RSS

Dostların Sevgisi

Tarih: Ağu 31 2012

Zaman, Şeytan ve Matrix

Tarih: Ağu 31 2012

Bir akşam oturmuş muhabbet ediyorduk. Bir süre sonra ahir zaman ve fitnelerinden bahis açıldı. Ahir zaman fitnesi deyince Deccal ve Süfyan’dan bahsetmemek olmazdı. Bunları dinlerken sevdiklerimi, kendimi ve tüm insanlığı düşündüm. Hepimiz gönüllü köleler olmuştuk maalesef. İnsanlar yıllarca ‘’Matrix’’ ile dalga geçtiler. Ancak Matrix gerçeğin ta kendisi idi. İnsanlar zamanın çıldırtıcılığına yelken açmış açıldıkça açılıyorlar. Hepimiz sabah işe git akşam eve gel. Artan zamanlarda televizyon seyret, internete gir, alışveriş yap, gürültülü ortamlarda ne konuşulduğu anlaşılmadan zamanlarını öldür.

  • Peki, ne zaman insanlığımızı hatırlayacağız?
  • Ne zaman asıl amacımıza uygun hareket edeceğiz?
  • Ne zaman bir kadın ya da erkek televizyon veya internet yerine eşine sevgi dolu bakışlarla bakacak?
  • Ne zaman anneler ve babalar çalışmanın, para kazanmanın her şey olmadığını anlayıp çocukları ile vakit geçirecekler?
  • Ne zaman bizler akrabalarımızı ve sevdiklerimizi ihmal ettiğimizi hatırlayıp onları ziyarete gideceğiz?
  • Ve asıl önemli olan biz ne zaman Rabbimize kulluk yapacağız?
  • Ne zaman açıp da Kullanma Kılavuzu’muzu okuyacağız?
  • Ve ne zaman bu matrixten kurtulmayı başaracağız.

Biz maalesef bu matrixin kulu olmuşuz. Bir Allah’a kul olmayı kabul etmemişiz ama belki de onlarca tanrı edinmiş ve onlara kul olmuşuz. Hevamızın, hevesimizin, hırsımızın, paranın, mal ve mülkün, zenginlerin, makam sahiplerinin, patronların ve bütün bunların bağlı olduğu komitelerin ve nihayetinde bu komiteyi de ortaya çıkartan şeytanın kulu kölesi olmuşuz. Biz istediğimiz kadar nara atalım biz özgürüz diye. Bu kafasını kuma gömmüş devekuşunun durumuna benzer ancak. İnsanlar olarak özgür değiliz. Kapitalizmin çarkları arasında inim inim inlerken nasıl olurda özgür olduğumuzu iddia edebiliriz. Hepimiz paranın kölesiyiz. Onun için bütün vaktimizi harcıyoruz. Ama bu zamanın içine ailemize, sevdiklerimize ve Rabbimize ayırmamız gereken vakitleri de katıyoruz. Onların haklarını düşünmüyoruz.

Sanki aç kalmışız gibi bir telaş içindeyiz. Ancak çoğumuz şunu bilmiyoruz ki Allah’ın garanti ettiği birkaç şeyden birisi de rızktır. Bu konuda teminat olduğu halde bizler Allah’a güvenmeyerek (Evet Allah’a güvenmemektir bu hareketlerimizin ifade ettiği) ‘Ne olur ne olmaz ben kendi işimi kendim halledeyim’ derken para için, mal mülk için, iyi bir sosyal sınıf için, güzel kızlarla ve yakışıklı erkeklerle birlikte vakit geçirebilmek için, pahalı mekânlarda yarım saat de olsa yer edinebilmek için, bir akşamlık giyeceğimiz bir kıyafeti alabilmek için, tüm maaşını işyerlerinde diğer cinstekileri etkilemek ve hemcinslerini kıskandırmak amacıyla harcamak için vs. sürekli çalışıyoruz.

Karmakarışık görünen kodların arkasında gizli sanal bir dünya ve

 insanlığın sonunun medya ile hazırlanmasının bir işareti!

Peki, bu nasıl özgürlük? Özgür insanın bu kadar derdi ve sıkıntısı olur mu? Bu halimize baktığımızda ise her birimizin kredi borçları ile cebelleştiğini görmeniz kuvvetle muhtemeldir. Peki, biz insanlar ne için çalışıyoruz. Rızkımız için mi yoksa kendimizi dışarıya daha iyi pazarlamak için mi? Bu ifade ağır kaçtı demeyin. Çünkü modern dünya artık insanların kendilerini iyi pazarlaması gerektiği düşüncesini her yerde ifade ediyor. Bu Pazarlama ifadesini ben modern dünya düzeninden çaldım. Şimdi diyeceksiniz ki sen çok ağır konuşuyorsun. Hayır, ağır falan değil. Sadece durum tespiti bu. Herkes sadece 5 dk dikkatli düşünse ve kendisine baksa bu acı tabloyu görecek. Neo karakterinin o son sahnede kurşunlar kendisine gelirken söylediği No ifadesini söyleyebilsek keşke. Sadece 5 dakikalık bir tefekkür bile bu dünyanın kodlarını çözmemize kâfi gelecektir. Tıpkı Matrix’in kodlarının görünmesi gibi. Neden mi? Çünkü şeytanın hilesi zayıftır. Hem de çok zayıf. Bu kadar illüzyon, bu kadar oyalayıcı şeyler sizce ne için? Tabii ki düşünmeyi engellemek için. Düşünmeyen insanın neye benzeyeceğini söylememe gerek var mı? İnsan hangi varlıkların düşünen hali ise ona benzeyecektir. Ondan sonrası da şeytan için tam bir komedi filmi haline dönüşür zaten. Çekilir kenara ve bu hale düşürdüğü bizleri nefretli kahkahaları ile izler.

Siz eğer bu insanları uyarmaya kalkarsanız size dönerler ve sizi suçlamaya başlarlar. Bu sefer şeytan daha da hoşnut olmuş şekilde kahkahalarına devam eder. Kendisi de şaşırır bu duruma kesin. Bu kadar sadık kulları olduğuna o da şaşırır herhalde. Bu gibi durumlardan Kur’an’da onlarca ayet vardır. Peygamberlere o hakaretleri yapan, onlarla alay eden ruh hali bu zamanki sıradan uyarıcıları dinler mi? Ama her şeye rağmen önce kendi nefsimizi sonra da yakınımızdakilerden başlayarak sevdiklerimizi ve tüm insanlığı uyarmakla mükellefiz. İlk işimiz ise kendimizi düzeltmek. Bu yazıyı kendi laf dinlemez, hevaperest, dünyanın peşinde köle olmuş nefsime ve benim durumumda olan kardeşlerime yazdım. Kimse kızmasın darılmasın. Kendimle birlikte benim gibi nefsi ile mücadele yolunda olanlara Allah yardım etsin. Sonumuzu hayreylesin. Vesselam.

(Ömer Akif, Ağustos 2012)

Türk Bayrağının Şifresi

Tarih: Ağu 31 2012

Araştırmacı tarihçi yazar Cezmi Yurtsever, Türk bayrağında yer alan hilalin İslam anlamına geldiğini, bayrakta yer alan 5 köşeli ay-yıldızın da İslamın 5 şartını simgelediğini savundu. İstanbul’a Osmanlı arşivlerini araştırmak için geldiğini ifade eden Yurtsever, ‘Topkapı Sarayı’na da uğradım. Topkapı Sarayı’nın ‘Babı Hümayun’ adı verilen birinci kapısının alın kısmında Ayyıldız şekillerini gördüm. Bugünkü Türkiye Devleti bayrağının Osmanlı’dan miras kaldığı görüşlerini kanıtlayacak arşiv belgeleri, Topkapı Sarayı’nda bulunan bayraklar, nişanlar ve semboller üzerinde araştırmalarımı sürdürdüm. Günümüzde kullanılan Türkiye Devlet bayrağının anlamını tarihin derinliklerinden alan gizli şifreleri olduğunu öğrendim‘ dedi.

Yurtsever, Türk bayrağındaki hilalin çizimi ve gizli anlamı ile ilgili araştırmalar yaptığı esnada uzman hocaların çocukluk yıllarında Fatih Sultan Mehmet‘e hilal şeklini çizmeyi öğrettiği bilgisine ulaştığını dile getirdi. ‘Hilal, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret etmesi esnasında gökyüzünde ay ve hilal şekli vardır” diyen Yurtsever, açıklamasını da şöyle sürdürdü: “Osmanlı bayraklarındaki hilal şekli İslam’ı ve hicret olayını sembolize eder. Osmanlı’nın kullandığı 3 hilal şekilli bayrak İslamiyeti güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar bütün dünyaya yayma düşüncesinin karşılığıdır.

Fatih Sultan Mehmet‘in Çanakkale Boğazı’nın Gelibolu sahillerine yaptırdığı Kilitbahir Kalesi’nin 3 hilal şeklinde yapıldığına dikkat çeken Cezmi Yurtsever, “Osmanlı ve Türkiye bayraklarındaki hilal şekli Fatih Sultan Mehmet’in kalıcı kıldığı kutsal bir semboldür. Hilal, ‘İslam’ anlamına gelir. Bayraktaki 5 köşeli ayyıldız ise İslam’ın 5 şartı anlamında” ifadesini kullandı. Türk bayrağındaki hilal ve ayyıldız simgelerinin tanzimat reformları döneminde Padişah Abdülmecit zamanında 1844 yılında kabul edildiği hatırlatan Yurtsever, bayrağın al renkli olmasının ise ‘Vatanı savunma uğruna cihat mücadelesi verme ve şehit olma‘ düşüncesinin karşılığı olduğunu da sözlerine ekledi.

(Ağustos 2012)

Misyonerlikten Müslümanlığa Bir Rüya

Tarih: Ağu 31 2012

Dünya genelinde kronik yoksulluk, savaş ve doğal afet bölgelerinde yürüttüğü insani yardım çalışmalarına ek olarak İslami çalışmalar yürüten kurum ve şahıslara da destek olmaya çalışan İHH İnsani Yardım Vakfı, bu kapsamda Afrika’da çalışmalar yürüten, eskiden Papaz olup sonradan İslamiyet’e girmiş olan Musa Bangura’yı yakından tanımak için Türkiye’ye davet etti. Dünyanın en fakir 4 ülkesinden biri olan Sierra Leone’de tebliğ çalışmalarını yürüten ve 9 yılda 500’ü papaz 4 bin 402 kişinin İslamiyet’e geçmesine vesile olan Musa Bangura İHH’nın davetiyle Türkiye’ye geldi.

Batı Afrika’da 5,5 milyon nüfuslu Sierra Leone’de nüfusun yüzde 60’ının Müslüman, yüzde 30’unun Hıristiyan, yüzde 10’unun da Animist olduğunu belirten Bangura, “Hıristiyan Batı ülkeleri ve Caritas gibi Hıristiyan sivil toplum örgütleri kendi dindaşlarına önemli mali kaynak aktarıyor. Okullar ve hastaneler çoğunlukla onların denetiminde. Müslüman çocuklar bu okullara gittiklerinde, dualarını bile Hıristiyan usullerine göre etmek zorunda kalıyor” dedi. Hastanelerin de Müslümanları kabul etseler bile önceliği Hıristiyanlara verdiğini savunan Bangura, “Müslüman ülkeler, kardeşlerimiz, Sierra Leone’ye el uzatmalı” diye konuştu.

Önceden Moses adını taşıyan Evangelist mezhebine mensup bir papaz olan ve 1993 yılında gördüğü bir rüya üzerine İslamiyet’le tanışan Musa Bangura o zamandan beri çalışmalarını sürdürüyor. Bangura Müslümanlığa geçtikten sonra maddi-manevi birçok sıkıntıyla karşılaşmış. Sahip olduğu her şeyin elinden alındığını, hem ailesi hem de ait olduğu toplumdan dışlandığını anlatan Bangura ölüm tehditleri dahi aldığını ifade ediyor. Bu nedenle 6 ay kadar saklanmak zorunda kalan Bangura’ya bölgedeki Müslüman toplum sahip çıkmış.

Musa Bangura; Sierra Leone’deki misyonerlik faaliyetlerinin tek amacının insanların Hıristiyanlığı kabul etmesini sağlamak olmadığını; tüm Afrika’daki misyoner faaliyetlerin asıl amacının İslam’ı yok etmek olduğunu aktardı. Hıristiyan misyonerlerinin maddi güçlerini kullanarak oldukça yoksul durumda olan insanları kolaylıkla etkileyebildiklerini ifade eden Bangura, fakirliğin Müslüman gençleri yanlış yollara sevk edecek derecede yıkıcı olduğunu ve bununla mücadele etmeye çalıştıklarını belirtti.

Bangura şu anda çalışmalarını, kurduğu WHY ISLAM (Neden İslam) adlı kurumla sürdürüyor. Burada kendisi gibi İslam’ı seçenlere dini eğitim vererek maddi ve manevi destekte bulunuyor. Davet ve tebliğ çalışmalarını çok önemseyen Musa Bangura çeşitli radyo, tv yayınlarında ya da Hıristiyan ve Müslüman toplumların katıldığı organizasyonlarda Hıristiyan din adamlarıyla akaid alanında birçok konu üzerine (Hz İsa’nın Allah’ın oğlu olmadığı, vaftiz vb.) tartışıyor, seminerler ve vaazlar veriyor.

(Ağustos 2012)

Eli Başucunda

Tarih: Ağu 31 2012