Sözün Özü
 Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. (S. M. Power)

Arşiv: Eylül, 2007



Vahşi kurt

vahsi-kurt.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

2.5 Türk Lirası

iki-bucuk-turk-lirasi.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Sherill’e göre Atatürk Tanrı’ya inanıyor ama dine inanmıyor

Atatürk’ün din hakkındaki görüşlerine ışık tutacak yeni bir belge ortaya çıktı. 1932-1933 yıllarında Ankara’da görev yapan ABD Büyükelçisi Charles H. Sherrill’in hazırladığı ve Atatürk’ün kendi ağzından dinle ilgili görüşlerini içeren rapor ilk kez Toplumsal Tarih dergisinde araştırmacı yazar Rıfat N. Bali’nin hazırladığı yazıda yayımlandı. Büyükelçi, Ankara’da görev süresi boyunca Atatürk ile yaptığı görüşmelere ve gözlemlere dayanarak ‘A Year’s Embassy to Mustafa Kemal’ adlı bir kitap hazırlamıştı. Eser ilki, 1934 yılında Atatürk yaşarken, üç kez Türkçeye çevrildi. Kitabın en ilginç bölümü Atatürk’ün dine bakışını içeren kısımdı. Bu bölümde yazar, Atatürk’le yaptığı uzun bir mülakata yer vermiş ancak Atatürk’ün sözlerinin bir kısmını kitaba almamış bunu da “Din konusundaki şahsi görüşleri hususunda söylediklerinin tamamını burada vermek hiç doğru olmaz” satırlarıyla dile getirmişti.

Bu çerçevede yakın tarihte olan Bursa hadisesi üzerinde serbestçe konuştu. Bu hadise Türklerce değil üç yabancı tarafından çıkarılmıştı: Bir Arnavut, bir Bulgar ve bir Rus. Hatta Üçüncü Enternasyonal tarafından kışkırtıldığını da ima etti. Muhtemelen sıkıntı verecek bu siyasi hareketi basit bir dil meselesine, ezanın Arapça yerine Türkçe okunması haline dönüştürerek gösterdiği siyasi maharetten ötürü kendisine iltifatta bulundum. Bu sözlerim Kuran’ın Arapçadan Türkçeye tercüme edilmesi için nasıl ve neden telkinde bulunduğu konusunda konuşmasına sebep oldu ve bu mevzuda yepyeni bir ufuk açtı. Türk halkının uzun zamandan beri ezberden okuduğu bazı Arapça duaların gerçek manasını anladığı zaman tiksineceğini söylüyor. Kuran’dan alınan bir Arapça bölüm okudu. Bu duada (Tebbet Suresi) Hz. Muhammed amcası ile amca kızının yaptıkları bir şeyden ötürü cehenneme gitmeleri için beddua eder. “Düşünen bir Türk’ün böylesi bir duayı okumaktan elde edeceği dini ilhamı veya dine ilgi göstermesini tahayyül edebilir misin?” dedi. Bu fikrini geliştirdikçe ben de gitgide Kuran’ın Türkçe okunmasını teşvik etmesinin sebebinin Kuran’ın Türkler arasında gözden düşmesi olduğu neticesine varıyorum.

Ancak Sovyetler’in her türlü dini lağvetme fikriyle kesinlikle mutabık değil. Bellibaşlı camilerin hükümetçe muhafaza edilmeleri ve amaçları doğrultusunda kullanılmaları gerektiğinde ısrarlı. Üç büyük dinin ahlak öğretilerine dinden ziyade ahlak olarak inanıyor.

(http://www.radikal.com.tr, 9-2006)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Bu otobüs neden sola doğru hareket ediyor?

otobus-hangi-yone-hareket-ediyor.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Atatürk değil eşi Latife Hanım Sabetaist

Hürriyet Gazetesi’nden Ayşe ARMAN’ın Soner yalçın ile yaptığı ropörtajdan bir alıntıdır: Soner Yalçın şöyle diyor:

- 15 ve 16. yüzyılda İspanya ve Portekiz’den Yahudiler kovulmadı. Din değiştirenler kovuldu. Sebebi de şu: Tıpkı bugün olduğu gibi bütün yerlere onlar hakimdi. En büyük din adamları Kripto Yahudi’ydi. Ama Hıristiyan görünürdü. Bunları ben icat etmedim. Şu kitabın adı nedir? Cedid el İslam. Kripto Yahudilere İran’da verilen ad. Yıllarca sokakta Müslüman olmuşlar, evde Yahudi. Bizde de böyle çok insan var. Sokakta Türk Müslüman, evde Yahudi.

- Mustafa Kemal’in eşi Latife Hanım’ın Sabeaist olması da durumu değiştirmez. 19. yüzyılda Sabetaistler arasında evlilik yasağı vardı. Cemaat, bu yasağı ancak şöyle bozardı: Osmanlı’da gerçekten yükselebilecek İbrani kökenli olmayanlarla kızlarını evlendirirdi ama doğacak çocukları İbrani olarak yetiştirirlerdi. Ne var ki Mustafa Kemal’le Latife’nin çocuğu yok. Zaten Mustafa Kemal’in İbrani kökenli olduğuna dair bir belge de yok. Bulamazsınız da. O fakir aile çocuğuydu, fakirlerin istatistikleri tutulmaz. O böyledir demiyorum. Ama Mevhibe Hanım böyledir.

- İsmet İnönü, Sabetaist değildi ama eşi öyleydi. Dolayısıyla doğan çocuklar İbrani kökenlidir ve öyle yetiştirilmiştir. Ortada belge olmamasına rağmen dönmelik ve Yahudilik üzerine ne kadar kitap okursanız okuyun, ‘Mustafa Kemal de bizdendir’ iması vardır. Şişli Terakki’nin yayınlarına bakın ya da İnternet’e girin dünya literatüründeki Sabetaistelerle ilgili maddelere bakın, hepsinde Mustafa Kemal’in kuvvetle böyle olduğunu ima edilir. Oysa gerçekte onun İbrani kökenli olduğuna dair bir arşiv bulunamamıştır. Zaten o geldiği yerlere hakkıyla gelmiştir.

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Uykusunda öten horoz

uykusunda-oten-horoz.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Kazaya kurban giden firavun

kaza-yapan-firavun.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Sakarlık

sakar-inek.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Boşa giden bir buluş

inek-bulusu.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Cihat sevgisi yerine yerleşen maç sevgisi

cihati-biraktiran-mac.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Coca Cola neden başarılı olamadı

Coca Cola´nin pazarlama temsilcilerinden biri, Arabistan´da ki görevinden hayal kırıklığı ile dönmüş ve niye başarılı olamadığını arkadaşlarına anlatmış:

- Beni Arabistan´a ilk gönderdiklerinde iki sorun vardı. Arapça bilmiyordum. Halkta da okuma-yazma öyle iyi değildi. Bu yüzden, onlara vermek istediğim mesajı yan yana üç resim halinde düzenledim.

Birinci resimde bir Arap. Çölde kumların üzerinde sürünüyor, susuzluktan kavrulmuş, ölmek üzere. İkinci resimde, Arap, kumların arasında bulduğu Coca Cola´yı içiyor. Üçüncüde adam dipdiri, ayakta, canlı ve neşeli.

-Eee, harika fikir. Anlamadılar mı?

-Anladılar anladılar ama… Sorun da bu. Araplar sağdan sola okurlarmış meğer!

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Safra kesesi taş ocağı gibi

Karın ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, kusma şikayeti ile Aksaray Özel Sevgi Hastanesi’ne başvuran Ayfer K. (40) isimli hastanın yapılan kontrolleri sonrasında safra kesesinde taş yığını tespit edildi. Ameliyata alınan Ayfer K.’nın safra kesesinden irili ufaklı yaklaşık 400 adet taş çıkarıldı.

(İHA, 9-2007)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Johann Wolfgang von Goethe resimleri

goethe-pics-1.jpg

 

goethe-pics-2.jpg

 

goethe-pics-3.jpg

 

goethe-pics-4.jpg

 

goethe-pics-5.jpg

 

goethe-pics-6.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Yaşadığı zamanın hazmedemediği Goethe

Doğu da Allah’ındır!
Batı da Allah’ın!
Kuzeyi ve Güney sahası
Sulh içindedir O’nun kudretiyle
O, tek “Âdil” olan,
Hak olanı istiyor herkes için
O’nun yüz isminden biri de “el-Adl”
Bu yüce isim çok yüceltilsin! Amin.

Goethe ölümünden dört ay önce şöyle diyordu: “Hepimiz İslâmiyet’te doğuyor ve yine İslâmiyet’te ölüyoruz.” Goethe’nin İslâm dini ve Hz. Muhammed (SAV) ile olan münasebeti çok enteresan olduğundan, bu hususun daha yakından araştırılması gerekmektedir. Goethe, İslâmiyet için diğer dinlere göre çok farklı bir yakınlık ve gönülden bir katılma göstermiştir. Bu yakınlık ömrünün çeşitli yıllarında değişik değişiktir. Daha 23 yaşında iken Peygamber (SAV) için yazdığı övgü şiiri (Nat-ı Şerif) bunun delilidir. Ayrıca, çevresinin de bildiği gibi Goethe, her zaman için Kur’an’ın indirildiği geceyi, yani Kadir gecesini kutlardı. Bunu 70 yaşında iken açıklamıştır. Goethe’nin İslâm’a olan alâkası değişik şekillerde onun bütün hayatını sarmıştır. Bize kadar intikal eden en büyük iki eserinden biri olan “Doğu-Batı Divanı”nda bunun tesirini görmekteyiz. Bu eserin Goethe tarafından açıklanan bir kısmında şu şaşırtıcı cümleye rastlıyoruz: “Bu kitabın yazan kendisinin de bir Müslüman olduğunu reddetmiyor.”

Goethe (1749-1832) 83 yıllık hayatının ürünü olan eserleriyle Alman edebiyatının zirvesi kabul edilir. Şiir, roman, piyes, deneme ve mektupları ile hisseden, keşfeden, hayranlık duyan ve tasdik ederek yaşayan bir insanın hikmetle buluştuğu noktayı gösterir. Bu minval üzre Goethe’nin dünyasını şekillendiren çok derin tercihler ve dönüm noktaları hayatı boyunca ona eşlik eder: O bir Batılıdır; ama aklıyla, kalbiyle Doğuda yaşar. Bir hıristiyandır; ama hakiki İsevîliğin temsilcisidir. Bir şairdir; ama peygamberlerin mesleğini meslek edinme iddiasındadır… Velhasıl bir başkadır Goethe: yaşadığı zaman onu hazmedememiş ve gelecek zamanlara taşırmıştır.

Goethe’yi zirve yapan özelliklerin şekillenmesinde rol oynayan arayışlar, keşifler, heyecan ve tasdikler daha ilk gençlik yıllarında başlar. 21 yaşında bir yakını ısrarla Kur’ân okumasını söyler. Yıl 1770’tir ve Goethe hukuk doktorası yapmak için Strasbourg Üniversitesine kaydolmuştur. İlk önce Arapça’dan Almanca’ya ve Arapça’dan Latince’ye yapılmış olan Kur’ân tercümelerini mukayeseli biçimde okuyarak, on sûreden Kur’ân–ı Kerîm Hülâsası (Koran Auszüger) meydana getirir. Bu hülâsanın muhtevası, Kur’ân’da geçen peygamber kıssalarındaki tevhid ve nübüvvet esaslarıdır. Okumuş olduğu Kur’ân tercümelerini beğenmeyerek, Frankfurter Gelehiten Anzergen adlı dergide bir tenkid yazısı yayınlar. Bu yazısında mevcut tercümelerin lâyıkıyla yapılmadığını belirterek şöyle der: “Kur’ân–ı Kerîm’in şümulûnü kavramaya meyyal, çok keskin bir zekâya sahip, Arapça’ya vâkıf şair ruhlu bir Alman mütercimin, Şarkın mehtaplı, berrak seması altında vahy–i ilâhinin geldiği yerde kuracağı otağda, Kur’ân–ı Kerîm’in peygamber halet–i ruhiyesi üzre tilavetini müteakip, mütercimin Kur’ân–ı Kerîm’i Alman lisanına tercüme etmeye başlaması en büyük arzumuzdur.”

Goethe, elindeki yetersiz tercümeyle bile, bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Kelâmullah olan Kur’ân’ın belâgatındaki harikalığa, üslûbundaki zenginliğe, hayranlık uyandıran îcazına karşı şevkle mukabele eder ve ona bir vahiy kitap olarak bakar. Bu aynı zamanda Kitabullahın ilk muhatabına, Hz. Peygamber’e karşı derin bir ilginin başlangıcıdır. Hz. Muhammed’in hayatını okur. Kur’ân ve Hz. Peygamber’e olan hayranlığı ve tasdiki 70 yaşlarındayken Kadir Gecesi hakkındaki sözlerinde şöyle ifadesini bulur: “Kur’ân–ı Kerîm’in peygambere semadan indirildiği mübarek geceyi, o [kendisini kastediyor] niçin hürmetle tes’îd etmesin? Âlemlerde bu hadiseden daha önemli ve daha büyük hadise yoktur.”

(http://www.platformdergisi.net)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Kuran bir mahluk değildir

“Kur’ân–ı Kerîm’in üslûbu, muhtevasıyla ve maksadına göre müsamahasızdır, büyüktür, dehşetlidir, ürperticidir, harikulâdedir, lâtiftir, yücedir ve ulvîdir. Bir çarkın dişlisi nasıl kendine bağlı öteki dişliyi harekete geçirir ve bu hareket zincirleme devam ederse, Kur’ân’ın birbirinden ayrılmayan, birbirini tamamlayan hükümlerinin kitleleri tesiri altına almasına şaşırmamak gerek. İşte bu sebepten dolayı hakiki müslümanlar tarafından Kur’ân’ın mahlûk olmadığı, Cenab–ı Hak’la beraber ezelî olduğu beyan ediliyor.”

(Johann Wolfgang von Goethe)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Somuncu Baba

Kayseri’nin Akçakaya köyünde doğmuştur. Anadolu’yu manevi fetih için gelen Horasan erenlerinden Şemseddin Musa Kayseri’nin oğludur. Soyu İslam Peygamberi Muhammed’e ulaşır. 24. kuşaktan torunudur. Şeyh Hamid-i Veli ilk tahsilini babası Şemseddin Musa Kayseri’den almıştır. Bilge kişiliği olan Şeyh Hamid-i Veli, ilim alanındaki çalışmalarını Şam, Tebriz ve Erdebil’de sürdürmüştür. Alaaddin Erdebili’den ve Bayezid-i Bistami’nin ruhaniyetinden manevi terbiye almıştır.

Dini ve dünyevi ilimlerle ilgili icazet alarak, irşad vazifesi için Anadolu’ya dönmüş Bursa’ya yerleşmiştir. Bursa’da çilehanesinin yanında yaptırdığı ekmek fırınında somun pişirip çarşı pazar dolaşarak “Somunlar Müminler” nidasıyla insanlara ekmek dağıtmıştır. Bu sebeple Şeyh Hamid-i Veli “Somuncu Baba” ve “Ekmekçi Koca” olarak da tanınmıştır. Yıldırım Beyazıd Niğbolu zaferini kazanınca Allah’a şükür nişanesi olarak Bursa Ulu Camiini yaptırmıştır.

Ulu Cami’nin açılış hutbesini Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri okumuş, hutbede Fatiha Suresini yedi farklı şekilde yorumlamıştır. Bu olağanüstü hutbeyi dinleyen cemaat Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerine büyük bir teveccüh ve tazim göstermiştir. Manevi kişiliği ve bilgelik yönü ortaya çıkan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri şöhretten korktuğu için talebeleriyle birlikte Bursa’dan ayrılarak Aksaray’a gelmiştir. Aksaray’da Hacı Bayramı Veliyi dünyaya ve ahirete ait ilimlerde eğiterek yetiştirmiş, irşad vazifesi için Ankara’ya görevlendirmiştir. Şeyh Hamid-i Veli kabri Malatya’nın Darende ilçesinde Somuncu Baba Camii’nde bulunmaktadır.

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Ağaçların arasına sıkışan ümit

Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını gizleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, “Bizim eve bile sığmaz” dediği o güzelim balonların adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi. Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın kendisine baktığını fark ederek ona doğru yaklaştı ve bütün cesaretini toplayarak:

- Baloncu amca, dedi. Biliyor musun benim hiç balonum olmadı. Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra:

- Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle.

- Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine olacak.

- Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim.

Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı. Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı. Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken,baloncu ona doğru dönerek:

- Küçük, diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan birini sana veririm.

Yapılan teklif, yavrucağın aklını başından almıştı. Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı. Hedefine adım-adım yaklaşırken duyduğu heyecan, bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle balonlara ulaştığında bir müddet onları seyretti vedallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı. Ancak balonlardan birisi iyice sıkıştığından diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta kalmıştı. Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa, dikenlerden patlayacağını çok iyi biliyordu. İster istemez balonu yerinde bırakıp aşağıya indi ve adam dönerek:

- Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o?

Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra:

- Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al.

Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı. Kaldırım kenarına oturup baloncununuzaklaşmasını bekledikten sonra, dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak:

- “Olsun”, diye mırıldandı. “Olsun.” Ağacın üzerinde kalsa da, bir balonum var ya artık.

Tür: , Yayın tarihi: 30 Eylül 2007

Ölü taklidi yapan yılan

olu-numarasi-yapan-yilan.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 29 Eylül 2007

Red backed salamender

red-backed-salamender.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 29 Eylül 2007

Northern Red Salamander

red-salamander-1.jpg

 

red-salamander-2.jpg

 

 

red-salamander-3.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 29 Eylül 2007


Diğer sayfalara üyeler geçebilir...