Sözün Özü
 Şükrün mikyası kanaattır, iktisattır, rızadır ve memnuniyettir. (Risale-i Nur)

Arşiv: Şubat, 2007



Bediüzzaman Said Nursi kronolojisi

1878 – Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı İsparit Nahiyesinin Nurs Köyünde dünyaya geldi.
1888 – Medrese eğitimini tamamladı.
1894 – Van’a giderek orada coğrafya, matematik, jeoloji, fizik ve kimya gibi müsbet ilimleri öğrenmeye başladı. Kendisine Bediüzzaman lâkabı verildi.
1907 – Eğitimle ilgili islam ve bilimi eksen alan projelerini padişaha sunmak üzere İstanbul’a geldi. Van’da kurmayı planladığı Medesetül Zehra padişah tarafından kabul gördü ve ödenek ayrıldı.
1909 - İttihad-ı Muhammedi Fırkası (Fırka-i Muhammediye) kuruluşunda kurucu üye olarak yer aldı.
1909 – 31 Mart Olayı sebebiyle Divan-ı Harp Mahkemesinde yargılandı.
1911 – Şam Emeviye Camii’nde büyük bir hutbe okudu. Bu hutbe daha sonra Hutbe-i Şamiye adıyla kitaplaştırıldı. Münâzarat ve Muhakemât gibi eserlerini telif etti.
1915 – Birinci Dünya Savaşı’na katıldı.
1916 – Bitlis savunması esnasında yaralanarak Ruslara esir düştü.
1918 – İki buçuk yıl süren esaretten, bir Rus askerin yardımıyla firar etti. İstanbul’a geldi. Devrin tek İslâm Akademisi olan “Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye”ye üye oldu.
1919 - 19 Ocak 1919’da Mustafa Sabri, İskilipli Mehmet Atıf Hoca, Ermenekli Saffet efendi gibi din ve eğitimcilerle birlikte Müderrisler Cemiyetinin kuruluşuna üye olarak katıldı.
1919 – Mesnevî-i Nuriye adlı eserini yazmaya başladı.
1920 – İstanbul’un İngilizler tarafından işgali üzerine Hutuvât-ı Sitte adlı bir eser yayınladı. Bu eser yüzünden işgal kuvvetleri tarafından gıyabında ölüm cezasına mahkûm edildi.
1922 – Zaferden sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ankara’ya TBMM’ye dâvet edildi. Burada mebuslara hitaben bir beyannamede dinden uzaklasmaya karşı çıktı.
1923 – Ankara’yı terkederek talebe yetiştirerek münzevi bir yaşam sürmek üzere Van’a yerleşti. Öğrencilerine ders vermeye başladı. Erek Dağı’nda iki senesini geçirdi.
1925 – Şeyh Said İsyanı’ndan sonra Burdur’a sürüldü ve Burada Nur’un İlk Kapısı isimli eserini yazdı.
1926 – Barla’ya sürüldü. Burada Risale-i Nur’u telife başladı. Sözler ve Mektubat’ın tamamı, Lemalar’ın da büyük bölümünü burada yazdı.
1934 – Barla’dan Isparta’ya sürüldü.
1935 – “Gizli cemiyet kurmak, rejimin temel düzenini yıkmak” iddiasıyla Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde aleyhinde dâvâ açıldı ve mahkeme neticesinde Tesettür Risalesi’nden dolayı 11 ay hapse mahkûm edildi. 120 öğrencisiyle birlikte Eskişehir Hapishanesinde tutuklu kaldı ve orada tecrid altında tutuldu.
1936 – Hapis cezasının bitiminden sonra 7 yıllığına Kastamonu’ya sürüldü.
1943 – 126 talebesiyle birlikte tekrar “rejimin temel düzenini yıkmak” suçundan tutuklanarak Denizli Hapishanesine sevk edildi. 9 ay tutuklu kaldı.
1944 – 9 aydan sonra Emirdağ’a götürüldü ve burada zorunlu ikâmete mahkum edildi.
1948 – Aynı suçlamalarla tekrar tutuklanarak 54 talebesiyle birlikte Afyon Hapishanesine sevk edildi. Yaklaşık 20 ay hapiste kaldı. Buradan tekrar Emirdağ’a götürüldü.
1952 – Gençlik Rehberi eseri hakkında açılan dava münasebetiyle İstanbul’a geldi ve bu davadan beraat etti.
1953 – Emirdağ’a döndü. İkinci defa İstanbul’a geldi ve üç buçuk ay burada kaldı. Bundan sonraki hayatı genellikle Emirdağ ve Isparta’da geçti.
1960 – Şanlıurfa’da vefat etti.(Şu an mezarının nerede olduğu tam olarak bilinmemektedir.)

(http://www.bediuzzamansaidnursi.net)

Tür: , Yayın tarihi: 28 Şubat 2007

Dünyanın en büyük meyvesi

Jackfruit4Web1.jpg

Tropik bölgelerde yetişen Jakfruit (Artocarpus heterophyllus) dünyanın en büyük meyvesini meydana getirmektedir. Meyve ağırlığı anavatanı olan Hindistan’da 45 kg’a ulaşırken, diğer bir yetişme alanı olan Florida’da (ABD) ise 15 kg kadardır. Aşırı iri meyveler iyi bir gıda stoğu olarak görülmektedir. Meyvenin büyüklüğü 90 cm’ye kadar ulaşabilmektedir.

(Haber7)

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Cin bu sefer hoca çıktı!

Adana’da Doktor Ekrem Tok Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gören 24 yaşındaki Emrah Kaya, burada hastalara uyuşturucu verilmesi ve dayak atılması görüntülerinin televizyonda ve gazetelerde yer almasından sonra ailesince alınarak, cinci hocaya teslim edildi.

Kaya Ailesi, içinde cin bulunduğu söylenen zihinsel engelli kızları Emrah’ı, hoca olarak tanınan 45 yaşındaki Abdullah Yeşiltepe ile bir odaya kapattı. Talihsiz Emrah, 2 gün kaldığı bu odadaki cin çıkarma seansında yaşımını yitirirken, cinci Abdullah Yeşiltepe tutuklandı.

Tutuklanan Cinci Hoca Abdullah Yeşiltepe’nin, Suudi Arabistan’a captagon adlı uyuşturucu hap götürmek isterken yakalanıp bir süre cezaevinde yattığı ortaya çıktı. Cezaevinde Kuran okumayı öğrenen Yeşiltepe, tahliyesinden sonra da ’Ben şıh oldum’ diyerek muska yazmaya başladı.

(Hürriyet, 2007)

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Afrika’nın kafa futbolda

pallone190102.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Donma sırasını bekleyenler!

coda120801.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Hayvanlar aleminden görüntüler

antilope150102.jpgape190602.jpgbabbuino.jpgbici170202.jpgbizzarre.jpgcow200701.jpglatte020701.jpgpanda021001.jpgrussiabear.jpgserpe250701.jpgtopi111001.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Kemal Atatürk ne kadar masondu?

Her ne kadar 5 Nisan 1998 tarihli New York Times’ta yayınlanan Masonlar listesinde Atatürk’e yer verilmişse de, bugüne kadar ikna edici resmi bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Kaldı ki, Atatürk’ün, kendisine defalarca yapılan Mason localarının başına geçme tekliflerini geri çevirdiğini de biliyoruz.

Bazılarının zannettiği gibi, Atatürk’ün Masonluğa özel olarak alerjisi yoktu. Nitekim daha çok gençken Masonluğa girdiğini bir tanıktan öğrenebiliyoruz. ‘Atatürk’ün Uşağı İdim’ adlı hatıratında Cemal Granda’ya göre Atatürk, bir İzmir gezisinde söz Masonluktan açılınca herkesi şaşkına çeviren bir hatırasını anlatmıştır. Aktarıyorum:

“Bir zamanlar ben de mason olmuştum. Bir gün bir arkadaşım beni alıp Beyoğlu’ndaki Mason cemiyetine götürdü. Daha ne olduğunu bile anlayamadan kendimi cemiyetin içinde buldum. Mermer merdivenlerden büyük bir salona indik. Orada yüzlerini göremediğim bir takım kişiler vardı. Bizi buyur edip oturttular, kahveler sundular, hal hatır sordular. Orada fazla kalmadık, tekrar merdivenlerle daha da aşağı indik. Bir öncekinden daha geniş salonda bulduk kendimizi. Salonda büyük bir kalabalık toplanmış, kılıçlı bir tören yapılıyordu. Bu işleri daha önceden bildiğini anladığım arkadaşım beni kolumdan tutmuş, durmadan ne yapmam gerektiğini anlatıyordu. Kılıçların arasından geçip kutsal bir kitaba el bastık. Bütün bunlar olup bittikten sonra dışarı çıktık. İçeride çok sıkılmıştım. Bu olaydan sonra bir daha ne o binaya gittim, ne de oradakilerle karşılaştım. Şimdi gitsem, arasam o binayı belki de bulamam. İşte benim masonluğum bundan ibaret…”

(Salih Mercan, http://www.haber7.com)

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Michael Jackson müslüman mı oluyor?

İsrail gazetesi Panaroma'nın duyurduğu habere göre Jackson, Müslüman olduktan sonra Bahreyn'de kendisine yeni bir yaşam kuracak. 1989'da Müslümanlığı seçen ağabeyi Jermanie "Benim İslam'a yönelmem ile onun kafasında din değiştirme düşüncesi oluştu. Ayrıca çocuklara tacizde bulunduğu suçlamasıyla hakkında açılan ancak aklandığı davanın psikolojisinde etkisi büyük" dedi. İngiltere'deki bir Müslüman toplumu dergisine konuşan ağabey Jermanie "Mekke'den döndüğümde ona İslam dini ile ilgili kitaplar aldım. Bana bir çok soru sordu. Ben de 'Müslümanlık barış ve güzellik dinidir' dedim.

(Sabah, 2007)

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Hitler otomobili Volkswagen

Hitler, 1931′de Porsche markasının üreticisi olan Avusturyalı mühendis Ferdinand Porsche’a düşük maliyetli bir halk otomobili tasarlaması emrini verdi. Tabii o dönemde Porsche marka otomobiller üretilmemişti bile. 1932′de ortaya saatte 100 kilometre yapan dört kişilik ilk sivil Volkswagen çıktı. Ancak Hitler, otomobilin çirkin olduğunu söyleyerek hatlarını yumuşattı ve kendi tasarımıyla son haline getirdi. Yeniden tasarlanan ilk araçlar 1938′de Hitler’in de katıldığı bir törenle tanıtıldı. Hitler, KdF wagen isimli otomobilin Almanya endüstrisini geliştireceğine inanmış olmalıydı ki Porsche’a Wolfsburg kalesinin yanında bir fabrika kurdu.

(Radikal)

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Uzaktan kumandalı güvercin

Çinli bilim adamları, güvercinlerin beynine elektrotlar yerleştirerek uçuşlarını uzaktan kumanda etmeyi başardılar. 2005 yılında da fareler üzerinde benzer başarılı bir deney yapılmıştı.

(Haber7, Şubat 2007)

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

28 şubatın görünmeyen iç yüzü!

Televizyon ekranlarından yüzüne aşina olduğumuz deneyimli psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aslında 28 Şubat’ın pek bilinmeyen mağdurlarından. Gülhane Askerî Tıp Akedemisi’nde (GATA) klinik şefliği yaparken dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in talimatıyla Gaziantep’e veteriner olarak atanınca ‘derin devletle’ tanışır. Dönemin GATA komutanı tarafından makama çağrılan Tarhan’a “yargı kararları ne olursa olsun bir daha GATA’da çalışamayacağı” bildirilir.

İşte  Nevzat Tarhan’dan bazı çarpıcı açıklamalar:

- Kimilerine Amerikancı, kimilerine dinci, kimilerine kafatasçı denilerek ordu içindeki bir ekip tasfiye edildi. 28 Şubat sürecinde 1565 subay-astsubay re’sen emekli edildi. 10 bine yakın subay-astsubay da zorla emekli edildi.

- YAŞ, demokrasi dışı bir kurumdur. Temel vazifesi şûra, yani danışma kurulu olan bir kurumun eylem yapması başlı başına bir suçtur. Alınan kararların yargıya kapalı olması, birtakım şeylerin hukuksuz olduğunu gösteriyor. Bugün YAŞ kararı ile ordudan uzaklaştırılan askerî personel ne acıdır ki terör örgütü liderine tanınan yargılama hakkından yararlanmak için uğraşıyor. Ordudan uzaklaştırılan bin 500 personelin büyük bölümü ciddi askerî eğitimden geçmiş, muharebe deneyimine sahip, feragat madalyası taşıyan subay ve astsubaylardır. Bu insanlar iddia edildiği gibi dinci, faşist veya çete olsalardı eylem yaparlardı değil mi? Ama bakın bir tanesi bile devletine, milletine karşı sesini çıkarmadı ve vehim sahiplerinin iddialarının ne kadar haksız olduğunu duruşlarıyla ortaya koydu. Bu bile 28 Şubat’ın içinin boş ve tek amacının kadrolaşmak olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

- O dönemde yaşananları Sabah gazetesinin patronu Dinç Bilgin, “Gazetelerin Ankara büroları devşirildi” diyerek açıkladı. Medya burada psikolojik savaşta önemli bir rol oynadı. Gazetelerdeki köşe yazarları ücretli fikir işçisi olarak görülür. Bunlara hangi haberleri yazacakları, nasıl yazmaları gerektiği hatta mizanpajları bile tarif edilmiştir.

- 28 Şubat’ta aktif rol oynayan asker ve sivil bürokratlarla gazetecilerin mal varlıklarının masaya yatırılıp incelenmesi gerekiyor. Kimler nasıl zenginleşti? O dönemde alışılmışın dışında yani devletin kendilerine takdir ettiği maaşın dışında aşırı şekilde zenginleşen, residanslarda veya villalarda oturan generallerin durumunun sorgulanması gerekiyor.

- Bakın emekli Orgeneral Kemal Yamak ne diyor? “Bizim askerimiz başında komutanını, bayrağını görür ve ezan sesini de duyarsa savaşır.” Bugün annesi başörtülü çocuklar harp okullarına alınmıyor. Askerî birliklerdeki mescitlerde ezan sesi duyulmuyor. Dinî duyarlılığı olan insanların TSK’ya girme çabaları ise “sızma girişimi” olarak adlandırılarak lanetleniyor. Peki, sizin lanetlemek istediğiniz bu insanlar kimlerdir?

- 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra AP, 28 Şubat sonrasında da AK Parti iktidara gelmiştir.

(http://www.haber7.com)

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Yetişin! Rejim elden gidiyor!

Abdurrahman Dilipak’ın Kanaltürk vakası ya da Cumhuriyet’in “Rejim elden gidiyor” yaygarası üzerine bir köşe yazısı:

Özkan daha önce transfer ücreti almadığını söylemişti. Şimdi 3 milyon dolar aldığını söylüyor. Hem de Karamehmet’ten. Bir gazeteci soruyor: Doğruyu söyle, bunu hangi hizmetinin karşılığı olarak aldın? Tuncay ve onun abilerinde bir telaş, hatta ateş basmış olmalı. Çünki ipin ucu yakalanırsa çorap söküğü gibi arkası gelecek. Bu işten media patronları da zarar görecek. Çünkü ortada dönen kayıtdışı milyon dolarlar. Yani media, mafia, sermaye, siyaset ve bürokrasi döngüsüne çomak sokmuş olacaksınız.

Cumhuriyet’in ne olduğunu biliyoruz. Hitler’in mali desteği iddiası yeni değil. Hani o, bizim Kemalistlerin, ‘Dağbaşını duman almış’ marşlarını yazdıkları günler. “Anadolu yaylalarında, ayakları ile şarap yapmak için üzüm ezen Normandiya köylülerini arayanların” borusunun öttüğü zamanlar. Öyle ya, Musolini’nin kurduğu terbiye diktatoryasına hayran olmamak mümkün mü?

Daha önce birbirimizi yoldaş diye selamlarmışız, olsun, gün gelir, yüzüne tükürmek için Nazım’ın resmi basarız, sonra döner Nazımcı olur, sosyalizm pazarlarız.. Maksat dostlar alışverişte görsün, maksat vatan kurtulsun. Soğuk savaşta solcuyuzdur. Resmi ideoloji, resmi tarih bizden sorulur. Toplum mühendisliği bizim işimizdir. Biz “Cumhuriyet”iz. 27 Mayıs’ta darbeyi alkışladılar, 12 Mart’ta işkence gördüler. Laikçiliğin yılmaz savunucusuydular. Din adına ne varsa irticaydı artık. Ezan Türkçe okunmalıydı. Dinde reform kaçınılmazdı. Gerekirse Kur’an-ı Kerim’deki ahkam ayetleri çıkarılıp yerine Nutuk’tan parçalar konmalıydı, Osman Nuri Çerman’ın dediği gibi..

Her zaman Padişahların dalkavukları olmuştur. Cumhuriyet adına Monarşi / Tek adam rejimi icad edenler için de bu yöntem neden yabana atılsın ki! Gün gelir, Amerikancı oluruz. Daha sonra Amerikan askerlerini denize dökenleri alkışlasak da, Missuri zırhlısı geldiği günlerde Amerika’yı alkışlarız. Biz “Cumhuriyet”iz çünkü. Sonra döner Amerika’ya söveriz. Darbe olur, biz darbeciyizdir.

Sanmayın şeriatçı olmayız. Açın bakın 1953 eklerimizi. Biz sapına kadar şeriatçıyız. “Ravza-i Muradda bir gül-i muhammedi açmıştır”. Ve “Anadolu’da Türklüğün mührü olarak çil çil kubbeler serpilmiştir” dört bir yana. İstanbul camileri süsler sayfalarımızı. Hangi camide hangi tarikatın zikri okunur, hangi tarikatın şeyhinin cübbesi, kavuğu, bastonu nasıldır, ya da türbe ziyaretinin adabını okursunuz sayfalarımızda. Ayasofya müze değil, camidir artık. Çünkü zaman değişmiştir. Cumhuriyet şeriatçıdır!
Kaç kimlik saydık. Komünist, faşist, Amerikancı, şeriatçı. Ve her zaman. Kemalist tabii. Her zaman güçlüden yana. Kemalist dedimse, Kemalizmi de kendilerine benzettiler. Her iktidar döneminde, rüzgarın esiş istikamettinde bir Kemalizm icad ettiler. Her zaman darbeciydiler.

Hiçbir zaman masonlara ve siyonistlere karşı bir tavır içinde olmadılar. Her zaman derin güçlerle dirsek teması içinde oldular. Her zaman “vatan, millet, Sakarya” sloganını haykırdılar. Şimdi bir yanda Kanaltürk, öte yanda Cumhuriyet, cumhuriyeti koruma ve kollama adına halkı ayağa kalkmaya çağırıyorlar. Çankaya’yı savunuyorlar güya.

Karmaşık parasal ilişkiler, yalan, dolan, hile, hurda, media tetikçileri, haysiyet cellatları, siyaset bezirganları, siyasi taşeronlar. Meydanı boş buldular konuşuyorlar. Milletse olup bitenleri izliyor. 28 Şubat’ın yıldönümünde yaşananlar ibretlik hadiseler. Mediadaki karanlık para ilişkileri, batık bankalar skandalından sonuçları itibarı ile daha önemli ve daha büyük. Hazine arazini yağmalayanlar, tehdit, şantaj, uyuşturucu, sex, her şey var bu alemde. Şecaat arz edenlerin, namus ve dürüstlük şovu yapanların gerçek yüzleri, fahişelerin iffet dersi vermelerinden daha anlamlı değil bazen.

Özkan fena yakalandı. Cumhuriyetçilerin hali ise ondan da beter. Şecaat arz edeyim derken nâsiyeleri dökülüyor paçalarından. İbretlik hadiseler yaşanıyor. Tabii anlayana.

(http://www.haber7.com)

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

Küresel ısınma yeni canlıları ortaya çıkardı

Güney Kutbu’nda küresel ısınma nedeniyle eriyen buzulların altından şimdiye kadar bilinmeyen 19 canlı türü ortaya çıktı.

(http://www.haber7.com)

Tür: , Yayın tarihi: 27 Şubat 2007

28 şubat’ın kazık tartışması!

28 Şubat döneminin Genelkurmay İkinci Başkanı olan Orgeneral Çevik Bir’in gene o dönemin İçişleri Bakanı olan Meral Akşener’e ‘‘Söyleyin o kadına, gelirsek bakanlığın önünde avanesiyle beraber yağlı kazığa oturturuz’’ diye haber gönderdiği iddia edilince, gündeme bir kazık tartışması geldi…

(Murat Bardakçı, Hürriyet)

Tür: , Yayın tarihi: 26 Şubat 2007

Halkın bu haline içim yanıyor

saddamyandi.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Şubat 2007

Saddam’ın heykeli bile isyan etti

türke�.jpg

Tür: , , Yayın tarihi: 26 Şubat 2007

Kafası giden dikdatör

saddam1.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Şubat 2007

Halkına ne rezillikler yaptığımızı görmesin!

saddam.jpg

Tür: , , Yayın tarihi: 26 Şubat 2007

Yurdum insanın sakalını ustura kesmiyor!

balta.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Şubat 2007

Bir Afrika şarküteri

�arküter.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Şubat 2007


Diğer sayfalara üyeler geçebilir...