Archive for Kasım, 2006

Erişkin boy hesabı

İkinci doğum gününü kutlayan bir çocuğun sahip olduğu boyun iki ile çarpımı, yetişkinliğinde sahip olacağı boy için yaklaşık bir tahmin verir. İki yaşına giren bir erkek çocuk erişkinliğinde sahip olacağı boyun yaklaşık % 49,5’ine sahip iken, iki yaşına giren bir kız çocuk erişkinliğindeki boyun yaklaşık % 52,8’ine sahip olmaktadır.

Atatürk'ü bırakıp koltuğu sarılan CHP!

Ne yazık ki CHP Atatürk’ün devrimlerini yayma görevini yerine getirememiştir. Çünkü CHP’nin taşra kadroları zamanla hükümetle partinin içice girişleri nedeniyle artık inkılâpçılığı halka indirmeyi bir kenara bırakarak çıkar arayan ve ikbal merdivenlerini hızla tırmanmak isteyenlerin dar ve halktan kopuk kadroları haline dönüşmüştür.

(Hikmet Bil, Atatürk’ün sofrası)

Valinin çamur içinde Ata'ya hizmeti

Atatürk yurt gezilerinin birinde Kırşehir hududuna girerer. Protokol gereği Vali, başında silindir şapka, arkasında frak olduğu halde hududa gelmiş, Atatürk’ü istikbal ediyordu. Bu esnada da Atatürk’ün otomobili bir tarlaya saplanmıştı; etraftan yetişen köylüler otomobili kurtarmaya çalışıyorlardı. Vali de o resmi kılık kıyafetiyle, çamur içinde köylülere, jandarmalara emirler veriyor, gayrete getirmeye çalışıyordu. Atatürk: “İşte masa başında yapılan talimatnameler, hatta kanunlar, günün birinde böyle gülünç de olurlar!” diyerek Vali’yi yanına çağırttı. Haline acımış olacak ki, kalın bir palto giymesini tavsiye ederek zahmetlerinden ötürü kendisine teşekkür etti…

(Hikmet Bil, Atatürk’ün sofrası)

Türklerin tek kılavuzu

''Halkın bilgisizliğinden ve tutuculuğundan, düşünme alışkanlığını henüz kazanmamış olmasından yararlanarak bin bir türlü siyasal ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini alet olarak kullanmaya çalışanların varlığını , ne yazık ki aramızda görmekten hala kurtulabilmiş değiliz. İnsanlıkta din duygusu ve din kavrayışı, her türlü boşinan (hurafe) ve usdışılıktan arındırılarak, bilimin ışıklarıyla dupduru ve yetkin oluncaya dek, bu din oyununa ve oyuncularına her zaman ve her yerde rastlanacaktır. Hiçbir mantıksal kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin, inançların, görüşlerin korunmasında direnen ulusların ilerlemesi çok güç olur. Belki de olmaz. Yaşam felsefesini genişliğine gören ulusların egemenliği ve tutsaklığı altına girmeye mecburdurlar.''

(M. Kemal Atatürk, 1927)

Atatürk'ün ikna kabiliyeti

Atatürk’ün arakadaşı Kılıç Ali anlatıyor:

— Dil devrimi günleriydi. Dolmabahçe sarayındaydık. Bir gece-“Atatürk” “Hikmet Bayur”a bazı izahlar yapmaya koyulmuştu. Bayur ise, o izahlara katılmıyor kendi düşüncelerinde ısrar ediyordu. Nihayet çok geç olmuş “Atatürk”ü Hikmet Bayur ile başbaşa bırakarak bütün arkadaşlar masadan ayrılmış odalarımıza çekilmiş yatmıştık.

Ertesi sabah uykudan kalktığımız vakit “Atatürk” ün hâlâ yatmadığını ve Hikmet Bayur’la başbaşa akşamki gibi aynı vaziyette tartışmaya devam etmekte olduklarını öğrenince arkadaşım Salih Bozak ile beraber yanlarına gittik. Yüzler kıpkırmızı olmuştu. Hâlâ Gazi Hikmet Bayur’u iknaya çalışıyordu! Bir müddet sonra çalışmaları bitti. Hikmet Bey de müsaadesini aldı, çekildi.

Yalnız kaldığımız vakit Salih Bozok:
– “Paşam, için bu kadar yoruldunuz? Hikmet Bey yabancınız mı? Size bağlı bir arkadaşınız.

Salih Bozok’ün bu sözleri üzerine Ataürk:

–  Ha… işte bu yanlış bir mütalaa. Bilirmisin ki Hikmet Batur düşüncelerinde inatçıdır. onu ikna etmek lazımdır. O bir kere kani oldu mu işi benimser.

(Hikmet Bil, Atatürk’ün sofrası)