Muzik calici calismiyor


BATIL İNANIŞLAR

Dar Giyeceksen Kapanma Arkadaş

Yazı ve kitapları ile bir döneme damgasını vuran Emine Şenlikoğlu tesettür firmalarını yerden yere vurdu: “Para kazanmak uğruna tesettürle vurdular İslam’ı. İslami tesettür diye bir şey kalmadı. Dandik dandik örtünüyorlar. Daracık giyiniyorlar. Allah’a nasıl hesap verecekler

GUATR ameliyatı geçirdikten sonra 1.5 yıl Belçika’da tedavi gören ve romanları için araştırmalar yapan İslami kesimin sivri dilli kadın yazarı Emine Şenlikoğlu, Türkiye’ye döner dönmez Habertürk Gazetesi’ne konuştu. Şenlikoğlu’nun eleştiri oklarından bu kez tesettür firmaları nasibini aldı.

Emine Şenlikoğlu

Çarşaf giyen 57 yaşındaki Şenlikoğlu, “Bir dönemMüslüman kesim tarafından da hakarete uğradım. Televizyona çarşafımla çıkmamı yadırgadılar. Çarşaf nedeniyle görüntüm bozukmuş. Oysa şu an İslami tesettür diye bir şey kalmadı, mahvettiler. Dandik dandik örtünürlerse bu tesettür değildir” diye konuştu. Şenlikoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

O kadar daracık giyinen tesettürlüler var ki. Dar giyeceksen başını kapatma, tüm vücut hatların ortada. ‘Ne yapalım bulamıyoruz’ diyorlar. Mağaza sahipleri Allah’a nasıl hesap verecek. Para kazanmak uğruna, tesettürle vurdular İslam’ı. Demek ki tesettüre girenler de bozulmaya hazırmış. Yüzünde bir kilo boya, daracık bir kıyafet, üstünde dize kadar tunik. Zaten tesettür değil ki onunkisi. ‘Mecburmu bırakıyorlar seni’ diye soruyorum. Kimisi ‘Ben daha yeni kapandım’ diyor, mahcup oluyorum. Kimisi ‘Bu da tesettür’ diyor. İslam’da çarşaf şart değil, ancak giysin bol olacak, hatları belli etmeyecek.”

(21-08-2010)

Her İftar Akşamı Türkçe Ezan Eziyeti

Cumhuriyet Gazetesi arayıp da bulamadığını buldu. Türkçe ezan rezilliğine imza atan bir radyoyu ballandıra ballandıra haber yaptılar.

Park FM adlı radyoda iftar vaktinde Türkçe ezan okunuyor. Cumhuriyet gazetesi de büyük bir sevinçle bunun haberini yaptı:

Marmaris’te yayın yapan Park FM radyosu, iftar vaktini Saadettin Kaynak tarafından Saba makamında okunan Türkçe ezanla haber veriyor.

Radyonun Genel Yayın Yönetmeni Necdet Demiray, “Radyoculuk yalnızca müzik yayını yapmak değil, aynı zamanda toplumu bilgilendirmek, toplum değerlerinin en iyi ve en çağdaş yönlerini sunmaktır. Anayasamızda ibadet etme özgürlüğü vardır. Bu paralelde insanların kendi dilinde, anlaşılır biçimde ve dinin içindeki kavramları özümseyerek yayın yapmayı ilke edindik. Bundan hareketle ezanın Türkçe olarak dinlenebileceği ve ibadete uygulanabileceğini düşündük” diyor.

(Timeturk, 17.08.2010)

Türkçe Ezanı Dinlemek İçin Tıklayınız.

Dünya Kardeşlik Birliği Tarikatına Şok

Uzaylılardan vahiy alarak, Kuran-ı Kerim dahil üç büyük kutsal kitabın yerine geçecek “Bilgi Kitabı “adlı din kitabı yazdığını iddia eden “Dünya Kardeşlik Birliği, Mevlana Yüce Vakfı ” adlı kuruluşa yargıdan tokat geldi. Gazeteci Hulki Cevizoğlu, bu vakıfla ilgili gerçekleri masaya yatıran bir program yapmıştı.

Başkanlığını 82 yaşındaki vedia bülent önsü çorak adlı kadının yaptığı sözkonusu vakıf ile bu vakfın yayınladığı bilim dışı ve kutsal dinlere hakaret eden, “Kur’an’ı Kerim dahil tüm kutsal kitapların döneminin kapandığını” ileri süren “Bilgi Kitabı” adlı kitap; Hulki Cevizoğlu’nun Ceviz Kabuğu programında masaya yatırılmıştı.

Diyanet işleri başkanlığı ve ilahiyat fakültelerince kurulan bilim heyetleri, bu kuruluşun kitabını “islam ve bilim dışı” olarak tanımlamış, bilgi kitabının “ülkede din ve mezhep kavgaları yaratabilecek; dinî ve milli birlik ve bütünlüğümüzü bozabilecek nitelikler taşıdığını” resmi raporları ile kamuoyuna açıklamışlardı.

“Mevlana’nın ruhunu taşıdığı” ileri sürülen vakıf başkanı Vedia Bülent Önsü Çorak ve “Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı” olarak anılan kuruluş, basında deşifre olmaları üzerine Ceviz Kabuğu programı ve Hulki Cevizoğlu’na 455 milyarlık tazminat davası açmıştı. Dava, dün sonuçlandı ve kadıköy 4. Asliye hukuk mahkemesi davayı reddetti.

Dünya Kardeşlik Birliği tarikatı; çıkarmış oldukları bilgi kitabının kutsal kitapların yerine geldiğini ve Kur’an-ı Kerim dahil diğer kitapların hiçbir hükmünün kalmadığını, bilgi kitabının direkt Allah’ın kitabı olduğunu kitaplarının uzaydan indirildiğini fakat uzaydaki irtibatlarının bugünkü ortamda konuşulmasının birçok sakıncası olduğunu ve Kur’an-ı Kerim’in hükmünün 2000 yılında sona erdiğini iddia ediyordu. Kıble’nin mekke değil liderleri olan Bülent Çorak’ın evinin bulunduğu bölge olduğunu ileri süren kuruluş, “Atatürkçü” olduklarını ileri sürerek taraftar topluyor ama bilgi kitabında ve fasiküllerinde Atatürk’ün uzaylı olduğunu yazarak, ulu önderin manevi kişiliğine ve eserlerine hakaret ediyordu.

(2003)

Muhammad Abduh

Sual: Günümüzdeki mezhepsizlerin mutlak müctehid diyerek övdükleri Abduh nasıl birisidir?

Muhammad Abduh

Cevap: Mutlak müctehid mezhep sahibi büyük imam büyük âlim demektir. Halbuki M. Abduh İslam âlimlerinin büyüklüğünü üstünlüklerini bile anlayamayan bir zattır. Kahire mason locası reisi olan Cemaleddin-i Efgani’nin din adamı perdesi altında İslam’ı içerden yıkmak propagandalarına aldanmıştır. Müctehidlik bir yana avam Müslüman olarak bile kalamamıştır. 1849 yılında Mısır’da doğup 1905 de vefat etti.

Cemaleddin-i Efgani

Abduh hakkında kitaplardaki bilgiler özetle şöyledir:

Beyrut mason locası başkanı diyor ki:

(Mısır’da Efgani’den sonra mason locası başkanı olan imam Abduh masonluk ruhunu yayarak çok hizmet etti.) [Daire-tül-mearif-ül-masoniyye]

Efgani’den sonra Abduh da masonluğa çok yardım etti. (Les franco-maçons)

“Salih amel işleyen kâfir de olsa Cennete girer” diyor. Hayranı Seyyit Kutup bile “Üstad Abduh düşünüşünü nakzeden âyetleri hatırlamıyor” diyerek tenkit ediyor.

Fil suresindeki kuşlara sivrisinek; attıkları taşlara da mikrop diyor. Elmalılı Hamdi tefsirinde buna gerekli cevabı vermiştir.

İslamiyet ve nasraniyyet kitabında “Bütün dinler birdir. Dış görünüşleri değişiktir” diyor. Londra’daki papaza yazdığı mektupta (İslamiyet ve Hıristiyanlık gibi iki büyük dinin el ele vererek kucaklaşmasını beklerim. O zaman Tevrat ve İncil ve Kur’an birbirlerini destekleyen kitaplar olarak her yerde okunur) diyor.

Yine İslamiyet ve nasraniyet kitabında “Bir kimseden yüz bakımdan kâfirliği bir bakımdan imanı bildiren bir söz işitilse o kimse imanlı kabul edilir. Herhangi bir filozofun fikir adamının yüz bakımdan kâfirliği gösterdiği halde bir bakımdan imanı göstermeyen söz söylemiyeceğini düşünmek ahmaklıktır. O halde herkes imanlı bilinmelidir. İslamiyet’te zındık kelimesi yoktur. Sonradan meydana çıkmıştır” demektedir. Küfrü açıkça görülmeyen bir Müslümanın sözündeki bir iman onu küfürden kurtarır kaidesini yanlış anlatarak bütün kâfirlere filozoflara mümin demektedir. Kendi de zındık olduğu için bu kelimenin söylenmesini istememektedir.

C. Zeydan “Abduh eski âlimlerin koyduğu kuralları beğenmezdi” diyor. (Medeniyet-i İslamiyye)

Mehmet Sofuoğlu “Abduh faize helal der Kur’anı mahluk kabul eder” diyor. (Tefsir kitabı)

İstanbul yüksek İslam enstitüsü eski müdürü ve öğretim üyesi Ahmed Davudoğlu Hoca Din Tahripçileri kitabında diyor ki:

1) Şeyh-ül-islam Mustafa Sabri efendinin Mevkıful akl kitabında dediği gibi Abduh Efgani vasıtasıyla Ezhere masonluğu sokup kadınların açılmasını destekledi.

2) Ezher Mecellesinde “Mısır’da ilk mason locasını kuran Abduh’tur” diyor.

3) Şeytan Cin gibi şeyleri kabul etmez. Mucizeler ona göre İslam için birer kara lekedir. Mesela Hazret-i Musa’nın denizi yarma mucizesine med-cezir olayı der.

4) Kur’anda bulunan her şeye doğru demek gerekmediğini söyler.

5) Teselsülün bâtıllığına inanmaz.

Büyük İslam âlimi 14. asrın müceddidi olan seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:

(Abduh İslam âlimlerinin büyüklüğünü anlayamamış İslam düşmanlarına satılmış sonunda mason olarak İslamiyet’i içerden yıkan azılı mülhidlerden olmuştur.)

İngilizler yüzyıllardır İslam ülkelerini binlerce Müslümanı ve din adamlarını aldatarak mason yapmış insanlığa yardım kardeşlik gibi laflarla dinden çıkmalarına dinsiz olmalarına sebep olmuştur. İslamiyet’i büsbütün yok etmek için bir çok paşa maşa olarak kullanılmıştır. Mesela Mustafa Reşit Paşa Ali Paşa Fuat Paşa ve Mithat Paşa Talat Paşa gibi masonlar İslam devletlerini yıkmakta kullanıldıkları gibi Efgani ve Abduh gibi masonlar ve yetiştirdikleri [Reşit Rıza gibi] çömezler de İslam bilgilerini bozmaya yok etmeye alet olmuşlardır.

Abduh da üstadı Efgani gibi mason olmuş mucizeleri inkâr etmiş sahih hadislere uydurma damgası vurmuş Kadir gecesi gibi mübarek gecelerin hiçbir kıymeti olmadığını söylemiştir. Abduh yabancılar tarafından destek görmüştür.

Mısır sömürge valisi Lord Cromer diyor ki:

(Elbette İslami reformist hareketin geleceği Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaad ediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa’nın her türlü yardım ve teşviklerine layıktır.) [M. Muhammed Hüseyin Modernizmin İslam Dünyasına Girişi Tercüme Sezai Özel]

(Mehmet Ali Demirtaş, www.mehmetalidemirbas.com)

Dünyanın En Gizemli Tarikatları

Dünyayı yönetenlerin asıl onlar olduğu söyleniyor. Dudak uçuklatan servetleri ve milyonlarca üyeleri var. Peki bu örgütler hangileri? Amaçları nedir? Nasıl doğdular? İşte dudak uçuklatan servetleri ve milyonlarca üyesiyle dünyanın en gizemli tarikatları:

MASONLUK

‘Mason’ kelimesi taş ustası anlamına gelir. Başlangıçta mason loncaları gerçekten masonlardan, yani taş ustalarından oluşmaktaydı fakat daha sonra nedeni bilinmeyen bi şekilde, taş ustası olmayan bi kaç kişi bu loncalara girdi ve bu akımla birlikte oluşan yeni gruba ‘Hür ve kabul edilmiş mason’ (free mason) dendi.

5 MİLYON ÜYESİ BULUNMAKTADIR

Masonluk, başlangıcının resmi olarak 16′ncı yüzyılın sonu ve 17′nci yüzyılın başlarına dayandığı düşünülen bir çeşit ‘Kardeşlik’ organizasyonudur. Dünyanın birçok ülkesinde beş milyon üyesi bulunmaktadır. Sadece İngiltere, İskoçya ve İrlanda’da 480 bin, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise iki milyona yakın üyesi bulunmaktadır.

MASONLARIN SIRLARI

Masonlar için sır ve gizliliğin bir gereği olan sembolizm çok büyük önem taşır. Masonlukta semboller, Masonik ilkeleri daha iyi anlatmak ritüellerin içerdiği aşamaları ve öğütleri belleklere iyice yerleştirmek bunların uzun ömürlü olmalarını sağlamak için kullanılırlar. Masonlukta sır olarak nitelendirilen şeylerin başında Masonik işaretler, sözcükler ve simgelere verilen anlamlar gelir.

İLLUMİNATİ

1776 yılında Almanya’nın Münih kentinde, Adam Weishaupt isimli Kabbalacı bir hukuk profesörü ve Baron von Knigge önderliğinde kurulan gizli bir topluluktur.

AYDINLATILMIŞ OLANLAR

Illuminati, ‘Aydınlanmış Olanlar’ anlamına gelmektedir. Topluluğun kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak, hür düşünceyi ve Newtoncu pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, daha sonraları gizli siyasi amaçları olduğu öne sürüldü. İlluminati dünya siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla komplo teorisi üretilmiş topluluğu halini almıştır.

KİLİSEYE KARŞI KURULDU

İlluminati tarikatının kuruluş kökeni şu şekilde ifade ediliyor: ‘Kilisenin düşünce tarzına ve dayatmalarına büyük bir antipati besleyen Galileo Galilei, bir topluluk kurarak bu dogmalarla mücadele etmek ve parlak gençleri ve aşırı derecede zeki insanları bünyesinde toplayarak onlara özgürlüğün, hür düşüncenin ve aydınlanmanın faziletlerini aşılamak istiyordu. 1774 yılında Mason olan Weishaupt, bu emellerinin Masonluk içerisinde var olduğunu görse de, Masonluğun emellerinin ve felsefesinin siyasetler üzeri olması itibariyle ve Almanya’daki kilise/cizvit egemenliğini sona erdirmek istemesinden ötürü, bu doğrultuda bir topluluk kurmaya karar verdi ve kendisi gibi düşünen 11 arkadaşıyla beraber 1776 yılında Illuminati’yi.

OPUS DEİ

Opus Dei, 2 Ekim 1928′de Madrid’te sıradan bir papaz olan Jose Maria Escriva de Balaguery Albas tarafından kurulan 79 yıllık İspanyol asıllı bir örgüttür.

KATOLİKLERİN TARİKATI

Katolikliğe sadık, laik iş ve meslek sahiplerini biraraya getirerek Papa’ya Vatikan dışında destek olacak varlıklı ve iyi eğitim görmüş elit bir kadroyu oluşturmak amacı ile kurulan bu örgüt günümüzde Vatikan’da en etkili laik kurumdur.

PAPA OLAĞANÜSTÜ BİR KİŞİDİR

Gizli bir örgüt olan Opus Dei’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmaktadır. Bunun yanında her ülkede de örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmaktadır. Onlara göre Papa’nın kimliği, Kilise’nin de, Papalık Makamı’nın da üstündedir. Papa, Tanrı-Krallığı’nın kutsal önderidir. Böylesine yüce bir mertebeye erişebilen kişi de elbette Olağanüstü bir kişidir. Bu nedenle Opus Dei, böylesine olağanüstü bir kişi tarafından temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi ikinci planda görür.

DUDAK UÇUKLATAN SERVETİ VAR

2.8 milyar dolar serveti, 15 üniversitesi, 97 teknik okulu, 36 ilköğretim okulu olan Opus Dei ile ilgili pekçok tartışma yaşanmış ve olumsuz görüşler dile getirilmiş buna rağmen örgüt herhangi bir açıklama yapmamıştır.

KURU KAFA VE KEMİKLER TARİKATI

Bu tarikat, New Haven’deki Yale Üniversitesi’nde 1832 yılında William H. Russel’in öncülüğünde bir grup Yale’li öğrenci tarafından kuruldu.

ÖRGÜTE GİRMEK KOLAY DEĞİL

Kuru Kafa ve Kemikler Tarikatı, Yale’nin diğer gizli örgütleri (Ferman ve Anahtar, Kitap ve Yılan, Kurt Başı, Eliyahu ve Berzelius) arasında en eski ve en itibarlı olanıdır. Bu üniversitenin son sınıf öğrencilerinden, her dönem sadece 15 kişi seçen bu örgüte girebiliyor.

HEDEF YENİ DÜNYA DÜZENİ

En büyük hedefi, Yeni Dünya Düzeni’nin gerçekleştirilmesidir. Tarikata katılanlar, ‘Yeni Dünya Düzeni’ ana hedefi esas alınarak eğitilirler. 1898 yılına kadar ABD yönetimi üzerinde sadece kısmi bir etkisi olan Kuru Kafa ve Kemik Tarikatı, dünyanın en zengin ve en saygın insanlarını dünyanın en önemli mevkilerine yerleştirme çabası taşıdığı da belli çevrelerce söylenmektedir. Yeni Dünya Düzeni’nin en önemli fikir merkezlerinden biri olan Kuru Kafa ve Kemik Tarikatı’nın, diğer masonik örgütlere nazaran ABD’nin en etkin örgütü oldugu da biliniyor.

TRİLATERAL KOMİSYON

1973′te David Rockefeller, Henry Kissenger ve Zbigniew Brzezinski tarafından kurulmus gizli bir örgüttür.

TARİKATIN AMACI

Tohumları ABD’de atılan ‘Yeni dünya düzeni’ fikrini tüm dünyaya yani Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya’ya daha iyi yayabilmek için oluşturulmuştur.

TEK DÜNYA DEVLETİ KURULUNCA PİRAMİT BİRLEŞECEK

Brzezinski 1973-1976 arasında başkanlığını yapmıştır. Tarikatın simgesi şu şekildedir: Bir kürenin üç yanından üç üçgen uzayarak kürenin ortasında buluşurlar ama birleşmemişlerdir. Bunları birleştirdiğiniz taktirde tek bir büyük üçgen meydana çıkar. Her bir üçgen trilateralin üç bölgesini simgeler. Üçgenler muhtemelen piramiti simgelemektedir. Büyük üçgen de büyük piramittir. Büyük piramitin birleşmemiş olması, tek dünya devletinin henüz kurulmamış olduğunu gösteriyor olabilir.

BOHEMİAN KLÜBÜ

1872 de kurulmus bir örgüttür. ABD’nin batı yakasındaki elitleri bu topluluğun üyesidir. Cumhuriyetçi başkan ve başkan adaylarının tümü bu topluluğun üyesidir.

HER EYALETTE TAPINAKLARI VAR

Faliyetleri son derece gizli olan topluluğun özel vadisine giriş ABD devlet guçleri tarafından engellenmektedir. Merkezdeki çiftlik aynı anda yüzlerce kişinin hafta sonu toplantılarına katılabileceği niteliktedir. ABD’nin hemen her eyaletinde tapınakları vardır. Sembolleri baykuştur. Ritüellerde baykuşa hitap edilir ve bir simge olarak baykuş motifi kullanılır.

KİLİT NOKTALARDAKİ ZENGİN ÜYELER

Bohemian Grove hem çok zengin hem de en kilit noktalardaki elitlerin oluşturduğu daha üst ve çok daha gizli bir seçkin kulübüdür. Bine yakın ABD eliti sürekli olarak hafta sonu California’da veya diğer eyaletlerdeki çiftiklerde toplanıp törenler yapıyorlar ve gizli ritüeller uygulanıyor.

(www.timeturk.com, Şubat 2010)

Gizli Tarikat Opus Dei

Kimilerine göre dünyayı yöneten en etkili katolik örgüt. 1 milyona yakın sempatizanı, dünyada 70 ülkede 80 bin üyesi bulunan ve de dünyanın en gizemli Katolik Teşkilatı olduğu ileri sürülen İspanya kanı taşıyan OPUS DEİ’nin Madrid merkezinde, örgütün önemli isimleriyle yaptığım çok özel sohbeti paylaşacağız:

OPUS DEİ TANRI’NIN İŞÇİLERİ

Türk kamuoyu OPUS DEİ’cilerle yaklaşık 2 yıl önce tanıştılar, buluşma Da Vinci Şifresi ile tüm dünyada 45 milyon adet satan Dan Brown’un kitabı aracılığıyla oldu. Bundan önceki kitabında ‘Amerikan Ulusal İstihbaratı NSA hakkında olay dosyaları açıklayarak ciddi tepkiler toplayan Dan Brown, Da Vinci Şifresi isimli dünyayı sarsan kitabında Opus Dei Tarikatı’na yaptığı projeksiyonla hepimizin dikkatini bu gizemli tarikatın üzerinde toplayıverdi.

Dan Brown

DA VİNCİ’nin şifresi ve OPUS DEİ gizemi

Dan Brown, Da Vinci Şifresi’nin girişinde Opus Dei için şu notu eklemişti: ‘Opus Dei olarak bilinen Vatikan Piskoposluğu, beyin yıkama, baskı ve bedensel çile denen tehlikeli bir ibadet yapıldığına dair tartışmalar yaratan, koyu dindar bir Katolik mezhebidir.” Ve bu satırların ardından tüm gözler OPUS DEİ’e çevrildi.

Şimdi tam bu noktada size 1 yıl önce 27 şubat 2004′te yazdığım yazımı hatırlatmak istiyorum, lütfen hızlı okumayın, sindirin anlatacaklarımı, çünkü bu yazı dizisinde size bilgi bombardımanı yapacağım ve şayet tarayarak süratle okursanız bilgilerim yetim kalır. Evet 1 yıl önce bakın Güler KÖMÜRCÜ ne yazmış;

Yahudi-Katolik savaşı mı başladı

‘İlk atışı 1 yıl önce Yahudiler yaptı. Satış rekorları kıran Dan Brown’un ‘Da Vinci’nin Şifresi isimli kitabıyla, Katolik alemini toptan çökertecek, kiliseyi bombalayan bir atış yapıldı. Kitabın yazarının kimliği hiç öyle sıradan değil, Yazar Brown, ABD’nin derin devletinin kurumlarından biri olan, CIA’nın da tepesindeki NSA (National Security Agency)’nin üzerindeki sır perdesinin aralanmasını sağlamıştı. Bu önemli bir not değil mi?

Dan Brown, Katolikler’e ‘Katolik Alemine’ de atış yaptı ve Hz. İsa hakkında ve de Hıristiyanlığı kökünden sarsacak bilgileri açıkladı. Hz. İsa’ya ‘Tanrı’nın oğlu’ gözüyle bakan Katoliklere, ”yanılıyorsunuz İsa sizin gibi sıradan bir ölümlüydü, evlendi, çocuk sahibi oldu, İsa’nın kuşağı halen yaşıyor. İncil de kutsal bir kitap değildir, Romalılar oturup Paganist uyarlamalarla İncil’i kaleme aldılar, İsa da kutsal değildir” dedi kitabında. Bitmedi, İsa’nın kuşağının kimler olduğunu- bu önemli ‘sır’a, masonik bağlantılarıyla bilinen Tapınak Şövalyeleri’nin sahip olduğunu da açıkladı yazar. Yani, Hıristiyanlığın, özellikle de Katolik aleminin bugüne kadar olan tüm inanç sistemini-doğrularını bombaladı.

Ve haklı olarak Katolik dünyası ateş püskürmeye başladı, VATİKAN- PAPA bu kitabı ağır dille kınadı ama kitap önemli bir tartışması başlatmış oldu.

Psikolojik harp ve inançlara bombardıman

Peki Dan Brown, ‘psikolojik harp’in ‘örtülü operasyon’larından biri olarak kabul edilen ‘inançlara saldırı’ operasyonu mu yapıyordu yoksa, ne?

İşin uzmanlarına göre, ‘Katolik dünyasını, kiliseyi yaşantılarının merkezi olarak gören 1 milyara yakın katolik nufusu ‘omurgalarından’ vurmayı, inançlarını sarsmayı hedefliyordu birileri. Peki katolikliği yıkma operasyonu yapanlar, ikinci adımda boşalttıklarını ne ile ikame etmeyi planlıyorlardı? Cevabı Katoliklerin en etkili teşkilatı OPUS DEİ’cilerin bizzat kendi ifadelerinden öğreneceğiz.

Şimdi, tali yoldan çıkıp, tekrar ana konuya dönelim, OPUS DEİ nedir-örgütün arka plan kodlarına bakmaya devam edelim;

Opus Dei 1928 yılında İspanyol papaz Josemaria Escriva de Balaguer tarafından Madrid’de kuruluyor. Geçtiğimiz yıllarda ‘aziz’ ilan edilen Escriva Madrid’deki bir kiliseye günlerce kapanıyor ve orada ‘inzivada’ iken Tanrı’dan aldığı mesajla ‘OPUS DEİ tarikatını kuruyor.

Josemaria Escriva (1902 – 1975)

Aziz Escriva 26 Haziran 1975′te ölünce yerine yıllardır yanında bulunan Dr. Diez Sollano geçiyor.

Opus Dei, Latince’de ‘Tanrı’nın işi’ anlamına geliyor, OPUS DEİ’ciler de ‘Tanrının işçileri.’

Tarikatın misyonu; ruhban sınıfından olmayan kişilerin toplum içinde ‘Tanrı’nın sözünü’ yaymakta dinamik bir rol üstlenmesini sağlamak.

Tüm dünyada toplumun değişik kademelerinde, orta sınıftan, üst yönetici sınıfa, finans ve politik çevrelere kadar her seviyede OPUS DEİ üyesi bulunuyor.

Sempatizanlarının bugün 1 milyonu bulduğu belirtilen Opus Dei tarikatı, Katolik dünyasında adeta ikinci bir kilise durumunda.

Günümüzde Vatikan’da en etkili olan -Laik- kurum olan OPUS DEI’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmakta fakat her ülkede örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmakta. Vatikan pasaportu taşıyan bu Kardinaller’in dokunulmazlıkları var ve sadece Papa’ya karşı sorumludurlar.

OPUS DEİ, İspanyol General Franco döneminde son derece önemli ilişkiler kuruyor. Derken Başbakan Jose Maria Aznar hükümetlerinde de etkin görevlere getirildikleri biliniyor. Tarikat üyesi olduğu iddia edilenlerden biri de IMF Başkanı Rodrigo Rato. ABD’de değişik görevlerde 30 bin kayıtlı üyeleri bulunuyor.

Opus Dei’nin Vatikan’daki esas aktörü ise Papa’nın sözcüsü, İspanyol Dr. Joaquin Navarro-Valls. 1978-1985 arasında, Opus Dei’ye yakınlığıyla tanınan İspanyol ABC gazetesinin Doğu Akdeniz temsilciliğini de yapan Navarro-Valls’un devamlı oturduğu Roma’dan gayet sık bir şekilde İstanbul’a seyahat ettiği biliniyor. Sonraki yıllarda Vatikan’a geçerek basın sözcülüğü yapan Navarro-Valls’un, Türkiye’ye giden Vatikan resmi heyetlerinde de yer alıyor.

Navarro-Valls, geçen ay seçilen Yeni Papa 16. Benediktus’un da ‘Basın temsilcisiliği’ görevini de yürütmeye devam ediyor. Kısacası sadece Kardinallere ayrılmış olan böylesine önemli bir görevi tarihte ilk kez din adamı olmayan, Laik Navarro-Valls yürütmeye devam ediyor.

OPUS DEİ’nin özellikle İspanya’nın turizm sektöründe, inşaat sektörüne etkili işadamı üyeleri bulun uyor. Ve eğitim.

Halen OPUS DEI’nin dünya çapında 400 üniversitesi ve 200′e yakın koleji, 700 civarı gazete ve dergisi, 60 radyo ve televizyon kanalı, 40 haber ajansı ve 12 sinema şirketi var. Sembolleri dünyayı temsil eden bir dairenin içindeki haç.

Gül ve HAÇ Tarikatı, tapınak şövalyaleri ile hiçbir alakalarının olmadıklarını belirten OPUS DEİ”ciler kimilerine göre son derece ‘tehlikeli’ bir örgüt. Bakın Vatikan uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Yel geçen ay TEMPO’da yaptığı bir söyleşi de ne diyor:

‘Opus Dei tehlikelidir konuşamam’, ‘Opus Dei hakkında konuşmak çok da doğru olmasa gerek. Tehlikeli bir durum. Duyabilirler, bizim aleyhimize çalışıyor denebilir. O yüzden Opus Dei’ye çok girmeyelim. Sadece genel hatlarını çizelim.’

Gelgelelim tarikatın yöneticilerine göre Opus Dei kesinlikle açık-şeffaf bir tarikat ve bu iddiaların kaynağı da ‘kulaktan dolma’ yazılara bakıp-incelemeden fikir yürütenler.

ÜÇ TİP ÜYE VAR

Opus Dei’de 3 tip üye bulunuyor: ‘Numerari’ (tam üyeler) hiç evlenmiyorlar, hatta Opus Dei evlerinde hep beraber yaşıyorlar. Kazançlarının hepsini kendi tarikatlarına bırakıp sadece ihtiyaçları olanı alıyorlar. ‘Sopranumerari’ ise Opus Dei’ye tam üye olup evlenip, çocuk sahibi olan üyelerden oluşuyor. Bunlar yaşamlarının Opus Dei’nin evleri dışında normal bir biçimde yürütüyorlar ve aylık aidat ödüyorlar. ‘Aggregati’ adı verilen üçüncü tip üyeler ise evlenmedikleri halde çeşitli nedenlerle Opus Dei’in evlerinde yaşayamayacak insanlara tanınan bir üyelik biçimi. Bunların dışında ‘cooperatori’ adı verilen Opus Dei’in yardım ve eğitim çalışmalarına katılan gönüllüler var. Tam üyeler normal üniversitelerde eğitildikten sonra, teoloji eğitimini de tarikata bağlı üniversitelerden birinde gerçekleştiriyorlar. ‘Numerari’ olanların doktora yapması da şart.

‘Opus Dei tarikatının müritlerinden ‘numerari’ olanlar, İsa’nın çektiği acıyı tatmak ve ona ulaşmak istedikleri için Ortaçağ’da olduğu gibi çivili zincirleri her gün 2 saat bacaklarına bağlıyorlar.

(Güler Kömürcü, Akşam)

Din Üzerinde Hak İddia Eden Sapkınlar

Bu hafta Türk basınında sessiz sedasız bir haber peydah oldu. Habere göre Antalya, bu hafta sonu 1’inci Avrasya Kabala Kongresi’ne ev sahipliği yapıyor. “Günümüzün önde gelen kabalistlerinden Dr. Rav Michael Laitman’da bu kongreye teşrif ediyor! Ve fakat medyadan kimse bu organizasyonu ve katılan isimleri sorgulama ihtiyacı hissetmiyor! Bu başlı başına dikkat çekici bir durum. Kabala ile ilgili bir toplantı için neden Antalya, neden Türkiye seçildi? İslam ile Kabala arasında kim, neden bağ kurmaya çalıştı? Merak ettiğimiz bu soruları, Zaman gazetesi yazarı Ali Ünal’a sorduk.

Rav Michael Laitman

Rav Michael Laitman

Ali Bey bize kısaca Kabala’nın ne olduğunu açıklayabilir misiniz?

Temelde, ilahi dinlerin tümü manevi kaidelerin üzerine oturur. İslam için de böyledir, Hz. Musa’nın getirdiği Yahudilik ve Hz. İsa’nın tebliğ ettiği din için de bu böyledir. Kur’an-ı Kerim’de bunların hepsi İslamdır. Bizim peygamber efendimizin (s.a.v) getirdiği dinden tek farkı, onlar belirli zamanlarda belirli kavimler tarafından sahiplenilmiştir, dolayısıyla Allah’ın insanlar için gönderdiği dini evrensel manada temsil etmezler. İslam ise son peygamber olan peygamber efendimiz (s.a.v) tarafından bütün insanlara, cinlere ve alemlere gönderilmiş olduğu için, önceki peygamberlerde bir manada, zamanla ve kavimle sınırlı olan o dini, nihai sınırlarını evrensel sınırlara taşımıştır, tamamını temsil eder. Dolayısıyla Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. İbrahim gibi diğer peygamberlerin tebliğ ettiği önceki dinlerdeki gerçekler İslamiyet’de de vardır. Zamanla bu peygamberlerin getirdikleri bu gerçekler, farklı şekillerde tahrif edilmiş, yanlış anlaşılmış, yanlış anlatılmış, değişikliğe uğratılmıştır. Hz. Musa’nın tebliğ ettiği dinde, özellikle Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nde Harut ve Marut kıssası vardır. Burada da temas edildiği üzere Hz. Süleyman’ın bir peygamber olarak, birer mucize olarak, Allah’ın verdiği maneviyattan kaynaklanan – mesela rüzgara binip, onunla seyahat etmesi gibi, cinleri ve şeytanları emrinde istediği gibi çalıştırması gibi, çok önemli güçleri vardır. Sağlığının sonuna doğru bunu, Yahudiler büyüye yormaya başlamışlar. Hz. Süleyman’ı – haşa, hiçbir zaman olması mümkün değil de – puta tapmakla suçlamışlardır. Daha sonra onun bu manevi gücünü, mucizelerini büyüye yorarak, büyücülük ve ispiritizma gibi şeyler Yahudilik içinde çok yaygınlaşmıştır. Bilhassa Babil sürgünündeki Yahudiler’de bunun zirveye vardığını, Kuran-ı Kerim’de okuyoruz.

İşte Kabala, Hz. Musa ve ondan sonra gelen İsraili peygamberlerin (En son Hz. Davut ve Hz. Süleyman) tebliğ ettiği İslam’daki maneviyatın, oradaki manevi gücün saptırılmasından ileri gelen, onu bir takım büyü gibi, ispiritizma gibi, medyumluk gibi, değişik şeylere yönelten bir akımdır. Fakat o günden bu yana, batı dilinde ezoterik denilen, İslam’da batıni denilen, Yahudilerin olduğu yerde doğan akımları derinden etkilemiştir. Şu an ne başlığını ne de yazarının adını hatırlayamadığım bir kitapta şöyle bir iddia geçiyordu: Modern batı psikoloji disiplini Freud’a dayanır, Freud’un da kaynağı tamamen Kabala’dır. Kabala bir takım işaretler, bir takım sembollerle ilgilidir. Masonlukta ve siyonizmde etkileri olduğunu görüyoruz. Batıda ortaya çıkan bütün ezoterik akımlarda önemli şekilde Kabala’ın teesiri vardır. Sufizm ile bir alaka kurulucaksa, hiçbir zaman İslam’ın aslında zahiri / batıni veya Şeriat / Sufizm gibi bir ayrım söz konusu değildir. Bunların tamamı bir bütündür. Ama zamanla bazı Müslüman mürşitler, insanların manevi yönlerini eğitmeye gitmiş. İslam’ın manevi yönüne daha fazla ağırlık vermişler. Dolayısıyla bu manevi olarak kalbi ve ruhi bir “Seyr-i Süluk” denilen, Allah’a yönelme, onun marifetini, muhabbetini elde etme ve bu şekilde de İslam’ı çok daha iyi bir şekilde yaşayabilme adına bir akım olarak gelişmiştir. Büyükleri de tarikatlarda temsil edilmiştir. Elbette sapmalar olmuştur. Kabala ise Allah’ın gönderdiği dinin manevi boyutunda bütünüyle bir sapmadır. Maneviyat olmaktan çıkmış, paranormal / psişik denilen hadiseler haline getirilmiştir.

Dr. Laitman’ın resmi internet sitesinde şöyle bir açıklama var: Bütün dinler ve inançlar Kabala’dan gelmektedir. Bu iddiaya karşı ne diyorsunuz?

Katiyen, böyle bir şey yoktur, bütün dinlerin Kabala’dan gelmesi mümkün değildir, çünkü Kabala Hz. Süleyman’dan sonra ortaya çıkmıştır. Hz. Süleyman da bildiğimiz kadarıyla 3000 yıl önce yaşamıştır. İnsanlık tarihi ve dinler 3000 yıldan ibaret değildir. Hz. İbrahim, Hz. Süleyman’dan 1000 sene önce yaşamıştır. İnsanlığın tarihini tam bilemiyoruz, çok daha fazla peygamber gelmiştir. Bu bakımdan Kabala dinleri etkilememiştir. Batıda ezoterik / batıni akımlar ve dinlerden sapmalarda etkili olmuş olabilir ama dünyadaki bütün dinleri etkilemiştir gibi bir iddia geçerli değildir.

Siz Kabala’ın başlangıcını Hz. Süleyman’a götürüyorsunuz fakat Dr. Laitman ilk kabalist olarak Hz. Adem’i, ilk kabalayı öğreten olarak da Hz. İbrahim’i işaret ediyor.

Katiyen. Bu, dini sadece batıni yanından ibaret görmek gibi, bir saptırmadır. Bunun ne bir bilimsel yanı vardır, ne de ilahi kitaplarda geçer. Ne Hz. İbrahim ile ne de Hz. Ademle bir alakası yoktur. Hz. Süleyman’dan sonradır. Kuran-ı Kerim’de de geçer. Onun iktidarı, tarih boyunca iktidar noktasına gelmiş, en güçlü iktidardır. Peygamber hükümdardır. Onu Yahudiler sadece kral olarak bilir. O sadece bir kral değil, peygamber hükümdardır. Kuran-ı Kerim’de geçen, 25 büyük peygamber, resulden birisidir. Fakat onun peygamberlikten kaynaklanan o muazzam gücünü Yahudiler büyücülüğe yormuşlardır. Kabala’da tamamen bunun neticesidir.

Peki Sufizm ile Kabala arasında kurulan bağlantı veya İslam’da geçen İnsan-ı Kamil ile Kabala’da geçen Adam Kadmon arasında herhangi bir benzerlik var mıdır?

Tek bir dinden ayrılma olduğu için, bir takım kavramlar noktasında muhakkak benzerlikler olacaktır. Mesela Tasavvuf ile Hinduizm, Budhizmi veya Taozim arasında. İslam’daki Vahdet-i Vücud kavramı, Batı’daki Panteizm kavramının tam karşıtıdır. Panteizm, kainat adına Allah’ı inkar etmeye dayanırken, Vahdet-i Vücud ise tam tersine Allah adına, adeta kainatın varlığını görmez. İnkar etmez de, sadece görmez. Cenab-ı Allah dışında diğer varlıklar birer gölgedir, ayna üzerindeki yansımalardır, der. Fakat Panteizm ve Monizm bunun tam tersidir. Onlar maddi kainat adına Allah’ı inkar ederler. Ancak bunu bilmiyorlar, bilhassa günümüz felsefecileri. Bugün Hilmi Ziya Ülken’in “Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi” adlı kitabını okuyordum. Orada, yapılmaması gereken, çok ayıp bir şekilde, İsmail Fenni Ertuğrul panteist olarak ilan ediliyor, Vahdet-i Vücud’çu olmasına rağmen! Bunlar meseleyi bilmemedir, çok yanlış anlamalara yol açar. Buna benzer şekilde tasavvuf ile eflatunculuk ya da neoplatonizm denilen akımlar arasında bağlantılar kuruluyor. Başka kavramlar bulunamadığı için bu tür benzetmeler kullanılıyor. Oysa ifade ettikleri manalar çok farklıdır, zıttır.

Peki bu Avrasya Kabala Kongresi’nin Türkiye’de yapılmasını nasıl yorumlayabiliriz? Antalya’yı tesadüfen mi seçtiler? Yoksa bu topraklarda belirli bir gündemi oturtabilmek için mi?

Bu zamanda herkes bir arayış içersinde. İnsan ne sadece maddeden, ne de yalnızca manadan ibaret değildir. Her ikisinden ibaret bir varlıktır. Hem zihni, hem kalbi, hem ruhu, hem bedeni tatmin etmek ister. Bunlar arasında denge sarsıldığı zaman da o dengeyi sağlama adına ve sapmanın beraberinde getirdiği açlıkları tatmin için insanlık tarihi boyunca, sayısız denilebilecek derece çok akımlar doğmuştur. Bence bu arayışlar, bu asırda çok daha fazla. Kimi Yoga ile kimi meditasyon ile kimi ,özellikle ABD’de çıkan, yeni çağ akımlarıyla tatmin etmeye çalışıyor. Kabala’ın yaygınlaştırılmaya çalışılması bu bağlamda söz konusu, ben buna bağlıyorum.

İslam’ın tartışmaya açılmayacak en güçlü yanı maneviyatıdır. Bazıları dinin hukuki tarafını, Şeriat’ı tartışmaya açarak İslam’ı tenkit etmeye çalışıyorlar. Bir şey başardıkları söylenemez. Oysa İslam’ın tamamen vahiye dayanan manevi yanı çok önemlidir. Şimdi buna karşı insanların bağlılığını durduramayınca, böyle farklı farklı, sözde manevi, batıni, ezoterik, bazılarınca heterodoks denilen, kuraldışı, hiçbir gerçekliği olmayan, materyalizmden başka bir tarafı olmayan şeyler ortaya atılıyor. Sahih bir maneviyat vermiyor hiçbiri. Adeta tuzlu suyu içmek gibi, insanlarda daha çok açlığa sebep oluyor. Pek çoğu insanları intihara sürükleyebiliyor. Satanizm gibi çok daha aşırı akımlarda, insan kanı içme, kurban etmek gibi yönlere götürüyor. Sapmadan başka bir şey değil. İslam’ın sahihliğine karşı verilen bir mücadelenin uzantıları olarak görülebilir. Niyetleri nedir tam olarak bilemesek de iki şekilde de değerlendirilebilir. Ancak bunlar Türkiye’de bir şey yapamazlar.

Kabala’ın günümüz modern psikoloji disiplininde ve Masonik akımlarda çok ciddi tesirleri olmuş, bir çok akımın doğumuna sebep olmuştur, bunu da yabana atamayız.

(Alper Özgen, www.iyibilgi.com, 10-2009)