Hayvanlar aleminden görüntüler
Tür: HAYVANLAR ALEMİ , Yayın tarihi: 29 Aralık 2006
|
Dürüst, temiz, bir insan kendine düşmanlar edinmeksizin hiçbir adım atamaz. (H. Hesse) |
1. Bir genç askere giderken evden çıkmadan önce bir dilim ekmeğin yarısını yer, yarısını da geri bırakırsa, artık ekmek onu, çağıracağı için kazaya belaya uğramadan geri dönermiş.
2. Biri yolculuğa çıkarken arkasından aynaya su serpilirse kazaya uğramazmış.
3. Biri gurbete giderken arkasından su dökülürse hem kazaya uğramaz, hem de gurbetten çabuk dönermiş.
4. Bir kişi sabunu başka birine elden verirse, sabun acı olduğu için, acı olaylar görülürmüş veya iki kişi arasına düşmanlık girermiş.
5. Evliliğin ilk günü (gerdek gecesi) erkek veya kadın, hangisi önce uyursa o daha evvel ölürmüş.
6. Bir erkekle bir kadın evlendikleri zaman gerdek gecesi hangisi daha evvel diğerine tokat vurursa onun sözü daha çok dinlenirmiş. En mutlu gecede mutsuzluğa teşvik, bundan daha çok saçma inanç ve âdet olur mu?..
7. Gök gürlerken buğday anbarlanna el ile vurulursa hasat çok olurmuş.
8. Soğan kabuğuna basılırsa fakirlik gelirmiş.
9. Nar taneleri yere düşürülmeden yenilirse cennete girilirmiş.
10. Tarla veya bahçede bitkiler hastalanmış ise, tarla sahibinin güneş doğmadan önce, tarlasının etrafını koşarak dolaşması gerekirmiş.
11. Çeltik ekilen arazinin etrafı eşeğe binmiş bir kimse tarafından Kur’an okunarak dolaşdırsa, o araziye DOLU yağmazmış.
12. At nalı asılan yere nazar isabet etmezmiş.
13. Önünde “beştaş oyunu” oynanan eve fakirlik gelirmiş (Kıbrıs).
14. Otururken ayak sallanırsa alacaklı kapıya gelirmiş (Kıbrıs).
15. Cezvede su içilirse zengin olunurmuş (Kıbrıs).
16. Kefen diken iğne kırılmalıdır. Zira ölümü ve uğursuzluğu celbedermiş (Kıbrıs).
17. Ayakkabılar ters dönerse şeytan üzerinde namaz kılarmış (Kıbrıs).
18. Gece sandık açmak, kendi mezarını açmaktır. Yani ölümü çağırmaktır.
19. Cenaze çıkan ev ile çevresindeki evlerin suları dökülmelidir. Çünkü Azrail kılıcını o sularda yıkar. Sular pislendiği için içilmez olur (Kıbrıs).
Tür: BATIL İNANIŞLAR , Yayın tarihi: 29 Aralık 2006
“Hüküm ancak Allah’ın dır…” (Yusuf 40)
“Allah’ın indirdikleriyle hükmet…” (Maide 49)
“Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerdir.” (Maide 44)
“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost ve yardımcı edinmeyin…” (Maide 51)
“…Size en yakın kafirlerle savaşın…” (Tevbe 123)
“Bir kavimle anlaşma yapıp da, onlardan buna ihanet yapacaklarını hissettiğiniz zaman hemen onlara açıklayın ve anlaşmayı bozun…” (Enfal 58)
“…Başörtülerini göğüslerine kadar indirsinler…” (Nur 31)
“Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına cilbablarını (örtülerini) üstlerine almalarını söyle…” (Ahzab 59)
“Hırsız, erkek olsun, kadın olsun onun elini kesin…” (Maide 38)
“Zina eden, kadın olsun, erkek olsun ona yüz değnek vurun…” (Nur 2)
“Allah ve Resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası ya öldürülmeleri ya asılmaları, ya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir…” (Maide 33)
Tür: İSLAMİYET , Yayın tarihi: 29 Aralık 2006
Mart 1990′da, Amerikan Temsilciler Meclisi’nin yayınladığı bir raporda; “İslam’î uyanışın her geçen gün güçlenmesi gerçeği ile bölgeden çıkarılan petrolün Batılı ekonomiler için vazgeçilmez önemi birleştiğinde, Ortadoğu konusundaki çekişme, İslam’î uyanış ile Batı dünyası arasındaki karşılaşmayı ölüm kalım mücadelesi haline getirmektedir” diyor. Amerika’nın bölge petrolleri üzerindeki nüfuzunu garantiye almak ve yükselen uyanışı dizginlemek amacıyla ortaya attığı ‘Büyük Orta Doğu Proje’si’ düşüncelerinden biri de; “ılımlı İslâm”dır.
Tür: DÜNYA HABERLERİ , Yayın tarihi: 29 Aralık 2006
Bir savaş uçağının modernizasyonu demek kanatlarının yenilenmesi değildir. Bilakis ani hareket hızını yükseltecek şekilde kâbiliyet mekânizmasının geliştirilmesidir. Bugünkü ıstılahta modernizasyon özellikle çip sistemi ile alâkalı bir işlemdir ve bu sistem ürkütücü bir yapıdadır. Nitekim değiştirilen çiplerde kullanılan teknoloji transfer kapsamında değildir. Bunun anlamı şudur: Örneğin; savaş uçakları hem havada pilotun hem de karadan kumanda merkezinin güdümündedir. Bu karasal kumanda ise modernizasyonu yapanın -ki şu durumda yahudilerin- elindedir. Bu da gelecekte bu savaş uçaklarının “düşman” güçlerin ellerine geçip de yahudi varlığını vurmak üzere gönderilmesi halinde etkisiz bırakmak içindir. Füze sistemleri için de bu durum geçerlidir. Dolayısıyla bunların teknik olarak işe yarar olması ve savunma amaçlı olarak kullanılması, politik eksenin dışına çıkamamaktadır. 90lı yıllarda, özellikle Doğu’da birçok savaş uçağı ve helikopterin anormal ve çelişkili gerekçelerle düştüğünü unutacak değildir. Bir başka ifadeyle Türkiye bunları, modernizasyonu yapan devletin aleyhine olacak şekilde kullanamamaktadır.
(A. Yusuf Tuğtekin)
Tür: YAHUDİLİK , Yayın tarihi: 29 Aralık 2006
- Menemen olayının büyümesindeki idarî sorumluluk, alay komutanı başta olmak üzere Jandarma komutanı, Kaymakam, hatta “irticaî olaylar”ın çıkabileceği İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından bir raporla Ağustos ayında bakanlığa ihbar edildiği halde tedbir almayan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’da değil midir?
- Jandarma Komutanı Yüzbaşı Fahri, meydanda toplanan olayın failleriyle görüştükten sonra durumu Alay Komutanlığına bildirir. Sanki alayda yedek subay olan Kubilay’dan başka subay ve 26 acemi erden başka tecrübeli asker yokmuş gibi, üstelik de tüfeklerinde mermi olmadan(!) olay yerine gönderilmeleri, dikkat çekicidir. Üstelik bu suçlamalar, Genelkurmay Başkanlığı’nın yayınladığı Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar adlı kitapta (Ankara 1972) yer almaktadır.
- Aslında Kubilay, rütbe bakımından üstü olan Jandarma Komutanı’nın emrine girmesi gerekirken emre itaatsizlik ederek, üstelik de yanına silah almadığı halde, doğrudan kendisi komutanmış gibi harekete geçmiştir. Zaten arkadaşları, eşi, annesi, erkek ve kız kardeşlerinin beyanatına göre, Kubilay, tez canlı, sinirli, kendi deyişiyle olaylar karşısında “heyecanına ve iradesine hakim olamayan” bir öğretmendir ve kısacık hayatında buna benzer kendinden geçtiği hadiseler az değildir.
- Fahrettin Altay anılarında der ki: “…Bir tertip olduğu aşikârdır. Köylüler bir jandarma karakolunun basılmasını teklif ediyorlar, bunlar [mürteciler] “Jandarma ile işimiz yoktur” diyor. Kuvvete çarpmak istemiyorlar, sonra bir subayı vuruyorlar, irticaî bir hareketle büyük bir halk kitlesini elde etmek istiyorlar, askeri de tabiatı ile alacaklar… Rovelverle vurulmuş olması ahali tarafından vurulduğunu gösteriyor. Tetkili lazımdır.”
- Açıkçası Kubilay’ın başının kesilmesi olayında kuşkular var. Mahkemedeki ifadelerinde hemen bütün sanıkların ağız birliği etmişçesine sanıkların aynı ağızdan konuşmaları, şüphe oklarını davet ediyor.cçNitekim zamanın ABD Büyükelçisi Joseph C. Grew’un, Turbulent Era adını taşıyan anılarında, baş kesilmesi haberlerini “gerçekliğinden şüphelenmek için yeterince sebep var” diye yorumlaması ilginçtir.
- Hasan ve Şevki adlı iki bekçinin nasıl öldürüldüğü üzerindeki sır bugüne kadar tam olarak aydınlanmış değildir. Kubilay’a sıkılan mermiyi duyunca olay mahalline koşup gelen Hasan Efendi’nin hükümet dairesinin demir parmaklığını siper alarak “yobazlar” üzerine ateş açtığı ve birini yaraladığı biliniyor. Ancak vurularak ölür. Şevki Efendi de aynı akibete uğrar. Ancak bazı tanıkların sözleri bekçilerin, askerler tarafından vurulduğu kanaatine yol açıyor. Mesela 1988 yılında Zaman gazetesinde çıkan yazı dizisinde olayın şahitlerinden Mehmet Yontucu ile eski Menemen Belediye Başkanı Bedri Onat da bekçilerin Kubilay’ın ölümünden sonra gelen takviye kuvvetinin açtığı ateş sonucu öldüklerini söylemektedirler.
- Necip Fazıl’ın Son Devrin Din Mazlumları adlı eserinde şunları yazıyor: “Söylendiğine göre gizli ajan, hâdiseyi çarşaflı bir kadın kılığında uzaktan takip etmiş ve muradına erer ermez, ancak bir erkeğe mahsus sert adımlarla uzaklaşıp gitmiştir. Bu manzarayı aynen görenler vardır ve onlardan biri hâlâ sağdır.”
- Üstelik Giritli Mehmed’in ekibinden daha Menemen yolundayken ayrılıp kaçan ve bir daha da kendileriyle temas kurmayan, dolayısıyla tek suçu ilk zamanlar birkaç gün Giritli ile bulunmaktan ibaret bulunan Çakır oğlu Ramazan, bu hareketiyle ödüllendirileceğine, idama mahkûm edilmiştir. Bu gibi tutarsızlıklar da mahkemenin zaten tartışmalı ve hukukî değil, siyasî olduğu besbelli olan kararlarını ayrıca tartışılır hale getirmektedir.
- Menemen’de bir de Yahudi asılmıştı. Adı Jozef, baba adı Haim’di. Tek suçu, olayın ele başılarına ip satmaktan ibaretti. Ne alakası varsa bir “irtica kalkışması”nda dinen Müslümanlıkla alakası olmayan birine, bir Museviye “Şeriat isteriz” dedirtmenin yolunu bulmuş olmalı değerli mahkememiz.
- Menemen olayı son tahlilde CHP’nin işine yaramıştır. Atatürk’ün, Fahrettin Altay’ın notlarından öğrendiğimiz zirvede söylediği bir cümle her şeyi açıklıyor bence: “Bu bir hadisedir ki Serbest Cumhuriyet Fırkasını lekelemek için tertip olunmuştur.”
- Menemen’deki son mitingde atılan nutuklara bakarak Kubilay ailesini abad olmuş, bir eli yağda bir eli balda zannediyorsanız aldanırsınız. Bir kere Kubilay öldüğünde karısından ayrı yaşıyordu. 18 aylık oğlu Vedat, annesi Vedide’nin yanında, Ayvalık’tadır ve Vedide Hanım, bir süre sonra başka biriyle evlenmiştir. Kubilay’ın oğlunun ortaokulu yarıda bıraktığını öğreniyoruz. Geçim sıkıntısı çekmişler. İşsiz kalmış. Bunun üzerine Almanya’ya gurbetçi olarak gitmiş. Yurt dışında 2 yıl kadar çalıştıktan sonra dönmüş ve Nazilli’de zabıta olarak iş bulmuş. Kimsenin elinden tutmadığından yakınır Vedat Kubilay. İnanılmaz ama her yıl 23 Aralık’da Menemen’e tek başına gidip geri dönüyormuş.
(Mustafa Armağan, 2006)
Tür: İRTİCA , Yayın tarihi: 29 Aralık 2006
Freud, insanın gelişim süreçleriyle ilgili teorisini üretirken, adına “gizlilik dönemi” dediği bir dönemden bahseder. Ona göre 6-7 yaşlarından başlayan, ortalama 12-15 yaşlarına kadar devam eden “Latency”de, çocuğun cinsel ilgilerinin ve yönelişlerinin yatıştığını, bunun yerine yeni ilgiler, uğraşlar, spor, arkadaş ilişkileri…vs. gibi sosyal olgular geliştirdiklerini dile getirir.
—————-
Sevgili Freud…
Sizin söylediğiniz bu “Gizlilik evresi”, bazı terbiyesiz ve kendini bilmez insanlar tarafında çoktan yok edildi…!
Çocuklar artık, cinsel meraklarını tetikleyen enerjilerini, kendilerini sosyalleştirecek alanlara yatıramıyorlar…!
Onların merak enerjilerini dönüştürdükleri nesneleri, ne yazık ki, anne ve babalarının da teşvikiyle, otel lobilerinde bel kıvırma şekline büründü…!
Televizyon dizileri, sokaklar, internet kafeler, çocuklarımızın cinsel istismarına yönelik malzemelerle dolup taştı…!
Sizin söylediğiniz ve çocuğun içinde tuttuğu o “mahrem” duygular, ortalıklarda ayan beyan yaşanıyor oldu…!
Çocuklarımız kitap okumuyor… araştırma yapmıyor… yapamıyor… çünkü kitap okumanın ve araştırmanın ne demek olduğunu onlara anlatabilecek, aktarabilecek yetişkinler olamadık…!
Arkadaş ilişkileri geliştiremiyorlar. Marka, dans, müzik ve futboldan… hamburger ve coladan ibaret bir hayatları olmaya başladı…!
Cinsel bombardımanların etkisiyle, gençler çocuk denecek yaşlarda cinsel tecrübeler yaşamaya başladılar…!
Ruhsal gelişim süreçlerinin hazır olmadığı bedensel tecrübeler yaşıyorlar…!
Sizin zamanınızdan daha fazla sayıda “depresyon”la uğraşır olduk. Hatta “Çocuklarda görülen depresyon”ların sayısında korkunç derecede artışlar oldu…!
Sokaklarda oynayan, cicili bicili giysiler giyinen, çocuksu masumiyetleriyle ortalıkta dolaşan o şirin evlatlardan geriye pek azı kaldı…!
Sadece futbol programları izleyerek, onların maddi ihtiyaçlarını karşılayarak… ama hiç başlarını okşamadan, hiç yanaklarından öpmeden, hiç sınırlamalar getirmeden onları iyi yetiştireceğimizi zannedip duruyoruz…
Yanılıyoruz… çok yanılıyoruz…!
Tür: GENEL HABERLER , Yayın tarihi: 29 Aralık 2006
Forbes dergisi Türkiye’nin en zengin ilk 100 Türk’ünün listesini yayınladı. İlk 10′da ise çok ilginç isimler var. Listenin ikinci sırasına bir göz atalım! Çukurova Grubu’nun sahibi Mehmet Emin Karamehmet kısa bir aradan sonra tekrar ilk 10′da. Hatta ikinci sırada. Bundan bir kaç yıl önce bankalarına el konulan, bankalara el konulmasından dolayı devlete olan borcu nedeniyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ile yaptığı geri ödeme protokolü imzalayan, imzaların atılmasının ardından borcun ilk taksitini ödemekte bile zorlanan Mehmet Emin Karamehmet, yine en zenginler listesinde. Borcun ilk taksidini ödemediği için, neredeyse imzalanan protokol iptal aşamasına gelen Karamehmet, nasıl oldu da bu listeye tekrar girdi? İlk taksit olan 130 milyon doları bulmakta zorlanan Karamehmet, daha sonra nasıl oldu da 947 milyon doları ödeyebildi?
Tür: GENEL HABERLER , Yayın tarihi: 28 Aralık 2006
Zonguldak’ta bir caminin açık kalan mikrofonununu farketmeyen imam ve müezzin skandala imza attı. İkilinin küfürlü konuşmasını dinleyen cemaat şikayette bulundu…
(Haber7, 28 Aralık 2006)
Tür: DÜŞÜNDÜREN YAZI , Yayın tarihi: 28 Aralık 2006
Peygamberin amcası Hz. Hamza’yı şehit ederek ciğerini söktürüp yiyen Vahşî, olaydan sonra Mekke’ye döndü. Mekke fethedilince de Taif’e kaçtı. Taifliler de, İslâm’a girmek için Resûlullah’ın yanına gidiyorlardı. Artık Vahşî’nin kaçacak yeri kalmamıştı.
Kâinatın Efendisi, Vahşî’yi İslâm’a davet için haber gönderdi. Vahşî ise Resûlullah’a şu cevabı iletti: “Ya Muhammed beni nasıl İslâm’a çağırırsın?! Allah’a şirk koşanlar, Allah’ın muhterem kıldığı bir canı haksız yere öldürenler, zina edenler günahlarının cezasını çekerler. Kıyamette, o büyük duruşma gününde cezaları katmerli olur, azap ve zillet içinde ebedî kalır. Hâlbuki ben bunların hepsini yaptım. Daha benim bir kurtuluşum olur mu?” Bunun üzerine Allah (cc) şu âyeti inzal buyurdu: “Ancak şu var ki dönüş yapıp iman edenler, güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir.” (Furkan, 25/70) Bunun üzerine Vahşî: “Ya Muhammed, ‘Dönüş yapıp iman etme, güzel ve makbul işler işleme’ çok çetin bir şarttır. Bana kalırsa ben bu işin altından kalkamam.”
Hemen ardından şu âyet nazil oldu: “Şurası muhakkak ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun altındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder.” (Nisa, 4/48)
Yine Vahşî; “Yâ Muhammed, bu konuda görüşün nedir? Affetmek, Allah’ın hikmet ve iradesine bağlıdır. Bilmiyorum; beni bağışlar mı bağışlamaz mı?” diye sordu. Akabinde hemen şu âyet nazil oldu: “Ey Şanlı Nebî, sen şunu tebliğ et: ‘Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah, dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O, gafur ve rahimdir, çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur.” (Zümer, 39/53}
Vahşî, tam istediği cevabı almıştı. Derhal Müslüman oldu. Bazı insanlar dediler ki: “Yâ Resûlallah! Biz de Vahşî’nin yaptığı gibi yapmıştık. Aynı şartlar bizim için de geçerli mi?” Fahr-i Kâinat, “Bu şartlar bütün Müslümanlar için geçerlidir.” buyurdular. (Taberani, Mu’cemu’l-Kebir, 11/197)
Tür: ASRI SAADET DEVRİ , Yayın tarihi: 28 Aralık 2006
Bir kimyagerin araştırmalarına göre insanın değeri komik denecek kadar düşük olup âdeta sudan ucuzdur. Çünkü vücudumuzda yedi kalıp sabun üretebilecek kadar yağ, orta boy bir çivi yapacak kadar demir, ancak bir kahve fincanını dolduracak kadar şeker, küçük bir tavuk kümesini boyayacak kadar kireç, iki bin kibriti yakacak, ya da ufak bir topun atımına yetecek kadar fosfor bulunmaktadır.
Madde itibarıyla bu kadar ucuz olduğu halde tek bir organını bile dünyalara değişmeyen insan, kendisine verilen bu değerin kıymetini bilmeli ve yine kendisini kainatın dilenciliğinden kurtarıp, bütün mahlukatın en şereflisi olarak yaratan Zat’a karşı şükür ve kulluk vazifelerini yerine getirmelidir. Aksi takdirde gerçek değeri günün birinde kokuşmaya ve çürümeye mahkum birkaç kilo et, bir miktar kan ve bir yığın kemikten ibaret kalacaktır.
Tür: İLGİNÇ , Yayın tarihi: 28 Aralık 2006
Diğer sayfalara üyeler geçebilir...
