Muzik calici calismiyor


ASRI SAADET DEVRİ

Yalancı peygambere mektup

Hicretin 10. yılının sonuna doğru Hz. Peygamber tarafından Übeyy b. Kaab’a yazdırılıp Müseylime’ye gönderilen bu mektubun Türkçesi ise şöyledir:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla;

Allah’ın Resulü Muhammed’den yalancı peygamber Müseylimet-ül Kezzab’a; Selâm hidayete tâbi kimseler üzerine olsun. Bundan sonra, bilesin ki; Yeryüzü Allah’ındır. O’nu kullarından dilediğine ihsan eder. Hüsn-ü akıbet ise muttakilerindir. (Allah’tan korkan mü’min kullara aittir). Sen ve beraberindekiler eğer tevbe ederseniz, Allah da seni ve seninle beraber tevbe edenleri affeder.’

Allah Resul Muhammed.

Müseylime, Hz. Ebubekir zamanında öldürülmüş ve Allah sadece Arabistan’ı değil, yeryüzünün yarısını Hz. Muhammed’e inananlara ihsan etmiştir.

Bookmark and Share

Hz. Zeynep’in atölyesi

Peygamber (a.s)’ın aynı zamanda halasının kızı olan ve hicretin üçüncü yılında Hz. Peygamber’le 35 yaşlarında iken evlenen Zeyneb Bintu Cahş, deri işleme ustasıdır. Ham deriyi, o devrin usulünce debbağlayarak işlemekte, sonra da ondan kullanılacak eşyalar dikip satmaktadır.

İslâm, kadını çalışmaya mecbur etmez, bu doğru, ama illâ da çalışmayacaksınız demez. Kocasının izni tahtında, kadının çalışmasıyla ilgili, İslâm’ın uygun gördüğü şartlar çerçevesinde kadının çalışmasına hiçbir dinî engel yoktur, çalışabilir. Nitekim Hz. Zeyneb validemiz, nafakasını temin için değil, Allah yolunda harcamak için çalışmış ve kazancının tamamını fakir fukaraya, dul ve yetimlere harcamıştır.

Bookmark and Share

Halife Ömer İbn-i Abdülaziz

Malik b. Dinar anlatıyor:

Ömer b. Abdülaziz halkın başına halife olduğunda, koyun çobanları;

Kim bu insanların başına geçen iyi kul? diye sordular.

Çobanlara;

Kim söyledi size, halkın başına böyle bir halifenin geldiğini? diye sordular.

Çobanlar şöyle cevap verdiler:

Toplumun başına adil bir halife geldiğinde, kurtlar koyunlarımızdan el ayak çekerler.

Bookmark and Share

Akıllı çocuk

Hazret-i Ömer (r.a.) efendimizin, mübarek adetlerinden idi ki, her zaman camiye erken giderken, bir cocugun kosarak , acele acele camiye gittigini gördü.
Hz. Ömer efendimiz, cocuga:
-Yavrum, ne oldu böyle acele acele camiye kosuyorsun, dedi. Cocuk:
-Namaza gidiyorum efendim, namaz vakti yaklasti.Abdestim yok, ezan okunmadan abdest alacagim, dedi. Hz. Ömer:
-Yavrum sen dah kücüksün, sana namaz farz olmamistir, buyurdu.Cocuk:
-Efendim, bu isin büyügü, kücügü olur mu? Dün benden kücük bir cocuk vefat etti, dedi.

Bookmark and Share

Ezanı Muhammedinin ortaya çıkışı

İslâm’ın ilk yıllarında, Medine’de namaz vakti geldiğinde müslümanlar kendiliğinden toplanıyorlardı. Fakat cemaate geç kalanlar da oluyordu. Buna bir çözüm bulmak amacıyla namaz vakti girdiğinde “Haydi namaza!” diye seslenilmeye başlandı.

Bu uygulama yeterli olmayınca, Hazret-i Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz namaz vaktini bildirmeye yarayacak bir vasıta belirlemek arzusu ile sahabelerini topladı ve onlarla istişare etti. Bu toplantıda herkes fikrini açıkladı. Borazan kullanılmasını teklif edenler, çan çalınmasını isteyenler, herkesin görebileceği bir yerde ateş yakılmasını önerenler oldu. Bazıları da bayrak çekilmesini teklif ettiler. Fakat bu önerilerden hiçbirisi Hazret-i Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz tarafından kabul görmedi.

Çünkü çan hıristiyanlar tarafından, borazan da yahudiler tarafından kullanılıyordu. Ateş mecusilerin putu durumundaydı. Bayrak ise herkes tarafından görülemezdi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Hazrec kabilesinden Abdullah b. Zeyd bir rüya gördü. Abdullah Resulullah Aleyhisselâm’a gidip rüyasını haber verince Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“İnşaallah bu hak bir rüyadır. Kalk, rüyada öğrenmiş olduğunu Bilâl’e öğret! O, bunları söyleyerek ezan okusun. Zira onun sesi seninkinden daha gürdür.” buyurdu.

Bilâl-i Habeşi -radiyallahu anh- Mescid-i nebevi’nin yanındaki evin damına çıkarak, Abdullah b. Zeyd -radiyallahu anh-den öğrendiği şekilde yüksek ve gayet tatlı bir sesle öyle bir ezan okudu ki, Medine’nin her tarafından duyuldu. Bu şekilde bir namaz davetini evinde duyan Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- üzerini giyinerek hemen huzura geldi ve:

“Yâ Resulellah! Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki onun gördüğünün aynısını ben de gördüm!”

Bunun üzerine Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Allah’a hamdolsun. Şimdi bu daha sağlam oldu.” buyurdu.

Bookmark and Share

Kabe’nin anahtarının sahibi

Mekke-i Mükerreme fethedilmişti. Peygamber Efendimiz Ka’be’ye girmek istedi. Anahtar ise henüz daha müslüman olmamış olan Osman bin Talha’da idi. Resülüllah (S.A.V.) Hazreti Ali’yi anahtarı getirmesi için ona gönderdi. Osman bin Talha:

- Ben Muhammed’in hakiki peygamber olduğuna inanmıyorum ki, Ka’benin anahtarını teslim edeyim. Anahtar dedelerimden bana kalmıştır, dedi. Fakat Hazreti Ali, Resülüllah’ın emrini yerine getirmek üzere anahtarı halen müşrik olan Osman bin Talha’nın elini sıkarak zorla aldı ve Resülülllah’a getirdi. Peygamber Aleyhisselam ve eshap Ka’be’ye girip putlardan temizlediler ve içeride iki rek’at da şükür namazı kıldılar. Bu arada Hz. Abbas, Ka’be’nin anahtarının kendisine verilmesi için ricada bulunmuştu. O esnada: – Emaneti ehline verin, ayeti Celilesi nazil oldu. Bunun üzerine Efendimiz, anahtarı Hazreti Ali ile tekrar eski sahibi Osman bin Talha’ya gönderdi. Osman bin Talha: – Ya Ali biraz evvel anahtarı elimden zorla aldın, şimdi ise tekrar getirdin. Bunun sebebi nedir? diye sordu. Hazreti Ali: – Bu hususta ayet nazil oldu, dedi ve emanet hakkında nazil olan ayeti sonuna kadar okudu. O zamana kadar iman nasip olmayan Osman bin Talha: – Dininizin emanete verdiği ehemmiyete hayran kaldım, dedi ve Resülüllah’ın huzuruna götürülmesini istedi. Hazreti Ali ile beraber Huzur-u Seadete geldiler ve Osman bin Talha, Şehadet getirerek İslam şerefiyle müşerref oldu.

Bookmark and Share

Sahabi Vahşi

Yalancı peygamber Müseyleme’yi öldüren sahabî: VAHŞİ Vahşî, Hz. Hamza’nın Bedir savaşında öldürdüğü Tuayme’nin kardeşinin oğlu olan Cübeyr bin Mutim’in kölesi idi. Habeşli olduğu için, el ile ok ve mızrak atmakta usta idi. Uhud savaşında, Cübeyr buna demişti ki: – Hamza’yı öldürürsen seni azat ederim!

Daha o zamanlar müslüman olmakla şereflenmemiş olan Ebu Süfyan’ın hanımı Hind de, babasının ve amcasının intikamı için, Vahşî’ye mükâfat vâd etmişti. Niçin lanet etmiyorsunuz? Vahşî, Uhud’da taş arkasına pusuya girip, yalnız Hz. Hamza’yı gözetirdi. Hz. Hamza sekiz kâfiri öldürüp, saldırırken, Vahşî mızrağını atarak, onu şehit etti. Sonra, gidip durumu Hind’e haber verdi. Hind sevinip üzerindeki zinetlerin hepsini Vahşî’ye verdi. Daha da vereceğini söyledi. Uhud savaşında Peygamberimiz birkaç kâfire bedduâ etmişti. “Vahşî’ye niçin lanet etmiyorsun” dediklerinde, buyurdu ki: – Miracda, Hamza ile Vahşî’yi kolkola, birlikte cennete girerlerken görmüştüm! Hicretin sekizinci yılında, Mekke fethedildiği gün, Vahşî, Mekke’den kaçtı. Bir zaman uzak yerlerde kaldı. Sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, selam verdi. Resulullah efendimiz selamını aldı. Vahşî dedi ki: – Ya Resulallah! Bir kimse Allaha ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup temiz iman etse, Resulullahı canından çok seven biri olarak, huzuruna gelse, bunun cezası nedir? Resulullah efendimiz buyurdu ki: – İman eden, pişman olan affolur. Bizim kardeşimiz olur. – Ya Resulallah! Ben iman ettim. Pişman oldum. Allahü teâlâyı ve Onun Resulünü herşeyden çok seviyorum. Ben Vahşî’yim. Resulullah efendimiz, Vahşî adını işitince, Hz. Hamza’nın şehit edilmiş hâli gözünün önüne geldi. Ağlamaya başladı. Niçin affetmiyorsun? Vahşî, öldürüleceğini anlayarak kapıya yürüdü. Eshab-ı kiram kılıçlarına sarılmış, işaret bekliyordu. Vahşî, “Son nefesimi alıyorum” derken, Cebrail aleyhisselam geldi. Allahü teâlâ buyurdu ki: – Ey sevgili Peygamberim! Bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşî’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet! Herkes, “Öldürün!” emrini beklerken, Resulullah efendimiz buyurdu ki: – Kardeşinizi çağırınız! Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Peygamber efendimiz Vahşî’ye, “affolunduğunu” müjdeleyerek buyurdu ki: – Fakat, seni görünce dayanamıyorum, elimde olmadan üzülüyorum. Hz. Vahşî, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. Aynı mızrak ve okla yalancı peygamber Müseyleme’yi öldürdü ve büyük hizmet etti. Hz. Osman zamanında vefat etti.

Bookmark and Share