Sözün Özü
 Övmek ve övülmekten uzak durun. Çünkü o, kişiyi manen boğazlamaktır. (Hadis)

Arşiv: Ekim, 2006



30 kupona

Radyo, televizyon, gazete, dergi
Her birşey meydanda, sergi var sergi
Esnafa, çiftçiye koy peşin vergi

Sınavı düşünme! Kitabın bizden
Bedava deneme sınavın bizden
Yarı çıplak hatunlar, son avın bizden

Fatih’e İstanbul, Yavuz’a Mısır
Yüz kupona kilim, seksen kupon hasır
Kuponla gelecek ülkeye huzur

En son hediyeyi kızlar tanıttı
Gümbür gümbür çalan sazlar tanıttı
Utanmaz, arlanmaz yüzler tanıttı

Kampanya dönemi geldi, geçiyor
Uyuma vatandaş fırsat kaçıyor
Millet çatır çatır kupon kesiyor

Her satırdan şiddet, nefret akıyor
Kalemler bölücü tohum ekiyor
Ekranlar salyalı pislik kokuyor

Makyaj, giyim, kuşam bunların işi
En sağlıklı yaşam bunların işi
‘Siz emredin paşam’ bunların işi

İhtilal yaparsın manşet atarlar
‘Nû resim ‘ yaparsın topa tutarlar
Hangisini saysam katar katarlar

Demokrasi, laiklik, insan hakları
Örtüyle başladı ilk yasakları
İrtica geliyor son tuzakları

Laiklik şeriat kavgası bitsin
Ülkeme duyulan bu nefret yetsin
Sevmeyen şerefsiz defolsun gitsin

Görüntü kemalist aslı komünist
Hesaplar çok ince tam oportünist
Bunlar hem yalaka, hem kapitalist

Atatürk maskesi işin yapısı
Atatürk’e kuban olsun hepisi
Bizim ulan memleketin tapusu

Deniz Türkiyeli, Önkuzu Türk’tü
Ay-Yıldız bayrağı en büyük farktı
Evita sevenler Ülkü’den korktu

Kılıçkıran, Özmen dağda gezmedi,
Karakol basmadı, huzur bozmadı
Beşbin şehit verdik kimse yazmadı

Her günüm cenaze her günüm şehit
Çektiğim acıya Yaradan şahit
Bunların sebebi Şam’da bir it oğlu it

Kimine Rusya’da bedava tatil
Kimine dinamit, kimine fitil
Çatlıya gelince ‘Faşist’ bir katil

Düşman gelmiş kapımıza dayanmış
Dört yanımız kampanyaya boyanmış
Kutuplara yaz gelmiş bak onlarda uyanmış

Uyan Türk Evladı! Uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

Ahmet Yılmaz

Tür: , Yayın tarihi: 28 Ekim 2006

Baykal duvarda, Atatürk yerde

43733.jpg

Kendisini ‘Atatürk’ün partisi’ olarak tanıtan ve Atatürkçülük üzerinden politika yapan CHP, Atatürk’ün posterlerini ayaklar altına alarak bir skandala imza attı. CHP İzmir İl Örgütü’nün Fuar Atlas Pavyonu’nda düzenlediği bayramlaşma töreninde, CHP lideri Deniz Baykal’ın posterleri yukarıya asılırken Atatürk’ün posteri adeta yerlerde sürüklendi.

http://www.haber7.com

Tür: , Yayın tarihi: 28 Ekim 2006

Avlanan ayılar!

av6.jpgav7.jpgav8.jpgav5.jpgav4.jpgav3.jpgav2.jpgav1.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 27 Ekim 2006

Karı-koca halleri!

kari-koca.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 27 Ekim 2006

Hayvanlık halleri

013.jpg022.jpg031.jpg041.jpg05.jpg06.jpg07.jpg08.jpg09.jpg10.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 27 Ekim 2006

Merhaba ben fuhuş!

Merhaba ben fuhuş!

Eskiden beni horlardınız ama şimdi baş tacı yaptınız. Marks’ın uyuşturucu ismini taktığı dinler dahi beni altedemedi! Hele o bozulmuş hıristiyanlık yokmu? Şimdi ayaklarımın altında. Kımıldayamaz artık.
Artık insanların şanı, şerefi oldum! Bu kadar yükselmemi yadırgamayın. Eğer haketmeseydim, dünyada o kadar insan aç, susuz, savaş ve sıkıntı içerisindeyken bana bu kadar değer verilirmiydi hiç?

Beş para etmez, üstüne üstelik zararlı olsaydım, insanlar hiç benim için medya örgütleyip, paralar savurup, en ciddi yerlere dahi beni sokarlarmıydı?

Medeniyetine özendiğiniz Amerika ve Avrupa, beni çağdaşlık zirvesine getirmişse neden daha benden şüphe duyuyorsun ki eski düşmanım yeni dostum: Hindi!

Tür: , Yayın tarihi: 27 Ekim 2006

Bu yaratıklar neden böyle?

intervjs15.jpginek.jpgBYFSTurtleTop.jpgBYF8legC.jpgBYF1.jpgBY9d.jpgBY4d.jpgBY4a.jpgBY2J.jpgbabyspottyFULL.jpg

Biyolojik tesadüflerden veya yaratılma hatasından kaynaklansaydı daha sık karşılaşılması gerekilmez miydi? Doğaya ve insan yapısına aykırı hareket edilen bu zamanlarda neden arızalar arttı?

Tür: , Yayın tarihi: 27 Ekim 2006

Kaplumbağa

kaplumba�a.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 27 Ekim 2006

Jake Alligator yaratığı gerçek mi?

jakenewii.jpg21835736_b44830d847_m.jpg11287671_e647eb98a8_m.jpg

Amerika California’da ki “Marsh’s Free Museum” müzesinde yer alan “Jake Alligator man” mumyası o kadar ünlü ki tişörtleri basılıp, klübü bile kurulmuş. Ama mumyanın gerçek hikayesi hala bilinmiyor!

http://www.sideshowworld.com

Tür: , Yayın tarihi: 27 Ekim 2006

Navarin’e gömülen Osmanlı hazinesi

Navaron Koyu derinliklerinde yatan 26 milyon dolarlık Osmanlı hazinesi kurtarılmayı bekliyor. Günümüz şartlarında çıkarılabilecek hazine Yunan ve Türk hükümet krizine yol açabilir.

İngiliz, Rus ve Fransız donanmalarının 20 Kasım 1827′de Yunanları Osmanlı’ya karşı korumak amacıyla bu koyda demirli bulunan Osmanlı ve Mısır donanmalarına yaptıkları baskın sırasında “Kaptanbey”, Osmanlı amiralinin bulunduğu sancak gemisi, “Guemenne” ise Mısır donanması sancak gemisidir.

Bu kadar büyük bir hazinenin savaşa giden gemilerin kasalarında ne işi vardı, diye düşünenler olabilir. Bugün de olduğu gibi, o zamanlar da ordu ve donanma bir savaşa giderken, savaşla ilgili herhangi âni bir harcama için; (Fidye-i necat, asker kiralama, silah ve mühimmat satın alma gibi âni harcamalar) kasalarında hatırı sayılır miktarda para ya da altın bulundururlardı.

http://www.haber7.com

Tür: , Yayın tarihi: 27 Ekim 2006

Gazi Hazretlerin Eskişehir Hava Okulu ziyareti

gazihz.jpgata172sm.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2006

Ata’nın stresli bekleyişi

ata53sm.jpg

Devlet Hava Yollarının Ankara istasyonunda Dersim (Tunceli) isyanı harekatına katılan savaş uçaklarını beklerken. (22 Mayıs 1937)

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2006

Suçlu Irak çocukları!

47767fc0.jpg31c4aec0.jpg27c3af90.jpg5.24.1.cluster.ICH.jpg5.6.AFP.jpg4.4.muslm.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2006

Yeşil cami

yesil.jpg

Tür: , Yayın tarihi: 26 Ekim 2006

Denizde domuz avladılar

Tekirdağ’ın Şarköy ilçesinde denizde avlanmaya çıkan balıkçılar, balık yerine 2 domuz yakaladılar. Denizde balık sürüleri ararken Kuruçeşme mevkisinde kıyıdan 30 metre içeride bir hareketlenme gördüklerini ifade eden balıkçı Karayer, ”Yaklaştığımızda yunus balıkları zannedip geri dönecekken dikkatli bakınca çok sayıda domuzun bir arada yüzdüğünü gördük” dedi.

2006-Haber7

Tür: , Yayın tarihi: 25 Ekim 2006

Az bilinen coğrafi bilgiler

- Hortumlar o kadar güçlüdür ki kurbağa, balık ve kuşları yutup sonra bunların yağmur gibi düşmesine yol açabilir. 1978’de İngiltere’de kaz, 1994 yılında Avustralya’da oluşan şiddetli bir fırtına sonucu yüzlerce tatlı su balığı yağmıştır.5000 metre yükseklikte basınç azalması nedeniyle su 70 °C’de kaynar.

- Richter ölçeğine göre 8,6 büyüklüğünde ki bir deprem, 100 hidrojen bombasının gücüne eşittir.

- Havanın insan üzerine yaptığı itme kuvveti ( basınç ) hissedilemez, çünkü insan vücudu da havayı aynı kuvvetle dışarı doğru itmektedir.

- Kalorifer peteği gibi ısıtıcıların pencerelerin altına konulmasının nedeni, dışarıdan gelen soğuk havayı ısıtmasıdır.

- Sabun yapımında zeytin, hurma, yer fıstığı, ayçiçeği, soya yağı, pamuk çekirdeği ile sığır ve koyun iç yağları kullanılır.

- 462°C’ lik yüzey ısısı ile Venüs en sıcak gezegendir.

- Irmaklar her yıl yaklaşık 2 milyar madensel tuzu denizlere taşımaktadır.

- Bir ton şeker elde etmek için 40–50 ton, bir ton kâğıt üretebilmek için 170 ton, bir ton çelik elde etmek için ( soğutma suyu olarak ) 300 bin ton, bir ton deriyi işlemek için 10 ton kullanma suyuna ihtiyaç vardır.

- Her yıl 1 milyar ton Afrika toprağı Atlas Okyanusunu geçerek Amerika kıtasına ulaşır.

- Dünyada toplam 231 ülke bulunmaktadır. 58 ülke ile Afrika ülke sayısının en fazla olduğu kıta iken, 13 ülke ile Güney Amerika ülke sayısının en az olduğu kıtadır.

Tür: , Yayın tarihi: 25 Ekim 2006

Veysel Karani

Doğum yeri Yemen’in Karen Köyü’dür. Dört yaşında iken babası vefat eder. O, annesinin başka kimsesi bulunmadığından bin bir güçlükle herhangi bir tahsil görmeden, semavi dinlere ve kitaplara ait herhangi bir bilgisi olmadan büyür. Üveys büyüdükçe kendisinde doğuştan mevcut olan “Tek Tanrı’ya İnanç” hissi de gelişir. O’nu kimse anlamaz, söylediklerine güler, alay ederler. Kendisiyle alay eden, kendisini anlamayan insanlardan uzaklaşmak ve endi iç dünyasıyla başbaşa kalabilmek için deve çobanlığı yapmaya başlar.
Hz. Veysel Karani her an bir kurtarıcının haberini beklemektedir. Ve beklediği kutlu haber çok geçmeden kendisine ulaşır. Bu haber Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed’in zuhur ettiği ve insanları “Hak Din’e” davet ettiği haberidir. Hz. Veysel Karani bf haberi duyunca hiç kimsenin irşad ve teşviki olmadan Müslüman olur, İslam’a ve Hz. Muhammed’e gönülden bağlanır.

Hz. Veysel Karani Müslüman olunca yüce peygamberin nurlu yüzünü görebilmek aşkıyla yanar tutuşur. Hz. Veysel Karani, Allah Resulü’nü görme arzusunu birkaç defa pek sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ (kör) olan annesi, kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez. Hz. Veysel Karani’nin yaşı kırk’ın üzerine gelir. Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseden anne, çaresiz “Ancak Medine’ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamber’i orada bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden dönmek.” Şartıyla kendisine izin verir.
Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani, izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar, tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi Medine’ye ulaşır. Hz. Peygamber’in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde bulamaz. Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferi’ndedir. Peygamberimizi bulamayınca çok üzülür. Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (R.A.)’ye “- Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed’i (S.A.V.) ile yandığını, gönlümün bitmez niyazını bildiriniz.” Diyerek ayrılır ve tekrar Yemen yolunu tutar.
Peygamber Efendimiz seferden dönünce Hz. Aişe’ye şöyle hitap ettiler:
“- Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu Rahmani kokular, bu İlahi lezzet nedir?
Ey Allah’ın Resulü; Yemen Oymağı’ndan Karen Köyü’nden Üveys adında bir zat sizi ziyarete geldi. Mukaddes Cemâlinizin bağrı yanık aşıklarındanmış. Zat-ı âlinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra evin içinde bu ulvi kokuları hissettim…

Resulullah son hastalıklarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’ye vasiyet buyurdular : “Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys’e veriniz.”

Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömen Üzeys Hz.’ni bulur ve Peygamberin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerifi Hz. Veysel Kanani’ye verirler…

Hz. Ali’nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup arasında çıkan Sıffin Savaşı’nın hazırlıkları esnasında Hz. Ali tarafında, safında savaşa katılması ricasıyla Medine’ye davat edilirler. Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani’de yaralanarak, Hicret’in 37. Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş meydanında şehit olur…

O’nun defni ve mezarıyla ilgili anlatılanlar birer rivayete dayanır. Nereye ve nasıl defnedildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur. Nerede olduğunu ancak yüce Allah bilir.

Tür: , Yayın tarihi: 24 Ekim 2006

Seçme Bediüzzaman sözleri

Senin zamanın ve ömrün, berkten daha çabuk geçer; hayatın, çaydan daha sür’atli akar.

Sû’-i ihtiyarıyla bazıları yağmurdan zarar görse, “Yağmurun icadı rahmet değildir” diyemez.

Biz zarar vermiyoruz. Fakat menfaat vermeye iktidarımız yok. Onun için mâzuruz” diye özür beyan etmeyiniz. Nurdan zarar gelmez.

Havastan avama merhamet ve ihsan ve avamdan havassa karşı hürmet ve itaatı temin edecek, zekattır. Yoksa yukarıdan avamın başına zulüm ve tahakküm iner, avamdan zenginlere karşı kin ve isyan çıkar. İki tabaka-i beşer daimî bir mücadele-i maneviyede, bir keşmekeş-i ihtilafta bulunur. Gele gele tâ Rusya’da olduğu gibi, sa’y ve sermaye mücadelesi suretinde boğuşmaya başlar.

Üdeba-yı İslâmiyenin meşhurlarından bedbînlikle maruf Ebu-l Alâ-i Maarri ve yetimane ağlayışıyla mevsuf Ömer Hayyam gibilerin, o mesleğin nefs-i emmareyi okşayan zevkiyle zevklenmesi sebebiyle, ehl-i hakikat ve kemalden bir sille-i tahkir ve tekfir yiyip; “Edebsizlik ediyorsunuz, zındıkaya giriyorsunuz, zındıkları yetiştiriyorsunuz” diye zecirkârane te’dib tokatlarını almışlar.

Eğer düşmanlık etmek istersen; kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et.

1338′de islâm ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gayet müdhiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasane çalıştığını gördüm. Eyvah dedim, bu ejderha imanın erkânına ilişecek.

Abbasîlerin zamanında, o tarihte Mu’tezile, Râfızî, Cebrî ve perde altında zındıklar, mülhidler, İslâmiyeti zedeleyen çok fırak-ı dâlle meydana gelmiştiler.

Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşilik ve maddiyyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var: O da Kur’anın hakikatlarına sarılmaktır.

Gizli münafık zındıkların garblılaşmak bahanesiyle siyaseti dinsizliğe âlet yapmaktadırlar.

Gaflet ile yapılan zikirler dahi feyizden hâlî değildir.

Tür: , Yayın tarihi: 24 Ekim 2006

Risale-i Nur seçmeleri

İslâm hükemasının Eflatunu ve hekimlerin şeyhi ve feylesofların üstadı, dâhî-i meşhur Ebu Ali İbn-i Sina, yalnız tıb noktasında “Yeyin,için fakat israf etmeyin.” âyetini şöyle tefsir etmiş. Demiş: Yani: “İlm-i Tıbb’ı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört-beş saat kadar daha yeme. Şifa, hazımdadır. Yani, hazmedeceğin mikdarı ye.

Nerede Türk taifesi varsa, Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır (Macarlar gibi).

Türkiye, İslâm dünyasının garbî kalesidir. Türkiyesiz, ittihad-ı İslâm mümkün değildir.

İdam sehpaları, birer va’z ve irşad kürsüsüdür. Oradan insanlığa ulvî bir gaye uğrunda sabır ve sebat, metanet ve celâdet dersleri verir.

Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: “En leziz ve en tatlı haletin nedir?” Belki diyecek: “Aczimi, za’fımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokatından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir.” Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem’a-i tecelli-i rahmettir.

“Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa,kendilerine “Of” bile deme” âyeti beş mertebe hürmet ve şefkate evlâdı davet etmesi; Kur’anın nazarında vâlideynin hukukları ne kadar ehemmiyetli ve ukukları ne derece çirkin olduğunu gösterir. Madem peder; kimseyi değil, yalnız veledinin kendinden daha ziyade iyi olmasını ister. Ona mukabil veled dahi, pedere karşı hak dava edemez. Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. Zira münakaşa, ya gıbta ve hasedden gelir. Pederde oğluna karşı o yok. Veya münakaşa, haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki, pederine karşı hak dava etsin. Pederini haksız görse de, ona isyan edemez. Demek pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır.

Ülema-i zahir ve bâtının, Tâbiîn zamanında en büyük reisi ve İmam-ı Ali’nin mühim ve sadık bir şakirdi olan Hasan-ı Basrî haber veriyor ki: Bir adam, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanına gelerek ağlayıp sızladı. Dedi: “Benim küçük bir kızım vardı, şu yakın derede öldü, oraya attım.” Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona acıdı. Ona dedi: “Gel oraya gideceğiz.” Gittiler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o ölmüş kızı çağırdı: “Yâ filane!” dedi. Birden o ölmüş kız, “Lebbeyke ve sa’deyk” dedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: “Tekrar peder ve vâlidenin yanına gelmeyi arzu eder misin?” O dedi: “Yok, ben onlardan daha hayırlısını buldum.”

Sen vâlideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir.

Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa; o dua, o ibadet hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz.

Yağmursuzluk bir musibettir ve ceza-yı amel bir azabdır.

Gazve-i Hayber’de bir Yahudi kadını, bir keçiyi biryan yapıp pişirmiş, gayet müessir bir zehir ile zehirlemiş. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a göndermiş. Sahabeler yemeye başladılar. Birden ferman etti: Yani, pişirilen keçi bana der ki: “Ben zehirliyim” diye haber veriyor. Herkes elini çekti. Fakat o şiddetli zehirin tesirinden, Bişr İbn-il Berra’, aldığı bir tek lokmadan vefat etti. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o Zeyneb ismindeki kadını çağırdı. Ferman etti: “Neden böyle yaptın?” O menhuse dedi: “Eğer peygamber isen, sana zarar vermeyecek; eğer padişah isen, insanları senden kurtarmak için yaptım.” Bazı rivayette onu öldürtmemiş, bazı tarîkte öldürtmüş.

Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz!

Âhirzamanda gelecek Ye’cüc ve Me’cücün komitesi, anarşistler olduğuna Kur’an işaret ediyor.

İnsanları canlandıran emeldir; öldüren ye’stir.

Zalimler için yaşasın Cehennem!

Zaman, bir ip, bir şerittir ki, o Sâni’-i Zülcelal her sene bir başka âlemi ona takıp, gösteriyor. O taktığı âlemin içinde üçyüzaltmış tarzda muntazam suretlerini tecdid ediyor. Kemal-i intizamla ve hikmetle değiştiriyor.

BSN

Tür: , Yayın tarihi: 24 Ekim 2006

Nur damlaları

Kaderi tenkid eden başını örse vurur, kırar.

Sakın birbirinizden gücenmeyiniz ve tenkid etmeyiniz. Yoksa az bir za’f gösterseniz, ehl-i nifak istifade edip sizlere büyük zarar verebilirler.

Dünyada en büyük ahmak odur ki; dinsiz serserilerden terakkiyi ve saadet-i hayatiyeyi beklesin.

Bu asrın bir hassası şudur ki; hayat-ı dünyeviyeyi, hayat-ı bâkiyeye bilerek tercih ettiriyor. Yani kırılacak bir cam parçasını, bâki elmaslara bildiği halde tercih etmek bir düstur hükmüne geçmiş.

Hareket eden yıldızlar ise, balıklar gibi sema içinde gezerler ve tesbih ederler.

Akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı aklîye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’an hükmedecek.

İktidarsız ve ihtiyarsız bir yavrunun imdadına umulmadık bir yerden, yani kan ve fışkı ortasından beyaz, safi, temiz bir süt göndermek olan cüz’î fiil ise; tevhid nazarıyla bakıldığı vakit, birden bütün yavruların pek çok hârikulâde ve pek çok şefkatkârane olan küllî ve umumî iaşeleri ve vâlidelerini onlara müsahhar etmeleriyle rahmet-i Rahman’ın cemal-i lâyezalîsi kemal-i şaşaa ile görünür. Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa, o cemal gizlenir ve o cüz’î iaşe dahi esbaba ve tesadüfe ve tabiata havale edilir; bütün bütün kıymetini, belki mahiyetini kaybeder.

BSN

Tür: , Yayın tarihi: 24 Ekim 2006


Diğer sayfalara üyeler geçebilir...