Sözün Özü
 Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. (Hadis)

Arşiv: Ekim, 2007



İsrail’deki Kürtler

İsrail’de tahminlere göre 140 bin Kürt yaşıyor. 1950′li yıllarda yaklaşık 100 bin Kuzey Iraklı Kürt Yahudisi Mossad’ın düzenlediği Ezra ve Nehemya adı verilen operasyonla İsrail’e götürülmüştü. Irak’ta köylerde ve kasabalarda yaşayan Yahudiler önce Bağdat’ta toplanmış, ardından da uçaklarla İsrail’e taşınmıştı.

İsrail’e götürülen Kürtler’in büyük bir bölümü Kudüs’ün Katamomim semtinde ve Hayfa’nın köylerinde yaşıyor. Kürtçe konuşan, Kürt kıyafetleri giyen, Kürt yemekleri yapan ve aynı zamanda da Sinagog’a giden Kürt Yahudileri, Ortadoğu coğrafyasının en gizemli topluluğu olarak kabul ediliyor.

Kürt- İsrail Dostluk Birliği’nin Başkanı ve Kürt- Yahudi Kültür Merkezi’nin kurucusu Dr. Mote Zaken ise aslen Zaholu bir Kürt. Zaken, İsrail ile Barzani ailesi arasında tarihi ve kültürel bir ilişki olduğunu anlattı. Zaken, bu ilişkinin baba Mustafa Barzani tarafından kurulduğunun altını çizdi. Zaken’in anlattıları oldukça dikkat çekici: “Mustafa Barzani’nin çocukluk arkadaşı bir Kürt Yahudisi Havaco Kano’ydu. Havaco İsrail’e göç edince aralarındaki ilişki bozulmadı.

(http://www.haber7.com)

Tür: , Yayın tarihi: 31 Ekim 2007

Çemberlitaş hazinesi var mı?

İstanbul’un simgelerinden biri olan Çemberlitaş’ta yapılan restorasyon çalışmaları, yıllardır saklı kalan bilgileri de gün ışığına çıkardı. Pek çok tarihi kaynakta, İmparator Konstantin’in annesi Helena tarafından Kudüs’ten getirilen çok sayıda kutsal emanetin ve Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği haçın Çemberlitaş’ın altında yer alan odaya koydurduğu belirtiliyordu.

Konuyla ilgili oluşturulan uzman bir heyet tarafından yapılan arkeolojik tetkikler ve radyo dalgaları sonucunda elde edilen grafikler sayesinde, çemberlitaş altında bulunan odaların resmi çizildi.

Kutsal Kase’nin bir efsane olduğunu, ancak bu isim altında Hristiyanlığa ait kutsal sayılan bazı emanetlerin kastedildiğini belirten İTÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faruk Göncüoğlu, “Hz. İsa’ya ait bazı eşyaların ve çarmıha gerildiği haçın Çemberlitaş’ın altında olduğu, sadece Osmanlı kaynaklarında değil, daha eskiye ait Roma ve Bizans kaynaklarında da var. Çemberlitaş, aslında bu özelliğiyle Hıristiyanlar için Vatikan’dan daha kutsal bir yapı. Çünkü Vatikan sadece Katolik mezhebinin saydığı bir yer ancak Çemberlitaş tüm Hıristiyanların peygamber kabul ettiği Hz. İsa’nın kutsal emanetlerinin saklı olduğu yer” dedi.

(Abdullah Yıldırım)

Tür: , Yayın tarihi: 31 Ekim 2007

Mısır mumyaları

misir-mumya-0.jpg

misir-mumya-1.jpg

misir-mumya-2.jpg

misir-mumya-3.jpg

misir-mumya-4.jpg

misir-mumya-5.jpg

misir-mumya-6.jpg

misir-mumya-7.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 31 Ekim 2007

Av köpeği avcıyı vurdu

avci-kopegi.jpg

ABD’de sülün avına çıkan bir avcı, vurduğu kuşu almak için yere bıraktığı tüfeğinin tetiğine köpeklerinin basması sonucu vuruldu. Iowa eyaletindeki doğal kaynakları koruma kuruluşu yetkilileri, 37 yaşındaki James Harris’in Iowa’da sülün avı sezonunun başlangıcından bir gün önce arkadaşlarıyla ava çıktığını söylediler. Yetkililere göre, avcı grubunun vurduğu bir kuş, civardaki bir çitin diğer tarafına düştü. Harris, kuşu almak için tüfeğini yere bırakarak çitin diğer tarafına atladı. Harris, çitin diğer tarafındayken, köpekleri avcının yere bıraktığı tüfeğe bastılar ve ateş almasına neden oldular.

(Zaman Gazetesi, 10-2007)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Eski astsubayın terör eylemi

Hakkari’nin Yüksekova İlçesi Dağlıca Komando Taburu’nun güvenliğini sağlayan birliğe 21 Ekim 2007 günü düzenlenen ve 12 askerin şehit edilmesi, 16 askerin yaralanması, 8 askerin de kaçırılmasıyla sonuçlanan saldırının talimatını ‘Ape Hüseyin’ kod adlı PKK’lı eski astsubay Kadri Çelik’in verdiği ortaya çıktı. ‘Gizli’ ibareli istihbarat raporlarında, saldırı talimatını veren Kadri Çelik’in, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılarak örgüte katılan eski bir astsubay olduğu dipnot olarak yer aldı. Ayrıca Dağlıca sıldırısının planlayıcısı ve uygulayıcılarından ‘Alişer Koçgiri’ kod adlı terörist Yücel Halis’in ise CHP eski Sivas Milletvekili ve Çalışma eski Bakanı Ziya Halis’in yeğeni olduğu belirtildi.

(http://www.haber7.com)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Asıl padişahlık

“Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş, Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş.”

(Yavuz Sultan Selim)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Tarihi menkıbeler

Türk tarihine yönelik araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. İlber Ortaylı, ‘yiğitliği korumak için’ tarihi yalanlar ortaya atıldığına dikkat çekip, popüler Türk tarihinin menkıbe (efsane, destan) ve yalanlardan arındırılıp bilimsel bir temele dayandırılması gerektiğini söyledi.

Prof. Ortaylı, ”Her ülkenin gençlerine verdiği resmi bir tarih yorumu vardır. Bu kınanamaz. Ancak tarihsel olayları yanlış öğretemezsin. Buna hakkınız yoktur. Bunun için gençlerimize objektif tarih kitapları okutmalıyız” dedi.

Tarihi yalanların, o ülkenin insanlarını objektif değerlendirmeler karşısında daha da zor duruma düşüreceğini belirten Ortaylı, ”Bir kral veya padişah pislikten öldü ise ölmüştür. Onu ‘kahramanca savaşarak öldü’ diye anlatırsanız, bu yalanınızı bir gün yüzünüze vururlar. Bu gibi olumsuzluklar ancak doğru dürüst tarih kitapları yazarak önlenir” dedi.

İşte bazı tarihi palavralar:

Katerina - Baltacı Mehmet olayı: ”Katerina’nın Baltacı Mehmet’in otağına gelip mücevherlerle kendini sunduğu söylenmektedir. Bu genelin hoşuna giden bir efsane. Oysa kayıtlarda böyle bir şey yok. Bir takım hocalar çocuklara bu tür rezaletleri anlatıyor. Böyle tarihçilik olmaz.”

Hezarfen Çelebi uçtu mu?: ”Hezarfen’in Galata’dan uçuşu Evliya Çelebi’ye dayanan bir hikâyedir. Türk Hava Kurumu da bu olayı şişirdi. Tarihsel dokümanlarda böyle bir olay ve kişi yok.”

Ulubatlı Hasan var mıydı?: ”Ulubatlı Hasan hikâyesini yazanlar, son devir Bizans - Osmanlı tarihçileridir. Sancağı diken biri var mutlaka. Ama bu Ulubatlı değil. Kayıtlarda Ulubatlı Hasan yok.”

Akdeniz Türk gölü müydü?: ”Hayır. Akdeniz’de Sicilya ve Malta gibi çok önemli üsler var. Ayrıca ‘yedi adalar’ dediğimiz İyon Adaları da elimizde değildi. Girit ve Malta varken, Akdeniz’den Türk Gölü diye bahsetmemiz zor.”

Fatih Sultan Mehmet’in annesi Sırp mıydı?: ”Fatih’in annesi Türk’tür. Bir de Sırp analığı vardır.”

Fatih Ayasofya’ya atla girdi mi?: ”Niye atla girsin? Koridor bölümüne törensel anlamda girmiş olabilir. Bizans imparatorları da bunu yapardı. Mabede atla girdiği doğru değildir. Haçlıların İstanbul’a yaptığı işgalle fetih, birbirine çok karıştırılıyor.”

Fatih Ayasofya’yı satın aldı mı?: ”Yok öyle bir şey. Şehrin en büyük mabedi, fetih hakkıdır. Camiye çevrilir. Ayasofya, yeryüzünün en büyük, en parlak, en şöhretli mabediydi. Fatih, istese adını Fethiye Camii yapabilirdi, yapmadı.”

Bizans isminde devlet var mıydı?: ”Bizans sonradan uydurma bir isimdir. Bizans, Doğu Roma da değildir. Bizans dedikleri Roma’nın ta kendisidir. Bazı tarihçiler, Avrupa’daki Roma - Germen İmparatorluğu’nu Roma olarak yorumluyor, öbürünü, Bizans diye bize iteleyip kakalamaya kalktılar.”

Hürrem Sultan sarayın hâkimi miydi?: ”Hürrem, sarayın hâkimi değil. Padişahın üzerinde ne derece etkisi var bilinmez. Şehzade Murat’ın katledilmesinde Hürrem’in ne katkısı var, Rüstem Paşa gelişmeleri ne derecede abartarak padişaha naklediyor, bunların tespiti çok zor.”

Piri Reis haritası var mı?: ”Piri Reis’in haritasının kaybolan bir Colombus haritasının kopyası olduğu söyleniyor. Türkler, Amerika kıyılarına gitmedi. Colomb da oranın bir kıta olduğunu bilemedi ama bir harita çıkardı. Bahsedilen harita, bir Piri Reis çalışmasıdır ama, kaynağı hakkındaki tartışmalar teori halindedir. Bu konuda hiçbir şey diyemeyiz. Erich von Daniken de, bu haritayı uzaylıların yaptığını iddia ediyor.”

Depremde yıkılan Ayasofya’nın oturtulamayan kubbesi için Hz. Muhammed’in dualar okuyarak hazırladığı harcı gönderdiği ve onarımın böyle yapılabildiği söyleniyor, doğru mu?: ”Bunu kimin uydurduğunu ben de bilmiyorum. Menkıbe.”

Çemberlitaş’ın altında kutsal emanetler yattığı söyleniyor?: ”İnananı çok olan bir menkıbe.”

Süleymaniye’nin harcına Şah’ın mücevherleri karıldı mı?: ”Bunlar yarı menkıbe şeyler.”

(Milliyet, 2 Eylül 2003)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Cemil Meriç’in nurculara desteği

İhtilalin hemen ardındaki o şeametli yıllardayız (1963). Şehir şehir, sokak sokak birer cüzzamlı muamelesi görmekte olan ve daha henüz hiç birini şahsen tanımadığı Nurcular hakkında, Cemil Meriç şunları söylüyor:

“Değişen nedir? Said-i Nursi’nin risalelerini okumak için toplanan üç beş vatandaşın tevkifi, tabii hukuk bakımından hamakatle kaynaşan bir cinayettir. Ahlaksızlığın, bencilliğin, kayıtsızlığın ferman ferma olduğu bir ülkede, bir kitabı, ahlaktan, insanlıktan bahseden bir kitabı okuyanlar, ancak takdire layıktır. Soğuk ve süprüntülüklerden devşirme, maddeci, sözde maddeci yayınlardan tiksinen, kendilerine insaniyetçi süsü veren bir alay züppenin sapıklıklarına iğrenerek bakan ve bir kurtuluş arayan bu samimi çocuklar… Davranış bakımından kendimi onlara çok yakın buluyorum.

Yazılı kâğıt bezirgânları, odalarında kitap okuyan bu belki gafil, hiç şüphesiz tertemiz insanların tevkif edilmesini adeta alkışlayarak ilan ediyorlar. Yarı münevver, sadizmini, kendi tanrılarına secde etmeyen namuslu insanlar üzerinde tatmin etmeyi adet haline getirmiştir.” (Jurnal-1, s. 63. 9 Ocak 1963)

(http://cemilmeric.net)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Cemil Meriç Said Nursi’nin hayatını yazacaktı

Cemil Meriç’e 1977’nin son aylarından 1980’e kadar Risale-i Nur okuyan arkadaşı Muhsin Demirel’den bu işi devralan araştırmacı-yazar Mehmed Paksu, o günleri anlatırken ses kaydı ve fotoğraf çekmediğine hayıflanıyor. O dönemde İstanbul Üniversitesi Edebiyat’ta okuyan Paksu hatıralarını şöyle anlatıyor:

“Biz de edebiyatçıyız. Cemil Meriç’in ‘Bu Ülke’, ‘Umrandan Uygarlığa’ gibi kitaplarını okuyoruz; ama göremiyoruz. Meriç, edebiyatta, sosyolojide zirve, Muhsin Demirel anlattıkça içimiz gidiyor. Üstada hayranlığı olduğundan bahsediyor.” Meriç’in Bediüzzaman Hazretlerinden “Üstad” şeklinde bahsettiğine dikkat çeken Paksu, onun Risaleleri büyük sabır ve dikkatle dinlediğini, ifadeler karşısında yer yer dayanamayıp heyecanlanarak, “Üstad bitirmiş, üstad bitirmiş!” diye bağırdığını söylüyor. Bir gün Cemil Meriç’in kendisine İslamî kesimden insanların geldiğinden bahsettiğini dile getiren Paksu, bu konuda Meriç’in şu ifadelerini unutamamış: “Bana birçokları geldi, ama gelen herkes büyük bildiği zatı anlattı. Fakat siz bana Üstad’ı anlatmadınız, onun yerine bir kucak dolusu kitapla geldiniz, siz bana hazreti getirdiniz.” Paksu, Meriç’in, Üstad’ı tanıdıktan sonra kendisine güven geldiğinden bahsettiğini de aktarıyor.

Mehmed Paksu, yayınlanan 50’ye yakın kitabı ve Bugün Gazetesi’ndeki köşesiyle edebiyat dünyasında tanınan bir isim. Ancak Paksu’nun bugüne kadar bilinmeyen bir özelliği daha var: Paksu iki yıl ünlü yazar Cemil Meriç’e Risale okumuş. Cemil Meriç ile her cuma beraber olan Paksu, o günleri şöyle anlatıyor: “1977’de Köprü Dergisi’nde yazı yazan Cemil Meriç’e Muhsin Demirel isimli arkadaşımız kendisinden gelen talep üzerine Risale-i Nur okumaya gidiyordu. Bu, iki yıl sürdü. Demirel’in 1980’de DPT’ye tayini çıkınca Risaleleri okuma işi bana havale oldu.”

Demirel, Meriç’e Risale okuma işini kendisine açtığında bu durum Paksu’yu çok heyecanlandırmış. Çünkü aynı yıllar Meriç bir efsane ve yazıları, okuduğu İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi koridorlarında elden ele dolaşıyor. Meriç’in Göztepe’deki evine ilk kez Demirel ile birlikte gitmiş. Meriç’in Göztepe Parkı’na bakan evini, “Üç katlı eski bir evdi ve hoca birinci katın bahçeli tarafında oturuyordu. Eve girer girmez koridordan hemen büyükçe bir salona girdik. Salonun bütün duvarları tabandan tavana kadar kitaplarla doluydu.” şeklinde tarif ediyor. Kütüphanede Fransızca kaynakların bolluğu dikkatini çekmiş. Meriç’in ayrıca Arapça ve Osmanlıca’ya hakimiyetine de vurgu yapıyor. Cuma günleri çalışma odasında Meriç’e Risale okuyan Paksu, kitap okuması ile geçen yedi saatin ardından Meriç’te yorgunluktan eser olmadığını ve dil sürçmesinden kaynaklanan hataları bile anında düzelttiğini söylüyor. Meriç’in çalışma tarzı ise gayet yorucu. Kitabı iki defa baştan sona okutturuyormuş ve ikincisinde de kısa kısa notlar alıyormuş: “Aydınlar Konuşuyor diye Necmeddin Şahiner’in bir kitabı vardı. Onu okuyorduk… Kitabı önce baştan sona okuduk, sonraki okuyuşta notlar çıkardı. En son da bu notlardan bir yazı ya da makale meydana getirirdi. Yine mesela Mustafa Sungur’un ‘Söz Bediüzzaman’ın- anarşi, sebep ve çareleri’ isimli kitabını okuyorduk. 450 sayfalık bir kitaptan yarım sayfalık bir yazı çıkardı. Özetin özeti idi bu, kitabın tam damıtılmış bir haliydi.”

Paksu, Risalelerin yanı sıra Meriç’e Münazarat, İşarat’ül-İcaz, Divan-ı Harb-i Örfi, Hutbe-i Şamiye gibi Said Nursi’nin Risaleleri yazmadan önce kaleme aldığı eserleri de okuduğunu ve Meriç’in her fırsatta kitaplardaki fikir, dil ve üsluba hayranlığını dile getirdiğini şu sözlerle aktarıyor: “33. Söz’ü okumuştum, burada Said Nursi felsefe ile nübüvveti karşılaştırıyor. Meriç’i bu Risale çok heyecanlandırmıştı. Ayrıca Kader Risalesi’ni okurken coşardı. Öyle ki iki elini birbirine vurarak nutuk atmaya başlardı.” Meriç, Said Nursi’den bahis açıldığında ona ‘üstad’ diye hitap edermiş. Kader Risalesi’ne hayranlığını da şu sözlerle dile getirmiş: “Kaderi hürriyet ile hem bağdaştırıp hem yorumlayan tek üstad olmuştur. Kaderi insanın hürriyeti olarak ele alıyor. Bediüzzaman bu konuda son sözü söylemiştir.”

Meriç’in özellikle okunmasını istediği iki yer daha var: 12. Söz ve 17. Lem’a. Paksu, bu iki Risale’de Said Nursi’nin Batı medeniyeti ile Kur’an-ı Kerim’i karşılaştırdığını vurguluyor. “Said Nursi’nin Batı felsefesine olan hakimiyeti karşısında Meriç şaşkınlığını gizleyemezdi.” diyor. Paksu’nun geriye dönüp ‘ah ettiği’ bir konu da Meriç ile beraber kararlaştırmalarına rağmen Said Nursi’nin biyografisini yazma düşüncesinin akim kalması. Meriç, Said Nursi’nin dünya düşünce tarihindeki yerinin tam anlaşılması için dönemin tarihçilerinin, düşünce adamlarının, ulemalarının ve yaşadığı dönemin iyi anlaşılması gerektiğini savunurmuş. Aksi takdirde Meriç, Bediüzzaman’ın gerçek yerinin tespit edilemeyeceğini söylermiş. Ayrıca Meriç’in Said Nursi ile ilgili tespitlerini yaptığı dönemde henüz Risale-i Nur Külliyatı toplumun dikkatini çekmiyordu. Paksu’ya göre yurtdışında Said Nursi ile ilgili araştırmaların birinci başvuru kaynağı olan ‘Bediüzzaman Said Nursi Olayı’ adlı kitabın yazarı Şerif Mardin’i bu konuda yazmaya teşvik eden Cemil Meriç olmuş.

(http://pazar.zaman.com.tr)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Neyzen Tevfik’in sara nöbetlerin başlaması

Hiciv ve Ney ustası Neyzen Tevfik yedi yaşında iken, Muğlalı Kel Mülâzım Hüseyin Ağa müfrezesinin kent çarşısında, eşkıyaların kesik başlarını halka gösterirken Neyzen Tevfik’de orada bulunur. Bu görüntü onun hayalinden silinmez ve Urla’da başlayacak olan Sara nöbetlerinin tetikleyicisidir. Olayı bir de Neyzen Tevfik’in ağzından dinleyelim:

“Ben daha o yaşta musıkinin tutkunu, çılgınca düşkünüydüm. Babamı elinden çekerek çalgı seslerinin geldiği tarafa doğru adeta sürüklüyordum. Nihayet alayın ucu Köşkiçi Meydanı’ndan göründü. Biraz daha yaklaşınca zurna ve lavtaların ahengine tempo tutan davul tokmakları sanki hep birden kafama inmeye başlamıştı. Yaklaşan kalabalığın ellerinde on, on beş sırık, sırıkların ucunda da kesik insan kafaları vardı. Gözlerim dehşetle yerinden fırlamış ve çığlığı basmıştım. Şaşıran babam, güya o feci manzarayı bana daha fazla göstermemek için, önünde durduğumuz demirci dükkanına dalmıştı. Oysa olan olmuş ve çocuk ruhumda müthiş bir kasırga kopmuştu…”

(http://www.neyzentevfik.org)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Bir Bediüzzaman savunması

“… İslamiyete ve Hakikat-ı Kur’aniyeye karşı mürtedane mücadele eden bir dessas zındıktır ki bize hücum etmek için istibdad-ı mutlaka (diktatörlüğe) cumhuriyet namını vermekle, İrtidad-ı mutlakı (dinsizliği) rejim altına almakla, Sefahet-i mutlaka (rezilliğin her çeşidine) Medeniyet (çağdaşlık) namını takmakla, Cebr-i keyfî-i küfrîye (yasalara aykırı uygulamalara) kanun namını vermekle, Hem bizi perişan, Hem hükûmeti iğfal (aldatmak), Hem adliyeyi bizimle mânâsız meşgul eylediler.”

(14. Şua)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Cemil Meriç’in Bediüzzaman hakkındaki düşüncesi

cemil-meric-gencligi.jpg

“87 senelik ömründe eserlerine nasıl başlamışsa öyle de bitirmiştir. Hiçbir dünya büyüğüne dalkavukluk yapmamıştır. Bu bizim memlekette büyük bir fazilettir. Cemiyette hemen herkes anadan doğma bir dalkavuk olmuş… Said Nursî bir kavga adamı. Yalçın bir irade, taviz vermeyen bir mizaç… Yakın tarihimiz tek bir mücahid tanımıştır, o da Said Nursi’dir… Ben Müslüman mütefekkir deyince, celâdetiyle, cihadetiyle, onu tanıdım, başka tanımadım. Hepsi pırt deyince kaçan, firar eden insanlar. Bir tane başka görmedim ki… 60 yıl her kahra, her cefaya göğüs gererek mücadele eden biricik dâvâ adamı…”

(Şefaattin DENİZ, Yeni Asya)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Öğrenci servisine başörtüsü engellemesi

Astsubayın öğrenci kızını almak için 3. Kolordu Komutanlığı’na bağlı 4. Levent’teki Astsubay Lojmanları’na giden öğrenci servis aracı, içerisinde 15 yaşında başörtülü öğrenci bulunduğu gerekçesiyle içeriye alınmadı.

Nöbetçi askerin, minibüsün içerisindeki öğrencinin başını açtırmasının ardından servis aracı lojmanlara alındı. Gazetemize konuşan öğrencinin babası Muammer Selvi, “Artık başörtüsü ile uğraşmasınlar, terörle uğraşsınlar” dedi.

(http://www.haber7.com)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Atatürk olsa Kürt sorunu çözülür müydü?

Sanırım şöyle bir mantık yürütülüyor: ” Eğer Atatürk sağ olsaydı, PKK gibi bir bela başımıza gelmezdi. ”

Haklı olabilir tabii bunu iddia edenler. Ancak burada defalarca yazdığım gibi, 1923 ile 1938 yılları arasında irili ufaklı 16 Kürt isyanı oldu bu ülkede. Biraz tarih okudunuz mu, işte zihniniz böyle karışıyor. Atatürk gibi bir büyük liderin olduğu dönemde dahi ülkenin doğu ve güneydoğu bölgelerinde ciddi bir huzursuzluk varmış. Yani ” bu açıdan ” baktığımızda hiç de aranacak ya da özlenecek bir dönem değil o 15 yıl. Dönemin ‘İktisat Vekili’ Celal Bayar’ın hazırladığı ve özetle ” Bu iş sadece güç kullanarak çözülmez, başka (ekonomik, sosyal, vs) tedbirler almalıyız ” dediği ” Şark Raporu ” kaç tarihini taşıyor biliyor musunuz: 1936!

Vaziyete bakar mısınız: 71 yıl sonra aynı konuyu tartışıyoruz. Benzeri sorunlarla karşılaşan devletler bir çözüm üretmiş. 83 yıldır kavga ediyor, en azından 70 yıldır da tartışıp duruyoruz. Hani bilim bize yol gösterecekti?

Bu arada hatırlatayım. İster ” Kürt sorunu ” deyin, ister ” Doğu sorunu “. Ne ad verirseniz verin; şurası kesin: O bölgelerin en huzurlu, en sakin dönemi ne zaman biliyor musunuz? Sıkı durun: Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes’in ise Başbakan olduğu 1950-1960 arası. Ancak kimse bu türden bir tarih bilgisine ilgi göstermiyor. Siz hiç, şu Kürt sorunu gündeme geldiğinde, ” Bayar’ı ve Menderes’i arıyoruz ” denildiğini işittiniz mi? “Bu adamlar ne yaptılar da, daha önce isyan üstüne isyan patlatan bu etnik grubu teskin ettiler, sırları neydi ” diye soran ve cevap arayan var mı? Ben görmedim.

(Emre Aköz, www.sabah.com.tr)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Ekim 2007

Photoshop canlısı

photoshop-canlisi.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2007

Sarı kuşum

sari-kusum.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2007

Gagaya dolamak

gagaya-dolanmak.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2007

Kuşlar

kuslar-1.jpg

 

kuslar-2.jpg

 

kuslar-3.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2007

Beyaz çiçek sevgisi

beyaz-cicek-sevgisi.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2007

Ayakkabımı bağlar mısın?

ayakkabimi-baglarmisin.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2007


Diğer sayfalara üyeler geçebilir...