Sözün Özü
 Allah ilmi dileyene, malı istediğine verir. (Türk Atasözü)

Arşiv: Kasım, 2006



Erişkin boy hesabı

İkinci doğum gününü kutlayan bir çocuğun sahip olduğu boyun iki ile çarpımı, yetişkinliğinde sahip olacağı boy için yaklaşık bir tahmin verir. İki yaşına giren bir erkek çocuk erişkinliğinde sahip olacağı boyun yaklaşık % 49,5′ine sahip iken, iki yaşına giren bir kız çocuk erişkinliğindeki boyun yaklaşık % 52,8′ine sahip olmaktadır.

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Atatürk’ü bırakıp koltuğu sarılan CHP!

Ne yazık ki CHP Atatürk’ün devrimlerini yayma görevini yerine getirememiştir. Çünkü CHP’nin taşra kadroları zamanla hükümetle partinin içice girişleri nedeniyle artık inkılâpçılığı halka indirmeyi bir kenara bırakarak çıkar arayan ve ikbal merdivenlerini hızla tırmanmak isteyenlerin dar ve halktan kopuk kadroları haline dönüşmüştür.

(Hikmet Bil, Atatürk’ün sofrası)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Valinin çamur içinde Ata’ya hizmeti

Atatürk yurt gezilerinin birinde Kırşehir hududuna girerer. Protokol gereği Vali, başında silindir şapka, arkasında frak olduğu halde hududa gelmiş, Atatürk’ü istikbal ediyordu. Bu esnada da Atatürk’ün otomobili bir tarlaya saplanmıştı; etraftan yetişen köylüler otomobili kurtarmaya çalışıyorlardı. Vali de o resmi kılık kıyafetiyle, çamur içinde köylülere, jandarmalara emirler veriyor, gayrete getirmeye çalışıyordu. Atatürk: “İşte masa başında yapılan talimatnameler, hatta kanunlar, günün birinde böyle gülünç de olurlar!” diyerek Vali’yi yanına çağırttı. Haline acımış olacak ki, kalın bir palto giymesini tavsiye ederek zahmetlerinden ötürü kendisine teşekkür etti…

(Hikmet Bil, Atatürk’ün sofrası)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Türklerin tek kılavuzu

''Halkın bilgisizliğinden ve tutuculuğundan, düşünme alışkanlığını henüz kazanmamış olmasından yararlanarak bin bir türlü siyasal ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini alet olarak kullanmaya çalışanların varlığını , ne yazık ki aramızda görmekten hala kurtulabilmiş değiliz. İnsanlıkta din duygusu ve din kavrayışı, her türlü boşinan (hurafe) ve usdışılıktan arındırılarak, bilimin ışıklarıyla dupduru ve yetkin oluncaya dek, bu din oyununa ve oyuncularına her zaman ve her yerde rastlanacaktır. Hiçbir mantıksal kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin, inançların, görüşlerin korunmasında direnen ulusların ilerlemesi çok güç olur. Belki de olmaz. Yaşam felsefesini genişliğine gören ulusların egemenliği ve tutsaklığı altına girmeye mecburdurlar.''

(M. Kemal Atatürk, 1927)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Atatürk’ün ikna kabiliyeti

Atatürk’ün arakadaşı Kılıç Ali anlatıyor:

— Dil devrimi günleriydi. Dolmabahçe sarayındaydık. Bir gece-”Atatürk” “Hikmet Bayur”a bazı izahlar yapmaya koyulmuştu. Bayur ise, o izahlara katılmıyor kendi düşüncelerinde ısrar ediyordu. Nihayet çok geç olmuş “Atatürk”ü Hikmet Bayur ile başbaşa bırakarak bütün arkadaşlar masadan ayrılmış odalarımıza çekilmiş yatmıştık.

Ertesi sabah uykudan kalktığımız vakit “Atatürk” ün hâlâ yatmadığını ve Hikmet Bayur’la başbaşa akşamki gibi aynı vaziyette tartışmaya devam etmekte olduklarını öğrenince arkadaşım Salih Bozak ile beraber yanlarına gittik. Yüzler kıpkırmızı olmuştu. Hâlâ Gazi Hikmet Bayur’u iknaya çalışıyordu! Bir müddet sonra çalışmaları bitti. Hikmet Bey de müsaadesini aldı, çekildi.

Yalnız kaldığımız vakit Salih Bozok:
- “Paşam, için bu kadar yoruldunuz? Hikmet Bey yabancınız mı? Size bağlı bir arkadaşınız.

Salih Bozok’ün bu sözleri üzerine Ataürk:

-  Ha… işte bu yanlış bir mütalaa. Bilirmisin ki Hikmet Batur düşüncelerinde inatçıdır. onu ikna etmek lazımdır. O bir kere kani oldu mu işi benimser.

(Hikmet Bil, Atatürk’ün sofrası)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Atatürk’e özür mektubu

Atatürk sofrasında tartıştığı Dr.Reşit Galip’i huzurundan kovar. Ve Dr.Reşit Galip Atatürk’e resti çeker. Fakat bu uzun sürmez. Arkasından özür mektubu yetişir. Ve Ata affeder.

“Büyük Gazi’nin Yüksek Huzuruna Tazimlerle Ankara, 30.1.1932 Mübeccel Büyük Paşam, Siz insanların ruhunu, fikrini açık bir sayfa gibi okursunuz.

Size tapınırcasına bir iman, sevgi ve saygı ile bağlı olduğumu teveccüh ve itimadınızı hayatımın kıymetli ölçülmez mazhariyeti saydığımı bilirsiniz.

Kusur ve kabahatimin çok büyük olduğunu biliyorum. Onun affı ancak sizden istenebilir. Çünkü siz, af ile ders ve ceza vermek mertebelerinden çok daha yükseklerdesiniz.

Sizi üzmüş olmak ıstırabının dayanılmaz acısını bütün şiddetiyle çektim. Ellerinizi bin kere öperek affınızı dilerim.

Sağlığınız ve saadetiniz temennilerimi candan tekrarlarım, mübeccel büyük paşam.

Sizin evlâdınız Dr. Reşit Galip”

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Devrimcinin Atatürk’e resti

Atatürk Beyoğlu’nda göçmen bir Rus karı kocanın sahibi olduğu, daha önceleri de birkaç kez uğradığı bir gece kulübüne gidecek ve bu yerin sahibi olan kadın bir ara onun yanına gelerek, banka kredilerinin kesildiğini, zor durumda kaldıklarını söyleyerek yardımı isteyecekti. Bunun üzerine, Gazi’de orada İş Bankası’na bu yere bir miktar kredi açılmasını isteyen bir mektup yazarak kadına verecek. İşte, bu mektup birçok kişi tarafından Gazi’nin bu gece kulübü sahibine yüklü bir çek verdiği biçiminde algılanmış bulunuyor.

Dr.Reşit Galip de, Gazi’nin bu Rus göçmenine yüklüce bir çek verdiğini sananlardan. Halkın parası bir lokantacıya nasıl verilebilir? Atatürk bile yapamaz bunu!… Ertesi gece Dolmabahçe Sarayı’ndaki yemekte Dr.Reşit Galip, huzursuz, kabına sığmıyor, içkiyi de fazlaca kaçırmış durumda. Sofrada Ruşen Eşref Ünaydın, Recep Zühtü, Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü Araş, Celal Sahir, Hasan Cemil Çambel ve daha birkaç kişi ve kimilerinin eşleri var. Reşit Galip, bir ara sözü bir Millî Eğitim Bakanı Esat Bey’e getirecek ve ona acı eleştirilerde bulunacak. Esat Bey ise, eski bir asker ve Gazi’nin hocası. Doktora göre, Esat Bey, eski kafalı, yaşlı, böyle bir kimse bakanlık yapmamalı. Gazi, konuyu kapatmak isteyecek, Reşit Galip’e yatıştırıcı birkaç söz de söyleyecek ama o bir kere almış hızını. Arkasından, milletin parasını nasıl olurda bir lokantacıya verebildiğini soracak! Bu haddini bilmezlik karşısında Gazi, ondan sofrayı terk etmesini isteyecek.

“-Lütfen sofrayı terk ediniz!”

“-Bu saray da, bu sofra da, sizin değil, milletin sarayıdır, sofrasıdır!”

Bu kadarı da gerçekten fazlaydı. Üstelik, Dr.Reşit Galip nezaket sınırlarını çoktan aşmış durumda. Ve herkes, Gazi’nin sert bir biçimde doktora çıkışacağını, azarlayacağını sanıyor. Oysa o sessizce ayağa kalkacak ve kendisi sofrayı bırakıp gidecek… Arkasından uşağı Cemal Efendi. Ölümüne değin 12 yıl boyunca ona hizmet edecek olan Cemal Efendi, onu hiç böyle görmediğini hep anımsayacak: “Atatürk soyunana kadar bir kelime konuşmadı. Sinirleri henüz yatışmamıştı. Yüzü sapsarıydı. Cumhurbaşkanı olduktan sonra belki de hiç kimse onunla böyle konuşmamıştı.” Gazi öylesine kırgın, üzgün ve kızgındı ki ağzından şu sözler de dökülecekti:

“-Çelebi Efendi, desene ki yılanı koynumuzda büyütüyormuşuz.”

Dr.Reşit Galip ise yaptığının ezikliği ve utancı içinde kıvranıyor. Ertesi gün ilk tirenle Ankara’ya gidecekti ama cebinde parası yoktu. O sıra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan Tevfik Bıyıklıoğlu’ndan borç isteyerek 25 lira alacaktı. Gazi’nin bir süre sonra bu durumu duyunca Tevfik Bey’e çıkışacaktı:

“-İnsan o halde bulunan arkadaşına 25 lira mı verir? Hiç değilse benim hesabımdan birkaç yüz lira vermeliydin”

Yaptığının acısı içinde kıvranan Dr.Reşit Galip duygularını Atatürk’e özür dileyerek mektup yazmakta gecikmeyecekti.

Mektup Gazi’ye ulaştığında kızgınlığı ve kırgınlığı çoktan geçmişti. Gülümseyerek diyecekti ki:

“-Nedir, bir kabahati mi var ki?”

Dolmabahçe Sarayı’ndaki o gecenin üzerinden dört ay geçmiş. Gazi, Çankaya’daki eski köşkte dostlarıyla. Bir ara Dr.Reşit Galip’ten de söz açılacak. Gazi:

“-O nerelerde? Hiç görmüyorum.” diyecek ve biraz sonra da yaverine, Çankaya’da yakınlarda bir yerde oturan doktoru çağırmalarını söyleyecek. O Çankaya gecesinin tanıklarından biri de Yakup Kadri Karaosmanoğlu. Ondan dinleyelim:

“-Reşit Galip, yemek salonuna girdiği vakit, hepimiz. Zorlu bir imtihan devresi geçirecek sanıyorduk. Fakat her şey hafif bir şaka içinde geçti. Reşit Galip’e sofrada yer gösterip oturttuktan beş on dakika sonra, dışarıdan iki nöbetçi eri çağrıldı. Mustafa Kemal: ‘Şu efendiyi oturduğu yerden kaldırınız!’ dedi ve iki kuvvetli Anadolu çocuğu, bir hamlede Reşit Galip’i kucaklayıp havaya kaldırdılar. Mustafa Kemal gülerek:

‘-Biz adamı böyle kaldırmasını da biliriz!’ dedi.

Ve bu sahne, bu söz, Reşit Galip’in üç dört ay evvel Dolmabahçe Sarayı’ndaki sofrada:

‘-Sen beni buradan kaldıramazsın! Çünkü bu saray ve bu sofra milletindir!’sözüne bir cevaptı.”

Düşmanlarını bile bağışlayan Atatürk, bir devrimciyi mi bağışlamayacaktı!

19 Eylül 1932 günü Dr.Reşit Galip, Gazi’nin emri ile, görevini bırakması sağlanan o eleştirdiği Esat Bey’in yerine 1933 Üniversite Reformu’nu gerçekleştirecek olan Millî Eğitim Bakanı olmuş bulunuyordu!

(www.1001kitap.com)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Süleymaniye’de ilk Türkçe hutbe okunurken

turkcehutbe.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Türkçülük ve Turanhcılık

“Türkçülüğe evet ama Turancılığa hayır”

(M. Kemal Atatürk) 

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Osmanlı’nın için islama sarılması çıkar bir yol değildi

Osmanlı Saltanatı özellikle son devirlerinde süratle çökmekte olan askeri ve siyasal kudretinin yerini dolduracak bir kuvvet edinmek amacıyla “Halifeliğe” önem vermiş ve “Halife”nin “Allahın yeryüzündeki gölgesi”, “Kâinat nizamı olduğu” gibi birçok bilim ve gerçek dışı hayal ürünü sıfatlar icat etmişti! Bir başka deyişle çareyi “müslümanlaşmakta” arar olmuştu! Ne var ki “Selânik”in “Beyazkule” sahillerindeki gençler arasmda başka çıkar yollar gösterenler de vardı. Örneğin:
— “Çağdaşlaşalım…” Diyenler de vardı.
— “Türkleşelim.” Diyenlerde vardı.
“Mustafa Kemal” ile arkadaşları için, islâma sarılmak bir çıkar yol değildi. Nitekim birinci dünya savaşı bunun böyle olduğunu gösterecekti. “Halife” tüm dünya müslüman-larını “Cihad” ilân ederek Peygamberimizin kutsal bayrağı “Sancak-ı Şerif altına çağırdığı halde, hilâfet müessesesine dayanan bir siyasetin ne kadar şaşkın ve hayalci bir davranış olduğu ortaya çıkacaktı…

(Hikmet Bil, Atatürk’ün sofrası)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Atatürk’ten İsmet Paşa’ya bir sevgi mektubu

atamektup.jpg

Atatürk’ün ölümünden sonra izlerini ortadan kaldırıp kendini getirmek isteyen İsmet İnönü’ye bir sevgi mektubu!

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Haşa, Padişah Efendimiz de olacak değilsin ya yavrum!

Atatürk genç bir subay iken Selanik’te ki evinde arkadaşlarıyla beraber odasında toplanıp silah üzerine yemin ederler. Zübeyde hanım ise anahtar deliğinde olan bitenleri görür…

— A be oğlum, der, haydi gizli gizli buluşup konuştuğunuzu anladık! Lâkin o silâh üzerine yemin de nesi oluyor?
Mustafa Kemal:
—  “Hükümeti devireceğiz anne… Ben de büyük bir adam olacağım.” diye cevap verir.
— İnşallah oğlum… Elbet bir gün Paşa olursun…
— “Daha büyük anne…”
— İnşallah Harbiye Nazırı olursun oğlum.
— “Daha büyük anne…”
— İnşallah yavrum bir gün Sadrazam da olursun…
— “Daha daha büyük anne…”
Bunun üzerine ihtiyar kadm eliyle ağzını kapayarak şaşkın şaşkın:
— Hâşâ, der, artık Padişah Efendimiz de olacak değilsin ya yavrum!..

(Hikmet Bil, Atatürk’ün sofrası)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Paşa gıdası

M. Kemal ve arkadaşların Selanik’te genç bir subay iken içtikleri rakıya verdikleri isim.

(Hikmet Bil, Atatürk’ün sofrası) 

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Farklı Mevlana’lar

Mevlana’nın internet sitelerinde ve bazı kaynaklarda 100’e yakın farklı minyatürü bulunuyor. Büyük mutasavvıf, zayıf, şişman, uzun saçlı ve hatta zenci olarak bile çizildi…

Birbirine benzemeyen Mevlana minyatürlerinin sırrını Şahabettin Uzluk, 1957’de yayımlanan ‘Mevlevilikte Resim’ adlı kitabında şöyle anlatıyor: “Selçuklu Sultanı 2’nci Keyhüsrev’in kızı Gürcü Sultan tarafından Mevlana portreleri çizmekle görevlendirilen Aynuddevle, ayakta durmasını rica ettiği ünlü düşünürün pek latif bir suretini nakşeder kağıda. Ancak, Mevlana her seferinde gözüne farklı görünür ve ayaküzeri kurşun kalemle çizilen resimlerin sayısı yirmiyi bulur. Bu hale şahit olanlar, nakkaşın hayretinden kalemlerini kırdığını kaydediyor.”

(Haber7, 2006)

Tür: , Yayın tarihi: 30 Kasım 2006

Kuşların kum yemi

gizzard.gif

Kuşlar, yedikleri besin maddelerini öğütme ile daha küçük parçalara ayırmak için taşlık adını verdiğimiz, oldukça kaslı bir mideye sahiptir. Kum tanecikleri ve küçük taşlar, kuş tarafından yenilmekte ve midede alıkonulmaktadır. Taşlığın kaslı duvarının hareketleri tohumları ve taşları karıştırarak tohumların taşlar yardımı ile parçalanmasını sağlamaktadır. Bundan dolayı, eğer evinizde kuş besliyorsanız, mutlaka bir başka yemlik içinde veya kafesin dibine serpiştirilmiş olarak kum taneleri bulundurmanız.

Tür: , Yayın tarihi: 29 Kasım 2006

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

kürk.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 29 Kasım 2006

Öldüren Ebu Cehil Karpuzu

Citrulus colocintis 31014.jpg
Sinüzit için şifa olan ve ilaç sanayisinde kullanılan bu bitki, insanların doğadan doğrudan amatörce kullanmaları sonucu doz fazlalığından öldürücü olabiliyor.

Tür: , Yayın tarihi: 29 Kasım 2006

Yönetim çeşitleri

SOSYALİZM : İki ineğiniz varsa, birini komşuya verirsiniz.
KOMUNİZM : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır, size süt verir.
FAŞİZM : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır, size süt satar.
NAZİZİM : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır,sizi kurşuna dizer.
TEOKRASİ : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır, siz süt duasına çıkarsınız.
BÜROKRASİ : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır ,birini öldürür, sütü sağar ,kovayı da devirir.
DEMOKRASİ : İki ineğiniz varsa, ikiside greve gider.
TÜRKİYE : İki ineğiniz varsa, ikisinide satar, parayı repoya yatırırsınız.Gelen faizle de süpermarketten süt alırsınız.

Tür: , Yayın tarihi: 29 Kasım 2006

Özlü sözler

Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz.
(Yunus Emre)

Yeryüzünde açlıktan ölenlerin sayısı, tokluktan ölenlerden çok daha azdır.
(Theognis)

Herkesin istediğini yapabileceği bir yerde hiç kimse istediğini yapamaz.
(Frankin Delano Roosevelt)

Cehennemde ateş yoktur, her insan ateşini bu dünyadan götürür.
(Pir Sultan Abdal)

Ah şu insanlar! Daha bir solucan yapamazken, nice nice ilahlar yarattılar!
(Montaigne)

Herkes dünyada bir şeyi tamamlamak için görevlendirilmiştir.
(Martin Buber)

Başkasının izinde yürüyen, iz bırakamaz.
(Joan I. Brannon)

Umut iyi bir kahvaltı fakat fena bir akşam yemeğidir.
(F. Bacon)

Para iyi bir uşak, kötü bir efendidir.
(F. Bacon)

Paslanacağımıza, yıpranalım!
(R. Camberlang)

İyi bir öğretmen, kendisini yavaş yavaş gereksiz yapabilen biridir.
(Thomas J. Carruthers)

Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmaz ise; insan da acı çekmeden olgunlaşmaz.
(Konfüçyüs)

Cahil kimsenin yanında, kitap gibi sessiz ol.
(Mevlana)

Rüyaları gerçekleştirmenin en kestirme yolu, uyanmaktır.
(J. M. Powe)

İnsan gençliğinde öğrenir, yaşlılığında anlar.
(Eschenbach)

Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
(Necip Fazıl Kısakürek)

Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek ise tehlikelidir.
(Konfiçyüs)

Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir.
(Latin atasözü)

İman etmek, görünmeyene inanmaktır. Mükafatı ise görünmeyeni görmektir.
(St. Augustine)

Bir memlekette ne kadar çok yasa ve nizam varsa, orada o kadar da çok hırsıza ve hayduta rastlanır.
(Lao-Tse)

Giysilerini kendilerinin en önemli yanı sayanlar genellikle giysilerinden daha değerli olamazlar.
(William Hazlitt) 

Tür: , Yayın tarihi: 29 Kasım 2006

Sehiv secdesi nasıl yapılır?

Sehiv secdesi; yanılma ve unutma secdesi demektir. Namazın farzlarından birinin geciktirilmesi veya vaciplerden birini terk ve ya tehiri halinde yapılması gerekir.

Şöyle yapılır:

Son oturuşta yalnız “Tahiyyat” okunduktan sonra iki tarafa selam verilir. Ondan sonra “Allahu Ekber” denilerek secdeye varılıp üç kere ” Sübhane Rabbiye’l-alâ ” okunur. sonra “Allahu Ekber” denilerek kalkılır. Bir tesbih miktarı duraklamadan sonra tekrar “Allahu Ekber” deyip ikinci secdeye varılır. Yine üç kez ” Sübhane Rabbiye’l-alâ ” okunduktan sonra “Allahu Ekber” denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat, Salli-Barik ve”Rabbena atina” okunup önce sağ tarafa sonra da sol tarafa selâm verilir.(1)

Mesela; Vitir namazında Kunut dualarını unutmak, Fatiha’dan sonra zamm-ı sure okunması gereken yerde zamm-ı sureyi okumadan rükûa gitmek, birinci tahiyyâta oturmayı unutmak, namazda secde ayeti okunduğu zaman secde etmemek gibi durumlarda vacip terk edildiği için sehiv secdesi gerekir.

Üç veya dört rekatlı farz namazlar ile vitir namazında ikinci rekattan sonra tahiyyat’ı okuduktan sonra hemen ayağa kalkmayıp “Salli-Barik okuduktan sonra ayağa kalkmak, Fatiha’yı okumadan zamm-ı sureyi okuyup daha sonra fatihayı okumadığını hatırlayıp Fatiha’yı okumak, gibi durumlarda ise vacip tehir edildiği için yine sehiv secdesi gerekir.

Sehiv secdesi yapılması gereken durumda unutup selam verilirse namazın yeniden kılınması gerekmez.

(Ömer Nasuhi BİLMEN)

Tür: , Yayın tarihi: 29 Kasım 2006


Diğer sayfalara üyeler geçebilir...