelkurmayin-stk-andici.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 08:56:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[KARIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[DERİN HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.arastiralim.com/?p=39988</guid>
		<description><![CDATA[Genelkurmay Başkanlığı`nın yeni bir andıç listesi ortaya çıktı. son günlerde yaptığı haber ve dosyalarla gündem oluşturan Taraf Gazetesi`nin ortaya çıkardığı andıç listesinde yok yok. Ünlü işadamı Rahmi Koç`u ve sanatçı Sezen Aksu`yu bile andıçlayan Genelkurmay`ın listesinde, Bülent Eczacıbaşı ve Kemal Derviş gibi isimler yer alırken, TOBB, TÜSİAD; Adalet, Dışişleri ve Eğitim bakanlıkları, TESEV, Arı hareketi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genelkurmay Başkanlığı`nın yeni bir andıç listesi ortaya çıktı. son günlerde yaptığı haber ve dosyalarla gündem oluşturan Taraf Gazetesi`nin ortaya çıkardığı andıç listesinde yok yok.</p>
<p>Ünlü işadamı Rahmi Koç`u ve sanatçı Sezen Aksu`yu bile andıçlayan Genelkurmay`ın listesinde, Bülent Eczacıbaşı ve Kemal Derviş gibi isimler yer alırken, TOBB, TÜSİAD; Adalet, Dışişleri ve Eğitim bakanlıkları, TESEV, Arı hareketi, Sabancı Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Liberal Düşünce Topluluğu, KADER, KAMER, SODEV, ENKA okulları, Umut Vakfı, Robet Koleji, İstanbul Kültür ve Sanat vakfi gibi, vakıf ve STK`lar var.</p>
<p>Türkiye`de faaliyet göstweren yerli ve yabancı STK`ların, hangi yabancı vakıf ya da kurum tarafından desteklendiğinin belgelendiği andıç listesinin başında ise TESEV ve kurucusu Bülent Eczacıbaşı geliyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE`DEKİ STK`LARIN BAĞLANTILARI</strong></p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı tarafından 2006 yılında hazırlanan 73 sayfalık andıçta, ABD, AB ve Musevilerin Soros Vakfı üzerinden sivil toplum örgütlerine rejimi değiştirmek ve ülkeyi bölmek için yardım ettiği ileri sürülürken, ünlü spekülatörün Açık Toplum Fonu aracılığı ile desteklediği dünyadaki örgütler, Gürcistan darbesine verdiği destek, Kıbrıs`daki faaliyetleri yer alıyor.</p>
<p><strong>MUSEVİ SOROS İLE PARA AKTARIMI</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-40052" title="ABDli finans spekülatörü yahudi George Soros" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2009/06/abdli-finans-spekulatoru-yahudi-george-soros.jpg" alt="" width="280" height="281" /></p>
<p>Türkiye`de Soros`dan para alan kişi ve kurumlarda tablolarla gösteriliyor. Türkiye`deki STK`lara maddi desteği gösteren tablonun en üstünde ABD`de başkana bağlı dış politika konularını koordine eden Ulusal Güvenlik Konseyi yer alıyor. Rapora göre mali destek buradan Soros Vakfı ve National Endowment For Democracy gibi vakıflara aktarılıyor. Bu vakıflarda Türkiye`deki STK`lara parayı dağıtıyor. Raporda diğer bir tabloya göre ise Soros Vakfı`nın üzerinde hiyerarşik olarak Museviler var. Soros`un da bir Macar Musevisi olduğu hatırlatılıyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE`DE KİMLERE PARA VERİLİYOR</strong></p>
<p>Tabloda bu kurumlarla ilişki içinde olan ve mali destek alan Türkiye`deki kurumlar da sıralanıyor. En başta ise TOBB, TÜSİAD; Adalet, Dışişleri ve Eğitim bakanlıkları, TESEV, Arı hareketi, Sabancı Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Liberal Düşünce Topluluğu, KADER, KAMER, SODEV, ENKA okulları, Umut Vakfı, Robet Koleji, İstanbul Kültür ve Sanat vakfı yer alıyor.</p>
<p><strong>KİM NE KADAR PARA ALIYOR?</strong></p>
<p>Askerin raporunda Amerika ve Soros`dan para alan kurumlar ile ne kadar para aldıkları da not edilmiş.</p>
<p>CIA bağlantı merkezlerinden proje bedeli adı altında para alan kurumlar şöyle sıralanıyor;</p>
<p>* TOSAV(Doğu Ergil) : 92 bin dolar/ 6 bin 250 paund (Türk-Kürt sorununun çözümü için verilmiş)</p>
<p>* ANSAV(Gökhan Çapoğlu) : 189 bin 604 dolar (Parti örgütlenmesi için)</p>
<p>* Stratejik Araştırmalar Vakfı: 190 bin 193 dolar</p>
<p>* Türk Demokrasi Vakfı(Bülent Akarcalı) : 106 bin 100 dolar.</p>
<p>* Liberal Düşünce Topluluğu: 11 bin 500 dolar</p>
<p>* Türk Ekonomi ve Sosyal Etüdler Vakfına: 1 milyon 111 bin dolar.</p>
<p>* Arı grubu: (IRI -Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsünden para alan kurum olarak geçiyor): 278 bin 500 dolar.</p>
<p>* Ulusal Demokrasi Enstitüsü`nün ise Yeni Forum Dergisi`ne 150 bin dolar artı 11 bin 766 dolar aktardığı yazılıyor. Bu enstitünün Türkiye`deki diğer STK`lara ise 824 bin 900 dolar verdiği not ediliyor.</p>
<p><strong>ANDIÇ 1. BÖLÜM</strong></p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanlığıının 2006 yılı Mart ayında yayımladığı Andıç başlıklı belgede STK`lar fişlenmiş. İşte ilk bölüm.</p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanlığı`nın 2006 yılı Mart ayında yayımladığı Andıç başlıklı belgeyle Türkiye`de Sivil Toplum Örgütleri`nin Faaliyetlerini tek tek sıralanıp, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül`den, Rahmi Koç`a, Sabancı ailesinden, Eczacıbaşılara, Can Paker`den Oktay Ekşi`ye, TÜSİAD`dan TESEV`e kamuoyunca bilinen birçok isim ve derneğin fişlendiği ortaya çıktı.</p>
<p>Andıçta yer alan kişi ve kurumlar &#8220;Türkiye`yi bölmek isteyen ABD ve AB`nin projelerini Türkiye`de yürütmek için birçok fondan yardım almakla&#8221; suçlanıyor.</p>
<p>Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Harekat Başkanı Bekir Kalyoncu ve Bilgi Destek Daire Başkanı Tümgeneral N. Baykul`a gönderilen ve altı bölümden oluşan Andıç`ın konu bölümünde şu çarpıcı ifadeler var: &#8220;Bu andıç, ABD ve AB`nin kendi amaçlarına uygun olarak yönlendirdiği sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri hakkında bilgi vermek ve bu kapsamda alınabilecek karşı tedbirler hakkında onay almak maksadıyla hazırlanmıştır.&#8221;</p>
<p>Sivil Toplum Örgütleri( STÖ`ler) her geçen gün gelişmekte ve yurtdışı bağlantıları önem kazanmaktadır. İnsan hak ve hürriyetlerinin uluslararası bir hüviyet kazanarak güçlü ülkelerin elinde siyasi bir koz haline gelmesi STÖ`lerin etkinliğini artırmaktadır&#8221;denen Andıç`ın değerlendirme bölümünde ise sivil toplum örgütlerinin yaptığı organizasyonların &#8220;ABD, Almanya gibi ülkelerin hedeflerine uygun bir kamuoyunun oluşturulmasına hizmet ettiği&#8221; iddia ediliyor.</p>
<p>73 sayfadan oluşan Andıç, ünlü spekülatör George Soros`un kim olduğu ve dünyada hangi organizasyonların içerisinde bulunduğunun anlatıldığı bölümle başlıyor. Soros`un başkanlığını yaptığı Açık Toplum Fonu`nun desteklediği dünyadaki örgütler, Gürcistan darbesine yaptığı destek, Kıbrıs, Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu`ndaki faaliyetleri anlatıldıktan sonra, Soros Vakfı`ndan Türkiye`de parasal destek alan kişi ve kurumlar tablolarla gösteriliyor.</p>
<p>Türkiye`deki STK`lar, kişi ve diğer kurumlara mali desteği gösteren tablonun en üsütünde ABD`de Başkan`a bağlı dış politika konularını koordine eden resmi bir bürokratik yapı olan Ulusal Güvenlik Konseyi`nin (National Securitiy Council) konulması dikkat çekiyor.</p>
<p>Andıça göre mali destek buradan Natıonal Endowment For Democracy, Soros Vakfı gibi kuruluşlara geliyor ve oradan da Türkiye`deki kurumlara dağıtılıyor. Andıçtaki başka bir tabloya göre ise Soros Vakfı`nın hiyerarşik olarak üzerinde Musevilik var. Zaten George Soros tanıtılırken de Macar yahudisi olduğu kanlın karakterlerle yazılmış.</p>
<p>Tablolarda bu kurumlarla ilişki halinde olan ve onlardan mali destek alanlar arasında TOBB, TÜSİAD, Adalet, Dışişleri ve Milli Eğitim Bakanlıkları, TESEV, Arı Hareketı, Sabancı Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Enstitüsü, Liberal Düşünce Topluluğu, KADER, KAMER,SODEV, Umut Vakfı, ENKA okulları, Robert Koleji, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı gibi birçok vakıf, kurum, okul ve üniversiteyi görmek mümkün.</p>
<p>Dört sayfadan oluşan belgenin en dikkat çekici bölümü ise TESEV, Nafis Can Paker başlığının altında ise şu isimler var. &#8220;Nebahat Akkoç, Murat Belge, Osman Kavala, Ömer Madra, Eser Karakaş, Neşe Düzel&#8221;Sabetaylar&#8221; başlığıyla oklarla gösterilen isimler.TESEV Başkanı Can Paker`in adının en ortada ve büyük olarak ayzdılığı bu ilişkiler içinde adı geçen isimlerden bazıları şöyle &#8221; Bülent/Nejat Eczacıbaşı,Sabancı Holding, Mehemt ve Canan Barlas, Ahmet İnsel, Nabi Avcı, Ömer Dinçel, Salim Uslu, Oktay Ekşi, Sezen Aksu, Zülfü Livaneli, Taha Akyol, Özdem Sanberk, Şahin Alpay, Kürşat Bumin, Hakan Altınay, Ali Bulaç, Nadire Mater, Eyüp Can.&#8221; Bu isimlerin karşısında irtibatlı oldukları kurumların isimleri ya da çalıştıkları üniversite ve gazetelerin isimleri bulunuyor.</p>
<p>Listede en dikkat çeken isimlerden biri ise Rahmi Koç. Rahmi Koç tabloda Yunan-Türk Forumu eş başkanı olarak bulunuyor. Forumun kurucusu Costas Carras`ın ilişkileri de yine Soros Vakfı`na ulaşıyor.</p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı`nca hazırlanan ve altı bölümden oluşan 73 sayfalık Andıç`tan bazı bölümler şöyle:</p>
<p><strong>Rahmi Koç: </strong>Yunanlı bir Bilderbergci olan Costas Carras`ın büyük ağırlığı bulunan Grek-Turkish Forum`da da TESEV Üstün Ergüder temsil ediyor. Ergüder adı, Soros`un enstitüsü OSI`nın Türkiye yapılanmasında da karşımıza çıkmıştı. Carras`a Southeast Europian Cooperative İnitistive`de (SECİ) de rastlıyoruz. Bilderbergci Carras, Rahmi Koç ile birlikte SECİ`nin Başkanlığı`nı yapıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-18146 aligncenter" title="rahmi-koc-ve-david-rockefeller-beraber" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2008/06/rahmi-koc-ve-david-rockefeller-beraber.jpg" alt="" width="342" height="272" /></p>
<p style="text-align: center;">Rahmi Koç ve David Rockefeller beraber</p>
<p><strong>Annan Planı ve Can Paker: </strong>Rum Yunan ikilisinin de büyük katkılarıyla hazırlandığı bilinen Annan Planı, Ali Erel başkanlığındaki Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Soros Vakfı yöneticilerinin yönetiminde bulunan TÜSİAD ile birlikte bu planın savunuculuğunu üstlenmiştir. Bu ilişkileri organize eden kişi Can Paker`dir. Paker TESEV Başkanı olup, TÜSİAD Haysiyet Divanı üyesidir.</p>
<p><strong>Kıbrıs İçin Annan Planı- Vatandaşın El Kitabı:</strong> Kitapçığı tanıtmak için Can Paker 4.12.2003`te medyanın üst düzey yöneticilerinin katıldığı yemekli bir toplantı düzenledi. Kitap Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü tarafından hazırlandı. İlter Türkmen ve Yalım Erez bu toplantıda hazır bulundu. Yapılan konuşmalarda plana övgüler düzüldü.</p>
<p><strong>Şahin Alpay:</strong> KKTC`ye ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş`a karşı yıkıcı faaliyetlerde bulunan ve bu faaliyetleri organize edip destekleyen AB yöneticilerinden Karen Fogg ile çok yakın ilişkiler içerisinde olup, KKTC`de Denktaş karşıtı basını ve gazetecileri yönlendiren kişidir.</p>
<p><strong>Gül`le Soros ne görüştü? </strong><strong>Mahalledeki Horoz, Soros: </strong>Dünyayı kasıp kavuran 1998 borsalar krizinde başroldeydi. Gariptir ki, Türkiye de Soros`la yakından ilgili. Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül`ün eylül ayı içerisinde ABD`ye gerçekleştirdiği ziyarette görüştüğü isimlerden biri Soros`tur. Kendisiyle uzun bir görüşme yaptı. Soros, karanlık bir adam. Öyle ki adı bile gerçek değil. Ancak gerçek adı bilinmiyor. Şaşırtıcı olan soru ise şu: Böylesi karanlık bir adamla Dışişleri Bakanı sıfatıyla Abdullah Gül ne görüşmüş olabilir?</p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi:</strong> Soros, İstanbul`a gelip, TESEV Başkanı Can Paker`in evinde akşam yemeği yerken ünlü Türk gazetecisi köşe yazarlarına ve ertesi gün de Türkiye`nin Harvard Üniversitesi olacak diye kurulan Sabancı Üniversitesi`nde öğrencilere ıSizim en önemli ihraç ürününüz ordunuzdurı diye altın akıllar verirken Afganistan`da gövdeler başsız dolaşıyordu.</p>
<p><strong>Kemal Derviş:</strong> Soros Türkiye`de Hilton Oteli`nde kaldı. Aynı günlerde Kemal Derviş de oteldeydi. Soros ve Derviş buluşup Türkiye ekonomisini ve geleceğini tartıştılar. Soros kadar ünlü bir para sihirbazını Derviş, Amerika`dan tanıyordur nasıl olsa. İyi şeyler de konuşmuşlardır. Derviş sıradan biri değil. Dünya Bankası çalışanlarından. Dünya Bankası adı üstünde para demek, borç demek, kredi demek. Bizim gibi ülkelerin korkulu düşü demek. Ama yine de insan Türkiye`nin kaderine etken olmak için gönderilen Derviş`le, ünü paraya endeksli adamın ne işi olabilir demeden edemiyor.</p>
<p><strong>Bilgi Üniversitesi:</strong> Soros`un İstanbul Bilgi Üniversitesi ili olan ilişkisine da bakmak gerekiyor. Anna Planı`na bu üniversitenin sıcak bakması ve kamuoyunu bu yönde etkilemeye çalışması da boşuna değil.</p>
<p><strong>AKP`ye Eleştiriler:</strong> Ortaya çok karmaşık ilişkiler zinciri çıkıyor. Kıbrıs konusunda Kıbrıs Rum Kesimi ile Yunanistan`da kamuoyu tek ses olurken, Türkiye ve KKTC`de insanların ikiye bölünmüşlüğünü işte bu lobi ile izah etmek mümkün. Malum çevreler ile AKP iktidarı, Rum kesiminden gelenlerin araçlarıyla, muhalefet konvoylarına katıldığı, muhalefete büyük paralar akıtıldığı seçimlerin sonuçlarını ne kadar da doğal karşılıyor.</p>
<p><strong>Türkiye`deki Alman Vakıfları:</strong> Türkiye`de yaşayan 100 bin Alman emeklisinin haricinde bilmediğimiz bir grup Alman var; her türlü etnik, dinsel-mezhepsel ajitasyon faaliyetleri gerçekleştiren. Kısaca stratejik öneme sahip birimlerde &#8220;etki ajanı&#8221; ve &#8220;Alman sempatizanı&#8221; yetiştiren, şeriatçı yapılanmalardan çevreci örgütlere, bölücü yapılanmalardan terör örgütlerine, yasal derneklerden siyasal partilere uzanan çizgide; Türkiye`ye, Atatürk ilke devrimleri ile Cumhuriyetin tüm değerlerine karşı olan, ulus-devletin parçalanmasını isteyen tüm rejim karşıtlarına lojistik destek vererek bu ülkeyi alttan oyan bir grup Alman istihbaratçı.</p>
<p><strong>ANDIÇ 2. BÖLÜM</strong></p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan &#8220;Sivil Toplum Örgütlerinin Faaliyetleri&#8221; konulu &#8220;gizli&#8221; andıçta, &#8220;Planan Faaliyetler&#8221; başlıklı bölümde, kamuoyu oluşturma, TSK`nın halkla bütünleşmesi, TSK lehine kamuoyu oluşturma, genel ve yerel medyanın izlenmesi gibi konularda yapılması gerekenler sıralanıyor. &#8220;Planlanan Faaliyetler&#8221; başlığıyla yayımlanan ve andıçın &#8220;EK-E&#8221;, &#8220;E-1 ve E-2&#8243; sayfalarında yer alan değerlendirmeleri imla hatalarıyla birlikte olduğu gibi yayımlıyoruz.</p>
<p><strong>KAMUOYU OLUŞTURMA</strong></p>
<p>1- Kamuoyu oluşturma ve karar süreçlerinin ülkemizin amaç ve hedeflerine uygun olarak etkilenmesi maksadıyla;</p>
<p>a. İlk aşamada, halen iletişim içinde bulunulan ve Listesi EK-D`de sunulan Türk Silahlı Kuvvetleri kökenli dernek ve vakıflarla, soydaş federasyon ve dernekleri,</p>
<p>b. İkinci aşamada, TSK ile yönetsel ve ekonomik ilişkileri ve bağları bulunan ve binlerce eğitilmiş personelin görev yaptığı şirket ve vakıflar ( OYAK, ASELSAN, MKE gibi )</p>
<p>c. Üçüncü aşamada, faaliyet alanları ve yönetim kadrosundaki kişilerin ülkesini ve milletini seven tutum ve davranışları nedeniyle kendisini TSK`ne yakın hisseden dernek, vakıf ve kuruluşlar (KIZILAY, AKUT ve TEMA gibi),</p>
<p>ç. Daha sonraki aşamada, ekonomik ve sosyal bir nedenle TSK ile irtibat tesis etmek isteyen sivil toplum örgütlerinden; yapılacak araştırma sonucunda iletişim kurulmasında sakınca bulunmayanlar ve okul aile birlikleri ile iletişim kurmak,</p>
<p>d. Bahse konu organizsayonların bazı faaliyetleri icra etmesi için cesaretlendirmek ve onların icra edeceği bu faaliyetlerin bilgi desteğini sağlamak,</p>
<p><strong>STK`LARI YÖNLENDİRELİM</strong></p>
<p>2- Medyada ve üniversitelerde görev yapan ve bir Listesi EK-D`de sunulan emekli TSK personeli ile kamuoyunun bilgilendirilmesi kapsamında iletişim kurmak,</p>
<p>3- TSK`nin Halkla Bütünleşmesinin Geliştirilmesi ve Toplumsal Gelişime Destek Faaliyetleri kapsamında; sivil toplum örgütleri ile iletişim ve işbirliği içinde bulunmak, bu kapsamda yürütülecek faaliyetlerde sivil toplum örgütlerini ön planda tutmak, halkın beklentilerine cevap verecek şekilde bu organizasyonlarda birlikte hareket etmek,</p>
<p>4- Halkla Bütünleşmenin Geliştirilmesi ve Toplumsal Gelişime Destek Faaliyetleri kapsamında TSK mensuplarının uygun görülen sivil toplum örgütlerine üye olmalarını teşvik etmek, özellikle TSK`den emekli olan personelin sivil toplum örgütlerinde aktif olarak görev almalarını, bu örgütlerin yönetimi ve yönlendirilmesinde etkin olmalarını desteklemek,</p>
<p><strong>BUNLARI DA DESTEKLEYELİM</strong></p>
<p>5- Milli bayramlarda ve özel günlerde katılımı ve çoşkuyu arttırarak planlanan faaliyetlerin hedeflerine ulaşmasını, aynı günlerde TSK`leri tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini desteklemek,</p>
<p>6- Türkiye`nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan anayasal düzenine yönelik tehditler hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi ve bu değerlere yönelik tehditlerin etkisiz hale getirilmesi mücadelesinde, sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak,</p>
<p>7- Halkta ve organizsyonlarda; laik, demokratik ve sosyal toplum değerlerini benimseyen ve destekleyen, toplumsal sorumluluk düzeyi gelişmiş, duyarlı ve çevre bilincine sahip insanların desteklenmesine yönelik faaliyetlerin planlanarak icra edilmesini sağlamak,</p>
<p>8- TSK`leri tarafından icra edilen harekat, tatbikat, tören ve diğer faaliyetlerin kamuoyuna olumlu olarak yansıtılması maksadıyla yapılan bilgi destek faaliyetlerinin etkinliğinmin arttırılmasına yardımcı olmak,</p>
<p><strong>MEDYAYI İZLEYELİM</strong></p>
<p>9- Türkiye ve TSK`nin amaçları ve hedeflerini olumsuz olarak etkileyen tutum ve davranışlara karşı kamuoyunu bilgilendirme faaliyetlerini icra etmek,</p>
<p>10- Genel ve yerel medyanın izlenmesi ve bilgi toplanması, olumsuz yayınların etkinliğinin önlenmesi ve olumlu yayınların etkinliğinin arttırılması maksadıyla icra edilen faaliyetleri desteklemek,</p>
<p>11- Yurtiçi ve yurt dışında Türkiye ve TSK`leri lehinde kamuoyu oluşturulmasını sağlamak, Türkiye ve TSK`leri aleyhinde kamuoyu oluşturma hayretlerine karşı yapılan mücadeleyi desteklemek,</p>
<p>12- Sivil toplum örgütlerinin kuruluş amaçlarına ulaşmaları ve etkinliklerinin artması konusunda onların bilgi desteğini sağlamak,</p>
<p>13- Başta İnternet yayınlarının izlenmesi, bazı sitelere bilgi desteğinin sağlanması, sitelerde yapılan bazı araştırma ve anketlere iştirak edilmesi gibi konularda işbirliği ve koordinasyon içinde bulunmak,</p>
<p>14- İştirak edilen her türlü ortam ve faaliyetlerde; Türkiye ve TSK aleyhine yapılan bilgilendirme çabalarını etkisiz kılmak ve karşı bilgilendirme çalışmalarının yapılmasını sağlamak.</p>
<p><strong>ANDIÇ 3. BÖLÜM</strong></p>
<p>Genelkurmay`ın yeni ortaya çıkan andıçında emekli asker olup medya içinde desteklenmesi gerekenlerin isimleri yeralıyor. İşte o isimler.</p>
<p>Andıçın &#8220;EK-D&#8221; bölümünde medyada ve üniversitelerde görev yapan, desteklenmesi ve yararlanılması gereken emekli TSK personelinin yer aldığı iki liste yayımlandı.</p>
<p>Medyada yazıları yayımlanan emekli askerler listesinde aralarında Necdet Timur(Ulusal Strateji Dergisi), Kemal Yavuz (Akşam gazetesi) , Çevik Bir(Ulusal Strateji Dergisi), Armağan Kuloğlu (Stratejik Analiz Dergisi), Erol Mütercimler(M 5 Dergisi), Ercan Çitlioğlu(Referans gazetesi), Tevfik Diker(Gözcü gazetesi) bulunduğu 25 isim yer alıyor.</p>
<p>Yine aynı bölümde aralarında Rıza Küçükoğlu(Yeditepe Üniversitesi), İsmet Görgülü(Başkent Üniversitesi), Erol Mütercimler (Yeditepe Üniversitesi), İskender Pala (İstanbul Üniversitesi), Nihat Özcan(Akdeniz Üniversitesi) gibi üniversitelerde görev yapan 24 emekli askerin adı bulunuyor.</p>
<p><em>(MEHMET BARANSU, Taraf, 2008-04)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.arastiralim.com/genelkurmayin-stk-andici.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
